Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

Adil Hafızanın Işığında, Birinci Dünya Savaşı’na Giden Yol ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu

Altay Cengizer

Doğan Kitap, 2. Baskı, 2014, ISBN: 978-605-09-2289-9.

Tanıtım: Hasip SAYGILI*

Birinci Dünya Harbi’ne Osmanlı Devleti’nin girişi ile ilgili kayda değer bir eser halen Dışişleri Siyaset Planlama Genel Müdürü olan Büyükelçi Altay Cengizer tarafından 2014 yılı sonlarında yayınlanmıştır. Yerleşik kabullerle uzlaşmaya gitmeden kendi doğrularını cesaret ve açıklıkla ifade eden bu eser Mustafa Aksakal’ın Harb-i Umumi Eşiğinde Osmanlı adlı ciddi emek mahsulü eseriyle beraber literatürde önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Yazar muhafazakâr, ulusalcı ve sol çevrelerin müşterek olarak olumsuzladığı bir dönemi ve olaylarını sağlam bir bilgi ve muhakeme ile incelemiş ve tutarlı bir monografi ortaya koymuştur.

Büyükelçi Cengizer çok farklı görüşlerdeki İbnül Emin Mahmut Kemal İnal, İsmail Hami Danişmend, Yusuf Hikmet Bayur, Yuluğ Tekin Kurat, Şevket Süreyya Aydemir, İlber Ortaylı, Şükrü Hanioğlu, Baskın Oran, Fikret Başkaya ve Bingür Sönmez gibi şöhret sahibi kimselerin konuya ilişkin yazdıklarını soğukkanlılıkla eleştirmiş, çok tekrarlandığı için gerçek olduğu neredeyse tartışılmaz hale gelmiş dönemle ilgili kabullerin çoğunun İngiliz ve Rus savaş propagandası ürünü olduğunu da göstermiştir.

“TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR” ÜZERİNE Mustafa AKSOY ile Söyleşi

Söyleşi: Ahmet VURGUN  

          

Kültür tarihimizde pek çok boşluk söz konusudur. Özellikle söz konusu etnografya eserleri olduğunda bu daha açık bir şekilde kendini gösterir. Bazen halılarda, resimlerde gördüğümüz, bazen evlerin dış cephelerinde karşılaştığımız maddi kültür unsurları olan işaretler, damgalar, motifler yani kısacası Türk kültür tarihinin etnografik eserleri hakkında, sosyolog Mustafa Aksoy tarafından kapsamlı bir çalışma hazırlandı. Mustafa Aksoy, Prof. Dr. Kemal Üçüncü’nün de belirttiği gibi, sosyoloji disiplininden gelen ve bütün akademik kariyerinde Z. Fahri Fındıkoğlu, Mehmet Eröz çizgisini takip eden, sahaya, kültüre bizatihi temas etmeye önem veren bir Türkolog ve akademisyen.

Mustafa Aksoy hocamızla, Türk kültür coğrafyasını karşı karış gezerek 18 yıllık bir emek sonucu ortaya koyduğu “Tarihin Sessiz Dili Damgalar” kitabı üzerine konuştuk. Bu eser, “Yeni Ufuklar Derneği” tarafından, “2014 Türk Kültürüne Hizmet Ödülü” ve ABD’de yaşayan Türklerin, Türk asıllı Amerikalıların ve Amerikalı Türk dostlarının oluşturduğu sivil toplum kuruluşu olan “Turkish Forum” tarafından “2014 Yılında Alanlarında İz Bırakmış En Başarılı Meslek İnsanları” ödülüne layık görüldü.

Okumuşumuz olsun, cahilimiz olsun, Doğu illeri hal­kına hemen “Kürt” der, çıkar. Hiç hatırına getirmez ve hattâ bilmez ki, Doğu illerinde yerli şehir Türkleri, Türk­menler, Karakalpaklar, Azeriler de yaşamaktadır. Kürt diye anılan insanlar Kurmanç ve Zaza adı veri­len iki büyük zümreye ayrılmaktadır. Bunlardan Zazalar, Kürtlüğü kat’iyen kabul etmeyip, Kurmançların Kürt ol­duğunu, kendilerinin ise Zaza olduğunu söylerler. Ancak bazı görüşler bu hükmün istisnasını teşkil eder. “Kürtçü” görüşü savunanlara göre, bir Kürt ırkı vardır ve Kurmançlarla Zazalar bu ırkın şubelerini teşkil eder. Beynelmilel cereyanlar da böyle sun’î bir ırk yaratıp, Tür­kiye’yi parçalamak istediğinden, yurt sathında filizlenme imkânı bulan bu muzır fikirleri yeşertmek için çırpınırlar. Elinizdeki kitapta da çeşitli örnekleri olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu, otantik kültür değerleri açısından Batı Anadolu’dan daha Türk’tür. Mesela coğrafî şartlardan dolayı Hakkâri ve Tunceli’nin nüfus hareketliliği son derece zordur. Böyle olmakla beraber bu illerde yapılan halı-kilimlerle Sibirya, Orta Asya ve Moğolistan’daki Türklerin yapmış oldukları ha­lı-kilimlerin üzerindeki damgalar niçin aynıdır? Diğer yandan dünyada bilinen ilk koç-koyun başlı mezar taşları 1772’de Rus arkeologlarca Altaylarda bulmuş (altı adet) olup, tarihleri M.Ö. X. asır olarak belirtilmişken, nasıl oluyor da bu mezar taşlarının son örnekleri Tunceli ile Hakkâri’de karşımıza çıkıyor? Prof. Dr. Mehmet Eröz, büyük bir titizlikle saha araştırmalarına dayanarak yaptığı araştırmalarında belli bölgelerin muhtelif zümrelerle anılır olmasını kabul etmemiş, lengüistik, etnografik ve tarihî vesika ve kaynaklara dayanarak Doğu Anadolu’nun Türklüğü’nü göstermiştir.

İçindekiler:

İstanbul Dârülmuallimîn-i (1848-1924) 

Uğur Önal, Togay Seçkin Birbudak
Ankara, ATAM, 1.bs., 2013, 360 sayfa, ISBN:978-975-16-2535-9

Yayına hazırlayan: Fatih AKMAN


Türk eğitim sisteminin temelleri, Cumhuriyet’ten evvel, Osmanlının modernleşme hamlesinin süratlendiği 19.yüzyıl içerisinde aranmalıdır. Tüm devlet kurumlarının etkilendiği bu modernleşme serüveni, elbette eğitim kurumlarının yapısını da yakından etkilemiş, aynı zamanda bu modernleşme hamlesinin süreklilik kazanması amacıyla eğitim kurumları bilfiil bu değişime uygun olarak teşkilatlandırılmıştır. Bu sebeple günümüz eğitim sistemini değerlendirirken yine günümüz eğitim kurumlarının selefi rolündeki kurumları incelemek elzemdir.

Elimizde bulunan İstanbul Dârülmuallimîn-i (1848- 1924) adlı eser günümüz eğitim fakültelerinin ilk modelini teşkil eden Dârülmuallimînlerin, kuruluş aşamasından isim ve yöntem değişikliğine uğradığı Cumhuriyet dönemine değin, kurumun zaman içinde yaşadığı değişim ve gelişimin detaylarını okuyucuya sunmaktadır.

Eser; Giriş kısmının ardından sırasıyla İstanbul Dârülmuallimîn-i Rüşdiyyesi (1848-1913), İstanbul Darülmuallimîn-i Sıbyânı (Dârülmuallimîn-i İbtidâiyyesi 1868-1924), Dârülmuallimîn-i İdâdiye, Dârülmuallimîn’in Meşhur Müdür ve Muallimleri, Dârülmuallimîn’in Faâliyet ve Etkinlikleri adlı beş ana bölümden ve ertesinde Sonuç, Bibliyografya, Ekler, Kronoloji, Dizin gibi kısımlardan oluşmaktadır. Biz de eserin başlıklarına uygun olarak sırasıyla başlıklar özelinde tanıtım ve değerlendirmede bulunmaya çalışacağız.



ŞEHSÜVÂR-I CİHÂNGÎR-FÂTİHNÂME

Turgut GÜLER

Ötüken Yayınları, 2015

Cihângîr Tûğlar -Selîmnâme- kitabıyla edebiyat ve târîh severlere büyük bir şölen sunan Turgut Güler, Şehsüvâr-ı Cihângîr -Fâtihnâme- kitabıyla da “Türk İstanbul”da yaşamanın Peygamber müjdeli lezzetini bize sunan Fâtih Sultan Mehmed Hân’ı anlatıyor. O Hân ki, hem kendi hânedânının içinde, hem diğer Türk siyâsî teşkilâtlarının hükümdârları arasında, hem de Dünyâ idârecileri sıralamasında “yegâne” olmayı başarmış, cümle ölçü ve değerlendirme kıstaslarını dürüp bir kenâra atmıştır. Türk târîhiyle berâber, en geniş mânâsıyla Cihân târîhinin gelmiş geçmiş sayılı şahsiyetleri arasında zirveye oturan Fâtih Sultan Mehmed Hân, Türk milletinin yetiştirdiği Cihân’a değer bir isim ve soyunun iftihâr kaynağıdır. 12 yaşında ilk saltanatına başlayan, 19 yaşında ikinci def’a tahta oturan, 21 yaşında İstanbul’u fetheden, babasının vefâtından sonra 30 yıl hükümdârlık yapan ve 49. yaşının içinde Hakk’a kavuşan Fâtih Sultan Mehmed Hân, eslâfı ve ahfâdı tarafından kırılamayan bir rekorla, tam 25 Sefer-i Hümâyûn’a çıkmıştır. Bu seferlerden birden fazlasını bir yıla sığdırdığı olmuş, hep askerinin başında, hep yollarda bir ömür geçirmiştir. Ömrünün en büyük gâyesi olan İstanbul’da, fethi tâkip eden dönemde, kesintisiz olarak bir tam yıl bile oturamamıştır. Edirne’de, Sarây-ı Atîk’de Dünyâ’ya gelmiş, Gebze yakınlarında Hünkâr Çayırı / Tekfûr Çayırı mevkiinde, son seferine çıkarken bu Âlem’den hicret eylemiştir.



Türk Devlet Geleneği

Prof.Dr. Aydın Taneri

Merhum Prof. Dr.Aydın Taneri’nin birkaç defa yeniden geliştirilerek basılan “Türk Devlet Geleneği Dün-Bugün” adlı (Ankara,1993) eserinde kültür, millet,devlet kavramlarıyla ilgili görüşlerinden özet­lemeler yapmak istiyorum.Taneri’nin anlatımına göre tarih, yüzyıllar boyunca insan topluluklarında olu­şan olayların yorumlanması ve o olayların günümüze yansıyan etkenlerinin değerlendirilmesidir. Millet ise: ortak geçmişi olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğudur. Bu tarife göre millet olma niteliği, geçmişten süregelen o millete özgü ruh’un var olma­sına bağlıdır. Tarih uzmanları esas bu ruhu incelerler (sa:17). Ayrıca millet olarak yaşayan her toplumun amacı, hem diğer milletlere karşı ortak menfaatlerini korumak, hem de, ortak inanışları, hayat tarzını, adet, fikir, bilinç ve iradeyi devam ettirmektir. Millet, de­vamlılık ifade etmeyen halk olmaktan çıkan ve politik bir örgütlenme iradesiyle “devlet oluşturan” bir toplu­luktur. Bu örgütlenmeyi önderler yaparlar ve milletin devlete kavuşmasını sağlarlar(sa:81).Bir devletin olu­şabilmesi için dört ögenin var olması gerekir:

1.Millet: Bir devletin oluşabilmesi için ilk şart millettir. Türklerde millet kavramı Türk tarihi ile baş­lar. Atalarımız var oldukları tarihten itibaren birlikte yaşama arzusu ile eski hatıralara ve kültür değerlerine ve ülkelerine bağlı olarak bir bütünlük içinde olmuş­lardır. Taneri’nin ifadeleriyle:

enverpasaninhatiralariKitap Enver Paşanın anılarını üzerine ekleme yapmadan olduğu gibi aktarıyor. Tarihimizde önemli bir yeri olan Enver Paşanın anılarını kendi ağzından dinlemek keyifli. Öğrendiğimiz tarihin eksikliğini yüzümüze vuruyor.Eski mektuplar eski dilde aynen verilmiş. Enver paşanın son dili son derece naif kullandığını belli eden mektuplar.

Derleyici: Halil Erdoğan Cengiz

Yayın Tarihi 2018-01-04

ISBN 9754588341

Enver Paşa'nın bizzat elinden yazılmış hatıralarıdır. Doğumundan II. Meşrutiyet'in ilânına kadar olan zamanı kapsamaktadır. Hatıraları okuduğumda Enver Paşa'ya bir kez daha hayran oldum. Enver Paşa gerçekten çok dürüst, namuslu ve mütevazi bir adamdır. Hatıralarını okuduğunuzda da bunu üslubundan farkediyorsunuz. Anıların orijinali Enver Paşa'nın ailesinden alınıp, Halil Erdoğan Cengiz tarafından neşredilmiştir.

karasi yorukleriKitap, Karasi Beyliği topraklarına karşılık gelen alanda, yerleşik hayata geçirilen Yörüklerin 16. Yüzyıldan 19. Yüzyıl sonlarına kadar) nüfusu, ödemiş oldukları vergiler, yerleştirilmiş oldukları köyler, yaylaları… vb. hakkındadır. Çalışmamızda Balıkesir’den Bergama’ya kadar uzanan bölgede yerleşik hayata geçmiş olan Türk boylarının (Karkın, Salur, Bayad, İğdir, Kınık, Yazır, Yıva, Bayındır… gibi) nüfusları ile ilerleyen tarihlerdeki Yörük gruplarının (Davulcu, Turfallı, Sultan, Kubaşcanbalı, Kubaşhacıhasan, Kubaşkahramanoğlu, Kubaşkaramusaoğlu, Keserler, Yüncü, Köseler, Akçakoyunlu, Zahidler, Kağan, Karakeçili, Söğüdlü, Kirlikubaş, Yağcıbedirli, Elmaçukuru, Kıldonlu, Poyrazlı, Selimler… gibi ) nüfusları ve iktisadî uğraşları hakkında Osmanlı Arşiv kayıtlarına dayalı bilgiler bulunmaktadır.

İlk Baskı Yılı : 2017
Ebat : 14x22
Sayfa Sayısı : 199
Medya Cinsi : Ciltsiz

NAHİDE ŞİMŞİR KİMDİR?

kirimkokenlidevletadamlariNuri Kavak' ın 18 Mayıs 1944 Soykırımı'nda kaybettiğimiz Kırım Tatarları' nın anısına ithaf ederek yazmış olduğu "Osmanlı Bürokrasisinde Görev Almış Kırım Kökenli Devlet Adamları" adlı eser gayet kıymetli ve dokunaklı.

Cengiz Dağcı, Hatıralarda Cengiz Dağcı, s.50.

 “Mutluydum. Babam da mutluydu.

Bugünlerde mutluluklar başka ölçülerle ölçülür. O zamanki durumumuzda mutluluk bizim için hayatta kalabilmemiz oldu.

Yalnızca o zamanki durumumuzda mı?

O zamanı takibeden uzun yıllar boyunca da Kırımlılar için hayatta kalabilmek oldu mutluluk. Tanrım! Hayatta kalmanın ve yaşamanın değerini bilmemiz için, önce Kırım’da, sonra da Kırım’ın dışında yıkılmış bir durumda yaşamamız gerekti.

ahilikfutuvvetAhilik, bir Ortaçağ esnaf teşkilâtıydı. Batı’daki lonca teşkilâtının, Türkleştirilmiş ve İslamlaştırılmış bir modeliydi. Aslında, ekonomik bir müessese olarak kurulmuş olsa da, zamanla ekonomik olduğu kadar İslâmî ve insanî renkleri de olan bir müessese mahiyeti kazandı. Ona bu renkleri biz kattık. Nitekim, bu teşkilâtın bir diğer ismi olan “fütüvvet”; cömertlik, eliaçıklık, mertlik, delikanlılık mânâlarına geliyordu. Daha evvelki devirlerde Bizans’ta, Türk-İslâm dünyasında Selçuklularda bulunan bu müessese, Osmanlılarda devam etti. Ancak Batı Avrupa’da tamamen, çalışanların Feodal Bey lehine kontrol ve istismarını hedefleyen bu müessese, Selçuklular ve bilhassa da Osmanlılarda, çalışanların ve tüketicilerin korunmasını hedefliyordu. Dolayısıyla, iktisadî yönüyle bir esnaf teşkilâtı olan Ahilik, manevî yönüyle âdeta bir tarikat gibiydi. Kendisine ait ahlâkî, insanî ve dinî kaideleri vardı. Bu yönüyle de cemiyetin sadece ekonomik gelişimine değil, sosyal, kültürel, insanî ve manevî gelişimine de hizmet ediyordu. Umut Güner’in -Dinî, Siyasî ve Sosyal Yönleriyle- Tarihte Fütüvvet ve Ahilik adlı bu kitabı, Türkiye Selçukluları döneminde Anadolu’nun maddî-manevî yapılanmasını idrak etmeye katkı sağlayacak bir çalışmadır.

emirdagmediumBirinci baskısı Emirdağlılar Vakfı’nca (2013), İkinci baskısı Emirdağ Belediyesi’nce (2017) yapılan ağabeyim sayın Şükrü TÜRKMEN ile yazdığımız Örnekleriyle EMİRDAĞ AĞZI kitabımızdan da konu ile ilgili olanları seçilip alındı.

Bölge insanının gönül ve ülkü dünyasını yansıtma arzusuyla yola çıkıldığı eserimizde kavramların açıklanmasında cümleler kurulurken ana konunun folklorik değerler olmasına özellikle dikkat edildi.

Üç bin iki yüz on beş 3215 Atasözü ve deyim örnekleriyle açıklandı. İki yüz elliye yakın Örneklerde Emirdağ türküleri, Emirdağ ağıtları ve Emirdağlı şairlerimizin mahallî ağızla yazdıkları şiirleri kullanıldı.

Sözler, kalıp sözler, terimler, deyimler, tâbirler, atasözleri, dualar beddualar kalıp olarak ele alınıp açıklandı. Cümle içinde kullanılırken de bölgedeki kullanımına; sosyo kültürel hayatı, folklorik değerleri yansıtmasına dikkat edildi.

Eserimizde alfabetik sıralamada atasözlerinin bitiminde deyimler ile sözler, kalıp sözler, terimler, tabirler, dualar beddualar ... sırayla verildi.

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Felsefeye dair seçkin eserleri, makaleleri ve konferanslarıyla fikir ve sanat hayatımıza büyük hizmetlerde bulunan Ord. Prof. Hilmi Ziya Ülken'i, 3...
KANAAT

KANAAT

31.07.2017
Kanaat, TDK Türkçe Sözlük’te aşağıdaki anlamlarda kullanılıyor: 1. Elindekinden hoşnut olma durumu, kanıklık, yeter bulma, yetinme, fazlasını istememe, doyum. 2.
İstanbul’dayım…Ezanlı Semtler’de dolaşyorum…Tuhaf şey; zihnimde “Ezansız Semtleri” dinliyorum…Ve daha tuhaf şey; “Ezanlı Semtler”de Yahya Kemâl’siz dolaşıyorum… Bu hüznümün çok fazla anlaşılmasını...
10 Kasım, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu kaybettiğimiz gündür. Bugün okullar, resmi kurumlar başta olmak üzere bütün Türkiye, yeni Türk devletinin önderini...
Sakarya Üniversitesi Felsefe Blm. em. öğretim üyesi Sait Başer ile bir araya geldik. Türk kültür ve inanç tarihi üzerine çalışmalarıyla...
EDEB ve HAYÂ

EDEB ve HAYÂ

03.11.2018
‘İnsanın hataya düşüp utanılacak şeyler yapmasını önleyen, yerinde ve ölçülü davranmasını sağlayan meleke, söz ve davranışlardaki ölçülülüğe; her hususta haddini...
Ali Alper ÇETİN (Türk edebiyatında mizah kültürümüzün dünyaca ünlü halk bilgesi)Türk esprisinin büyük zekâsı, tanınmış halk filozofomuzNasreddin Hoca’yı, yalnız Türk toplumu...
Fuzûlî'den Meni cândan usandurdı cefâdan yâr usanmaz mı Felekler yandı âhumdan murâdum şem’i yanmaz mı...
KORKMA SÖNMEZ

KORKMA SÖNMEZ

12.08.2017
Anayasa’nın 3. Maddesinde Cumhuriyetimizin nitelikleri sayılırken, ‘’Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.’’ hükmüne yer verilmiş, değiştirilmesi teklif edilemeyecek ibaresiyle karara bağlanmıştır. Buna...
Bir Medeniyetin Mimarı Ölümsüz eserleri, sanatları ve sözleriyle Anadolu’yu aydınlatanlar, Anadolu’ya Türklüğün değişmez damgasını vurarak, onu ebediyyen Türk vatanı yapanlar...
Hayâ zinettir. Takva da keremdir. En hayırlı binek de sabırdır. – Hz. Muhammed- ‘Sabırla koruk, helva olur.’ vb sözleri sık duymuşuzdur.
Mustafa Kemal’in Erzurum ve Sivas Kongrelerini hepimiz biliriz. Fakat Pozantı Kongresi ve Nutku bilinmez. Pozantı Kongresini bilmemek, Erzurum ve Sivas...
Bakiye Ruhan Adamoğlu Hanımefendi de Uçmağa Vardı! “Her rind bu bezmin nedir encâmı bilir, Dünyamızı nâgâh zalâm örtebilir, Bir bitmeyecek şevk verirken beste, Bir...
Şevket Adnan Şenel’in Mostar Tarih Romanı Yarışmasında birincilik ödülünü alan “Selanik İçinde Salâ Okunur” adlı romanı beş asırlık Osmanlı toprağı...
Rodrigo, "Endülüs’e Ağıt" isimli bestesiyle oryantalizm ziftine bata çıka yol almaya çalışan münevverlere kaybolduğu dönüş yolunu göstermek için sesten bir...