Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

gıldolakSabaha karşı Sarı İbik’in sesi ile uyandı herkes.  Tarlaya gidilecek, bostan çapalanacak. Toprak içinde ayrık otları temizlenecek. Bugün çok iş var. Ege Bölgesi’nin bu küçük kasabasında küçücük bir köydü burası. Haşhaşın morumsu eflatun, beyaz çiçekleri dalların ucundan tek tek sarkıyordu. Bu güzel çiçeklerden gelişen meyveler, içinde çok sayıda tohum bulunan birer fıçı gibiydi. Rüzgâr vurdukça sallanan bu fıçıların delikli kısmından çıkan küçük kara tohumlar çevreye saçılacaktı. Sonra anaların ellerinde haşhaşlı ekmeğe dönüşecek, yemesine tadım olmayacaktı. Gengerin, katırtırnağının, aslanoğlanlarının, papatyaların, gelinciklerin renkleri, etrafa yaydığı kokuları insanı coşturuyordu. Bu güzellikler arasında kalmış küçük bir cennetti bu köy.

Mehmet’in küçük iken ölmüştü babası. Artık büyümüş annesinin dayanağı olmuştu. Oldukça uzun,  iri yapılı, atletik bir gençti Mehmet. Annesi seslendi:

“Hadi oğul, öğlen oldu.”

“Yettim ana geldim.”

Ana oğul küçücük tarlalarının yolunu tuttular. “Bugün planlanan işleri bitirmeli” diye geçirdi aklından Mehmet.

Başında yine keçi kılından yapılmış ince dolaması vardı. Onu bir türlü çıkarmaz ayrı bir muhabbet duyardı. Bundan ötürü köylüler ona gıldolak ismini vermişlerdi. Köyün öbür ucundan Fadime’ye sevdalıydı. Sevdalarını bilmeyen yoktu. Köyde herkes severdi Gıldolağı. Yiğitti, cesurdu, mertti, sözünün eriydi.

Güzel türküler yakardı Fadime’ye.  Türküleri dilden dile kasabaya kadar gider olmuştu. Küçük kaçamaklar, gizli buluşmalar hoşuna gidiyordu ikisinin de. Fadime köyün en güzel kızıydı.

Sonunda köy muhtarının da araya girmesi ile bu genç sevdalılar evlendiler. Artık köy daha bir güzeldi Gıldolak’ın gözünde. Gökyüzü daha mavi, buğdaylar daha başaklı, kuşlar daha güzel ötüyordu.

Kurtuluş Savaşı yıllarıydı. Vatanın her karışı düşman çizmesi altında inliyordu. Yunanlılar buralara kadar sokulmuştu. Seferberlik başladı. Eli silah tutan herkes cepheye gidiyordu. Gıldolak’ın yaşı askerlik yaşıydı, birliğine teslim olacaktı ama bir yandan da düşünüyordu. Karısının hasretine dayanmak zordu. Anasına kim bakar, ekmek parasını kim kazanırdı? Bu düşünceler arasında Gıldolak, tümenine teslim oldu. Aradan aylar geçti.

İlk Yunan tümeni 19 Ağustos 1921 sabahı Sakarya’ya doğru ilerliyordu. Türk Birliklerinden 61.Tümenin 174. Alay komutanı ve yakın taburları kilit noktalarda mevzilenmişlerdi. Bu akşamki yemekleri bulgur pilavı ve yoğurttu. Yunanlılar gittikçe Ankara’ya yaklaşıyorlardı. Yunan Kolordusu Emirdağ Kasabasında dinleniyordu. Kasabadaki fırınları ve pek çok evi ele geçirdiler. Evler erzak deposu olacak, fırınlar Ankara’ya ilerleyen orduya ekmek çıkartacaktı. Kasaba halkına etmedikleri zulüm kalmamıştı. Kasabada yaşayan Rumlar bunlara engel olmaya çalışmışsa da kimseyi dinlemiyorlardı. Tarlaları yangın yerine çevirdiler.

174.alay o sabah mürettep tümen oluşturdu. Keşif birliği yapıldı. Mehmet zaten oraları iyi bilirdi. Kendi memleketiydi. Keşif birliği köylü kıyafeti ile kasabaya girdi. Gıldolak keşif birliğine rehber oldu. Yunan taburlarının hareket noktalarını öğrendiler. Taburlar ileriye doğru hareketteydi. Kasabada kalanlar rehavet içerisindeydi. Türk askerleri sabaha karşı Yunan karargâhını bastılar. Bir avuç Türk askeri bu küçük kasabadaki Yunanlıları kahramanca dağıttılar. Yunan askerinin karınlarını doyurdukları fırınları yaktılar, yiyecek stoklarını kasabalılara dağıttılar. Bir ambar ağzına kadar kuru yiyeceklerle doluydu. Ayşe teyze teğmeni çağırdı. Ambarı gösterdi. İçerisi tıka basa yiyeceklerle doluydu. Yunanlılar yiyecek sevkiyatını buradan yapıyordu, belliydi. Teğmen bu kadar yiyeceği taşımak ya da imha etmek zor ne yapsak diye düşünürken Ayşe Teyze “ Gam çekme oğul bina benim dök gazı, yak gitsin.” dedi.

Kötü haber Yunan Kolordusuna çabuk ulaştı.

“Bir Türk birliği Emirdağ ‘ı basmış! Fırınları yakmış! Bütün yiyecek stoklarımız gitti.”

Yunanlılar Emirdağ’ına geri asker sevkiyatı yaptılar ama Türk Birliği gece Emir Dağları’nı aşmıştı bile çemberden sıyrılmıştı.

Mürettep tümendeki kişiler ayrı noktalardan kaçarak alayın mevzilendiği yerde buluştular. Mehmet ortada yoktu. Kasabada çok işe yaramıştı, onun sayesinde Yunanlılar büyük yara almışlardı. Tümen yerine ulaştığında Mehmet’ten hala haber yoktu.

Gıldolak o gece kimseye haber vermeden köyüne inmişti. Karısı çok hasta idi. Annesi elden ayaktan düşmüştü. Bir gün, iki gün derken günler geçti. Asıl maksadı sadece onları görmekti. Bir türlü tümenine gidip teslim olamadı. Ne yapacağını bilmiyordu, iyice şaşırmıştı. Gıldolak artık asker kaçağıydı. Karısı iyileşmiyordu bir türlü. Geceleri gelir onun tedavisiyle uğraşırım düşüncesi ile dağa çıktı. O vakitler dağa çıkan eşkıyalarla bir oldu.

Dağlar Gıldolak oldu. Yaylalarda geziyordu, bütün dağları köşe bucak ezberlemişti. Akşamları gizlice köye iniyor, karısına bakıyor, sabahın ilk ışıkları ile yeniden dağlara kaçıyordu. Binlerce kez birliğine gidip teslim olmak düşüncesi geçti kafasından ama iş işten geçmişti artık.

O bölgenin Kuvayı Milliye Reisi Arif Bey bir efsane isimdi. Cesurdu, yiğitti, mertti. Dağa çıkmış eşkıyaları askere çağırıyordu. Gıldolak diğerleri ile beraber bir türlü gidip teslim olmadı. Upuzun bir kovalamaca başladı sonra. Arif Bey eşkıya avına çıktı. Arif Bey Kara Seyit’i de yanına alarak iz sürdü. Kara Seyit aynı köyden dağları, ovaları iyi bilen iyi bir iz sürücüydü. Köyde herkes şaşkındı. Herkesin tanıdığı o yiğit, o mert kişi Gıldolak olamazdı. Gıldolak’ın kahramanlığını anlatıyordu köylü. Arif Bey pek çok haber gönderdi dağdakilere. Teslim olurlarsa hiç birine zarar verilmeyecekti. Günlerce sürdü bu takip. Bir sabah kara haber köye ulaştı. Arif Bey eşkıyaları bir inde(Karataş’ta) bastırmıştı. Hepsi ölmüştü.

Gıldolak’ın evi yangın yeriydi şimdi.  Sonra karısı şu türküyü yaktı Gıldolak’ın ardından.

Gıldolağın eğlencesi Karataş
Ne anam var ne babam var ne gardaş
Beşli mavzer olsun bana arkadaş
Alınan avlandım ona yanarım

Buldu da gidiyo şu Gara Seyit
Var mı sülalende böyle bir yiğit
Böyüt Macaroğlu Hasan'ı böyüt
Alınan avlandım ona yanarım

Arabaya binmiş ayağı yerde
Kanlı cepkeni de yüzüne perde
Kınaman komşular gençlik var serde
Alınan avlandım ona yanarım

Ayla coşkun Ceren

Yazar Hakkında

Ayla Coşkun CEREN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

KARAMSARLIK (MI DEDİNİZ)

Hemen her güne yeni bir acı ve elemle uyanır olduk. Kaygılarımız arttı. Demokrat...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE MEZARINDAN KALKAN Ş…

Roman, kendini her türden inancı sorgulayan ve tuhaflıklara tapan bir genç olara...

YUNUS EMRE’NİN NUR-I MUHAMMEDİ ANLATIMININ TÜ…

Yunus Emre’nin bir manzumesinde, kuş, göl ve su sembolleri kullanılarak Hz. Mu...

YOLLAR TÜRKÜYDÜ

Yolumuz Mudanya üzerinden Balıkesir'e idi. Metin Savaş Bey'i aradım oradaymış...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE CADI

Garâ’ib Faturası serisinin ikinci kitabı Cadı, tıpkı serinin ilk örneği&nbs...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE GÜLYABANİ

Gulyabani, romancıya yaşlı bir hanım okuyucusu tarafından cinlerle, perilerle il...

TÜRK EDEBİYATINDA GOTİK TÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKIŞI…

Gotik edebiyat cadılar, cinler, periler, hortlaklar, vampirler gibi doğaüstü yar...

GÂVURDAĞI ÂŞIKLIK GELENEĞİ- BOZLAK VE BARAK …

Bölgedeki Türkmen topluluklarının konargöçer yaşama biçimleri, tarihi süreçleri ...

YENİ BİR YILA GİRERKEN

İnsanî ve ahlakî erdemlerle düzenlenmiş hayata ömür diyoruz. Ömrümüz, inşallah...

Bir Darbenin Anatomisi

Türk tarihçiliğinin en verimli kalemlerinden Yılmaz Öztuna, artık bir klasik s...

MÜNAZARA İLMİNİN TARİHÇESİ

Tahlil ve tenkide dayalı tartışma geleneğinin İslâm, ilim ve kültür tarihinde ön...

"NE İÇİNDEYİM ZAMANIN"

Şiirimizde, zor yazan ve kendi yazdıklarını zor beğenen şairler arasında Tanpına...

HARP EDEBİYATI ÜRÜNÜ OLARAK İSTİKLÂL MARŞI VE DİĞER ALT…

1.GİRİŞ  1.1.Harp edebiyatı ve harp edebiyatı ürünleri Türk tarihinin kur...

TÜRK İDEALCİLİĞİ

Dünkü yazımda, hayata verdikleri mânâ bakımından, insanı dört tipe ayırdım: Keyi...

BU SEVDADAN US(L)ANMAYIZ

Sevda için, yürekte bulunan siyah bir lekedir, derler. Peki, türlü türlü sevdada...

VİYANA İZLENİMLERİ

 Viyana’daydım.      Sevdiklerimizin yaşadıkları yerle...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

Kırmızı Kitaplar

GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Şair ve Şiir

TÜRK ŞİİRİNDE NAZIM BİÇİMLERİ VE TÜRLERİ

Nazım Birimi Şiirde iki temel unsur vardır.Bunlar “biçimsel(dış)” ve “içeriksel(iç)” olarak sınıflanabilir. Biçimsel unsurların başında nazım birimi gelir. Şiiri oluşturan dize kümelerin “nazım birimi” denir...

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri

GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir. Beyit sayısı genellikle 5-9 arasında değişir. Gazelin ilk beyti mutlaka kendi arasında uyaklı...

BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR

Edebiyatımızın ve cemiyetimizin renkli ve hareketli simalarından biri olan Behçet Kemal Çağlar, 14 Ekim 1969 günü İstanbul’da vefat etti. Ben, Behçet Kemal’i ilk olarak İstanbul’da, 1954...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEMESİ (ALİ AKBAŞ)

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

Yazarlarımızdan Seçtiklerimiz

KAYIPLARIMIZHER DEM YENİDEN DOĞARIZBİR YOLCULUK HİKÂYESİTÜRK DİLİNE FERMAN: KARAMANOĞLU MEHMED BEYNİYE OKUSUN Kİ?SILA-YI RAHİMHAYALLER DE HÂTIRALARA DÂHİLDİRBARTIN'DAN BATUM’A GİDEN YOL RİZE'DEN GEÇERVEFA DUYGUSUNELERE ZAMAN AYIRALIMTÜRKÇESİZ BİR HAYATKELE BACIMOKUMADAN  LİM YAZMADAN MUALLİMGÖZLERİMDE BİRİKEN ŞİİRZEYNEP’İN DEDESİŞİMDİ UZAKLARDASIN, HAYALLERDESİN, RÜYALARDASIN...ROMAN SANATI NEDİR VE NİÇİN ROMAN OKUMALIDIR?OKUMA ÇALIŞMALARITÜRKÇESİZ BİR HAYATUYANIKLAR DÜNYASININ BAŞI DERTTE

digertumyazilar