Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  
bakiyeruhan1Bakiye Ruhan Adamoğlu Hanımefendi de Uçmağa Vardı!
“Her rind bu bezmin nedir encâmı bilir,
Dünyamızı nâgâh zalâm örtebilir,
Bir bitmeyecek şevk verirken beste,
Bir tel kopar âhenk ebediyyen kesilir!”
(Yahya Kemâl Beyatlı)
İlçemizin en nadide şahsiyetlerinden ve ulu çınarlarından birini daha geçtiğimiz günlerde şehrin ulu kabristanlığına sırladık. 
Bakiye Ruhan Adamoğlu Hanımefendi, Milli Mücadele kahramanı, Orhangâzi’mizin ve yakın târihimizin en mağruf simalarından Refik Atay Bey’in kızı idi.
Daha vefatından birkaç gün evvel, şehir belleği, kültürü ve târihi konusunda büyük gayretleri olan ve bilgi ve birikimini, rehberliğini bizden hiçbir şekilde esirgemeyen Nizamettin Alkan Beyefendi ile birlikte dergimizin ilk sayısı için kendisini ziyâret edip, duasını almak istedik. Ancak çok rahatsız oldukları için ne yazık ki üzgün bir şekilde geri döndük. Kızı Neriman Sezer Hanımefendi ise büyük bir nezaket göstererek, annesi çok rahatsız olduğu hâlde bu kabil konuları bir vazife addettiği için ilgisini bizden esirmedi.
Neriman Sezer Hanımefendi’nin anlattığına göre Bakiye Ruhan Hanımefendi 12 Temmuz 1929 târihinde Orhangâzi’de dünyaya gelmiş. Dedesi Refik Atay Bey “eğitime” çok önem verdiği için kızlarının iyi bir tahsil görmesi için elinden ne geliyorsa yapmış. Bakiye Hanım İlkokulu Orhanbey İlkokulu’nda okumuş. Daha sonra Refik Bey kızını yatılı olarak Bursa Kız Lisesi’ne vermiş. Neriman Hanımefendi’nin ifadesine göre o devirde değil kız çocuk okutmak, erkek çocuk okutma imkânı dahî pek az imiş. Bakiye Ruhan Hanımefendi’nin annesi ise bir paşa torunu, İstanbul’dan Bursa’ya gelin gelmiş.
Neriman Sezer Hanımefendi annesini ve dedesini anlatırken düşünüyordum. Hepimiz en fazla iki-üç kuşak öncesi millî mücadele veren, destan yazan dedelerin torunlarıyız. Neriman Hanımefendi’nin dedesinin tek vârisi olarak omuzlarında duyduğu ağırlığı gözlerinin sık sık nemlenmesinden anlamak mümkün. Refik Atay Bey ile birlikte Bursa’da ilk “Kuvay-ı Milliye” hareketini başlatan ve Cumhuriyetten sonra ilk “şehremîni” yâni Belediye Başkanı olan Derviş Tarakçıoğlu Bey, Bahri Hoca (Akgün), Baha Bey, Salih Hoca Efendi gibi simaların torunları yaşıyor ve ben onların bazıları ile farkında olmadan çok yakın dostluklar kurmuşum.
Bakıye Ruhan Hanımefendi, üzerinde yaşadığımız bu toprakların belki de târihinin en trajik zamanında dünyaya gelmiş, Trablusgarp ve Balkan, ardından 1. Dünya Savaşı’nın, işgal yıllarının en büyük acı ve travmalarının yaşandığı, “Ya İstiklal, ya ölüm!” fermanının millet için artık kader olduğu bir devre tanıklık etmiş.
Hiç şüphe yok ki Cumhuriyet; bir rejim biçimi olmaktan ziyâde, bağımsızlığı ve varlığının bekası için ayağa kalkmış bir “ortak iradenin” mahsulüdür. Yıkılan bir enkazın altından tekrar yüzünü ışığa çevirerek millet ve devlet olma vasfını kaybetmemek üzere harekete geçmenin bir neticesidir. Mehmet Akif Ersoy Bey, İstiklâl Marşı’nı yeni bir rejim için yazmamıştır. Bizatihî; İstiklâl ve millî mücadelenin doğurduğu bir yürüyüş modelidir Cumhuriyet. Türkler, târihleri boyunca asla vatansız kalmamış, devletsiz yaşayamamışlardır. Esâsında onların bu târihî yürüyüşlerinin ardında da bugün anlamını unuttuğumuz “Töre” yani “nizâm” kavramı tâ Ön-Türkler ’den Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlılara kadar başıboş, oryantalistlerin ve Batılıların tabiriyle bilinçsizce ve bakiyeruhan2barbarca saldırılar ve Avrupa’ya savruluşlar şeklinde değil, temeli “âleme nizâm” vermeye matuf fütuhat ve gazâ ülküsünden neşet etmektedir.
Gâzi Mustafa Kemâl’in; “Muftâc olduğun kuvvet, damarlarındaki asîl kanda mevcuttur!” dediği “kuvve” işte bu “îmân gücüdür” ve kendisine karşı bir tehdit oluştuğu vakit derhal harekete geçerek önünde hiçbir engel ve güç tanımaz! Merhum Âkif’in tabiri ile “bendini çiğner aşar!” ve hatta “enginlere sığmaz taşar!”
Milletimiz, Millî Mücadele yıllarında “Kuvay-ı Milliye” dediğimiz böyle bir ruhla tekrar dirilmiş, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin başını da en evvel o bölgelerin bizzat mutasavvıfları, din âlimleri ve müftüleri çekmiştir.
İşte Bakiye Ruhan Hanımefendi’nin babası Rıfat Atay Bey de o yıllarda bu ruha ilk önderlik edenlerden biri olarak yine kendisi gibi ilçenin vatanperver ileri gelenlerinden olan Baha Bey ve Derviş Tarakçıoğlu Beyler ile birlikte Sivas Kongresi’nde alınan kararların ardından derhal harekete geçerek Bursa’daki ilk “Müdafaa-i Hukuk” cemiyetini kurarak, millî mücadeleye başlamış, Yunan mezalimini “Kızıl Haç” denilen uluslararası heyete fotoğraflar ile bizzat tescillettirerek de yapılacak daha büyük kıyım ve katliamların önüne geçmişlerdir.
Hülâsa; milletimiz bu “kuvve” (îmân) ve “hareketle” târihi boyunca nasıl imparatorluklar kurmuş ise son perdede bu ruh, şekil itibarı ile Cumhuriyeti doğurmuştur. Bu anlamda milletimiz saltanatı kaldırıp Cumhuriyet ile vâr olmamış, yıkılan bir enkazın altından Cumhuriyeti vâr etmiştir. Bu şuurlu yürüyüş ve hareket ruh olarak en son 15 Temmuz hain darbesi ile tekrar harekete geçmiş ve kontrolü bir gecede tekrar hâkimiyet-i milliyeye ele almıştır.
Dikkatimi çeken başka bir husus da, Rıfat Bey’in Çerkes kökenli olması. Eski siyah-beyaz fotoğraflarda başındaki kalpağı görünce derhal “Karapapak Türkü” olan kendi baba dedelerim aklıma geldi. Erzurum’da doğup büyümeme rağmen, çocukluğumda ne vakit radyoda Urumeli Türküleri duysam ruhumun mütemadiyen o diyârlara doğru koştuğunu hisseder ve buna bir mânâ veremezdim. Şimdi bu yürüyüşün hatta dörtnala koşuşun sebebini daha derin anlayabiliyorum. Bu duygunun ruhumuzdaki “yürüyüş ve hareket modeli” olan “fütuhat ruhu” ile derin bir bağlantısı var. Yahya Kemal Bey de eminim ki “ufuklara” daldığı o diyarlarda “akıncı cedlerinin” nal seslerini dinliyor ve ruhunda duyuyordu.
Ne vakit bu “kuvve” ile daima “hareket” ve “yürüyüş” hâlinde olmanın bizi vâr ettiğini anlar isek eski kodlarımıza yeniden dönecek ve asıl yürüyüşün ayaklar ile yapılan değil bizzat “aklımız, kavrayış modelimiz” ve “yüreğimizle” olduğunu anlayacağız.
Ruhta hareket, fikirde hareket, san’atta hareket ve fütuhatta sonsuz akış ve hareket!
Çok sevdiğim Ploton’un, -ben ona Eflâtun Dede derim- “mağara alagorisindeki ışığa” dönmek isteyen prangalara bağlı esir insanların durduğu nokta da hiç şüphesiz ki fikirde, san’atta ve ruhtaki bu durgunluğu sembolize etmektedir.
Biz, kalbe bizzat “yürümekten” mütevellit “yürek” vasfı vermiş bir milletiz.
Aklını, fikir ve düşünce hareketi ile aydınlatarak bizzat o ışıkta yürüyen millet!
İçinde “Tanrı ateşinin yandığı” ve adına “köngül” (gönül) dediği o yüksek akıl ile yürüyen bir millet!
Bu millî ruhun, her nefesi beldemize bir dua olan son çınarı Bakıye Ruhan Hanımefendi’ye ve bütün Millî Mücâdele kahramanlarımıza ve şu gün şu dakika Afrin’de aynı ruhla Allah, vatan ve millet için canını veren şehitlerimize Allah’tan rahmet, kıymetli ailesine ve ilçemize baş sağlığı diliyorum. 
Allah bizleri kahraman ecdadımıza lâyık torunlar eylesin!
Milletimizin başı sağ olsun.
Saliha MALHUN

Yazar Hakkında

Saliha MALHUN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Çıkardıkları gün hemen geri döndüğü Toptaşı Tımarhanesinden Cabi Efendiyi kabul etmemişlerdi. O vakit, bilincini yitirdiği geçen dört sene zarfında gidip...
1. GİRİŞ Mehmet Akif: "Bir de hiç bir şey gökten inmez yerden taşar Kendi ahlakıyla bir millet ölür yahut yaşar" mısraları ile milletlerin kendine...
Muhatabının bileğini bükmek derdindeki dinleyiciye bir şey anlatmak imkansızdır. Öğrenme iştiyakı taşımayan muhatab hocanın kâbusudur. Söz daima kasdedilen mânâdan azdır. Açık...
Arif Nihat Asya "Lâle" için diyor ki; "Eskiler lâleyi mukaddes sayarlardı. Gerçekten, izahı zor bir şuur, o zamanın yazılarında 'lâle' kelimesi...
Hocamız saygıdeğer Prof.Dr. Saadettin Yıldız ile "Dil" ve "Edebiyat" üzerine konuştuk. Sorularımıza öyle cevaplar verdi ki ufkumuz açıldı, pek çok...
Ne güzel demiş şair, “Seher yola giren âşık gece Leylâ’da akşamlar”. Seher, Bartın’dan yola çıkan seyyah, gece Batum’da akşamlar mı...
Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu’nun 1977 yılında oğlu Ali’ye hitaben yazdığı mektup günümüz gençliğine de önemli tavsiyeler içeriyor. İnternette çeşitli sitelerde “Alaattin...
‘Gönül’, Kubbealtı Lügatı’nda şöyle kullanılıyor: 1. İman, sevgi ve nefretin; iyi ve kötü bütün duyguların kaynağı olduğu kabul edilen kalbin...
Yirmi birinci yüzyılın çetrefilli yaşam şartlarına ayak uydurma çabasındaki roman sanatı şimdi artık estetik ve didaktik yapısını değiştirmiş ve hatta...
Bundan birkaç sene evvel M. Bremond, saf siire dair Akademi'de söylediği bir nutukta, şiir lisanına dua demişti. Kabulü biraz güç...
Üstad Yavuz Bülent Bâkiler diyor ki: “Bu güne kadar, bir takım şiirleri -farklı zamanlarda- kırk defa okuduğum çok olmuştur.
Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat...
Âşıkların Özü Sözü Közü… Bir gönül eri: “ Sevgi bir kitaptır gönül masasında/ Okusan da olur okumasan da” diyor. Okunmayan, yaşanmayan,...
Anadolu’yu aydınlatanlar- Gönüller Sultanı: MEVLÂNÂ 744. Şeb-i Arûs törenine doğru¹...
Bakiye Ruhan Adamoğlu Hanımefendi de Uçmağa Vardı! “Her rind bu bezmin nedir encâmı bilir, Dünyamızı nâgâh zalâm örtebilir, Bir bitmeyecek şevk verirken beste, Bir...