Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

Osmanlı ve erken Türkiye döneminde ilk Türk toplum bilimcisi olarak anılan Ziya Gökalp, Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma döneminde geçen hayatı boyunca milletini buhrandan kurtarmak ve yüceltmek adına büyük çaplı çalışmalar yapmış bir isimdir. Osmanlı’nın en gergin döneminde yaşaması ve fikir sahnesine bu dönemde çıkması Gökalp’in eserlerinde gerek çözüm arayışları gerekse de sosyolojik analizler bakımından açıkça görülür. Osmanlı’nın son dönemlerinde farklı alanlarda yaşanan büyük çaplı problemleri analiz etmiş ve çözüm önerilerinde bulunmuştur. Gerek batı ve doğu alanını kapsayan eğitimi gerekse de halka yakınlığı ve milli kültüre verdiği değer ile o dönemde bir çok aydının radikal düşüncelerine karşı Gökalp objektif ve rasyonel çözümler sunmayı başarmış bir isimdir. Gökalp’in üzerinde çalıştığı başlıklardan bazıları, hars ve medeniyet konusundaki tanımlamaları, Güzidelerin (aydınlar) dönemdeki durumu üzerine sosyolojik analizleri ve dönemde popüler olmuş Batılılaşma fikrine yaklaşımlarıdır. Özellikle Gökalp bu siyasi meseleleri kapsayan başlıklar içinde, Güzideler ve halk arasındaki ilişki üzerine kurduğu ideali ve Batı’yı nasıl kabul etmemiz gerektiğini açıklayan yazıları ile kendi döneminde ve günümüzde bir fikir rehberi haline gelmiştir.

Gökalp’in üzerinde durduğu ve toplumdaki güzidelerin de rehberi olması gerektiğini savunduğu konu, Hars ve Medeniyet arasındaki ilişkidir. Gökalp bu iki kavramı ayrıştıkları ve birleştikleri noktalar bakımından ikiye ayırarak tanımlamalarını yapmıştır. Prof. Dr. Erol Güngör’e göre, Ziya Gökalp, kültür-medeniyet ayrımını bir pratik endişe yaşadığı için kurgulamıştır (1). Birleştikleri noktayı, her ikisininde toplumsal hayatı (kültür, din, ahlak, hukuk, akıl, estetik, dil) ve dinamikleri kapsamaları olarak belirtirken ayrıştıkları noktaya daha kapsamlı değinmiştir. Gökalp’e göre Hars ve Medeniyetin ayrıştığı noktalar şu şekildedir, Hars yani kültür milli bir kavramdır ve millet içinden gelen öz değerleri kapsar, ancak medeniyet milletlerarası yani beynelmineldir. Yani, hars ulusal bir kimliği temsil ederken, medeniyet tüm insanlığa hitap eden ve bir ulustan diğerine geçebilen bir kavram olarak nitelendirilir (2). Bunu şu şekilde örnekleyebiliriz, Almanya harsı, Fransa harsı, İngiltere harsı ve bu harsların ortak olarak içinde yer aldıkları Batı medeniyeti. Gökalp’in belirttiği bir diğer ayrışma noktası ise, harsın duygulardan türemiş, halktan geleni içinde barındıran soyut olmayan bir olgu olarak sayarken, medeniyeti daha kapsamlı, içerisinde tekniği ve bilimi barındırması olarak belirtir. Bir diğer deyişle, hars ilham ile ortaya çıkarılırken, medeniyet akıl ve mantık yolu ile yapılır (2). Yine Gökalp’in bir başka bakış açısına göre, kavimler öncelikle bir harsa sahip olur, daha sonra geliştikleri, imparatorlaşma ve kozmopolit yapıya dönüşme süreçlerinde medeniyet halini alırlar (3). Ayrıca, Gökalp’e göre Batı medeniyeti Hristiyan medeniyeti olmadığı gibi Doğu medeniyeti de İslam medeniyeti olarak anılmamalıdır. Yani medeniyetler din ile bağdaşmamalıdır. Buna bir destekleme olarak, Doğu medeniyeti içinde yer almış olan Bizans’ı örnek verebiliriz.

Hars ve Medeniyet başlıklarının birleşme ve ayrışma noktalarından yola çıkrak, Gökalp’in Güzideler yani o dönemin aydınları üzerine olan analizleri ve düşüncelerini değerlendirmek gerekirse, Ziya Gökalp öncelikle aydın – halk ilişkisinin sosyoloji ve felsefe bilimlerini kullanarak analizini yapmıştır (2). Bu analizler ile aydın ve halkın tanımlamasını, aralarındaki farkları ve birbirleri ile nasıl bir ilişki içinde olmaları gerektiğini açıklamıştır. Ayrıca, Ziya Gökalp, güzidelerin toplumdaki rolünü analiz  etmek için öncelikle hars ve medeniyet kavramı arasındaki ayrım noktasını tam olarak anlamamız gerektiğini söyler. Yani Güzidenin halka ne götürmesi ve halktan ne alması gerektiğini Gökalp hars ve medeniyetin ayrımları üzerinden açıklamıştır. Ziya Gökalp idealinde Güzideleri gerek almış oldukları eğitim gerekse yetişmiş oldukları çevreden dolayı millettin ‘seçkinleri’ olarak nitelendirir (2). Güzideler halk mekteplerinde okumamış ve halk içerisinde yetişmemiş ‘eğitimli’ gruptur. Yani ,halka ait olan kültüre tam olarak hakim olamamışlardır. Bu nedenle, Gökalp, Türk milletinin güzidelerinin ruhu tamamıyla Türk harsıyla meşbu olduktan sonra millileşmek imkanına sahip olabilir diyerek açıklamıştır (4). Ziya Gökalp’in bu sözüne göre, ‘seçkin’ diye nitelendirdiği bu grup aldığı gayri milli eğitimin oluşturduğu milli kültür alanındaki eksiklikleri halk içinde uzun süreler geçirip, halka ait değerleri benimsemek ile gidermelidir (2).  Sağlam milletlerde güzidelerin vazifesi halkın ruhi mahsullerini anlamak sonrasında da nizam ve iltizama sokmaktan ibarettir (5). Gökalp’in bu sözü ile de anlaşılacağı üzere, sağlam milletlerde aydın ve halk arasında karşıklı bir ilişki olduğunu,  güzidelerin yani aydınların temel görevinin yaşadıkları milletin medeniyetini kurmaları gerektiğini, medeniyeti kurmak için de öncelikle harsa yani kültüre ulaşmak ve onu geliştirmek gerektiğini söyler. Yani,  Güzideler bu temel görevlerine kültüre ulaşmak ile başlamalılardır. Kültüre de ancak halka giderek ulaşırlar. Daha sonrasında kurmuş oldukları medeniyet çerçevesini halka benimsetmek ve onlara iletmeleri gerekir. Bu nedenle de halka tekrar gitmeleri gerekir. Diğer bir deyiş ile Gökalp, Güzidelerin halka neden gitmeleri gerektiğini iki maddede savunur: Birincisi Milli kültürü onlardan alabilmek ve sonrasında bu kültürü temel alarak kurdukları medeniyeti halka iletmek.

Gökalp Güzideleri ideal olarak tanımlası dışında ayrıca, Osmanlı içindeki durumlarını da sosyolojik bir perspektif ile değerlendirmeye almıştır. Gökalp’in yapmış olduğu değerlendirmelere göre Osmanlı’da idealinden çok farklı bir durum mevcuttur. Osmanlı’da aydın kavramı batılılaşma düşünceleri ile birlikte ortaya çıkmıştır. (2) Ve Osmanlı aydını diye adlandırılan grup devlet içinde yer almış olduğu için halk ile bir iletişim halinde olma kaygısına sahip olamamıştır (2). Bunun sonucunda,  halka ait değerleri bayağı olarak görmüş ve kültürü onlardan alınması gerektiği olgusunu önemsememiştir. Bu durum Osmanlıda bir çok önemli konuda ikilikler oluşmasına neden olmuştur. Örneğin, milletin içinde iki dillilik (osmanlıca ve halk içindeki türkçe), din, ahlak ve iktisata karşı iki farklı yaklaşım, iki farklı musiki, vezin ve edebiyat gibi (2).  Osmanlı aydınları arasında çıkan bu sorunlar nedeni ile Ziya Gökalp  güzide ve seçkin kavramının tanımlamalarını ve işlevlerini ayırarak yeniden nitelendirme ihtiyacı duymuştur. Gökalp’e göre seçkin denilen grup, gayri müslim okullarda gayri milli eğitim almış  ve milli kültürden çok farklı bir kültürde yer alarak yetişmiş bu nedenle de öz halkının kültürel değerlerini önemsemeyen sınıftır. Bundan farklı olarak  güzideler ise halka çok yakın, halkın değerlerini benimseyebilen, ayırt edildikleri noktanın sadece aldıkları pozitif eğitim olan, yani Gökalp’in idealindeki aydın kavramına uygun olan gruptur.

Sonuç olarak, Ziya Gökalp, Türkiye’de sosyolojinin kurucusu kabul edilir. Ancak, Ziya Gökalp aynı zamanda bir teorisyendir, fikri etkisi sadece sosyal bilimlerde bir bilim insanı olmaktan ötedir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin oluşumunda, Gökalp’in düşünceleri uygulama alanı bulmuştur. Bu yeni Devletin siyasi, ekonomik, sosyo-kültürel yapılanmasında Gökalp’in ciddi yönlendirici etkileri vardır.

Gökalp’e göre; bir ulusun medeniyeti halka rağmen, halkın milli kültürünü hiç dikkate almadan değil, tam aksine halkın sahip olduğu milli kültürden hareketle yapılmalıdır. O’na göre Devlete, milli kültürden süzülerek alınan değerlerle ruh verilmesi gerekmektedir.

Gökalp’in siyasal söylemi, bugünkü manada özgürlükçü ve demokratik bir boyut taşımaktan çok, eğitilmiş güzidelerin, halkı aydınlatmaları, daha doğrusu güzidelerin çağın en yüksek medeniyetinden (Batı medeniyeti) aldıkları değerler ile halkın milli kültürünün değerlerini kaynaştırarak oluşturdukları, “ortak iyi”nin halka benimsetilmeye çalışılması gerektiği yönündedir.

Gökalp güzideci anlayışıyla; devleti yönetecek, her alanda yol gösterecek, ayrıcalıklı bir sınıfı işaret etmeyen, yani “seçkinci” olmayan, ama bir güzideler sınıfının yetiştirilmesi gerektiği yönündedir. Gökalp’te Devlet, güzideler aracılığıyla toplumun vasisidir. Gökalp bu güzideci anlayışını da demokrasiyle bağdaştırma gereği duymaktadır. Gökalp’e göre demokrasi halkçılıktır. Güzideler de halka doğru gitmelidir.

Güzideler iki nedenden halka gitmelidir. Birinci neden, halktan milli kültürü öğrenecekler. İkinci neden ise halka günün en yüksek medeniyetini (Batı medeniyetini) götürecekler, öğreteceklerdir. Böylece Güzidelerin halktan kopuk olmaması, geliştirdikleri siyasetin halk için olması, gerçek demokrasinin gerçekleştirilmesine de yol açacaktır.

Gökalp’in düşüncelerinde kendi toplumunun değerlerini (milli kültürü) hareket noktası edinerek Batı medeniyetine ilişkin unsurları bunlarla birleştirme çabası görülür. Gökalp, siyaset ve toplum ilişkisine bu açıdan yaklaşmış ve inşa edilecek yapıların ve kimliklerin kendi halkına yabancı olmayan güzideler tarafından Devlet aracılığıyla yapılması gerektiğini dile getirmiştir

Saygı ile anıyorum, Ruhu şad olsun.

Melike METİNTAŞ

KAYNAKLAR

1. Güngör, E. Kültür değişmesi ve milliyetçilik. İstanbul : Ötüken Yayınevi, 1986.

2. Mazlum, A. Gölbaşı, H. Ziya Gökalp, a idealistic case man at the junction point of turkish society’s becoming contemporary: the consept of intellectual. Journal of World of Turks (2009) Vol. 1 No. 1 pp: 221 – 239

3. Gündoğan, A. Osmanlının son dönemlerinde ve Cumhuriyetin başlarında Fikir Akımları ve Ziya Gökalp – Türkçülüğün Fikir Babası kırmızılar.com, 2015

4. Ziya Gökalp. Hars ve Medeniyet

5. Ziya Gökalp. Türkleşmek, İslamlaşmak, Muhasırlaşmak 

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

BİR YOLCULUK HİKÂYESİ

Sevdik birbirimizi, yakışmıştım ben sana. Gölgen gibiydim daima yanında, daima seninle. Yazın o kavurucu sıcaklarında, yollarda ahh!  o yollarda. Torosların kıvrım kıvrım inceliğinde, mis kokulu...

SAYI 2 - AH GÜZEL İSTANBUL!

Sayı: 2 Vapur sesi, martı sesi, denizin sesi, ardından Sadri Alışık’ın güzelim İstanbul Türkçesi… 1966 yapımı siyah beyaz filmde, rengârenk hayallere daldırır bizi Sadri Alışık ve...

ÖTELERDE ÖLÜM YOK DEMİŞTİN

Kafilemiz Bolu Dağı’nda mola verdiğinde ben şair bir abiyle köşedeki masaya oturmuştum. Sen suyu çok seven çocuklar gibi gümrah akan çeşmede elini yüzünü yıkadıktan sonra...

BİLGİ CEBİMDE, BİLGİSAYARIMDA, YANIMDA!...

Geçmişin hiçbir döneminde çağın bilgisine sırtını döndüğü hâlde rahat yaşamış, yükselmiş, ilerlemiş bir toplum yoktur; gelecekte de olmayacaktır. İnsanoğlu kendi devrini doğru okuduğu müddetçe geleceği...

BAYRAM GEÇİNCE

Milletçe sevinç içinde kutladığımız milli ve dini günlerimiz, bayramlarımız … Bayramlarımız, hüznün kederin, sevincin, mutluluğun paylaşıldığı günlerimiz. Sevenlerin ve sevilenlerin bir arada olduğu en tatlı...

VİYANA İZLENİMLERİ

 Viyana’daydım.      Sevdiklerimizin yaşadıkları yerler zihnimizin bir yerinde hep canlılıklarını korurlar. Benim için de Viyana böyledir. Her bahar Viyana’ya doğru akar durur duygularım. Adını kısaltarak ‘’Minik’’...

DÜŞMANA BENZEMEK!

Ne garip değil mi? İnsan indirildiği bu yeryüzünde mütemâdiyen içten dışa çevresini, tabiatı ve insanları gözlemlerken sâdece bununla yetinmemesi gerektiğini hissedip eşyânın ardındaki sırra da dikmiş...

SERVET-İ FÜNUN (EDEBİYATI-I CEDİDE) EDEBİYATI (1896 - 1…

Servet-i Fünun, daha önce Ahmet İhsan tarafından çıkarılan bir fen dergisidir. Recaizade, 1895 sonlarında derginin başına Tevfik Fikret’i getirir. Tanzimat’la birlikte başlayan edebiyatı Avrupa ruhu...

İSMET ATLI'NIN ARDINDAN

İsmet Atlı Ağabey vefat etti, duydunuz mu? Benimki de lâf mı yani, elbette duymuşsunuzdur. Günlerce başta TRT olmak üzere bütün televizyon kanalları verdi, İsmet Atlı ile ilgili...

Halide Edip Adıvar ve Sinekli Bakkal

Halide Edip Adıvar'ın Hayatı ve Edebi Kişiliği: Halide Edip (1884-1964) İstanbul'da doğmuştur. 1901'de Üsküdar Amerikan Kız Koleji'ni bitiren yazar, Rıza Tevfik ve Salih Zeki'den özel dersler...

HOCAM HAKKI TARIK BEY

Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk yarıcı, gayet ciddi, temkinli herşeyden evvel lisan âlimi ve hastalık derecesinde mantık düşkünü, yalçın bir...

NAMIK KEMAL’E DAİR ÜÇ DİKKAT

Tanzimat döneminin topluma ve dünyaya en açık kalemlerinden biri Namık Kemal’dir (1840-1888). Onun hayatı bazen melodrama kaçan bir romana bazen de romantik bir şiire benzer...

BİRLEYEREK OLUŞMAK

Aktif Düşünce Yayıncılık Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile yapılmış olan bir dizi sohbetten oluşan bu eser, on iki başlık altında çağın problemlerini, kültürel, entelektüel, manevi buhranları...

YAKUP'UN KANATLARI - MİSLİ BAYDOĞAN

Hû Diyen Karga- Selçuklu Hikâyeleri adlı kitabıyla, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Selçuklu neslinin o müthiş serüvenini bizlere bir karganın ağzından anlatan Misli Baydoğan, şimdi de Yakup’un...

KAOTİK BİR ROMAN OLARAK: DÜNYA DÖNMEDEN ÖNCE

 Veysel Gökberk Manga’nın ilk romanı “Dünya Dönmeden Önce”[1] kaotik bir roman metnidir. Kurgusu da kaotiktir, tahkiyedeki olayların dizilişi de kaotiktir. Romanın başat karakterinin adı kestirmeden T’dir...

NESEFÎ’DEN DOSTOYEVSKİ’YE KÖTÜLÜĞÜ ANLAMAK

Friedrich Schiller “Haydutlar” adlı piyesinin önsözünde kötülüğü yıkmayı hedef edinmiş bir sanatçının kendi eserinde oto-sansüre gitmesinin yanıltıcı olacağını ima ederek şöyle der: “Dinin, ahlâkın ve...

TÜRKİYE’DE GENÇLİĞİN TOPLUMSAL KİMLİĞİ VE POPÜLER TÜKET…

Bu makalede özellikle medya tarafından oluşturulan popüler kitle kültürünün gençlik açısından ne ifade ettiği ve bu kültürün gençliği nasıl kuşattığı analiz edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Türkiye’de...

Mavi Türkü

Bütün yazılarına kendinden bir şey yansımış. "Boynuma kadar terime gömülmeye razıyım. Yeter ki, bir kez doyasıya huzurunda durayım" dedirten aşk bir kararda tutmamış onu. Gâhi...

SÜRGÜN MEKTUPLARINDAKİ ZİYA GÖKALP - 2

   Saadettin Yıldız[1]  1.1.2.2.Yeşilköy Hayâli         Esirlik sonrasında sakin, yeşil ve huzurlu bir yerde yaşamayı hayal eden Gökalp, Limni ve Malta'da da tabiat güzelliklerine, açık havaya...

TÜRK DEVLET GELENEĞİ - Prof.Dr. AYDIN TANERİ

Türk Devlet GeleneğiProf.Dr. Aydın TaneriMerhum Prof. Dr.Aydın Taneri’nin birkaç defa yeniden geliştirilerek basılan “Türk Devlet Geleneği Dün-Bugün” adlı (Ankara,1993) eserinde kültür, millet,devlet kavramlarıyla ilgili görüşlerinden...

MÜZİĞİMİZ, TÜRKÇE, ÇOCUKLARIMIZ VE KÖKLER ÜZERİNE SAYIN…

Sayın Fatma Adile Başer, akademik düzeyde ve ama bir sanatçı duygu ve duyarlılığı ile bizim müziğimiz, Türkçemiz, kültürümüz ve medeniyetimiz üzerine okuyor, inceliyor, düşünüyor, sunuyor...

Arif Nihat Asya

Arif Nihat ASYA Türk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 yılında Çatalca'nın İnceğiz Köyü'nde dünyaya geldi. Babası Tokatlı Zîver...

Muhakemetü'l Lügateyn Nedir?

Ali Şir Nevai’nin yazdığı, kelime anlamıyla “İki dilin kıyaslanması” anlamına gelen Muhakemetü'l Lügateyn’i inceleyeceğiz bu yazımızda.. Muhakemetü'l Lügateyn Nedir? Muhakemetü'l Lügateyn, Orta Asya edebiyatının Çağatay sahasının en...

ŞİİR ÖLÜYOR MU? - AHMET HAMDİ TANPINAR

Bir müddetten beri Ulus gazetesinde mühim bir anket devam ediyor. Anketin mevzuu şudur : Şiir ölüyor mu? ... Her hafta bir şâirimiz bu suale cevap vererek...

SESSİZTANBUL

İstanbul’daydım bugün yine… Biliyorum sana haber vermeliydim gelirken. Bana kendine bir iyilik yap ve İstanbul’a gel demiştin. Seninle olsak neler yapardık bilmiyorum. Belki Yerebatan Sarnıcı’nda...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 8

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında...

BARTIN'DAN BATUM’A GİDEN YOL RİZE'DEN GEÇER

Ne güzel demiş şair, “Seher yola giren âşık gece Leylâ’da akşamlar”. Seher, Bartın’dan yola çıkan seyyah, gece Batum’da akşamlar mı bilmem ama ben akşamladım. Hayatımın...

GÖNÜL GÖÇLERİNİN DURAĞI

Hz.Mevlana şöyle der göçle ilgili;’’ “Kervan başının, kervanın kalkmak üzere olduğunu haber veren çanların sesini duyuyor musun? O tarafta nice yol arkadaşımız, nice dostlarımız var...

TÜRKÜ(LERİMİZ) BİZİ SÖYLÜYOR MU(YDU)

Türkünün konusu insan ... İnsanın başından geçenler, insanın başına gelenler, insanların gönül ve ülkü dünyaları ... Bunların dile ve tele gelişi... Türkülerimiz köy köy, oba oba, burcu burcu...

VATAN ENDİŞESİ VE CEHALET “MÜREKKEBİN AKMADIĞI YERDEN K…

Yaşar Nabi Nayır’ın bir anketine verdiği cevapta Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle demektedir: “Hiçbir milletin münevveri bizim kadar içtimaî olamaz. Eğer ferde ait bazı tabii hakların...

BURSA'DA BİR AKTAB DÜKKANI

Arap Şükrü Sokağı, sabah akşam değiştirmediğim güzergâhımdır. Eskiden kışları yerler biraz kaygan ve çamurlu olurdu ama öğleye varmadan çabucak temizlenirdi. Şimdi de öyle, esnaf her...

ANTİK TANRI; UNESCO

  Unesco.United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization.Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü.İsmi kadar onu sembolize eden amblemi de oldukça ilginçtir bu örgütün. Ön cephesinde...

SANATÇININ PSİKOLOJİSİ

Amerikalı teolog ve psikolog Rollo May “Yaratma Cesareti” adlı eserinde şöyle bir saptamayı okurlarına hatırlatır: “Ressam resmini, suçlunun suç işlerken hissettiği duyguyla yapar.”[1] Bu saptamadaki ressamı...

SABIR

Teknolojik gelişmelerle bağlı olarak insanın hırsı tahrik ediliyor. Hırs, zamanla tamaha dönüşüyor. Tamahın tabii sonucu da sabırsızlık…Sabır her şeye rağmen susmak değil asla… Ama Sabır...

ÇOK SESLİ BİR ŞAİR HAMİT

Türk edebiyatının yaptıkları ve yazdıklarıyla iz bırakan şahsiyetlerinden biridir Abdülhak Hamit Tarhan(1852-1937). Hayatının en küçük ayrıntısı bile yüzlerce sayfalık romana, saatlerce sürecek bir filme dönüşebilecek...

GENÇ EDEBİYAT ARAŞTIRMACISININ YANLIŞLARI

Yıllardır yüksek lisans, doktora ve yardımcı doçentlik jürilerinde, son üç yıldır bunlara ilâve olarak Eski Türk Edebiyatı anabilim dalının doçentlik jürilerinde bulunmaktayım. Özellikle son yıllarda...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 6

Yüzbaşı Mustafa ve küçük Mustafa Kemál birlikte Selânik'e dönüyorlardı. Bu arada tren yolunun yanındaki ağaçları gözü yakalamaya çalışıyor, fakat mümkün olmuyordu. Aile büyüklerinden ve özellikle...

Arif Nihat Asya'da Vatan Sevgisi ve Tarih Şuuru-2

Vatan sevgisinin ideolojik boyutuna bakıldığı zaman, Arif Nihat'ın samimi bir Turancı olduğu rahatça görülür. Ölümünden üç yıl önce kendisine sorulan bir mülâkat sorusuna verdiği şu...

500 Yılın Ardından Piri Reis

Nazan Karakaş Özür YEDİTEPE YAYINEVİ UNESCO 2013 yılını, Piri Reis Haritasının 500 Yılı olarak kutlamıştır. Yıl boyunca birçok organizasyon yapılarak bu faaliyetlerle, Piri Reis’i anmaya...

Senaryo Nedir?

Senaryo  Anglosaksonların 'spec script' , Fransızların 'continuite dialoguee' adını verdiği, sayfası 45 saniye ile 1 dakika arası bir zamana denk gelen teknik bir metindir. Senaryo...

Yeşil Çeşme

Beni o büyük çocuklar karşında koruyan diyemem ama hiç olmazsa teselli eden bir kız vardı: Polika! Kasabaya taşındığımız gün gavur diye horladığım için bana darılmasının...

MUHABBET

Muhabbet kuşu gördünüz mü hiç? Hiç muhabbet kuşunuz oldu mu? Muhabbet ettiniz mi hiç muhabbet kuşuyla… Muhabbet beslediklerinizin sayısını hiç düşündünüz mü? Muhabbet tellalı tanıdınız mı? Argo, ‘Geyik...

SÂKİNÂMELERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE GELİŞİMİNE GENEL BİR BAK…

Sâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç, gereç ve âdetlerini, içkiyle uzaktan yakından ilgili pek çok düşünce, duygu ve kavramı bazan...

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

Tanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya döndürdüğü bir dönemdir. Fransız İhtilali ile başlayan hürriyet, adalet, eşitlik düşünceleri Osmanlı toplumunu da...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

GİZEMLİ YABANCI - GÜLER BİLKAY AYGÜ

Balkanlar' dan başlayıp İstanbul'a uzanan macera dolu bir aşk hikayesi. Öğretmen Zeynep yakın arkadaşı Remziye ile Balkanlar turuna çıkmaya karar verir. Yolculuk...

Yedikuleli Mansur-Mehmet Berk Yaltırık

Yedikuleli Mansur”, ilk ortaya çıktığında bir öyküydü. Kayıp Dünya’da 28 Eylül 2011’de yayınlanan “Kanlı Pençe” adlı öykünün devamıydı. Aralık 2011’de...

ATİLLA'NIN KALKANI - HASAN ERDEM

Hasan ERDEM Ötüken Neşriyat Daha önce kaleme aldığı “Şar Dağının Kurtları”, “Argos Kalesi”, “Kızıl Atın Süvarisi”, “Balkan Şahini” ve “Otranto 1480”...

ADİL HAFIZANIN IŞIĞINDA, BİRİNCİ D

Adil Hafızanın Işığında, Birinci Dünya Savaşı’na Giden Yol ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu Altay Cengizer Doğan Kitap, 2. Baskı, 2014, ISBN:...

GAZELİN ANLAM-YAPI İLİŞKİSİNDE MET

Edebiyat Dunyamız

Divan Edebiyatı gazellerinin şekil özellikleri hakkmdaki bilgiler hemen hemen bütün el kitaplarında yer alır. Ayrıca gazel konusunda kapsamlı ve değerli bir...

NEYİ BEKLEYELİM?

Özcan TÜRKMEN

Faruk Nafız Çamlıbel’in Yolcu ile Arabacı şirinin bestelenmişini, ‘Bekleyenim olsun da razıyım kavuşmasam’ şarkısını, ‘Düştüğüm yollar gibi sonsuzdur benim...

TREN-KAPI-MELEK

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Cevabında kaybolduğum sorular, eşiğinde kalakaldığım hayaller içindeyim.Dışımda akan bir dünya, içimde buz tutmuş rüyalar. Ne dış âleme sözüm geçiyor ne içim...

NECİP FAZIL ŞİİRİNE DOKUNUŞLAR

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

Büyük sanatçılar, dünyamızı sıradan ölçülerin üstüne çıkaran dil ustalarıdır. Onlar, duygu ve düşünce dünyamızı  millî kültürün taşıyıcısı olan dil ile...

Cengiz Aytmatov ve Kızıl Elma

Aytmatov ,Cengiz (d. 12 Aralık 1928 , Şeker Kırgız ÖSSC) , yazar , çevirmen ve gazeteci.             Yazarlığa 1952’de başladı , 1959’da Kırgız’da Pravda muhabiri oldu. Povesti gor...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu....

OĞUZ HAN DESTANIN İSLÂMÎ VARYANTI

Oğuz Kağan Destanını Anlatan Kaynaklar Oğuz Kağan destanını anlatan başlıca iki kaynak bulunmaktadır.   Bunlardan birincisi yazarı bilinmeyen ve bir Uygur...

DEDE KORKUT KİTABINDA ALKIŞLAR VE KARG

Türkiye Türkçesinde "bir şeyin beğenildiğini, onaylandığını anlatmak için el çırpmak"2 anlamında kullanılan alkış kelimesi, ulaşabildiği en eski Türkçe...

digertumyazilar

TARİH GEZGİNİ
TARİH GEZGİNİ

Alfabetik

Abdullah SATOĞLU
Prof.DR.Hilmi ÖZDEN
Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ
Özcan TÜRKMEN
"âbide:. [âbidât yanlıştır] yadigâr kalacak eser, anıt. "

Üye Girişi

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
2857698
Bugün
Dün
Geçen Ay
2528
7322
260070

Your IP: 172.69.68.236
18-06-2019