Pazartesi 1 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 9 - 18 dakika)
Bunu okudun 0%



Tarih yazıyla başlar diyenler, geçmişin aktarıcısı olarak yazıyı kabul ediyorsa, bu durumda yazıdan önce kaya resimlerine bakmaları gerekir. Türk tarihi yazanlar ise Türk kaya resimleriyle damgalarını dikkate almalıdır.

 Damga kavramı Türk- Moğol halkları tarafın­dan kullanılmakta olup, damgaların nasıl oluştuğu konu­sunda kesin bir hüküm yoktur. An­cak genel olarak, kayalardaki işa­retlerin, resimlerin zamanla dam­galara dönüştüğü genel kabul gör­mektedir. Damgalar konusundaki ilk çalışmalar XX. yüzyılın ilk ya­nsında yapılmaya başlanmıştır. Mesela Akçokraklı’nın çalışması1 bu konudaki öncü eserlerden olup, Türkiye’de bu konudaki ilk çalış­malar Yalgan tarafından yapmıştır.2

 

Şırnak, Türkmenistan, Kazakistan, Hakkari ve Tuva'da ortak damgalar. 
Pazırık kurganındaki buluntu­lardan** sonra özellikle damgalar ve onların tarihi kaynakları konu­sunda yeterli olmasa da Sovyet kaynaklı bazı çalışmaların yapıldı­ğı görülmektedir.



Mesela Orkun ilk baskısı 1941 de yapılan eserinde Türk yazısının “fikir belirten işaret” (ideogram, ideografik) anlamına gelen kaya re simlerinden oluştuğunu Y. D. Polivanov’a atfen belirtir.3 Esin’debilhassa ki M.Ö. IV. yüzyılların­dan sanılan Esik mezarında, gü­müş bir kap içinde, Kök-Türk harf­lerinin arkaik şekli olduğu sanılan harfler ile yazılmış ve Kazak âlim­lerine göre, iki harfi yalnız Türk çede olan bir yazı bulundu. Bu çok önemli buluş, Kök-Türk yazısının Milâddan önce, belki Aristov, N. Orkun ile Kisilev’in sandıkları gibi, damgalardan gelişerek teşekkül ettiğini gösterir”4 der.

 

Türk sözlü geleneği izlendiğin­de, zamanla onlardan bazılarının kaya resimlerine, kaya resimlerinin bazılarının damgalara, damgalar­dan bazılarının da yazıya dönüştü­ğü görülmektedir. Hatta kadim Türk alfabesinin birçok harfi tarihte ve günümüzde karşımıza damga olarak çıkmaktadır. Bu damgaları­nın bazıları zamanla Türk aileleri­nin, boylarının damgası olduğu gibi bazen de çok farklı yerlerde kullan­mışlar. Gümümüzde de bazı binala­rın dış cephelerinde, çiçek saksıl a­rında, otobüs duraklarında, Türk halı-kilimlerinde, mezarlarda, para­larda, etnografya eserinde, hatta tuvalet ve baraj duvarında vb. yer­lerde o damgaları görebilmekteyiz.5

Bu konuda Sümer Oğuz boy­larına ait damgaların Anadolu’da hayvanlara vurulduktan başka ha­lı, kilim motifi olarak kullanıldığı­nı, aşı boyası ile evlerin duvarlarına resmedildiğini, kap kaçağa ve nazar değmemesi, uğur getirmesi için bazı giyim eşyasına nakşedil- diğini ve hatta mezar taşlarına çi­zildiğini biliyoruz ”6 der.

 

Türkmenistan'da bulunan ve M.Ö.'ne tarihlenen bir damga aleti.

Damgalar, bir dilin alfabeleri ve aynı zamanda ait oldukları sosyal grupların miras bıraktığı ilk anlatılar biçiminde tanımlanabilirler. Bu se­beple damgalar, sosyo-kültürel araş­tırmalarda başvurulması gereken ön­celikli vesikalardır. Çünkü damgalar bir nesneyi ya da nesneleri ifade et­menin ötesinde, daha çok insanla il­gili soyut dünyayı ifade eder.

 

Moğolistan'da bir ata damga vurulması

Tabiat bilimlerinde olayları ve nesneleri görme veya onlara bakma eylemi, bazen araçların ve özel bil­gilerin varlığını zaruri kılar. İnsan ve kültür bilimlerinde ise, insanlar her baktıklarını bilmiş, dahası anla­mış zannederler. Oysa durum hiç de sanıldığı gibi değildir; zira her görülenin bütünüyle anlaşılması mümkün olmamaktadır. Örneğin, insanların kullandıkları “sembol­ler, kolektif amaçları ve değer biç çimleri belirtmeleri sebebiyle, düz şüncenin kişisel olmayan ve emir kipli (imperative) belirleyicileri­dirler”.7 Bu durumda sembol, ferdî olmanın ötesinde sosyal bir hizmet de görür.



Sosyo-kültürel bir değeri anla­mak; araç kullanmaktan öte, derin bir sezgi gücünü, empati (duygu­daşlık) kurabilme becerisini ve uy­gun yöntemlerin kullanılmasını zo­runlu kılar. Mesela, bir kültür unsu­ru sadece tarih, antropoloji, halk bilimi, sosyoloji ve benzeri bilim dallarından biri esas alınarak yete­rince anlaşılamaz; çünkü kültür un­surları tarihî süreç içinde sosyal ve fiziki coğrafyada oluşur ve değişir. Bu süreçte onları etkileyen amiller daima birden daha fazladır. Dolayı­sıyla, sosyo-kültürel olaylar zanne­dildiğinin aksine en zor anlaşılan olguların başında gelir.



Damgaların kullanımı açısından bakıldığında halı ve kilim yapımı / dokuması sanıldığı gibi basit bir sosyal faaliyet değildir. Bunlar, bir sosyal grubun veya bir milletin sosyal tarihini açıklayabil me gücüne sahip bilgi­ler ve deneyimler ya m sıra, duygu ve düşüncelerin ifa­desini, bireylerin ve sosyal grupla­rın estetik/beğeni algılamasını bün­yelerinde taşırlar. Dolayısıyla, damga­lar, birer sanat eseri olmaktan öte, her metinler, halkın en sade duygu ve düşüncelerini ifade ederler. Dolayı­sıyla, tarih yazıcılarının, sanatla il­gilenenlerin ve sosyo-kültürel kav­ramlar hakkında çalışanların etno­grafya eserlerindeki damgaları dik­kate almamaları düşünülemez.

 

Damga aletleri - Tokat

Türkiye’de halı, kilim konusun­da yazılan eserlerde damga kavra­mı yerine sembol, özellikle de mo­tif kavramı kullanılmıştır. Türk Dil Kurumu tarafından bu kavramlar şöyle tanımlanmıştır: Motif, Fran­sızca bir kelime olup “yan yana gelerek bir bezeme işini oluşturan ve kendi başlarına birer birlik olan öğelerden her biri” diye tanımla­nır. Sembol, simge demektir; simge ise, dilimizde “duyularla ifade edi­lemeyen bir şeyi belirten somut nesne veya işaret; remiz, rumuz, timsal, sembol” biçiminde açıkla­nır.8

Bizim çalışmalarımızda sürekli kullandığımız damga adı ve terimi ise, motif ve sembolden daha fark­lı bir anlamı ifade eder.*** Damga­ların hepsi olmasa da, önemli bir kısmı mühür, bir boyun/aşiretin bayrağı veya bir ailenin eşyalarını ya da hayvanlarını başka ailelerin eşya ve hayvanlarından ayırmak için kullanılmıştır. Mesela 1925 yı­lında Kırım’da yapılan bir saha araştırmasında “tavro” diye de bilinen­ bu damgaları Kırım’da Tatar halkı, başkalarının malından ayırt etmek için kendi hayvanlarına kız­gın demir ile basarlar”9denmiştir

 

Günümüzde de bu tür damgalar hâlâ bazı aileler tarafından kulla­nılmaktadır. Kadirli’nin köylerin­deki bazı ailelerin hayvanlarında birbirinden farklı damgaları kul­landığını çocukluğumdan hatırlı­yorum. Ayrıca kadim Türk yazıt­larından, Türklerin atları damgala­dığını yerdeki tamualığ yılkı bupsız erti (yerdeki damgalı yılkı sayı­sız idi)”10 ifadesinden öğreniyoruz. Servet Somuncuoğlu’da Moğolis­tan’daki atlar üzerinde damgalar tespit etmiştir.**** Türk kül-ür dün­yasında aynı âdet, özel mülkiyet damgası olarak günümüzde de çok yaygın olmasa da kısmen devam etmektedir.

Saha araştırması yaptığım Türk coğrafyasında (Makedonya ve Ko­sova Türkleri, Türkmenistan, Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan, Altay, Tuva, Hakas vd.) hayvan sa­hiplerinin hayvanlarını öbür ailele­rin havanlarından ayırt etmek için tarihin derinliklerinden gelen, ata mirası damgaları kullandıklarını tespit etmiştim. Ayrıca, Tokat’ta, evlerde yapılan ananevi Tokat km maşlarına, düz bezler üzerine, el aletleriyle çeşitli damgalar basıla­rak kullanılmaya hazır bezler ve giysiler yapılmaktadır. Türkis­tan’da da aynı anlayışla dokumala­rın yapıldığını Türkmenistan’daki kazılarda bulunan ve yapılış tarihi M.Ö.’lere dayandığı kabul edilen bir damgadan da öğreniyoruz.

 

Kosova Türklerinin yaşadığı Gora Bölgesi'nde bir damga aleti ve damgalı koyunlar. 

Damga kavramı Orhun Abide­leri ve diğer taşların üzerine yazı­lan metinlerde “tamgaçı” yani “mühürdar”11; “tamyaçi” yani “dam gacı, damga vuran, mühür­dar”; “tamyala” yani “damgala- mak”12 şeklinde görülüyor. Taşlara yazılan metinlerden başka Oğuz Kağan Destanı’nda da bu kavram kullanılmıştır. Yazılı ifadenin yüz­lerce yıllık sözlü geçmişini ve Türk tarihini esas aldığımızda damga kavramının tarihin derinliği ortaya çıkmaktadır.

Damga ifadesi Ögel’in eserinde “Sîzlerin başınıza, ben oldum artık kağan/ Elimizden düşmesin, ne yayımız ne kalkan/ Damgamız ol­sun bize, yol gösteren bir buyan ”13 şeklinde geçer.

 Bang - R. Rahmeti Arat’ın çalışmasında da “Men sinlerge boldum kağan, alalıng ya dakı kalkan, damğa biz-ge bolsun bu­yan...”.14 Türkiye Türkçesiyle: “Ben sizlere oldum Kağan; alalım yay ile kalkan; nişan olsun bize bu­yan.. .”15 şeklinde kullanılmıştır.

 

Yukarıda damga kelimesini “ni­şan” olarak ifade edilmiş olmasına rağmen bir makalesinde Arat “tam- ga” için “damga, mühür, kalıp”, “nişan” ise “nişan, elle çizilmiş ya­zı veya şekil” ifadesini kullanır.16 Arat makalesinin bir başka yerde de “yukarıda işaret edilmiş olduğu gibi, tamga kelimesi ile umumiyet­le mühür ve nişan kelimesi ile de elle yapılmış hususi işaretler (imi za) kastedilmiştir”17 der. Ayrıca “ni şan şekillerine gelince, bunları işaret ve yazı olmak üzere, iki bö­lüme ayırmak mümkündür”18 ifa­desini kullanır.

 

Makedonya - Üsküp'de bir damga aleti.  

Arat’ın makalesinde kullandığı vesikalarda damga ve nişan hak­kında bazı örnekler:

“Bu nişan damga biz A ve B, ikimizindir”. “Bu nişan damga ben A ’nındır”. “Bu damga biz vesikada adı geçen cemaatlerindir”. “Şahit Ka-a Toyın. Bu damga benimdir. Ben Kaysın sorup yazdım. Bu dam­ga ben Tavgaç-Yeke’nindir. Bu damga ben Asana’nındır”. “Şahit Ötüken (şahit) Temür. Bu mühür bi­zim ikimizindir. Ben Mongul Buka sorup yazdım”“Bu nişan ben Bu- yan-Temür’ündür. ”19

Bang - R. Rahmeti Arat’ın eserini kaynak gösteren Reichl’in Türkçeye çevrilen eserinde, yukaı rıdaki ifade“Men senlerge bol­dum kagan, alalıng ya tagı kal­kan, tamga bizge bolsun bu- yan”20 halinde ifade edilmiştir. Bu ifadeler ise Türkiye Türkçesine “Ben sizin hanınızım; yayımızı, okumuzu ve kalkanınızı alalım, düsturumuz ‘şans ’ olsun ”21 şeklin­de çevrilmiştir.

Reichl, “tamga” kavramını W. Bang - R. Rahmeti Arat ve M. Eki- ci’nin aksine kelimenin aslına sadık kalarak kullanmıştır. Türkçe olan her iki eserdeki asıl sorunun “buyan” ve “tamga” kavramlarına yüklenen anlamlarda olduğu görül­mektedir. Ayrıca, Ekici’nin İngiliz­ce metni Türkçeye çevirirken asıl metne***** sadık kalmadığı anlaşıl­maktadır.

 

Kazakistan'da bir taşdaki tarihi damga.

Caferoğlu, “buyan” kelimesinin Sanskritçe “punya”dan geldiği be­lirterek, “sevap, iyi amel, kut, saa­det, mut, sevap”22 anlamları oldu­ğunu belirtir. Gabain de “buyan”a “ehliyet, iyilik, saadet”23 anlamlarını verir.

İnternet ortamındaki bazı sözlükerde de “punya” kelimesi “kut, fazilet, erdem, üstünlük, avantaj, te­miz, saf, doğru, düz, haklı, uygun, hayırlı uğurlu” anlamlarında kull a­nılmıştır. Dolayısıyla Oğuz Kağan Destanı’nda geçen "Men senlerge boldum kagan, alalıng ya tagı kal­kan, tamga bizge bolsun buyan” ifadesi “ben sizlere oldum Kağan, alalım yay ile kalkanı, damga / damgamız bize olsun kut”****** olarak Türkiye Türkçesine aktarıl­ması gerektiği asıl metinden anla­şılmaktadır.

"Drevnetyurkskiy Slovar” adlı es erde eski Türkler, “damga/ tam- ga”yı, özel mülkiyet işaretinden başka, ayrıca bir şeyin üzerine bası­lan işaret, iz koymaya yarayan alet; mühür ve böyle bir aletle konulmuş belirti, işaret, yazı; nişan anl aml a­rında kullanmıştır24 diye belirtil­mektedir. 1916’da Kazan’da yayımlanan bir eserde de okuma yaz­ma bilmeyan Başkırt ve diğer Türk halklarının sahip oldukları damgaları imza yerine kullandıkları belir­tilmiştir.25 Diğer yandan Kül Tigin kitabesinde, Turfan’da bulunan Uy­gurca metinlerde, Dîvânü Lugâti’t- Türk’te26, Kutadgu Bi- lig27’de damga / tam- ga’nm günümüzdeki anlamıyla mühür- damga şeklinde kullanıl­dığına dair açık ifadeler de mevcuttur. Söz konusu eserler­de kaydedildiğine göre “damga- tamga”dan tamyacı (tamğaçı, dam­gacı), tamyala (tamğala, damgala), tamya ur (tamğa ur, damga vur) gibi terimler28 de türemiştir. 1916’de Kazan’da yayımlanan bir eserde de okuma yazma bilmeyen Başkurt ve diğer Türk halklarının sahip olduk­ları damgaları imza yerine kullan­dıkları belirtilmiştir.29

Moğollar arasında da damganın mühür ala- mmda kullanıldığı şu ifa­delerden anlıyoruz: Şunu kaydetmeliyiz ki hayvanlar üze­rindeki mülkiyet hususî bir nişan- damga (tamga) ile işaretlenirdi; bu damga, bir kabilenin bütün azaları için ayni idi ”.30

 

Damga kelimesi Altın Orda devrinde (13-15. yy.larda) Türklerden Ruslara geçmiş olup, bugün Rusya’da gümrüğe giren malların üzerine vurulan damga için alınan gümrük vergisini ifade etmek için kullanılan kelime damgadan türe­miştir.31 Altın Orda ve Rusya hak­kında yapılan bir çalışmada da “tamga” için“tüccarlardan alınan bu gümrük vergisi, en fazla gelir getiren vergilerin başında gelmek­tedir... Bu vergi Rus knezliklerinde Altın Orda’nın hâkimiyeti ile bir­likte toplanmaya başlanmıştır... Kroniklerden başka yarlıklar­da******* da tamga vergisine rast- lanmaktadır”32 denmiştir. “Nite­kim Altın Orda Devleti’nin hazine- sine en fazla gelir getiren vergi, tüccarlardan alınan tamga vergisi olmuştur”.33

 

Kazakistan Almatı Kayak Merkezi yolundaki damgalar.

Timurleng hakkında yapılan bir çalışmada da “tamga”; “merkezi hükümet makamları arasında en önemlisi, hükümdara çok yakın olan mühürdardı.

Timur döneminde bu makam Farsça adıyla anılır, Türkçe’de geleneksel olarak kullanılan tam- gaç adı ise gümrük vergisi (tamga) toplayanlara verilir oldu”34 diye kullanılmıştır.

Asya Türkleri hakkındaki bazı sözlüklerde ise tamga şu anlamla­rında kullanılmıştır:

“Tamga”: “Damga, mühür”; “Tamha”: “Damga, mühür”.35 
“Tamga”: “Damga, işaret, ar- ma”36; “Tamga sal”: “Damga vur­mak, işaret koymak”.37
“Tamga”: “Damga, mühür”; “Tamgalama: Damgalamak, mühür­lemek, iz bırakmak, imzalamak”.38

Rusya’da ilk olarak 13. yüzyıl - da teşekkül ettiği bilinen ve günü­müzde de aynı şekilde kullanıl­makta olan gümrük anlamındaki tamojnya, gümrük memuru anla­mına gelen tamojennik ve gümrü­ğün sıfat biçimi olan tamojennıy kelimeleri eski Türkçe tamga39dan gelmektedir.

Türklerde damga / tamga kavramı sembol- I den çok farkı olarak önce boyla­rın işareti, so­yut kimliği, mührü; daha sonra da her ailenin dam­gası, soyut kimliği mührü olarak kullamlmış40tır. Za­manla Türk boylarının ve aileleri­nin büyümesi ve farklı sosyal coğ­rafyalara dağılmasıyla damgaların bir kısmı unutulmuş; ancak belli başlı olanları Türklerin çeşitli etno­grafya eserlerinde varlıklarını de­vam ettirerek günümüze kadar ge­lebilmiştir.

“Insanın, öteki soydaşlarıyla anlaşmak üzere çizdiği çeşitli işa­retler tarih öncesi çağlarda görül­meğe başlar. Bu anlaşmanın en es­ki biçimi, bilinen anlamdaki yazı değil fakat çizgi resimlerdir. Son derece basitleştirilmiş bu işaretler, sonunda harf yazısına yani alfabe­ye dönüşecektir”.41 Türklerin bu­gün ya da tarihte kullandığı damga­ların önemli bir kısmı bugünkü an­lamda harflere bağlı yazının olma­dığı zamanlara dayanmakta olup, o günden bugüne kadar çeşitli Türk grupları tarafından kullanılmış ve kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu damgaların bazıları Türklerin ilk alfabesinin bazı harflerini meydana getirmiştir; ancak alfabeye dönü­şen işaret ve damgalarda önemli ölçüde anlam daralması meydana gelmiş olması da tabii bir durum­dur; çünkü bir damga veya işaret bir konuyu anlatırken, bir harf, bir sesi yani tek bir şeyi ifade eder.

Bazı damgaları işaret olarak ifade etmek mümkün olsa da, yu­karıda verdiğim bilgilerden de an­laşılacağı gibi, damga ve işaret bir­birinden farklıdır. Mesela her dam­ga bir işarettir ama her işaret damga değildir.

Dolayısıyla damga kavramı yu­karıda da açıklandığı gibi mühür, aile veya boyların özel imzası, işa­reti; işaret ise belirti, iz, gösterge, sembolik biçim, nişan vb. anlamla­rı ifade eder.

Dipnotlar * Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim FakültesiGöztepe / İstanbul.
1- Osman Akçokraklı, Kırım’da Tatar Tamga la -rı , İstanbul, 1983 (İlk baskısı, Kırım-Akmescit,1926).
2- Ali Rıza Yalgan, Cenupta Türkmen Oymakları,Cilt I-II
(Haz. S. Emir), Ankara, 1977 (Bu eserin aslı 5cilt olup, ilk cildi 1931’de son cildi de 1939 yayımlan-mıştır.).- Ali Rıza Yalgan, Anadolu’da Türk Damgaları,Bursa, 1934.** Pazırık kurganları 1929 yılında Rus arkeologla-rı S. I. Rudenko ile M. P. Gryaznov tarafından Al tay -larda, bulunmuştur. Rudenko 1947-1949 yıllarında dörtkurgan daha açınca Pazırık kurganı buluntuları dünya-nın ilgisini çekmeye başlamıştır. Bu kurganlarda üzer le -rinde damga olan, at cesedi, mumyalanmış insan, ha lı,çeşitli at koşum takımları ile çok sayıda araç ve ge rek bulunmuştur.
3- Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları,An ka ra (İlk baskı, 1941), 1987, s. 16.
4- Emel Esin, İslâmiyetten Önceki Türk Kültür Ta rihine ve İslâma Giriş (Türk Kültürü El-Kitabı, II.Cild I/b’den Ayrı Basım), İstanbul, 1978, s. 23.
5- Bakınız: www.mustafaaksoy.com
6- Faruk Sümer, Oğuzlar, Ankara, 1969, s. 206-207.
7- C. Wright Mills,Bilgi, Sosyolojisi ve BilgiSos yo lojisi Üzerine (Derleyen ve Çeviren: V. S. Öğüt-le), An kara, 2005, s. 25.
8- Türk Dil Kurumu: http://www.tdk.gov.tr *** Bu eserde bizim ifade ettiğimiz damga kav -ra mı; bir sosyal grubun, olduğu gibi ya da asıl şeklin-den kopmadan değişime uğramış olarak tarihten getir-diği etnografya eserleri ile bazı eşyalarda görülen, bir boyun, oymağın, idarecinin veya bir ailenin özel mül-kiyet işareti (mührü) anlamında kullanılmıştır. Başkata nımla damga bir sosyal grubun etrafındaki nesnele-ri bir takım çizimlerle anlamlandırdığı sosyal DNAolarak kullanılmıştır.
9- Osman Akçokraklı Kırım’da Tatar Tam ga la -rı, s. 161.
10- Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları ,s. 134.**** Bakınız: www.mustafaaksoy.com “TarihiKay naklar” başlığı.
11- Talât Tekin,Orhon Yazıtları , Ankara, 1988, s.166.
12- Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları ,s. 586.
13- Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi , Cilt I,Ankara, 1988, s. 118.
14- W. Bang - R. Rahmeti Arat, “Oğuz KağanDes tanı”, İstanbul, 1936 (Almanca baskısı, Berlin,1932), Reşit Rahmeti Arat, Makaleler, Cilt I (Haz. O.F. Sertkaya), Ankara, 1987, s. 619.
15- W. Bang - R. Rahmeti Arat, “Oğuz KağanDestanı”, s. 620.
16- Reşit Rahmeti Arat, “Eski Türk Hukuk Ve si -kaları” (İlk yayımlandığı yer: Türk Kültürü Araş tır -maları Dergisi , Sayı 1, 1964), Reşit Rahmeti Arat, Ma ka leler  , Cilt I (Haz. O. F. Sertkaya), Ankara, 1987,s. 549.
17- Reşit Rahmeti Arat, “Eski Türk Hukuk Ve si -ka la rı” s. 552.
18- Reşit Rahmeti Arat, “Eski Türk Hukuk Ve si -ka la rı” s. 553.
19- Reşit Rahmeti Arat, “Eski Türk Hukuk Ve si -ka la rı”, s. 550, 558, 560, 564.
20- Kral Reichl, Türk Boylarının Destanları (Çev. M. Ekinci), Ankara, 2002, s. 33
21-Karl Reichl, Türk Boylarının Destanlar  ı, s.33.***** Söz konusu ifade eserin İngilizcesindeşöyledir: “Men senlarga boldum qagan, alalirj yataqi qalqan, tamga bizga bolsun buyan...”.
22- Ahmet Caferoğlu, Eski Uygur Türkçesi Söz -lü ğü , İstanbul, 1993, s. 37.
23- A. von Gabain, Eski Türkçenin Grameri (Çev. M. Akalın), Ankara, 1988, s. 271.****** Uğur, saadet, devlet, baht, talih, mutlu-luk, er dem. Tanrının verdiğine inanılan siyasi güç,mutluluk, hükümranlık.
24- Drevnetyurkskiy Slovar, Leningrad, 1969, s.530. 

25- Osman Akçokraklı, Kırım’da Tatar Tam ga -ları , s. 175.
26- “tamga: Hakanın ve başkalarının damgası.tam galığ: Hakanlar ibriklerini, kendilerine özger olansof ra larını mühürlerler; bunlarda bir kişiye yetecek ka dar yiyecek ve içecek vardır; sonraları, Hakandan başkası kullanmasın diye üzerine damga vurulmuş; böylelikle tamgalığ kelimesi her türlü ibrik ve sofraiçin ad olmuştur.”“tamgalığ: Hakandan başka kimsenin üzerindeye mek yememesi için damga vurulmaya hazırlanmışsof ra…” Kâşgarlı Mahmud, Divanü Lûgat-it-Türk,Cilt I, s. 424, 527.Aynı eser Cilt IV, sayfa 567’de ise tamga için“dam ga, hakanın ve başkalarının damgası” ifadesikul lanılmıştır.
27- Vezirlık angar bérdi tamğa ayağ tuğı kövrügi birle bérdi kuyağ. (Ona vezirlik, unvan ve mühür iletuğ, davul ve zırh verildi.)Ayağ bérdi tamğa at üstem kedüt ağırladı aşru tü -kel boldı kut. (Ona unvan, mühür, at, koşum ve hil’atverdi; çok itibar gösterdi; o ikbalin son derecesine vasıloldu.)Atım ersig erse bolur ok yaçı köni erse kılkı bolur tamğacı. (İyi nişancı ve cesur ise, o okçu veyay cı olur; doğru tabiatlı ise, mühürdar olur.)Yukarıdaki bilgilerin Türkiye Türkçesi Cilt II,asılları ise Cilt I’den alınmıştır.Yusuf Has Hâcib: Kutadgu Bilig, Cilt: II, s. 86,135, 293. Yusuf Has Hâcib: Kutadgu Bilig, Cilt: I, s. 121,193, 408.
28- Turfan’da bulunan Uygurca metinlerde tam -ya (Tam γa-tamğa); mühür, damga, baskı, iz (beg tam -γasï elgiŋdä (Beyin, idarecinin damgası (mührü) ken -di elinde.)) ve büyüleyici işaret (ötrü etüz küzätgütam γa tut mïš kergäk tamγasï (Bundan sonra bedenikoruyan işaret yapmak gerekir.)) manasında kullanıl-mıştır.Kutadgu Bilig’de ise şu örneklere rastlanır: vä zir -liq aŋar berdi tamγa ajaγ (Tamga vererek vezirlik gö -revine getirdi), Tamγa ur (damgala, damgalamak, mü -hür lemek), keräk… özi bekläsä qoδsa tamγa urup (O -nun kendisinin muhafaza etmesi ve mühür lemesi /dam galaması gerekir), Tamγačï (tamğacı, tamgayımuhafaza eden kimse), köni bolsa gïlgï bolur tamγačï(Eğer o hakkaniyetli olursa, tamganın da muhafızı ola-caktır.)Ayrıca damga; nišan (nişan), tamγa (tamga) şek-linde de geçmektedir.Kâşgarlı Mahmud’dan da şu örnekleri vere bi li -riz: Tamγala (tamğala, mühür basmak), ol bitig tam -γaladï (O, mektubu/yazıyı mühürledi/tamgaladı.)Kültegin Kitabesi’nde ise şu ifade buna örnektir:türgäš qaγanda magarač tamγačï oγuz bilgä tamγačïketli (Türgiş kağanından Makraç ve Oğuz Bilge tam-galarını muhafaza eden kimse geldi.), (Drevnet yurk -skiy Slovar, s. 530.)
29- Osman Akçokraklı, Kırım’da Tatar Tam ga la -rı , s. 175.
30- B. Y. Vladimirtsov, Moğolların İçtimaî Teş ki -la tı (Çev. A. İnan), Ankara, 1987, s. 91
31- Kamennıy Vek Kazahstanai Sopredelnıh Ter -ri toriy, Türkistan, 1998, s. 497.******* Altın Orda Hanlarının halka gönderdik-leri fermanlar.
32- İlyas Kamalov, Altın Orda ve Rusya , İs -tanbul, 2009, s. 164-165.
33- İlyas Kamalov,Altın Orda ve Rusya , s. 286.
34- B. Forbes Manz, Timurlenk Bozkırların SonGöçebe Fatihi (Çev. Z. Bilgin), İstanbul, 2006, s. 230.
35- Recep Topraklı; Hanifi Vural; Recep Ka -raatlı, Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, Ankara, 2007, s. 260.
36- Ufuk Tavkul, Karaçay-Malkar Türkçesi Söz -lüğü , Ankara, 2000, s. 375.
37- Ufuk Tavkul,Karaçay-Malkar TürkçesiSözlüğü , s. 375.
38- Mustafa Öner,Kazan-Tatar Türkçesi Söz -lüğü , Ankara, 2009, s. 263.
39- Boşlaya Sovetskaya Entsiklopediya, T. 11,Moskva, 1973, s. 249.
40- Kamennıy Vek Kazahstanai SopredelnıhTerritoriy, s. 497.
41- Selçuk Mülayim, Bilim Olarak Sanat Tarihi- Aklın İzleri, İstanbul.


Not:
Makalede kullandığım Rusça kaynaklarıtemin eden, onları Türkçeye çeviren, Kazakistan’ınÇimkent şehrinde tanıştığım 28.10.1996’dan beri be -ni dinleyen, yorumlarıyla katkı yapan, eleştiren, muh-terem arkadaşım ve meslektaşım, Doç. Dr. Os manYorulmaz’a çok teşekkür ederim

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

KAHRAMAN TÜRK KADINLARI
Hayme Ana'nın -hem kan bağı hem de can bağı ile- torunlarından olan kızım Meryem Ülkü'ye ithaf ederim. -Ödül Töreni Konuşması- Kayı Boyu Derneği ve Dergisinin Değerli Mensupları, Kıymetli Hâzirûn, Hanımefendiler, Beyefendiler,  Bu akşam böylesine nezih ve anlamlı bir toplantıda...
BASAT'IN TEPEGÖZ'Ü ÖLDÜRMESİ
Meğer Hanım bir gün Oğuz otururken üstüne düşman geldi. Gece içinde ürktü göçtü. Kaçıp giderken Aruz Koca'nın oğlancığı düşmüş. Bir aslan bulup götürmüş, beslemiş. Oğuz yine zamanla gelip yurduna kondu. Oğuz Han’ın at çobanı gelip haber getirdi, der: Hanım sazdan bir aslan çıkıyor, at vuruyor,...
ZİYA GÖKALP - ÖTÜKEN ÜLKESİ (İNCELEME)
"Türk gençleri yalvardılar Hakan'a:Boru çaldır, ruhlarımız uyana...Cenk edelim, yayılalım cihana: -Yayılmaktır Türk soyunun turası!Böyle diyor Oğuz Han'ın yasası! Hakan dedi: "Anayurt'tan bıkılmaz,Boş bulunup eve düşman tıkılmazYabancılar çıkarılır, çıkılmaz." -Toplanınız: vatanınız...
 İSLÂM VE ŞİİR
Cahiliye döneminde Arap şiiri çok gelişmiş, belli bir yetkinliğe ulaşmıştı. Arap şairler güzel söz söylemek için birbirleriyle çeşitli ortamlarda yarışırlardı.  Övgü ve yergide sınır tanımayan şairlere gaipten haber veren kâhin gözüyle bakılıyordu. Uygun olandan uzaklaşma anlamına gelen ifrat...
İHANET - ZEYNEP ÖZKİŞİ
İçimdeki yenilmesi,engellenmesi imkansız öfke halimle alakam yokmuş gibi.... Vakur, gururlu olgun bir hanım duruşuyla sanki kızgın, kırgın değilmiş,dayanabiliyormuş, canım acımıyormuş, gibi, etkilenmemiş, defalarca ölmemiş gibi dimdik ayakta duruyorum.   Karşımda ki yeni yetme sayılan,...
HÜRRİYET
Hürriyet, havalı Hürriyet. Yürüdüğü zaman yeri göğü titreten, belediye reisinin karısı Hürriyet. Deniz kenarındaki muhteşem köyümüzün  belediyelik olduğu zamanlardı. Çok göç verdik. Kıymete bineceğini bilselerdi kimse göçmezdi. Sonraları muhtarlık oldu. İlçeye bağlandık. Haritadan da...
prev
next

PROF. DR. TAMİLLA ABBASHANLI ALİYEVA

Edebiyat Dunyamız

Öykücü, edebiyat araştırmacısı. 1951, Beylekan bölgesi / Azerbaycan doğumlu. Tam adı Tamilla Abbashanlı-Aliyeva. 1951 yılı Temmuz ayının 20.günü Azerbaycan Aran Karabağ bölgesinde Beylegan şehrinde dünyaya geldi. Anne ve babasını erken kayıp etmiş, teyzesinin...

İK(İNCİ) KÖY İLİMBEY

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Bir insanın kendi köyü dışında ikinci köyü olsaydı benim ikinci köyüm hiç şüphesiz İlimbey olurdu. Elbette birçok nedeni var bunun, ama en önemlisi canım annemin köyü İlimbey. Bu yüzden çocukluk...

MÜSLÜMAN SAATİ

Ahmet Haşim

İstanbul’u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilaların en gizlisi ve en tesirlisi yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. “Saat”ten kastımız, zamanı ölçen alet değil, fakat bizzat zamandır. Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz...

“SUSMALAR”IN ŞAİRİ ÜÇLER GÜLER

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

Üçler Güler, “zaman”la kavgası olan bir adamdı: Zamana daha çok şey sığdırmak... Zamanın akıp giden her saniyesinden şiirli bir kelime devşirmek... Kelimelerin daracık hacimleri içine o hacimleri kaç misli aşan...

EĞRİLER EĞRİ İLE, DOĞRULAR DO…

“Ah o 20. asır yok mu!” diyordu Mehmet Akif. “Ne kadar...

DENEYELİM Mİ?

Hayat öyle güzel ki ... Öyle güzel ki yaşamak. Yaşadığının farkında...

ÜCRETSİZ AİLE MEZARLIĞI

Mustafa Helvacıoğlu altmışdokuz yaşındaydı. Hiç evlenmemişti. Akrabası yoktu. Babası, kendisi doğmadan...

ARİF NİHAT ASYA - ONLAR ŞİİRİ …

ONLARNerde kaldı o anlar ki,Analar kurt doğururdu,Hilkat insan çamurunuDestanlarla yoğururdu.Nerde o...

NEDEN CİMRİLEŞİYORUZ?

“O kadar zayıftı ki babasının eski kravatlarından kendine elbise yapıyordu. O...

GÖNLÜMDEN...

Mehmet Niyazi Ağabey...11 Mayıs 2020 Mehmet Niyazi Ağabey'in vefatının ikinci yılı...

HAVUÇLU PİLAV MESELESİ - TARIK BU…

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey...

Ayarsız/Mart

Mart 2016 da yayın hayatına başlayan Ayarsız Dergisi, fikir, kültür, sanat...

DİVAN EDEBİYATINDAN SEÇMELER

Baki’den Kadrini sengi musallada bilüp ey Baki Durup el bağlayalar karşında yaran saf...

TÜRKLÜK KAVRAMI VE SÖZLÜĞE BAKM…

Herhangi bir sözün anlamını öğrenmek istediğimiz veya sözün ne anlama geldiği...

KORKMA SÖNMEZ

Anayasa’nın 3. Maddesinde Cumhuriyetimizin nitelikleri sayılırken, ‘’Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.’’ hükmüne...

MUTFAKTAKİ VATAN - 1

MIHLAMA(MIKLAMA-MUHLAMA-MUĞLAMA-BIKLAMA-KUYMAK)DA VATAN Bu derleme, mıhlamanın lezzetini bizlere tattıran Muhterem Teyze Annem Pakize...

ANADOLU MASALLARINDAN DERLEMELER - N…

Kültürümüzün çok uzun bir geçmişi ve muazzam bir derinliği bulunmaktadır. Dolayısıyla...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985...

SORALIM MI?

İyilik, insanın sadece kendi menfaati için çalışması demek değildi. Bir elin...

İSMET ATLI'NIN ARDINDAN

İsmet Atlı Ağabey vefat etti, duydunuz mu? Benimki de lâf mı yani...

Senaryo Nedir?

Senaryo  Anglosaksonların 'spec script' , Fransızların 'continuite dialoguee' adını verdiği, sayfası...

SANAT NİÇİN GEREKLİDİR?

“Sanatı olmayan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Mustafa Kemal Atatürk Çağdaş...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE GÜLYA…

Gulyabani, romancıya yaşlı bir hanım okuyucusu tarafından cinlerle, perilerle ilgili giz...

FATİH SULTAN MEHMED’İN HOCASI: A…

Fatih Sultan Mehmed, 53 gün süren geceli gündüzlü kuşatmadan sonra, 29...

TÜRK ROMANININ UÇBEYLERİ

Avrupa kaynaklı bir edebiyat dalı olan roman sanatının başlangıcının 1605 tarihli...

SİMERANYA

İsmet Özel bir denemesinde şöyle der: “Hayal, tıpkı bir bataklık gibi...

EDEBİYAT BİLGİ YUMAĞI

1. Mensur şiirin ilk örneklerini Servet-i Fünun döneminin en önemli sanatçılarından...

SULTAN SENCER (ÖYKÜ)

Rüzgârın hırıltısıyla yankılanan kalın paslı demir pencere, kapı ve taş duvarlar;...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE CADI

Garâ’ib Faturası serisinin ikinci kitabı Cadı, tıpkı serinin ilk örneği Gulyabani gibi, doğaüstü unsurlardan...

GURBET İÇİMİZDE BİR SANCI

Türkülerimizde gurbet bir başka işleniyor. Çorumlu Âşık Şekip Şahadoğru “Bâd-ı sabahta benden...

ŞEKİLLER-2

(Şekil 12 ) Şekil Mimari parça Osman Eravşar, Haşim Karpuz, İbrahim...

ŞİİR:SÖZÜN SIRRI

 Sözlükler şiir terimi üzerinde farklı tanımlar yapmakla beraber; sezgiye dayanan duygu...

ŞİİRDE ÖZ VE BİÇİM TARTIŞMAL…

Öz ve biçim (içerik ve form), şiir tarihinin hemen hemen her...

TANRI DAĞLARININ TÜRKÜSÜ: BOZKUR…

TANRI DAĞLARININ TÜRKÜSÜ BOZKURTLAR Hüseyin Nihal Atsız Ötüken Yayınlar Hazırlayan: Burcu SESLİ Tarih, edebiyat, mitoloji...

SOYLU ÇEHRELER : ŞERİF AYDEMİR

HAVA GİBİ ELZEM, SU GİBİ AZİZ ve BERRAK BİR SOYLU ÇEHRE... Günlük...

İLHAN GEÇER

Sanat ve edebiyat dünyamızın en renkli şairlerinden biri İlhan Geçer, bir...

ŞARKI - ŞEYH GÂLİP

1. Ey Nihâl-i işve bir nevres fidânımsın benimGördüğüm günden beri hâtır-nişânımsın...

TALÎBÎ COŞKUN

Halk Edebiyatımızda, nasıl ki “Kerem” denince hemen “Aslı”yı, “Mecnûn” denilince “Leylâ”yı...

SEVGİ DİLİ

Ahmet URFALI “Ben gelmedim dava için, Benim işim sevi için” Yunus Emre, bütün insanlığa...

ŞEYH HAMİD-İ VELİ (SOMUNCU BABA)

(1331-1412)Tevazûda tekti, şandan şöhrettenEderdi nefret, Şeyh Hâmid-i Velî.Şehr-i Kayseri’den yeşil Bursa’yaEyledi...

ÖĞRETMEN VAR ÖĞRETMENDEN İÇERU

 İnsan kendinden başlamalı sevmeye de, yermeye de, bilmeye de ama kendinde...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Mehmet Ragıp Karcı Ağabey dün emanetini teslim etti. Yıllar önceydi. Rahmetli Rasim Köroğlu...

SOSYAL MEDYANIN KAYPAK ZEMİNİ

Twitter ve Facebook şeklinde muhtelif ortamları bulunan sosyal medya bir iletişim...

İsmail Hami Danişmend

Anadolu Danişmendli Beyliğini kuran Melik Danişmend neslinden  olduğu bilinen  İsmail Hami...

TÜRKÜDEKİ VATAN - 1

Bayram Bilge TOKEL diyor ki; “Türküler bizi söyler yüzlerce yıldır, biz...

RECAİZADE MAHMUT EKREM’İN DİVAN…

Tanzimat döneminin önemli aydınlarından biri olan Recaizade Mahmut Ekrem, batılılaşma süreci...

BALKAN TAŞRASININ GÖZBEBEĞİ …

2009 yılında Novi Pazar’la açılışı yaptıktan sonra, Balkanlarda en uzun süre...

KADINI “ADAM”DAN SAYMADILAR

Özellikle son yıllarda “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramının gündeme gelmesi kadın hakları...

DR. Mehmet Niyazi Özdemir İle …

Sayın Oğuz ÇETİNOĞLU ve Sayın Mehmet Şâdi POLAT, Dr. Mehmet Niyazi...

EDEBİYAT SOSYOLOJİSİ

 Her sanat alanın kendine ait bir sosyolojisi vardır. Sanat, doğrudan kişi...

BİRLİK / BİRLİKTE YAŞAMA

‘Diyanet İşleri Başkanlığımız, birlikte yaşamanın olmazsa olmaz ilkelerine dikkat çekmek ve...

KERKÜK'TEKİ VATAN - 4

Sabir Demirci (Kerkük, 1940) ‘nin  Güney Azerbaycan’dan Şehriyarın “Haydar Baba” şiirinin üslubunu hatırlatan dizeleri...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE MEZARI…

Roman, kendini her türden inancı sorgulayan ve tuhaflıklara tapan bir genç...

YORGUN KELİMELER

Ses duymak ister insan, kendinde ve çevresinde. Fıtrattandır bu. Yaprakların hışırtısını...

CENAB ŞAHABEDDİN’İN “SENİ D…

İner şeb-i tabîatın       a         şeb: Farsça’da gece İner leb-i müzehhebi   b   ...

TÜRK MÜZİĞİNİN EŞSİZ USTASI:…

Klâsik Türk müziğinin büyük ismi, Mimar Sinan’la birlikte medeniyetimizin estetik boyutunu...

HOŞ SOHBET OLABİLİR MİYİZ?

Söz sultanlarının yanında söz söylemek baş yarardı. İki dinleyip bir konuşmayınca...

BİR TEPSİ BAKLAVA

İşte yine diğer günler gibi sıradan bir gün başlıyor. Ocak ayının...

ÂŞIK GUFRÂNÎ’NİN CİHÂD-I EK…

Halk şairleri asırlar boyunca toplumlarının gözü, kulağı ve dili olmuşlar, ortaya...

GÜZELLİK DE ÖLDÜRÜR!

İnsan güzellik karşısında ölüm isteği duyar mı!? Duyuyor efendim duyuyor... Üstelik, İnsanı güzellik de...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Dün bizim Metin Bilgesoy kardeşimizin yazısını koymuş, bugün de nasip olursa...

CUMHURİYET GÜNEŞİ

Sıtma, verem, frengi, trahom ve benzeri bulaşıcı hastalıklarla uğraşan bir halk...

KUTADGU BİLİG-1 TANRI AZZE VE CELL…

Teŋri Azze Ve Celle Ögdisin Ayur Bayat atı birle sözüg başladım,törütgen egidgen...

Ahmet Mithat Efendi ve Ölüm Allah…

Şimdiye kadar pek çok hikâyeler okudum. Elbette siz de okumuşsunuzdur.Ben hem...

ŞAİR GÜLDEN YALÇIN İLE SOHBET

Gülden Hanım, şiire nasıl başladınız? Nasıl bir kültürel ortamda yetiştiniz? Çocukluk ve...

CENGİZ AYTMATOV

(d. 12 Aralık 1928, SSCB - ö. 10 Haziran 2008, Almanya)...

Bir Şiirin Hikayesi

Arif Nihat Asya Ağabey’e...Arif Nihat Asya Ağabey Adana’da öğretmenlik yaparken benim...

Acemi Kalemler Dergisi

"İnsana Çağrı" sunumuyla edebiyat yolculuğuna devam eden Acemi Kalemler dergisi bu...

Bilim Adamlarımız Sözlüğü Bil…

Ali Kuzu PAROLA YAYINLARI Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek...

ÖĞRETMEN

-Şehit öğretmenlerimizin aziz hatırasına- Ulular, bir harf öğretene kırk yıl kölelik yapmak...

KANONİK ANLATILAR VE MİLLÎ TÖREN…

Şimdiki insandan farklı olarak, arkaik insan, dünyevi zamanla mitik zamanı beraberce...

CİVİLİZATİON KEŞİF Mİ MÜKÂ…

(ŞEHRİN SİVİLCELİ TENİ) Çok ilginç: " Şairler evrensel çevirmenlerdir, çünkü evrenin yıldızların...

TÜRKÇE'DEKİ VATAN - 4

Prof. Dr. Nurullah ÇETİN beyin “Milli Doğruluş Yeniden” isimli eserinden “Milletleşme sürecimizin...

KARAGÖZ’ÜN HAKİKAT PERDESİ

Baklavaydı, kahveydi, lokumdu, yoğurttu derken komşumuz Yunanistan, Karagöz’e de sahip çıkıyor...

SÂKİNÂMELERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE…

Sâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç...

KALAYCI HİLMİ DESTANI - TURGAY BOS…

Ayşe Filiz Yavuz AVŞAR Anadolu’nun kaybolan sözlü kültürünün ve hafif meczup kişilerinin...

Şiir Nedir?

Şiirin bir sanat dalı olarak kabul edilişinden bu yana gerek...

MEHMET EMİN ALPKAN

İstanbul’a ilk defa 1951 yılında gitmiştim... O zaman, Yıldız Teknik Okulu’nun...

ZİYA OSMAN SABA

Edebiyatımıza “ Yedi Meş’aleciler” grubu ile giren değerli şair Ziya Osman Sabayı...

Osman Olcay YAZICI

Şair, Yazar ve Gazeteci. Gazeteci yazar Osman Olcay Yazıcı 1953 Trabzon Sürmene...

DİREKLERARASI

Geçen gün tramvayla Şehzadebaşından geçerken Direklerarasını aradım. Epey zamandır görmemiştim: Sağ...

KAHRAMAN TÜRK KADINLARI

Hayme Ana'nın -hem kan bağı hem de can bağı ile- torunlarından...

DOST

Dost kelimesi dilimize, Farsça, ‘’düst’’ sözcüğünden dilimize geçmiş olup ‘’sevilen, güvenilen...

İRFAN ORGA - BİR TÜRK AİLESİNİ…

Kitapta savaş öncesi, savaş dönemi ve savaş sonrasında bir Türk ailesinde...

İK(İNCİ) KÖY İLİMBEY

Bir insanın kendi köyü dışında ikinci köyü olsaydı benim ikinci köyüm...

ZAMANIN DEĞERİ

Değişik kaynaklarda zamanın değişik tanımlarına rastlamak mümkündür. ‘Bugün, nakit; yarın, bono;...

SONSUZ BAHAR

Sabah uyandıktan sonra yatakta bir süre tembellik etmek güzel, fakat sorular...

DÜRÜSTLÜK

Değer, ‘sosyal hayatta bir varlık, bir nesne, bir faaliyet vb’ne tanınan...

KUTADGU BİLİG’DE AHLÂK KAVRAMI

1. GİRİŞ Mehmet Akif: "Bir de hiç bir şey gökten inmez yerden taşar Kendi ahlakıyla...

“OKU” BUYRUĞUNA YÖNELİK FARKL…

Arjantin edebiyatının şöhretli ismi Alberto Manguel “kitap çok şeydir; anıların ambarı...

ANADOLU’YU AYDINLATANLAR- GÖNÜLL…

Anadolu’yu aydınlatanlar- Gönüller Sultanı: MEVLÂNÂ 744. Şeb-i Arûs törenine doğru¹                                        Ölümünden bu yana...

ANKARA’LI ARABACI İSMAİL VE MUST…

Batı Cephesinden yeni dönmüştü. İşler iyiye gitmiyor canı sıkkındı. Akşamları dostları...

’ÇİFTE VAV’IN İZİNDE

Sosyolog şair A. Yılmaz Soyyer’in şiir kitabı Çifte Vav’ın İzinde Post...

ÇOK SATILAN KİTAPLARIN ÖZELLİKLE…

Bestseller, yani çok satan popüler kitaplar üzerinde yapılan bir araştırma oldukça...

ANLA(ŞA)MIYORUZ

‘Aya giden insan ile iletişim kurabilecek sistemleri buluyoruz. Buna rağmen çoğu...

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

Adını Türk edebiyatına “Destan Şairi” olarak yazdırmış bir büyük ismi: Niyazi...

ARİF NİHAT ASYA’NIN ŞİİRLERİ…

 1.Giriş Kıbrıs, eskiden beri Türk’ün ilgi alanı içinde önemli bir yere sahip...

KAMLIĞIN ENTELEKTÜEL SAHNEDEKİ G…

Hüseyin Nihal Atsız (bariz bir şekilde) herhangi bir şöhret değildir. Gerek...

İSTANBUL'UN ORTA YERİ YÜREĞİM

Bir şekilde yolu İstanbul’dan geçmeyen, şair, yazar, düşünür, eleştirmen, devlet adamı...

SULTAN I. KILIÇ ARSLAN’IN NEHİRD…

Sultan I. Kılıç Arslan’ın nehirde boğularak gelen hazin şahadeti (Sultan I. Kılıç...

HOCAM HAKKI TARIK BEY

Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk...

TANINMIŞ GEZGİN VE GÖZLEMCİ: EVL…

Bir insan ki, zamanımızdan üçyüzeksen yıl önce ulaştırma imkânlarının sınırlı ve...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Bir Daracık Pencere- Şanlıurfa Türküsü Bir daracık penceredir baktığımız yer.Gözümüz gördüğünden büyüktür...

KAYBOLAN HAZİNE

Nüfus, belirli bir zamanda sınırları tanımlı bir bölgede yaşayan insan sayısıdır...

KÜRSÎ-İ İSTİĞRAK (TAHLİL) - …

Kenâr-ı bahrde hoş bir mahaldir, nâzır-ı âlem, Tahaccür eylemiş bir mevcdir; üstünde...

GÜLDÜREN GERÇEK: NASREDDİN HOCA

Ali Alper ÇETİN (Türk edebiyatında mizah kültürümüzün dünyaca ünlü halk bilgesi)Türk esprisinin...

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri

GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere...

SAYI - 5 PARİS’TE BİR CENAZE TÖ…

Sayı: 5Paris, Paris olalı böyle kalabalık görmedi. Caddeler insan seliyle dolup...

MEVLÂNA’NIN MESNEVİ’SİNDE TOP…

Giriş İslam kültür ve medeniyetinin yetiştirdiği büyük şahsiyetlerden biri olan Mevlâna...

EDEBİYAT VE RÜYA

Her sanat eseri bir rüyadır. Britanyalı edebiyat eleştirmeni ve düşünür Terry Eagleton...

BİR AŞK SERÜVENİ: HÂLÂ BOZGUNU…

Bize özgü romanın peşinde koşan, fakat medyatik, popülist ve küreselleşmeci olmadığı...

VATAN ENDİŞESİ VE CEHALET “MÜR…

Yaşar Nabi Nayır’ın bir anketine verdiği cevapta Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle...

KÖPRÜ

Kapılar ardı sıra kapandı. Arabaya en son binen şoför, aceleci tavrı...

MUÎN FEYZÎOĞLU

Hazan mevsimi bu yıl da birçok arkadaşımızı, Türk sanat ve fikir...

ŞEHİR VE İNSAN

Bilgeler, insanın bilinmezliğini çözmeye çalışırken kullandıkları en önemli metafor, şehirdir. İnsanın...

PEYAMİ SAFA-2

Bir Dante'nin La Divinc Comedie'sini hakkiie anlamak ve tatmak istiyen bir...

FAZE BAYRAKTAR

Zengin folkloru ile, mimarisi ile, gelenek ve görenekleri ile hepsinin üstünde...

Aşık Sefil Selimi

Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933...

TARIK BUĞRA - HAVUÇLU PİLAV MESEL…

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey...

GÖNLÜMDEN...

Eski defterleri karıştırırken bu dosya kâğıdı elime geçti.Aşık Reyhani Ağabey'i rahmetli...

GÖZLERİN

Yârelerim göz göz oldu gören yokNeden fersiz kaldı neden gözlerim?Sis çöktü...

İstanbul'da Mimar Sinan Eserleri …

Erdem Yücel , Belkıs İbrahimhakkıoğlu , Fatih Dalgalı İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ...

METİN SAVAŞ’IN ERLİK ROMANI HAK…

Eskiler çok yazan, çok üreten verimli yazarlara doğurgan anlamına gelen ‘’velut’’...

Âşık Tarzı Türk Halk Şiiri Tab…

ÂŞIK TARZI TÜRK HALK ŞİİRİ (Âşıklar, ozanlar tarafında saz eşliğinde söylenen şiirlerdir.)...

SÖZ ÜZERİNE

Güzel söz, sadakadır. - Hz. Muhammed (SAV)- Kutadgu Bilig’te sözden ‘Ölüden...

Cemal SAFİ

Cemal Safi Cemal Safi, şaiɾ. 1938 yılında Samsun'da doğdu. Babası meɾhum...

MELİKŞÂH

Melikşâh döneminde Büyük Selçuklu Devleti en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Devletin sınırları...

İSTİKLȂL MARŞI’NIN ANLAM DÜNY…

İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu...

Yazmanın Hazzı

Eğer şevk, zevk, sevgi, eğlence olmadan yazıyorsan yarım bir yazarsındır. Yani...

GILDOLAK (Bir Türkünün Hikâyesi)

Sabaha karşı Sarı İbik’in sesi ile uyandı herkes.  Tarlaya gidilecek, bostan...

ANADOLU’NUN SESİ: KARACAOĞLAN

Üçyüz yıl önce Karacaoğlan derler bir ozan, ses olmuş telden, söz...

SAFÎ MUSTAFA EFENDİ’NİN “GÜL…

Öğüt verme, okuyucuyu bilinçlendirme amacını taşıyan ve birçok Divan edebiyatı şâirinde...

SİS (TAHLİL) - TEVFİK FİKRET

Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid, Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid. Tazyîkının...

MUSTAFA NECATİ KARAER

Yıl 1949... Yaz aylarından bir gün Kayseri’nin Hisarcık kasabasında gezerken, bir...

DEVLET-İ EBED-MÜDDET

Devlet-i ebed-müddet tabiri; sonsuza kadar sürecek devlet demek olup tarih boyunca...

ZİYA GÖKALP - TÜRKÇÜLÜĞÜN ES…

Kitap “Nazari Kısım” ve “Ameli Kısım” diye ayrılmıştır. Nazarı kısım, Türkçülüğün...

ÖMER SEYFETTİN - DİYET

Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına...

COŞKUN ERTEPINAR

“Eşya ile bizim aramızda kurulan büyülü ilişki, şiirin ilmikleri ile dokunur...

Vatanı Dilinde Cengiz Dağcı

Cengiz Dağcı 9 Mart 1919’da Kırım’ın Gurzuf kasabasında doğ- du; 22...

YAZAR- ARAŞTIRMACI SAIT BAŞER: “…

Sakarya Üniversitesi Felsefe Blm. em. öğretim üyesi Sait Başer ile bir...

MUHARREM DAYANÇ - KENDİMİ KAZDIM …

KENDİMİ KAZDIM Sizde nihayet bulmayan veya sizde başlamayan hiçbir sözün, işin, hayalin...

ZİYA GÖKALP ve ALAGEYİK ŞİİRİ

Bir düşünce adamı, ancak okundukça, konuşuldukça, üzerinde tartışmalar yapıldıkça yaşar. Hâlâ...

USÛLÎ’NİN DİLİNDE AHENGİ SA…

Usûlî XVI. yüzyıl divan şairlerin en tanınmışlarından biridir. Her divan şairinin...

DİL ÜZERİNE

Var oluşumuz, sınır bekçimiz durumunda olan din, tarih ve her çeşit...

FÂTİHNÂME - TURGUT GÜLER

Cihângîr Tûğlar -Selîmnâme- kitabıyla edebiyat ve târîh severlere büyük bir şölen...

TÜRKÇE'DEKİ VATAN - 2

Türkistan topraklarında “1070’de Balasagunlu Yusuf Has Hacib tarafından Kaşgar hükümdarı Buğra...

PARLAK LEVHALAR

Kadrinoserya'nın gündüzü gecesinden pek farklı değildir. Kadrinoserya.. Buraya, yani gözümün önünde -ve...

Ayarsız Dergisi

Mart 2016 tarihinde yayın hayatına başlamış olan Ayarsız dergisi “hâlet-i ruhiyemiz...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

PEYAMİ SAFA-2

Edebiyat Dunyamız

Bir Dante'nin La Divinc Comedie'sini hakkiie anlamak ve tatmak istiyen bir kari. Dante'nin içinde yaşadığı muhit ve İtalya’nın o zamanki iktisadı, siyasi ve İçtimaî ve dinî havası kadar. Beatrice'e olan...

DR. SAİT BAŞER

Edebiyat Dunyamız

Akademisyen, fikir adamı, araştırmacı, yazar.  Son yıllarda Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli ve verimli münevverlerden birisidir. 4 Aralık 1957 tarihinde Isparta-Yalvaç’ın İleği köyünde doğdu. İstanbul Sağmalcılar Lisesini bitirdi. Üç yıl Devlet Güzel Sanatlar...

Sezai KARAKOÇ

Edebiyat Dunyamız

22 Ocak 1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğmuştur. Şair, yazar, düşünür, siyasetçi. Çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçen ve 1938 yılında Ergani’de 3 ay ilkokul öncesi ihtiyat sınıfına devam...

NURETTİN TOPÇU

Abdullah SATOĞLU

Türk gençliğinin ve memleketin birçok meselelerine, milliyetçi bir görüşle koyduğu isabetli teşhisleri ve çeşitli konulardaki edebî ve İlmî yazılarını 1950’den bu yana, büyük bir zevk ve takdirle takibettiğimiz, Nurettin Topçu’yu...

Mahmut Topbaşlı (Günbeyli)

Edebiyat Dunyamız

1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim Anadolu, Millet, Ortadoğu, Her gün...

Muharrem KUBAT

Edebiyat Dunyamız

Muharrem KUBAT 9 Ocak 1933'te, Emirdağ ilçesine bağlı Karacalar köyünde doğdu.Evli ve 2 çocuk babasıdır.1942 yılında Göveççi köyündeki ilkokula başladı ve 1949 yılında bu okulu bitirdi. Aynı yıl Çifteler Köy Enistitüsü...

Kamuran ÖZMEN

Edebiyat Dunyamız

Kamuran Özmen 1946 Çanakkale-Lapseki doğumlu ve İlkokul mezunu. Biri Piyade Albay, diğeri Tabip Binbaşı olmak üzere evli iki oğul, üç torun sahibi. Eşi Jandarma Astsubayı olduğu içimn hemen hemen bütün Türkiye’yi dolaştı, Anadolu’muzun...

Suzan ÇATALOLUK

Edebiyat Dunyamız

Tokat’ta doğan Suzan Çataloluk ilk ve orta Okulu İstanbul’da, liseyi Erzurum’da bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde “Çocuk Suçluluğu” konusunda master yaptı. Uludağ Üniversitesi Eğitim...

Yavuz Bülent Bakiler

Edebiyat Dunyamız

Yavuz Bülent Bâkiler 23 Nisan 1936, Sivas’ta doğdu. Şair, yazar, gazeteci, yönetici, avukat. Aslen Azerbaycan göçmeni ailenin çocuğu olan Yavuz Bülent Bâkiler ilk ve orta öğrenimini Sivas, Gaziantep ve Malatya'da tamamladı. 1960 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olduktan sonra...

ÖYKÜ / ROMAN

ZAMAN YÖNETİMİ

Zamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz. İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli kullanılabilmesi için, öncelikle ‘zaman yönetimi’nin öğrenilmesi gerekiyor. Başarılı bir zaman...

HALK HİKÂYELERİNDE MİTOLOJİK SAYILAR VE …

Mitolojinin zengin dünyası içinde yer bulan sayılar ve renklerin görünümleri halk hikâyelerine de yansımıstır. Böylece hikâyelerde islenen sayılar ve renkler, mitolojik kökenli olmalarından dolayı, hikâyelere zenginlik katmıstır. Sayılar ve renkler...

ACIKAN KURT

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikâye söylemesi sevapmış. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kurt yaşarmış. Köyün kıyısında kışları açlıktan kıvranıyormuş. Yine böyle bir...

ÖMER SEYFETTİN - DİYET

Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir arslanı andırıyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalın...

SABAHATTİN ALİ _ SIRÇA KÖŞK

Bir zamanlar boş gezmeyi iş yapmaktan çok seven üç arkadaş varmış. Bugünden yarına geçinmek, gittikleri yerlerin birinden yüz bulsalar, beşinden kovulmak canlarına tak demiş. Alın teriyle kazanıp gönül rahatlığıyla yemeyi...

ALİ RIZA SEYFİ VE DRAKULA İSTANBUL'DA

1997 yılında Giovanni Scognamillo tarafından gözden geçirilerek yayına hazırlanan Drakula İstanbul’da, okurla ilk buluşmasını 1930’lu yılların başında yaşar. Bu ilk baskıda eserin adı Kazıklı Voyvoda’dır. Eseri yayına hazırlayan Scognamillo, yeni baskıda Drakula İstanbul’da adını...

FARAH YURDÖZÜ VE MADRİT'TE METAFİZİK AŞ…

1980 sonrası dönemde Farah Yurdözü’nün Madrit’te Metafizik Aşk, ve Yaşam Bir Korku Filmidir; Elif Karakaş’ın Lanetli Genler ve Ve Sonra Bir Gün ve Sadık Yemli’nin Muska adlı çalışmaları Türk edebiyatında...

BASAT'IN TEPEGÖZ'Ü ÖLDÜRMESİ

Meğer Hanım bir gün Oğuz otururken üstüne düşman geldi. Gece içinde ürktü göçtü. Kaçıp giderken Aruz Koca'nın oğlancığı düşmüş. Bir aslan bulup götürmüş, beslemiş. Oğuz yine zamanla gelip yurduna kondu. Oğuz...

"Uysal Bir Kız"'ı Nasıl yazdım?…

Bu öykümü son derece gerçekçi saymama karşın,ona “fantastik bir öykü” diyorum. Doğrusunu isterseniz, gerçekten de fantastik bir şeyler var içinde. Özellikle öykünün biçiminde. Başlarken, özellikle bu durumu açıklamamın zorunlu olduğu...

ŞAİR ve ŞİİR

HOCAM HAKKI TARIK BEY

Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk yarıcı, gayet ciddi, temkinli herşeyden evvel lisan âlimi ve hastalık derecesinde mantık düşkünü, yalçın bir bekâr hayatı sürmekte bir zat... Bâb-ı...

GÜNER AKMOLLA

(Romanya, 1941-) Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu.Şair. 1941, Romanya doğumlu. 1965’te Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu. Çeşitli dergilerde şiirleri yayınlandı. Emel, Karadeniz, Çaş, Kalgay, Agora, Kırım Sedası Litera dergi ve gazetelerinde şiirleri yayınlandı. Şiirleri Vatan...

ZİYA GÖKALP'İN TURAN ŞİİRİ TAHLİLİ

Türklüğü Türkün Bedeninde Aramanın Şiiri: Turan Nabızlarımda vuran duygular ki, târihin Birer derin sesidir, ben sahîfelerde değil, Güzide, şanlı, necîb ırkımın uzak ve yakın Bütün zaferlerini kalbimin tanîninde, Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil. Sahîfelerde değil, çünki...

DİVAN EDEBİYATINDAN SEÇMELER

Baki’den Kadrini sengi musallada bilüp ey Baki Durup el bağlayalar karşında yaran saf saf   Fuzuli’den Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb Kılma dermân kim helâkim zehri dermandadır   Bende Mecnûn'dan füzûn âşıklık istidâdı var. Aşık-ı sadık benem...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEMESİ (ALİ…

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı Yavaş yavaş araladı perdeyi Gönlüm...

BELÂ RÂHINDA BEN

Belâ Râhında BenNe yerden kârbân-ı gam geçer olsa konar bendeBelâ râhında şimdi bir mu'ayyen menzil oldum ben(Nereden gam, üzüntü kervanı geçecek olsa bende konaklar. Ben şimdi belâ yolunda bilinen bir menzil...

ÖMER KAPLAN KOZANOĞLU

1973 yılında Adana Feke’de doğdu. Köy ilkokulundan sonraki eğitim hayatını parasız yatılı, Fen Lisesi, Tıp ve Tıp’ta uzmanlık olarak sürdürdü. Çocukluk yıllarından beri şiirle ilgilendi. Bir çok dergide şiirleri yer...

GAZEL - ZİYA PAŞA

GAZEL Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm Dolaştım mülk-i İslâm bütün virâneler gördüm Bulundum ben dahi dârü’ş-şifâ-yı Bâb-ı Âli’de Felâtun’u beğenmez anda çok dîvâneler gördüm Huzûr-ı kûşe-i meyhâneyi ben görmedim...

BİR KADEHLE BİZİ SÂKİ GAMDAN ÂZÂD EYLE…

Bir kadehle bizi sâki gamdan âzâd eylediŞâd olsun gönlü anın gönlümü şâd eyledi Bende idi bunca yıllar kaddine serv-i revânDoğrulukta kulluk ettiğiyçün âzâd eyledi Husrev-i hûbân eden sen dilber-i şîrîn-lebBîsütûn-ı aşk içinde...

TÜRKÇENİN SÖZVARLIĞI

Edebiyat Dunyamız

SÖZVARLIĞI NEDİR ? Bir dilin sözvarlığı denince, yalnızca o dilin sözcüklerini değil; deyimlerin, terimlerin, kalıp sözlerin, deyimlerin atasözlerinin ve...

PROF. DR. FERRUH AĞCA’NIN UYGUR HARFL

Ahmet URFALI

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Ferruh Ağca tarafından yazılan; ‘’Uygur Harfli Oğuz Kağan Destanı...

DEĞERLER BUHRANI KARŞISINDA MEHMET ÂK

Edebiyat Dunyamız

Değerler, din, bilim, felsefe, sanat, ahlak gibi alanlarla yakından ilişkilidir. Değer, bir tabiat varlığı değildir. İnsanla ve kültürle beraber açığa çıkar, onlarla...

ANNE BABA ÇOCUK İLİŞKİLERİNDE BAKI

Özcan TÜRKMEN

‘Aslında hiçbir şey, iyi veya kötü değildir. Her şey, bizim onlar hakkında neler düşündüğümüze bağlıdır.’ Öncelikle buna inanmalı; işe öyle başlamalıyız. İşe...

YUNUS EMRE'yi YENİDEN OKUMAK

Ahmet URFALI

Türkolog Anna Masala; ‘’Yunus Emre Türk ruhudur, sonsuz-tarihsiz Anadolu’dur.’’ diyerek bir gerçeği ifade etmiştir. Zaman zaman Yunus Emre’yi kendi...

DAĞDAKİ VATAN - 2

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

"Muhammed Hüseyin Şehriyâr [Tebriz, 1904 - Tahran, 18 Eylül 1988]; Bu büyük şairin ismini çoğumuz duymuş, anamızın ak sütü gibi Türkçe şiirlerini okumuştur....

ZİYA GÖKALP DÜŞÜNCESİNİN TÜRKİY

Emre Aydemirhan Üçhöyük

Ziya Gökalp 48 yıllık kısa yaşamında fikirleriyle sosyoloji1, tarih, hukuk, siyaset gibi alanlara ve Türk düşünce dünyasına damga vurmuş; vatansever,...

digertumyazilar