Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

ykemalbeyatliSon yüzyıl edebiyyatımız onunla var; fakat hayât ve düşüncemizde, tedrîsimizde o olmadığı için varlıkla bağımız ne var ne yok hükmünde. Yahyâ Kemâl’i yeniden anlamak kök bilgisine bir yolculuktur.

Zü’l-cenâheyn şâ’irlerin, ağabeyleri Nâmık Kemâl'in ismindeki “Kemâl” sıfatını devâm ettirmek istemeleri elbette sâdece olgunluk mâ’nâsında değil. Dışa gözünü kapamış sâlikin içe doğru yürüyerek varlıkta kendi anlamını arama gayretinden başka bir şey değildi. İnsan geldiği yerden döneceği yere kadarki târîhinde hep bu ikmâl için var. Varlıksa kendi mâ’nâsını bulduğu nispette var. Gerisi zevâl ve perîşânlık. Bizim gerçek mürşidlerimiz medeniyyeti yeniden inşâ edebilmiş mütefekkirlerimizdir. Yahyâ Kemâl de bu bakımdan bizim öz ve sahîh mürşidimiz, rehberimizdir.

Fazla bedbîn olmayı çocukken doğum günümde hediye edilen Şermin’e mi borçluyum? Bunu her kış uzun karlı gecelerde okuduğum Karamazov Kardeşlerin en küçüğü Alyoşa fark ettirdi bana. Alyoşa “Ciddî bir kederim var!” derken sanki zamânın diğer yanından akmıştı rûhuma. Bu kederin Tevfîk Fikret’in rûhuma ektiği çöküntü ve içe dönüklükten farklı, belki seneler sonra Mümtaz’da (Tanpınar) bulduğum o tatlı huzûrsuzluk ve ızdırâba benziyordu.

Fakat beni asıl kendine hayrân bırakan elbette ki İhsân (Yahyâ Kemâl)’deki nikbinlikti. Belki de isâbetli bir doğum günü hediyesi almamıştım o gün. Çünkü Tevfîk Fikret’in şi’rindeki resimden kaptığım karakalem, belki de Yahyâ Kemâl’den alacağım mûsikînin önüne geçti. Çünkü ben şimdi fark ediyorum Tevfîk Fikret’in rûhuma verdiği darlığa nispeten Yahyâ Kemâl’in genişlik, sonsuzluk bahşettiğini ve belki de bu yüzden uzunca anlattığım cümlelerimin yerini niçin mısrâ-ı bercestenin almadığını.

Dahası bütün bir çocukluğu târîhten ve cem’iyyetten nefret etme psikozunda geçmiş birinin, Yahya Kemâl’deki târîh ve toplum sevgisini lâyıkıyla idrâk edebilmesi mümkin olabilecek midir? Bencil ve şahsî bir dili bırakıp ortak dille yazmak, ölümden çok yaşamayı telkîn etmek, hastalıktan çok sıhhati temsîl etmek bundan sonra bu kaleme nasîb olabilecek midir? Dileriz!

Sanıyorum bir san’atkârın orjinalitesi burdan kaynaklanıyor. San’atkâr, çocukluğundan i’tibâren yaşadığı dînî tecrûbe, şuûraltı, eğitim, âile, devrin siyâsî yapısı, içinde bulunduğu akımların yoğrulmasıyla vücûda geliyor. Eli kalem tutan herkesin en azından Mehmet Kaplan’ın şi’r ve hikâye tahlîllerindeki metoddan yola çıkarak okuduğu eserdeki ana unsura ulaşabilmelidir. Okuduğu metni ya da şi’ri mâ’nâlandırırken yazarın ya da şâ’irin şahsî davranışı ile eseri arasındaki münâsebeti görmesi ve böylece şâ’irin şahsıyyeti ile birlikte devrin rûhuna da nüfûz edebilmesi pek tabiî mümkündür.

Cumhûriyyet devrinin yitik şâ’irinin zamâna, mûsikîye ve aşka inancı giydirmesi muhâl. Hidâyet edebiyyatının dindar kahramanlarının felsefenin tanrı telâkkisini, dindar tiplemelerindeki psikolojik tahlîlleri lâyıkıyla yapabilmesi pek mümkün değil. Üstelik bütün bunları kelâmî inanç açısından bir çerçeveye sokması da baştan sıkıntılı.

Ancak orijinal bir edebî eserde Allah inancını biz her şeyden evvel, kahramanların karakterleriyle uyumundan, kâinâta ve insâna bakış açısından müşâhede edebiliriz. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzûr romanı kendi küllerinden yeniden var olan bir simurg gibi bütün varlığı, tabîatı, eşyâyı, târîhi, kültürü, insânı ve Allah’ı birleştirmek isteyen bir hayât görüşünün anaforunda şekillenmiştir.

Bu hayât görüşünün şekillenmesinde en büyük âmil hîç kuşkusuz ki İhsân (Yahyâ Kemâl) ve ondaki kemâlâtın temsîlidir. Allah’ı kendi varlığıyla îzâh etmeyi en çarpıcı şekliyle biz İhsân’dan duyuyoruz. “Varlık yalnız Allah’ın değil midir?” suâline karşılık İhsân’ın “Elbette, ama biz de varız, bir de varız. Belki biz vâr olduğumuz için o kuvvetle var.” sözlerini söyleyen birinin mâsivâyı fâil kıldığını iddia edebilir miyiz? Zihnini yalnız vâroluşçu felsefeye adamış günümüz şâ’irinin sûfîlerin zengin yorumlarından mahrûm kalması gâyet tabiîdir. Ken’an Rifâî Hazretleri kendisine âit şi’ri başka dervîşten dinledikten sonra bu hakîkate parmak basmıştır:

“ Şi’r bana âit, ancak senden dinlemekten ayrı bir zevk aldım. Allah(c.c) da bir hadîs-i kudsîde «Ben bir gizli hazîne idim, bilinmeyi sevdim, bilinmek için halkı yarattım.» buyuruyor. ”

Mümtaz (Tanpınar) toplumu, târîhi, medeniyyeti ve kâinâtın nizâmını “Semme vechullah” hedefinde birleştirme fikrini elbette ki büyük ölçüde te’sîrinde kaldığı hocası İhsân yâ’ni Yahyâ Kemâl’den almıştır. Yahyâ Kemâl doğrudan dînî konularda vâiz olmamış; fakat dîn etrâfında şekillenen dînî temaları mûsikî, edebiyyat, siyâset, mi’mârî, resim, düşünce, mitoloji gibi konularda içkin bir şekilde yorumlamış. Böylece gelecek nesillere de yüksek bir düşünce, târîh ve kültür şuûru yâ’ni hâfızası mîras bırakmıştır.

Yahya Kemâl dîn anlayışını “İçimde dalgalı tekbîri en güzel dînin” mısrâında en muhteşem hâliyle ifâde ve i’lân etmiştir. Onun bu îman, inanç ve ihlâsı ise en sahîh ve katıksız hâliyle muhterem ve mü’min bir annenin çocukluk terbiyesinden aldığı muhakkaktır. Orta Asya içlerinden taşkın bir îmanla gelip ülkeler fetheden ve vahdâniyyeti nezâket ve zarâfet âyîni gibi câmi’lere, sebîllere, kubbe ve kervansarâylara işleyen ve bu üslûbla yaşayıp bu üslûbla göçen anaların ervâhına, doğurup mayaladıkları şâ’irlere rahmeten vâsia…

Saliha MALHUN

Yazar Hakkında

Saliha MALHUN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
KORKMA SÖNMEZ

KORKMA SÖNMEZ

12.08.2017
Anayasa’nın 3. Maddesinde Cumhuriyetimizin nitelikleri sayılırken, ‘’Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.’’ hükmüne yer verilmiş, değiştirilmesi teklif edilemeyecek ibaresiyle karara bağlanmıştır. Buna...
Bu öykümü son derece gerçekçi saymama karşın,ona “fantastik bir öykü” diyorum. Doğrusunu isterseniz, gerçekten de fantastik bir şeyler var içinde.
Kadim zamanlardan günümüze kadar gelip kesintisizce geleceğe dek sürüp gitmekte olan Dünya Türklüğünün bugünümüze en yakın nüvesi Göktürk Kağanlığı dönemidir.
ŞARKIBir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâdaGidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’aİşte üç çifte kayık iskelede âmâdeGidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’aGülelim...
Yıldırım GÜRSES Saygı ve rahmetle anıyoruz. Yıldırım Gürses, 21 Ocak 1938 tarihinde Bursa’da doğmuştur. Babası Ziraat Bankası...
Büyük sanatçılar, dünyamızı sıradan ölçülerin üstüne çıkaran dil ustalarıdır. Onlar, duygu ve düşünce dünyamızı millî kültürün taşıyıcısı olan dil...
Saatlerdir hiç kıpırdamadan uzandığım yataktan yavaş yavaş atıştırmaya başlayan kar’ı seyrediyorum. Rüzgârın uğultusu kulaklarıma kadar geliyor. Bir an bu saatte...
(XIV. YÜZYIL) Nîgârım dilberim yârim nedîmim mûnisim cânım Refîkim hem-demim ömrüm revânım derde dermânım Sevgilim, dilberim, yârim, alışığım, canım; Yoldaşım, ayrılmazım, ömrüm, ruhum, derde...
KELE BACIM

KELE BACIM

28.01.2018
“Kele bacım aklının dibini dökme. Otur oturduğun yerde. Abılan da duymasın bu dediklerini. Sen ne bakıyon kemçiğin dediklerine. O senin...
Sayın Arkadaşlarım, Anlatmakta başarısız olduğum bazı konuları sizlerin de dikkat ve değerlendirmesine sunmaya karar verdim. Bu nedenle gözlem ve tespitlerimi, eğitimcilere...
Benim bunda kararım yok,Ben bunda gitmeğe geldim.Bezirgânım metaım çokAlana satmağa geldim. Ben gelmedim dâvâ içinBenim işim sevi içinDostum evi gönüllerdirGönüller yapmaya...
Teŋri Azze Ve Celle Ögdisin Ayur Bayat atı birle sözüg başladım,törütgen egidgen keçürgen idim Yaratan, yetiştiren ve göçüren rabbim olan Tanrının adı...
Metin SAVAŞ Biz insanlar hazır bulduğumuz bir hayatın içine doğarız. Ve fakat içine doğduğumuz bu hayatı yaşarken bir gözümüz daima kör...
Çağların ötesinden billur billur süzülüp gelen bir sanat müziğimiz var. Türk sanatının, Türk zevkinin incelikleriyle bezeli bu müziğin tarihi gelişimi...
Öğüt verme, okuyucuyu bilinçlendirme amacını taşıyan ve birçok Divan edebiyatı şâirinde örneğine rastlanılan Nasihat-nâme (Pend-nâme), Divan edebiyatının en önemli nazım...