Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

ORHANVELİYirmi yaşımızı dolduralı bir iki seneden fazla olmamıştı; beylik kalıplar, beylik oyunlar, beylik dünyâlar içinde bunalmış kalmış olan şiire yeni imkânlar arayalım dedik. Şiire yeni dünyâlar, yeni insanlar sokarak, yeni söyleyişler bularak şiirin sınırlarını biraz daha genişletmek istedik. İlk işimiz, bilinen san'atları bir tarafa bırakıp, şiiri bu san’atlar dışında şiir yapan özellikleri aramak oldu. Böylelikle onu bir reçete, bir tarife matahı olmaktan kurtaracaktık.

Bu işi başarabilmek için de şiir tarifelerinin verdiği tertiplere karşı gelmek gerekiyordu. O tertipleri bulmuş olan şiirle o şiire sıkıca bağlı kimselerin bu dikine giden hareketten memnun olmayacakları besbelli idi. Üstelik biz de görmek istediğimiz işin ne olduğunu belirtmek için, bir takım softaların damarına basmaktan hoşlanıyorduk. Şiirlerimizin yadırganışı sâdece alışılmış kalıplar dışına çıkışından değil, çıkmak isteyişinden, bunda ayrı bir keyif buluşandandı. Gayretimizin nasıl bir sebebe dayandığı anlaşılınca biz de biraz yumuşar gibi olduk. Gelgeldim, bu arada şiire girmiş olan bâzı şeyler, şiirin öz malı imiş gibi, yerleşti kaldı. Bunlardan biri eski şiirin yüksekten konuşmasına karşılık olarak şiire sokulan alelade konuşma; biri de eski şiirin büyük konularının, büyük heyecanlarının yanı başında yer alan küçük, alelade olaylar, küçük, alelade insanlardı, ilk niyet hiç bir şeyin şiir dışı kalmamasını sağlamaktı. Ama bu yeni şiir yavaş yavaş yayılıp birçok kimse tarafından da tutulunca iş değişti. Genç okuryazarlar, hattâ bu işle uğraşanlar, sandılar ki şiir yalnız küçük olayların, yalnız alelade bir dille anlatılmasından meydana gelir. Böyle böyle bu basitlik, bu alelâdelik şiirin bir tarifi, bir şartı oldu. Basitlik, alelâdelik derken belki de biraz insaflı davranıyorum. Basitlik, alelâdelik diyeceğime boşluk, hiçlik desem daha doğru olur. Şâirin, mısrâları içinde, okuyucuya hiç bir şey söylememesi bir yana, söyleyişteki basitliğin de gerektiği gibi anlaşıldığını sanmıyorum. Kolay okunan mısraın kolay yazılır bir şey olmadığı pek bilinmiyor. Bunu anladığımız an şiirin güçlüklerini görecek, emeğe saygı göstermesini öğreneceğiz. Yalnız şâirin emeğine değil; bütün insanların emeğine. Ondan sonra da kolay kolay boş lakırdı edemeyeceğiz. Genç şâirlerimizin çoğunda, ne yazık ki, böyle bir boş lakırdı ile yetinme hâli görüyoruz. Yazımın baş tarafındaki sözlerden de anlaşılacağı gibi, şiirimizin bu hale gelmesinde galiba bizim neslin büyük payı var. Ama şâir olacak kimsenin biraz düşünmesi, niyetle görünüşü birbirinden ayırabilmesi gerekir. Zaman zaman alelade şeylere de dokunabilmek başka, durmamacasına alelade olmak başka. Ayrıca, türlü işlerde çalışan milyonlarca insanın, iş görmüş adam olmanın hakkını kazanabilmek için, göbeği çatlarken, iki lâkırdı çırpıştırıp bir iş yaptım sanmanın kolay kolay hoş görülemeyeceğini bilmek lâzım. (...)

Genç şâirlerden beklenen, sâdece, elbirliğiyle yıktıkları o eski, o sahte, o yaldızdan ibâret şiire karşılık özlü, beşerî bir şiir, bir gerçek şiir yaratmalarıdır. Bunu bugüne kadar biz de gerektiği gibi yapamamışsak çalışalım. Tek, Türk dili de, Türk şiiri de insan içine çıkabilecek, bizi Türk oluşumuzla övündürebilecek bir hale gelsin.

Orhan Veli

Yaprak Dergisi 1 Mart 1949

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Zamanı öldürmek mi, zamanı heder etmek mi, zamanı boşa geçirmek mi? Hangisini derseniz deyin zamanı verimli kullanmamaktan / kullanamamaktan bahsetmiş...
“Varlığın bana yetmezken, yokluğunla avunmak zorundayım.” der Mevlâna… Ve ekler; “Ya al götür kalanımı ya da gel tamamla eksik kalan yanımı.” Tolstoy’un “İnsan ne...
Küçükken kışın kar yağdığında sokakta yaşayan kedi ve köpekler için çok üzülür, onları eve alalım diye tutturur ağlardım. Rahmetli annem...
Halil Lütfî Dördüncü... İstanbul "Bab-ı âli'sinin ve Türk basının en renkli simalarından biri... 1953-54 yıllarında, İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulunda, Basın...
Egemenlik, TDK sözlüğünde; ‘’Milletin ve onun tüzel kişiliği olan devletin yetkilerinin hepsi, hükümranlık, hâkimiyet.’’ anlamında kullanılmaktadır. Başka sözlüklere de bakıldığında...
Hiç düşündünüz mü bilmem, normal bir insan ömrüne kaç bayram sığar? Hemen aklınıza yaşadığınız yıllar gelecek, onları ikiyle, dörtle çarpacaksınız, ortaya...
Okumuşumuz olsun, cahilimiz olsun, Doğu illeri hal­kına hemen “Kürt” der, çıkar. Hiç hatırına getirmez ve hattâ bilmez ki, Doğu illerinde...
KAYIPLARIMIZ

KAYIPLARIMIZ

26.08.2018
‘Nelerimiz kayboldu? Nelerimizi kaybettik? Yitiklerimizden neyi/neleri hep arayıp duruyoruz? Kayıp verdiklerimiz mi çok, kayıplara karışanlarımız mı çok? Ağır kayıplarımız neler?
Ali Alper ÇETİN Saka Türklerinin Kadın hakanı Tomris Han, biraz sonra atlarını ölüme sürecek olan savaşçılarının önünde durdu ve yürekleri titreten...
KELE BACIM

KELE BACIM

28.01.2018
“Kele bacım aklının dibini dökme. Otur oturduğun yerde. Abılan da duymasın bu dediklerini. Sen ne bakıyon kemçiğin dediklerine. O senin...
Çukurova Lobisi İmtiyaz Sahibi Ali Alper Çetin’in öncülüğünde, Temmuz-Ağustos 2017 Say: 51 ile tekrar okuyucusuyla buluştu. Artık okuyucu özlemine kavuştu… Dergi...
Şimdiye kadar pek çok hikâyeler okudum. Elbette siz de okumuşsunuzdur.Ben hem birçok hikâyeler okudum hem birkaç tanesini yazdım. İhtimal ki...
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı...
Arap Şükrü Sokağı, sabah akşam değiştirmediğim güzergâhımdır. Eskiden kışları yerler biraz kaygan ve çamurlu olurdu ama öğleye varmadan çabucak temizlenirdi.
Değerler, din, bilim, felsefe, sanat, ahlak gibi alanlarla yakından ilişkilidir. Değer, bir tabiat varlığı değildir. İnsanla ve kültürle beraber açığa...