Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

platonTemel bir düşünme alanı olarak felsefenin diğer dsiplinlerle olan ilişkisi her dönem tartışılagelmiştir. Çünkü felsefeyi bu alanlardan birine indirgemeden ya da bu alanları felsefenin nesnesi yapmadan bir ilişki kurmak çoğu zaman mümkün olmamıştır. Örneğin, kimi dönemlerde felsefe dine, sanata ya da bilime tâbi hale getirilmeye çalışıldığı gibi kimi zamanda sanat, din ya da bilim, felsefi sansüre maruz kalmıştır. Felsefe-sanat ilişkisi bunlardan belki de en problematik olanıdır. Sanatta da özellikle edebiyatın felsefe ile olan ilişkisi diğer sanat türlerinden daha fazla öne çıkmaktadır. Çünkü felsefe tarihindeki birçok filozof aynı zamanda önemli yazarlar olarak görülür. Örneğin; Platon, Augustinus, Schopenhauer ve Nietzsche gibi ünlü filozoflar bunlardan en dikkat çeken isimlerdir. Hatta Betrand Russell ve Jean Paul Sartre gibi Nobel Edebiyat Ödülü almış filozoflar da vardır. Tabii filozoflar arasında çok iyi yazarlar olduğu gibi Kant ve Aristoteles gibi kötü yazar olarak nitelendirilen önemli isimlerde mevcuttur (Murdoch, 1979: 409). Bu saydığımız isimler felsefe-edebiyat ilişkisinin felsefe tarihindeki örneklerini görmek açısından önemlidir. Kimi zaman birbirlerine üstünlük sağlamaya ya da birbirlerini tasfiye etmeye çalışsalar da bu iki alanın geçmiş de olduğu gibi bugünde yakın ilişkileri dikkati çeker. Ancak unutulmaması gereken felsefe ve edebiyatın iki farklı dsiplin olduğudur.

divanedebiyatı1Klasik Türk şiirinde birçok kavram, has kılındığı tiplere göre değerlendirilir ve böylece genel kabulde olumlu olan bir kavram olumsuz, olumsuz görülen ise olumlu bir hâl alır. Şeref, haysiyet ve dürüstlük gibi anlamlara gelen ‘ar ve namus’ bu kavramlardan biridir ve genellikle melâmet anlayışı ve zâhid tipine dayalı telakkiler münasebetiyle bu anlamlarının zıddı yönde kullanılmıştır. Bu çalışma, bu kullanımın örnek metinlerden hareketle sergilenmesine ve anlam özelliklerinin incelenmesine yöneliktir.

Sözlüklerde ar kelimesi ayıp, kusur, utanma, yaramaz nesne gibi anlamlarla karşılanmaktadır (Şemseddin Sâmî, 1317: 921; Ahterî, 1978: 297). Namus ise âdet, şeriat, kanun, kaide, vahiy, melek, sır, oyun, hile, süslü yalan, ikiyüzlülük, siyaset, tedbir, kavga, şöhret bulma, nam, kibir, kendini beğenme, haysiyet, izzet, şeref, hürmet, savaş, iffet, masumiyet, mahrem, halktan hürmet ve yüksek mertebe umma; makam, şöhret ve övülme arzusu (Muhammed Mu’în, 1375: 4629, 4630.); sırdaş, maharetli, avcı pususu, tuzak, kovucu, aslan yatağı, manastır, hilekâr, sivrisinek (Sarı, 1982: 1560) vb. anlamlara gelir. İlâhî sırlara mahrem olup onları taşıması münasebetiyle Cebrâil’e ‘Nâmûs-i Ekber” denilmiştir (Yeğin vd., 1990: 765).

  1. Şiir 1Sanata bakışını “demek istemek” şeklinde özetleyen Mungan’ın sanat aracılığıyla varmayı umduğu menzil anlaşılmaktır. Bir şeyler anlatabilme telaşı yanında nitelikli bir dilin izini takip etmekten kendini alamamış Mungan herkesin anlayabileceği bir üslubun peşinde de değildir.Anlamı çarpıtmadan iletmeyi yeğlemiş Mungan, şiirin müzik disiplinine yakın bir çerçevede yorumlandığı anlayıştan uzak bir tutumu tercih ettiğinden şarkı sözlerini herhangi bir şiir kitabına almamıştır. Bu durumu türler arası ayrışma şeklinde nitelendirmek mümkündür.Özge bir dil yaratmak uğruna kendi çağının sözlüğünü yakalamanın gerekliliğine inanmış olan Mungan’ın aşk-geçmiş zaman çağrışımlı, “Antik Kent” başlıklı şiiri, özgün söz tasarımlarının nitelik çözümlemesi yoluyla duyuş sarmalının aralanması için seçilmiştir. Eserin şiirsel içeriği, seslerden yola çıkılarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Ses ve söz varlıkları, ses birimi (malzemesi), anlatım biçimi, içerik biçimi ve içerik-anlam birimi tabakalarıyla bağıntılı olarak ele alınmış; ilgili bulgular ses ve söz varlığı tarzında iki ana başlık altında toplanmıştır. Bu bağlamda şiirde kullanılmış yinelemeler üzerinde durulmuş ve metin çözümleme işlevi, anlatım biçimi, içerik biçimi ve içerik-anlam birimi katmanları da dikkate alınarak tamamlanmıştır.

DANTEYUNUSBu çalışmanın amacı 13. yüzyılda yaşamış biri Türk diğeri İtalyan iki şair – Yunus Emre ve Dante Allighieri’nin “Yüceltme” konusuna yaklaşımlarıdır. Her iki şairin de ana temaları aşktır. Yunus Emre Tasavvuf felsefesinin etkisi altında ilahi aşka inanıp şeyhi Taptuk Emre’nin rehberliğinde bu dünyanın geçici olduğunu, insanın esas amacının dünyanın zevklerinden kendini arındırıp Allah yoluna girmek olduğunu savunur. İnsan, tasavvufa göre Tanrının evrendeki bir yansıması olduğundan bu bilince ulaştığında tanrılaşabilir. Kendisi bu bilince ulaştıktan sonra da Yunus misyonunu Tanrı aşkını yaymak olarak belirlemiş ve herkesi bu yola davet etmiştir. Dante ise duyduğu dünyevi aşktan ilahi aşka geçişi başarmış; sevgilisinin Mutlak Gerçeklik olduğunun bilincine varmıştır. Yunus’un felsefesini yansıtan şiirleri ve Dante’nin yirmili yaşlarda yazdığı La Vita Nuova adlı eserinde yapılan incelemede her iki yazarın da Tanrıyı yücelttiği ancak Tanrının aşkına ulaşma yollarının birbirinin tam tersi olduğu gözlenmiştir. 

nabihayriyyeÖZ

Çocuk edebiyatı ve çocuk eğitimiyle ilgili günümüzde dikkat çekici çalışmalar yapılmaktadır. Eski dönemlerde de tam anlamıyla bu konulara yönelik olmasa da çocuğu dikkate alan çalışmaların yapılmış olduğu bilinmektedir. Bu konularla ilgili çalışmalara daha çok Batı ülkelerinde fazla yer verildiği görülmektedir, özellikle Fransız ve İngiliz yazarlarının kaleme aldıkları yayınlar dikkat çekici olmuştur. Türk edebiyatında çocuğa yönelik yayınların geçmişi çok eski olmamakla birlikte, Türk kültüründe “çocuk” her zaman önemli bir yer tutmuştur. Sözlü ve yazılı eserlerde birçok yazar, şair ve eğitimci, çağdaş çocuk eğitimi anlayışıyla tam olarak paralellik göstermese de bu çocuk edebiyatına ve eğitimine yer vererek konuyla ilgili eserler kaleme almışlardır.Bu sanatçılarımızdan biri de 17. yüzyıl şairlerinden olan Nâbî’dir. Nâbî, çocuk eğitimi konusuyla ilgili Hayriyye adlı eseri kaleme almıştır.

recaizademahmutekremTanzimat döneminin önemli aydınlarından biri olan Recaizade Mahmut Ekrem, batılılaşma süreci içinde önemli bir isimdir. Dönemin birçok aydınından farklı olarak siyasetle ilgilenmeyerek kendisini tamamen sanat ve edebiyata verir. Tanzimat’ın ikinci nesli sanatçıları arasında yer alan Ekrem’in ilk edebi denemeleri eski edebiyat anlayışı içinde olmakla birlikte, daha sonraki dönemlerde kaleme aldığı eserler, onu Batı edebiyatı anlayışının önemli isimleri arasına sokar. İlk yazılarını Ahmet Mithat Efendi'nin çıkardığı Dağarcık dergisinde yayımlamaya başlayan Ekrem’in Batı edebiyatından yaptığı çevirilerle, bu edebiyatla ilgili birikime sahip olur. Başta Servet-i Fünûn anlayışı olmak üzeri, dönemin birçok edebiyatçının örnek aldığı Ekrem, çeşitli konulardaki görüşleriyle de dikkat çeker. Bu görüşlerini genellikle, Talim-i Edebiyat (1879), III. Zemzeme (önsözünde), Takdir-i Elhan (1886), Pejmürde (1895) ve Takrizat (1898) adlı eserlerinde dile getirir. Ekrem’in “Divan Edebiyatı”, “Halk Edebiyatı”, “Din” ve

kırmızısiirŞiirde her dizedeki hece sayısının eşit olmasına göre düzenlenen ölçü [parmak hesabı da denir). Hece ölçüsüyle yazılan bir şiirde, ilk dizede kaç hece varsa öbür dizelerde de aynı sayıda hece bulunur.

Hece Ölçüsü Tarihi
Türk şiirinin temel ölçüsü olan hece ölçüsü, İslamlıktan önceki Türk şiirinde de kullanılmıştır. Halk edebiyatında (Anonim halk şiirinde olduğu gibi Tekke ve Âşık şiirinde de) şiirin tek temel ölçüsü olmuştur. Divan edebiyatında, Halk edebiyatı ve hece ölçüsü nâmevzun (ölçüsüz) denilerek küçümsendiği için, ancak XVIII. yy’ da Nedim, Şeyh Galip gibi birtakım ozanlar hece ölçüsüyle birkaç örnek yazmışlardır. Tanzimat dönemi şiirinde genel olarak aruz kullanılmış, ama Namık Kemal, Ziya Paşa, Recaizade Mahmut Ekrem heceyle birkaç şiir örneği vermişlerdir. Abdülhak Hamit Tarhan da bazı oyunlarında hece ölçüsünü yeğlemiştir. Tanzimat döneminde Ziya Paşanın, Türklerin asıl şiir ölçüsünün hece ölçüsü olduğunu belirtmesinden sonra (“Şiir ve İnşa” yazısı, 1868) XIX. yy. Türk şiirinde heceye gerçek değerini veren, Mehmet Emin Yurdakul olmuştur. Mehmet Emin Yurdakul’un Türkçe Şiirleri (1899) daha sonraki dönemlerde dil, konu ve ölçü bakımlarından bir örnek oluşturmuştur.

divanedebiyatı1Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir.
Hezl, divan edebiyatında gülmece ve alay maksadıyla, edep dairesi içinde yazılmış eserlerin bütününe denir. 
Bununla birlikte Divan şairleri, içinde çok nezih hezllerin yanında, ağır ve müstehcen hicivlerin de bulunduğu hezliyyât mecmuaları tertip etmekten çekinmemişlerdir. Üslup taklidine dayanan tehzil ise Divan şiirinde bir şairin, bir başka şairin şiirine yine edep dairesinde,mizah maksadıyla  yazdığı nazireye denir.

halksiiriHalk şiirinde uyak, uyak ya da ayak terimleriyle anılır. Divan şiirinde olduğu gibi, halk edebiyatının uyak konusunda kuralcı bir tutumu yoktur. Halk şairleri en eski dönemlerden beri, uyak konusunda hafif bir ses benzerliğini dahi kesin kurallara bağlamadan şiirlerinde kullanmışlardır. Halk şiirleri, genellikle saz eşliğinde söylendiğinden, başka bir deyimle halk edebiyatı ürünleri sözlü olduğundan, halk şiirinde göz uyağı söz konusu değildir. Kulakta hoş bir uyum bırakan her ses
benzerliği halk şairi için bir uyaktır. Halk şairi uyaklı sözcükleri ararken, onların ad, sıfat, eylem gibi söz bölükleri yönünden birbirlerine uygun olmalarını aramaz. Yapıları ve yazılışları başka da olsa kullanır. Bunda halk şairlerinin belirli bir öğrenim görmemiş olmalarının etkisi olduğu da
düşünülebilir.

Halk edebiyatının ilk ürünlerinde uyak, genellikle ilkel bir nitelik gösterir. Yüzyıllarca işlenen halk şiiri, giderek uyaktan yana bir durum kazanır. Fakat, halk şiirinde yaygın olan yine de yarım uyak (assonance)'tır. Kimi şiirlerde tam uyağa sık sık rastlanırsa da, bu uyaklar ya şiirin bir dörtlüğündedir ya da şiirin ana uyağını oluşturur. Örneğin aşağıdaki koşmanm bütün uyakları yarım uyaktır:

tanpinarBir müddetten beri Ulus gazetesinde mühim bir anket devam ediyor. Anketin mevzuu şudur : Şiir ölüyor mu? ...

Her hafta bir şâirimiz bu suale cevap vererek, insanlık kadar eski olan bu sanatın ölmezliğine bizi tatmine çalışıyor.

Şiir ölüyor mu? Sual ilk bakışta oldukça gariptir. Fakat bu garabet ilâhların da fâniler gibi doğup öldüklerini, hattâ tekrar dirildiklerini bilen bugünün adamını şaşırtacak dereceye varamaz. Niçin şaşıralım ki, bizzat bu sualin hatıra gelmesi bile böyle bir endişeyi haklı gösterecek bir sebeptir. Ve tek başına, çok dikkate değer bir ruh hâletini meydana koyar. Şüphesiz ki yaşadığımız zamanın sanata ve bilhassa şiire karşı aldığı hususî bir vaziyet, bir nevi düşmanlık yoktur. Bununla beraber, asrımıza mahsus bir nevi rahatsızlık vardır ki, etrafımızdnasi havayı şiir için müsait bir iklim olmaktan çıkarıyor. Hareketin lüzumuna ve hattâ esas olduğuna inanılan bir devirde yaşamak ve bunu iyice bilmekten gelen bir endişe ve rahatsızlık, bizzat sanatkârın da kendisine ve sanatına olan imanını sarsıyor.

sakinameSâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç, gereç ve âdetlerini, içkiyle uzaktan yakından ilgili pek çok düşünce, duygu ve kavramı bazan tasavvufî, bazan dünyevî olarak bir bütün hâlinde ele alıp işleyen şiirlere Nizâmî’den bu yana sâkînâme1 2 denilmeye başlandığı görülmektedir.

Arap şiirinde olsun, İran şiirinde olsun İslam öncesi, içki ve içki meclisleri şiire sık sık konu olmuşlardır. Câhiliye dönemi şâirlerinin hemen hepsi şarabı terennüm etmişlerdi3. Aşk ve şarabın Sâsânî şâirlerinin de başlıca konuları arasında yer aldığı bilinir. İslâmiyet başlangıçta şarabı yasaklamamıştı. Ama sonradan, sarhoşluk ibâdet nizâmını bozduğu için şarap kademe kademe yasaklandı. Bundan dolayı bütün mezhepler -Şiîlik de aynı görüştedir- şarabın haram olduğu ve ticaretine izin verilmemesi gerektiği kararında birleşirler4.

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
“Birdenbire bul aşkıBu tuhfe bulanındır.”Şeyh Gâlib Dede Mî’mârî ve Mûsikî. Biri mekânın, diğeri zamânın rûhu. Schelling “Taşlarda Akan” mûsikiyi ilk ne...
Kadı Burhaneddin, Oğuz Türkçesinin yanında Doğu Türkçesine de hâkimdir. Şiirlerinde, eski Anadolu Türkçesiyle birlikte Azeri ve Doğu Türkçesinin özellikleri de...
Balkanlar' dan başlayıp İstanbul'a uzanan macera dolu bir aşk hikayesi. Öğretmen Zeynep yakın arkadaşı Remziye ile Balkanlar turuna çıkmaya karar verir.
Şiirin temel ögelerinden biri olan imge, şairin duygularını kendi sosyal şartları, mizacı ve dehâsı doğrultusunda daha güçlü, zengin ve...
Saadettin YILDIZ[1] 1.3.2.Filozof-Mütefekkir Ziya Gökalp, çocuk denecek yaşta fikir sancıları çekmiş; kafasına takılan birçok soruya karıştırdığı kitaplarda da doyurucu bir cevap bulamamanın...
Giriş Osmanlı döneminde müzik teorisi üzerine ilk Türkçe eserler XV. yüzyılda yazılmaya başlanmıştır. Bu eserlerde ele alınan konulardan bir çoğunun kökü...
Rukiye Özdemir öyküleri ‘’Kırmızı Ruj’’ adıyla kitap hâlinde yayımlanarak okuyucusunun beğenisine sunuyor. Yazar, öyküleriyle ilgili olarak kitabın girişinde belirttiği ;...
Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak… Sular sarardı… Yüzün perde...
Gariptir… Bu ülkede doğan herkes daha kendisini tanımadan şu iki kavramı bilir; biri Türk, diğeri ise İslâm! Aslında bunda bir...
Her yazı bir mektuptur,zamana yenilmediği sürece sahibini arar. İç dünyasıyla örtüşen yüzlerle karşılaşıncayeniden canlanır, yeniden yazılırher mektup. Dosttan dosta gitmezsadece,...
1499 Yılından beri Muradiye türbelerinin en büyük ve en görkemlisinde kardeşi Şehzade Mustafa ile birlikte yan yana yatan Cem Sultan,...
O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir...
Gürbüz Azak BOĞAZİÇİ YAYINLARI Alemler, İşleme, Çini, Taş İşçiliği, Damgalar, Cilt­Kitap, Osmanlı Kumaş,Hüsn­i Hat, Para,Süsleme, Kilim ve Dokuma, Çorap, Örgü,...
Bentham kardeşlerin Eski Yunancayı dayanak edinerek türettikleri bir kavram olan ‘panoptikon’ kelimesi ‘göz önündeki yer’ anlamını taşımaktadır; pan (bütün) ve...
Vatan sevgisinin ideolojik boyutuna bakıldığı zaman, Arif Nihat'ın samimi bir Turancı olduğu rahatça görülür. Ölümünden üç yıl önce kendisine sorulan...