Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

peyamisafaMilletimizin, son yarım asırda emsalini pek az yetiştirebil-diği değerli fikir ve sanat adamlarımızdan biri de Peyami Sa-fa'dır. Basın mesleğinin hemen her sahasında zirveye ulaşan Üstad Peyami Safa, gerçekten bir "Elem Âbidesi" olarak aramızdan ayrıldı...

"Şair-i mâderzat" diye bilinen babası İsmail Safayı, daha iki yaşında iken kaybettiği için "Yetim-i Safa" adiyle anılan Peyami Safa, bütün hayatı boyunca büyük elemlere düçar olmuş, hele biricik oğlu Merve Safayı, kendi ölümünden üç ay önce kaybettikten sonra, büsbütün eriyip bitmiştir...

Ömrü boyunca yokluk, ıstırap ve hastalıklarla boğuşan ve:

- Büyük hastalık geçirmeyenler, herşeyi bildiklerini iddia edemezler, diyen Peyami Safa, bilhassa ömrünün son yıllarını, insanın tahammül kudretinin üstünde, maddî ve manevî ıstıraplarla mücadele içinde geçirmiştir...

Henüz ilkokulda iken meydana getirdiği eserlerle, kabiliyetini ortaya koymuş, pek genç yaşta iken, öğretmenlikle hayatını kazanmak durumunda kalmıştı.

Cumbadan Rumbaya, Karım ve Metresim, Cingöz Recai, Sabahsız Geceler, Kucaktan Kucağa, İstanbul Kızları ve Uçurumda Bir Genç Kız gibi macera ve tefrika romanlarını, edebî

yazılarından ayırmak için "Server Bedi" imzasını kullanan Üstadın fikir eserleri arasında; Felsefi Buhran, Türk İnkılâbına Bakışlarla Millet ve İnsan isimli kitapları önemli bir yer tutar.

O, çeşitli gizli kaynaklardan gelen telkinlerle beyni yıkanmak istenen genç nesillerin, milliyetçi ve mukaddesatçı bir ruhla yetişmesine, yazıları ve eserleriyle ışık tutan bir mürşid olmuştu.

Peyami Safa, kalemini en çok "Mahutlar" diye vasıflandırdığı sosyalist kılıklı kızıllar için bilemiş ve en çok da onların hücumuna uğramıştı. Dolayısiyla, Peyami'nin ölümüyle "Mahutlar" kendilerine en öldürücü darbeler indiren bir hasımdan kurtulmuş bulunuyorlardı..

Peyami Safa, samimi bir Müslüman, gerçek bir milliyetçi idi. Bu üstün seciye ve vasıflarının yanında, kendisine has kıvrak ve akıcı üslubuyla, daima vatan ve mukaddesat düşmanlarıyla mücadele ederek, onları hezimete uğratmış, özellikle "laikliği "dinsiz”lik şeklinde yorumlayan inkılâp yobazlarını, sosyalist geçinen kalem "zübbe"lerini susturmuştur.

Vaktiyle Hakimiyet gazetesinde kaleme aldığımız "Türk Şiiri ve Kadın Donları" başlıklı bir eleştirimizi konu edinerek, "Milliyet" gazetesinde yazdığı "Çirkef Edebiyatı" başlıklı makalesinde, bizim yalnız bırakılmamızı istiyor ve şöyle diyordu:

"... Eskidenterbiyeli insanlar arasında, iç çamaşırlarından birinin adını söylemek ayıptı... Adını tahmininize bıraktığım ve tekrarlamaktan utandığım mahud çamaşır, insanların edep yerini örttüğü için, ulu orta sözü geçmezdi.

Bugün milli terbiyemiz nerelere yuvarlanmış ki, mahud çamaşır şiir kitaplarının kapağında isimleniyor, resimleniyor, gençlerin manzumelerinde iğrenç hayal unsurları haline geliyor . Arkadaşımız Abdullah Satoğlu, bu hayasız şiirlerin tiksindirici örneklerini makalesine almış ve ayıplamış. O'nu yalnız bırakmayalım..."(Milliyet Gazetesi 19 Haziran 1956).

Peyami Safa Bey'in, 27 Mayıs ihtilalinin yapıldığı günlerde, Prof. Dr. Ayhan Songar'a anlattığına göre:

"Onu evinden alıp Harbiye'ye götürmüşler. Birkaç saat bir odada kilitli tuttuktan sonrabir heyetin huzuruna çıkarmışlar. Heyetin başkanı, kendisinin komünizm propagandası yapmakla suçlandığını söylemiş ve ilave etmiş:

-    Söyle bakalım, komünist yazar Anton Çekov, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu isimli eserini neden sana ithaf etti?

Gülmeye başladım diyor, Peyami Bey:

-    Beyler, Anton Çehov ile ben aynı devirde yaşamadık, o benden çok evvel bu dünyaya gelip gitmişti. Birbirimizi tanımamız mümkün değil. Çekov zamanında komünistlik yoktu. Hem, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanı benim eserimdir. Nasıl olur da bir başkası bana ithaf edebiliyor onu?

Neticede Peyami Beyden özür dilemişler, hemen bir araba tahsis edip evine göndermişler.  (Türkiye Gzt. 24 Ocak 1993)

Türk Basın Birliğinin İstanbul’da aktedilen 1964 yılı kongresinde, basınla ilgili kanunlardaki antidemokratik hükümlerin kaldırılması ve basın mensuplarının hak ve menfaatlerinin sağlanması konusunda geniş müzakereler cereyan etmiş ve bu arada, birliğin eski başkanlarından merhum Nizam ettin Nazif Bey, üyelerin gözlerini yaşartan bir teklifte bulunmuştu.

Nizamettin Nazif Bey şöyle diyordu:

Kendini bilecek yaşa geldiğinden vefat ettiği 15 Haziran 1961’e kadar geçimini binbir sıkıntı içinde kalemiyle sağlayan Üstad Peyami Safa, hayatta son tesellisi olan tek evlâdı Merve Safa'yı kendi ölümünden kısa bir süre önce kaybetmiş bulunuyordu.

Hayatta yalnız kalan muhterem refikası ise, felçli bir şekilde, ya ıssız kalan evinde ya da bir hastane köşesinde, bu "Elem Abidesinin ve onun yegane varlığı olan merhum oğlunun hayali ve hatıralarıyla yaşamaktadır. Ümit ve temenni ederim ki, TBB’den bir heyet, bu biçare kadını teselli etmek ve elinden tutmak amacıyla, ziyaretine gider ve ölünceye kadar, kendisine sosyal hizmetler fonundan yardımda bulunur...

Hatip bu teklifi yaparken, salondakiler kendisini alkış tufanına tutuyor ve hepsinin de gözleri yaşarıyordu. Neticede teklif oya sunulmuş ve ittifakla kabul edilmişti.

Oğlu Merve'nin vakitsiz ölümü, Feyami'yi öyle derinden sarsmıştı ki; Merve'nin cenazesi, şişli Camiinden alınıp Edirne-kapı Şehitliğine götürülürken, tanınmış tarihçi Reşat Ekrem Koçu, kendisiyle aynı arabada bulunan Niyazi Ahmet Banoğlu ve Osman Atilla'ya:

-Çocuklar, demiş, mezarlığa sadece Merve'yi değil, Peya-mi'yi de götürüyoruz...

Akbaba'daki bir makalesinde Yusuf Ziya Ortaç da, Peyami Safa’nın oğlu Merve'nin ölüm haberi üzerine şunları yazıyordu:

"Elimdeki gazete, göğsüme bir kefen parçası gibi düştü.

Artık gidemezdim, artık kapısını çalamazdım onun. Merve'nin ölümünden çok Peyami'nin yaşaması korkutuyordu beni...

Ancak bir ay sonra küçücük vücudunu kollarımın arasına alabildim. Göğsümde bir avuç kemik hıçkırıyordu.

Ayrılırken, Nebahat Hanım'la gözgöze geldim; Hiçbir ağlayan göz, bu yaşlan kurumuş anne gözü kadar acılarla dolu olamaz..."

Evet, çektiği acı ve ıstıraplarla, hayatı boyunca bir "Elem Abidesi" olarak yükselen ve biricik oğlunun vefatıyla beraber eriyip giden Peyami Safa'nın ismi ve Türk gençliğine her zaman ışık saçan eserleri, birer "Edebî Abide" olarak değerini koruyacaktır.

Abdullah SATOĞLU

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
“Aşık tarzı söyleyişe hakikî bir aşkla sarılarak, bu tarza yeni bir hamle, özel bir söyleyiş güzelliği, hele yeni bir heyecan...
Kanadı kırık güvercinler gelir sana sığınmaya. Özgür yaylalarında tedavi olmaya koşar yaralı ceylanlar senin. Sen öğüdünü “gel” diyen Mevlana’dan alırsın. “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü”...
1921 yılında, Türkiye bir ölüm-kalım savaşı içindedir. Milletin tek umudu Mustafa Kemal Atatürk’tür…Anadolu’nun dişini tırnağına takıp Kurtuluş Savaşı’na “Ya istiklâl,...
Aylık fikir ve sanat derigisi olan Türk Edebiyatı Dergisinin haziran 2017 sayısı yayınlandı. Cemil Meriç ve Cahit Zarifoğlu dosyalarını da...
‘Aya giden insan ile iletişim kurabilecek sistemleri buluyoruz. Buna rağmen çoğu kez anne kızıyla, baba oğluyla; zenci beyazla, işçi işverenle...
Türkistan topraklarında “1070’de Balasagunlu Yusuf Has Hacib tarafından Kaşgar hükümdarı Buğra Ebu - Ali Hasan Han’ın ismine telif olunmuş Kutadgu...
Şeyma GÜNGÖR1 NÎHAD SÂMİ Banarlı Cumhuriyet devrinin yetiştirdiği en önemli edebiyat öğretmeni, edebiyat tarihçisi ve yazarlardandır. Şiir, tiyatro, hikâye, roman alanlarında...
SÖZ ÜZERİNE

SÖZ ÜZERİNE

20.01.2019
Güzel söz, sadakadır. - Hz. Muhammed (SAV)- Kutadgu Bilig’te sözden ‘Ölüden diriye kalan miras, sözdür.’ diye bahsediliyor. Kültür mirasımızın, sözlü...
Sayfa Sayısı: 248 sayfaKağıt Cinsi: 2. hamurKapak Cinsi: Karton kapakEbat: 16.5x23.5Basım Tarihi: 08-2006Baskı: 3ISBN:...
Türk’ün tarih seyrinde göç, gurbet olagelmiştir hep. Türk’ün dinamik yapısı biraz da bununla ilgili olsa gerek.
Mehmed Niyazi’nin kaleminden Dâhiler ve Deliler[1] roman mı yoksa hatırat mı? Daha doğrusu, bu eser, hatıratla roman arasındaki muğlâk çizginin...
Türk Devlet GeleneğiProf.Dr. Aydın TaneriMerhum Prof. Dr.Aydın Taneri’nin birkaç defa yeniden geliştirilerek basılan “Türk Devlet Geleneği Dün-Bugün” adlı (Ankara,1993) eserinde...
Türk edebiyatının Batılılaşma etkisinden önce ortaya çıkan yazılı mizah ürünlerinin hemen hepsi İslam kültür dünyası içinde oluşmuş ürünlerdir. Çoğunlukla eğitici,...
MUHABBET

MUHABBET

17.12.2017
Muhabbet kuşu gördünüz mü hiç? Hiç muhabbet kuşunuz oldu mu? Muhabbet ettiniz mi hiç muhabbet kuşuyla… Muhabbet beslediklerinizin sayısını hiç düşündünüz...
KORKMA SÖNMEZ

KORKMA SÖNMEZ

12.08.2017
Anayasa’nın 3. Maddesinde Cumhuriyetimizin nitelikleri sayılırken, ‘’Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.’’ hükmüne yer verilmiş, değiştirilmesi teklif edilemeyecek ibaresiyle karara bağlanmıştır. Buna...