Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  
  1. harflerSemantics ve pragmatics alanlarına bakış

    Anlam konusudilbilimde semantics (anlambilim) ve pragmatics (edimbilim) alt başlıkları ile ele alınır. Anlambilimin bazı tanımlarında bağlam dikkate alınmaz ve onun bağlamdan bağımsız olarak salt cümlenin, kelime topluluklarının ve kelimelerin anlamı ile ilgili olduğu belirtilir. Bu tanımlarda dil kullanıcıları, kullanım ortamları, ve amaçları dikkate alınmaz. Anlamın soyut bir biçimde zihinde oluşumu ve nesne ile onun simgesel tasarımı arasındaki ilişki üzerinde durulur. Edimbilime ise bağlamdaki ya da kullanımdaki anlam şeklinde yaklaşılır, ve bir bağlamda kullanılmış dilin anlamıyla uğraştığı vurgulanır (Hofmann, 1993; Palmer, 1981; Finegan and Besnier, 1989; Lyons, 1977; Leech, 1988; Morris, 1938, 1946; Carnap, 1942; ve Ullmann, 1962, Yule, 2000). van Dijk (1981), anlambilimin bir ifadenin anlamına odaklandığını, edimbilimin ise onun işlevini ele aldığını vurgular. Biraz farklı bir bakışla, Jackson (1988) edimbilimi anlambilimin bir parçası olarak görür.

    Morris, işaret sistemleri açısından syntax, semantics ve pragmatics üçlüsünü şöyle ilişkilendirir: Syntax, işaretler arasındaki düzen ilişkisini; semantics, işaret ile onun anlamı arasındaki ilişkiyi; ve pragmatics, işaret ile onu algılayan ve yorumlayan arasındaki ilişkiyi inceler (Nöth, 1990: 50). Trafik lambaları örneğiyle açıklayalım. Üç rengin sırasını ve düzenini syntax (kırmızı > sarı > yeşil); her bir rengin anlamını semantics (kırmızı “dur”, sarı “hazır ol”, ve yeşil “geç”); ve kişinin her bir rengi gördüğünde sergilediği davranışı pragmatics (kırmızıda durur ya da başka bir şey yapar, sarıda hazır olur ya da başka bir şey yapar ve yeşilde geçer ya da başka bir şey yapar) inceler. Bir işaret çeşidi olan simge yoluyla işleyen dile bu mantıkla bakılırsa, dil simgelerinin diziliş, düzen ve sıralarını syntax’in, dil simgelerinin anlamlarını semantics’in, ve dil simgelerinin kullanıcılarla ilişkisini pragmatics’in ele aldığı görülür. Bu bakış, bağlam ve kullanımdaki anlamı hep pragmatics’le ilişkilendirirken, semantics’i bağlamı kapsam dışına alarak tanımlar. Bu çalışmada, semantics ve pragmatics kavramları bağlam merkezli olarak yeniden tanımlanacak.

  2. Anlambilim: Kökanlambilim ve artanlambilim

    Öncelikle bu iki kavramın Türkçe karşılıklarını ele alalım. Hem semantics hem de pragmatics anlama dair olduklarına göre, semantics’in anlam alanının genel terimi olabilecek anlambilim terimiyle, diğerinin ise edimbilimle (ya da kullanımbilim)

    karşılanması mantıksal bir sorun yaratabilir (Aksan, 1999: 19). Aynen fen genel teriminin fizik, kimya, ve biyoloji alt dallarından birinin adı olması gibi. Gerçekte, semantics ve pragmatics anlambilim alanının alt birimleridir. Dolayısıyla, semantics ifadesinin Türkçe çevirisi olarak, onun analambilimin bir alt birimi olduğunu belirtecek bir terimin kullanılması daha uygun olabilir. Bu çalışmada önerilen terimler şunlardır: kökanlambilim (semantics) ve artanlambilim (pragmatics). Bu iki terimi geliştirmede temel alınan mantık ileride irdelenecektir. Şekil-1, anlambilimin alt birimlerini göstermektedir.

    Piaget’ye göre insan önce düşünceyi oluşturur ve daha sonra dil yoluyla onu açıklar. Kişi, çevresindeki nesnelerden, nesneler arasındaki ilişkilerden ve bu ilişkilerden doğan düzenliliklerden bir düşünce altyapısı kurar. Dil, bu altyapının bir sonucu veya uzantısı biçimindedir (Owens, 1988) . Öyleyse, anlam doğadaki olaylardan türer. Başka bir deyişle, anlam kuramının merkezinde fiziki bağlam, ortam, doğa ve gerçeklik olmak durumundadır. Bu sebeple, bağlam işin içine katılmadan oluşturulacak bir anlam kuramı, sağlam zemine oturamaz. Doğadaki düzenliliklerin soyut bir izdüşüm olarak kabaca beyne yansımasını/yansıtılmasını sözdiziminin (syntax); nesnelerin ve eylemlerin dil simgelerine dönüşümünü/dönüştürülmesini de semantics’in konusu yapmak, ve bunları yaparken o izdüşüme kaynaklık eden somut bağlamı göz ardı ederek sadece izdüşümlerden anlam kuramı çıkarmaya çalışmak pek sorunlu bir bakış açısı olarak kabul edilebilir. Nasıl ki bir haritaya bakıp gerçek coğrafyadan farklı yeryüzeysel anlamlar çıkarmanın kişiyi yanlış noktalara götürebilme tehlikesi var ise, doğanın düzenini cümle ve öbek yapı kuralları ile nesne ve eylem adlandırmaları olarak soyutlayarak gerçeklikten bağımsız bir anlam dizgesi oluşturmak da sakıncalı olabilir. Bu çalışma bağlamında bir gruba “Rusya Türkiye’nin neresinde?” diye bir soru yöneltildiğinde şu karşılıklar verilmiştir: “Yukarısında”, “Üstünde”, “Kuzeyinde. O kişiler haritaya göre düşünüp dogal gerçekliğe aykırı bir yorum yapmış olabilir. Harita fizikî coğrafyanın kaba bir yansımasıdır; cümle ve öbek yapı kalıpları da doğadaki düzenliliklerin kaba bir temsilidir.

    Image_001.png

    Anlambilim                 Kökanlambilim Artanlambilim

    Şekil-1: Anlambilimin alt birimleri

    Anlam ancak ve ancak bir bağlamda var olabilir. Anlamın ortaya çıktığı ya da çıkarıldığı bağlama kökbağlam denilebilr. Kökanlamsal bağlam o kadar eski ve kanıksanmış olabilir ki, bağlamsız (semantik) açıdan bakanların onu yokmuş gibi kabul etmeleri muhtemeldir. Bir insanın yürümesini, nefes almasını, görmesini vs. fark edememesi gibi. Bu bağlama ilkbağlam, kökbağlam, özbağlam, anabağlam, temel bağlam, semantik bağlam vs. adları verilebilir. Bir ifadenin (kelimenin, öbeğin, cümleciğin, cümlenin ya da bunların dışında kalan kelime topluluklarının) ilk olarak kullanıldığı bağlama denir. Bu bağlamdaki anlam, kökanlamdır (özanlamdır).

    Nesneler ve nesneler arasındaki ilişkiler anlamlara kaynaklık ederler. Temel bağlamlarda algılayan ve yorumlayan kişilerce nesnelere dönüştürülmüş şeyler, o nesnelerin zihinlerdeki kavram hâlleri, ve o kavramların sese veya imgeye dönüştürülmesi süreci yaşanır. Temel bağlamlar şeylerin nesnelere dönüştürüldüğü ilişkiler ve işlemler toplamıdır. Toplumsal iletişimi mümkün kılan boyutlar aslında dilsel olmayıp, ortak dilsel biçimlere kaynaklık eden bağlamsal ortaklıklardır. Varlıklar arasındaki ilişkilerin anlamlı bağlamlarda sürdüğü ve bağlamlarası geçişlerin olduğu fark edilebilir. İnsanların dil yoluyla yansıttığı gerçeklikler, bu bağlamların ve bağlam şebekelerinin ifadesidir. Yani, hâlihazırda doğada bulunan bağlamlar, ana hatlarıyla dilin sözdizimine, anlam içeriklerine, ve söz eylemlerin izdüşürülür (Çakır, 2004).

    Kökbağlamdan türe(til)miş, sap(tırıl)mış, evrilmiş, dönüş(türül)müş, geliş(tiril)miş, başkalaş(tırıl)mış, uza(tıl)mış, kısal(tıl)mış ve tersel(til)miş bağlam ise artbağlamdır (pragmatik bağlam). Tabii ki bu bağlamdaki anlam ise artanlamdır. Artanlamın oluşabilmesi için mutlaka kökanlama dayanması lazımdır. Kökanlam kendi başına her zaman mevcut olabilecekken, artanlam daima kökanlamla göreceli bir ilişki içindedir. Kullanımdaki anlam olarak yorumlanan pragmatics, kullanımdaki artanlam biçiminde

    yeniden tarif edilebilir, çünkü kökanlam da kullanımda hayat bulur. Kullanımı olmayan hiçbir ifadenin anlamından da söz edilemez zaten (Kecskes, 2004). Trafik lambalarına bir daha bakalım. Üç rengin dizilişini, düzenini ve sırasını syntax (dizinbilim), kökbağlamda üç rengin kişiler (kavşaktaki özel taşıt sürücüleri ve yayalar) için anlamlarını ve onlara etkilerini semantics (kökanlambilim), ve artbağlamda üç rengin kişiler (kavşaktaki ambulans veya itfaiye sürücüleri ve trafik kurallarından habersiz kişiler) için anlamlarını ve onlara etkilerini pragmatics (artanlambilim) inceler. Burada getirilen yeni boyut, kökanlambilimin içine de bağlamın katılmasıdır.

    İletişimin olabilmesinin temel şartı, bağlamdır. En basit bağlam en az kişiyi kapsar. Her iki taraf bu bağlamın temel değişkenlerinin bilgisine belirli oranda sahiptirler. Bazı bakımlardan kişiye özel durumlar olabilir. En az iki kişi arasında geçen ve kökanlama dayalı iletişime kökanlamsal (özanlamsal) iletişim denilebilir. Artanlamlar yoluyla geliştirilene ise artanlamsal iletişim adı verilebilir. Doğal iletişimde, tarafların durumlarına bağlı olarak her iki iletişim türü değişik sıra ve miktarda gerçekleşebilir. İkisinin kesin bir dağılımı ve önceden kestirilebilecek bir sırası yoktur. İletişimin sanatsallığı da burada yatmaktadır. Aslında, bir kişinin dil ve iletişim becerilerine sahip olması demek, onun, kökbağlam ve artbağlam bilgilerine, bunlara uygun dilsel ve iletişimsel simgelere, simge dizgelerine ve değişkenlerine hakim olması demektir. Dil bilmek, bağlam bilmektir şeklinde bir önerme üretilebilir.

    Kökanlambilim, bir dilin tarihinde ilk ortaya çıkmış veya üretilmiş bağlamdaki anlam ile, yani tarihi anlam ile ilgilenir. Artanlam(lar)ın mutlaka bir kökanlamla ilişkili ve ona dayalı bir şekilde gelişmiş olması gerekir. Aşağıdaki ifadeyi ele alalım:

    (1) “Sök (de) göreyim”

    Bu ifadenin belirli bağlamlarda şu anlamları ortaya çıkar:

    (1a) Kökanlam (KA) -“Sen önce sök ve ben sonra göreceğim.” (talimat)

    (1b) Artanlam (AA) -“Sökersen seni cezalandırırım.” (meydan okuma, tehdit, uyarı)

    Bu ikisinden hangisi kökbağlamdır, hangisi artbağlam? Bir grup insana bu soru sorulduğunda, istisnasız hepsi talimat işlevinin önce geldiğini belirtmiştir. Tabii ki, talimat işlevini yerine getiren (1a) kökbağlamsal anlamdır. Diğeri ise, bir artbağlamda ortaya çıkmıştır. İddia edilebilir ki, “Sök de göreyim” ifadesi dil tarihinde ilk kez kullanıldığında talimat işlevini gerçekleştirmek üzere üretilmiştir. Daha sonra insanlar ona meydan okuma işlevini de yüklemiş olmalılar. İfade öncelikle kökbağlamda kullanılıyor ve daha sonra bir şekilde meydana gelen artbağlamda yeni bir işlev için anlam değişimine uğruyor.

    Her ifadenin mutlaka kökanlamdan başka artanlamının veya anlamlarının olması gerekmiyor. Bunu ancak dili kullanan halk belirliyor. Örneğin, çok bireysel kullanımlar dışında, (2)“Adınız nedir?” ifadesinin kökanlamının dışında yaygın bir artanlamını bulmak zordur. Tersine, (3) “Gelse ne olur?” ifadesi, şu anlamları verebilir:

    (3a) KA- “Eğer gelirse ne olma ihtimali var?” (ihtimal sorgulama) (3b) AA1a- “Gelmesini diliyorum.” (serzeniş yüklü istek, dilek)

    [serzeniş muhataba yönelik olmayıp, gelmesi istenilen üçüncü şahsa dönük]

    AA1b-“Gelmesini diliyorum.” (serzeniş yüklü istek, dilek)

    [serzeniş gelmesi istenilen üçüncü şahsa yönelik olmayıp, bir şekilde üçüncü şahsın gelmesine mani olan muhataba dönük]

    (3c) AA2 - “Geleceği varsa göreceği de var.” (meydan okuma)

    Kökanlamın artanlama dönüşebilmesini dilsel yapılar sağlayabilir; ayrıca, ses tonu, ve vücut dili de kullanılabilir. İfade (3)’te dilek kipi ve geniş zaman yapısı uygun vücut hareketleri ve ses tonu ile birleşince üç değişik anlamı aktarmayı mümkün kılıyor. Tabii ki olayın gelişimi artanlamın oluşmasındaki en temel kaynaktır. Aslında, bir kişinin dili edinim sürecinde, dilsel simgelerin ve belki de onlardan daha önemli olarak, o simgelerin etkinlik kazanmasını sağlayan olay gelişim hikâyelerinin, ve kurgularının belleğe yerleştirmesinin gerçekleştiği söylenebilir. Kişi bir dizi film yazarı gibi çok sayıda olayı genel hatlarıyla kafasına kazır ve bir olayın genel hatları belirdiğinde,

    iradesiyle her an biricik ifadeler ve tutumlar geliştirme imkânını saklı tutsa da, olaya uygun ve genelleşmiş dilsel ve iletişimsel unsurları devreye sokar. Bu devreye sokuş, doğaldır ki, bütün kişilerde ve değişik zamanlarda aynı kişide tamamen aynı olmayabilir. Ancak ana hatlar kökanlama ve eğer var ise artanlama çıkar. Dilin toplumsallığı da böyle doğar. Aksi takdirde dilsel iletişimden söz edilemez.

    Bir kelimenin ilk akla gelen anlamı, onun kökanlamıdır. Birden fazla anlama sahip ise, bunlardan yalnızca birisi kökbağlamdan türemedir, ya da en eski bağlamın veya ilkbağlam olmadığı hâlde değişik sebeplerle kök konumuna gelmiş bir bağlamın anlamıdır. Onun dışında kalan bütün anlamlar artanlamlardır. Aynı mantık; öbek, cümlecik, cümle ve bunların sınıfına girmeyen kelime toplulukları için de geçerlidir. Bu arada, her bir kişinin yalnızca kendine özgü üretimleri konumuzun kapsamı dışındadır. Onlara kişiye özel anlamlar ve kullanımlar denilebilir.

  3. Kökanlam-artanlam işleticileri

    Kökbağlamdaki anlamın artbağlamdaki anlama dönüşmesini sağlayan dil yapıları kökanlam-artanlam işleticileri (KAİ) olarak adlandırılabilir (Çakır, 1997). Bunlar bir kelimeden ibaret olabileceği gibi, birkaç kelime veya ifadenin tamamı bu işlevi yerine getirebilir. Örneğin:

    1. Aman uyandırma!




      [KA: Bırak uyusun; AA: Sen onun uyandırılmamasını istiyorsun ama senin bu isteğine katılmıyorum, hatta protesto ediyorum ]

    2. Gel de şimdi kitap oku.




      [KA: Şimdi gelmeni ve kitap okumanı istiyorum; AA: (Konuşmacıyı rahatsız eden bir durum ertesinde)Bu durumda kitap okuyabileceğimi sanmıyorum YA DA Bu durumdan sonra kitap okuma hevesim kalmadı]

    3. Nereye gidiyorsun?




      [KA: Bana gitmekte olduğun yeri söyle; AA: Dur!]




    4. Aferin!




      [KA: Yaptığın hareketi iyi buluyorum; AA: Yaptığın hareketi iyi bulmuyorum ]




    5. Bir piyano eksikti.




      [KA: Piyano dışında bütün sazlar vardı; AA: Piyanonun da olmasını onaylamıyorum ]




    6. Hepsini içseydin.




      [KA: İçeceğin tamamını tüketseydin bir mahsuru olmazdı; AA: İçecekten bizim için yeterli miktarı bırakmamışsın ve bu durumu eleştiriyorum]

    7. Evi yönetmek sana mı kaldı?

    [KA: Evi yönetme işi senin üzerine mi kaldı?; AA: Evi yönetme işini yerine getirecek başkaları var, sen karışma!]

    KAİ koyu harflerle verilmiştir ve sabittirler. Bağlamın hikâyesine koşut olarak, KAİ dışındaki unsurlar değişebilir. Altı çizili ifadelerin yerine değişen durumlara bağlı olarak başka ifadeler gelebilir. Örneğin, (8)’de ‘piyano’ ifadesinin yerine, ‘Ahmet, Mehmet, Ali vb.’ özel isimler gelebileceği gibi, başka cins isimler de kullanılabilir. (9)’da “içseydin” yerine “yeseydin”, “alsaydın”, “götürseydin” vs., (10)’da “Evi yönetmek” yerine “Akıl vermek”, “Karar vermek”, “Ders vermek” vs. gelebilir. (9)’da ikinci tekil şahıs yerine, üçüncü tekil şahıs, ikinci çoğul şahıs ve üçüncü çoğul şahıs gelebilir. Birinci tekil ve çoğul şahıslar kullanılamaz. Aynı durum (10) için de geçerlidir.

  4. Anlambilim açısından yabancı dil eğitimi

    Her dil kendine özgü dizinbilim, kökanlambilim ve artanlambilim özelliklerine sahiptir. Değişik dil ailelerine üye diller arasında bu özellikler bakımından farklılıklar daha da derindir. Tarihsel, kültürel, toplumsal ve coğrafî özgünlükler dilleri birbirinden fazlaca uzaklaştırabilir. Çok genel kökbağlamlar dışında ortaklıklar az sayıda olabilir. Dahası, artanlamların oluşumu tamamen göreceli şartlarda gerçekleşebilir. Eğer yabancı dil

    öğrenen kişinin o dili konuşan toplumun içinde belirli bir süre yaşaması imkânı yok ise, yabancı dilin anlambilimini, özellikle artanlamları, yeterince öğrenmesi güç olabilir.

    Dolayısıyla, yabancı dil öğretiminde anlambilim açısından gerçekçi hedefler ortaya konulmalıdır. Yabancı dilin bütün anlamları öğrenilemeyeceğine göre, kökanlamsal iletişim ve artanlamsal iletişim için anlama ait bilgi ve beceri eşikleri belirlenebilir. Günlük hayatta sık kullanılan kökanlamlar ve artanlamlar ile bunlara ait kökbağlam ve artbağlam hikâyeleri ders içi etkinliklerin genel çerçevesini oluşturabilir. Müfredat dizinbilimden daha çok, anlambilimi merkeze koyabilir. Bağlamların olabildiğince gerçeğine uygun bir şekilde sunulabilmesi için, etkinlikler iyi seçilmiş görsel-işitsel- devinimsel malzemelerle desteklenebilir. KAİ örnek konuşma parçaları seçilirken ana ölçütlerden biri olabilir. Yabancı dil öğretim yöntemleri arasında bağlam konusuna vurgu yapanlar İletişimsel Dil Öğretim Yöntemi (Communicative Language Teaching Method), Anlambirimsel Yaklaşım (Lexical Approach), ve Doğrudan Öğretim Yöntemidir (Direct Method) (Larsen-Freeman, 1986; Lewis 1993). Bu yöntemler anlamı ve bağlamı vurgulasalar da kapsamlı ve ayrıntılı bir bağlam bakışına sahip bulunmamaktadırlar.

  5. Sonuç

Anlam semantics ve pragmatics olarak iki temel alanda ele alınırken, bağlam ve kullanıcı genellikle ikinci alanın kapsamına alınmaktadır. Birinci alanda kullanıcıdan soyutlanmış bir bakış söz konusudur. Kecskes (2004)’in vurguladığı gibi, bağlam olmadan anlam gerçekleşemeyeceği için bu bakışın yeniden ele alınıp bağlamın işin içine katılması gerekmektedir. Ayrıca, iki terimin Türkçe karşılıklarında da mantıksal sorunlar bulunmaktadır. Anlambilim ve edimbilim terimlerinin yerine, anlambilim genel teriminin alt birimleri olarak kökanlambilim ve artanlambilim ifadelerinin daha kabul edilebilir olabilecekleri gözükmektedir.

Kullanım boyutunu sadece pragmatics’le ilişkilendirmek yerine, hem semantics hem de pragmatics’in bağlam içinde değerlendirilmesi daha doğru olabilir. Buna koşut olarak, bağlama kök bağlam ve art bağlam olarak iki açıdan yaklaşılabilir. İletişimin

kökanlamsal ve artanlamsal yönleri üzerinde durulabilir. Kökanlamların artanlamlara dönüşmesini sağlayan KAİ incelenebilir ve dillerin KAİ dökümleri yapılabilir.

Yabancı dil öğretiminde bağlam bilgisi öne çıkarılabilir ve böylelikle iletişim daha özgün ve doğal bir biçime kavuşturulabilir. Yabancı dilin günlük iletişimindeki temel bağlamlar tespit edilebilir, derecelendirilebilir, ve müfredata yayılabilir. KAİ fazlaca tekrarlanarak otomatik olarak kullanılır hâle getirilebilir. Anlam ve bağlam boyutlarına diğerlerinden daha fazla yer veren yöntemlerin eksikliklerini gidermek amacıyla bir Bağlamcı Dil Öğretim Yöntemi (ProContext Language Teaching Method) uygulanabilir.

Cemal ÇAKIR

GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 24, Sayı 3 (2004) 245-255

Kaynaklar

Aksan, D. (1999). Anlambilim. Ankara: Engin Yayınevi

Carnap, R. (1942). Introduction to Semantics. Cambridge, Massachusetts: the MIT Press.

Çakır, C. (1997). Factors That Lead Intermediate and Advanced English Learners in Turkey into Semantic Interlanguage. Doctoral Thesis. Gazi University, Ankara.

Çakır, C. (2004). Bağlam. Felsefe Ansiklopedisi 2. Etik Yayınları.

Finegan, E. & Besnier, N. (1989). Language: Its Structure and Use. San Diego: Harcourt Brace Jovanovich, Publishers.

Hofmann, T. R. (1993). Realms of Meaning. London: Longman. Jackson, H. (1988). Words and Their Meaning. New York: Longman.

Kecskes, I. Editorial: Lexical Merging, Conceptual Blending, and Cultural Crossing,

Intercultural Pragmatics, 2004, Volume 1-1, 1–26.

Larsen-Freeman, D. (1986). Techniques and Principles in Language Teaching. OUP. Lewis, M. (1993). The Lexical Approach. Hove: Language Teaching Publications.

Leech, G. (1988). The Principles of Pragmatics. London: Longman. Lyons, J. (1977). Semantics. Cambridge: Cambridge University Press.

Morris, C.W. (1938). Foundations of the Theory of Signs. Chicago: Chicago University Press.

Morris, C.W. (1942). Signs, Language, and Behavior. Englewood Cliffs, New Jersey: Prentice Hall.

Nöth, W. (1990). Handbook of Semiotics. Bloomington: Indianapolis University Press. Owens, R. E. (1988). Language Development: An Introduction. Columbus: Merrill

Publishing Company.

Palmer, F. R. (1981). Semantics. Cambridge: Cambridge University Press.

Ullmann, S. (1962). Semantics: An Introduction to the Study of Meaning. Oxford:Basil Blackwell.

van Dijk, T. A. (1981). Studies in the Pragmatics of Discourse. The Hague: Mouton Publishers.

Yule, G. (2000). Pragmatics. Oxford: Oxford University Press.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

BİR YOLCULUK HİKÂYESİ

Sevdik birbirimizi, yakışmıştım ben sana. Gölgen gibiydim daima yanında, daima seninle. Yazın o kavurucu sıcaklarında, yollarda ahh!  o yollarda. Torosların kıvrım kıvrım inceliğinde, mis kokulu...

SAYI 2 - AH GÜZEL İSTANBUL!

Sayı: 2 Vapur sesi, martı sesi, denizin sesi, ardından Sadri Alışık’ın güzelim İstanbul Türkçesi… 1966 yapımı siyah beyaz filmde, rengârenk hayallere daldırır bizi Sadri Alışık ve...

ÖTELERDE ÖLÜM YOK DEMİŞTİN

Kafilemiz Bolu Dağı’nda mola verdiğinde ben şair bir abiyle köşedeki masaya oturmuştum. Sen suyu çok seven çocuklar gibi gümrah akan çeşmede elini yüzünü yıkadıktan sonra...

BİLGİ CEBİMDE, BİLGİSAYARIMDA, YANIMDA!...

Geçmişin hiçbir döneminde çağın bilgisine sırtını döndüğü hâlde rahat yaşamış, yükselmiş, ilerlemiş bir toplum yoktur; gelecekte de olmayacaktır. İnsanoğlu kendi devrini doğru okuduğu müddetçe geleceği...

BAYRAM GEÇİNCE

Milletçe sevinç içinde kutladığımız milli ve dini günlerimiz, bayramlarımız … Bayramlarımız, hüznün kederin, sevincin, mutluluğun paylaşıldığı günlerimiz. Sevenlerin ve sevilenlerin bir arada olduğu en tatlı...

VİYANA İZLENİMLERİ

 Viyana’daydım.      Sevdiklerimizin yaşadıkları yerler zihnimizin bir yerinde hep canlılıklarını korurlar. Benim için de Viyana böyledir. Her bahar Viyana’ya doğru akar durur duygularım. Adını kısaltarak ‘’Minik’’...

DÜŞMANA BENZEMEK!

Ne garip değil mi? İnsan indirildiği bu yeryüzünde mütemâdiyen içten dışa çevresini, tabiatı ve insanları gözlemlerken sâdece bununla yetinmemesi gerektiğini hissedip eşyânın ardındaki sırra da dikmiş...

SERVET-İ FÜNUN (EDEBİYATI-I CEDİDE) EDEBİYATI (1896 - 1…

Servet-i Fünun, daha önce Ahmet İhsan tarafından çıkarılan bir fen dergisidir. Recaizade, 1895 sonlarında derginin başına Tevfik Fikret’i getirir. Tanzimat’la birlikte başlayan edebiyatı Avrupa ruhu...

İSMET ATLI'NIN ARDINDAN

İsmet Atlı Ağabey vefat etti, duydunuz mu? Benimki de lâf mı yani, elbette duymuşsunuzdur. Günlerce başta TRT olmak üzere bütün televizyon kanalları verdi, İsmet Atlı ile ilgili...

Halide Edip Adıvar ve Sinekli Bakkal

Halide Edip Adıvar'ın Hayatı ve Edebi Kişiliği: Halide Edip (1884-1964) İstanbul'da doğmuştur. 1901'de Üsküdar Amerikan Kız Koleji'ni bitiren yazar, Rıza Tevfik ve Salih Zeki'den özel dersler...

HOCAM HAKKI TARIK BEY

Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk yarıcı, gayet ciddi, temkinli herşeyden evvel lisan âlimi ve hastalık derecesinde mantık düşkünü, yalçın bir...

NAMIK KEMAL’E DAİR ÜÇ DİKKAT

Tanzimat döneminin topluma ve dünyaya en açık kalemlerinden biri Namık Kemal’dir (1840-1888). Onun hayatı bazen melodrama kaçan bir romana bazen de romantik bir şiire benzer...

BİRLEYEREK OLUŞMAK

Aktif Düşünce Yayıncılık Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile yapılmış olan bir dizi sohbetten oluşan bu eser, on iki başlık altında çağın problemlerini, kültürel, entelektüel, manevi buhranları...

YAKUP'UN KANATLARI - MİSLİ BAYDOĞAN

Hû Diyen Karga- Selçuklu Hikâyeleri adlı kitabıyla, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Selçuklu neslinin o müthiş serüvenini bizlere bir karganın ağzından anlatan Misli Baydoğan, şimdi de Yakup’un...

KAOTİK BİR ROMAN OLARAK: DÜNYA DÖNMEDEN ÖNCE

 Veysel Gökberk Manga’nın ilk romanı “Dünya Dönmeden Önce”[1] kaotik bir roman metnidir. Kurgusu da kaotiktir, tahkiyedeki olayların dizilişi de kaotiktir. Romanın başat karakterinin adı kestirmeden T’dir...

NESEFÎ’DEN DOSTOYEVSKİ’YE KÖTÜLÜĞÜ ANLAMAK

Friedrich Schiller “Haydutlar” adlı piyesinin önsözünde kötülüğü yıkmayı hedef edinmiş bir sanatçının kendi eserinde oto-sansüre gitmesinin yanıltıcı olacağını ima ederek şöyle der: “Dinin, ahlâkın ve...

TÜRKİYE’DE GENÇLİĞİN TOPLUMSAL KİMLİĞİ VE POPÜLER TÜKET…

Bu makalede özellikle medya tarafından oluşturulan popüler kitle kültürünün gençlik açısından ne ifade ettiği ve bu kültürün gençliği nasıl kuşattığı analiz edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Türkiye’de...

Mavi Türkü

Bütün yazılarına kendinden bir şey yansımış. "Boynuma kadar terime gömülmeye razıyım. Yeter ki, bir kez doyasıya huzurunda durayım" dedirten aşk bir kararda tutmamış onu. Gâhi...

SÜRGÜN MEKTUPLARINDAKİ ZİYA GÖKALP - 2

   Saadettin Yıldız[1]  1.1.2.2.Yeşilköy Hayâli         Esirlik sonrasında sakin, yeşil ve huzurlu bir yerde yaşamayı hayal eden Gökalp, Limni ve Malta'da da tabiat güzelliklerine, açık havaya...

TÜRK DEVLET GELENEĞİ - Prof.Dr. AYDIN TANERİ

Türk Devlet GeleneğiProf.Dr. Aydın TaneriMerhum Prof. Dr.Aydın Taneri’nin birkaç defa yeniden geliştirilerek basılan “Türk Devlet Geleneği Dün-Bugün” adlı (Ankara,1993) eserinde kültür, millet,devlet kavramlarıyla ilgili görüşlerinden...

MÜZİĞİMİZ, TÜRKÇE, ÇOCUKLARIMIZ VE KÖKLER ÜZERİNE SAYIN…

Sayın Fatma Adile Başer, akademik düzeyde ve ama bir sanatçı duygu ve duyarlılığı ile bizim müziğimiz, Türkçemiz, kültürümüz ve medeniyetimiz üzerine okuyor, inceliyor, düşünüyor, sunuyor...

Arif Nihat Asya

Arif Nihat ASYA Türk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 yılında Çatalca'nın İnceğiz Köyü'nde dünyaya geldi. Babası Tokatlı Zîver...

Muhakemetü'l Lügateyn Nedir?

Ali Şir Nevai’nin yazdığı, kelime anlamıyla “İki dilin kıyaslanması” anlamına gelen Muhakemetü'l Lügateyn’i inceleyeceğiz bu yazımızda.. Muhakemetü'l Lügateyn Nedir? Muhakemetü'l Lügateyn, Orta Asya edebiyatının Çağatay sahasının en...

ŞİİR ÖLÜYOR MU? - AHMET HAMDİ TANPINAR

Bir müddetten beri Ulus gazetesinde mühim bir anket devam ediyor. Anketin mevzuu şudur : Şiir ölüyor mu? ... Her hafta bir şâirimiz bu suale cevap vererek...

SESSİZTANBUL

İstanbul’daydım bugün yine… Biliyorum sana haber vermeliydim gelirken. Bana kendine bir iyilik yap ve İstanbul’a gel demiştin. Seninle olsak neler yapardık bilmiyorum. Belki Yerebatan Sarnıcı’nda...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 8

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında...

BARTIN'DAN BATUM’A GİDEN YOL RİZE'DEN GEÇER

Ne güzel demiş şair, “Seher yola giren âşık gece Leylâ’da akşamlar”. Seher, Bartın’dan yola çıkan seyyah, gece Batum’da akşamlar mı bilmem ama ben akşamladım. Hayatımın...

GÖNÜL GÖÇLERİNİN DURAĞI

Hz.Mevlana şöyle der göçle ilgili;’’ “Kervan başının, kervanın kalkmak üzere olduğunu haber veren çanların sesini duyuyor musun? O tarafta nice yol arkadaşımız, nice dostlarımız var...

TÜRKÜ(LERİMİZ) BİZİ SÖYLÜYOR MU(YDU)

Türkünün konusu insan ... İnsanın başından geçenler, insanın başına gelenler, insanların gönül ve ülkü dünyaları ... Bunların dile ve tele gelişi... Türkülerimiz köy köy, oba oba, burcu burcu...

VATAN ENDİŞESİ VE CEHALET “MÜREKKEBİN AKMADIĞI YERDEN K…

Yaşar Nabi Nayır’ın bir anketine verdiği cevapta Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle demektedir: “Hiçbir milletin münevveri bizim kadar içtimaî olamaz. Eğer ferde ait bazı tabii hakların...

BURSA'DA BİR AKTAB DÜKKANI

Arap Şükrü Sokağı, sabah akşam değiştirmediğim güzergâhımdır. Eskiden kışları yerler biraz kaygan ve çamurlu olurdu ama öğleye varmadan çabucak temizlenirdi. Şimdi de öyle, esnaf her...

ANTİK TANRI; UNESCO

  Unesco.United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization.Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü.İsmi kadar onu sembolize eden amblemi de oldukça ilginçtir bu örgütün. Ön cephesinde...

SANATÇININ PSİKOLOJİSİ

Amerikalı teolog ve psikolog Rollo May “Yaratma Cesareti” adlı eserinde şöyle bir saptamayı okurlarına hatırlatır: “Ressam resmini, suçlunun suç işlerken hissettiği duyguyla yapar.”[1] Bu saptamadaki ressamı...

SABIR

Teknolojik gelişmelerle bağlı olarak insanın hırsı tahrik ediliyor. Hırs, zamanla tamaha dönüşüyor. Tamahın tabii sonucu da sabırsızlık…Sabır her şeye rağmen susmak değil asla… Ama Sabır...

ÇOK SESLİ BİR ŞAİR HAMİT

Türk edebiyatının yaptıkları ve yazdıklarıyla iz bırakan şahsiyetlerinden biridir Abdülhak Hamit Tarhan(1852-1937). Hayatının en küçük ayrıntısı bile yüzlerce sayfalık romana, saatlerce sürecek bir filme dönüşebilecek...

GENÇ EDEBİYAT ARAŞTIRMACISININ YANLIŞLARI

Yıllardır yüksek lisans, doktora ve yardımcı doçentlik jürilerinde, son üç yıldır bunlara ilâve olarak Eski Türk Edebiyatı anabilim dalının doçentlik jürilerinde bulunmaktayım. Özellikle son yıllarda...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 6

Yüzbaşı Mustafa ve küçük Mustafa Kemál birlikte Selânik'e dönüyorlardı. Bu arada tren yolunun yanındaki ağaçları gözü yakalamaya çalışıyor, fakat mümkün olmuyordu. Aile büyüklerinden ve özellikle...

Arif Nihat Asya'da Vatan Sevgisi ve Tarih Şuuru-2

Vatan sevgisinin ideolojik boyutuna bakıldığı zaman, Arif Nihat'ın samimi bir Turancı olduğu rahatça görülür. Ölümünden üç yıl önce kendisine sorulan bir mülâkat sorusuna verdiği şu...

500 Yılın Ardından Piri Reis

Nazan Karakaş Özür YEDİTEPE YAYINEVİ UNESCO 2013 yılını, Piri Reis Haritasının 500 Yılı olarak kutlamıştır. Yıl boyunca birçok organizasyon yapılarak bu faaliyetlerle, Piri Reis’i anmaya...

Senaryo Nedir?

Senaryo  Anglosaksonların 'spec script' , Fransızların 'continuite dialoguee' adını verdiği, sayfası 45 saniye ile 1 dakika arası bir zamana denk gelen teknik bir metindir. Senaryo...

Yeşil Çeşme

Beni o büyük çocuklar karşında koruyan diyemem ama hiç olmazsa teselli eden bir kız vardı: Polika! Kasabaya taşındığımız gün gavur diye horladığım için bana darılmasının...

MUHABBET

Muhabbet kuşu gördünüz mü hiç? Hiç muhabbet kuşunuz oldu mu? Muhabbet ettiniz mi hiç muhabbet kuşuyla… Muhabbet beslediklerinizin sayısını hiç düşündünüz mü? Muhabbet tellalı tanıdınız mı? Argo, ‘Geyik...

SÂKİNÂMELERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE GELİŞİMİNE GENEL BİR BAK…

Sâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç, gereç ve âdetlerini, içkiyle uzaktan yakından ilgili pek çok düşünce, duygu ve kavramı bazan...

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

Tanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya döndürdüğü bir dönemdir. Fransız İhtilali ile başlayan hürriyet, adalet, eşitlik düşünceleri Osmanlı toplumunu da...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

İSYAN AHLAKI - NURETTİN TOPÇU

İsyan Ahlakı, Nurettin Topçu'nun Sorbonne Üniversitesindeki felsefe tezidir. 1934 yılında Nurettin Ahmet imzasıyla Paris’te Fransızca olarak yayınlanmıştır....

İSTANBUL DÂRÜLMUALLİMÎN-İ (1848-19

İstanbul Dârülmuallimîn-i (1848-1924) Uğur Önal, Togay Seçkin BirbudakAnkara, ATAM, 1.bs., 2013, 360 sayfa, ISBN:978-975-16-2535-9 Yayına hazırlayan: Fatih AKMANTürk...

ATİLLA'NIN KALKANI - HASAN ERDEM

Hasan ERDEM Ötüken Neşriyat Daha önce kaleme aldığı “Şar Dağının Kurtları”, “Argos Kalesi”, “Kızıl Atın Süvarisi”, “Balkan Şahini” ve “Otranto 1480”...

İŞRAK DUYGULARI - AHMET URFALI

İŞRAK DUYGULARI - Ahmet Urfalı RUMİ YAYINLARI Araştırmacı-eğitimci-şair Ahmet Urfalı'nın yeni şiir kitabı “İşrak Duyguları” Rumi Yayınları'ndan piyasaya...

TÜRKÇENİN UYANIŞI-1

Edebiyat Dunyamız

Bugün akademik düzeyde bile dilin imkânlarını, maalesef şuuraltında yürüyen bir değerlendirmeyle hayata geçiriyoruz. Sözünü ettiğimiz tutum, zamanla düşünme...

Şiir Hakkıında-2

Edebiyat Dunyamız

Bundan birkaç sene evvel M. Bremond, saf siire dair Akademi'de söylediği bir nutukta, şiir lisanına dua demişti. Kabulü biraz güç olan bu iddiada siir li­...

OKUMADAN LİM YAZMADAN MUALLİM

Özcan TÜRKMEN

Bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam(lar) çıkarırdık. Bir işin özelliklerini, işleyişini, en ince ayrıntılarına kadar iyice öğrenenlere, o...

DOYULMAZ SEVGİ-BURAM BURAM AŞK: YUNUS

Ali_Alper ÇETİN

Benim bunda kararım yok,Ben bunda gitmeğe geldim.Bezirgânım metaım çokAlana satmağa geldim. Ben gelmedim dâvâ içinBenim işim sevi içinDostum evi...

İSKENDER PALA’NIN ŞAH VE SULTAN ADLI

Çalışmamızın konusu olan Şah ve Sultan romanı, 16. yüzyılda Türk tarihinin en önemli vakalarından olan mezhep ayrılığı ve bu ayrılığın ortaya koyduğu siyasi...

ZAMAN YÖNETİMİ

Zamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz. İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda...

Reşat Nuri Güntekin: İlk Romanımı N

Gizli El benim ilk romanımdır. Mütarekenin ilk yılında Dersaadet ismindebir gündelik gazete çıkarmağa hazırlanan Sedat Simavî arkadaşım benden bir roman...

digertumyazilar

TARİH GEZGİNİ
TARİH GEZGİNİ

Alfabetik

Abdullah SATOĞLU
Prof.DR.Hilmi ÖZDEN
Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ
Özcan TÜRKMEN
"bezm-i elest: tas. Allanın ruhları yaratıp "elestü bi-rabbiküm" (=ben sizin Rabbiniz değil miyim ?) dediği an. "

Üye Girişi

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
2857549
Bugün
Dün
Geçen Ay
2379
7322
260070

Your IP: 172.69.69.21
18-06-2019