Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  
milliedebiyatMillî Edebiyat Dönemi’nin karakteristiği; muhteva ve şekil olarak asırlardan beri devam eden millî kültürden faydalanma düşüncesidir. Yirminci asra taşınabilecek kültür değerlerinin mümkün olduğu kadar yabancı unsurlardan temizlenmesi amacına dayanan bu hareketin 16. asırdaki Türk-i Basit’ten tutunuz da 19. asrın son çeyreğinde eser veren Türkçüler’e, başta Mehmet Emin Yurdakul olmak üzere, millî hasletler ile eser veren sanatçılara; Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve daha birçok yazara kadar uzanan bir tarihî silsileye dayandığı kabul edilir.
Millî Edebiyat’ın oluşmasında tarihî zemin, Balkan Savaşları, kültürel zemin, Fecr-i Âti’nin durumu ve Osmanlılık, İslamcılık, Batıcılık, Türkçülük kavramları açısından farklı sonuçlara giden yorumlar yapılabilir.
Tanzimat Edebiyatı Dönemi‘nin son yıllarından beri küçük kımıldanmalarla da olsa milliyetçilik ve Türkçülük akımının gelişmesiyle başlayan hareket, edebiyatımızda uzun süreli edebi akımların birinin başlamasına sebep olmuştur.
Bilindiği üzere daha 1839’dan itibaren, cemiyet hayatına yön verecek bir takım siyasi görüşler ortaya atılmıştı. Bu görüşleri, dört ana başlık altında toplamak mümkündür: Osmanlıcılık, İslâmcılık, Batıcılık ve Türkçülük.
1856 yılından itibaren Islahat Fermanı ile birlikte siyasi temsilciliği Ali ve Fuat Paşalar tarafından yapılan Osmanlıcılık, Balkan ve Trablusgarp savaşlarından sonra etkisini yitirmişti. Temsilcilerini Mehmet Akif Ersoy, Sait Hâlim Paşa, M. Şemseddin, Musa Kâzım Efendi, Eşref Edip gibi aydınların faaliyetlerinde bulabileceğimiz İslam ittihadı fikri ise, Birinci Dünya Savaşı’nda Müslüman ülkelerin düşman hareketleriyle, gerçekleşemez olarak değerlendirilmiştir. Batıcılık düşüncesi de, her siyasi görüşün içinde zaten gerekli bir unsur olarak kabul ediliyordu. Bu yüzden, medeniyetçilik ya da uygarlık kelimeleri ile birlikte yorumlanan Batıcılık, sadece Abdullah Cevdet gibi temsilcilerin tekelinde kalmadı. Her siyâsî fikrin temsilcisi, batıcılık fikrini benimsedi.
Milli Edebiyatın Oluşumu ve Ortaya Çıkışı
Milli edebiyat dönemi anlayışının ortaya çıkmaya başladığı tarihlerde ülke savaşlarla boğuşmaktaydı ve halk olağanüstü bir psikolojik ortamın etkisindeydi. Toplumun imparatorluktan millete geçiş sürecinde zihinsel değişimi de başlamış bulunmaktaydı. Edebiyat ise, artık böylesi bir dönemde bireyin aşk ve tabiat karşısındaki terennümlerini ya da batılılaşmanın zaruretleri gibi halka çeşitli mesajlar vererek toplumun beklentilerinden uzak kalamazdı. Halkın “millet olma” şuurunun başlamasına zemin hazırlayan ve dönemin psikolojik çöküntüsüne bir nebze ilaç olmaya çalışan Milli edebiyat anlayışı böylesi bir ortamda vücut bulmuştur. Milli Edebiyat hareketi önce fikir ve sanat adamlarının çalışmalarıyla ortaya çıkmış, sonradan İttihat ve Terakki’nin başlattığı faaliyetler ile siyasi alanda etkili olmuştur.
Milli Edebiyat Döneminin Başlaması
Zamanın aydınları, milliyetçiliği de bünyesinde toplayan Türkçülük görüşünü tek çıkar yol olarak görmeye başladılar. Tanzimat döneminden II. Meşrutiyet yıllarına kadar milliyetçilik ve Türkçülük hareketi, çeşitli yazarlar tarafından yapılan çalışmalar ile bir hazırlık devresi yaşadı. Ahmet Vefik Paşa Şecere-i Türkî, Lehçe-i Osmânîile M. Celâleddin Paşa
Eski ve Yeni Türkler adlı eseri ile, Ali Suavi siyasi faaliyetleri ile, Süleyman Paşa Sarf-ı Türkî ve Esmâ-i Türkiye adlı eserleri ile, Şemsettin Sami Kâmûs-ı Türkî ile, Mehmet Emin Yurdakul Türkçe Şiirler ve benzeri yayınları ile, Necib Âsim Türk dili hakkındaki eserleriyle, Veled Çelebi millî nitelikli çalışmalarıyla Ahmet Hikmet Gönül Hanım, Çağlayanlar gibi eserleriyle bu edebiyatın hazırlık döneminde emeği geçen aydınlar olarak kabul edilirler.
Türk Edebiyatında Milliyetçilik ve Milli Edebiyat Hareketi
Edebiyatımızda Tanzimat devri ile başlayan edebi eserlerde sade dil ile sosyal meselelere yer verme ve halka yönelme anlayışı İkinci Abdülhamit döneminin baskıcı(istibdat) yönetimi nedeni ile Servet-i Fünun devrinde sekteye uğramıştı. 1908’de ikinci meşrutiyetin ilanı ve II. Abdüllhamit’in tahttan indirilmesi ile Türk aydınları düşünce hürriyetine kavuşmuş ve halka ulaşma eğilimi yeniden bir düşünce olarak ortaya çıkmıştır. Geniş bir coğrafyada birçok farkı kavmin birlikte yaşadığı Osmanlı devletinde olumsuz gidişatı düzeltebilecek, devleti yıkılmaktan kurtaracak ve farklı milletleri bir arada tutacak siyasi düşüncenin ne olabileceği meselesi yoğun olarak tartışılmaya başlamıştır. Daha Tanzimat devrinde yenileşme hareketleri ile başlayan siyasi birliğin sağlanması meselesi “Osmanlıcılık” gibi çeşitli düşünce akımlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu düşünce akımlarının bazıları şunlardır:

Milli Edebiyata Yön Veren Düşünce (Fikir) Akımları
Osmanlıcılık: Siyasi düşünce tarihimizde 19. Asırda ortaya çıkan ilk fikir akımı Osmanlıcılıktır. Bu devirde Osmanlı coğrafyasında yaşayan azınlıkların isyan çıkarmasını önlemek, bu farklı milletleri bir arada tutmak, devlete bağlılıklarını sağlamak amacı Osmanlıcılık fikri siyasi ve edebi çevrelerce yoğun olarak işlenmiştir. Namık Kemal hürriyet ve vatan kavramlarını hem fikri hem edebi eserlerinde işlemesi de bu Osmanlıcılık düşüncesinin bir sonucudur. Fakat 1912-1913 Balkan Savaşı, Osmanlıcılık fikrinin devleti yıkılmaktan kurtarmayacağını, devlet içerisindeki farklı kavimlerce benimsenmediğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Böylelikle siyasi ve edebi çevrelerce Osmanlıcılık fikrine rağbet iyice azalmıştır.

İslamcılık: Fransız İhtilalinin ortaya çıkardığı milliyetçilik düşüncesi Osmanlı gibi çok uluslu devletlerde yıkıcı etkilere sebep olmuştur. Osmanlıcılık fikrinin tutmamasının en önemli sebeplerinden biri de budur. Bu düşünce Balkan Savaşında Hıristiyan azınlıkların devletten kopmasına engel olamamıştır. Devlet içindeki Müslüman azınlıkların da devletten kopma tehlikesi ortaya çıkınca yeni bir fikir akımı olarak İslamcılık düşüncesi ortaya atılmıştır. İslamcılık düşüncesinde Osmanlı devleti içinde yaşayan farklı kavimlerin Müslümanlık ve din kardeşliği düşüncesi ile bir arada tutulması savunulur. II. Abdülhamit tarafından bizzat desteklenen bu düşünce akımı da devlet içindeki Müslüman azınlıkların İngiliz kışkırtmaları ile devletten ayrılmak istemesi, halifeliğin gücünü yitirmesi nedeni ile tez zamanda unutulmuştur. Mehmet Akif Ersoy bu düşüncenin edebiyatımızda önemli bir savunucusudur.

Batıcılık: Esasında Batıcılık daha 18-19. yüzyıllarda ortaya çıkın ve özellikle siyasi çevrelerce desteklenen bir fikir akımıdır. Tanzimat devrinde yoğun bir şekilde savunulmuş; fakat sistemli bir Batılılaşmaya gidilemediği ve o dönemde Batı kültürünün birdenbire ve bilinçsizce halka tanıtılması nedeniyle pek rağbet görmemiştir. Hatta devlet tarafından bu düşünce sınırlandırılmış; sadece bilim ve teknik yönlerden Batılılaşmanın gerekliliği telkin edilmiştir. Servet-i Fünun döneminde Tevfik Fikret her yönden Batılılaşmamız gerektiğini savunmuştur. I. Dünya savaşı devletin, sanatçıların ve halkın Batı dünyasına bakışını değiştirmiş; dolayısıyla Batıcılık, Milli Edebiyat döneminde en az rağbet gören fikir akımı olmuştur.

Türkçülük: Milli Edebiyat döneminin edebi altyapısını oluşturan fikir akımı Türkçülüktür. Diğer fikir akımları siyasi çevrelerce desteklenmiş ve sonrasında edebi çevrelerce işlenmiştir. Türkçülük düşüncesi ise önce edebi çevrelerce işlenip savunulmuş daha sonra siyasi çevrelerce benimsenmiştir. Daha Tanzimat devrinde Türk dil ve tarih araştırmaları ile başlayan Türkçülük hareketi 1. Dünya ve Kurtuluş savaşı yıllarında büyük rağbet görmüştür. (Örn: Şemseddin Sami’nin Kamus-ı Türki)

Özellikle II. Meşrutiyetin ilanından sonra Türkçülük düşüncesi çeşitli dernekler ve yayın organları aracılığı ile teşkilatlanmaya başlamıştır. Bu dernek ve dergilerden bazıları şunlardır:

- Türk Derneği (1908 )

- Türk Yurdu (1911 - Mehmet Emin Yurdakul)

- Genç Kalemler(1911)

- Türk Ocağı(1912)

- Halka Doğru (1913 - Dergi)

Öteden beri bir fikir olarak savunulan Türkçülük, milli mücadele yıllarında birlik, beraberliğin sağlanmasında çok etkili olmuştur.

Milli Edebiyat Devri
Milli Edebiyatın ortaya çıkıp yayıldığı dönemde tarihimizde 1. Dünya savaşı, Kurtuluş savaşı gibi büyük olaylar yaşanmıştır. Bu olayların dönemin sanatçıları üzerinde derin etkileri olmuştur. Sanatçılar milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde yaşanan sosyal toplumsal olaylara kayıtsız kalamamışlardır. Yaşadıkları, gözlemledikleri, duydukları olayları edebi eserlerinde realist bir anlayışlar işlemişler; milli birlik, vatanseverlik, Türklük gibi kavramların yüceltildiği şiirler yazmışlardır.

1917 yılına kadar Milli Edebiyat hareketi, düşünce alt yapısını iyice şekillendirmiş ve bu tarihten sonra sanat görüşlerini yansıttıkları eserler yazmışlardır.

Milli Edebiyat Döneminde Nayilik, Nev Yunanilik gibi farklı edebi hareketler de ortaya çıkmıştır. Nayiler dilde sadeleşmeyi, edebiyatımızın temellerinin kendi kültürümüz olması gerektiğini savunmuşlar, tarimizden Yunus Emre ve Mevlana’yı örnek almşılardır.

Nev Yunanilik düşüncesinde ise yeni edebiyat oluştururken Batı edebiyatında olduğu gibi eski Yunan ve Latin kültürünü ve sanatını örnek almamız gerektiğini savunmuşlardır.(Yahya Kemal)

Genç Kalemler Dergisi ve Yeni Lisan Makalesi (1911)
Milliyetçilik, Türkçülük düşüncesinin en önemli yayın organı Genç Kalemler dergisidir. Bu dergi 1911yılında Selanik’te çıkmaya başlamıştır. Önceleri Hüsün ve Şiir adı altında I. Cilt toplam 8 sayı çıkan dergi, Yazı işleri müdürlüğüne, Servet-i Fünun devrinden tanıdığımız Ali Canip Yöntem’in geçmesi ile II. Cildin 1. Sayısında (9. Sayı) Genç Kalemler adı altında yayınlanmıştır. Dergide Ömer Seyfettin, Akil Koyuncu, Rasim Haşmet, Aka Gündüz, Ziya Gökalp gibi önemli yazarlar yazılar yayınlamıştır. Milli Edebiyat tabiri ilk defa bu dergide kullanılmıştır.

Genç Kalemler dergisinde 1911 yılında Ömer Seyfettin imzası ile yayınlanan “Yeni Lisan” makalesi hem edebiyat hem dil tarihimiz açısında çok büyük öneme sahiptir. Bu makalede yazarlarımız, kısaca, amaçlarının “yazı dili ile konuşma dili arasındaki farkı ortadan kaldırmak” olduğunu belirtmişlerdir. Ve amaçlarını şu şekilde sıralamışlardır:

1- Dilde kullanılan Arapça ve Farsça tamlamalar kaldırılmalıdır. ( Dikkat: Türkçe karşılığı bulunmayan Arapça ve Farsça kelimelerin kullanılmasına karşı çıkmamışlardır.)

2- Arapça ve Farsça kelimeler asıllarına göre değil Türkçede kullanışlarına göre değerlendirilmelidir.(Bknz: “abes – muktebes tartışması”)

3- Arapça ya da Farsça Her kelime söylendiği gibi yazılmalıdır.

4- Diğer Türk lehçelerinden kelime alınmamalıdır.

5- Konuşmada ve yazmada İstanbul ağzı örnek alınmalıdır.

İşte yazarlarımız Yeni Lisan makalesinde dil ile ilgili görüşlerini bu şekilde dile getirmişlerdir. (Not: Makalenin yayınlandığı tarih olan 1911, aynı zamanda dil tarihimizde Türkiye Türkçesinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.)

Arapça, Farsça ve özellikle son dönemde Fransızca kelimeler nedeni ile anlaşılmaz bir dile dönüşen Türkçenin bu dil ve edebiyatların birer taklidi olmadığını artık kendilerine özgü saf Türkçe ile özgün eserler yazılması gerektiğini savunmuşlardır. Roman, hikaye, tiyatro gibi edebi eserlerde halkın anlayacağı sade bir dil kullanmayı hedeflemişlerdir.

Milli Edebiyatçılarının eserlerinde sade bir dil kullanmaları, Arapça – Farsça kelime ve tamlamaları kullanmak istememeleri Mehmet Rauf Hüseyin Cahit, Halit Ziya, Yakup Kadri gibi bazı Fecr-i Ati ve Servet-i Fünun yazarlarınca eleştirilmiştir. Bu yazarlar böyle bir dilin sanat ve edebiyat dili olamayacağını anca bilim dili olabileceğini dile getirmişlerdir.

1912 Balkan Savaşı sonucunda o dönemde Selanik’te çıkan dergi kapatıldı. Yazarlar İstanbul’a gelerek Türk Yurdu gibi dergilerde yazılar yazmaya devam ettiler. Fecr-i Ati ve Servet-i Fünun yazarlarından bazılarının da Milli Edebiyat hareketine katılması ile etkisi ve gücü iyice arttı. Milli Edebiyat hareketine, onun sanat ve dil anlayışına karşı çıkan yazarların olmasına rağmen bu edebi hareket Cumhuriyetten önce dilde ve sanatta hedeflerine ulaşmıştır.

Okunma 1879 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Üstad Yavuz Bülent Bâkiler diyor ki: “Bu güne kadar, bir takım şiirleri -farklı zamanlarda- kırk defa okuduğum çok olmuştur.
Garipsememeli bu durumu…Bu ülkenin tedrisinde “bil!” sadece “bil!” deyip ancak hiç “kendini bil!” denmedikçe okumuş camia içinde ülkesine ihanet eden...
2.3.TürkiyeUluçamgil, Kıbrıs’ı ve özellikle Lefkoşa’yı çok sever. İstanbul’un kalabalığından bunaldığı zamanlarda sakin Kıbrıs’a özlemi artmıştır da. Fakat o, şairane duygularla...
“Kim ki candan geçmez ise deyin bize yâr olmasın Âr u ırzıyla gelip âşıklara bâr (yük) olmasın” Bütün kelimeler, hikâyeler hep o...
Türk dilinin ifâde gücünün târihin her döneminde zengin bir muhtevaya sahip olduğu malumdur. Üstelik bu güç, târih içerisinde gerek göçlerle...
VATAN

VATAN

29.12.2018
Vatan mefhumu bazı araştırmacılarımıza göre Fransız ihtilalinden sonra hudutlarımızdan girmiştir. Vatan Şairimiz Namık Kemal ile Osmanlı Türkiye’si tanışmıştır. O’nda bile...
Kitap Enver Paşanın anılarını üzerine ekleme yapmadan olduğu gibi aktarıyor. Tarihimizde önemli bir yeri olan Enver Paşanın anılarını kendi ağzından...
“Bugünkü Irak devletinin sınırlarını oluşturan topraklar Osmanlı idarî bölünmesindeki Musul, Bağdat ve Bas­ra eyaletlerini içine almaktadır. 1500 yıla yakın bir...
Müberra Gürgendereli, Osmanlı Dönemi Şiirinde Edirne, Çantay Kitabevi, İstanbul 2016. Edirne’nin I. Murad tarafından fethi, hem İstanbul’un hem de Balkanların kapısını...
Rahmetli Rasim Köroğlu sık sık şöyle derdi; ‘’Bir küçük salon kiralayacağım, dernekteki arkadaşları, eşlerini, dostlarını arkadaşlarını çağıracağım.
Sorumluluğun önem ve değerini gündelik hayatımıza yansıtalım. Haklarımız ve görevlerimizin dengeli olması gerektiğini unutmayalım. İnsanları birbirine yaklaştıran iki temel ögeden birinin...
Rukiye Özdemir öyküleri ‘’Kırmızı Ruj’’ adıyla kitap hâlinde yayımlanarak okuyucusunun beğenisine sunuyor. Yazar, öyküleriyle ilgili olarak kitabın girişinde belirttiği ;...
Geçen yazımızda Prof.Dr.Nurullah Çetin beyin “Tek millet davası, tek dile bağlıdır” isimli makalesi çerçevesinde “Türkçe’deki Vatan” yazımıza devam edeceğimizi belirtmiştik.
Eller ne çok işe yararlar. Hayata tutunduğumuz, hayatı kavradığımız, işlediğimiz, ördüğümüz, inşa ettiğimiz, meydana getirdiğimiz, sevdiğimiz, hatta yok ettiğimiz her...
Siyasî, dinî ve/veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere; resmî, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet...