Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

kilimdokuyanlarEller ne çok işe yararlar. Hayata tutunduğumuz, hayatı kavradığımız, işlediğimiz, ördüğümüz, inşa ettiğimiz, meydana getirdiğimiz, sevdiğimiz, hatta yok ettiğimiz her şeyi, her şeyi ellerimizle yaparız.

Bütün uzuvlarımız gibi ellerimiz de değerlidir. Ne çok işe yarar ellerimiz. Yazmayı sever, yoğurmayı sever, yıkamayı sever, dokunmayı sever, dokumayı sever, halı dokur kilim dokur ellerimiz.

Bir kadının elleri değerlidir. Kadın demek aile demektir biraz da. Aile bütün toplumlar için önemli bir kavramdır. Türk destanlarında ve Dede Korkut hikâyelerinde gördüğümüz aile yaşayışında, gelenekler ve töre hâkimdir. Soyun devamlılığı, sadakat, çalışkanlık, fedakârlık ondadır. Gerektiğinde evin reisidir, kadın ata biner, ok atar, ava çıkar, uyanıktır. Bozkır kültürünün elleri, Yaratılış destanındaki Ak-Anadır onlar.




İşte bu kutsal eller, motif diğer adı ile Örge denen ve yan yana gelince bir bezek, süs oluşturan süsleme öğelerini kilimlerinde halılarında nakış nakış kullanırlar.



İlk halı yapımının yeri ve zamanı tarihçiler tarafından kesin olarak belirtilemese de ilk halı örneklerinin M.Ö. 500'lü yıllardan bu yana Orta Asya, Anadolu, Türkmenistan, İran ve Çin'de üretildiği yaygın olarak doğrulanan bir bilgi. Halıcılık sanatı Türklerle gelişim göstermiş bugünlere kadar gelmiştir. Halıcılık Türklerin dünyaya bir armağanıdır. Göçebe yaşayan halk çadırını rutubetten, nemden korumak için tenteneleri dokumuş keçi yünü koyun yünü kullanarak “Kilim” adını verdiği zemin örtüsünü üretmiştir. Kilim dünya edebiyatına Türkçe bir kelime olarak girmiştir.

Bu kınalı eller yüzyıllar boyunca özen, emek, sabırla ilmek ilmek, dokumaktan hiç vazgeçmemiş nice aşklarını, sevdalarını, hasretlerini, dertlerini, kederlerini, ümitlerini anlatmışlardır eserlerinde. Dokudukları kilimlerde kullandıkları her motife bir anlam yüklemişler. Kilimin renginde, desenlerinde yüreklerinin gizli sesini dile getirmişlerdir.


       Zaman zaman, anlamlı, içsel, bir hikâye anlatılır.                               

“Bir gün Yörük beyi obasını gezerken bir çadırın önündeki halı tezgâhına uzun uzun bakmış.
“Bu kilimi dokuyan kızın babasını çağırın bana” demiş.

Kızın babası Yörük beyinin yanına gelmiş. Yörük beyi adama,

“Efendi, kızı gönlündekine ver” demiş.
“Fakirlik cana tak etti beyim, daha zengin bir talibi var.” diye cevap vermiş adam.
Yörük Beyi,

“Sevenleri ayırma efendi, kızın gönlü kimdeyse kızını ona ver” demiş ve eklemiş,

“Kızına da söyle bundan böyle bunca al vurmasın yeşile”  

.   

“Anadolu kilimleri renk ve motifleri ile dokunduğu bölgenin karakterini taşır. Bu karakter renklerde başlar motif ve desenlerde dile gelir. Dokundukları yerlere göre isimlendiren Antep, Afyonkarahisar-Emirdağ, Çorum-Bayat, Gümüşhane–Kelkit, Isparta, İzmir Bergama, Kayseri-Sarız-Hereke, Kırşehir, Karaman, Siirt, Silifke, Sivas, Emirdağ, Uşak-Eşme kilimleri gibi bölgelerin kilimleri en ünlü kilimlerimizdendir.” 1

Yöreden yöreye değişiklik gösterse de Türk halılarında gelenekselleşmiş bazı motifler vardır ki yüzyıllardır anlamlarını yitirmemiş ve bugün hala kullanılmaktalar. Bu motiflerin dört ana teması vardır; Doğum, hayat, ölüm ve ölümsüzlük. Halıya doğum motifleriyle başlanır hayat ve ölüm motifleriyle bitirilir.

“Eli Belinde Motifi dişiliğin simgesidir. Sadece doğurganlığı değil uğur, bereket, kısmet mutluluğu da simgeler. Erkekliği, gücü temsil eden “koçboynuzu” halıyı dokuyan kızın evlilik istediğini dile getiren “küpe”  ve “saç bağı”motifi, hayatın güzelliğini anlatan “akan su motifi” Dut, karpuz, kavun, nar, incir, üzüm, bitki ve  yılan, ejder, koç, boğa, geyik, kelebek, balık gibi, hayvanlardan oluşan formda bereket motifleri sonsuz mutluluğu ifade eder. Bukağı” motifi aşk ve birleşmeyi simgeler. Pıtrak motifi üzerindeki dikenlerin kötü gözü uzaklaştırdığına inanılır. Ayrıca meyve bolluğunu da simgeler. El, parmak, tarak motifi,

kuvvet, kudret ve hükmetme gücünü simgeler. Yaşamın korunması için işlenen motiflerden bazıları "muska", "nazar boncuğu", "dulavratotu", "ejderha" ve "kurt ağzıdır.

Kuş motifi birçok anlamı birden barındırmasına rağmen yaygın olarak ölümü simgelemek için kullanılır. Son tema olarak, ölümsüzlüğü anlatmak için ise "yaşam ağacı" ve genelde bu ağacın üzerinde uçarken temsil edilen "can kuşu" motifleri kullanılır. Yılan en eski tanrılardandır. Yılan motifi hayatın güçlerinin efendisidir. Ejder motifi havanın ve suyun hâkimidir. Ejder ile Zümrüdü Anka’nın kavgası bereketli yağmurlar getirir. Selçuklu kervansarayları ve çeşmelerinde ejder ebedi hayat, sonsuzluk ve mutluluk sembolü olmuştur.  Akrep motifi korunma amaçlı motiflerden biridir. Bu motif şeytanın ruhunu temsil eder.  Her an pusuda öldürmek üzere bekleyen akrep, kötü niyetin ve nedensiz kavganın bir simgesidir Nasıl kendisini nazardan korumak için göz işaretli nazarlıklar kullanıyorsa, zararlı mahlûkata karşı da kilimlerinde, dokumalarında akrep motifini kullanmaktadır.” 2


Sadece figüratif desenler değil, halı, kilim sanatında renkler de anlam yüklüdür. Kırmızı dostluk ve sevgiyi, sarı nazarı, mavi umudu ve yeşil ise ayrılığı simgeler.

Bu motiflerin her birinin bir hikâyesi var elbet ve tabi ki renklerin de. “Kök boyalarla yapıldığı için renkleri yıllarca solmadan kalabilir. Kilimlerin renklerinin yıllarca bozulmadan kalabilmesinin sırrı tamamen doğal olmalarıdır. Sarı kimyon ve hardal otundan, unutma beni çiçeği ile dağ lavantasının demir kazanlarda günlerce kaynatılmasıyla oluşan yeşil, taze ceviz kabuğundan kızıl kahverengi, sumak otundan alınmış morumsu kahverengiler, pelit ile servi kozalaklarının kaynatılmasıyla bulunmuş parlak siyahlar, kırmızı, kızılçam kabuğundan; sarı ve tonları sumak, gence, sütleğen, katır tırnağı ve safran gibi bitkilerin kök dal ve çiçeklerinden; kahve rengi, ceviz, mazı ve meşenin yaprak ve meyvelerinden; yeşil yabani naneden; siyah sumaktan, mavi, Hint bitkisi otundan kaynatmak suretiyle elde edilir. Renkler, bitkilerden, bir başka deyişle topraktan elde edilen, ama toprak olana kadar solmayan, güneşe dayanıklı renkler olup, bitki köklerinden, yapraklarından veya meyvelerinden yapılan kök boyalardır. İplikler çoğunlukla koyun yünü ve pamuk olup, yerine göre öküz, deve ve at tüyü ve keçi kılı da kullanılır.” 3

Evet bunların hepsinin nasıl yapıldığını, nasıl emek verildiğini, Istarın(Dokuma tezgahı) balkona nasıl kurulduğunu, Kulaçların (iplerin) nasıl hazırlandığını, Bu iplerin menik (küçük ipler şeklinde) hazırlanışını, Girgeneleri elime alışımı (kilimi dokuyan demirden aletler) Kirkitle acemi acemi iplere vuruşumu, annemlerin biz çocukları nasıl kovaladıklarını,sonra seleser, oymalı, koçboynozu, aynalı, çomçalı hepsinin nasıl dokuduklarını hatırlıyorum. Şimdi kilim dokuyan bizim oralarda (Emirdağ) da kalmadı. . Benim evimde altmış  yıllık dokuma kilimim var seccadem var, annemin, teyzelerimin halalarımın göz nuru ile dokunmuş kilimler. Değerleri o kadar yüksek ki. Sanat eserleri onlar. Ve dokumacılık yok olmaya devam ettiği sürece yenileri olmayacak ne yazık ki…


Peki bugün dokuma sanatı yok mu oluyor? Daha önceleri taşrada ve kırsal kesimlerde dokunan halıların ve kilimlerin yerini makine halıları,  sentetik halılar, ithal suni halılar aldı. Onlar da ruhsuz, estetikten uzaklar maalesef. Bizim motifleri yaşatmamız lazım. Türkiye’de dokumacılık sanatı bazı yerlerde yapılıyor ama sayıları yetersiz. Meslek Yüksek okullarında dokuma bölümleri gibi ya da küçük yerlerde kadınların çalışarak ev ekonomisine katkı sağlayacağı küçük atölyeler, Belediyeler ve Halk Eğitim merkezleri dokumacılığı canlandırabilir.

Bunun yanında motifleri başka şekillerde yaşatan sanatçılarımız var. Onlardan bir tanesi de Zeynep Balkanal. O Kaati sanatıyla motifleri önce yapraklara oydu yapraklarda motifleri dans ettirdi sonra da keçeye sihirli dokunuşlarda bulundu. Motiflerin keçe üzerindeki uçuşları, duruşları harikaydı. Onun sanatında motifler gerçekten dans ediyorlar. Tıpkı dokuma kilimlerde dans eden motifler gibi.

AYLA COŞKUN CEREN


Kaynakça:

1- trend.mynet.com/motiflerin-gizli-dili-1037356

2-Çatalhöyük’ten Bugüne Anadolu Motifleri. Mine Erbek.

3-Ahmet Urfalı. Emirdağ Kilimleri Tarihe mi karışıyor?

Yazar Hakkında

Ayla Coşkun CEREN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

TÜRKÜLER SATICISI

Geçmiş günlerin birinde, hareketli Aydın Pazarı’nda dolaşırken, saz nağmeleri il...

NEDEN "SERİN" SERVİ?

Edebiyat sanatının vazgeçilmez temel taşlarından biri eser, diğeri de&...

ŞEHRİN GÜNDÜZ DÜŞLERİ

Yeşil Câmii avlusundan aldığım tespihe bakıyorum dakikalardır. Masmavi bir gök, ...

OYUNDAN FELSEFE ÇIKARMAK

   Her çağın kendine ait bir dili vardır. Bu dille konuşur insanlar...

PÎR SULTAN'LARDAKİ VATAN

Saddam'ın sebep olduğu; daha sonra ABD emperyalizminin, 2003-2012 ocak aras...

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Atalarımızın milletleşme süreciyle başlayan Türk milliyetçiliği düşüncesi, kültü...

LALE ŞAİRİ VE YAZAR ABDULLAH SATOĞLU İLE SOH…

Aslında siz meçhul biri değilsiniz, fakat bu sohbet münasebetiyle, özgeçmişini...

SAYI - 9 TÜRK KAHVESİNİN TARİHİNE ESKİŞEHİR’D…

“Kahvelerim pişti gelKöpükleri taştı gel İyi günün dostlarıKötü günüm geçti...

ZİYA OSMAN SABA

Edebiyatımıza “ Yedi Meş’aleciler” grubu ile giren değerli şair Ziya Osman ...

500 Yılın Ardından Piri Reis

Nazan Karakaş Özür YEDİTEPE YAYINEVİ UNESCO 2013 yılını, Piri Reis Haritasının 5...

Gülce

Uçurumun kenarındayım Hızır Ulu dilber kalesinin burcunda Muhteşem belaya nazır ...

ÜCRETSİZ AİLE MEZARLIĞI

Mustafa Helvacıoğlu altmışdokuz yaşındaydı. Hiç evlenmemişti. Akrabası yoktu. Ba...

BALKON VE KADIN

Ev… Evler… Dört duvar, dışarıya açılan bir kapı ya da içeriye açılan bir kapı, b...

ACI / ACIMAK

Hayat bu! Her şey çok iyi gidiverirken birden bir olayın, bir sözün, bir duygunu...

YEKPÂRE GENİŞ BİR ÂN VE YEKPÂRE BİR VATAN

Rahmetli Tanpınar’ın:“Ne içindeyim zamânın,      &...

BEDEN VE HUY

Bir yemişin biçiminden ve renginden, içine gizlediği tadın derecesini kestirmek ...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

Kırmızı Kitaplar

GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Şair ve Şiir

ÖMER KAPLAN KOZANOĞLU

1973 yılında Adana Feke’de doğdu. Köy ilkokulundan sonraki eğitim hayatını parasız yatılı, Fen Lisesi, Tıp ve Tıp’ta uzmanlık olarak sürdürdü. Çocukluk yıllarından beri şiirle ilgilendi...

HÜRRİYET KASİDESİ - NAMIK KEMAL

        1.      Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten         Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükümetten

Âşık Tarzı Türk Halk Şiiri Tablosu

ÂŞIK TARZI TÜRK HALK ŞİİRİ (Âşıklar, ozanlar tarafında saz eşliğinde söylenen şiirlerdir.) (Şair son dörtlükte mahlasını söyler)(Halk şairlerinin şiirlerini topladıkları defterlere cönk adı verilir)(Pek çoğu okuma...

Öz şiirin büyük ustası: AHMET HAŞİM

Altın kulelerden yine kuşlar Tekrârını ömrün eder i’lân. Kuşlar mıdır onlar ki her akşam Âlemlerimizden sefer eyler? Akşam, yine akşam, yine akşam Bir sırma kemerdir suya baksam Üstümde semâ kavs-i mutalsam! Akşam...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

Yazarlarımızdan Seçtiklerimiz

EDEBİYATIMIZDA BİR DEVİR: FARUK NAFİZ ÇAMLIBELZAMANIN DEĞERİGEL ŞİMDİ TANIMINI YENİDEN YAPALIM ATEŞİNYUNUS EMRE'yi YENİDEN OKUMAKKALBİN KALBE SECDESİDİR AŞK!ANLAŞILMAK NE GÜZEL ŞEYSAFİYE EROL'U OKUMAK...TÜRKÜ(LERİMİZ) BİZİ SÖYLÜYOR MU(YDU)SÂMİHA ANNE’Yİ ‘KENDİ SEMBOLÜ İÇİNDE’ OKUMAK ve ANLAMAKBİR ARKETİP OLARAK MUSTAFA KEMAL ATATÜRKBİR AŞK SERÜVENİ: HÂLÂ BOZGUNU DURDURULAMAMIŞ BİR TOPLUMDAKİ GENÇLERİN TEREDDÜTLERİNİN ROMANI:SÖZÜMÜZE NE(LER) OLUYOR (1)İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK DESTANLARINDA SAF DİN UNSURLARIANADOLU’NUN YİĞİT SESİ: DADALOĞLUBÜYÜK TÜRK BİLGİNİ, AYAKLI KÜTÜPHANE: KÂTİP ÇELEBİEDİRNE'DEN BİZ DE GEÇTİKSEBEPDİL ÜZERİNEESKİ SEBİLLER MÛSÎKÎ AKADEMİSİ OLMALIYUNUS EMRE’Yİ ANLAMAK

digertumyazilar