Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

 mehmetalikalkan2MEHMET ALİ KALKAN ÖZGEÇMİŞ

 1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Gazi İlk Okulu,Tunalı Orta Okulu ve Motor Sanat Enstitüsünü bitirdi.Üniversiteyi Adana’da okudu. 1980 yılında Adana Mühendislik Bilimleri Fakültesinden İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu. Halen Eskişehir’de mesleki faaliyetlerine devam etmektedir.

 Geceye Göz Ekledim ve Gök Aradık Tuğlara şiir kitapları yayımlanmıştır.

Türk romancı Emine Işınsu,  sevgili şairimiz için ; ‘’ “Mehmet Ali Kalkan, bugün sayıları bir elin parmakları kadar kalmış gerçek şairlerimizden biridir. O Yesi’de, Rey’de, Viyana ve Yemen’de ve illâ Anadolu’da yaşar, yaşadıklarını bize seslendirir.” diyerek onun değerini ortaya koyuyor. Ardından Yavuz Bülent Bakiler; ‘’ Bu güne kadar, bir takım şiirleri, farklı zamanlarda kırk defa okuduğum çok olmuştur. Ama bir şiir kitabının bütün şiirlerini (hem de eksilmeyen, aksine çoğalan bir zevkle), arka arkaya üç defa okuduğumu bilmelisiniz.Onun şiirlerinde tespit ettiğimiz ikinci çok önemli husus: bizim kültür köklerimize çok bağlı ve sevdalı olmasıdır. Yani, bizim dini inancımız, dünya ve ahiret anlayışımız, tarih şuurumuz, insan sevgimiz, vatanımıza,milletimize yürekten bağlılığımız. Kalkan’ın şiirlerinde çok zarif mısralarla yüreğimizi ısıtıyor.” sözleriyle Mehmet Ali Kalkan’ın şiirini kanatlandırıyor.

    Prof. Dr. Tamilla Abbashanlı Aliyeva ise şairimizin kitabını tahlil ediyor: ‘’Mehmet Ali Kalkan’ın Gök Aradık Tuğlara adlı şiir kitabındaki konular çok olsa da en önemli konu kahramanlığın çiçek açtığı tarihimiz ve soy kökümüzdür. Bir de eserin dil ve üslubu dikkatimizi çekti. Yani eserin poetikası.

KİRMİZİRUJ

Rukiye Özdemir öyküleri ‘’Kırmızı Ruj’’ adıyla kitap hâlinde yayımlanarak okuyucusunun beğenisine sunuyor. Yazar, öyküleriyle ilgili olarak kitabın girişinde belirttiği ; ‘’ …kremalı bisküvi tadında… ‘’sözüyle üslûbu hakkında da ipucu vermektedir.

Onun öykülerini okuyanlar bu tanımın ne kadar yerine olduğunu göreceklerdir. Şaşırtıcı, düşündürücü ve çarpıcı bir ifadeye sahip olan bu öyküler, okuyucuyu daha fazla hayal kurmaya ve daha fazla düşünmeye kapılar aralamaktadır. Yazarın; ‘’ Boş Beşik’’ adlı öyküsü sadece;  ‘’ Hastane odasında gözümü açtığımda “hoşça kal” diyebildim.’’ Cümlesinden ibarettir. Burada her söz ve tamlamayı sorguya çekmek görevi okuyucuya bırakılmakta, düşünmenin özgür ve sınırsız vadisini güzelleştirmek kendisine ödül olarak verilmektedir. Yazar ise bu güzelliğe vesile olmanın mutluluğunu tatmaktadır.

 Yazar, Kırmızı Ruj’un ön sözünde ; ‘’ Sevgili okur arkadaşlarım, kardeşlerim, büyüklerim, küçüklerim, dostlarım, akrabalarım, hâlâlarım, teyzelerim, amcalarım, dayılarım, kuzenlerim… Çayın yanına çıtır çerezlik, atıştırmalık öyküler yazdım sizin için.Yazmak hayata bırakılan en güzel izlerden biridir. Hayata iz bırakmanız dileğiyle… ‘’ diyerek yazma amacını açıklamaktadır.

Prof.Dr. Abdülkadir İlgen ile "Türk Müslümanlığı" Üzerine Söyleşi

Türk müslümanlığı, çok tartışılan, daha da çok tartışılacak olan konu. Ama, ilgili fikir çevrelerindeki yaygın kanaat eğer bir Türk medeniyeti oluşturulacaksa bunun zeminin Türk müslümanlığı üzerinde oluşacağı üzerine. Geleceğimizde bu kadar önemle yer alacak konuyu hocamız sayın Prof.Dr. Abdülkadir İlgen ile etraflıca konuştuk. Söyleşinin çok ilginizi çekeceğini düşünüyoruz.
"Eski" ya da "İslâmlıktan önceki Türk Dini" ifâdesi doğru mudur? Türkler, Müslüman olmadan önce, yekpâre aynı inanca mı sâhip idiler? Türklerin İslam öncesi inanç sistemi için bir değerlendirme yapar mısınız? Nasıl bir varlık anlayışı var, nasıl bir Tanrı inancı vardı?
İslâmlık öncesi Türklerin dini ifadesinin kullanılmasında bence hiçbir sakınca yok. Bu nihayetinde bir durum tespiti, tanımlama. Hepsi bu. Fakat hemen belirtmek lazım ki, Türk dilli topluluklar yekpare olmadıkları gibi dinleri de yekpare değildi. Gökalp, her batın müstakil bir vicdana malikti der. Her aşiretin müstakil bir rengi, hususi bir şahsiyeti vardı. Dolayısıyla inançları da farklıydı. Hatta Kitabelerden anlaşıldığına göre Gök Tengri inancı da “Rabbülâlemin” olan bir Tanrıyı değil, hususî bir Tanrıyı, Türk Tanrısını ifade ediyordu. Yabgu, İl ve İlhanlık gibi her biri ayrı bir sosyal ve ekonomik yapının tezahürü olan siyasî yapıların her birinde dinî ritüeller pek tabii ki farklı, inanç farklıydı.

saitbaserSakarya Üniversitesi Felsefe Blm. em. öğretim üyesi Sait Başer ile bir araya geldik. Türk kültür ve inanç tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan yazarımızla dilden tarihe, hukuktan sosyolojiye güncelleme konusu üzerine enine boyuna sohbet ettik.

“Edebiyat ve Kültür Açısından Güncellik Arayışları” başlığı ile Divan Edebiyatı Vakfı’nda sunumlarınız başlıyor. Sizce güncellik nedir?

Türkçe’de güncellik kelimesinin kullanışı çok yeni. Yirmi, otuz senelik bir kelimedir. Neden üretti bunu Türk Dil Kurumu? Özellikle medya faaliyetlerinin “aktüalite” adıyla günlük kullanımda sıklıkla geçmeye başlaması üzerine “Aktüalite kelimesinin yerine ne kullanalım?” arayışı başladı. Bu arayış sonucunda “güncellik” kelimesi ve “güncellemek” fiili üretildi. Aktüel kelimesinin köküne bakarsak, Latince kökenli olduğunu görüyoruz. Oradan Fransızca’ya ve diğer batı dillerine geçmiş. İncil’de de geçen “akt” kelimesi, Tanrı’nın işleri anlamına geliyor. Sürekli yaratma halini anlatıyor. Yani kutsallıkla ilintili bir kök bu.

Aksiyon kelimesinin de kökeni sanırım…

Evet, aksiyon da aynı kökten geliyor. Semantik düzlemde bir kavram ailesi var. “Bunun karşılığı Türkçe’de ne olabilir?” diye aranmış ve güncellik kelimesi bulunmuş. Doğru mu, yanlış mı tatbik edildi? O ayrı bir tartışma konusu, ancak belli bir kesim aktüel kelimesini kullanmaya devam etti ama şimdi o direnç dağıldı, hepimiz kullanıyoruz.

Prof.Dr. Rahmi Karakuş ile Felsefe ve Türk Felsefesi Üzerine Söyleşi

Değerli Hocamız Prof.Dr. Rahmi Karakuş ile “Felsefe, dünya görüşü, ideoloji, Türk düşüncesi, bir Türk felsefesi ortaya konulabilir mi, imkânlar, prensipler, değerler…” üzerine konuştuk. Hocamız geleceğe yol ve ışık tutacak çok önemli değerlendirmeler yaptı. Her Türk milliyetçisinin bu değerlendirmeleri okuması gerekir diye düşünüyoruz.

İşte söyleşimiz:

1. Değerli hocam, “Felsefe” nedir? Genel anlamıyla bize felsefenin bir tanımını yapar mısınız?

En zor soruyu en başta soruyorsunuz. Üstelik bu sorunun cevabı diğer sorularınızın cevabını da belirleyecek. Sorunuzun klasik bir deyişle ‘efradını cami ağyarını mani’ bir tarifi yok, ya da bu güne değin bu suale verilmiş karşılıklar bu vasfı taşımıyorlar. Felsefe adlandırmasının yapıldığı tarihten bu yana bu sorunun karşılığı olabilecek çok sayıda açıklama bulabiliriz. Hatta bu konuda -meraklılarına H.R.Atademir’in, konu ile ilgili Türkçedeki ilk kitap teşebbüsünü tavsiye ederim- yapılmış çalışmalarda da bu hususu görmek mümkündür. Fakat el kitaplarında ya da giriş niteliğindeki eserlerde felsefe nedir sorusuna karşılık gelecek açıklamalar da yok değildir. Bu açıklamaları tarif/tanım şeklinde anlamamak gerekir. Bunlar betim/tasvir hükmündedir. Bize felsefe hakkında felsefe ile felsefeye benzer olan etkinlikleri ayırt etme imkanı verirler. Bunları felsefenin tarifi şeklinde anlamamak kaydı ile ve farklı tasvirleri bir arada dikkate alarak felsefe hakkında bir tasavvur oluşturmak daha isabetli olacaktır. Felsefe adına yapılmış tek bir tasviri tarif hükmünde ele alanlar bir takım düşünce etkinliklerini bir çırpıda felsefe dışına attıklarını unutmamalıdırlar. Bazen bu tarzda bir kabulle felsefe ile uğraşan bir kısım insanları felsefeci kabul etmemiş oluruz ve felsefe tarihini de sınırlandırırız.

Müziğimiz, Türkçe, Çocuklarımız ve Kökler Üzerine Sayın Fatma Adile Başer’le Söyleşi
Sayın Fatma Adile Başer, akademik düzeyde ve ama bir sanatçı duygu ve duyarlılığı ile bizim müziğimiz, Türkçemiz, kültürümüz ve medeniyetimiz üzerine okuyor, inceliyor, düşünüyor, sunuyor, yazıyor, anlatıyor ve tartışıyor. O, Türk kültürüne ve medeniyetine eşsiz hizmetler veriyor.
Türk kültürünün yaratacağı yeni ve evrensel mesajları olacak bir medeniyet tasavvuru oluşturabileceksek eğer, bu onların sayeyesinde olacaktır, tarihe de öyle geçecekler.
Alttaki söyleşide işte böylesi bir yürek, akıl ve ufuk ile müziğimiz, dilimiz, köklerimiz ve çocuklarımız üzerine konuştuk.
Sayın Başer'in cevaplarını, anlattıklarını, açıklamalarını tatlı bir heyecanla okuyacaksınız, mutlu olacaksınız, dahası ufkunuz açılacak, güveniniz artacak ve gelecek için, çocuklarımız için daha neler yapmanız, yapmamız gerektiğini birlikte fark edeceğiz.
Muzaffer Metintaş: Kıymetli Fatma Adile hocam, Türk müziği için bir çıkış ve başlangıç noktası arasak, nereden başlayabiliriz?

niyaziyıldırımSoru : Eski şairlerden ve yaşayanlardan sevdikleriniz kimlerdir?

Cevap : Bu soru çok tehikeli ve politk.-Esk şairlerden sevdiklerim çoktur. Kopuzu ile ilk deyişi söyleyenden tutunuz da, sanatı aşk ve iman olarak anlayan, gördüklerini, duyduklarını, sezdiklerini anasının ak sudu ile yoğurup ana diliyle söyleyen Türk şairlerinin hepsini severim.

Mutlaka bir isim istiyorsanız; son büyük şairimiz Yahya Kemal'dir.

Yaşayanlara gelince; Şiiri heves ve caka satma ölçüsünden çıkarabilmiş şairlerimiz vardır. Arif Nihat Asya, yaşayan en büyük şairimizdir.

Prof.Dr. Milay Köktürk ile Türk Felsefesi Üzerine Söyleşi
Sayın Prof.Dr. Milay Köktürk hocamızla, bugünlerde önemli bir tartışma zeminini oluşturan, bazı aydınlarımız tarafından bir medeniyet tasavvurunun ön  şartı olarak görülen "Felsefe" ve "Türk Felsefesi" konularını konuştuk. Hocamızın cevapları ufkumuzu açtı, zihnimizi aydınlattı.
Kıymetli Milay Hocam, "Felsefe", "Türk felsefesi" konularını esas alan söyleşimiz için yaptığınız çok değerli yorumlara, değerlendirmelere içtenlikle teşekkür ediyoruz.

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Mart 2016 tarihinde yayın hayatına başlamış olan Ayarsız dergisi “hâlet-i ruhiyemiz ayarsız” esprisiyle yola çıkmış “aylık fikir, kültür, sanat ve...
Kurgu sanatının en önemli unsurlarından biri olan arketip kavramının ne olduğunun hem nitelikli ve sıradan okurlarca hem de tecrübesiz yazarlarca...
Gizli arzuların ifadesidir rüya. Şuuraltı isteklerin dışa vurumudur. Karışık hayallerdir. Rüya geçmişten çok, geleceğin planlanmasıdır. Bu yüzden “düş olmadan iş...
1499 Yılından beri Muradiye türbelerinin en büyük ve en görkemlisinde kardeşi Şehzade Mustafa ile birlikte yan yana yatan Cem Sultan,...
İlk baskısı 2004 yılında hazırlanan Fatih Kerimî'nin Kırım'a Seyahat adlı bu kitabının o günkü telif ücreti "Kırım'da Çocuk Okutma Kampanyası"nda...
Cengiz Dağcı 9 Mart 1919’da Kırım’ın Gurzuf kasabasında doğ- du; 22 Eylül 2011’de Londra’da vefat etti. Türkiye Türkçesiyle kaleme aldığı...
Ne yaparsan yap pişman öleceksin,Belki yaptıklarından , belki yapmadıklarından...DostoyevskiMüslüm Gürses’i ‘Son pişmanlık neye yarar / Her şeyin bedeli var olmadı...
Rodrigo, "Endülüs’e Ağıt" isimli bestesiyle oryantalizm ziftine bata çıka yol almaya çalışan münevverlere kaybolduğu dönüş yolunu göstermek için sesten bir...
Felsefecilere göre, insan ve şuur birer zamanî varlıktır. Hem hayatımız hem de şuurumuz zamana bağlıdırlar. Hilmi Ziya Ülken şuuru ikiye...
Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde...
Elvanlarda ihtiyar bir kılavuz aldık. Köy kısmen yanmış, perişan, herkes fersiz ve şaşkın gözlerle kamyon denilen canavarın bir lüzum görüntüsüne...
“Varlığın bana yetmezken, yokluğunla avunmak zorundayım.” der Mevlâna… Ve ekler; “Ya al götür kalanımı ya da gel tamamla eksik kalan yanımı.” Tolstoy’un “İnsan ne...
Aylık fikir ve sanat derigisi olan Türk Edebiyatı Dergisinin haziran 2017 sayısı yayınlandı. Cemil Meriç ve Cahit Zarifoğlu dosyalarını da...
Aşığın biri, günün birinde kendisini çok seven, onun sevgisiyle yanıp tutuşan sevgilisini yanına çağırdı. Cebin­ den bir kağıt çıkararak huzurunda...
MERHAMET

MERHAMET

15.04.2018
‘Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok Öyle büyük bir inci ki bu büyük sır delen yok Herkes aklına eseni söylemiş durmuş İşin...