Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 9 - 18 dakika)
Bunu okudun 0%
  1. farabi müzikGiriş

    Osmanlı döneminde müzik teorisi üzerine ilk Türkçe eserler XV. yüzyılda yazılmaya başlanmıştır. Bu eserlerde ele alınan konulardan bir çoğunun kökü IX. ve XIV. yüzyıllar arasında İslâm dünyasında yazılmış olan bazı Arapça ve Farsça müzik kitaplarına, buradan da eski Grek müzik kaynaklarına uzanır. XV. yüzyıldan başlamak üzere yazılmış olan Türkçe müzik kitaplarında ele alınan müzik teorisiyle Ortaçağ İslâm dünyası ve eski Grek müzik kitapları arasındaki bağların araştırılıp gün ışığına çıkarılması Türk müzik tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Türkçe müzik yazmalarının hemen hepsinde adından övgüyle bahsedilen ünlü bilgin Fârâbî (870-950), müzik teorisi alanındaki bu zincirin en önde gelen simâlarından biridir. Fârâbî’nin Ortaçağ İslâm dünyasında kendisinden sonra gelen yazarlar üzerindeki etkilerini iki farklı yönden ele almak mümkündür. Bazı yazarlar, aralıklar, cinsler, diziler ve ses sistemi gibi dönemin müzik teorisinin önde gelen konularında Fârâbî’nin eserlerinden ciddî bir bilimsel üslup içerisinde alıntılar yaparak ve bazı noktalarda eleştiriler de getirerek görüşlerini aktarırken, bazıları ise eserlerinden hiçbir bilgi aktarmaksızın ünlü bilginden müzikte olağanüstü işler yapan,

    ud, kânun gibi çalgıları icat eden, müziğiyle istediğinde insanları güldürebilen, ağlatabilen ve uyutabilen, âdeta efsânevî bir şahsiyet olarak bahsetmişlerdir. Bu çalışmada, Fârâbî’nin Türkçe müzik yazmalarındaki etkileri ele alınmıştır. Bu amaçla önde gelen Türkçe müzik kitaplarından, Yûsuf bin Nizâmeddin Kırşehrî’nin Risâle-i Mûsikî’si (1410), Bedr-i Dilşâd’ın (1404-?) Muradnâme’si, Hızır b. Abdullah’ın (XV. yüzyıl) Kitâbü’l-Edvâr’ı, Seydî’nin Matla’ı (1504), Kadızâde Tirevî’nin (ö. 1494 ?) Mûsikî Risâlesi, Lâdikli Mehmet Çelebî’nin (XV. yüzyıl) Zeynü’l-Elhân’ı, Abdülbâki Nâsır Dede’nin (ö. 1821) Tedkîk u Tahkîk’i ve Hâşim Bey’in (ö. 1868) Mûsikî Mecmua’sı incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda Türkçe müzik yazmalarının hemen hepsinde Fârâbî’nin adının yalnızca abartılı ve hayret uyandıran bazı rivayetlerle bir arada geçtiği görülmüştür. Osmanlı döneminde

    XV. yüzyıldan itibaren müzik teorisinde kökeni eski Greklere dayanan ve oradan da Ortaçağ Arap ve Fars kaynaklarına geçen birtakım matematiksel unsurların terk edilerek daha çok müziğin uygulamalı yönlerine ilişkin bir teorinin gelişmesiyle birlikte,

    Fârâbî’nin eserlerinde ayrıntılı olarak ele alınan konular da Türkçe yazmaların büyük çoğunluğunda artık yer almaz olmuştur. Bununla birlikte masalımsı bir anlatım içerisinde efsânevî bir Fârâbî kişiliği yaşamaya devam etmiştir.

  2. Fârâbî’nin Hayatı ve Müzik Teorisi Üzerine Eserleri

    Fârâbî, müzik dışında mantık, ahlâk, siyaset, matematik ve felsefe gibi bir çok alanda önemli eserler vermiş çok yönlü bir bilgindir. Eski Grek felsefesini yorumlayarak geliştirmiş, İslâmiyetle Plâton (Eflatun) ve Aristo felsefelerini bağdaştırmaya çalışmıştır. İslâm felsefesinin kurucusu kabul edilen Fârâbî’ye, Aristo’dan sonra gelen ikinci öğretmen anlamında Hâce-i Sânî unvanı verilmiştirİslâm dünyası dışında da büyük etkisi olan Fârâbî Ortaçağ Avrupası’nda Alpharabius Avenassar adıyla tanınır. Uzun adı Ebû Nasr Muhammed b. Muhammed b. Tarhan b. Uzluğ el-Fârâbî olan bilgin, 870 civarında bugün Kazakistan sınırları içinde olan Fârâb şehri yakınlarındaki Vasiç’te doğar. Dönemin büyük kültür merkezlerinden biri olan Bağdat’a gelerek Aristo’nun eserlerini Arapça’ya tercüme eden bilginlerden birisi olan Ebû Bişr Matta b. Yûnus’la felsefe çalışır. Daha sonraları Hârran’a giderek İskenderiye Grek ekolüne bağlı Yuhannâ b. Haylân’la çalışmalarını sürdüren Fârâbî, eski Yunan bilimlerinde iyice uzmanlaşır ve dönemin diğer bilginlerini geride bırakır. 942 yılında Hemdânî hükümdarı Seyfüddevle’nin daveti üzerine Halep’e yerleşerek bu hükümdarın çevresine katılır. Ünlü bilgin 950 yılındaki ölümüne kadar çoğunlukla Halep’te yaşar ve kendisinden faydalanmak için çeşitli yerlerden buraya gelen öğrencilere dersler verir (Can, 2001, 9).

    Fârâbî’nin müzik konusunu ele aldığı eserleri Kitâbu’l-Mûsikâ’l-Kebîr, Kitâbü İhsâi’l- İkâat, Kitâb fi’l-İkâat’tır. Ayrıca ünlü eseri İhsâu’l-Ulûm’da dönemin ilimleri arasında müziği de sayarak, bu ilmin öneminden ve özelliklerinden bahseder, melodilerin çeşitleri, nasıl terkip edildikleri, daha tesirli olmaları için hangi özellikleri taşımaları gerektiği gibi konuları ele alır. Müzikle ilgili çalışmaları arasında en fazla tanınanı Kitâbu’l-Mûsikâ’l-Kebîr (Büyük Mûsikî Kitabı)’dir. Ortaçağda müzik teorisi üzerine

    yazılmış olan Arapça kitapların en ayrıntılı ve sistemli olanlarından biri olan bu eser, müzik dünyasında geniş tesirler uyandırmış, Paris, Salamanca ve Bağdat gibi yerlerde okunmuştur. Kitapta diziler, aralıklar, cinsler, çalgılar ve ritim gibi çok çeşitli konularda önemli bilgiler bulunur ve dönemin çalgıları hakkında verilen bilgiler organoloji ve müzik tarihi açısından büyük kıymet taşır. Bu eserde çeşitli müzik enstrümanlarının perde yapısı ve akordu hakkında verilen ayrıntılı bilgiler o dönemin müziklerinde kullanılan ses sistemi ve aralıklara ışık tutar (Can, 2001, 9-10). H. G. Farmer ve E. Neubauer gibi Batı’lı araştırmacılar da Kitâbu’l-Mûsikâ’l-Kebîr’i, “yazarın geniş bilgisi ve kusursuz metoduyla eşsiz bir bilim adamı olarak, Doğu müziği teorisini kurmak amacıyla kaleme aldığı Arapça’da yazılmış en önemli kaynak” olarak kabul ederler (Farmer, 1987, 681; Neubauer, 2002, 368). Farmer ayrıca, ünlü bilginin ses ile müziğin fizik ve fizyolojik esaslarını inceleme şekli bakımından Grekleri bile aşmış olduğunu, Greklerin hiçbir eser bırakmadığı çalgılar konusunda ayrıntılı araştırmalar yaptığını da vurgular (Farmer, 1987, 681). Kitâbu’l-Mûsikâ’l-Kebîr’in, Avrupa’da çektiği ilgi XX. yüzyılda da devam etmiş, eser Fransızca bir tercümesiyle Rodolph d’Erlanger (ö. 1932) tarafından neşredilmiştir (D’Erlanger, 1930). Ünlü bilgin Kitâb fî’l-îkaat ve Kitâbü İhsâi’l-îkaât adlı eserlerinde ise ağırlıklı olarak ritim bahsini ele alır, îkaın terkipleri, temel usullerin taksimatı ve tasnifi gibi konuları işler (Shiloah 1979, 102). Doğuda olduğu kadar Batıda da derin tesirler uyandıran Fârâbî’nin eserleri Lâtinceye çevrilerek,

    XI. yüzyıldan itibaren gelişmesini sürdürmekte olan Avrupa müziğine önemli katkılarda bulunmuştur. Fârâbî’nin Avrupa’daki çeşitli kütüphanelerde bulunan müziğe dair bazı yazıları Henry George Farmer (ö. 1965) tarafından kısaltılarak İngilizce tercümeleriyle beraber el-Fârâbî’s Arabic-Latin Writings on Music adıyla neşredilmiştir (Farmer, 1934).

  3. Türkçe Müzik Yazmalarında Fârâbî

    Ortaçağ İslâm dünyasında, Plâton, Aristo, Euclid, Nicomachus ve Ptolemy gibi eski Grek bilginlerinin eserlerinin Arapça’ya tercüme edilmesinden sonra IX. ve XIV. yüzyıllar arasında müzik teorisine ait pek çok Arapça ve Farsça müzik kitabı

    yazılmıştır. Kindî (ö. 874) gibi ilk yazarların eserleri büyük ölçüde eski Greklerden çeviri niteliğindedir. Tarentum’lu Aristoxenus’un (IV. yüzyıl), Elementa Harmonica’sı, Euclid’e (III. yüzyıl) mal edilen Sectio Canonis, Geresa’lı Nicomachus’un (II. yüzyıl) Enchiridion’u, Ptolemy’nin (II. yüzyıl) Harmonica’sı, Aristides Quintilianus’un (IV. yüzyıl) De Musica’sı gibi Grek kaynakları İslâm dünyasında müzik teorisi alanında yazılan ilk eserlerin temel kaynağını oluşturmuştur (Can, 2001, 8). Fârabî’nin çalışmaları, Ortaçağ İslâm dünyası müzik teorisinde Greklerinkinden daha özgün ve ayrıntılı bir müzik teorisi ortaya konulmasında dönüm noktası niteliğindedir. Fârabî, kendisinden sonraki yazarlar arasında büyük saygı ve kabul görmüş ve eserleri X. ve

    XV. yüzyıllar arasında yazılan hem Arapça hem de Farsça müzik kitaplarının temel kaynakları arasında yer almıştır. Bu döneme ait müzik teorisinde Fârabî’nin etkisi en fazla, sesin oluşumu ve yayılması, perdeler, aralıklar ve cinsler gibi konularda görülür, Safiyuddin ve Merâgalı Abdülkâdir gibi önemli şahsiyetler başta olmak üzere hemen her yazarda kendisinden alıntı ve nakillere rastlanır (Abdülkâdir Merâgî, 1977, 32; Arslan, 2003, 233).

    IX ve XIV. yüzyıllar arasında İslâm dünyasında hızla gelişerek geniş bir coğrafî alanda yaygınlık kazanmış uluslar arası nitelikteki müzik yapısı XV. yüzyılda artık eski önemini kaybeder ve başta Türkler, Araplar ve Farslar olmak üzere çeşitli Müslüman toplumların müzik kültürlerinde daha kişisel karakterde farklı gelişme çizgileri kendini göstermeye başlar (Can, 2001, 1). Yükselen Osmanlı Devleti’nde özellikle İstanbul önemli bir ilim ve sanat merkezi hâline gelir ve XV. yüzyıldan başlamak üzere ilk Türkçe müzik kitapları görülmeye başlar. Aralarında Sultan II. Murat Han, Fatih Sultan Mehmet Han ve II. Beyazıd gibi padişahların, Çandarlızâde İbrahim, Karamânî Mehmet, Sinan Paşa, Fenerîzâde Ahmed, Veliyüddin oğlu Ahmed, Cezerî Kasım Paşa gibi devlet adamlarının ve çeşitli sancaklarda bir çok şehzâdenin yer aldığı devrin önde gelenlerinin, ilim ve sanata verdiği destek sonucunda çeşitli dillerde çok sayıda müzik kitabı yazılır. Bunlar arasında yer alan otuz dördüncü bölümü müziğe ayrılmış manzum bir ansiklopedik eser olan Bedr-i Dilşâd’ın Muradnâme’si, Lâdikli Mehmet Çelebî’nin Zeynü’l-Elhân’ı, saray müzikçilerinden Hızır bin Abdullah’ın Edvâr’ı, Yûsuf bin

    Nizâmeddin Kırşehrî’nin Mûsikî Risâle’si, Seydî’nin Matla‘ı Türk müzik tarihinin ilk Türkçe kitaplarıdır. XV. yüzyıl yazarlarını müzik teorisine yaklaşımları açısından iki ana grupta toplamak mümkündür. Birinci grupta yer alan Abdülkâdir Merâgî, Lâdikli Mehmet Çelebî, Fethullah Mümin Şirvânî ve Alişâh bin Hacı Büke gibi isimler İslâm dünyasında Fârâbî, İbn-i Sînâ ve Safiyuddin tarafından ortaya konulan müzikteki matematiksel ve fiziksel konuları aynı üslûp içerisinde ele almaya devam ederler. Aralarında Yusuf bin Nizâmeddin Kırşehrî, Hızır bin Abdullah ve Seydî gibi isimlerin yer aldığı bir kısım müzik nazariyatçısı ise yazmış oldukları eserlerde, tel üzerinde perde hesaplamaları, aralık ve oranlarla ilgili matematiksel işlemler, uyumsuzluk sebepleri, dörtlü ve beşli cinslerin düzenlenmesi gibi konulara çok az yer vererek ve hatta kimi zaman hiç girmeyerek geleneksel çizgiden farklı yeni bir yol izler. Türk müziğinde Ortaçağ İslâm dünyasında yazılmış eski müzik kitaplarındaki matematiksel nitelikteki birtakım teorik konuların yerini uygulamaya yönelik unsurların aldığı bu yeni tarz XV. yüzyıldan başlayarak hızla benimsenir ve yaygınlık kazanır. Bu tarzı benimseyen yazarların eserlerinde ağırlık merkezini daha çok makam ve terkip tanımları seyir tarifleri, müziğin insanlar üzerindeki etkileri, burçlar ve yıldızlar gibi konular oluşturur. Bu konular karşılıklı bir sohbet tarzında ele alınır ve anlatım sık sık ilgi çekici olay ve hikâyelerle süslenir. Bu yazarların hemen hepsi müzik teorisindeki matematik ve fiziksel konuların üzerinde eski kaynaklardaki gibi uzun uzun durmak yerine sürekli müziğin kitaplardan tam olarak öğrenilemeyeceğini vurgulayarak icra ve pratiği ön plâna çıkarmıştır (Can 2001, 199). Eski tarzın son ustası Lâdikli Mehmet Çelebî’den sonra aralık, cinsler ve dizilerle ilgili kökü eski Greklere dayanan bir çok matematiksel detay büyük ölçüde terk edilir. Bu dönemden itibâren Türkçe müzik kitaplarında Fârâbî’nin eserlerindeki perde, aralık, cinsler ve dizilerle ilgili pek çok matematiksel bilgiden de artık söz edilmez ve alıntı yapılmaz. XV. ve XIX. yüzyıllara ait Türkçe müzik kitaplarında ünlü bilgine atfedilen bilgiler daha çok birtakım masalımsı ve destanımsı rivayetlerden ibarettir. Bu eserlerde Fârâbî müzik ilminin kurucusu sayılarak efsanevî bir kimlikle öne çıkar. Bedr-i Dilşâd’a göre Fârâbî müzik ilmini derleyen olağanüstü bir kişidir (Ceyhan, 1997, 724-725). Seydî, ilk Türkçe müzik kitaplarından olan Matla’sında Greklerin büyük mükemmel sistemini Fârâbî’ye dayanarak son defa

    anlatanlardan biri olsa bile bu konular eserinde ağırlıklı yer tutmaz ve yazar müziğin kitaplar yerine ancak üstatlardan tam olarak öğrenilebileceğini vurgulamak suretiyle icra ve pratiği ön plâna çıkaran yeni çizgideki yerini alır (Seydî, 17b; Can, 2001, 70- 154). Fârâbî’nin müzik sahasında ön plâna çıkan bu efsanevî kişiliği şiirlere bile konu olur (Okçu, 1993, 156, İnal, 1958, 157).

    Osmanlı döneminde XV. yüzyıldan başlayarak Türkçe müzik yazmalarında müziği kuran, kurallarını ortaya koyan efsânevî bir şahsiyet olarak Fârâbî’ye yer veren ve kimi zaman tarihsel gerçeklerle çelişen ve abartılı nitelikte birtakım rivayetler aktaran yazarlardan bazıları şunlardır.

      1. Yûsuf bin Nizâmeddin Kırşehrî




        Hayatı hakkında fazla bilgi olmayan Yûsuf bin Nizâmeddin Kırşehrî, Risâle-i Mûsikî (1410) adlı müzik nazariyatına dair mevcut en eski Türkçe eserlerden biri olan çalışmasında Fârâbî’yi müzik ilminin kurucusu olarak kabul eder. Yazar müzik ilminin nasıl meydana geldiğini Fârâbî’ye dayanarak şu şekilde anlatır. “Fârâbî’den açıkça şöyle rivayet olunur ki yüce Allah felekleri ve yıldızları yarattıktan sonra onlara emir verdi ve onlar harekete geldiler. Onların hareketinden âhenkli sesler ortaya çıktı. O seslere ruhânî nağmeler adını verdiler ve işte müzik ilmi bu ruhânî nağmelerden meydana geldi. Onun için bu ilim ruhânî bir ilimdir. Bilginler bu ilmi riyâzât ile keşfetmişlerdir” (Yûsuf b. Nizameddin Kırşehrî, 2b). Müzikteki seslerle gök cisimleri, yıldızlar ve gezegenler arasında bağlantı kurmanın kökeni eski Greklere oradan da Asur, Babil gibi daha eski kültürlere uzanır. Kırşehrî eserinin başka bir bölümünde de Fârâbî’nin makamlar konusundaki görüşlerine yer vermiştir. Buna göre on iki asıl makam, yedi âvâze ve dört şu’be vardır. Geri kalanı terkiplerdir (Yûsuf b. Nizameddin Kırşehrî: 5b). Ancak burada sözü edilen makam ad ve sınıflamaları Kitâbu’l-Mûsikâ’lKebîr ve Fârâbî dönemine ait diğer kaynaklarında yer almaz (D’Erlanger, 1930).

      2. Bedr-i Dilşâd




        XV. yüzyılın diğer müzik teorisyenlerinden biri olan Bedr-i Dilşâd (b. Mehmet b. Oruç Gazi b. Şaban) (1404-?), II. Murat adına (1404-1451) 10410 beyitlik manzum bir




        ansiklopedi olan Muradnâme adlı eseri te’lif etmiştir. Yazar eserin müziğe ayrılan otuz dördüncü bölümünde Fârâbî’den müzik ilminin kurucusu olarak bahsetmektedir. Bedr-i Dilşâd müzik ilminin, ilm-i hey’et (astronomi), ilm-i hikmet (felsefe), ilm-i nücûm (astroloji) ve ilm-i tıbb (hekimlik) olmak üzere dört ilmin karışımı sonucu ortaya çıktığını ve derleyen kişinin de Fârâbî olduğunu ifade eder. Bedr-i Dilşâd’a göre müzikteki on iki makam, yedi âvâze ve dört şu’be’yi ilk defa Fârâbî ortaya koymuştur. Bedr-i Dilşâd kitabında Fârâbî’nin, on iki makamı, on iki burca; yedi âvâzeyi, yedi yıldıza; dört şu’be’yi, dört unsura karşılık gösterdiğini ve daha sonra gelen müzik teorisyenlerinin de yirmi dört terkibi meydana getirdiklerini ifade eder. (Ceyhan, 1997, 724-726; Bedr-i Dilşâd, 34. Bölüm).

      3. Hızır bin Abdullah




        Kimliği ve hayatı hakkında bilgi bulunmayan Hızır b. Abdullah, Sultan II. Murat’ın isteği üzerine yazmış olduğu müzik nazariyatına dair bir eser olan Kitâbü’l-Edvâr’ıyla tanınan XV. yüzyılın diğer müzik nazariyatçılarındandır. Hızır b. Abdullah eserinde Fârâbî’ye geniş yer verir. Yazar Fârâbî’den alıntı yaparak makamlar ve renkler arasında ilişki kurar ve belli renklere karşılık gelen makamların insan psikolojisi üzerindeki etkisini şu şekilde anlatır. “Pes her makamların dahı her biri bir renge nisbeti vardur mesela kaçan kim ak renge ta’alluk makam çalınsa veyâhûd eydilse ol sohbet halkının hâtır-ı perişân olur kaçan gülgûn renge ta’alluk makam veyâhûd benefşe renge ta’alluk veyâhûd yeşil renge ta’alluk makamlar çalınsa sevinmek zahir olur kalan makamlarun dahı rengi buna göre kıyâs itmek gerek şöyle ki münâsib Ebû Nasr-ı Faryâbî’nün hikâyetidür mahallince zikr olına” (Çelik, 2001, 170; Hızır b. Abdullah, 36b). Hızır b. Abdullah eserin bir başka yerinde, “mû’allim-i sânî Ebû Nasr Fârâbî Rahmetullâh-i aleyhi bu ilmi gayet kemâlinde bilmişti şöyle kim dilese bir kişiyi güldürürdü ve dilese ağladurdı ve istese uyudurdı ve dilese divâne iderdi ve dilese kendûye getürürdi” diyerek pek çok kaynakta yer alan Fârâbî’nin “bir mecliste müzik icra edip orada bulunanları önce güldürdüğü, sonra ağlattığı ve daha sonra da uyutup meclisi terk ettiği” şeklindeki abartılı rivayete yer verir (Çelik, 2001, 175, 247; Hızır b. Abdullah, 40b). Yazar ayrıca Fârâbî’ye dayanarak müzikte on iki makam, yedi âvâze ve dört şu’be




        olduğunu belirtir. Hızır b. Abdullah eserinin usul konusu ile ilgili bölümünde ise ünlü bilgine dayandırarak sakîl ve hafîf usullerini dairesel şekillerle anlatır (Çelik, 2001, 215- 36-43).

      4. Seydî




        II. Beyazıd devrinde yaşamış olan müzik nazariyatçılarından Seydî’nin kimliği ve hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. 1504’te yazıldığı bilinen Matla isimli çalışması dönemin önemli eserlerindendir. Seydî, kitabının “Nesr Înest” başlıklı bölümünde Fârâbî’den ikinci öğretmen olarak bahseder ve ona dayanarak müziğin ortaya çıkışını anlatır. Buna göre, Allah felekleri yarattığında bunlara dönmelerini emretmiş ve bu dönüşlerden âvâzeler meydana gelmiştir. Feleklerin dönmesinden meydana gelen bu sesler müziğin esası olarak kabul edilmiştir. Seydî ayrıca Fârâbî’ye dayandırarak Türkçe müzik kitaplarında Greklerin büyük mükemmel sisteminden söz eden son yazarlardan biridir (Seydî, 28a). Daha sonraki kaynaklarda bu sisteme rastlanmaz.

      5. Kadızâde Tirevî




        XV. yüzyıl müzik teorisyenlerinden olan Tirevî (ö. 1494) Kastamonu’da doğmuş olup, babası kadılık yaptığı için “Kadızâde” diye anılmıştır. Fen bilimlerinde ve matematikte üstün bilgi sahibi olan Tirevî, Fatih Sultan Mehmet Han zamanında İstanbul’daki Sahn-ı Semân Medreselerinden birisinde müderris olarak görevlendirilmiştir. Tirevî yazdığı müzik Risâlesinde müziğin ve makamların icadından bahsettikten sonra terkibin, Fârâbî ve İbn-i Sinâ gibi alimler tarafından kırk sekize çıkarıldığını anlatmış ve kendisi de aynı metodu takip ettiğini belirterek, kırk sekiz terkibin adını vermiştir. Tirevî, Mısır’da Halîfe huzurunda yapılan bir toplantıda Fârâbî ve İbn-i Sinâ’nın da hazır bulunduğunu ve ezanın makamla okunması konusunda bir tartışma yapıldığını anlatır. Ancak Fârâbî ve (870-950) ve İbn-i Sinâ’nın (980-1037) yaşamış oldukları tarihler göz önüne alınacak olursa her ikisinin birden aynı toplantıda bulunması mümkün değildir. Tirevî’ye göre ayrıca Mısır’da ezanın makamla okunması geleneği de Fârâbî ve İbn-i Sinâ sayesinde başlar (Uygun, 1990, 26). Bu da bir diğer abartılı rivayettir.




      6. Lâdikli Mehmet Çelebî




        Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmayan Lâdikli Mehmet Çelebî müzik teorisinde bir yandan Fârabî, İbn-i Sinâ ve Safiyuddin gibi yazarlar tarafından tâkip edilen çizgiye bağlı kalırken, diğer yandan eserlerinde dönemin yeni müzik anlayışından da söz eden bir müzik nazariyatçısıdır. II. Beyazid’e (1481-1512) sunmuş olduğu müzik nazariyatına dair Risâletü’l-Fethiyye ve Zeynü’l-Elhân adlı eserleriyle tanınır. Lâdikli Mehmet Çelebî’den sonraki yazarların eserlerinde aralıklar, cinsler, diziler ve ses sistemi gibi konularda matematiksel bilgiler yer almaz. Lâdikli lâhn ve nağme gibi müzik terimlerini açıklarken Fârâbî’nin görüşlerine geniş yer ayırmıştır. Zeynü’l-Elhân adlı eserinde Fârâbî’nin ezgi, melodi anlamına gelen lâhn tarifini vermiştir (Kalender, 1982, 123). Risâletü’l-Fethiyye’de ise nağme hakkında Abdülmümin Urmevî ile Fârâbî’nin tariflerini karşılaştırmış ve uzun açıklamalar yapmıştır (Tekin, 1999, 53-54). Yazar çalgılar konusunda da Fârâbî’ye dayanarak bazı bilgiler verir. Lâdikli, Fârâbî’ye dayanarak Hâlis bin Ahvas adında bir bilginin kanuna benzer bir çalgı icat ettiğini ve bu alete bişahverd adını verdiğini ifâde ederek çalgının nağmeleri hakkında bilgi vermiştir (Tekin, 1999, 77). Lâdikli ud sazından bahsederken, bilginlerin bu çalgıyı bulan kişinin Fârâbî olduğu konusunda hemfikir olduklarını belirtir ve udun telleri ve perde bağları hakkında detaylı bilgi verir (Tekin, 1999,178). Yazar eserinde Fârâbî’ye dayanarak günün belirli saatlerinde icra edilmesi uygun olan on bir makamın adını vermişse de (Tekin, 1999, 205) Kitâbu’l-Mûsikâ’l-Kebîr’de bu adlara rastlanmaz. Lâdikli kitabında usul konusunu anlatırken de Fârâbî’yi zikretmiş ve onun usul tanımını vererek bu tanımın diğer bilginlerin tanımından farklı olduğunu belirtmiştir. Yazar ayrıca usullerin çeşitleri ile ilgili bazı isimlerin Fârâbî tarafından konulduğunu bildirir (Tekin, 1999, 206-215).

      7. Abdülbâki Nâsır Dede




        Müzik bilgini ve bestecisi olan Abdülbâki Nâsır Dede (ö. 1821), 1794’de yazdığı ve III. Selim’e takdim ettiği Tedkîk ü Tahkîk adlı eserinde, müzik ilmini icat eden ve kurallarını koyan kişinin eski Grek filozofu Pythagoras olduğunu ancak Aristo, Fârâbî ve Safiyuddin Abdülmümin’in bu ilmi geliştirdiklerini belirtir (Aksu, 1988: 148).




      8. Hâşim Bey

    II. Mahmut zamanında Enderûn’a alınmış, musâhiblik, serhânendelik, müezzinbaşılık gibi görevlerde bulunmuş olan ve müzikte hocalığının yanı sıra besteciliği ile de tanınan Hâşim Bey (ö. 1868) Fârâbî’den bahseden son yazarlardan biridir. Hâşim Bey de kendinden öncekiler gibi müzik ilmini kuran ve kurallarını koyan kişiler arasında Fârâbî’nin adını saymakla birlikte, matematiksel ve teknik konularda ünlü bilginin eserlerinden hiçbir alıntı yapmaz (Hâşim Bey, 1865: 60).

  4. Sonuç

Osmanlı döneminde XV. yüzyıldan itibaren müzik kitaplarında kendini gösteren daha çok uygulamaya yönelik yeni bir müzik teorisi anlayışla birlikte, müzikte tel bölünmeleri, aralıklar, oranlar ve cinsler gibi önceki yazarlarda geniş yer ayrılan ve kökleri eski Greklere uzanan birtakım konular ağırlığını kaybetmeye başlar. Lâdikli Mehmet Çelebî gibi bir taraftan eski geleneğe de bağlı kalan birkaç yazar dışında Türkçe müzik yazmalarında Fârabî’nin eserlerinde ayrıntılı olarak ele alınan konulara yer verilmez ve alıntılar yapılmaz. Ünlü bilginin yazıldığı dönemde müzik konusundaki en kapsamlı eser sayılan Kitâbu’l-Mûsikâ’l-Kebîrinden ve diğer eserlerinden hiç söz edilmez. Bununla birlikte Nizameddin Kırşehrî, Hızır b. Abdullah, Seydî, Bedr-i Dilşâd, Lâdikli Mehmet Çelebi, Kadızâde Tirevî ve Abdülbâki Nâsır Dede gibi önde gelen müzik yazarlarının eserlerinde, Fârabî müziğin kurallarını ortaya koyan, olağanüstü yeteneklere sahip efsânevî bir kişilik olarak yaşamaya devam eder ve büyük itibâr görür.

Neşe CAN

GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi.

GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 24, Sayı2 (2004) 203-215

Kaynaklar

Abdülkâdir M. (1977). Makâsıdü’l-Elhân. iht. Takî Bîneş, Tahran.

Adnan, A. (1987). FârâbîM.E.B. İslâm AnsiklopedisiC. IV, İstanbul: Güzel Sanatlar Matbaası.

Aksu, F. A. (1988). Abdülbâki Nâsır Dede Ve Tedkîk ü Tahkîk. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi, İstanbul.

Arısoy, M. (1988). Seydi’nin El-Matla Adlı Eseri Üzerine Bir Çalışma. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi, İstanbul.

Arslan, F. (2003). Safiyuddin Abdülmümin el-Urmevî er-Risâletü’ş-Şerefiyye’si. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi İslâm Tarihi Ve Sanatları Türk Din Musikisi Anabilim Dalı, Ankara.

Bedr-i Dilşâd. Murâdnâme. Millî Kütüphane, Mikrofilm, MFA (A 5007), Ankara.

Can, M. C. (2001). XV. Yüzyıl Türk Mûsikîsi Nazariyatı (Ses sistemi). Yayımlanmamış Doktora Tezi. Marmara Üniversitesi, İstanbul.

Ceyhan, A. (1997). Bedr-i Dilşâd’ın Murâd-Nâme’si. C.II, İstanbul: Millî Eğitim Basımevi.

Çelik, B. B. (2001). Hızır Bin Abdullah’ın Kitâbü’l-Edvâr’ı ve Makamların

İncelenmesi.Yayımlanmamış Doktora Tezi. Marmara Üniversitesi, İstanbul.

D’Erlanger, R. (1930). Al-Farabi, Grand Traité de la Musique, Kitabu l-Musiqi al- Kabir. La Musique Arabet.1, Paris

Farmer, H. G. (1934). Al-Farabi’s Arabic-Latin Writings on Music. Glasgow: Civic Press.

-------- (1987). Mûsikî. M.E.B. İslâm AnsiklopedisiC.VIII, İstanbul. Hâşim Bey. (1865). Hâşim Bey Mecmuâsı. İstanbul.

Hızır b. Abdullah. Kitâbü’l-Edvâr. Staatsbibliothek zu Berlin, Diez.a.oct.7

İnal, İ.,. Kemal. M. (1958). Hoş Sadâ, (Son Asır Türk Mûsikîşinasları), İstanbul: Kültür Bakanlığı Yayınları Maarif Basımevi.

Kalender, R. (1982). XV. Yüzyılda Mûsikî Kuramı (Nazariyatı) ve Zeynü’l-Elhân Fîilmi’t-Te’lif Ve’l-Evzân. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi, Ankara.

Neubauer, E. (2002). Arabic Writings on Music: Eighth to Nineteenth Centuries. The Middle East: The Garland Encyclopedia of World MusicC.VI, New York.

Okçu, N. (1993). Şeyh Galib, Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri, Şiirlerinin Umumi Tahlili ve Divanın Tenkidli Metni. C. 1, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları 1453.

Y.D. Baş. Türk Klas. Diz. 121

Seydî. (1504) Matla. Topkapı Sarayı Kütüphanesi (İstanbul), III. Ahmed Yazmaları, 3459.

Shiloah, A. (1979). The Theory of Music in Arabic Writings (c. 900-1900). München.

G.Henle Verlag Printed in Germany.

Tekin, H. (1999). Lâdikli Mehmed Çelebi ve Risâletü’l-Fethiyye’si. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Niğde Üniversitesi, Niğde.

Uygun, M. Nuri. (1990). Kadızâde Tirevî ve Mûsikî Risâlesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi, İstanbul.

Yûsuf bin Nizâmeddin Kırşehrî. Risâle-i Mûsikî. Bibliotheque Nationale (Paris), Suppl, Turc 1424.

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EBEDİYETE İRTİHALİNİN 12. SENESİNDE TÜRKİYEM'İN ŞAİRİ'NE
Kitabın ortasından girelim. Kelâmımızı eğip bükmeden gönlümüzden geldiği gibi aktaralım..  Şükür ki muvaffak olamayan, halkın sağlam irâdesine takılan 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 27 gün boyunca Demokrasi nöbetlerinin favori parçası olan "TÜRKİYEM" meydanları inletti ve heyecanına...
İNSANIN TAŞRASI-IX
Uzak çağlardan o güne kadar günler kum gibi akmış; yıllar, yüzyıllar, kervanlar gibi uzak ufuklarda kaybolup gitmişti. Dünya kurulalı beri mavi dalgaların koşuştuğu o yerlerde şimdi çorak topraklar belirmiş, derin vadiler oluşmuştu. Neresi miydi burası? Deveören Köyü, bizim köyden bahsediyorum....
ŞİİRDE İMGESEL GÖSTERGE
 İmgesiz sanat olamayacağı gibi imgesiz şiirin de ortaya konulamayacağı bir gerçektir. İmgesel anlatım en çok da şiirde kullanılmıştır. İm kelimesi; işaret, alâmet anlamına gelmektedir. Anlam yüklenen her şey, gösterge, iz, belirti… birer im’dir. Türkçe’de sık kullandığımız, ‘’imi, timi...
AYRILIK YOKUŞU
Babamdan kalan o eski evin önündeki somyanın üzerinde kollarımı bağladım oturuyorum. Değişik duygular içerisindeyim. Bir duygudan çıkmadan diğerine yatay geçiş yapıyorum. Halimden memnunluk derecem değişkenlik gösteriyor.  Buraları hayal meyal hatırlıyorum. Ayrılık yokuşu… Zamanında...
FİN(CAN)LA GELEN MEKTUP
“Değerli Hocam; Öncelikle selam eder ellerinizden öperim. Beni hatırlayamamış olabilirsiniz, ama ben sizi hatırlıyorum. Sizin yüzlerce öğrenciniz olmuştur, benimse bir tane Muharrem Hocam oldu. Ben hep arka sıralarda oturan sessiz bir öğrenci oldum ama söyledikleriniz ve yaptıklarınız kafamda mıh...
İNSANIN TAŞRASI-VIII
Bir gün Bilecik Vali Yardımcısı, Aziz Dost Abdurrahman Bey,-İlgen Hocam, sana bir şey danışacağım.-Hayhay, buyurun. Vilayet merkezinde kendi başkanlığında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı olarak toplanmışlar. Toplanma nedeni ihtiyaç sahibi öğrencilere burs vermek. Tabii, konuşmuşlar,...
prev
next

ÂKİF'E DAİR-3: SAFAHÂT'TA İSTİKLÂL MAR…

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1.Edebî Hareketlerin Birbirine ve Sosyal Olaylara Bağlılığı:  Edebî hareketler, bir taraftan sosyal olaylara, diğer taraftan da başka edebî hareketlere bağlı  olarak ortaya çıkar ve gelişirler. Sosyal olaylar sanatçıları çeşitli yönleriyle etkileyerek...

KERKÜK'TEKİ VATAN - 2

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

1991 yılının Nisan ayı başlarında Bağdat yönetiminin Irak Türkleri'ne karşı giriştiği soy­kırımlar ve saldırılar, binlerce Türk'ün Türkiye ve İran sınırlarına kadar göç etmelerine yol açmıştı. Dağları bin bir güçlükle aşan...

DİŞİ KURT OLARAK EV

Metin SAVAŞ

Ahmet Hamdi Tanpınar “Huzur” romanında şöyle der: “İnsanın sevdiği bir ev olunca kendisine mahsus bir hayatı da olur.”[1]Biz insanlar için “ev” bir kâinattır. Her birimizin muayyen ve şahsî evrenidir ev...

ZİYA GÖKALP’TE KÜLTÜR – MEDENİYET VE…

Edebiyat Dunyamız

Osmanlı ve erken Türkiye döneminde ilk Türk toplum bilimcisi olarak anılan Ziya Gökalp, Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma döneminde geçen hayatı boyunca milletini buhrandan kurtarmak ve yüceltmek adına büyük çaplı çalışmalar yapmış...

ZİYA GÖKALP’İN MİLLİYETÇİL…

1-ZİYA GÖKALP’İN HAYATI             Ziya Gökalp 23 Mart 1986 yılında Diyarbakır’da doğmuştur...

Süleyman Ağa Baydili

11 Şubat 1959 tarihinde Elazığ'da doğdu. TRT Ankara Televizyonu Belgesel Programları...

Senaryo Nedir?

Senaryo  Anglosaksonların 'spec script' , Fransızların 'continuite dialoguee' adını verdiği, sayfası...

"ÇENGİZ HAN" VE " A…

"Türkler, Türk tarihinin birinci sınıf insanlarından bazılarını tenkit etmek, beğenmemek, sevmemek...

“OKU” BUYRUĞUNA YÖNELİK FARKL…

Arjantin edebiyatının şöhretli ismi Alberto Manguel “kitap çok şeydir; anıların ambarı...

VATAN

Vatan mefhumu bazı araştırmacılarımıza göre Fransız ihtilalinden sonra hudutlarımızdan girmiştir. Vatan...

Mavi Türkü

Bütün yazılarına kendinden bir şey yansımış. "Boynuma kadar terime gömülmeye razıyım...

“ODUNBAZARIN” ÇEŞMELERİ: İK…

Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe...

GÖNÜL NEDİR BİLİR MİSİNİZ?

Eğer cevabınız “hayır” ise yazıyı okumayı bırakın. Bu gönül yolculuğu başlamadan...

BU METİN BİR EDEBİYAT ÖĞRETMEN…

Sayın Arkadaşlarım, Anlatmakta başarısız olduğum bazı konuları sizlerin de dikkat ve değerlendirmesine...

MEHMED ÂKİF’E DAİR-1: DÜNYA G…

Abdürreşid İbrahim'in fikir ve aksiyon çerçevesini Eşref Edip şöyle belirlemektedir:  "Takip ettiği...

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN BAŞL…

Millî Edebiyat Dönemi’nin karakteristiği; muhteva ve şekil olarak asırlardan beri devam...

ANLAT(A)MIYORUZ ASLINDA

Anlatım; duygu, düşünce, istek... lerin sözle ya da yazıyla başkalarına aktarılma...

GÖKYÜZÜNDEN AYAK UCUNA

Hafif bir rüzgâr alnımı, gözlerimi yanaklarımı yalayıp geçiyor. Rüzgârın hafif tınısı...

ÖLÜMÜN KIYISINDA

Saatlerdir hiç kıpırdamadan uzandığım yataktan yavaş yavaş atıştırmaya başlayan kar’ı seyrediyorum...

ERENKÖY ŞEHİDİ SÜLEYMAN ULUÇAM…

2.3.TürkiyeUluçamgil, Kıbrıs’ı ve özellikle Lefkoşa’yı çok sever. İstanbul’un kalabalığından bunaldığı zamanlarda...

NUR-Û MUHAMMEDİ'DE VATAN

“Şu Ney'in neler söylediğini can kulağı ile dinle, o ayrılıklardan şikâyet...

GÖZLERİMDE BİRİKEN ŞİİR

Hayat bana durmayı, düşünmeyi, tartmayı, gerekiyorsa ondan sonra konuşmayı öğretti.Sonra dostluğu...

Şiir Nedir?

Şiirin bir sanat dalı olarak kabul edilişinden bu yana gerek...

Bozkır Kavimleri-Egemen Çağrı M…

Egemen Çağrı Mızrak Kimdir? 1978 yılında doğumdu. Orta ve Lise öğrenimini Hüseyin...

TÜRKLÜK KAVRAMI VE SÖZLÜĞE BAKM…

Herhangi bir sözün anlamını öğrenmek istediğimiz veya sözün ne anlama geldiği...

BİR BOZGUNUN ROMANI: “SELANİK İ…

Şevket Adnan Şenel’in Mostar Tarih Romanı Yarışmasında birincilik ödülünü alan “Selanik...

Mahmut Topbaşlı (Günbeyli)

1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini...

BAYRAK'TAKİ VATAN

“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son...

AYLA COŞKUN CEREN'LE SOHBET

Ayla Hanım öykü ve denemeler yazıyorsunuz. Sizdeki yazma yeteneği nasıl gelişti?...

HALK HİKÂYESİ ÜZERİNE

Halk Hikâyesi Tanımı Türk Halk Edebiyatı’nda anlatı esasına dayalı destan, masal, efsane...

TANPINAR’IN HUZUR ADLI ROMANINDAN …

MACİDE Huzur’un ilk bölümü, romanın bilge karakteri İhsan’ın hastalığı çerçevesinde, geriye dönüşlerle...

GÖÇERLERİN SIRRI

Göçerlik bir hayat tarzı, yaşama biçimi ise, yılkı ve sürü için...

DEĞERLERİMİZ NİYE DEĞERSİZLEŞ…

Sosyal medyada rastlamıştım; süslü süslü yazılmıştı, epey bir dikkat çekiyordu. İlk...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAF…

Yüzbaşı Mustafa ve küçük Mustafa Kemál birlikte Selânik'e dönüyorlardı. Bu arada...

TÜRK KÜLTÜRÜNÜN EDEBİ UNSURLAR…

Kültür, bir millet veya topluluğa özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütü-...

TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR

“TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR” ÜZERİNE Mustafa AKSOY ile Söyleşi Söyleşi: Ahmet VURGUN       ...

AZ ZAMAN ÇOK EDİRNE

Edirne’deki bir yılım bir ömre mal oldu. Şimdi anlıyorum ki üniversite...

İLHAN GEÇER

Sanat ve edebiyat dünyamızın en renkli şairlerinden biri İlhan Geçer, bir...

FEYZİ HALICI

Eveli gün arabada giderken TRT Radyo Türkü'de bir türkü başladı;Söz: Feyzi...

SANAT FELSEFESİ

 Düşünürler ;’’Bir sanat eseri nasıl oluşur?  Sanatçı eserini nasıl ortaya koyar?...

Mehmet Zeki Akdağ

 Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman...

SORALIM MI?

İyilik, insanın sadece kendi menfaati için çalışması demek değildi. Bir elin...

VATAN

Vatan mefhumu bazı araştırmacılarımıza göre Fransız ihtilalinden sonra hudutlarımızdan girmiştir. Vatan...

Yedi İklim Dergisi

Hasan Aycın, Alim Kahraman, İbrahim Usul, Mustafa Çelik, İlhan Kutluer, Ali...

BAYRAM ŞİİRLERİ - NİHAD SÂMİ …

Millî sanatımızın köklerinden o kadar koparılmış bulunuyoruz ki bayramlarda olsun, eski...

SANAT NİÇİN GEREKLİDİR?

“Sanatı olmayan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Mustafa Kemal Atatürk Çağdaş...

TÜRK ŞİİRİNDE ÖLÇÜ

Hecelerin sayılarının yada uzunluk ve kısalıklarının düzenli bir biçimde sıralanması temeline...

YEKPÂRE GENİŞ BİR ÂN VE YEKPÂR…

Rahmetli Tanpınar’ın:“Ne içindeyim zamânın,            Ne de büsbütün dışında;            Yekpâre, geniş bir...

YILDIRIM GÜRSES

Yıldırım GÜRSES Saygı ve rahmetle anıyoruz. Yıldırım Gürses...

XIX. ASIR ÂŞIKLARINDAN BEŞİKTAŞ…

Başlangıcı XVI. asra dayanan ve tarih sahnesinde kesintisiz süreklilik göstermek kaydı...

MERİÇ GİBİ OLMAK

Cemil Meriç, yirminci yüzyılın yetiştirdiği eşine ender rastlanan mütefekkirlerden. ‘‘Okumak’’ denildiğindeyse...

SERBEST ŞİİRİN YAZIMINA DAİR B…

Şiir kavramı ve şiire dâir tartışmalar-sanırım- hiç bitmeyecektir. Mânâ, biçim ve...

GİZEMLİ YABANCI - GÜLER BİLKAY A…

Balkanlar' dan başlayıp İstanbul'a uzanan macera dolu bir aşk hikayesi. Öğretmen Zeynep...

Çocuğum 1.Sınıf Olmaya Hazır m…

İlkokul 1.sınıf öğretmeni, öğrencisi ve velisi olmak çok farklı bir heyecandır...

GENÇ ŞAİRDEN BEKLENEN (ORHAN VEL…

Yirmi yaşımızı dolduralı bir iki seneden fazla olmamıştı; beylik kalıplar, beylik...

DAĞDAKİ VATAN - 1

Türk’ün  mührü; Tanrı dağlarından, Kafkas dağlarına, Kafkaslardan  Allahuekber dağına, Süphan dağına kısaca...

SANMA ŞAHIM HERKESİ SEN SÂDIKANE …

“Aşk ikliminde Selim kimdir, dedin. Kim olacak! Bir biçare, bir hakîr...

KÖTÜCÜL KADIN - ŞAHİKA KARACA

Kötücül kadın üzerine bu araştırma edebiyat, felsefe ve psikanaliz etrafında disiplinlerarası...

KİMİ (NİÇİN) AFFEDELİM

Nefret ve intikam hissi, bize büyük zarar(lar) verir. Affetmek, geçmişteki olumsuzlukların tesirinden...

PROF.DR. MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ

Prof.Dr. Mehmet Fuat KÖPRÜLÜ Türk tarihi ve Türk Edebiyatı tarihi yanında Türkiye’de...

HALİL SOYUER

Benim şiir ve edebiyata karşı merak sarmamda, Behçet Kemal Çağlar’m 1949...

Ali Akbaş

1942 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan kazasında doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde okudu. Yüksek...

GÜVENELİM AMA TAKİP EDELİM

Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, güven(itimat). Güvenmek;...

SOYLU ÇEHRELER - Bestami YAZGAN

"Şairleri haykırmayan bir millet;Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir...."Diyor Mehmet Emin...

KÜLTÜRÜ GÜNCELLEME ve YENİDEN M…

Kadim şehirler başlarını ulu dağlara, ovalara, denizlere ve nehirlere yasladıkları günden...

ŞEHREKÜSTÜ DURAĞI - SARVAL ULFAN…

Kemal, yaşadıkları; eski bir Rum evi olan binanın ikinci katındaki salonun...

Türk Yurdu Dergisi

2017 senesi itibarıyla 106 yıllık bir geçmişe ulaşmış bulunan Türk Yurdu...

Suzan ÇATALOLUK

Tokat’ta doğan Suzan Çataloluk ilk ve orta Okulu İstanbul’da, liseyi Erzurum’da...

Göç Destanı

  Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Hulin Dağı yükselirdi olanca ihtişamıyla.Nehirler...

KANDİL KANDİL DÖKÜLEN NUR: HACI …

Ankara’ya yakın, Çubuk Çayı kenarında Solfasol derler bir köy vardır, kendi...

GÖNLÜMDEN ... HÜSEYİN NİHAL ATS…

11 Aralık Hüseyin Nihal Atsız'ın vefat tarihinin yıl dönümü idi. Hüseyin Namık...

TÜRK DEVLET GELENEĞİ - Prof.Dr. A…

Türk Devlet GeleneğiProf.Dr. Aydın TaneriMerhum Prof. Dr.Aydın Taneri’nin birkaç defa yeniden...

İNSANIN TAŞRASI - VI

Ramazan bereketinin ayrı bir yeri vardı hayatımızda. Bilhassa İftar ve sahur...

ŞEHİTLERİMİZ İÇİN

Ben Yemen ağıtlarıyla büyüdüm. Dedem Yemen gazisiydi, gidip de dönebilenlerdendi. Dedemin...

İDEOLOJİLERDEN KİMLİĞE; YENİ S…

16 yaşındaki İsveçli Greta Thunberg, çevre sorunları ve geleceğine olan etkisini...

ABUM RABUM: BİR HZ. İBRAHİM ROMAN…

Bir (Hz.) İbrahim Romanı İskender Pala Kapı Yayınları, 2018 1958 Uşak doğumlu, İstanbul Üniversitesi...

TÜRKÇENİN MİSAFİRLERİ (GÜN OL…

Yaşamak başlı başına bir öğrenme sürecidir. Öğretirken de öğreniriz. Hele bir...

TERCİ-İ BEND'LER - ŞEYH GALİP

Terci-i BendTâ be key arşa çıka âh-ı dil-î nâ şadımGökleri ağlata...

Yedikuleli Mansur-Mehmet Berk Yaltı…

Yedikuleli Mansur”, ilk ortaya çıktığında bir öyküydü. Kayıp Dünya’da 28 Eylül...

KANONİK ANLATILAR VE MİLLÎ TÖREN…

Şimdiki insandan farklı olarak, arkaik insan, dünyevi zamanla mitik zamanı beraberce...

TANZİMAT EDEBİYATI -II (Birinci D…

ŞİNASİ (1826-1871)*Yeniliğin öncüsüdür. *Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar gazetelerini çıkarmıştır. *İlk...

PROF. DR. TAMİLLA ABBASHANLI ALİYE…

Sizdeki edebiyat ve kültür merakı nasıl başladı? Nasıl bir kültür ortamında...

MUM KİMİN YANAN KERKÜK

Benim mahzun bakışlı Kerkük’üm, Kanadı kırık güvercinim, Yaralı ceylanım… Sen zor günlerimde hep yanımda...

SÖZÜMÜZE NE(LER) OLUYOR (1)

Konuşamaz, anlaşamaz, tartışamaz insan(lar) olduk. Birbirimizle iki çift söz edemiyoruz. İki...

KISKANÇLIK

Hikmet Münir Ebcioğlu(1927-1989)’nın sözleri, Teoman Alpay(1932-2005)’ın bestesi hüzzam makamındaki “Kıskanırım” şarkısını...

FEYZİ HALICI

Ben, dergicilik alanında ve Türk Edebiyatı Tarihinde mümtaz bir yeri olan...

ANADOLU KORKU ÖYKÜLERI / 3 - YILGA…

Anadolu Korku Öyküleri III – Yılgayak, serinin yepyeni, genç ve güçlü...

AZ ZAMAN ÇOK EDİRNE

Edirne’deki bir yılım bir ömre mal oldu. Şimdi anlıyorum ki üniversite...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Ben türküyüm. Sevgimi bile bile,Yol işledin mendile,"Merhaba" de aşk ile,Bana bir türkü...

BÜYÜK BESTEKÂR, BİR SANAT ANITI:…

Çağların ötesinden billur billur süzülüp gelen bir sanat müziğimiz var. Türk...

OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ

“Volkan gibi lâv atmış, ne susmuş ne sönmüşüm Ben bir fikir...

GURBET İÇİMİZDE BİR SANCI

Türkülerimizde gurbet bir başka işleniyor. Çorumlu Âşık Şekip Şahadoğru “Bâd-ı sabahta benden...

İDEALİST BİR MUALLİM: NURETTİN …

Cumhuriyet devri fikir hayatımızın en önemli simalarından birisi de hiç şüphesiz...

3000 Türk Motifi

Gürbüz Azak BOĞAZİÇİ YAYINLARI Alemler, İşleme, Çini, Taş İşçiliği, Damgalar, Cilt­Kitap...

MEHMET ÇAKIRTAŞ

“Aşık tarzı söyleyişe hakikî bir aşkla sarılarak, bu tarza yeni bir...

ESKIŞEHIRLI EDEBIYATÇI-YAZAR FERID…

“Çocuklarımız ithal kahramanlarla yetişmemelidir” FERİDE TURAN ÖZGEÇMİŞİ Eskişehirli edebiyatçı-yazar. İstanbul Üniversitesi Türkoloji 1995...

AYNALI BABA’NIN ULAĞI

"Çiçekler âleminin suskun su gülleri onlar. Neden durgun sularda biterler? Hep...

TEORİ ZEMİNİNDE METİN ŞERHİ ME…

"Metin şerhi nedir ve nasıl yapılmalıdır? sorularının cevabı ilk bakışta çok...

HOŞ SOHBET OLABİLİR MİYİZ?

Söz sultanlarının yanında söz söylemek baş yarardı. İki dinleyip bir konuşmayınca...

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURULUŞ DÖ…

4. Muhafazakâr, Anadoluculuğun Türkçülük Eleştirisi Tutarlı mı?Bu müzakereleri anahatlarıyla hatırlamak, tarihsiz...

TÜRKÜDEKİ VATAN - 2

“Bin dokuz yüzlü yılların başı. Türk tarihinin hüzün dolu yılları da...

TANPINAR’IN HUZUR ADLI ROMANINDA A…

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın en fazla üzerinde durulan ve ne yazık ki...

Mehmet Ali KALKAN

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir   Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor...

İRFAN ORGA - BİR TÜRK AİLESİNİ…

Kitapta savaş öncesi, savaş dönemi ve savaş sonrasında bir Türk ailesinde...

YERLİLİK, DEĞİŞİM VE KÜRESELL…

Yerlilik, Değişim ve Küreselleşme BağlamındaSaatleri Ayarlama Enstitüsü            Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama...

Türk Edebiyatı Haziran 2017

Aylık fikir ve sanat derigisi olan Türk Edebiyatı Dergisinin haziran 2017...

EDEBİYATIMIZDA ÇANAKKALE MUHAREBEL…

Çanakkale, Türk milletinin tâlihsiz bir şekilde dahil olduğu büyük harp içinde...

ABDURRAHİM KARAKOÇ’DA VATAN

“Dağ ile Sohbet Beyaz karlı, kara çamlı iri dağHeybet nedir, ne değildir?...

ROMAN SANATININ MİLLETLEŞME SÜREC…

Mitolojik çağlara kadar inen anlatı sanatlarının en yeni üyesi olan roman...

İNSANIN TAŞRASI-VIII

Bir gün Bilecik Vali Yardımcısı, Aziz Dost Abdurrahman Bey,-İlgen Hocam, sana...

SAYI 2 - AH GÜZEL İSTANBUL!

Sayı: 2 Vapur sesi, martı sesi, denizin sesi, ardından Sadri Alışık’ın güzelim...

KAOTİK BİR ROMAN OLARAK: DÜNYA D…

 Veysel Gökberk Manga’nın ilk romanı “Dünya Dönmeden Önce”[1] kaotik bir roman metnidir...

Yahya Kemal'de Türk Müslümanlığ…

Kendisini iyi tarif etmiş, kimlik konusunda tereddütlerini aşmış, kimlik unsurlarını berrak...

RIZA ÜMİT

Değerli Edebiyat Tarihçisi Nihad Sami Banarlı’nın. 1949’larda “San’at Sayfası'nı yönettiği YEDİGÜN dergisinde şiirlerini zevkle okuduğumuz...

DİLİMİZDEKİ GÖNÜL GÖNLÜMÜZD…

‘Gönül’, Kubbealtı Lügatı’nda şöyle kullanılıyor: 1. İman, sevgi ve nefretin; iyi...

SİSİ VE RÜZGÂRI MEŞHUR VİYANA…

Sevdiklerimizin yaşadıkları yerler zihnimizin bir yerinde hep canlılıklarını korurlar. Benim için...

Orhan Seyfi Orhun

Orhan Seyfi Orhon (d. 23 Ekim 1890, İstanbul - ö. 22...

BURHANETTİN ÇİL İLE SOHBET - BER…

Burhanettin Çil, şiirde ulaştığı başarıyı düz yazıda da yakalayarak  hayatının arşivinden...

ROMANTİZM

*Fransa’da 1830 yıllarında klasizme tepki olarak gelişmiş bir edebiyat akımıdır. *Klasik edebiyatın...

BİR KURUCU AKIL OLARAK YAHYÂ KEMAL

Türkçedeki "yanmak" ve "uyanmak" kelimeleri arasındaki kök birliği, kavram planında anlama...

SAYI - 10 HALİDE EDİB’İN 1916 Y…

Mükemmel eğitim modeli arayışından önce memlekette eğitime dair bir durum tespiti...

PRUSA'DA BİR BAYRAM SABAHI, MANGUEL…

Pınarbaşı’ndayım… Bursa’ya yüzyıllardır âbıhayat içirmiş en güzel köşeciğinin kuytusunda… Elimde uzun zamandır...

ŞEHİR VE İNSAN

Bilgeler, insanın bilinmezliğini çözmeye çalışırken kullandıkları en önemli metafor, şehirdir. İnsanın...

Bir Ses Mimarı: Yahya Kemal Beyatl…

Kostantiniyye... Estefanya... Gulgule-i Rûm... Dersaadet... İslâmbol... yâni İstanbul...Ne vakit Rumeli Hisârına...

ANADOLU MASALLARINDAN DERLEMELER - N…

Kültürümüzün çok uzun bir geçmişi ve muazzam bir derinliği bulunmaktadır. Dolayısıyla...

MÜSLÜMAN SAATİ

İstanbul’u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilaların en gizlisi ve en tesirlisi...

ŞİİRDİR DAMLADA DERYAYI GÖRMEK

Şiir, bir kaygının dışa vurumudur. Şiir, ulu hasretlerin diğer adıdır. Şiir, bilen insanın...

KERKÜK'TEKİ VATAN - 3

Mehmed Sadık’ın ( 1891-1967) “EY KERKÜK” isimli şiiri “Kerkük’teki Vatan” yaramızın...

DEĞİŞİM

Son yıllarda değişimin üzerinde o kadar çok konuşuldu ki. Değişim, değişti...

BALKAN TAŞRASININ GÖZBEBEĞİ …

Bir ülke veya bir şehir sizi önce terminalleriyle karşılar. Sonra ticari...

İSLÂM VE ŞİİR

Cahiliye döneminde Arap şiiri çok gelişmiş, belli bir yetkinliğe ulaşmıştı. Arap...

KAYI’NIN KUTLU GÖÇÜ -AHLAT-SÖ…

Mahan durağından kalktı göçleri Dua içre yedileri üçleri İslam’ın özünden gelir güçleri Bulunmaz yürekte...

AŞKSIZLARA VERME ÖĞÜT!

Muhatabının bileğini bükmek derdindeki dinleyiciye bir şey anlatmak imkansızdır. Öğrenme iştiyakı...

İKİ ÂLEMDE ŞAHSİYETLİ DURANDIR…

“Hani Rabbin meleklere demişti ki: «Ben muhakkak kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş...

Namık Kemal'e Göre Üç Dikkat

Tanzimat döneminin topluma ve dünyaya en açık kalemlerinden biri Namık Kemal’dir (1840-1888)...

LALE ŞAİRİ VE YAZAR ABDULLAH SAT…

Aslında siz meçhul biri değilsiniz, fakat bu sohbet münasebetiyle, özgeçmişinizi, bir...

Behçet Necatigil (GÖNÜL)

(d. 16 Nisan 1916, İstanbul - ö. 13 Aralık 1979, İstanbul)...

SÖĞÜT DERGİSİ

İçimizdeki umutları yeşerten haberler ardı ardına geliyor. “Dergiler acaba önemini ve...

Gülce

Uçurumun kenarındayım Hızır Ulu dilber kalesinin burcunda Muhteşem belaya nazır Topuklarım...

ZAMANI TANRI YAŞAR

Kadim zamanlardan günümüze kadar gelip kesintisizce geleceğe dek sürüp gitmekte olan...

KÜLTÜRLÜ BİR YAZAR-USTA BİR ROM…

Altmış iki yıllık ömründe binlerce makale ve fıkra, 150’ye yakın eser...

GENÇ EDEBİYAT ARAŞTIRMACISININ YA…

Yıllardır yüksek lisans, doktora ve yardımcı doçentlik jürilerinde, son üç yıldır...

SÜRÜ ADAMI

Bir adam vardır ki, hiçbir düşüncesinde, hiçbir hareketinde "kendi kendisi" olamaz...

TÜRKİSTAN’DA BULUNAN VE TARİHİ…

Sanat insanların ve sosyal grupların fiziki-sosyal dünyayı algılama ve yorumlama tarzıdır...

BURSA’NIN ROMANTİK SULTANI CEM SU…

1499 Yılından beri Muradiye türbelerinin en büyük ve en görkemlisinde kardeşi...

ZAMAN YÖNETİMİ

Zamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz. İnsanoğluna eşit olarak...

DİL ÜZERİNE

Var oluşumuz, sınır bekçimiz durumunda olan din, tarih ve her çeşit...

İKİ KAVRAM: MİLLİ EGEMENLİK VE …

Her millet, bugününü kendi iradesi doğrultusunda yaşamak, geleceğini de aynı iradeyle...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

Bahattin Karakoç

Edebiyat Dunyamız

1930 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde doğdu. İlköğrenimini memleketinde yaptı. Adana Düziçi Köy Enstitüsü'nde okudu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nden mezun oldu. Kahramanmaraş'taki sağlık kuruluşlarında sağlık memuru olarak çalıştı. 1982'de emekli oldu. Çeşitli...

İbrahim SAĞIR

Edebiyat Dunyamız

1936 yılında Balıkesir, Gönen İlçesi Paşaçiftlik Köyü’nde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Bandırma’da bitirdi 1955 de Hv. Asb. Tek. Okulu’na girdi. 1957 de Türk Hava Kuvvetleri’nde göreve başladı. İzmir, Eskişehir, Malatya...

ARİF NİHAT ASYA

Abdullah SATOĞLU

Son elli yılın, gerçek Türk şâirleri arasında, gönülleri fethederek, dalga dalga bayraklaşan Arif Nihat Asya, uzun yıllar görev yaparak, bir irfan ordusu yetiştirdiği Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunu belirten ( 5...

Osman Olcay YAZICI

Edebiyat Dunyamız

Şair, Yazar ve Gazeteci. Gazeteci yazar Osman Olcay Yazıcı 1953 Trabzon Sürmene doğumluydu. Osman Olcay Yazıcı, 1953’te Trabzon’un Sürmene ilçesine bağlı Küçükdere Nahiyesinin Yukarıovalı köyünde, Molla Temel’in oğlu Ahmet ile Ali...

SEVİNÇ ÇOKUM

Edebiyat Dunyamız

 Sevinç Çokum, 25 Ağustos 1943’ te İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Kız Lisesi’ni, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi, ayrıca Umumi Sosyoloji dalında öğrenim gördü. Orta öğrenimi sırasında...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

Edebiyat Dunyamız

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl mezun olduğum Bölümün Eski Türk Dili Anabilim...

Mustafa İlhan GEÇER

Edebiyat Dunyamız

Mustafa İlhan Geçer  (d. 1917, Bakırköy, İstanbul - ö. 20 Ocak 2004, İstanbul), Türk yazar, şair, araştırmacı, eleştirmen, güfteci. Hisar dergisinin ve Hisarcılar akımın kurucularındandır. 1965 yılında bir şiir kitabı yayımlamış Askerî Doktor Nafiz Bey'in oğludur. Erdek İlkokulu'nu 1928'de bitirdikten sonra ortaöğrenimine Robert Koleji'nde devam etti...

Yetik Ozan

Edebiyat Dunyamız

YETİK OZAN (TURGUT GÜNAY) Yetik Ozan’ın asıl adı Turgut Günay’dır. Ancak o, şiirlerinde kullandığı Yetik Ozan takma adı ile meşhur olmuştur. Prof. Dr. Saim Sakaoğlu Yetik Ozan’ın vefatından sonra hakkında bir...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Abdullah SATOĞLU

Türk milletinin XX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli ve çok yönlü fikir adamı ve şairlerinden biri de hiç şüphe yok ki, üstad Necip Fazıl Kısakürek’tir. O, seksen yıllık ömrü içinde, kaleme aldığı nesir...

ÖYKÜ / ROMAN

DEDE KORKUT KİTABINDA ALKIŞLAR VE KARGIŞLA…

Türkiye Türkçesinde "bir şeyin beğenildiğini, onaylandığını anlatmak için el çırpmak"2 anlamında kullanılan alkış kelimesi, ulaşabildiği en eski Türkçe metinlerde "dua etme, övme, birinin iyiliklerini sayma" manaları ile karşımıza çıkmaktadır. Divanü...

MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOĞLU - MENEVŞELER …

Kar uyuşuk, isteksiz ve zevksiz yağıyordu. Hava, gökyüzü ile yeryüzünün arasını dolduran boşlukta katılaşmış, zaman katılığında erimişti ve kar bu katılıkta, ancak boğulmamak için uykuda ve düşsü, sallanıyordu. Gökle toprak...

HATIRALAR IŞIĞINDA MEHMET AKIF ERSOY’UN K…

 Mehmet Akif, çok yönlü ve aktif kişiliği ile hiç kuşkusuz hem II. Meşrutiyet hem de Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen simalarından birisidir. Akif, her şeyden önce içinde yaşadığı dönemi...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi; çünkü bu okullar öğrencilerine sadece askeri konularda değil;...

TANZİMAT ROMANI ZÜPPE TİPİNİN “AYLAK…

GİRİŞ Türk romanına Tanzimat Dönemi‟yle birlikte girmeye başlayan “alafranga züppe” tipi, Osmanlı İmparatorluğu‟nun zayıflaması sonucu ortaya çıkan bir tiptir. Tanpınar‟ın tespitiyle “alafranga ve alaturka, eski ve yeni tabirleriyle ifade edilen...

SULTAN SENCER (ÖYKÜ)

Rüzgârın hırıltısıyla yankılanan kalın paslı demir pencere, kapı ve taş duvarlar; bağrından akan gözyaşlarıyla tutsak olmanın mâteminde yapayalnız, prangalı, çökmüş, uzun dağınık kirli saç sakal yüzünü kaplamış, başı önünde, yırtık...

ÖMER SEYFETTİN - ZEYTİN EKMEK

Genç, beyaz, gürbüz kadın, tıpkı zalim âşığının hışmına uğramış evvel zaman cariyesine benziyordu... Soluk basma entarisi parça parçaydı. Gür, kıvırcık, kumral saçları, mermer kadar beyaz omuzlarına dökülmüş, celladını bekleyen bir...

İRFAN ORGA - BİR TÜRK AİLESİNİN ÖYKÜS…

Kitapta savaş öncesi, savaş dönemi ve savaş sonrasında bir Türk ailesinde yaşanan değişmeler ve çektikleri ızdıraplar anlatılmaktadır. Yazar ve ailesi Sultanahmet Camisinin arkasında bir çıkmaz sokakta otururlar. Ailesinin hali vakti oldukça...

AŞIK VE SEVGİLİSİ - MEVLÂNA'DAN

Aşığın biri, günün birinde kendisini çok seven, onun sevgisiyle yanıp tutuşan sevgilisini yanına çağırdı. Cebin­ den bir kağıt çıkararak huzurunda okumaya başladı. Mek­ tupta övgüler, feryatlar, sızlanmalar, şikayetler, niyazlar, sitemler...

ŞAİR ve ŞİİR

Gazel - Nesîmi -Gerçek hadîs imiş bu ki h…

1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yohKim sevdi hûbı didi ki hûbun cefâsı yoh 2 Aşkun belâsı yoh deyüben aşka düşme varKim âşık oldı kim didi aşkun belâsı yoh

NECİP FAZIL KISAKÜREK - SAKARYA TÜRKÜSÜ …

Şiir, yan anlamları çoğaldıkça, günlük dilden bambaşka bir mecraya geçtikçe, yeni söyleyişler buldukça değer kazanır. Aksi takdirde man­zume olmaktan ileri gidemez. "Şiirde önemli olan düz anlam değil, yan anlamdır. Şiir...

İSTANBUL’UN EDEBİYAT MAHFELLERİ

Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel olarak kullanılmış, mekân sahipleri de bu unvanla anılmaktan memnun, bir hay-huydur gitmiştir. Bunlardan birinde kümelenmiş olan şair takımı, çekişmeler, kıskançlıklar ve hazımsızlıklar ile...

Meni cândan usandurdı

Fuzûlî'den  Meni cândan usandurdı cefâdan yâr usanmaz mı Felekler yandı âhumdan murâdum şem’i yanmaz mı   

ÂŞIK GUFRÂNÎ’NİN CİHÂD-I EKBER DESTA…

Halk şairleri asırlar boyunca toplumlarının gözü, kulağı ve dili olmuşlar, ortaya koydukları ürünlerle kendi duygu ve düşüncelerinin yanı sıra içinde bulundukları toplumun zevklerini, beğenilerini, arzu ve isteklerini, tepkilerini, acılarını, sevinçlerini...

Mehmet Rasih Kaplan

DOĞUMU: 1883, Akseki, AntalyaÖLÜMÜ: 13 Kasım 1952MESLEĞİ: Hukukçu.ÖĞRENİMİ: Konya Ziyaiye ve İrfaniye medreselerini bitirdi. Konya Ziyaiye ve İrfaniye medreselerini bitirdi. Kahire Camiü'l-Ezher ve Kahire Darül Fünun'da içtimaiyat ve edebiyat öğrenimi gördü...

NAMIK KEMAL - MURABBA ŞİİR VE TAHLİLİ

Sıdk ile terk edelim her emeli her hevesi Kıralım hâil ise azmimize ten kafesi İnledikçe eleminden vatanın her nefesi Gelin imdâda diyor bak budur Allah sesi Bize gayret yakışır merhamet Allah'ındır Hükm-i âti ne fakirin...

Namık Kemal'in Şiirleri Hakkında

Cemiyete yön veren ve tesir eden şahsiyetler, mısralarıyla hafızalarda yaşarlar ve ölümsüzleşirler. Onları canlı kılan şey, faaliyet ve fikirlerini manzum ve veciz bir şekilde ifade etmeleridir. Ziya Gökalp şiirin rolü...

HÜRRİYET KASİDESİ - NAMIK KEMAL

        1.      Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten         Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükümetten

ANTİK TANRI; UNESCO

Saliha MALHUN

  Unesco.United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization.Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü.İsmi kadar onu sembolize eden amblemi...

SANATIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ

Ahmet URFALI

 Sanat; ‘’bir duygunun, tasarımın, güzelliğin vb. dışa vurumunda, anlatımında kullanılan  yöntemlerin tümü. Bu yöntemlerle ortaya konulan üstün yaratıcılık. Hüner,...

SÖZÜMÜZE NE(LER) OLUYOR (2)

Edebiyat Dunyamız

… İşimize geldiğinde sözü çeviriveriyoruz hemen. Sözümüz neden kesiyorlar, biz başkasının sözünü niçin kesiyoruz? Sözümüzü esirgememekle nereye varacağımızı sanıyoruz?...

TÜKKÇENİN TARİHÇESİ ve ZENGİNLİ

Edebiyat Dunyamız

DİLLERDE ZENGİNLİK. — Bugün konuşulan dillerin sayısı binlere varır. XIX. yüzyılda dil bilginleri iki binden çok dili incelemiş, birbirine yakınlıklarını,...

NELERE ZAMAN AYIRALIM

Özcan TÜRKMEN

Bir atasözümüz, ‘Terazi var tartı var / Her şeyin bir vakti var.’ der. Atasözünde özetlendiği üzere her şey, sırasıyla oluyor. Vakti gelmeyince çiçek açmaz, vakti gelmeyince...

UYANIKLAR DÜNYASININ BAŞI DERTTE

Feride Turan

Uyanıklar dünyasında rüzgârlar menfaat yönünde eser. Bu dünyanın ağaçları karşılıksız meyve vermez. Çıkarı yoksa kuş uçmaz, kervan geçmez; selam vermez, kelam...

TÜRKÇESİZ BİR HAYAT

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

2000’li yılların başı. Eskişehir’e geleli birkaç yıl olmuş. Haftada altmış saat derse giriyorum. Hem de gıkım çıkmadan. Hiçbir maddi beklentiye girmeden....

digertumyazilar