Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  


Yıldırım GÜRSES

Saygı ve rahmetle anıyoruz.

Yıldırım Gürses, 21 Ocak 1938 tarihinde Bursa’da doğmuştur. Babası Ziraat Bankası memurlarından Nasuhi Bey ve annesi Müeyyet Cevriye hanımdır. Ablasının adı Cahide’dir. Babası ud çalar ablası söylerdi. Bu da küçük Yıldırım’ın ilk müzik eğitimi oluyordu. Bu arada şarkı söylemeyi, usul ve uslubü öğreniyor ve biraz da kanun çalıyordu.

İlk okula babasının tayin olduğu Bursa Yenişehir’de başladı, sonra yine Bursaya gidince orada devam edip Çelebi Mehmet Ortaokulundan sonra Bursa Erkek Ticaret Lisesi’nden mezun oldu. Sonra Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi’ni kazanarak üniversite eğitimine Ankara’da devam etti ve bu üniversiteden mezun oldu. Lise döneminde Türk Musikisi Cemiyetin’de çalışmalara başladı. Aynı dönemde Ticaret Lisesinde konserler vermiştir. Üniversitede okurken bir yandan da türk ve batı müziği dersleri aldı.

1959 yılında Ankara Devlet Opera imtihanına girdi ve Türkiye birincisi oldu. Opera’da 7-8 ay çalıştıktan sonra ayrıldı ve TRT sınavını yine üstün başarıyla kazanarak çalışmalarına burada devam etti. Radyodaki çalışmaları sırasında beste yapmaya da başladı.

12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz güverte binbaşısı Mehmed Nail bey, Annesi deniz yarbayı Osman Fevzi bey kızı Fatma Zehra hanımdır. Ailenin en büyük çocuğu olup bir erkek bir de kız kardeşi vardır. (Fatma Neziha- Nejdet Sançar) Çocukluğu dış tehditlerin arttığı, siyasi farklılıkların çatışmaya dönüştüğü, devletin azınlıkların çıkardığı nümayişlerden dolayı başını kaldıramadığı bir dönemde geçti. Mâmâfih ihanet sözcüğü Atsız beyin hayatında çok önemli bir yer işgal etti.

İlk ve orta öğrenimi Kadıköy’deki Fransız ve Alman okullarında eğitim aldı. Daha sonra babasının yanına giderek Süveyş’de Fransız okullarında öğrenime devam etti. Burada ki Türkler hakkındaki menfi tavırlar ilerde oluşacak milliyetçilik duygusunun gelişmesinde önemli yer etmektedir. İleriki yıllarla beraber Arap isyanlarını ve mütareke yıllarını görmesi kendisinde ön yargının oluşmasını sağlamakla beraber rotasının ırkçılığa doğru yönelmesine neden olur.

Hüseyin Nihal Atsız, bu yıllarda sürekli tarih okumakta ve devletin bekasını nasıl sağlayabileceğiyle ilgili kendiyle istişare yapmaktadır.

basrigoculBalkan Harbi sırasında, Çorlu'nun Muhittin mahallesinde, bozguna uğratılmış istilâcı düşmanın geri çekilirken çevresinde-kilerle beraber, yıkılıp külleştireceği önü bahçeli, tek katlı bir ev vardır. İçerisinde "Uzun" lâkaplı Arif Ağanın reislik ettiği 7 nüfuslu şöhretsiz bir aile yaşamaktadır. Yanmasından iki yıl evvel, 1910 senesi Mart ayının 15.ci günü, bu ailenin fertleri arasına ismini "Basri" koyacakları biri daha katılıyor.

Kundaklanıp yanına yatırıldığı anası Hamide Hanım ve diğer hâne sâkinleri kederlidirler. Çünkü talihsiz yavru dünyaya bir bacağı ârızalı olarak göz açmıştır. Sol ayağının bilek altına düşen kısmı içe doğru kıvrıktır. Bahtsız Basri, çile çekmek, acemcede darb-ı meselleşen "Kâşki merâ mâder nezâdı' yâni (Validem beni keşke doğurmasaydı!) sözünü sık sık tekrarlamak üzere doğmuş gibidir.
Yürürken aksatacak kusurlu hâli, emekleme çağından kurtulup da sokak çocukları arasına katılınca alaya alınır oldu. Bu alaya almalar onurunu sarsıyor, körpecik yüreğine elem dolduruyordu.

nurettintopcu2Türk gençliğinin ve memleketin birçok meselelerine, milliyetçi bir görüşle koyduğu isabetli teşhisleri ve çeşitli konulardaki edebî ve İlmî yazılarını 1950’den bu yana, büyük bir zevk ve takdirle takibettiğimiz, Nurettin Topçu’yu 10 Temmuz 1975 günü kaybetmiştik.

Büyük bir dâva ve fikir adamı olan Nurettin Topçu Bey’le, 1965 yılında müşterek bir dostumuz aracılığı ile şahsen tanışma imkânını bulmuştum... Daha ilk görüşte anlamıştım ki, yazılarında o kadar sert, cesur ve kabına sığmayan bir insan, hususi hayatında demek bu kadar mütevazi ve mütebessim olabiliyor, hattâ kibir ve gururdan nefret edebiliyordu...

Bir zamanlar Türk Gençlik Teşkilâtı’nın, sonra da Milliyetçiler Derneği’nin Kayseri şubesi yönetim kurulunda bulunduğumuz sıralarda, Onun hararetli yazılarından aldığımız feyz ve cesaretle, Türklük düşmanlarıyla mücadele azmimizi geliştirir, gençliğimizin en heyecanlı ve zevkli anlarını, merhum Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil ve Dr. Nurettin Topçunun yazılarını okumakla geçirirdik.

Vefatından sonra ise, Topçu’nun kurucusu bulunduğu “Hareket” dergisi ve yayınlarını,

burhantoprak“Yunus Emre’yi bulmadan önce, Türk edebiyatının havasında bunalıyordum. Yunus Emre, Türk Orta Çağının zirvesidir. Onun divanı bizim divana commedia (ilahi kometya)’mızdır. O kitapta, ruhun büyüklüğü, vücudun fâniliği, kendi taliimizi yaratmamak felâketi, insanların bütün sefaleti, ulviliği, ıstırap ve tesellisi vardır.

Saz şâirlerini lüzumundan fazla tekdüze, lüzumundan fazla sâde, bir kelime ile bayağı buluyordum. Divan edebiyatına gelince; bu edebiyatın kendisine mahsus Cachet’si, bedi ve beyan kaideleriyle tespit edilmiş teşbih, istiare, mecaz vesairesi, klişeleri; gül deyince arkasından bülbül; gülşen, bahar, sabâ, bâde deyince, yine arkasından bezm, sâkî, mahbûb, cânân, sâgar ve piyâle kelimelerini sıralaması, nihayet biteviye aynı temaları, aynı düşünceleri gevelemesi, en büyüklerinde bile beni deli edecek kadar iğrendiriyordu. ”

NİHALATSIZTürkçülük ülküsünün büyük önderi, kudretli şâir ve tarihçi Nihal Atsız’ı 11 Aralık 1975 günü, beklenmedik bir anda kaybettik. 1975 yılı içinde Arif Nihat Asya, Necdet Sançar ve Nurettin Topçu ile birlikte Atsız’ın da aramızdan ayrılışı, Türkçülük dâvasına gönül verenleri derinden sarsmıştır.

1905’te İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Atsız’ın, babası Güverte Binbaşısı Mehmet Nail, dedesi Gümüşhane ilinin Torul ilçesine bağlı Midi köyünden Çiftçioğlu Ahmet Beydir. İlk ve orta öğrenimini çeşitli okullarda sürdüren Atsız, yüksek öğrenim için önce İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine, oradan da Askerî Tıbbiye’ye geçmiş, Ziya Gökalp’ın cenaze töreninde, o zaman milliyetçilerle diğerleri arasında çıkan kavga sebebiyle Askerî Tıbbiye’nin üçüncü sınıfından tard olunmuştur.

Bunun üzerine, bir yandan çeşitli yerlerde çalışırken, bir yandan da Yüksek Muallim Mektebini bitirmiş (1930) ve

CENGİZAYTMATOV(d. 12 Aralık 1928, SSCB - ö. 10 Haziran 2008, Almanya).
Türk Dünyası'nın ünlü yazarlarından.[1]. Dünya edebiyatında tartışılmaz bir yere sahip kitaplarıyla Türk kültür zenginliğini bütün dünyaya tanıtan yazar, edebiyatçı
12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'daki Talas eyaletinin Şeker köyünde doğdu. Babası Torekul Aytmatov, Sovyet Kırgızistan'ında seçkin devlet adamı idi, ancak 1937'de tutuklandı ve 1938'de kurşuna dizildi. Tatar kızı olan annesi Nagima Hamziyevna Abdulvaliyeva tiyatro aktrisiydi. Adı, Cengiz Han'dan esinlenerek konulmuştur.

Gençliği sıkıntılı bir döneme denk gelmişti. O dönemde zaten yeni yerleşmeye başlayan siyasî sistemle, bir de savaşla mücadele etmek zorundaydı. Çok genç yaşta çalışmaya başladı; çünkü II. Dünya Savaşı'nın SSCB üzerindeki etkileri gençleri de etkiliyordu, yetişkinler savaşta olduklarından, gençlere büyük iş düşüyordu. On dört yaşında köyündeki sekreterliğe girdi. Burada tarım makinelerinin sayımı, vergi tahsildarlığı gibi işlerde çalıştı.

talibicoskunHalk Edebiyatımızda, nasıl ki “Kerem” denince hemen “Aslı”yı, “Mecnûn” denilince “Leylâ”yı hatırlarsak, XX. yüzyılın ünlü Halk Şairi “Talibî” Coşkun da, edebiyatımıza yeni bir isim kazandırdı; “Keklik Emine”...

Ne şehirli oldum ne de bir köylü

Geçti ömrüm adam olmadım eyvah.

Hayatım anlatsam çok uzun boylu

Kaderim yokmuş gülmedim eyvah.

Köylüler, geldikçe yüz vermediler

Komşular bir atım tuz vermediler 

Emmi dayı bana kız vermediler 

“Keklik Emine ”yi almadım eyvah...

Dede Korkut 1Tüm Türk topluluklarının, milletlerinin ortak kültürüdür. Dede Korkut; Dedem Korkut, Korkut Ata, Atam Korkut olarak da bilinir. Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Kırgızistan ve diğer Türk illeri, Dede Korkut’u farklı adlarla ama aynı hikayelerle tanır.

Genel anlamda birçok kaynak Dede Korkut için “Oğuzların bilicisi” olarak geçer. Dede Korkut hakkında bir özyaşam ya da yaşam öyküsü yoktur, biz onu bize bırakılan ve kendi adıyla anılan Kitab-ı Dede Korkut eserinden biliyoruz. Tahminimizce Dede Korkut, bir çıkış noktası olarak düşünülmelidir ki tarihte hemen hemen her Türk milleti bu biliciye sahip çıkmış ve bu yüzden de onun hakkında net ve kesin bilgilere ulaşamaz hale gelmiştir.

necipfazilTürk milletinin XX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli ve çok yönlü fikir adamı ve şairlerinden biri de hiç şüphe yok ki, üstad Necip Fazıl Kısakürek’tir.
O, seksen yıllık ömrü içinde, kaleme aldığı nesir ve şiirleriyle, asil ve necip milletimizin millî ve manevî duygularına tercüman olmuştur. Özellikle 1943 yılından itibaren çıkarmağa başladığı ve vefatına kadar aralıklarla devam eden “Büyük Doğu” dergisindeki fikrî, dinî, İlmî ve edebî yazıları ve polemikleriyle, imanlı ve azimli bir nesil yetiştirmiştir.
O itibarladır ki, Kültür Bakanlığının “Büyük Ödül”ünü almış ve Türk Edebiyatı Vakfı tarafından, kendisine 1980 yılında “Sultânü’ş Şuârâ” (Şairler Sultanı) ünvanı verilmiştir.
Necip Fazıl, Kültür Bakanlığı’nın “Büyük Ödül’ünü aldığı zaman, ünlü mizahçı Aziz Nesin, ona gönderdiği 5 Aralık 1980 tarihli mektubunda:
“Bu ödülü almakla, Kültür Bakanlığı’m ödüllendirdiniz.’’ demiştir.
Maraşlı bir ailenin çocuğu olarak 26 Mayıs 1904’te İstanbul’da doğan Necip Fazıl, 25 Mayıs 1983’te yine İstanbul’da vefat ettiği zaman, Osman Yüksel Serdengeçti de:

nurettintopcuCumhuriyet devri fikir hayatımızın en önemli simalarından birisi de hiç şüphesiz ki Nurettin Topçu’dur. O, daha çok bir fikir adamı, felsefeci ve ahlakçı olarak tanınmakla beraber aynı zamanda bir hoca idi. Altmışaltı yıllık ömrünün yaklaşık kırk yılını bu meslekte geçirdi. Felsefe tahsili için gittiği Paris’ten 1934 yılında yurda döndükten sonra İstanbul, İzmir ve Denizli’ de muhtelif liselerde Felsefe, sosyoloji, mantık ve ahlâk dersleri okuttu. Binlerce talebe yetiştirdi.

Nurettin Topçu, aslında üniversite hocası olacak donanıma sahipti. Paris Sorbon üniversitesinde doktorasını tamamlamış, buradan birincilikle mezun olan ilk Türk öğrenci özelliğini taşımaktaydı. Doçentlik tezini vermiş olmasına rağmen, devrin üniversite idarecileri bu çapta bir insana üniversite kapısını kapattılar. Bunda en büyük etken ise Topçu Hoca’nın fikri ve ahlâkî şahsiyeti idi.

Topçu, bu olayı fazla da önemsemeyerek 1945’te Lise hocalığına başladı. İlk görev yeri Galatasaray lisesi idi. Oradan okul müdürünün

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
VATAN

VATAN

21.10.2018
Vatan mefhumu bazı araştırmacılarımıza göre Fransız ihtilalinden sonra hudutlarımızdan girmiştir. Vatan Şairimiz Namık Kemal ile Osmanlı Türkiye’si tanışmıştır. O’nda bile...
Her gün gibi, her zamanki gibi geldi geçti yine kadınlar günü. Yıllardır da hep gelip geçiyor aynı şekilde zaten. Zaten...
"Ankara’nın taşına bak Gözlerimin yaşına bak Düşman bizi esir etmiş Şu feleğin işine bak" Mustafa Kemal puslu bir Ankara günü gözlerini hafif kısmış alabildiğine...
Anadolu Selçukluları devrinde, bugünkü Karaman, Lârende adıyla tanınıyordu. Bir gün Lârendeye sevinçli bir haber ulaşmıştı. Ailesi ile birlikte Horasan’ın Belh...
Nasrettin Hoca bir yolculuk sırasında havanın aniden kötüleşmesi yüzünden, köhne bir handa konaklamak zorunda kalır. Gece büyük bir fırtına çıkar...
Sayın Fatma Adile Başer, akademik düzeyde ve ama bir sanatçı duygu ve duyarlılığı ile bizim müziğimiz, Türkçemiz, kültürümüz ve medeniyetimiz...
“Bugünkü Irak devletinin sınırlarını oluşturan topraklar Osmanlı idarî bölünmesindeki Musul, Bağdat ve Bas­ra eyaletlerini içine almaktadır. 1500 yıla yakın bir...
SESSİZTANBUL

SESSİZTANBUL

12.11.2017
İstanbul’daydım bugün yine… Biliyorum sana haber vermeliydim gelirken. Bana kendine bir iyilik yap ve İstanbul’a gel demiştin. Seninle olsak neler...
Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel olarak kullanılmış, mekân sahipleri de bu unvanla anılmaktan...
Bir Medeniyetin Mimarı Ölümsüz eserleri, sanatları ve sözleriyle Anadolu’yu aydınlatanlar, Anadolu’ya Türklüğün değişmez damgasını vurarak, onu ebediyyen Türk vatanı yapanlar...
1.Giriş Şiir, her şeyden önce “dil” sanatıdır. İnsanların hafızalarında roman-hikâye cümleleri yerine mısraların, beyitlerin daha çok yer etmiş olması, taşıdığı mesajın...
KAYIPLARIMIZ

KAYIPLARIMIZ

13.05.2018
‘Nelerimiz kayboldu? Nelerimizi kaybettik? Yitiklerimizden neyi/neleri hep arayıp duruyoruz? Kayıp verdiklerimiz mi çok, kayıplara karışanlarımız mı çok? Ağır kayıplarımız neler?
Başlangıcı XVI. asra dayanan ve tarih sahnesinde kesintisiz süreklilik göstermek kaydı ile günümüze kadar ulaşan âşık edebiyatı ve geleneği Türk...
Tanzimat’ın İzzet-İ Nefsine Yolculuk-Sezai Ve Musurus Paşa’dan Hareketle Tanzimat döneminin doğum tarihi olarak biri başına diğeri sonuna yerleştirilebilecek en çarpıcı iki...