Çarşamba 19 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 5 - 9 dakika)
Daha önce okudunuz 0%
edebiyat01Türk dilinin ifâde gücünün târihin her döneminde zengin bir muhtevaya sahip olduğu malumdur. Üstelik bu güç, târih içerisinde gerek göçlerle oluşan kültürel kaynaşmalar, gerekse dinî ve siyâsal değişimler neticesinde de zenginliğini arttırarak sürdürmüştür. Fakat bu gücü yazıya dökmekte hayli gecikmiş bir medeniyete sahip olduğumuz da kabul edilen bir gerçektir. Türkler, “Birincil Sözlü Kültür Ortamı” denilen sözlü edebiyat geleneğini konar-göçer bir yaşam tarzına sahip olduklarından hayli geliştirmişken, “İkincil Sözlü Kültür Ortamı”nın bir parçası olan yazılı edebiyat geleneğinde ise diğer medeniyetlere oranla çok hantal kalmışlardır. Nitekim Arap, Fars, Çin, Yunan-Latin medeniyetleri, yazılı ürünlerini Türklerden daha erken dönemlerde vermişler ve kendi ‘yazı-edebiyat kültürlerini’ oluşturmuşlardır.

Örneğin Araplar henüz M.S. III-IV. Yüzyıllarda, yedi büyük şairlerinin şiirlerini Kâbe’de, panayırlarda ve pazar meydanlarında halka sunarak ‘Muallakat-ı Seb’a’ geleneğini oluşturmuşlardır. Henüz III-IV. Yüzyıllarda bu tür bir geleneği oluşturmalarından yola çıkarak, yazı-edebiyat kültürlerinin de bundan birkaç yüzyıl önce kurulduğunu anlayabiliriz. Bundan başka Çinliler milât öncesinden gelen yazılı yıllıklarıyla, Farslar Behrâm Gûr gibi öncü şairleriyle, Yunan-Latin uygarlığı ise ünlü destancı Homeros’tan başlayarak tarih, komedya, tragedya, politika alanındaki eserleriyle bugün hâlâ tedâvülde olan yazılı eserler bırakmışlardır. Bir kıyas ile örnekleyecek olursak Araplar VI.-VII.yüzyılda  dil ve gramer çalışmaları için Basra Okulu, Kûfe Okulu gibi kendi ilim adamlarının toplandığı kurumlar oluşturmuşken Türkler ise ‘gramer’ sayılabilecek ilk eserlerini henüz XI.yüzyılda Kaşgarlı Mahmud’un müellifliği ile oluşturabilmişlerdir. Türklerin bilinen ilk yazılı metinleri, Çin yıllıklarında bulunan Çin harfleri ile yazılmış Hunca bir beyittir. Beyitte “Süka talıkan / Bokukgı tutan” yazmaktadır ki, bir kam/falcı kehâneti olan bu beyitin tam olarak ne mânaya geldiği hakkında bugün bile muhtelif görüşler vardır. Türklerin yazılı kültür alanında geç kalmaları, başta da değindiğimiz gibi konar-göçer bir yaşam tarzına sahip olmalarından ötürü olabilir. Yahut dolaylı veya dolaysız pek çok sebep bulunabilir. Biz bütün bunları bir kenara bırakarak, Türk edebiyatının adetâ ‘besmelesi’ sayılan iki şaheserin edebî, bedî ve millî-sosyal vasıflarına kısaca değineceğiz.

Bunlardan birincisi, Türk edebiyatının ilk ve en görkemli şaheseri sayılan Orhun Yazıtları’dır. Yazıtlar, üslup ve hitap itibariyle yalın, keskin, anlaşılır bir havaya sahiptir. Bilge Kağan, Köl Tigin yazıtında millet olmasını istediği milletine seslenmektedir. Bu seslenişte kâh anaç bir şefkat kâh atavârî bir ikaz ve kızgınlık vardır. Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarından pasajlarla örnekler sunmadan önce Muharrem Ergin’in yazıtlar hakkındaki şu tanımına bakmakta fayda vardır:

“Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası (…) Türk gururunun ilâhî yüksekliği. Türk feragat ve faziletinin büyük örneği. Türk içtimaî hayatının ulvî tablosu. Türk edebiyatının ilk şaheseri. Türk hitabet sanatının erişilmez şaheseri. Hükümdarâne eda ve ihtişamlı hitap tarzı. Yalın ve keskin üslûbun şaşırtıcı numunesi. Türk milliyetçiliğinin temel kitabı. Bir kavmi bir millet yapabilecek eser (…)Türk dilinin mübarek kaynağı. Türk yazı dilinin ilk, fakat harikulade işlek örneği (…) Türklüğün en büyük iftihar vesilesi olan eser. İnsanlık aleminin sosyal muhteva bakımından en manalı mezar taşları. Dünyanın bu gün belki de en büyük meselesi olan Çin hakkında 1250 sene evvelki Türk ikazı vs.”

Yazıtlardaki üslup şaşırtıcı ve etkileyicidir. Köl Tigin yazıtında Bilge Kağan’ın, milletinin anlayacağı dil ve üslup ile konuşarak onlara nasıl hitap edeceğini bildiği anlaşılmaktadır. Bu, bir nevi Türk müşterek üslûbunun bir göstergesidir. Örneğin Köl Tigin Yazıtının güney yüzünün 6. Satırında “Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin!” diyerek milletini atavârî bir ikazla uyardıktan sonra , devamında milletini nasıl zengin ve müreffeh kıldığını anlatıp 10.satırda “Yoksa bu sözümde yalan var mı?” diyerek milletinden tasdik istemiş ve onlarla bir hesaplaşmaya oturmuştur. Yazıtlarda ayrıca edebiyat ilminde ‘Sehl-i mümtenî’ denilen “az lafla çok şey anlatma” unsuruna da rastlanır. Bunlardan birincisi Köl Tigin Yazıtı’nın kuzey yüzünün 4.satırında geçen “Dokuz Oğuz milleti kendi milletim idi. Gök ile yer karıştığından bize düşman oldu” ifâdesidir. Burada “Gök” olarak tercüme edilen kelime, yazıtlarda “Tengri” olarak geçmektedir.  Demek ki Bilge Kağan “Gök” diyerek Gök-Tanrı’yı ifâde etmektedir. Kendi milletinden olan Dokuz Oğuzlar’ın isyanına hayıflanan Bilge Kağan, “Gök ile yer karıştığından” ifâdesi ile de sehl-i mümtenî ile Gök-Tanrı’nın buyruğuna karşı gelmeyi işaret etmektedir. Sehl-i mümtenî açısından bir diğer çarpıcı örnek ise, “balbal dikmek/balbal yapmak” ifadesidir. Bilindiği üzere eski Türklerde ölen kişinin kurganının (mezarının) başına, yaşamında öldürdüğü düşman sayısı kadar balbal denilen küçük heykelcikler dikilirdi. Bilge Kağan Yazıtının güney yüzünün 7.satırında “Kahraman erini öldürüp onu balbal kıldım” ve aynı yüzün 9.satırında “Büyük oğlum hastalanıp ölünce Ku’yu, generalini balbal dikiverdim” ifâdeleri kullanılmaktadır. Burada “balbal dikmek” ifâdesi “öldürmek” yerine kullanılmıştır. Bir örnekle açıklayacak olursak “Onu öldürdüm” yerine “Onu balbalım yaptım” tarzında yüksek değere sahip bir edebî üslûp kullanılmıştır. Bu, Türk üslûbunun bedîliği ve kuvvetinin bariz bir örneğidir. Her nasıl ki somut olanın tasvirinin kapalı yahut soyut ifadelerle yapılması yüksek bir edebî ifâde olarak sayılıyorsa, kadim yazıtlarımızda bulunan bu örnekler de Türk üslûbunun süslediği yüksek edebî ifâdelerdir. Bu örneklerin dışında, bu kadim yazıtlarda “gören gözüm görmezcesine, bilen aklım bilmezcesine” gibi, “kızıl kanımı tüketip, kara terimi akıtıp” gibi şiirsel ifâdelere de sıkça rastlanır. Buna benzer şekilde “açlık tokluk, ak kara, mal mülk, ev bark” gibi eş ya da karşıt anlamlı aliterasyonlar da yazıtların üslup gücünü sağlamlaştıran diğer unsurlardır. Bu ve bunun gibi örnekler çoğaltılarak daha teferruatlı anlatılabilir. Lâkin verdiğimiz kısa örnekler dahi Türk dilinin ifâde gücünün ne kadar sağlam olduğu hakkında yeterli bilgiyi vermeye haizdir. Bu üslup gücü ve bedî sanatı öyle güçlüdür ki;  betimlemelerin çoğunda betimleme edatları (gibi, sanki vb.) dahi kullanılmamıştır. Bize kadim Türk dilinin o şiirsel ve mükemmel havasını bozkır rüzgârlarıyla veren Türk edebiyatının ilk yazılı eseri olan bu âbideleri, edebiyatımızın bir nevi ‘besmelesi’ saymakta hiçbir mahzur yoktur.

Bahse değer olan ikinci eser ise, dünyaca ünlü destânımız Dede Korkut Hikâyeleri’dir. Dede Korkut Hikâyeleri’nin dili –İslâm dairesine girmenin de etkisiyle- Orhun Yazıtları’ndan biraz farklıdır. Fakat Türk üslûbunun ve ifâde şeklinin kendine has tarzı, burada da Orhun Yazıtları ile neredeyse paraleldir. Orhun Yazıtları’na ‘ilâhî’ bir değer biçen Muharrem Ergin, Dede Korkut’un üslûbunu da “mukaddes kitapların diline” benzetmektedir. Eser, ilmî noktada da önemli bir değere sahiptir. Meselâ başta Bamsı Beyrek ve Boğaç Han hikâyeleri; J.Krohn, K.Krohn, L.Raglan gibi edebiyat araştırmacılarının dünyaca kabul gören ‘bir halk hikâyesini oluşturan epizotlar’ının neredeyse tamamını içerirler. Hikâyeler bu yönleriyle “Değiştirilmesi ve tahrif edilmesi zor” bir kimliğe sahiptir. Biz burada dil ve üslûbun teknik ve ilmî değerinden çok, Dede Korkut Hikâyelerinin bize aksettirdiği millî hayatın güçlü ve berrak tasvirinden kısaca bahsedeceğiz.

Dede Korkut Hikâyeleri, kadim millî hayatımızdan ve kültürümüzden bu derece coşkun ve etkileyici söz eden belki de ilk ve en güçlü eserdir. Meselâ hikâyelerde aile olgusu çok güçlüdür. Bamsı Beyrek dışında bütün Oğuzlar tek eşe sahiptir. Bamsı Beyrek de Bayburt Hisarı’ndan kurtulması sırasında kendisine yardım eden kıza söz verdiği için onunla evlenmiştir. Bunu, hikâyenin bir diğer ahlâkî unsuru olan ‘yalan söylememek’ ile birleştirdiğimiz zaman; destânın milli hayatımızın bütün unsurlarını potalayan bir mütemmim cüz olduğunu görebiliriz. Hikâyelerde tabiatın çok canlı tasvir edilmesi, su ile konuşulması gibi unsurlar da tabiat ile direkt temas halinde olan konar-göçer Türklerin yaşam tarzları ve muhayyel zevkleri hakkında bize renkli sahneler sunmaktadır. Anaya, ataya, yiğitliğe, alpliğe verilen önem ve bunların ifâde edilmesi bakımından da eşsiz bir eser olan Dede Korkut için en güzel ifâdeyi şüphesiz Fuad Köprülü şu sözlerle belirtmiştir; “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’u öbür gözüne koysan gene Dede Korkut ağır basar.”

Dede Korkut Hikâyeleri, içerdiği bu vasıflar bakımından milli bir destandır. Muharrem Ergin’in ifadesi ile “müellifi millettir.” Yine Ergin bu eser için “Türk milletinin müşterek dehasının ve zevkinin eseridir” der. Zirâ hikâyelerdeki dilin türü, yukarıda bahsettiğimiz Orhun Yazıtlarının türü ile aynıdır; milletin öz ve müşterek dili. Orhan Şaik Gökyay da hikâyelerde kullanılan üslûbu “tertemiz, yapmacıksız, kösteklemeden yürüyüp giden, Türk milletinin öz malı olan” bir üslup olarak tanımlar. Bir başka Dede Korkut derlemecilerinden Göktürk Ömer Çakır ise, “Oğuz Tâifesinin Lisânı ile Dede Korkud’un Kitabı” adlı çalışmasının önsözünde Dede Korkut Hikâyeleri için “milli seciye manzumesi” ifâdesini kullanır. Çakır’ın ifadeleri ile Ergin’in ve Gökyay’ın ifâdeleri yan yana koyulduğunda  birbirleriyle mütemmim cüz halinde örtüştükleri görülür. Dede Korkut Hikâyeleri içeriği ve havasıyla, derleyicilerini ve hakkında fikir sahibi olanları sanki hemfikir olmaya mecbur kılmış gibidir. Onu algılarından süzerek okuyanların, bu büyük ‘milli seciye manzûmesi’ karşısında başka bir tanım yapmaları mümkün değildir.

İşte bu iki ölümsüz şaheser; Orhun Yazıtları ve Dede Korkut hikâyeleri, içerdikleri arı duru Türk üslûbu, Türk bedî güzelliği ve Türk milli-sosyal yaşantısının coşkun tasvirleri ve akislerinden ötürü Türk edebiyatının adeta basamak taşlarıdır. Bu eserlerde Türk dilinin yazılı ifâde gücünün ilk ve en keskin, en belirgin numuneleri görülür. Hitâbıyla, anlatımıyla, yoğunluğuyla, coşkunluğuyla, motifleriyle, sahneleriyle kısacası bir bütün halinde cümle muhteviyatıyla Türk duyuşuna dokunan, Türk algısına lezzetle işleyen en ihtişamlı eserlerdir. Asırlarca yazıya dökülmeyi bekleyen Türk edebiyatı, belki ilerleyen yüzyıllarda Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı coğrafyaları sathında yetişen ediplerin ve şairlerin Türk edebiyatına kattıkları eserlerle diğer medeniyetleri bu konuda yakalamış ve hatta geçmiş olabilir. Fakat Orhun Yazıtı ve Dede Korkut Hikâyeleri, bayraklarını görkemli Türk dilinin en yüksek burcunda bütün eserlerden daha kuvvetli biçimde dalgalandırmaktadır. Türk’e edebiyat yapan/yapmak isteyen her kim olursa olsun, hangi tarzda yazarsa yazsın Orhun Yazıtları ve Dede Korkut Hikâyelerine mutlaka temas etmelidir. Zirâ Türk edebî dimağına hitap etmenin yolu, onun duyuşunu kavramaktan geçer. Ve de bilinmelidir ki; Türk’e edebiyat yapmak isteyen her kim olursa olsun, tıpkı onun sofrasında oturuyormuş gibi edebiyatının da bu ‘besmelesini’ çekmelidir.

KAYNAKLAR

Mustafa AYDIN – “Müveşşah”, TDVİA, 2006.

Nihat M.ÇETİN – “Arap (Edebiyat)”, TDVİA, 1991.

Nihat M.ÇETİN – “Eski Arap Şiiri”, 1973.

Ahmet KARTAL – Şiraz’dan İstanbul’a Türk-Fars Kültür Coğrafyası Üzerine Araştırmalar, Kurtuba,2010.

Sencer DİVİTÇİOĞLU – Orta Asya Türk Tarihi Üzerine Altı Çalışma/Hunca Beyit ve Ötesi, Alfa Yay., 2015.

Talat TEKİN – Orhon Yazıtları, TDK Yay., 2008.

Muharrem ERGİN – Orhun Abideleri, Boğaziçi Yay., 2012.

Muharrem ERGİN – Dede Korkut Kitabı, Boğaziçi Yay., 2014.

Göktürk Ömer ÇAKIR – Oğuz Tâifesinin Lisânıyla Dede Korkud’un Kitabı, Cedit Neşriyat, 2015.

Orhan Şaik GÖKYAY – “Dede Korkut”, TDVİA, 1994.

*Bu yazı Kısık Sesler Dergisi’nde yayınlanmış olup, yazarın izin dahilinde sitemizde de yayınlanmaktadır.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

NİDELİM  ÂH PİSİ, NEYLEYELİM VÂH PİSİ!
Öyle bir kedi düşünün ki miyavlasa bütün cihan, onun sedasıyla dolar, heybetle bir kükrese kâinat inler. Zamanın aslanı dense yeridir ona. Aslan ve kaplanlara aman vermez asla. Öyle ki yılanın ağzına düşen kurbağayı kurtarabilir. Tilki gibi kurnazdır. Kurt ile düşman, kaplanla kavgalıdır. Öldürmek...
KISKANÇLIK
Hikmet Münir Ebcioğlu(1927-1989)’nın sözleri, Teoman Alpay(1932-2005)’ın bestesi hüzzam makamındaki “Kıskanırım” şarkısını bilirsiniz: “Saçın yüzüne değse tenini kıskanırım. Birine söz söylesen dilini kıskanırım … Deli ediyor beni gezinir her yerini Okşadıkça tenini elini kıskanırım” Bu...
CEMİL MERİÇ - AŞK
Münakaşada zafer mağlup olanındır. Yenilmek zenginleşmektir. Bilmediğinizi öğreneceksiniz ve ego denen köpek havlamayacak. Münakaşa hakikati birlikte aramaktır. Adeta bir ormandasınız ve mesela bir kaynak arıyorsunuz. Önce arkadaşınız bulup sesleniyor size: Evreka! Ne sevinilecek şey? Yalnız bir...
ilk sözlük
Meşrutiyet inkılâbından sonra, 1910 yılının soğuk bir kış günü… İstanbul’da dönemin soylu ailelerinden birine mensup yaşlıca bir kadın, sahaflar çarşısında, itimat ettiği bir dostundan kitaptan anladığını duyduğu Sahaf Burhan Bey’i aramaktadır. Kendine miras kalan el yazması bir kitabı, ihtiyacı...
ATABETÜL HAKAYIK
XII. yüzyıl Türk şairlerinden Edib Ahmed Yüknekî'nin Doğu Türkçesiyle yazdığı ahlâk ve nasihata dair eseri.İslâmî Türk edebiyatının Kutadgu Bilig'den sonra yazıya geçirilmiş en eski ikinci eseri olan Atebetül-hakâyık'ın nerede ve ne zaman kaleme alındığı ke­sin olarak bilinmemektedir. Ancak...
ÇAĞATAY EDEBİYATI
Timurlular devrinde İslâm medeniyetinin tesiri altında oluşmuş, Hârizm Türkçesi'nin devamı mahiyetinde gelişen Çağatay diliyle meydana gelen edebiyat. Cengiz Han'ın ikinci oğlu Çağatay'a nisbetle kullanılan Çağatay edebiyatı ta­birinin sınırı, bu saha ile uğraşanlar ta­rafından farklı...
prev
next

SÖZ VERELİM Mİ?

Özcan TÜRKMEN

Bize verilen sözün tutulmadığındaki ruh hâlimizi düşünelim bir. ‘Şöyle de…’, ‘Böyle de…’ ‘Neden yapmadı da…’, ‘Olur mu, da…’, ‘Beni adam yerine koymadı da…’ Bunları, bu minvalde uzatmak mümkün elbette. Mümkün ama hemen...

ANADOLU’YA GÖNÜL VERMİŞ BİR BİLGİN: …

Ali_Alper ÇETİN

Remzi Oğuz Arık, bir ömür boyu Anadolu’yu karış karış gezerek, kültür zenginliklerini, tabiat güzelliklerini, tarihini, arkeolojisini, folklorunu yüze çıkaran, tanıtan Anadolu âşığı, Anadolu ışığı bir bilim adamıdır. “Coğrafyadan Vatana” adlı büyük eserini...

TÜRK'ÜN ÜLKÜSÜ

Ahmet URFALI

Gizli arzuların ifadesidir rüya. Şuuraltı isteklerin dışa vurumudur. Karışık hayallerdir. Rüya geçmişten çok, geleceğin planlanmasıdır. Bu yüzden “düş olmadan iş olmaz.” der Anadolu insanı. Rüyada görülenler bir beklentinin, umudun, amacın...

GRİ - (ÖYKÜ)

Edebiyat Dunyamız

Hazırlıksız yakalanmışlardı. Şimşek, ansızın sessizliği delip geçiyor, tıpkı bir yabancının sofraya aniden oturması gibi kalabalığı afallatıyordu. Belki bu, sadece kuvvetli bir yağmurun habercisi, belki de küçük bir hayatın dönüm noktasıydı. Artık daha...

ROMAN SANATI NEDİR VE NİÇİN ROMAN OKUMALI…

Metin SAVAŞ

Bu yazıyı kaleme almamın sebebi açıktan açığa bir zaruretin beni sıkıştırıp durmasıdır. Zaruret hâsıl olmuştur çünkü Türk toplumu roman dediğimiz anlatı sanatının gücünü ve gerekliliğini hâlen daha yeterince idrak edememektedir. Türkiye coğrafyasının...

KUTADGU BİLİG'DE GÖNÜL ANLAYIŞI

Edebiyat Dunyamız

Gönül Anlayışına Dair: Öncelikle şunu belirtelim gönül kelimesi insandaki duygusal ve ruhi merkez anlamına tahsis edilen bir kavramın adı olarak dünya kültürleri arasında  yalnızca Türk kültüründe görülen bir adlandırmadır. Diğer kültürler...

DÜNYA BİR ALDANIŞTIR

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Sadece insanların değil kelimelerin de kendilerine mahsus bir dünyaları vardır. Bu dünyayı keşfetmenin yolu, ele alınan kelimenin geçmişine inmekten geçer. Öyleyse bugünkü yazıyı “dünya” kelimesinin kökenine doğru yapacağımız kısa bir...

BIRAK BENİ HAYKIRAYIM ŞİİRİNİN TAHLİL…

Edebiyat Dunyamız

Millî Bir Figür Olarak Şairin Sesi: Bırak Beni Haykırayım Ben en hakîr bir insanı kardeş sayan bir rûhum;Bende esîr yaratmayan bir Tanrıya îman var;Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar; Mazlumların intikamı olmak için...

“BİRAZ DAHA BİRAZ DAHA” DİYEN SES

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Cumhuriyet dönemi şiirinin avangard nitelikler taşıyan ilk edebiyat hareketi Garip’e mensup şairlerden Oktay Rifat devrinin tanınmış sanatçılarından birine “Yeni Sanatı Nasıl Buluyorsunuz?” sorusunu sorar. Tanzimat sonrasına damgasını vurmuş anahtar ifadelerden biri...

MÜLAKATLAR

Osman Bey Babasına Göre Atak Bir Beylik Yap…

Ahmet URFALI

Araştırmacı Yazar Dt. Recep Aydoğdu ile bir sohbet gerçekleştirdik.        Recep Bey,  Osmanlı’nın kuruluş dönemini sadece  tarihsel olarak değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım yönlerinden  de araştırarak...

SAADETTİN YILDIZ”LA MÜLAKAT - 2

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1-Ne zaman, nerede doğdunuz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Demirköprü (eski adı: Kızılton) köyünde doğdum. 1947 yazında ( Haziran veya Temmuz) doğmuşum. Doğum tarihim, askere zamanında gidip işime...

GAZETECİ-YAZAR EMİNE TAŞTEPE İLE BİR SOH…

Ahmet URFALI

Emine Hanım, sohbetimize editörlüğünü yaptığınız edebiyat ve sanat sayfası BEYAZ FIRTINA’dan başlayalım. Beyaz Fırtına’nın konusu, amacı, etkinlik alanı nedir? Bu düşünce hangi kaygıdan doğdu? Hangi etkinlikleri gerçekleştirdiniz? Amacınıza ne oranda...

“AKADEMİK BİLGİYİ EKONOMİK BİR DEĞER…

Ahmet URFALI

Doç. Dr. Figen Çalışkan ile bir sohbet gerçekleştirdik       Figen Hanım,  bize bu sohbet imkânını verdiğiniz için öncelikle teşekkür ederim. Bir bilim insanı olmanızın yanında, sosyal ve kültürel projelerle çok...

ŞAİR GÜLDEN YALÇIN İLE SOHBET

Ahmet URFALI

Gülden Hanım, şiire nasıl başladınız? Nasıl bir kültürel ortamda yetiştiniz? Çocukluk ve gençlik dönemim SHÇEK yurdunda geçti. Şiir benim için bir mecburiyetti. Şiir, sığınağımdı, huzur bulduğum evimdi.Ben yurdun sağır duvarlarıyla dertleştim...

LALE ŞAİRİ VE YAZAR ABDULLAH SATOĞLU İL…

Bekir OĞUZBAŞARAN

Aslında siz meçhul biri değilsiniz, fakat bu sohbet münasebetiyle, özgeçmişinizi, bir kere de kendi ifadenizle anlatmanızı rica edeceğim:15 Mayıs 1934’te Kayseri’de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Kayseri’de yaptıktan sonra, İstanbul...

PROF. DR. TAMİLLA ABBASHANLI ALİYEVA BİR S…

Ahmet URFALI

Sizdeki edebiyat ve kültür merakı nasıl başladı? Nasıl bir kültür ortamında yetiştiniz? Türk Dili ve Edebiyatı alanını seçmenizin ana sebebi nedir? Güzel bir soru. Sayın Ahmet Hocam, her şeyi dobro-dobro anlatayım...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR İLE SOHBET- KIPÇAKLAR

Ahmet URFALI

Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa hakimiyetleri 1256 yılına kadar devam etmiştir. Kıpçaklar, tarihte Kuman-Kıpçak ortak adı ile anılan toplum, iki...

ŞAİR MEHMET ALİ KALKAN İLE BİR SOHBET : …

Ahmet URFALI

 MEHMET ALİ KALKAN ÖZGEÇMİŞ  1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Gazi İlk Okulu,Tunalı Orta Okulu ve Motor Sanat Enstitüsünü bitirdi.Üniversiteyi Adana’da okudu. 1980 yılında Adana Mühendislik Bilimleri Fakültesinden İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu...

Kırmızı Kitaplar

GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

BASRÎ GOCUL

Abdullah SATOĞLU

Balkan Harbi sırasında, Çorlu'nun Muhittin mahallesinde, bozguna uğratılmış istilâcı düşmanın geri çekilirken çevresinde-kilerle beraber, yıkılıp külleştireceği önü bahçeli, tek katlı bir ev vardır. İçerisinde "Uzun" lâkaplı Arif Ağanın reislik ettiği 7...

Dr. Halil ATILGAN

Edebiyat Dunyamız

1946 yılında Adana'nın Karaisalı ilçesinin İncirgediği köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra Düziçi İlk öğretmen Okuluna girdi. 1964–1965 öğretim yılında Düziçi İlk öğretmen Okulundan mezun oldu. Çeşitli illerde öğretmenlik, Halk...

PEYAMİ SAFA-2

Edebiyat Dunyamız

Bir Dante'nin La Divinc Comedie'sini hakkiie anlamak ve tatmak istiyen bir kari. Dante'nin içinde yaşadığı muhit ve İtalya’nın o zamanki iktisadı, siyasi ve İçtimaî ve dinî havası kadar. Beatrice'e olan...

PEYAMİ SAFA-1

Edebiyat Dunyamız

Şair İsmail Safa'nın oğlu ve «Mahşer», «Bir Akşamdı», «Şimşek», «Fatih - Harbiye», «Dokuzuncu Hariciye Koğuşu». "Bir Tereddüdün Romanı», «Biz İnsanlar" romanlarının müellifi Peyami Safa'ya otuz dokuz senelik hayatından ve on...

Osman Yüksel Serdengeçti

Edebiyat Dunyamız

Osman Yüksel SERDENGEÇTİ1917 yılında Antalya'nın Akseki ilçesinde doğdu. Asıl adı Osman Zeki Yüksel’dır. Serdengeçti dergisinde bu imzayla çıkan yazılarından dolayı bu soyadla tanındı. Aralarında Ahmet Hamdı Akseki, eski müftülerden Hacı...

PROF. DR. SUPHİ SAATÇİ

Edebiyat Dunyamız

Kerkük’te doğdu (1946). İlk ve orta öğrenimini Kerkük’te tamamladı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi)’nin Yüksek Mimarlık Bölümü’nü bitirdi (1974). Çeşitli kurum ve kuruluşlarda tarihî...

YILDIRIM GÜRSES

Edebiyat Dunyamız

Yıldırım GÜRSES Saygı ve rahmetle anıyoruz. Yıldırım Gürses, 21 Ocak 1938 tarihinde Bursa’da doğmuştur. Babası Ziraat Bankası memurlarından Nasuhi Bey ve annesi Müeyyet Cevriye hanımdır. Ablasının adı...

TURGUT GÜLER

Edebiyat Dunyamız

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçesine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Lisesi’ne devâm ettikten...

CENGİZ AYTMATOV

Edebiyat Dunyamız

(d. 12 Aralık 1928, SSCB - ö. 10 Haziran 2008, Almanya). Türk Dünyası'nın ünlü yazarlarından.[1]. Dünya edebiyatında tartışılmaz bir yere sahip kitaplarıyla Türk kültür zenginliğini bütün dünyaya tanıtan yazar, edebiyatçı12...

ÖYKÜ / ROMAN

SUZAN ÇATALOLUK - AHENK

Parmağını uzattı, tam değecekti ki hemen vaz geçti. Derin bir hayranlıkla seyre daldı. “Bu nasıl bir güzellik böyle,” diye düşündü elinde olmadan. “Bu nasıl bir ahenk? Şu renklere bak, şu derinliğe...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE CADI

Garâ’ib Faturası serisinin ikinci kitabı Cadı, tıpkı serinin ilk örneği Gulyabani gibi, doğaüstü unsurlardan kaynaklandığı varsayılan birtakım korkutucu olayları açıklığa kavuşturur. Romanın konusu kısaca şöyledir: Genç bir dul olan Fikriye Hanım eşinin ölümünden sonra çocuğu...

ÖMER SEYFETTİN - ANTİSEPTİK

Mini mini, güzel, şeytan Bedia’yı ailesi büyük bir adama vermek istiyordu. Halbuki o iki senedir, tıbbiye talebesinden olan kuzeni Namık’la işi pişirmişti. Kendini almayı arzu eden bu büyük adam tek...

ANKARA’LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂ…

Batı Cephesinden yeni dönmüştü. İşler iyiye gitmiyor canı sıkkındı. Akşamları dostları ile eski Ziraat Mektebinin binasında toplanıyorlar bazen sabahlara kadar konuşuyorlardı. Meclis tartışmaları da onu çok yoruyor, sağlığı da kötüye...

ÖMER SEYFETTİN VE TOS

(28.2.1884 - 6.3.1920) Doğ.: Gönen - Ölm.: İstanbul Cumhuriyetten önceki edebiyatımızın hikâye alanındaki en büyük ünü ve değeri, şüphesiz, Ömer Seyfettin'dir. Ömer Seyfettin, Edirne Askerî İdadisi'nde ve Harbiye'de okudu. Subay çıktı. Yurdun çeşitli...

ÖLÜMÜN KIYISINDA

Saatlerdir hiç kıpırdamadan uzandığım yataktan yavaş yavaş atıştırmaya başlayan kar’ı seyrediyorum. Rüzgârın uğultusu kulaklarıma kadar geliyor. Bir an bu saatte derste olmam gerektiğini hatırlıyorum. Gözlerim kararmaya, ellerim titremeye başlıyor. Göğsümün...

Cengiz Aytmatov ve Kızıl Elma

Aytmatov ,Cengiz (d. 12 Aralık 1928 , Şeker Kırgız ÖSSC) , yazar , çevirmen ve gazeteci.             Yazarlığa 1952’de başladı , 1959’da Kırgız’da Pravda muhabiri oldu. Povesti gor I stepey (...

ALİ RIZA SEYFİ VE DRAKULA İSTANBUL'DA

1997 yılında Giovanni Scognamillo tarafından gözden geçirilerek yayına hazırlanan Drakula İstanbul’da, okurla ilk buluşmasını 1930’lu yılların başında yaşar. Bu ilk baskıda eserin adı Kazıklı Voyvoda’dır. Eseri yayına hazırlayan Scognamillo, yeni baskıda Drakula İstanbul’da adını...

ŞAİR ve ŞİİR

MEHMET AKİF ERSOY’DA HÜZÜN

Tabut Eller Üstünde Dostu da düşmanı da onun çok yüksek bir karaktere sahip olduğuna inanıyor. Bir ahlâk nümunesi, bir fazilet âbidesi.... İnancını sonuna kadar yaşayan, ilkelerini ardına kadar savunan, doğru...

ORHAN ŞAİK GÖKYAY

Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?" isimli şiiriyle tanınan Orhan Şaik Gökyay'ı 2 Aralık 1994 günü kaybettik. Edebiyatla ilgilenen herkesin kabul etmesi gerektir...

ŞARKI - ŞEYH GÂLİP

1. Ey Nihâl-i işve bir nevres fidânımsın benimGördüğüm günden beri hâtır-nişânımsın benimBen ne hacet kim diyem rûh-i Revânımsın benimGizlesem de âşıkâr etsem de cânımsın benim

KÜFRÎ-İ BAHÂYÎ’NİN HAYATI ve EDEBÎ …

Küfrî-i Bahâyî’nin hayatı hakkında kaynaklardaki bilgiler, oldukça sınırlı olup birbirinin tekrarından öteye geçmemektedir.Asıl ismi Hasan Çelebi olan şair, İstanbul’da doğmuştur. Ne zaman doğduğu hakkında kayıt bulunmayan şairin doğum tarihi, divanında yer alan...

Gazel - Nesîmi -Gerçek hadîs imiş bu ki h…

1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yohKim sevdi hûbı didi ki hûbun cefâsı yoh 2 Aşkun belâsı yoh deyüben aşka düşme varKim âşık oldı kim didi aşkun belâsı yoh

NAMIK KEMAL - HÜRRİYET KASİDESİNİN İNCE…

HÜRRİYET KASİDESİ1. Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten Çekildik izzet ü ikbal ile bâb-ı hükûmetten 2. Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez iânetten 3...

ÂŞIK GUFRÂNÎ’NİN CİHÂD-I EKBER DESTA…

Halk şairleri asırlar boyunca toplumlarının gözü, kulağı ve dili olmuşlar, ortaya koydukları ürünlerle kendi duygu ve düşüncelerinin yanı sıra içinde bulundukları toplumun zevklerini, beğenilerini, arzu ve isteklerini, tepkilerini, acılarını, sevinçlerini...

Aceb nitdüm yâra virmez selâmı

ŞEYYAD HAMZA Aceb nitdüm yâra virmez selâmı Bu zâlim müddeî komaz ola mı

AHMET YILMAZ SOYYER

Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz bebekken ayrıldıkları için annesinin yanında büyüdü ve dedesi 1924...

KARAMSARLIK (MI DEDİNİZ)

Özcan TÜRKMEN

Hemen her güne yeni bir acı ve elemle uyanır olduk. Kaygılarımız arttı. Demokratik tepkilerimiz yok oldu. Medyadaki haberlerin büyük çoğunluğu ‘felaket,...

"NE İÇİNDEYİM ZAMANIN"

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

Şiirimizde, zor yazan ve kendi yazdıklarını zor beğenen şairler arasında Tanpınar'ın yeri hayli yukarılardadır. Ona göre şiir, kadın gibi meşgul olunmak ister,...

KERKÜK'TEKİ VATAN - 2

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

1991 yılının Nisan ayı başlarında Bağdat yönetiminin Irak Türkleri'ne karşı giriştiği soy­kırımlar ve saldırılar, binlerce Türk'ün Türkiye ve İran sınırlarına kadar...

DİVAN EDEBİYATI VE KAVRAMLAR - 4 (NAZI

Edebiyat Dunyamız

a. Biçimlerine göre • Divan şiiri, nazım biçimleri bakımından zengindir. Nazım biçimleri beyit ve bend temeline dayanır. Beyit temeline dayananlar "aynı" ve...

ZİYA OSMAN SABA

Abdullah SATOĞLU

Edebiyatımıza “ Yedi Meş’aleciler” grubu ile giren değerli şair Ziya Osman Sabayı 1953 yılında, İstanbul Millî Eğitim Basımevi’nde staj yaparken tanımıştım... Cana yakın...

TÜRKÇEMİZİN HAFIZASI

Metin SAVAŞ

Her dilin bir hafızası vardır. Bu hafızayı bilerek veya farkında olmaksızın bozmaya yeltendiğimizde muayyen bir dille konuşan toplumun hafızasını da...

DEMİRPERDE TOPLUMUNUN İRONİK VE TRAJ

Metin SAVAŞ

Azerbaycan’ın çağdaş yazarlarından Elçin Efendiyev’in (doğumu 1943) büyük romanı Ölüm Hükmü (1989)[1] yalnızca Azerbaycan’ın değil, Türk ve Dünya...

HECE ÖLÇÜSÜ TARİHİ VE ÖZELLİKLER

Şiirde her dizedeki hece sayısının eşit olmasına göre düzenlenen ölçü [parmak hesabı da denir). Hece ölçüsüyle yazılan bir şiirde, ilk dizede kaç hece varsa...

MEHMET AKİF ERSOY’DA HÜZÜN

Tabut Eller Üstünde Dostu da düşmanı da onun çok yüksek bir karaktere sahip olduğuna inanıyor. Bir ahlâk nümunesi, bir fazilet âbidesi.... İnancını sonuna kadar yaşayan,...

HALK HİKÂYELERİNDE MİTOLOJİK SAYILA

Mitolojinin zengin dünyası içinde yer bulan sayılar ve renklerin görünümleri halk hikâyelerine de yansımıstır. Böylece hikâyelerde islenen sayılar ve renkler, mitolojik...

A. YAĞMUR TUNALI

Yağmur Tunalı,1955 yılında, Kayseri Yahyalı’da doğdu. Orta öğrenimini, Niğde, Kayseri ve Samsun’da; Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde başladığı yüksek...

HALİDE EDİP ADIVAR - HİMMET ÇOCUK

Elvanlarda ihtiyar bir kılavuz aldık. Köy kısmen yanmış, perişan, herkes fersiz ve şaşkın gözlerle kamyon denilen canavarın bir lüzum görüntüsüne bakıyordu....

digertumyazilar