Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  
ahmetkabakliDeğerli Edebiyat Tarihçisi, gönül ve dâva adamı Ahmet Kabaklı’yı 8 Şubat 2001 günü kaybetmiş olmanın derin teessürü içinde bulunuyoruz. Üstâd Necip Fazıla 1980 yılında, Türk Edebiyatı Vakfı olarak “ Sultanü ’ş-Şuara’’ payesini veren ve 1996’da Aydınlar Ocağı tarafından kendisine “Şeyhü’l Muharririn’ unvanı verilen bu zarif, zarif olduğu kadar da yüce insana dair bir hatırayı nakletmek istiyorum...

Edebiyatçı-şair Mehmet Ateşoğlu, Kayseri Lisesi Müdürü iken, bir Cumhuriyet Bayramında, Ziya Gökalp’ın, anayasamıza ve Atatürk ilkelerine ışık tutan:

-    Türk Milletindenim,

-    İslâm Ümmetindenim,

-    Garb Medeniyetindenim!

sözlerini, üç ayrı pankart halinde yazdırıp, öğrencilerin elinde geçit resmine sokmuştu.

Sol görüşlü bir meslektaşımız, yukarıdaki sözlerden sadece “Islâm Ümmetindenim” yazılı pankartın resmini çekerek, muhabiri olduğu bir İstanbul gazetesine ulaştırmıştı.

Gazetenin yayını ve o zaman Kayseri Cezaevi’ndeki “ Yas-sıada" mahkûmlarını kontrol altında tutan, Doğu Menzil Kumandanı General Faruk Güventürk un baskısı üzerine, Mehmet Ateşoğlu, “ Ümmmetçilik propagandası yaptığı" mülâhazasıyle Adana’ya sürülmüş ve mahkemeye verilmişti.

Mahkeme sürerken, Ateşoğlu, aleyhindeki bu komplodan yararlanmasını bilmiş. 1965 seçimlerinde, Adalet Partisi listesinden adaylığını koyarak, Kayseri Milletvekilliğine seçilmişti.

Olaydan üç yıl sonra, Ahmet Kabaklı, İstanbul’da çıkan ve yazarı bulunduğu “Tercüman” gazetesinde:

“Ziya Gökalp’ın Türk Milletindenim-İslâm Ümmetindenim -Garp Medeniyetindenim sözlerinden dolayı, Mehmet Ateşoğluhu mahkûm etmek, mantık ve hukuk dışı bir olaydır” tarzında bir makale yazmıştı.

Konusu bir Kayseri Milletvekili ile ilgili olduğu için Kabak-lı’nın, o makalesini, sahibi olduğum “Hakimiyet" gazetesine iktibas etmiştik. Aynı gün, Ateşoğlu’nun davasına bakan Hâkim, telefonla beni aradı:

-Sayın Satoğlu, ben mantıksız ve h ıkuka karşı birisi miyim?

-Hayrola beyefendi, ne münasebet, diye cevap verdim.

-Bugünkü gazetenizde, Ahmet Kabaklı’nın yazısını okumadınız mı? deyince, hemen intikal ettim ve:

-Beyefendi, biz o yazıyı Tercüman gazetesinden iktibas ettik. Onların hukuk müşavirleri vardır. Kaldı ki yazar Ahmet Kabaklı da bir hukukçudur. Suç unsuru olsaydı yayınlamazlardı. O sebeple biz gazetemize almakta sakınca görmedik... Bunun üzerine Hâkim Bey:

-Ben Tercüman falan tanımıyorum ve sizi mahkemeye veriyorum, diyerek telefonu kapattı.

Birkaç gün sonra da makalenin yazarı Ahmet Kabaklı, gazete sahibi olarak bendeniz ve yazı işleri müdürümüz M. İlyas Subaşı için, mahkemeden tebligat geldi...

Ahmet Kabaklı, duruşmalar sebebiyle birkaç defa Kayseri’ye gelip gitmişti...

Bu gelişlerinin birinden sonra, Kabaklı Tercüman gazetesinin 31 Ağustos 1968 tarihli sayısında, engin bir muhabbet ve tevazu duyguları içinde: “... Şair dostum ve rehberim Abdullah Satoğlu” diye hitap ederek, sanat-edebiyat alanındaki çalışmalarımı öğen bir makale de yazmıştı.

Mahkeme safahatına gelince: Duruşmalar sırasında, suç unsuru bulunup bulunmadığının tespiti için, dosya bilirkişiye havale edilmişti. Gelen cevapta, bilirkişi heyeti “Suç unsuru bulunduğu” yolunda mütalâa serdetmiş, bunun üzerine Kabaklı:

-Raporda imzası bulunan zevatın hepsi de bana hasım kimselerdir. Başka bir heyete gönderilmesini istiyorum, dedi. Mahkeme talebi kabul etti ve başka bir heyete gönderdi.

İkinci heyet, makalede “Suç unsuru bulunmadığı” yolunda görüş bildirmişti, Kabaklı bu defa:

-Raporda adı geçen şahıslar, bana sempati duyan insanlardır, buna da itibar edilmeyerek, tarafsız bir heyete sunulmasını rica ediyorum, demişti...

Kabaklı hocanın, lehindeki rapora itirazına hayret etmiştik. Sonradan öğrendik ki; Mahkeme heyeti bilirkişi raporlarına uymak zorunda olmadığından, aleyhinde de karar verebilirmiş... O sıralarda yine “Af” konusu gündemde olduğu için, Kabaklı zaman kazanmak istemiş. Nitekim, dâva sonuçlanmadan af çıktığı için dosya kapanmıştı...

Olayı bir yaz, Bayramoğlu’ndaki “Basın Kampı"nda, Feyzi Halıcı ve Gültekin Samanoğlu’nun düzenlediği ve gelenek halinde tekrarlanan “Gönül Sohbetleri" toplantısında, kendisine hatırlattığımda:

-Aradan kırk yıl geçtiği halde, değişen bir şey yok, demiş ve son derece hüzünlenmişti....

Uzun yıllar yaptığı öğretmenlik görevinin yanında, yayınladığı Yunus Emre, Mehmet Akif, Temellerin Duruşması, Bizim Alkibiades ve 5 ciltlik Türk Edebiyatı Tarihi gibi eserleriyle, yirmi beş yıldan beri büyük bir şevkle çıkardığı “ Türk Edebiyatı" dergisi, Tercüman ve Türkiye gazetesindeki, asil milletimizi ezelden ebede taşıyacak yüzlerce makalesiyle, Ahmet Kabaklı gerçekten bir “Alp Eren”, bir gönül ve hâl sahibi şahsiyet olarak âbideleşmiştir...

“Şeyhü 7 Muharririn" unvanıyla beraber, “Çapa Eğitim Enstitüsu’ne adının verilmesini çok gören zihniyet, sağlığında Moskova’ya kaçarak yıllarca Türkiye aleyhinde propaganda yapan Nazım Hikmet’in heykelini dikiyor ve cesedinin Türkiye’ye getirilmesi için didiniyor. Böyle bir çifte standart karşısında hüzünlenmemek mümkün mü?

Abdullah SATOĞLU/ Türk Edebiyatı: Mart 2001.

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Hasan Aycın, Alim Kahraman, İbrahim Usul, Mustafa Çelik, İlhan Kutluer, Ali Göçer’den oluşan bir kadro tarafından ilk sayı Mart 1987’de...
ÖĞRETMEN

ÖĞRETMEN

15.09.2018
Şehit öğretmenlerimizin aziz hatırasına- Ulular, bir harf öğretene kırk yıl kölelik yapmak isterlerdi. Filozoflar; yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin...
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Ferruh Ağca tarafından yazılan; ‘’Uygur Harfli Oğuz Kağan...
10 Kasım, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu kaybettiğimiz gündür. Bugün okullar, resmi kurumlar başta olmak üzere bütün Türkiye, yeni Türk devletinin önderini...
Cihângîr Tûğlar -Selîmnâme- kitabıyla edebiyat ve târîh severlere büyük bir şölen sunan Turgut Güler, Şehsüvâr-ı Cihângîr -Fâtihnâme- kitabıyla da “Türk...
GirişDevlet Ana, Kemal Tahir’in ilk basımı 1967 yılında, Osmancık ise Tarık Buğra’nın ilk basımı 1982’de yapılmış olan ve Anadolu’da Söğüt...
(d. 12 Aralık 1928, SSCB - ö. 10 Haziran 2008, Almanya). Türk Dünyası'nın ünlü yazarlarından.[1]. Dünya edebiyatında tartışılmaz bir yere...
S. Ahmet Arvâsî Kendini Arayan İnsan başlıklı kitabında üçlü bir tasnif yapar: “İnsanlığın hayatında ilim adamı, sanatkâr ve peygamber üç...
VATAN

VATAN

21.10.2018
Vatan mefhumu bazı araştırmacılarımıza göre Fransız ihtilalinden sonra hudutlarımızdan girmiştir. Vatan Şairimiz Namık Kemal ile Osmanlı Türkiye’si tanışmıştır. O’nda bile...
Türk dilinin gelişmesi ve yayılmasında büyük hizmetleri bulunan, bu uğurda ölümsüz eserler yazan ilk Türkçeci şairlerimizden Âşık Paşa’nın kimliğini oluşturan...
Ömer Faruk Dere İNKILAB YAYINLARI Asırlardır uygulanan ve günümüzde de pek çok kurum çatısı altında veya atölye dersleriyle devam eden...
Türkiye OECD üyesidir. OECD, kuruluşundan bu yana üye ülkelerin kişi başına gayri safi hâsılalarını bir grafiğe dökmüş. 1970'den, bu kitabı...
Deyimler, atasözlerimiz gibi milli değer taşıyan dil varlıklarımızdır. İnanış ve gelenekleri dile getirirler. Deyimlerimiz abartma, alay, eğlenme, tasvir, kıyaslama …...
YAŞAMAK

YAŞAMAK

08.04.2018
Hani diyorum, kendimizi şöyle sorularla / cevaplarla biraz(cık) meşgul etsek… Değerlendirsek kendimizi şöyle bir… Benzer sorular üretsek; üretsek de sevdiklerimize...
1. GİRİŞ Mehmet Akif: "Bir de hiç bir şey gökten inmez yerden taşar Kendi ahlakıyla bir millet ölür yahut yaşar" mısraları ile milletlerin kendine...