Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

zamanyonetimiZamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz.

İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli kullanılabilmesi için, öncelikle ‘zaman yönetimi’nin öğrenilmesi gerekiyor.

Başarılı bir zaman yönetiminin gerçekleşmesi için kişi, zihin olarak hazır olmalıdır. Kişinin zihin olarak hazır olma seviyesini ‘Kendine güvenme, çaba, başarma isteği, mücadele azmi, gerekli bilgilere sahip olma, uygulamada sürekliliğe inanma’ gibi unsurlar belirler.

İnsanların kişilik yapıları, alışkanlıkları, zaman yönetimine yaklaşımlarını değiştirebilir ve kişiler bilinçli ya da bilinçsiz zaman yönetimine engel olabilirler.

Zaman yönetimine engel olan kişisel sebepler şöyle sıralanabilir: Organize olamama, erteleme, sürüncemede bırakma, kendim yapacağım tutkusu, zaman tahminlerinde yanılma, hayır diyememe, mekân düzensizliği, ziyaretçiler, telefonlar, bilgisayar vb.

cahitoztelliHalk Edebiyatı tarihçisi ve değerli folklorcu Cahit Öztelli ile, şahsen tanışmadan yıllar öncesi mektuplaşmaya başlamıştık.

1962’de ilk baskısını yaptığım “Başlangıçtan Bugüne ka-dar-Kayseri Şairleri” isimli kitabımdan sitayişle bahseden bir mektubunu almıştım.

Bu mektubunda, “Dadaloğlu”nu Kayseri Şairleri arasına almamızda “isabet edilmediğini”de yazıyor ve aynı günkü postadan (Köroğlu ve Dadaloğlu) ile (Zileli Şairler) kitaplarını da almış bulunuyordum.

Daha sonra, o zamanlar Kayseri’de çıkardığımız “Filiz dergisinin Eylûl/1965 tarihli sayısında (Halk Hikâyelerinde Kahramanların Tanımı) başlıklı yazısını yayınlamıştık.

Böylece gıyaben başlayan dostluğumuz, 1970’de şahsen tanışmamızdan sonra daha da artmış ve vefatına kadar engin bir sevgi ve saygı hâlesi içinde devam etmişti.

ramazan davulcusu“… Ne babaannem, ne de ondan sonraki kuşaktan amcalarım, yengelerim, babam, annem, bir gün bile oruç tutmazlardı ama Ramazanlarda iftar saati, oruç tutanların iştahıyla beklenirdi. Akşamın erken bastırdığı kış günlerinde babaannem misafirleriyle poker ya da bezik oynarken, iftar bir çeşit fırında ekmek ve çay saatine dönüşür, kâğıt oynarken sürekli bir şeyler atıştıran bu yaşlı ve neşeli kadınlar iftar saati yaklaşırken tıkınmayı bırakır, oyun masasının yanına, dindar bir zenginin konağında görüleceği cinsten, çeşit çeşit reçelli, peynirli, zeytinli, börekli, sucuklu bir iftar masası özenle kurulur, radyoda iftar saatinin yaklaşmakta olduğunu sezdiren ney çalarken babaannemle misafirleri, sanki sabahtan beri açmışlar gibi sabırsızlıkla “Daha ne kadar var?” diye sorarlar, top atıldıktan sonra da, aşçı mutfakta bir şeyler yesin diye bekledikten sonra kendileri de hırsla yemeğe başlarlardı. Bugün bile, ne zaman radyodan ney sesi işitsem ağzım sulanır.” (Orhan Pamuk, Resimli İstanbul Hatıralar ve Şehir, YKY, İst. 2015, s. 292.)

Orhan Pamuk’un sözlerini okuyunca aklımdan geçen ilk cümle, “Demek ki herkesin Ramazanlı bir hikâyesi, Ramazanlı bir geçmişi varmış, ama bu geçmişi içine doğulan aile ve sosyal çevre belirlermiş.” şeklinde oldu. Yukarıdaki insan kalabalığı içinde sadece aşçının oruç tuttuğu anlaşılıyor.

araba3
Matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey o akşam Mustafa Kemâl’i de dostlar meclisine götürmüştü. Bir arkadaşı Niyazî Mısrî’nin



"Kırık bin pâre[1] eden şîşe-i kalb[2]i celâlindir

Yine her pâresinde görünen rûy-i cemal[3]indir

 

Nicesi baksın etrafa ya Ahkaf yâhut Kaf[4]’a

Şu Anka kim anın gönlü nazargah-ı hayâlin[5]dir

 

Bulunmaz lâmekanîdir bilinmez bînişâni[6]dir

Hemîn ancak sana kuldur senin ehl-ü iyalin[7]dir

 

Dağıldı "mim" "sad" "ra[8]" bozuldu nisbet-i suğra[9]

Benim bu nisbetim ne mahındır ne salin[10]dir"


kirmizilar.com 

Meclis kürsüsünün siyah örtüsü TBMM’in deki her konuşmasında Mustafa Kemâl Paşanın gözüne ilişmekteydi. Yeşil Bursa’nın işgal edildiği günden beri o örtü duruyordu. “Kalkacak” diyordu arkadaşlarına “Yeşil Bursa’da İzmir’de kurtulacak”. 1 Temmuz 1920’de Edremit, 2 Temmuz'da Gönen, Kirmastı, Mudanya, 6 Temmuz'da İzmit, 8 Temmuz'da Bursa Yunanlılar tarafından işgal edilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kürsüsüne siyah örtü konulmuş ve İmparatorluğumuzun ilk Başşehri olan Bursa'mızın kurtulmasına kadar bu siyah örtünün kaldırılmaması gözyaşları içinde kararlaşmıştı. Bursa mebusu Muhittin Baha Bey kürsüden Namık Kemal'in:
“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini./Yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini(anne) mısralarını okuyunca”,

Mustafa Kemal Paşa yerinden kalkmış, kelimelerle ifâdesi imkânsız heyecan içinde: “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,/Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini.” sözünü vermiştir[1].

Yunanlı subaylar Orhan Gazi ile evlenen Nilüfer Hatunun (Horofiro) türbesini “sen Türkle evlendin” diye teklemişler ve tahrip etmişlerdi. Yunanistan Başvekili Venizelos’un oğlu teğmen Sofokles Osman Gazi’nin türbesinde“Kalk koca Türk! Senden ırkımın intikamını almaya geldim. Bak kurduğun devlet parça parça oldu. Kalk! Seni bir kere daha öldüreyim de ırkımın intikamını alayım!” demiş ve ayağını sandukaya koyarak fotoğraf çektirmişti.

kirmizilar.com

Yüzbaşı Nakiyüddin Bey öğrencilerinin Fransızcasının ilerlemesi için elinden geleni yapıyordu. Onlara edebiyat eserlerini sevdirerek bu işi çözebileceğini biliyordu. Fransız yazarları tanıtıyor ve eserlerini okutuyordu. O gün romantizm akımından bahsedecekti: “Çocuklar” dedi. “Bilindiği gibi”, “Romantizm, XIX. yüzyılın başından ortalarına kadar olan yarım asırlık dönemde hemen hemen bütün Avrupa'da hâkim olan sanat/edebiyat akımıdır. Romantizmin düşünce temeline baktığımızda ise, karşımıza Diderot, Montesquieu, Voltaire, J.J. Rousseau gibi XVIII. yüzyıl Aydınlanma Çağı filozofları çıkar[1]”Bu akımın sanat/edebiyattaki ilke ve nitelikleri özetle şunlardır”[2]:

Hürriyet: Büyük ölçüde ihtilâl ortamının sanat/edebiyat alanındaki yansıması olan romantizm akımının ilk niteliği ve

ankaralıarabaciMustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş hayli yüklü paraya güzel bir at almıştı. Akşama vakit geciktirmeden götürmek isteyecekti. Fakat her taraftan isyan ve savaş haberleri geliyor, meclis toplantı üstüne toplantı yapıyordu. Atı yaveri ile hediye olarak kabul etmesini söyleyerek Ankaralı Arabacı İsmail’e gönderdi. Kendisi de en kısa zamanda uğrayacaktı.

Arabacı zorla da olsa Paşa’nın hediyesi olan atı kabul etmişti. Bunda ananın da etkisi olmuştu.


Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş hayli yüklü paraya güzel bir at almıştı. Akşama vakit geciktirmeden götürmek isteyecekti. Fakat her taraftan isyan ve savaş haberleri geliyor, meclis toplantı üstüne toplantı yapıyordu. Atı yaveri ile hediye olarak kabul etmesini söyleyerek Ankaralı Arabacı İsmail’e gönderdi. Kendisi de en kısa zamanda uğrayacaktı.

Arabacı zorla da olsa Paşa’nın hediyesi olan atı kabul etmişti. Bunda ananın da etkisi olmuştu. “Bak darılır Paşamız” demişti. “Onu kırmaya hakkımız var mı? Üstelik ihtiyacımız da var”. Bir Gün Mustafa Kemâl çıka geldi. Her seferinde olduğu gibi Arabacı İsmail’i ve anayı görmek onu dinlendiriyordu.

ankaralıarabaciO zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi; çünkü bu okullar öğrencilerine sadece askeri konularda değil; tarih, ekonomi, felsefe gibi konularda da eğitim veriyorlardı. Askeri rüştiyede okutulan Mantık, Hesap, Usul-i Defteri, Hendese, Coğrafya, Tarih-i İslâm, Kavaid-i Osmaniye, Fransızca, İmla-yı Türki, Hattı Fransevi, Resim gibi dersler, öğrencilerin farklı alanlarda çağdaş bilgilerle donanmasını sağlıyordu. Mustafa Kemal, askeri rüştiyenin çağdaş dokusundan çok çabuk etkilendi. Onun Matematiği çok sevmesi ve dersteki ilgisi sonucu oluşan başarısı; yıllar sonra bir geometri kitabı yazacak kadar ileri düzeylere varacaktı. Artık pozitif bilimlerle tanışmış, bilimin büyüsünden etkilenmeye başlamıştı[1]. Fransızca Öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey Mustafa Kemal’den Fransızcasını ilerletmesini istiyordu. O günlerde Osmanlı coğrafyasında geçerli yabancı dil daha doğrusu eğitim kurumlarında öncelikli dil Fransızca idi. Yüzbaşı Nakiyüddin Bey de Askerî Rüştiyede Mustafa Kemâl’e “geleceğe ilişkin ilk fikirleri” veren hocalarındandı.[2]

ankaralıarabaciMustafa Kemal’in anlatacakları daha bitmemişti. Fakat tren yavaş yavaş, kavurucu sıcak içinde bozkırdaki Ankara’ya yaklaşmıştı. Ağustos ayında boncuk boncuk terleyen Paşalar ve genç subaylar Mustafa Kemal’in anlattıkları ile daha da yanmıştı. İsmet Paşa gömleğinden gevşettiği düğmelere yenisini eklemişti. Mustafa Kemal’in anlattıklarına bir tek Fevzi Paşa hayret etmemişti. Çünkü oda Yeniçeriliğin kaldırılmasını tetkik etmiş araştırmıştı. Bildikleri Mustafa Kemal’in özetlediği tarihin bu acı sayfasından farklı değildi.  Ankara’da onları dostları karşıladı. İki Serdengeçti Giresunlu muhafız eski demiryolu şirketi olan direksiyon binasının önünde bekliyorlardı. Mustafa Kemal Paşa zaman zaman burayı çalışma yeri hem de ev olarak da kullanıyordu[1]. Bugün burada kalmayı düşündü. Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve diğer yol arkadaşları ile tek tek sarılarak ayrıldılar. Eskişehir yolculuğunun büyük ağırlığı üstünde idi. Direksiyon binasında üstünü değiştirdi. Ilık su ile yıkandı ve abdest tazeledi. İki rekat namaz kıldı ve Rabbine dua etti. Seccadeyi topladı sedire biraz uzandı dinlendikten sonra kalktı. 

Matematik hocası Yüzbaşı Mustafa’nın nasihatleri ile Mustafa Kemâl’in annesine dargınlığı kalmamıştı. Artık Selanik’teki çocukluk günleri güzel geçmekteydi.  Ara verdiği kitap okumalarına devam ediyor, yaşına uygun hemen hemen her eseri ister ödünç isterse harçlığından alarak okuyordu. Bu kitap seçmeleri ailesinin ve hocalarının yönlendirmesi istikametinde oluyordu. Çevrede bilinirdi ki halası da babası Ali Rıza Bey gibi Bektaşi Alevi meşrebine yakındı. Mustafa Kemal, çocukken Hz. Ali[1] cenkleri, Ebu Müslim Horasanî, Seyyid Battal Gazi, Muhammed Hanefi, Danişmed-gazi, Saltık Gazi ve diğerlerini okumuştu.. Bir gün halası ona evine geldiğinde Kerbela’yı ve Hz. Hüseyin’in duasını anlatmıştı. Mustafa küçük yaşına rağmen İslâm tarihindeki bu acı olayın nasıl çözülmesi gerektiğini düşünürdü. Yıllar yıllar sonra büyüdüğünde de laik devlet anlayışı ile bunu çözecekti. Üstelik annesi Zübeyde (Hanım)Molla’dan dinlediği İslâmi bilgiler onun mektepte öğrendiği ve okuduğu kitaplardaki bilgilerle birleşince daha da anlamlı olacaktı.

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
“Varlığın bana yetmezken, yokluğunla avunmak zorundayım.” der Mevlâna… Ve ekler; “Ya al götür kalanımı ya da gel tamamla eksik kalan yanımı.” Tolstoy’un “İnsan ne...
Saatlerdir hiç kıpırdamadan uzandığım yataktan yavaş yavaş atıştırmaya başlayan kar’ı seyrediyorum. Rüzgârın uğultusu kulaklarıma kadar geliyor. Bir an bu saatte...
HOŞGÖRÜ

HOŞGÖRÜ

25.03.2018
“Hoş gör sen affet gitsin aldırma / Büyüklük sende kalsın sonunda / Sen sarıl o sana sarılmazsa sen unut unutmazsa...
KANAAT

KANAAT

31.07.2017
Kanaat, TDK Türkçe Sözlük’te aşağıdaki anlamlarda kullanılıyor: 1. Elindekinden hoşnut olma durumu, kanıklık, yeter bulma, yetinme, fazlasını istememe, doyum. 2.
MERHAMET

MERHAMET

15.04.2018
‘Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok Öyle büyük bir inci ki bu büyük sır delen yok Herkes aklına eseni söylemiş durmuş İşin...
DOĞUMU: 1883, Akseki, AntalyaÖLÜMÜ: 13 Kasım 1952MESLEĞİ: Hukukçu.ÖĞRENİMİ: Konya Ziyaiye ve İrfaniye medreselerini bitirdi. Konya Ziyaiye ve İrfaniye medreselerini bitirdi. Kahire...
Kendisini iyi tarif etmiş, kimlik konusunda tereddütlerini aşmış, kimlik unsurlarını berrak izahlara kavuşturmuş bir toplumun dünya insanlığı arasında kendi yerini...
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı...
Adil Hafızanın Işığında, Birinci Dünya Savaşı’na Giden Yol ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu Altay Cengizer Doğan Kitap, 2. Baskı, 2014, ISBN: 978-605-09-2289-9. Tanıtım: Hasip...
Yoldur seni hedefine götüren.Zaten insan ya yol olmalıdır veya yolcu. Yol olmalıdır,güzelliği ve doğruluğu takip edilen.Yolcu olmalıdır,güzelliğe ve doğruluğa varabilen. Hak yolcusu...
Ev… Evler… Dört duvar, dışarıya açılan bir kapı ya da içeriye açılan bir kapı, bu biraz da nasıl baktığınızla ilgili...
“Bize bir zevk i tahattur kaldıBu sönen, gölgelenen dünyada”Ahmet Haşim Tek başına yürümüş Tanpınar gittikçe gölgelenen ve derinleşen dünyasında. Yapayalnızmış üstelik.
Gönül Anlayışına Dair: Öncelikle şunu belirtelim gönül kelimesi insandaki duygusal ve ruhi merkez anlamına tahsis edilen bir kavramın adı olarak...
İşte yine diğer günler gibi sıradan bir gün başlıyor. Ocak ayının soğuğu, ayazı içimizi titretiyor. Çocuklar sırtlarında çantaları gözleri yarı...