Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

edebiyat01Milli Edebiyat Dönemi (1911-1923)

II. Meşrutiyet (1908)'ten sonra başlayan ulusçuluk akımı her alanda olduğu gibi edebiyatta da kendisini göstermiş ve "Milli Edebiyat" akımı ile millî/ulusal kaynaklara yönelme ilkesi benimsenmiştir.

1911'de Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp'in yayımladıkları "Genç Kalemler" dergisiyle başlayan akım, kısa sürede değişik sanat anlayışlarını savunan sanatçılar tarafından da benimsenmiştir.

Sade ve arı bir Türkçe ile yazılan eserler yurt sorunları ve ulusal değerleri ortaya çıkarma amacını gütmüşlerdir. Özellikle öykü ve roman alanında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin ve Refik Halit Karay bu akımın en güzel örneklerini vermişlerdir.

Bu dönemde ayrıca milli edebiyat kavramı altında toplanan fakat dünya görüşleri ve şiir anlayışları farklı olan şairler de yetişmiştir. Nitekim şiirlerini akımın temel özelliği olan hece ölçüsü yerine aruz ölçüsü ile yazan Türk İstiklal Marşı'nın yazarı Mehmet Akif Ersoy, gerçekçi bir tutumla toplumsal konulara yönelmiş; temelde Osmanlıcı ve gelenekçi kabul edilen Yahya Kemal Beyatlı, yeni-klasik bir şiir geliştirmiş; egemen ideolojilerin dışında kalan Ahmet Haşim ise izlenimci ve simgeci bir anlayışla "Saf Şiir"i savunmuştur.

Milli Edebiyat Akımı Türk edebiyatında toplum ve ülke meselelerine geniş yer veren, sade Türkçeyi ve hece veznini kullanma yoluna giden edebiyat akımı (1911-1923), 1860'tan sonra benimsenen ve II. Abdülhamid tarafından da desteklenen "Osmanlıcılık" ideolojisi, Balkan savaşından sonra imparatorluk sınırları içinde patlak veren bağımsızlık mücadeleleri sonucu, geçerliğini kaybetti.

gulenemotionFıkra, kısa ve öz bir anlatıma sahip bir düşünceyi veya toplumdaki bir yanlışı ortaya çıkarmayı hedefleyen, ironi yüklü dille iletisini sunan halk anlatılarıdır. Halk edebiyatı kültürü içinde dilden dile aktarılarak yayılan fıkralarda her toplum kendi mührünü fıkraya vurarak onun yeniden doğmasını sağlar.

Toplumlar, kendi kültürünü kendine özgü bir anlatım tarzıyla bölgenin değerlerini, dünyaya bakışını fıkraya giydirerek onları toplumun aynası durumuna getirirler.

Fıkra, yaşanılan toplumun birçok özelliğini içinde barındırır. Her toplumda belirli tipler toplumun yansıtıcı durumunda olmuştur. Toplumda öne çıkan bu tipler fıkra tiplerinin doğmasına hâsıl olup toplum içinde yaşamayı da sürdürmektedir. Bu tipler belli bir ulusu temsil edebildiği gibi dar bir alanda kalıp mahalli tipleri de yansıtabilir. Mahalli fıkralarda belirli tipler öne çıkabildiği gibi bazen sadece bölge adının yer aldığı görülmektedir.

Biz bu çalışmamızda, Palu bölgesinde hayat bulmuş, Palulu tipi üzerinde durarak bu tipin ana hatlarını çizmeye çalışacağız.

Türk halk edebiyatında seçkin bir yere sahip olan fıkralar, sözlü gelenekte doğmuş ve ait olduğu toplumun sosyal, iktisadi, kültürel maddi ve manevi değerlerini yansıtan halk anlatılarıdır. Bu anlatıların varlığı çok eski dönemlere dayanmakla birlikte asıl yükselişini Tanzimat döneminde göstermiştir. Şüphesiz fıkralar bir toplumun dünyaya bakışını anlatması, toplumun zekâsını türlü söz oyunlarıyla vermesi bakımından diğer nesir türlerinden farklı bir yere sahiptir.

Her anonim halk ürününün bir yaratım süreci vardır. Bu oluşumda da önemli bir yer de fıkra tiplerine aittir. Fıkra tipleri, fıkranın içindeki ana kahraman konumunda olup toplumun yozlaşmış, eksik yönlerini eleştiren ya da toplumda belli bir kesimi yansıtan şahıslar olarak karşımıza çıkar.

unlem(Terim ve Tanım, Tasnif, Ünlem Olan Kelimeler, Söz Dizimi ile ilgili sorunlar)

Yazılı ve sözlü anlatımda özel bir yeri ve işlevi olan ünlemler (ünlem edatları), dilimizdeki kelime türlerinden biridir. Ünlemlerin anlatımda özel bir yeri vardır, çünkü duyguları, heyecanları, sevinçleri en yalın ve en keskin bir biçimde aktarmağa yardımcı olurlar. Özel bir işlevi vardır, çünkü çoğu zaman birkaç cümle ile anlatılabilecek durumlar bir ünlem ile dile getirilebilir.

Ünlemlerin bir başka özelliği dillerin doğuşu ile ilgili teorilere kaynaklık etmeleridir. Bilindiği gibi bazı bilginler dilin doğuşunu ünlemlere dayamış, insanların çeşitli olaylar karşısında ruh ve bedenle ilgili duygularının etkisiyle çıkardıkları ünlemlerin sonradan kelimelere dönüştüğünü, çeşitli kavramları karşıladığını ileri sürmüşlerdir[1].

Dilimizde özel bir yeri ve işlevi olan, dillerin doğuşuna kaynaklık ettiği ileri sürülen ünlemler, ne yazık ki dil bilgimizin en az işlenmiş konularından biridir. Bildiğimiz kadarıyla ünlemler üzerine monografik bir çalışma yapılmamıştır. Metin üzerindeki dil bilgisi çalışmalarında ünlemler çoğu zaman ihmal edilmiş, bazen de birkaç cümle ile geçiştirilmiştir. Dil bilgisi kitaplarımızda ise, neredeyse en az yer ünlemlere ayrılmıştır.

Dil bilgisi kitaplarında ünlemlerin ele alınış ve tasnif şekillerinin farklılıklar göstermesi, bu alanda çalışan bilim adamlarımızın konuya yaklaşımlarını da etkilemiştir. Bazı dil bilgisi kitaplarında ünlemler, edatlar içerisinde yer alan bir kelime türü olarak değerlendirilmiş; bazı dil bilgisi kitaplarında ise ünlemler ayrı bir kelime türü olarak ele alınmıştır. Bu görüşler sorgulanmadan, araştırılmadan, tartışılma­dan günümüze kadar etkilerini sürdürmüşlerdir. Kelimelerin tek tek ele alınıp türlerinin belirlenmesinde de farklı yaklaşımlar görülmektedir. Bir kelimenin aynı anlam ve görevde kullanılmasına rağmen bir dil bilgisi kitabında ünlem olarak, bir diğerinde zarf olarak, bir başkasında da edat olarak gösterilmesi bir başka sorundur. Dil bilgisi kitaplarındaki bu farklılıklar hiç şüphesiz ilköğretim ve lise kitaplarına yansımış ve böylece sorunun boyutları gelecek kuşaklara da taşınmıştır.

dillerinsiniflandirilmasiBugün yeryüzünde kaç dil konuşulduğunu kesin bir sayı vererek söylemek güçtür. Ancak biz, yeryüzünde konuşulan dil sayısını ortalama bir hesapla 3000 - 3500 olarak gösterebiliriz.

A ) Kökenleri ya da Soyları Bakımından Diller :

  1. Ural-Altay Dil Ailesi

    1. Ural : Fin-Ugor ( Fince, Macarca ), Samoyed

    2. Altay : Türkçe, Moğolca, Korece ( ? ), Japonca ( ? )



    1. Hint-Avrupa ( İndo-Germen ) Dil Ailesi :

      1. Asya Kolu : Hintçe, İranca, Ermenice...


      2. Avrupa Kolu :
        a ) Germen Dilleri: Almanca, İngilizce, İsveççe, Norveççe, Danca, Hollandaca ...
      b) Roman Dilleri: ( Bu grubun anadili Latincedir. ) İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Romence ...

      c ) Slav Dilleri :Bulgarca, Çekçe, Lehçe, Rusça, Sırp-Hırvatça ...
      d ) Yunanca e ) Arnavutça

    2. Çin-Tibet Dil Ailesi :Asya’da, Hint-İran dilleri dışında kalan Çin ve Tibet dilleri.


    3. Hami-Sami Dilleri Ailesi : ( Bu dil ailesinin adı, Tevrat’ta geçen Nuh Peygam - ber’in iki oğlunun adına [ Ham ve Sam ] dayanmaktadır.) Arapça, Habeşçe, İbranice, Akatça, Babil dili, Eski Mısır dilleri ...

turkce1SÖZVARLIĞI NEDİR ?

Bir dilin sözvarlığı denince, yalnızca o dilin sözcüklerini değil; deyimlerin, terimlerin, kalıp sözlerin, deyimlerin atasözlerinin ve çeşitli anlatım kalıplarının oluşturduğu bütünü anlıyoruz.

Sözvarlığı, sadece bir dilde birtakım seslerin bir araya gelmesiyle kurulmuş simgeler, kodlar olarak değil; aynı zamanda o dili konuşan toplumun kavramlar dünyası, maddi ve manevi kültürünün yansıtıcısı, dünya görüşünün bir kesiti olarak düşünülmelidir. Örneğin toplum yaşamında aile ilişkilerinin sıkı olduğu Türk dünyasında bu ilişkiler kavramlaştırılmakta, “elti, görümce, baldız, yenge” gibi ayrı ayrı kavramlar belirlenmiş bulunmaktadır. Buna karşılık Hint-Avrupa dil ailesinin Roman ve Germen kollarının her birinde bu kavramların tümü tek bir sözcükle anlatım bulmaktadır ( İng. sister-in-law ). Aynı biçimde Türkçede bu dillerdekinin tersine “amca” ve “dayı” ile “teyze” ve “hala” yine ayrı kavramlar halindedir. Yeryüzündeki renkler aynı olduğu halde bunların adlandırılışı ve kapsamları dilden dile değişir.

Bir toplumun yaşam biçimiyle birlikte dinsel inançları, hangi uluslarla ne ölçüde ilişki kurmuş olduğu, nelere değer verdiği hatta nükteye olan eğilimi hep sözvarlığının incelenmesiyle ortaya çıkar. Her dili konuşan toplum, çevresini, çevresindeki olayları, gerçekleri kendince algılamakta ve anadilinde oluşmuş kavramlarla anlatmakta; kısaca dünyayı kendi dilinin penceresinden görmektedir. Kuşaktan kuşağa aktarılan dil, o toplumun bireylerini düşünce biçimi açısından da koşullandırmaktadır.

HARFLER
LETTERS

A- Genel General 

a- Harfleri yazın Write the letters
Image 001
b- El yazısında bazı harfler değişir Some of the letters are changed on handwriting
Image 002
    Bazı harflerin noktaları kalem kaldırılmadan yazılır
Image 003
   Kimi harflerin noktaları ise kuyruk şeklinde yazılır
Image 004
c- Kur'an elifbâsında olmayan farklı harfler The different letters except of the Quran alphabet
Image 005
d- Harflerin birleşme durumu Connecting position of the letters
Image 006
e- Rakamlar Numbers
Image 007
B- Okutucu Harfler Reader Letters
a-"Elif" okutucusu önüne geldiği harfi "a" sesiyle okutur "Elif" reader give the letter "a" sound
baba    daha     masa
Image 008
b-"He" okutucusu önüne geldiği harfi "e" sesiyle ve bazende "a" sesiyle okutur
   "He" reader give the letter sometimes "e" sound and sometimes "a" sound
dede     başk
Image 009
c-"Vav" okutucusu önüne geldiği harfi "o-ö-u-ü" seslerinden biriyle okutur
   "Vav" reader give the letter one of them "o-ö-u-ü" sound 
bu     büyük     korka
Image 010
d-"Ye" okutucusu önüne geldiği harfi "ı - i" seslerinden biriyle okutur
   "Ye" reader give the letter one of them "ı - i" sound 
iki    yıldız    bağırma
Image 011
 

edebiyatcilar1. Mensur şiirin ilk örneklerini Servet-i Fünun döneminin en önemli sanatçılarından Halit Ziyah Uşaklıgil “Mensur Şiirler” adlı eserinde vermiştir.
2. Türk edebiyatında mensur şiir türündeki bazı eserler şunlardır:
- Halit Ziya Uşaklıgil = Mezardan Sesler.
- Mehmet Rauf = Siyah İnciler
- Yakup Kadri = Erenlerin Bağından, Okun Ucundan
- Ruşen Eşref Ünaydın = Damla Damla
- Sabahattin Kudret Aksal = Mavi

3. Şiirden bağımsız olan, tek başına bir anlam taşıyan dizelere “azade mısra (mısra-ı azade) denir.
4. Şiirin tek başına dilden dile dolaşan, hafızalarda yer eden en güzel dizesine “mısra-ı berceste” denir.
5. Edebiyatımızda aruz ölçüsü ilk kez Kutadgu Bilig adlı eserde kullanılmıştır.
6. Kısa bir heceyi, ölçü gereği uzun okumaya imale denir. İmale, bir aruz kusurudur.
7. Zihaf, uzun bir heceyi, ölçü gereği kısaltmaktır. Zihaf, bir aruz kusurudur.
8. Vasl (Ulama) , Ünsüzle biten bir sözcüğün son ünsüzünü, ondan sonra gelen ve ünlüyle başlayan sözcüğün ilk hecesine bağlamaktır.

  tanzimat2donemsanatcilari     II.Dönem Tanzimat Edebiyatı (1878-1896)

Özellikleri:

 1-Sanat sanat içindir görüşü benimsenmiştir.

2-Bu dönem sanatçıları toplum sorunlarından ve siyasetten uzak kalmış sadece edebiyatla uğraşmışlardır.

3-Bu dönem eserlerin dili ağırdır.Şairler divan edebiyatına karşı batı edebiyatını savunmuşlardır.

4-Batı edebiyatının örneklerini başarıyla uygulamışlardır.

5-Roman ve hikayelerde realizm,şiirde ise romantizm akımının etkisi görülür.Kölelik cariyelik bu dönem romanlarında da işlenir.

birinci donem tanzimat edebiyati sanatcilariŞİNASİ (1826-1871)

*Yeniliğin öncüsüdür.
*Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar gazetelerini çıkarmıştır.
*İlk makaleyi yazmıştır.(Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi)
*Şiirlerinde konu birliğine ve bütün güzelliğine önem vermiştir.
*Kısa cümleli, yeni görüşlere örgülü bir nesir yapısı meydana getirmiştir.
*Düşüncelerini yalın ve açık bir anlatımla söyler.
*Konuşma dilini, yazı dili haline getirmeye çalışmıştır.
*Şiirlerinde aruz ölçüsü kullanmıştır.
*Noktalama işaretlerini ilk defa kullanmıştır.

Eserleri: La Fonteine’den fablları tercüme etmiştir. Tercümelerini Tercüme-i Manzume isimli eserlerine toplamıştır.

tanzimatedebiyatıTanzimat ve ondan sonra gelen yeniliklerle edebi ve fikir hayatımız, Batı ile tanıştı.1860 yılında Tercüman-ı Ahval gazetesi yayımlanmaya başlanır, ki bu aynı zamanda Tanzimat edebiyatının da başlangıcıdır. Bu dönemde edebiyatımızda birçok yenilik olmuştur.Bunlar : 

1)Roman - Hikaye

Türk edebiyatı romanla ilk defa Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Telemaque (Telemak) tercümesiyle karşılaşır. İlk yerli roman ise 1872 yılında Şemsettin Sami’nin yazdığı Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat’tır. İlk hikaye ise Ahmet Mithat Efendi’nin Letaif-i Rivayet isimli eseridir. 

parnasizm*Romantik şiir anlayışına tepki ile Fransa’da ortaya çıkmıştır.

*Doğal güzelliğe ve dış görünüşe büyük önem verir.

*Sanat, sanat içindir ilkesini savunmuştur.

*Nesnelerin dış görünüşünü aktarmışlardır.

*Kelimeler seçilerek kullanılır. Kelimelerin sıralanışı ve ahenk önemlidir.

*Kafiye ve Redife önem verilir.

*Romantizm’de bırakılan eski Yunan ve Latin kültürüne dönüşmüştür.

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Sayın Prof.Dr. Hasan Onat ile “Din”in Anlam ve Önemi, İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz, İnsanlar niçin Cemaatlere İhtiyaç Duyar, Türkiye’de İslam...
MEHMET ALİ KALKAN ÖZGEÇMİŞ 1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Gazi İlk Okulu,Tunalı Orta Okulu ve Motor Sanat Enstitüsünü bitirdi.Üniversiteyi Adana’da...
Sevecek ve sevilecek çok şey var. Sevmek ve sevilmek için o kadar çok sebep var ki. Sevdiğimiz en az bir kişi var. Sevmek...
Büyük Selçuklu Devleti’nin ünlü sultanı Alparslan’ın Anadolu’da hüküm süren Bizans’ı, 1071 Malazgirt Zaferi’yle dize getirmesi, Anadolu Türklüğü’ nün başlangıç noktasıydı.
Sayın Arkadaşlarım, Anlatmakta başarısız olduğum bazı konuları sizlerin de dikkat ve değerlendirmesine sunmaya karar verdim. Bu nedenle gözlem ve tespitlerimi, eğitimcilere...
Hâtıra, günlük ve röportaj kitaplarına ayrı bir merakım var. Çünkü bir yazarın biyografik kimliğine giden en kısa yol bu türlerden...
Benim bunda kararım yok,Ben bunda gitmeğe geldim.Bezirgânım metaım çokAlana satmağa geldim. Ben gelmedim dâvâ içinBenim işim sevi içinDostum evi gönüllerdirGönüller yapmaya...
MUHABBET

MUHABBET

17.12.2017
Muhabbet kuşu gördünüz mü hiç? Hiç muhabbet kuşunuz oldu mu? Muhabbet ettiniz mi hiç muhabbet kuşuyla… Muhabbet beslediklerinizin sayısını hiç düşündünüz...
“Gel ey kardeş Hakkı bulayım dersenBir kâmil mürşide varmayınca olmazRasulün cemalin göreyim dersenBir kâmil mürşide varmayınca olmaz.” Ne zaman bu sözleri...
Çıkardıkları gün hemen geri döndüğü Toptaşı Tımarhanesinden Cabi Efendiyi kabul etmemişlerdi. O vakit, bilincini yitirdiği geçen dört sene zarfında gidip...
Türk dilinin gelişmesi ve yayılmasında büyük hizmetleri bulunan, bu uğurda ölümsüz eserler yazan ilk Türkçeci şairlerimizden Âşık Paşa’nın kimliğini oluşturan...
Bir müddetten beri Ulus gazetesinde mühim bir anket devam ediyor. An ketin mevzuu şudur : Şiir ölüyor mu?... Her hafta bir...
Türk aydınının Paris sevdasının kökleri çok derinlere iner. Genelde Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi ile başlatılan bu sevda hemen her dönemde...
“Askıya almak” bir deyim. Birkaç anlamı var. Geciktirmek, belirsiz olarak ertelemek, işi zamanında yapmamak savsaklamak. Ya da bir yapıyı dikmelerle...
‘Çaresizseniz çare sizsiniz’ diye sık sık duyarız. Çare konusunda hemen hepimizin diyeceği bir şeyler var. Buna ne kadar katılırsınız bilemem ama...