Çarşamba 19 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 5 - 9 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

Yahya Kemal BeyatliKostantiniyye... Estefanya... Gulgule-i Rûm... Dersaadet... İslâmbol... yâni İstanbul...

Ne vakit Rumeli Hisârına baksam, Yahya Kemâl’in derin bir teessürle hüzne daldığı ufuklar kurcalar gönlümü. Her ne kadar üstâdın Üsküb’e, çocukluğuna, doyamadığı annesine baktığını hissetsem de, benim gözlerim Boğaziçi'nde kaybolmuş ilk tekkeyi, ilk şehitleri ve Şehitlik Kuyusu’nu aramaktadır. Fâtih’in boğazın gözcüleri olarak vazifelendirdiği şehitleri.



Yahya Kemâl’in annesine ve Üsküb’e duyduğu özlem, sıradan bir anne evlât münasebetinin verdiği yetimliğin yakıcılığından çok derinde, onun âgâh oluşundaki esrarda yatıyor biraz da. "Homo Sapiesn" ya da "Ubermensch". Hayır, söylemek istediğim tam bu renkte keskin bir mâkâm değil. Nevâ gibi belki, benlik atomunun çekirdeğinde bütün nefhaları parçalayan, toparlayan döndüren Hakk’ın semtinde, huzurunda durulan o makâm.. Belki Üstâdın Itrî’de gördüğü, işittiği, anladığı o belde. Varlığın oluş sırrı, yâni öz.. yâni kök...

Çünkü bir şâirin Itrî’yi dinlemek için nefes nefese varılan o meşhur hikâyedeki ânı sâdece yazacağı şiir için bir ön hazırlık ilhâmları olarak düşünmek, bir ömür hakîkati kalbinde ve kaderinde derin bir tecrübe ile yaşamış ve aramış şair için tahlilsiz bir analiz olur. Zirâ hakîkati aramak, Michelangelo’nun mermerin içindeki meleği görüp taşı kazıması gibi, eşyânın ardındaki sırrı hissedip, hakîkatin rengi ve kokusuna, sesine, tadına yönelmesi değil midir?

Yahya Kemâl de böylesi bir özlemle yönelmişti ufuklara. Ufuk ki sâlikin seyrangâh, teselligâh, tecelligâh, kıblegâh ve girizgâhıdır ulu sefere. İnsan ki seferi en fazla ünsiyet ettiği yeredir. İnsan bir uçurumdan düşer gibi indirilmiştir ve nice bin asırlar geçse de hep uçurum ağzında yürümektedir.
İnsanın yazgısını okuyacak dil herkesçe çözülmüş ve anlaşılmış bir dil değildir. Phryg alfabesi gibi sağdan sola, yukarıdan aşağıya onlarca kelime de geçse elinize, bir tek cümle yapısı kurmak için dahî yeterli değildir. Ne ki mitoloji, düşünce ve din, sayıların ve kelimelerin bittiği yerde sezgileriyle zaman duvarında yol alabilmektir.

Ayasofya’nın âyinlerini hûşû içinde dinlemiş eski şairler şimdi I. Mustafa Hân’ın türbesi olan vaftizhânede kim bilir hangi düş masalında gezmişlerdi. haçlı yağmasından önce kırmızı mermerin üzerinde duran ihtişamlı altın taht, sabah âyininde bir çıngırak seremonisi eşliğinde şehir ve mâbedle birlikte u/yanırdı. Ayasofya’nın loş sarnıçlarına sarkıtılan taze meyve sepetleri, üzümler yerini kan ve kükürt, asit ve kan kokusuna bırakınca, elbetteki Gulgule-i Rûm’un kalbi yeni hakîkat vârislerine tâyin edilmesi mukadderdi.

Kaderin ince ağlarının kozmik âlemdeki bu seyrini iyi tâkip etmek gerekir. Üstâd Yahya Kemâl bu seyrin sıkı tâkipçilerindendi. Bu seyr, bilinçli olarak çıkılan bir keşif gezisi değil, bilâkis, farkında olunmadan çekilen kozmik kökün çekirdeğine idi.

Bu, öylesine bir seyrdir ki insan bir ân baktığında, başını bir gök adasında, ayaklarını ise sisler içinde yerde görebilir.

Şairin duyduğu ses, koku ve konuştuğu dil, bir ömür çöller ve yollarda bulduğu kelimelere âdeta kendisinin bürünmesidir.

Şairin sözü insana hikmeti ve bir çok zenaati öğreten İdris Peygamber (a.s) gibi, zaman duvarında bir kaybolup bir beliren ve ancak âriflerin gönlüne ilhâm edilen, belki bizlerin idrakten âciz kaldığımız garip mesajlar gibidir. Bu mesajı kendi gönlümüzde lâyıkıyle idrâk edemediğimiz takdirde, sözün sâhibini de anlamış olamayız. İnsanın bir şeyi idrâk edebilmesi, anlayabilmesi için, onu içine, özüne alıp bir miktar onunla hemhâl olması, ona karışması gerekir.

Günümüz şairleri, ya keşişlere mahsus bir münzevilikle azizlerin nefesini koklamakta, kendilerince bir bilgi mahzeni hâline getirdikleri o mahzenlerde genç nesli anlam karmaşası ve kelime karanlığında boğazlamakta, yahut ekran güzeli ve podyum şairi olarak özünü ve sözünü pazarlamaktadır.

Oysa bir bilgi tezgâhı, rahlesi, tekkesi kadar, hakîkatin bizâtihi kendisi olma iştiyakında bir hayat tarzına sahip olan kişidir şair. Münevver ya da aydın olmak için Schopender okumak bir çözüm değildir. Müslüman Türk san’atkârının kalbi Derrida’nın çilesinden daha fazla bir gâmı barındırır. Müslüman san’atkâr elbette kendinde bir giz taşıyacaktır. Ancak bu giz, bir münevver ve kalem mes’uliyeti içinde onu insanlığa gizli kılmayacak, bilâkis, insanlığın hâfıza ve idrak mahzenlerini yeniden uyandırıp aydınlatacaktır.

Yahya Kemâl de, bu kabil bir san’atkârdır. San'atkârlığın da ötesinde o bir düşünce ve fikir işçisidir. Onunla ufku arasındaki ontik bağı çözümlememiz için bizim de kendi varlığımızın ve ruhumuzun derinliklerinde bir nebze dolaşmak ve kendimizi tanımaya başlamamız gerek. Bu oldukça külfetli bir iştir. Zîra Yahya Kemâl’ı anlamak için, onun baktığı ufuklarda biraz gezinmek gerekmektedir.

Üsküp, bir Osmanlı vilâyeti. Tıpkı eski çağ parşömenleri gibi birbiri üzerine geçmiş, slinmiş şehirler, altında Bursa ve Üsküdar üzerinde İsâ Bey Câmiî'ni ve evlâd-ı fâtihân-ı barındırır. Bir şehrin varlık kozası, bu palimsest gözlerde hemen öyle kolayca açılası değildir. Şehrin anahtarı da, kapısı da şairin hafızasındaki o gizli âlemdedir. Derrida’nın saklı heterojen peçesinin altında değildir bu hâfıza kuyusu.

Bu topraklarda irfan ateşinin beyinlerde ve yürekte bir şimşek gibi çaktığı ilk şair belki de Namık Kemâl’dir. Öyle olmasa bir çok şair, ağabeylerinden devr aldıkları bu ontik ateşi bir ömür isimlerinde, gönüllerinde bir semender gibi taşırlar mıydı? Esâsında Yahya Kemâl ve emsâli genç şairlerin Namık Kemâl’de buldukları ateş, hürriyet ateşinden ziyâde bir kök ve yürek yangınıydı. Fakat köklü bir aileden gelip, bir ömür köksüz bağsız, evsiz, çocuksuz, yuvasız yaşayan bu soy şairin gençliğinde ayağına dolanan köksüzlük kasırgasının onu savurduğu Paris sokaklarında bulduğu şey; “kendini, köklerini bilmiyor olmak” değil miydi?

Kendi olmak, henüz bilmediği karanlık bir renk içinde yüzünü ve sesini aramak kadar bunaltıcı bir çiledir şair için. Fakat Yahya Kemâl, yıkılmış ve toza batmış bir Osmanlı medeniyetinin bütün renklerini ve seslerini yutan bu karadelikten başını uzatma cesâreti göstermiş bahtiyarlardan ilkidir. Çünkü o, yokluğu ilk defa annesinin ihmâl edilmiş nâif ruhunda yaşamıştır. Annesi göklerin kapısını açmıştır çocukluğunda ona ve göklerin kapısı kapanmıştır üzerine onu kaybettikten sonra. Bir çocuğun henüz değerlendirmeden uzak, sâf bir dünya içinde şâhit olduğu o mistik âlem, o yurt renkleri, gündüz düşleri, sesleri ve kokularıyla sabî ruhun ergenliğe uyanmasıyla birlikte kaybolmuştur. Esasında Yahya Kemâl’i sabîliğin saf diyarından gurbete fırlatan ve onu sarsarak uyandıran asıl travma ve şok, annesini kaybetmesiyle birlikte tezahür etmiştir. Şair, acı bir elemle başka bir dünyaya uyanmıştır. Bu, belki de insanoğlunun yeryüzüne indirilişi kadar eski ve acılı bir maceradır!

Çocukluğunda sıkça gidip ağladığı Rifâî Tekkesi özünde çok derin bir hakikati barındırmaktadır. Esâsında insan bir kelimenin kökünü araştırdığı kadar, meşrebine ait kumaşı da tetkik etmeli, nasıl bir kumaştır, hususiyetleri nelerdir. Rifâi Hazretlerinin ontik kumaşının tevazu, edep, nezâket, merhamet, hizmet ve kanaatten örüldüğü kadar, kendi zamanının asrîsi olması, giyimi, kuşamı ve düşüncesiyle bu minvalde ayrılması, daha doğrusu ayrılmasının bir hizmet ve irşât gereği olduğu nazarlardan kaçmamalı.

Bu yenilikçi ya da bulunduğu toplumun taassuba batmış toplumuyla, Bâtıl ya da Batı'ya hayran olmuş kör taklitçi münevverlerini medeniyet ve asliyet sâhiline çıkarmak için lüzumlu bir metod gereği idi. Çünkü kendi medeniyetini ezber ve taassuptan kurtaramamış bir şairin kuşanacağı hiçbir renk ve sesleneceği bir soluğu da olamaz.

Kendi kök bilgisini panteizm, şamanizm, atalar ruhu içinde yer ve gök arasında cisimlendirmeye kalkmak cahilliğin de ötesinde insanın kendi özüne bir hakaret ve ihanetinden başka bir şey değildir. Yahya Kemâl, ilkin bunu fark ettiğinde, bir tarih oluğundan boz bulanık akmakta olan nehirden, yeni bir yurt ve düşünce inşâsı kurmaya çalışmıştır. Başı ve sonu meçhul bir tarih sahnesi ortasında şairin ve münevverin kendine, vatanına, ülkesine bir anlam vermesi, verebilmesi başlı başına bir mücadele iken, hâlâ bunu görmeyip onun bir takım insanlık durumlarını, gönül işlerini gündeme taşımaya çalışmak, bir yerde Yahya Kemâl’i itibarsızlaşmaya çalışmak kadar, onun nezdinde bütün bir Türk düşünce tarihini ve geleneğini de gölgeleme alçaklığından başka bir şey değildir.

Eski harfler kaldırıldığı için cahil kalındığı gerçeğine inandırılan İslamcı münevverin fikrinin bir ucundan geçmediği bir gerçek var ki Cumhuriyet’ten evvel bir eserler yazılıyormuş, halk bir okuyor, yazıyormuş ki şaşarsınız! Mes’ele eski harfler midir? Osmanlıcayı sökmek, normal zekâya sahip bir insan için bir haftalık mes’ele iken bizi köklerimize, kaynaklarımıza yöneltmekten alıkoyan sebep bu mudur? Yahya Kemâl’i anlayabilmek, biraz da bu kabil suallere cevap bulabilmeye başlamakla mümkün. Çünkü bu, mes’eleleri anlamaya "niyet etmek" demektir. Gerisi tarihi kendi şartları içerisinde en makûl şekilde değerlendirmek ile mümkün.

Yahya Kemâl hayatı boyunca kitap neşretmeye fırsat bulamamış bir münevver. Bu, onun geriye bırakmak istediği fikir inşâsına ne kadar titizlikle çalıştığının bir göstergesidir. Ne ki onu herkes kendi bilgisi, görgüsü, meşrebi ve kemmiyeti nisbetince anlayıp idrâk edecektir. Bir tek kelime için dahî yıllarca beklemeyi göze almış bir mütefekkir hakkında yazarken, kelime ve cümle katliamına girişmek elbette ki bir nahakşinaslıktır! Bunun hesâbını da herkes toprak altında verecektir. Esâsında Yahya Kemâl Beyatlı da gelecek nesillere şuurlu olarak sadece gerekli bilgi ve çalışmaları bırakmıştır.

Bunun temelindeki hikmeti iyi düşünmek gerekir. Günümüz şairi, romancısı ve hikâyecisinin içine düştüğü hâkim bakış açısından kendi içine psikopatça düştüğü bir iç dökme kuyusu var ki, kendini kurtarabilene aşk olsun! Yahya Kemâl’in müşrik ya da nazikçe deist filân olduğunu söyleyen kişilerin evvelâ yalnız kendi içleriyle boğuştukları bu derin gayya kuyusundan çıkmaları gerekmektedir. Çünkü bir ömür harf tozuna batıp, sırtında imge küfesi taşımakla şair olunmuyor. Şairlik; yaratabilmekte, kendini her ân yeniden tanıyabilme ve tanımlayabilmektir.

Yahya Kemâl içine doğduğu toplumda, ben nasıl olsa savaşla tükenmiş bir medeniyetin mazlum ve bitmiş çocuğuyum diyerek kafayı vurup meczuplar gibi gezmemiş. Onun evsizliği, evi, ocağı, yurdu aramak üzre yola çıktığı içindi. Evi bulduğu zaman da bize getirmiş ve yaşamamız için hediye etmiştir. Yahya Kemâl bugünün iç dökme psikozu içinde debelenen dil cambazı şairler, yahut yenilgisini, muzdaripliğini kutsallaştıran ve övünç hâline getiren şairler gibi yapmaıp, dili ve sesiyle baştanbaşa medeniyet kesilmiş bir kelime ve ses mîmarı, kâmil-i mükemmildi.

Onu bir nebze anlamak için Nihad Sâmi Banarlı’nın bir ömür hocasının makalelerini, şiirlerini kitaplaştırmak için nasıl canhıraş çalışıp didindiğini, o yürek yanığını anlamak gerek. Yahya Kemâl’in sahip olduğu en büyük silâhı ve malzemesi kalemiydi. Kalemi; yâni sesi. Varlık nedeni imge küfesi taşımak yahut içdökme kuyularında ölüp dirilme ile ömür tüketenler için üstâdı anlamak ve anlatmak muhal! Elverir ki içi boşaltılmış kavramların dar kalıpları atılarak düşüncenin geniş bozkırlarında tekrar koşulabilmek için bu ses bütün âvâzıyla millet evlâtlarına lâyıkıyla anlatılıp, duyurulabilsin. Millet bu dilsizlikten ve köksüzlükten bir nebze kurtulabilsin. Kendi temelleri üzerinde yeniden durarak, mimâr, musikişinas, nakkâş, semazen, ebruzen, kemankeş ve şair olabilsin.

Kadirşinaslıkla efendim...
 
Saliha MALHUN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

NİDELİM  ÂH PİSİ, NEYLEYELİM VÂH PİSİ!
Öyle bir kedi düşünün ki miyavlasa bütün cihan, onun sedasıyla dolar, heybetle bir kükrese kâinat inler. Zamanın aslanı dense yeridir ona. Aslan ve kaplanlara aman vermez asla. Öyle ki yılanın ağzına düşen kurbağayı kurtarabilir. Tilki gibi kurnazdır. Kurt ile düşman, kaplanla kavgalıdır. Öldürmek...
KISKANÇLIK
Hikmet Münir Ebcioğlu(1927-1989)’nın sözleri, Teoman Alpay(1932-2005)’ın bestesi hüzzam makamındaki “Kıskanırım” şarkısını bilirsiniz: “Saçın yüzüne değse tenini kıskanırım. Birine söz söylesen dilini kıskanırım … Deli ediyor beni gezinir her yerini Okşadıkça tenini elini kıskanırım” Bu...
CEMİL MERİÇ - AŞK
Münakaşada zafer mağlup olanındır. Yenilmek zenginleşmektir. Bilmediğinizi öğreneceksiniz ve ego denen köpek havlamayacak. Münakaşa hakikati birlikte aramaktır. Adeta bir ormandasınız ve mesela bir kaynak arıyorsunuz. Önce arkadaşınız bulup sesleniyor size: Evreka! Ne sevinilecek şey? Yalnız bir...
ilk sözlük
Meşrutiyet inkılâbından sonra, 1910 yılının soğuk bir kış günü… İstanbul’da dönemin soylu ailelerinden birine mensup yaşlıca bir kadın, sahaflar çarşısında, itimat ettiği bir dostundan kitaptan anladığını duyduğu Sahaf Burhan Bey’i aramaktadır. Kendine miras kalan el yazması bir kitabı, ihtiyacı...
ATABETÜL HAKAYIK
XII. yüzyıl Türk şairlerinden Edib Ahmed Yüknekî'nin Doğu Türkçesiyle yazdığı ahlâk ve nasihata dair eseri.İslâmî Türk edebiyatının Kutadgu Bilig'den sonra yazıya geçirilmiş en eski ikinci eseri olan Atebetül-hakâyık'ın nerede ve ne zaman kaleme alındığı ke­sin olarak bilinmemektedir. Ancak...
ÇAĞATAY EDEBİYATI
Timurlular devrinde İslâm medeniyetinin tesiri altında oluşmuş, Hârizm Türkçesi'nin devamı mahiyetinde gelişen Çağatay diliyle meydana gelen edebiyat. Cengiz Han'ın ikinci oğlu Çağatay'a nisbetle kullanılan Çağatay edebiyatı ta­birinin sınırı, bu saha ile uğraşanlar ta­rafından farklı...
prev
next

PROF.DR. AHMET KARTAL’IN TÜRK-FARS EDEBİ …

Ahmet URFALI

Osmangazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kartal, yayımlanan 17 kitabı ve sayısız makalesiyle Türk kültür hayatına büyük katkılar sağlamıştır. Ahmet Kartal, Eski Türk...

CENGİZ DAĞCI'DA VATAN - 3

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

Cengiz Dağcı’nın “Onlar da İnsandı” ( Zaman: 1928-1932 ) ve “O Topraklar Bizimdi” (Zaman: 1938-1946) eserleri Stalin devrinde Kırım Türklerine uygulanan mezalimi bütün çıplaklığı ile anlatmaktadır. Kruşçev’in Anıları’ (1) ndan “Vladimir...

YORGUN KELİMELER

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Ses duymak ister insan, kendinde ve çevresinde. Fıtrattandır bu. Yaprakların hışırtısını dinlemesi bundandır, bundandır denizlerin dalgalarına, derelerin akışına dalıp gitmesi. “Var”ım demektir biraz da nabzının atması, kalbinin çarpması. Tohumun toprakta...

DR. SAİT BAŞER

Edebiyat Dunyamız

Akademisyen, fikir adamı, araştırmacı, yazar.  Son yıllarda Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli ve verimli münevverlerden birisidir. 4 Aralık 1957 tarihinde Isparta-Yalvaç’ın İleği köyünde doğdu. İstanbul Sağmalcılar Lisesini bitirdi. Üç yıl Devlet Güzel Sanatlar...

ZAMAN ÖLDÜRMEK

Özcan TÜRKMEN

Zamanı öldürmek mi, zamanı heder etmek mi, zamanı boşa geçirmek mi? Hangisini derseniz deyin zamanı verimli kullanmamaktan / kullanamamaktan bahsetmiş olursunuz. Bilerek ya da bilmeyerek çoğu kere hepimizin yaptığı bir...

DR. Alî RIDVAN UNAR

Abdullah SATOĞLU

Yeni Sabah Gazetesinin 2 Ocak 1946 tarihli nüshasından kestiğim ve çok sevdiğim “Gürcü Tarih Bilginlerine” isimli bir şiiri, o günden beri not defterimin köşesinde saklarım. Yıl 1966... Aylardan Ekim... İstanbul Saint Benoit...

CUMHURİYET GÜNEŞİ

Ahmet URFALI

Sıtma, verem, frengi, trahom ve benzeri bulaşıcı hastalıklarla uğraşan bir halk. Yakılmış kentler, harap edilmiş köyler, uzun savaşların verdiği yılgınlık, bıkkınlık psikolojinde bunalmış bir toplum. Vatan toprakları elinden alınan ve...

TÜRK ŞİİRİNDE NAZIM BİÇİMLERİ VE TÜ…

Edebiyat Dunyamız

Nazım Birimi Şiirde iki temel unsur vardır.Bunlar “biçimsel(dış)” ve “içeriksel(iç)” olarak sınıflanabilir. Biçimsel unsurların başında nazım birimi gelir. Şiiri oluşturan dize kümelerin “nazım birimi” denir. Nazım birimi,nazım şekillerini belirlemede ölçü...

SEVMEK VE SEVİLMEK İÇİN

Özcan TÜRKMEN

Sevecek ve sevilecek çok şey var. Sevmek ve sevilmek için o kadar çok sebep var ki. Sevdiğimiz en az bir kişi var. Sevmek için, sevmeyi bilmek için yetmez mi? Sevmeyi bilmenin hazzı başka nede...

MÜLAKATLAR

Osman Bey Babasına Göre Atak Bir Beylik Yap…

Ahmet URFALI

Araştırmacı Yazar Dt. Recep Aydoğdu ile bir sohbet gerçekleştirdik.        Recep Bey,  Osmanlı’nın kuruluş dönemini sadece  tarihsel olarak değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım yönlerinden  de araştırarak...

SAADETTİN YILDIZ”LA MÜLAKAT - 2

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1-Ne zaman, nerede doğdunuz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Demirköprü (eski adı: Kızılton) köyünde doğdum. 1947 yazında ( Haziran veya Temmuz) doğmuşum. Doğum tarihim, askere zamanında gidip işime...

GAZETECİ-YAZAR EMİNE TAŞTEPE İLE BİR SOH…

Ahmet URFALI

Emine Hanım, sohbetimize editörlüğünü yaptığınız edebiyat ve sanat sayfası BEYAZ FIRTINA’dan başlayalım. Beyaz Fırtına’nın konusu, amacı, etkinlik alanı nedir? Bu düşünce hangi kaygıdan doğdu? Hangi etkinlikleri gerçekleştirdiniz? Amacınıza ne oranda...

“AKADEMİK BİLGİYİ EKONOMİK BİR DEĞER…

Ahmet URFALI

Doç. Dr. Figen Çalışkan ile bir sohbet gerçekleştirdik       Figen Hanım,  bize bu sohbet imkânını verdiğiniz için öncelikle teşekkür ederim. Bir bilim insanı olmanızın yanında, sosyal ve kültürel projelerle çok...

ŞAİR GÜLDEN YALÇIN İLE SOHBET

Ahmet URFALI

Gülden Hanım, şiire nasıl başladınız? Nasıl bir kültürel ortamda yetiştiniz? Çocukluk ve gençlik dönemim SHÇEK yurdunda geçti. Şiir benim için bir mecburiyetti. Şiir, sığınağımdı, huzur bulduğum evimdi.Ben yurdun sağır duvarlarıyla dertleştim...

LALE ŞAİRİ VE YAZAR ABDULLAH SATOĞLU İL…

Bekir OĞUZBAŞARAN

Aslında siz meçhul biri değilsiniz, fakat bu sohbet münasebetiyle, özgeçmişinizi, bir kere de kendi ifadenizle anlatmanızı rica edeceğim:15 Mayıs 1934’te Kayseri’de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Kayseri’de yaptıktan sonra, İstanbul...

PROF. DR. TAMİLLA ABBASHANLI ALİYEVA BİR S…

Ahmet URFALI

Sizdeki edebiyat ve kültür merakı nasıl başladı? Nasıl bir kültür ortamında yetiştiniz? Türk Dili ve Edebiyatı alanını seçmenizin ana sebebi nedir? Güzel bir soru. Sayın Ahmet Hocam, her şeyi dobro-dobro anlatayım...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR İLE SOHBET- KIPÇAKLAR

Ahmet URFALI

Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa hakimiyetleri 1256 yılına kadar devam etmiştir. Kıpçaklar, tarihte Kuman-Kıpçak ortak adı ile anılan toplum, iki...

ŞAİR MEHMET ALİ KALKAN İLE BİR SOHBET : …

Ahmet URFALI

 MEHMET ALİ KALKAN ÖZGEÇMİŞ  1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Gazi İlk Okulu,Tunalı Orta Okulu ve Motor Sanat Enstitüsünü bitirdi.Üniversiteyi Adana’da okudu. 1980 yılında Adana Mühendislik Bilimleri Fakültesinden İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu...

Kırmızı Kitaplar

GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

CENGİZ AYTMATOV

Edebiyat Dunyamız

(d. 12 Aralık 1928, SSCB - ö. 10 Haziran 2008, Almanya). Türk Dünyası'nın ünlü yazarlarından.[1]. Dünya edebiyatında tartışılmaz bir yere sahip kitaplarıyla Türk kültür zenginliğini bütün dünyaya tanıtan yazar, edebiyatçı12...

PEYAMİ SAFA-3

Edebiyat Dunyamız

Yirminci asır Fransa'sının en büyük romancısı Marcel Proust der ki: «Dünya bir kerede halkedilmedi. yeryüzüne orijinal san’atkârlar geldiği nisbette çok defalar da halkedildi.» Proust bu sözlerile hakiki san’atkâra bir halik...

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

Edebiyat Dunyamız

12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz güverte binbaşısı Mehmed Nail bey, Annesi deniz yarbayı Osman Fevzi...

Arif Nihat Asya

Edebiyat Dunyamız

Arif Nihat ASYA Türk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 yılında Çatalca'nın İnceğiz Köyü'nde dünyaya geldi. Babası Tokatlı Zîver Efendi, annesi Tırnovalı Fatma Hanımdır...

TURGUT GÜLER

Edebiyat Dunyamız

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçesine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Lisesi’ne devâm ettikten...

SEVİNÇ ÇOKUM

Edebiyat Dunyamız

 Sevinç Çokum, 25 Ağustos 1943’ te İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Kız Lisesi’ni, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi, ayrıca Umumi Sosyoloji dalında öğrenim gördü. Orta öğrenimi sırasında...

YILDIRIM GÜRSES

Edebiyat Dunyamız

Yıldırım GÜRSES Saygı ve rahmetle anıyoruz. Yıldırım Gürses, 21 Ocak 1938 tarihinde Bursa’da doğmuştur. Babası Ziraat Bankası memurlarından Nasuhi Bey ve annesi Müeyyet Cevriye hanımdır. Ablasının adı...

PROF. DR. SUPHİ SAATÇİ

Edebiyat Dunyamız

Kerkük’te doğdu (1946). İlk ve orta öğrenimini Kerkük’te tamamladı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi)’nin Yüksek Mimarlık Bölümü’nü bitirdi (1974). Çeşitli kurum ve kuruluşlarda tarihî...

ŞAİRLER SULTANI: NECİP FAZIL KISAKÜREK

Ali_Alper ÇETİN

Cumhuriyet dönemi Çağdaş Türk Edebiyatı’nın en dikkate değer şahsiyeti, şüphesiz Necip Fazıl Kısakürek’tir. Şair, edip, mütefekkir Necip Fazıl Kısakürek, uçsuz bucaksız duygu ve düşünce denizinde sonsuzluğa ulaşma özlemiyle liman liman...

ÖYKÜ / ROMAN

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL …

Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde Yunan ilerleyişine karşı alınacak tedbirleri düşünüyordu. Yanına tek atlı tahta...

ÇAM KOZALAĞININ İSYANI - ÖYKÜ

Çam ağacı mutluluk içinde yemyeşil ormanda, sarı yıldızların altında huzurlu yaşıyordu. Çalışan diğer ana baba çam ağaçları gibi; --Huzur dolu günler gelip geçti. Ne zaman mı? Elbette bu zaman! Ne zor şimdi yaşamak...

ÜCRETSİZ AİLE MEZARLIĞI

Mustafa Helvacıoğlu altmışdokuz yaşındaydı. Hiç evlenmemişti. Akrabası yoktu. Babası, kendisi doğmadan evvel ölmüştü. Annesini kaybettiğinde ondokuz yaşındaydı. Yirmibir yıl önce nüfus müdürlüğünden emekli olmuştu. Emeklilik ikramiyesinin üzerine daha önceki yıllardan kalan...

CAHİT ÖZTELLİ

Halk Edebiyatı tarihçisi ve değerli folklorcu Cahit Öztelli ile, şahsen tanışmadan yıllar öncesi mektuplaşmaya başlamıştık. 1962’de ilk baskısını yaptığım “Başlangıçtan Bugüne ka-dar-Kayseri Şairleri” isimli kitabımdan sitayişle bahseden bir mektubunu almıştım. Bu mektubunda, “Dadaloğlu”nu Kayseri...

Yazmanın Hazzı

Eğer şevk, zevk, sevgi, eğlence olmadan yazıyorsan yarım bir yazarsındır. Yani bir gözün piyasada, bir kulağın avangart zümrelerdeyken kendin olamıyorsun demektir. Hatta kendini bile tanımıyorsun. Çünkü bir yazarın hissetmesi gereken...

HALİDE EDİP ADIVAR - HİMMET ÇOCUK

Elvanlarda ihtiyar bir kılavuz aldık. Köy kısmen yanmış, perişan, herkes fersiz ve şaşkın gözlerle kamyon denilen canavarın bir lüzum görüntüsüne bakıyordu. Herkesin ruhunda sonu gelmeyen meşakkatin, açlığın, her günün gizli...

Halide Edip Adıvar ve Sinekli Bakkal

Halide Edip Adıvar'ın Hayatı ve Edebi Kişiliği: Halide Edip (1884-1964) İstanbul'da doğmuştur. 1901'de Üsküdar Amerikan Kız Koleji'ni bitiren yazar, Rıza Tevfik ve Salih Zeki'den özel dersler almıştır. İlk evliliğini Salih Zeki...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE CADI

Garâ’ib Faturası serisinin ikinci kitabı Cadı, tıpkı serinin ilk örneği Gulyabani gibi, doğaüstü unsurlardan kaynaklandığı varsayılan birtakım korkutucu olayları açıklığa kavuşturur. Romanın konusu kısaca şöyledir: Genç bir dul olan Fikriye Hanım eşinin ölümünden sonra çocuğu...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi; çünkü bu okullar öğrencilerine sadece askeri konularda değil;...

ŞAİR ve ŞİİR

GÜNER AKMOLLA

(Romanya, 1941-) Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu.Şair. 1941, Romanya doğumlu. 1965’te Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu. Çeşitli dergilerde şiirleri yayınlandı. Emel, Karadeniz, Çaş, Kalgay, Agora, Kırım Sedası Litera dergi ve gazetelerinde şiirleri yayınlandı. Şiirleri Vatan...

TEVFİK FİKRET VE TÂRİH-İ KADÎM

Târih-i Kadîm Beşerin köhne sergüzeştinden  Bize efsâneler terennüm eden;Bizi, âbâ-i bî-vücûdumuzun  Cevf-i mâzîde bir siyah ve uzun  Gece teşkil eden hayâtından  Ninniler ihtira edip uyutan;

HÜRRİYET KASİDESİ - NAMIK KEMAL

        1.      Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten         Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükümetten

BEHÇET NECATİGİL’İN ŞİİRLERİNDE ALL…

16 Nisan 1916’da İstanbul’da doğan, 13 Aralık 1979’da yine İstanbul’da ölen Behçet Necatigil, radyo oyunu, deneme, eleştiri, sadeleştirme ve çeviri alanlarında da emek vermiş olmakla birlikte, onun asıl önemi, Cumhuriyet...

İSTİKLȂL MARŞI’NIN ANLAM DÜNYASI

İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu, özellikleri onun dış yapısını ifade ediyor. Bir edebi metinde esas olan ise iç yapı yani muhteva başka bir deyişle...

ŞARKI - ŞEYH GÂLİP

1. Ey Nihâl-i işve bir nevres fidânımsın benimGördüğüm günden beri hâtır-nişânımsın benimBen ne hacet kim diyem rûh-i Revânımsın benimGizlesem de âşıkâr etsem de cânımsın benim

ÖMER KAPLAN KOZANOĞLU

1973 yılında Adana Feke’de doğdu. Köy ilkokulundan sonraki eğitim hayatını parasız yatılı, Fen Lisesi, Tıp ve Tıp’ta uzmanlık olarak sürdürdü. Çocukluk yıllarından beri şiirle ilgilendi. Bir çok dergide şiirleri yer...

HOCAM HAKKI TARIK BEY

Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk yarıcı, gayet ciddi, temkinli herşeyden evvel lisan âlimi ve hastalık derecesinde mantık düşkünü, yalçın bir bekâr hayatı sürmekte bir zat... Bâb-ı...

MERDİVEN - AHMET HAŞİM (TAHLİL)

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…    Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller, Durur...

HİKÂYELERİNİN GÖZÜNDEN BALKANLAR

Ayşe SAMİHA

Ömer Seyfeddin, Edirne Askerî İdâdîsi, 1899 Yanya Kalesi’nin savunması sırasında esir düştüğü Yunan ordusunda yaşadığı esâret günleri bile Rûmeli...

GÜZELLİK DE ÖLDÜRÜR

Sait BAŞER

İnsan güzellik karşısında ölüm isteği duyar mı!? Duyuyor efendim duyuyor... Üstelik, İnsanı güzellik de öldürüyor! Bâzen "güzel", öyle can alıcı, öylesine keskin ve...

ALMAN VE FRANSIZ YAPIMI BİR GEZİ YAZIS

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Şehirler medeniyetlerin açık hava müzeleridir. Ne zaman yeni bir şehir görsem körleşmiş muhayyilem birden keskinleşir. Binalar, yollar, caddeler, mağazalar,...

BİR KÜLTÜR UNSURU OLARAK ÂŞIK EDEB

Edebiyat Dunyamız

Kalıp sözler bir dilin en dikkat çekici yönlerinden biridir. Toplumsal hayata ait unsurlar içermesi, dinî inançları yansıtması, söyleyen kişinin iç dünyasına...

TÜRK EDEBİYATINDA İLKLER

Edebiyat Dunyamız

* İlk alfabemiz: Göktürk Alfabesi * İlk yazılı eser ve Türk adının geçtiği ilk Türkçe metin: Orhun Abideleri * İlk Türk yazarı: Yolluğ Tigin * Bilinen ilk Türk...

SERVET-İ FÜNUN (EDEBİYATI-I CEDİDE)

Edebiyat Dunyamız

Servet-i Fünun, daha önce Ahmet İhsan tarafından çıkarılan bir fen dergisidir. Recaizade, 1895 sonlarında derginin başına Tevfik Fikret’i getirir. Tanzimat’la birlikte...

ÂLİM VE ŞÂİR BİR DEVLET ADAMI: KAD

Ali_Alper ÇETİN

Kadı Burhaneddin, Oğuz Türkçesinin yanında Doğu Türkçesine de hâkimdir. Şiirlerinde, eski Anadolu Türkçesiyle birlikte Azeri ve Doğu Türkçesinin özellikleri...

USÛLÎ’NİN DİLİNDE AHENGİ SAĞLAY

Usûlî XVI. yüzyıl divan şairlerin en tanınmışlarından biridir. Her divan şairinin olduğu gibi Usûlî’nin de kendine has bir dili bulunmaktadır. Usûlî dilini ahenk...

İSTANBUL’UN EDEBİYAT MAHFELLERİ

Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel olarak kullanılmış, mekân sahipleri de bu unvanla anılmaktan...

ALFABE MÜELLİFİ AHMET HİLMİ GÜÇL

Küçüklüğümden beri en büyük idealim olan "Gazetecilik" mesleğine atılmam "Alfabe Müellifi" Ahmet Hilmi Güçlü Hocanın tavassutu ile mümkün olmuştu. Hocanın o...

CAHİT ÖZTELLİ

Halk Edebiyatı tarihçisi ve değerli folklorcu Cahit Öztelli ile, şahsen tanışmadan yıllar öncesi mektuplaşmaya başlamıştık. 1962’de ilk baskısını yaptığım “Başlangıçtan Bugüne...

DİVAN EDEBİYATINDA VE YENİ TÜRK EDEB

Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir.Hezl, divan edebiyatında gülmece ve alay...

digertumyazilar