Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

gulyapragi‘Ne olduğu bilinmek, kavranılmak; belli olmak, ortaya çıkmak; kıymeti takdir edilmek; bir mesele üzerinde anlaşmaya varılmak, mutabık kalınmak …’ ne güzel şey.

İşin iç yüzünü tarafların aynı şekilde anlaması ne güzel şey.

Bir mesele üzerinde uzlaşmak ne güzel…

‘Birbirinin maksadını anlamak; belli konu(lar)da duygu ve düşünceleri birbirine uymak; aynı fikir üzerinde kara kılmak, uyuşmak, uzlaşmak, mutabakata varmak…’  ne güzel şey…

Satır aralarını da okuyabilmek, suçlamadan önce anlamaya çalışmak, uzlaşmazlığı küçük insanlara bırakmak ... ne güzel şey...

Anlayışsız davranılsa bile anlayışla cevap verebilmek ne güzel şey.

Ârife bir gülün yetmesi ne güzel şey.

Az anlamanın ters anlamadan iyi olduğunu bilebilmek ne güzel şey.

Dereden su içerken kaynağını hatırlayabilmek, ne güzel şey.

‘Hâl’in dilden güzel anlattığını bilebilmek ne güzel şey.

‘Kırık aynada bütün aramamak’ ne güzel şey.

‘Bir sözün bir gönül yaptığını’ kavrayıp da unutmamak ne güzel şey…

‘Gönüle yumuşak sözle girmek’ ne güzel şey.

‘Körler çarşısında ayna satmamak, sağırlar çarşısında gazel atmamak’ ne güzel şey.

Bildiğimiz, beğendiğimizi, bağışladığımızı, tasdik ettiğimizi, açıkladıklarımızı, duygumuza ortak ettiğimizi, bildiğimizi… hemen anlarız. Bunları anlayıverin olması ne âlâ.

Bu güzellikleri bir anonim kıssa ile taçlandıralım şimdi. Evet, kabın içindeki suyun üstünde gül yaprağı olabilmek ne güzel:

“Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.

Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu. O yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı. İçerdeki Budist, kapıda duran yabancıya baktı. Selamlaşmadan sonra sözsüz anlaşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.

Budist bir süre kayboldu. Sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, ‘Yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz.’ demekti.

Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su, taşmamıştı.

İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı.

Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.”

Muhabbetle.

Özcan TÜRKMEN

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Kostantiniyye... Estefanya... Gulgule-i Rûm... Dersaadet... İslâmbol... yâni İstanbul...Ne vakit Rumeli Hisârına baksam, Yahya Kemâl’in derin bir teessürle hüzne daldığı ufuklar...
ŞEYYAD HAMZA Aceb nitdüm yâra virmez selâmı Bu zâlim müddeî komaz ola mı...
Sûfiler; “Gel ey kardeş Hakkı bulayım dersen/ Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz./ Resulün cemalin göreyim dersen/ Bir kâmil mürşide varmayınca...
Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah...
Cevabında kaybolduğum sorular, eşiğinde kalakaldığım hayaller içindeyim.Dışımda akan bir dünya, içimde buz tutmuş rüyalar. Ne dış âleme sözüm geçiyor ne...
Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak… Sular sarardı… Yüzün perde...
Her sanat eseri, tabii ki hakiki sanat eseri, gerçek ile kurmaca arasındaki muğlâk bir zeminde yer almaktadır. Sözü eğip bükmeden,...
Sürekli kişisel gelişim geyikleriyle konuşan, davranan insan tiplerinin ortaya çıkıp çoğalması ile liberal ve neoliberal sistemlerin çok yakın ilişkisi vardır.Okuduğu...
Türk aydınının Paris sevdasının kökleri çok derinlere iner. Genelde Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi ile başlatılan bu sevda hemen her dönemde...
GÜNER AKMOLLA

GÜNER AKMOLLA

06.02.2018
(Romanya, 1941-) Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu.Şair. 1941, Romanya doğumlu. 1965’te Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu. Çeşitli dergilerde şiirleri yayınlandı. Emel, Karadeniz, Çaş, Kalgay,...
Müberra Gürgendereli, Osmanlı Dönemi Şiirinde Edirne, Çantay Kitabevi, İstanbul 2016. Edirne’nin I. Murad tarafından fethi, hem İstanbul’un hem de Balkanların kapısını...
Bugün akademik düzeyde bile dilin imkânlarını, maalesef şuuraltında yürüyen bir değerlendirmeyle hayata geçiriyoruz. Sözünü ettiğimiz tutum, zamanla düşünme ve üretme...
“Gel ey kardeş Hakkı bulayım dersenBir kâmil mürşide varmayınca olmazRasulün cemalin göreyim dersenBir kâmil mürşide varmayınca olmaz.” Ne zaman bu sözleri...
Göç Destanı

Göç Destanı

18.01.2017
Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Hulin Dağı yükselirdi olanca ihtişamıyla.Nehirler boyunca bereket fışkırırdı topraktan. Hulin Dağı, yaylaktı sıcak...
Türkistan topraklarında “1070’de Balasagunlu Yusuf Has Hacib tarafından Kaşgar hükümdarı Buğra Ebu - Ali Hasan Han’ın ismine telif olunmuş Kutadgu...