Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 8 - 16 dakika)
Bunu okudun 0%

macitsayinBugün akademik düzeyde bile dilin imkânlarını, maalesef şuuraltında yürüyen bir değerlendirmeyle hayata geçiriyoruz. Sözünü ettiğimiz tutum, zamanla düşünme ve üretme aşamasında köklü bir sorun olarak, ilerlemeyi engelleyen bir ezber tuzağına dönüşüyor. Dilin imkânlarının farkında olmak, şüphesiz tek başına bir dilbilgisi meselesi değildir. Kültürün bütün unsurları, özellikle dil vasıtasıyla birbiri ile eşgüdümlü bir ilerleme yahut gerileme eğilimi gösterir. Örneğin bilimin, felsefenin herhangi bir dalı ile müzik, mimari ve diğer sanat alanlarının birbirinden bağımsız olduklarını kim söyleyebilir?

Bu bütünlüğü hayatın her alanında gerek duyular gerekse duygular yoluyla, tanıklık edebileceğimiz açıklıkta, gözlemleyebiliyoruz. Parapsikolojik deneyler, kelebek etkisi kuramı, parçacık fiziğinin ulaştığı düzey; madde ve “ötesi”nin iç içe olduğunu gösteriyor.

Duygularımızdaki küçücük bir değişikliğin vücut kimyamızda eşgüdümlü değişikliklere yol açtığını biliyoruz. Aksine yediğimiz bir yemek, içtiğimiz bir içki veya ilaç, duygularımızda eşzamanlı olarak bambaşka değişimlere yol açıyor.

Kutadgu Bilig’de geçen “Bilgili insanın sözü yemek gibi yenilmedir.” ibaresi akıl, bilgi, duyu, duygu, düşünme ve anlayışın birbiriyle iç içe olgular olduğunu işaret ediyor. Hatta beyitte kullanılan beslenme vurgusu bile her ne kadar bir metafor olsa da son derece akılcı bir anlatım üslûbu olarak dikkatlere sunulur. Yusuf Has Hacib’in kurduğu “bilgi, insan, söz” denklemi insanın, varlığın diğer elemanlarıyla ilişkisinde temel araç olarak dilin önemini de vurgu yapar. Lisanın; soyutu somuta, somutu soyuta aktarabilme niteliği, varoluşun hakikatiyle akılcı bir ilişki kurulabilmesinin en önemli unsurlarındandır.

Akılcılığa yaptığımız vurgu ve “bilgi” hakkındaki tutumumuz haklı olarak “biçimsel rasyonalite”yi akla getirebilir. Fakat Türkçe bağlamında bir “düşünme” üzerinden hareket ediyoruz. Böylelikle Türk dilinde “Töre” çevresinde kavramsallaşan insani değerlerin Türkçe tefekkür insicamını sağlayacağı görüşündeyiz. Doğal olarak Batı ürünü tanımlamalara alternatif geliştirmek gibi tepkisel bir akıl yürütmeyi de düşünmüyoruz. Türkçenin içinde var olagelen özgün düşünce üslûbu, biz her ne kadar yeni yeni keşfediyor olsak da kendine has bir “literatüre” zaten sahiptir. Dile aynı zamanda bir bilgi kaynağı olarak bakıldığında kendi sosyal, iktisadi, siyasi, felsefi vd. alanlara ait kavramları bir çekirdek olarak bünyesinde taşıdığı görülür. Yani Türkçeden hareketle bakacak olursak yapılan düşünme ve anlama çabalarının, düşünce ölçeğinde ciddiye alınıp değerlendirmeye tabi tutulması için her sahada tutarlılık sergilemesi beklenir. Tutarlılığın yakalanması, düşüncenin gelişmesini ve hayatta karşılık bulmasını sağlar. Türk dilinin damarlarında dolaşan kan ve ona hayat veren kimya, kadim ontolojinin bizde karşılık bulan değerleridir. Bu değerler bilinmeden ve dikkate alınmadan söylenecek söz ve yazılan yazı, işlenen konunun açmazlarını çoğaltacaktır.

Bilindiği gibi toplumsal, ekonomik ve hukuki alanların katı bürokrasinin “akılcı” yöntemleriyle şekillendirilmesi “modernite”nin en kısa tariflerinden biridir. Modern kurumlar her ne kadar seküler bir düşüncenin eseri olsalar da terminolojinin üzerindeki boyayı kazıdığımızda karşımıza çıkan ontolojik astarı tüm çıplaklığıyla görebiliriz. Bir örnek olarak sözlük karşılığı “hareketlilik ve eylem durumunda olmak” olan aksiyon sözcüğünün Latince kökeni act– “sıradan insan becerisi ve sağduyusu tarafından karşı konulamaz olan doğa gücü, ilahi etkinlik” anlamına gelmektedir. Batı Avrupa’nın en seküler kültürü olarak kabul edilen Fransız dilinden alınan aksiyon sözcüğünün kökten bağlı olduğu ontolojiyi görmemek için kör olmak gerekir. Bu durum felsefeden bilime, sanattan spora kadar bütün bir sahayı kapsar. Aslında bu süreç o kadar doğaldır ki “sekülarist literatür” dahi bu tabii mecranın ürünü olma zorunluluğundan azade olamaz. Bu, dilin gücüdür. Türk edebi ve bilimsel literatürünün birkaç yüzyıllık temel zafiyeti, özellikle Türkçe bağlamında dil konusunun ne kadar önemli olduğunun anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır.

Dilin hayatiyeti üzerine yazmak, bu yazının sınırlarını aşar. Ama şu kadarını biliyoruz ki her bitki tohumu, kendi toprağında ve ikliminde yeşerip meyve verebilmektedir. Dolayısıyla özgün bir Türk düşüncesinden ve aklından söz edebilmek, kaçınılmaz olarak Türkçeyle olacaktır. Öyle ki bir “aydın”dan söz edebiliyor olmak da eğitim kurumlarının anadili öğretebiliyor olmasına ve akademinin Türkçe düşünebilmesine bağlıdır.

Toplumsal Aklı Anlamak adlı eserdeki Dil-Akıl İlişkisi başlığının giriş paragrafı konumuz için ufuk açıcı olacaktır:

Dil, geçmişte üretilen tarihsel bir yapı taşır. Maziyle ilgili her türlü oluşum ve ilişkinin tarif ve tasviri doğal olarak bu yapıda mevcuttur. Sadece geçmiş değildir dilin muhteviyatı. O yapıda ‘şimdi’ ve ‘gelecek’ tasavvurlarının kökleri ve ifade imkânları da bulunmaktadır. Yeni üretilecek kelime, kavram ve diğer ifade kalıpları dahî bu yapının potansiyellerinden çıkarılır. Yani dil, yapısında geçmiş-gelecek bütün anlamları ve bağlantı ihtimallerini unsurları arasındaki ilişki alternatifleri birer imkân olarak saklı tutmaktadır.”

Paragrafta geçen “şimdi ve gelecek tasavvurlarının kökleri ve ifade imkânları”nın potansiyel olarak dilde saklı olduğu görüşü, bir seri olarak devam yazılarımızın “cüretkârlığına” davetiye çıkarır niteliktedir.

Sorunlara çare ararken taklit edilen Batılı kurumsal çözümler, temelde Türk dilinde ifadesini bulan bir akla sahip olmadığımız görüntüsü verir. Eğer bir özgün akıl varsa da bizim onunla irtibatımızın koptuğunu gösterir. Bu sebeple Türkçe düşünmeye çalıştığımız denemelerin esasen dil aracılığıyla özgün “Türk aklı”na da dikkat çekeceğini umuyoruz.

Bu yazımızda Türkçede düşünme eyleminin sağlık ve tutarlılığı için gereken temel iki kavram olarak sakınıkve uyanık sözcüklerine yoğunlaşacağız.

Sakınık ve Uyanık Üzerine

Konu yazı ilerledikçe açıklığa kavuşacak olmakla beraber baştan belirtelim ki Türkçede düşünmek, temelde uyanık ve sakınık olma durumudur. Başka bir anlatımla uyanık ve sakınık olmak, düşünce için sağlıklı bir zemini her an hazır tutarken diğer yandan düşünme faaliyetine her irtifada eşlik eden etkin olma durumlarıdır. Bu iki sözcüğün kadim Türk ontolojisi ıstılahının önemli kavramlarından olduğuna da ayrıca dikkat çekmek gerekir.

Sözlüklerde sak-

TDK Büyük Türkçe Sözlük’te sakınmak. (-i, -den) 1. Herhangi bir korku veya düşünce ile bir şeyi yapmaktan uzak durmak, içtinap etmek. 2. Olabileceği düşünülen kötülüklere karşı önlemler almak. 3. Korumak, esirgemek, gözetmek.

Divan-ü Lûgât’i-t Türk’te saqındı. ol mindin saqındı: O, bana karşı ihtiyatlı davrandı… saqınur, sakınmaq.

  1. Clauson’un Cumhuriyet Öncesi Etimolojik Türkçe Sözlüğü’nde sakı– ‘to wait for, watch’  (beklemek, dört gözle beklemek, dikkat etmek, gözetlemek, kollamak. HA) (s.805) Ol meniñ kö:züme: sakı:dı: ‘he appeared faintly before my eyes’ (o gözümün önünde belli belirsiz ortaya çıktı. HA) (s.806) açıklamaları getirir.

Sak- kökenli sözcükler, düşüncenin duyular ve duygular yoluyla ilk tetiklendiği anın hassasiyetini ifade ettiği gibi düşünme sürecine her aşamada eşlik eden şüpheci ve akılcı tutumları, çok çeşitli nüanslarıyla dile getirir. Bir taraftan yeni bir bilgi ya da olgunun ilk ortaya çıkış anına önceki deneyimlerin ışığında hazır bulunmak, diğer taraftan “şeyleri” anlama sürecinde düşüncenin diriliğini koruma amacına işaret eden kavramların önemli bir bölümü aynı kök sözcüğe bağlanmıştır.

Kaşgarlı Mahmud’un “ihtiyatlı davrandı” izahı ve Clauson’un “belli belirsiz ortaya çıktı” açıklaması, sak- kök sözcüğünün neden düşünme ve değerlendirmenin “şüpheci” ve akılcı tutumlarını ifade eden kavramlardan önemli bir bölümünün çıkış kaynağı olduğunu gösterir niteliktedir.

Sakınmak

Orhun Yazıtları’nda Kül Tigin’in vefatının yarattığı üzüntü sonrasında geçen “özüm sakındım” (KK 10) ifadesi, endişeli düşünce halini ifade etmektedir. Bugün efkârlanmak dediğimiz tabirle örtüşür. Yazıtlarda geçen sakındım ifadesi ayrıca ‘kaygı ve düşüncelerimi dile getirdim’ anlamında da kullanılır. Yazıtlarda sakındım sözcüğü derin bir endişe eşliğindeki düşüncenin ifadesi olarak kavramsallaşır.

Sak– kökenli kelimelerin Kutadgu Bilig’de düşünce eyleminin farklı etkin durumlarını ifade amacıyla kullanıldığı görülüyor. Birçok yerde de tam olarak düşünce-düşünme anlamında kullanılmıştır. Sak– kök sözcüğünde türeyen kelimelerin eserde 282 ayrı yerde birbirini açan anlamlarda kullanıldığını görüyoruz.

Kutadgu Bilig’de Sak; uyanık, dikkatli ve tetikte olma durumu, Sakınuk; takva sahibi (kötü düşünce ve eylemlerden uzak durma titizliği), sakınç; keder, hüzünlü düşünce hali, sakış-çı sayma, sayış, hesap. Muhasebeci, saklık tedbirli, ihtiyatlı ve uyanık olma, sakın düşün, saknu düşünceli, düşünerek  ve benzer nüansları gözeterek kullanılır.

Türkçe, sakın, vurgusu; “İyice düşün, karşılaştığın konunun ayrıntılarını dikkate alarak karar ver ve davran.”  uyarısı anlamına gelirken ayrıca sosyal yaşamda gözetilmesi gereken (adab-ı muaşeret) kuralların odak noktasını teşkil eder. Sakınmak eylem ve davranışın düşünceyle eşgüdümlü olduğunun ifadesi olarak köklü bir kavram niteliğini taşır. Dolayısıyla Türkçe üzerinden yürüyen düşünce bir fantezi almaktan çıkar; düşünmek, sakınarak somut ve akılcı bir tutuma bürünür. Akılcı tutumu tahrik eden yönüyle sakın vurgusu, gözlem ve deney aşamalarında bütün olasılıkların hesaba katılması, gerekirse bir daha denenmesi ve eldeki bilgi ve bulgulara dikkatlice bakılmasını ikaz eder. Bu yönüyle sak– kök sözcüğü Türkçe bilim terimleri türetmeye elverişli çağrışımlarla doludur.

Sak- kökünden yukarda verdiğimiz örnek sözcüklere dikkatli bir gözle bakıldığında Türk dilinde düşünceye etki eden endişe verici unsurların incelikli bir ayrıma tabi tutulduğu görülür. Sakı:n, Sakı:ş ve sakı:nçsözcükleri  en açık örneklerdir. Hem teknik hem de duyusal ve duygusal kavramlar aynı köke bağlanarak bilgi ile akıl arasındaki bağlantılar çok çeşitlilik içerisinde bir uyum yakalarlar.

Sakınık ve aşağıda açacağımız uyanık olma durumu, Türkçe anlam örgüsü içinde bir düşünme yetisi olarak aklın yürüdüğü yoldaki işaret levhaları ve ışıklandırmalar gibidir. Ayrıca güzellik anlayışının dil vasıtasıyla açıklanabilmesi çok yönlü soyutlamaları gerektirir. Duyuların etki-nleşmesiyle harekete geçen düşünce duygusal bağlar kurarak bir güzellik anlayışı geliştirir. Düşünce planında güzellik ister soyut ister somut verilere dayansın bir gördüğüne inanma durumudur. Buna göre inanmak, güzeli görmeyi yani bir tanıklığı gerektirir. Aklın süzülmüş düşünce üretebilmesi sakıncalı verileri ayırt edebilmesiyle mümkün olacaktır ki bu hâl için her an uyanık olmak gerekmektedir. Kadim Türk düşüncesinde bilge’nin sözünün gıda gibi görülmesini (KB 2875), beg’in beğenilerin odağı olmasını sakınık (titizlikli düşünme) ve uyanık (işleyen akıl) olmalarına bağlayabiliriz. Bu aşamada bilge ve bey toplumsal güven duygusunun teminatları olarak kurumsal bir kavrama dönüşür.

közün körse ötrü köñül ârzûlar; köñül ârzû kolsa anı kim yığar

köñül beg-turur yéti endam öze; begi başlasa bodnı yügrür tüze

idi yakşı aymış biliglig sözüg; ay ersig küdezgil köñülüg közüg

(KB 2794-2795-2796)

Gözün gördüğü şeyi gönül arzular; gönül arzu edince, ona kim karşı koyabilir.

Gönül yedi endam üzerine beydir; bey yol gösterince, halk tereddütsüz onu takip eder.

Bilgili çok yerinde bir söz söylemiştir; ey yiğit, gönülü ve gözü gözet.

Beyitlerde görüldüğü üzere bey kavramının tevriyeli kullanılarak gönülle ilişkilendirilmesi Türkçe güzellik (estetik) tavrının siyaset ve sosyal yaşamı etkileyen gücünün temel ipuçlarını verir. Clauson sözlüğündeki açıklamayı dikkate aldığımızda “gönlü ve gözü gözet” ibaresindeki gözet-közüg sözcüğünün sakınık kavramıyla simetrik anlam ilişkisi ayrıca göze çarpmaktadır.

Sak- kök sözcüğü ve türevlerinin Kutadgu Bilig ışığında anlam çözümlemesine odaklandığımızda görüyoruz ki sakınıksakınmak ve yakını sözcükleri Türk düşüncesi, sosyal yaşamı ve güzellik anlayışının diğer kavramları için bir çıta oluşturmaktadır.

Uyumak ve Uyanmak Farkı Üzerine

Türkçe de her dil gibi kendine özgü bir muhakemeyle yürümektedir. Bugün kullandığımız “uyumak ve uyanmak” fiilleri, Türkçenin içinde sırlanmış dünya görüşünün dil imkânlarını kullanarak nasıl derinleştiğinin ipuçlarını taşımaktadır.

bir ança udıdı bir ança oduğ  / kopa keldi saknu toğa keldi toğ (5672)

Bir az uyudu, tekrar bir müddet uyanık yattı; düşünceleri onu bırakmadı, tekrar kalktı

 

töşek koldı yattı udıdı uzun  / beliñlep odundı özi yalñuzun (5673)

Tekrar yattı ve uzun bir müddet uyudu; kendi-kendine ürkerek, birden uyandı.

Beyitlerde Türkçenin bütün incelikleri kullanılır. Uykuya geçmek fiilinin uyudu –udıdı sözcüğü ile ifade edilmesi, geri dönmek anlamındaki udu– köküne bağlanır. Böylece ruh-beden birlikteliği mevcudiyetindeki yeniden alevlenebilme yeteneğini saklı tutarak iç içe bükülmekte ve sönmektedir. Uyandı-odundı sözcüğünde ise ifadenin od– ile başlaması, dil açısından özel ve yaratıcı bir tercih olarak göze çarpıyor. Kutadgu Bilig metninin tamamında “ot” kelimesinin bugünkü “ateş” anlamını içerdiğini biliyoruz.(Odundı sözcüğündeki otve od benzerliğinin sadece ses benzerliği değil, aynı zamanda eşanlamlılık olduğunu ayrıca izah edeceğiz.) Dolayısıyla uyku halinde kendi içine dönüp sönen şeyin ateş, ışık-od olduğu anlaşılmaktadır. Günümüz Türkçesinde uyudu ve uyandı sözcüklerini aynı sesle başlayarak kullanıyor olmamız, kavramın nüanslarının hem ses hem de içerik bakımından kayba uğradığını göstermektedir. Bu konudaki Türkçe kullanımımızın da ses ve muhteva olarak Yusuf Has Hacib’in gerisine düştüğünü üzülerek belirtmeliyiz.

Bu aşamada biraz daha teknik bilgiden sonra konumuza yoğunlaşmaya çalışacağız. ‘o,ö- u,ü değişikliği kelime başında veya ilk hecede görülen bir değişikliktir. Baştaki veya ilk hecedeki o, ö’ler az veya çok sonradan u, ü’ye çevrilmişlerdir.Bu değişiklik Eski Türkçe ile yeni devirler arasında olduğu gibi şiveler ve ağızlara arasında da görülen bir değişikliktir: yokaru – yukarı, odun-, oyan, uyan- misallerinde olduğu gibi.’ (TDB) 

Uyumak

Uyumak sözcüğü ud-köküne dayanır. Udu– kökü temelde “ara, iz, art, geri, uyku” (TDE) vb. anlamları içeren sözcüklere kaynaklık teşkil ediyor. Divan-ü Lûgât’i-t Türk’te udmak sözcüğü için “yandaş, çırak (şakird)” açıklaması yapılırken uduqluq kelimesi “insanın bir şey üzerine bilgisizliği gafleti” olarak izah edilir. Ayrıca udıttı,uyuttu; udıtgân, uyku ilacı; udıştı, uyuştu, udluq bacağın arka kısmı, udlaştı arkasından yürüdü, udûlâdı ona uydu, udlatmaq takip ettirmek. Nitekim Kutadgu Bilig gaflet uykusu için “udıtır” derken failine “udığlı kişi” demektedir.(KB 5267)

usanma ay ilig udıma odun; özüñde kédin edgü atıñ kodun (KB 3786)

Gafil olma, ey hükümdar, uyuma, uyan; kendinden sonra iyi ad bırak.

Kutadgu Bilig’den verdiğimiz örnekte ud- ve od- anlam köklerinin aynı beyitte dönüşümlü olarak devreye sokulduğu görülür. Uyumak ud- (geri,arka, art, ,iz) anlam köküne “sönmek” çağrışımıyla bağlanırken uyanmak od- (ateş) anlam köküne bağlanarak uyumaktan mülhem ayağa kalmak fiilinden nüanslarla ayrılır. Nitekim gerek günlük yaşamda gerekse edebiyatta çerağ, mum, fener ve benzeri aydınlatma araçlarının tutuşturulması için “uyandırma” sözcüğü kullanılıyordu. Gerek anlam kökü gerekse Türkçe klasik metinlerdeki anlam örgüsü içinde değerlendirirsek uyanma sözcüğünün kökenindeki od- her ne kadar ateş gibi anlaşılsa da aslından aydınlık ve ışık anlamına gelmektedir. (Bilindiği gibi Kutadgu Bilig’de Odgurmış irfan rolündedir fakat bu bahis, arif ve aydın tanımını irdelemeyi gerektiren bir mecraya gider. Konunun bu yönüne bu yazının devamı olan ve uyanma-düşünme ilişkisini ele alacağımız bir sonraki yazımızda daha ayrıntılı şekilde ele alacağız.) Özetle aynı kavramın içe ve dışa dönük durumları için farklı ses, anlam ve anlatım biçimleri kullanıldığı anlaşılmaktadır. “Udıma” (uyuma) sözcüğünün Kül Tigin abidesindeki ses yapısı ve anlamının Kutadgu Bilig’de de devam ettiğini görmekteyiz. Ses yapısındaki d/y dönüşümü ile günümüzde de varlığını sürdüren en eski Türkçe kelimelerden biri olduğu anlaşılmaktadır. Türkçenin anlatım gücü ve derinliğinin farkında olan Yusuf Has Hacib, hiç şüphesiz Türk dilini kadim ontolojiye olan vukufiyeti ile “entelektüel” bir çıtaya yükseltmiştir.

İnsan varlığının dünya şartlarında etkin olabilmesi, bilinçli eylemlerde bulunabilmesi akıl-beden ilişkisinin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesine bağlıdır. Bu bir uyum meselesidir yani karşılaşılan yeni bilgi ve olguların bir “nisbetler ağı”ndan süzülerek değerlendirilmesi gerekmektedir.  Bizde Türkçenin oluşturduğu anlam dünyasının bağıntı, ilgi ve ilintilerini yine Türkçeyle anlamaya çalışıyoruz.

Türkçede uyuma ve yakını sözcükler, en sıradan kullanımından edebiyata kadar genellikle olumsuz çağrışımlarla kullanılır. Ölüm uykusu, uyan da balığa gidelim, uyuma çalış, ayakta uyumak ve benzeri birçok deyim, Türkçede uyumanın menfi bir durum olarak anlaşıldığını gösteriyor. Yaşama umudu kalmayan hayvanların veteriner eliyle öldürülme zorunluluğu için de bugün “uyutma” terimi kullanılmaktadır. Uydu devlet tabiri de diplomatik bir kavram olan manda sözcüğüyle kısmen örtüşür. TDK Büyük Türkçe Sözlük, anestezi ve narkoz sözcüklerinin Türkçe karşılığını uyuşturma olarak gösterir.

Uyum, uygun ve buna yakın sözcükler ud- kökünün “geri, art, arka” anlamına yaslanır. Uymak; peşine takılmak, uyum sağlamak; küçük farkları görmezden gelerek benzemeye çalışmak manasına geliyor.

Örnekler çoğaltılabilir.

Aslında “şununla uyumlu” “buna uygun” derken “o” her ne ise bununla, benzemeyen taraflarından sakınarakbir benimseme ve beğenme çabasından söz etmekteyiz. Ona benzemek, özüyle dolaylı-dolaysız bir bağlantıyı ifade ederken onu beğenmek koşulsuz güzel görmek demektir. Oysa ona uymak, uyum sağlamak görece olumlu bulunsa da içinde hep bir sakıncalı unsurun bulunduğu şerhini barındırır. Dolayısıyla uyumlu olmak, birtakım benzemezlik ve beğenmezliklere rağmen zorunluluğa bağlı bir kabulü işaret eder. Bu sebeple çoğu zaman “tam olarak uygundur” pekiştirmesi kullanılır. Buna göre uyum, uygun, uyuşmak, uyuşturmak ud– kök anlamına tam olarak bağlıdır.

Türkçede olumlu sakıncasız uyum ve uygunluk durumu için tüz-düz- köküne bağlı düzgün sözcüğünü görürüz. Düzenlemeyle doğrusal bağlantı kurarken özerk yapısını koruyan unsurlar için düzdüzgün veya düzenlidiyoruz. Nitekim tüze anlam genişlemesiyle kural ve yasa anlamına gelir.

Uyumakla ilgisi gözümüze çarpan son bir ayrıntı, Türkçenin uyku halindeyken neredeyse tek olumlu gelişme olarak gördüğü düş sözcüğüyle karşılaşmaktayız. Rüya kelimesinin Türkçe karşılığının düş olması, Türkçe düşünce tasarımında uyku durumunda en aza indirilen fiziki etkinliklerin düşünme faaliyeti için söz konusu olmadığına işaret eder ve bunu olumlu bir süreç olarak görür. En dikkat çeken tarafı ise düşünce ve düş sözcüklerinin aynı kökene bağlı olmaları, Türkçe düş sözcüğünün içeriğini “mâlihûlya”dan ayırır. Böylece uyku durumu dışında kullanılan düş-leme sözcüğü somut verilerden hareketle gelecek tasarımı (düşüncesi) anlamına gelir.

Bu yazımızda özellikle Kutadgu Bilig’in halis Türkçesinden hareketle sakınma ve uyuma sözcüklerinin bağlantılı anlam içeriğini çözümlemeyi denedik.  Ele aldığımız sözcükler Türkçe bağlamında Türk düşüncesi ve anlayışının anahtar kavramlarından biri olarak karşımıza çıktı. Konumuz od- köküne bağlı ‘uyanma’nındüşünce kavramıyla ilişkisine odaklanacak bağlantılı bir yazıyla devam edecek.

Her kimüñ cânında varsa göz kulak

Hak yolında ol uyandı oldı sak

Aşık Paşa

MACİT ŞAYİN

Kısaltmalar:

TAA: toplumsal Aklı Anlamak – Sait Başer

KK : Kül Tigin Kuzey Yüzü – Orhun Abideleri

KB : Kutadgu Bilig – Yusuf Has Hacib

TDB : Türk Dil Bilgisi – Muharrem Ergin

TDE : Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü – İsmet Zeki Eyüboğlu

KT : Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre – Sait Başer

HA : İngilizce-Türkçe çeviriler Hamza Akyol

Kaynaklar:

Gerard Clauson – Etimology Dictionary Pre-thirteenth Century Turkısh – Oxford At the Clarendon Press (1972)

Muharrem Ergin – Türkçe Dil Bilgisi – Bayrak Basın-Yayın-Tanıtım (2009)

Talat Tekin – Orhun Yazıtları – Simurg Dil ve Edebiyat Dizisi 1 (1998)

Muharrem Ergin – Orhun Abideleri – Hisar (003)

Yusuf Has Hacib – Kutadgu Bilig – Kültür Bakanlığı Yayınları

Dr. Sait Başer – Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre – Trabzon Valiliği Kültür Yayınları (2007)

Şükrü Halûk Akalın (haz.) – Türkçe Sözlük – Türk Dil Kurumu Yayınları

Kaşgarlı Mahmud – Divan-ı Lügati Türk – (2005) Kabalcı Yayınevi

Prof. Dr. Tuncer Gülensoy – Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü – Türk Dil Kurumu Yayınları

İsmet Zeki Eyuboğlu – Türk Dilinin Etimolojisi Sözlüğü –Say Yayınları (2017)

Dr. Sait Başer – Toplumsal Aklı Anlamak – Ataç Yayınları (2006)

Aşık Paşa  – Garib-Nâme – Hazırlayan Kemal Yavuz – Kültür Bakanlığı Yayınları (2000)

Emek Üşenmez – Karahanlı Türkçesi Sözlüğü (Yüksek Lisans Tezi) Kütahya (2016)

Hasan Eren – Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü – Ankara (1999)

Kaynak: http://www.keyfiyetmahfili.com

Comments powered by CComment

More articles from this author

OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
SUYUN LİSANI
Suyun lisanı vardır. Hatta lehçelere de ayrılır su, zaman zaman…Büründüğü renge göre anlayabilirsiniz kullandığı dili. Dalgalarına da bakınca ruh dünyasını tahlil edebilirsiniz. Su…Hayatın çözülemeyen sırlarından birisi. Yerine başka bir varlığın asla tercih edilemeyeceği baş tacımız. Olmazsa...
İnstagram Hesabımıza Bekliyoruz
https://www.instagram.com/edebiyatdunyamizcom/
prev
next

Aktif Düşünce Yayıncılık Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile yapılmış olan bir dizi sohbetten oluşan bu eser, on iki başlık altında çağın problemlerini, kültürel, entelektüel, manevi buhranları, insanın özne olmaklığına dair sıkıntıları ele almakta ve bunlar karşısında kendi düşünce geleneklerimizden hareketle çözüme yönelik imkânlar bulunabileceğine işaret etmektedir. Bu bağlamda tasavvufla bütünleşen bir tefekkürün ufukları, tasavvufa ilişkin olduğu düşünülen kavramların felsefî bir dikkatle yeniden...

Sert rüzgârın sesi kulaklarıma hoş bir zemheri türküsü söylüyor, tenimi delip geçen ayaz ise en acı gazellerini tenimin üzerine bırakıyordu. İliklerime kadar titriyordum. Biraz önce aniden çıkan kar fırtınası diner umuduyla saçağının altına sığındığım kahvehanenin kapısı rüzgâra inat uzun bir gıcırtıyla açıldı. - Aklıma Ninem gelmişti “Dizlerim artık akıp giden zamanla inatlaşmıyor, kapı gibi gıcırdıyor.” - İçerden, elleri boş çay bardaklarıyla dolu çıkan adam çocuk gözlerime bakarak :

Bülten ve ajansların geçtiği haber, Türk dünyası ile dünya kamuoyunda şok etkisi yaptı. Haber metni;’’Ermeni kuvvetleri 25 Şubat’ı 26 Şubat'a bağlayan gecede Hocalı kasabasında, 83 çocuk, 106 kadın ve 70'den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 kişiyi katletti. Yaşanan sadece insanların katledilmesi değildi. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde bir çoğunun yakılmış olduğu, gözlerinin oyulduğu tespit edildi. Hamile kadınlar ve çocukların da bu vahşete maruz kaldığı...

Yazıyı Sümerler icat etti. Ölümsüzlüğün ifadesi olan yazı, önce taş, kil tablet, tahta ve deri üzerine yazıldı. Mısırlılar papirüs yaprağından kâğıda benzer bir nesne buldular, Zaman, M.Ö 4000’di, insanlık yazıyı icat ettikten bin yıl sonra kâğıdın ilk atasıyla tanıştı. Çin’de bugünkü kâğıdın bir benzeri yapıldı. Ardından Semerkant ve Bağdat’ta imalathaneler açıldı. Batı, kâğıdı Doğu’dan alıp öğrendi.

Nefis mücadelesinde neredeyim, sorusunu kendinize sormuşsunuzdur eminim. Nefsinizle uğraşırken, çekişirken, didişirken siz de benim gibi şaşırıp kalmışsınızdır eminim. Eminim, sizin de mücadele azminiz, maalesef, çoğu zaman dumura uğramıştır. En zor mücadelenin nefisle yapıldığını bilmeyenimiz yoktur, kanaatindeyim. Bu zorluğu biraz açalım şöyle: Bir kimsenin kendi öz varlığına, öz benliğine, kişiliğine genel anlamda nefis diyoruz. Bedene ait yeme, içme vb ihtiyaçlarının bütünü de nefis...

Bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam(lar) çıkarırdık. Bir işin özelliklerini, işleyişini, en ince ayrıntılarına kadar iyice öğrenenlere, o işin ilmini alanlara saygımız sonsuzdu. Bir kimsenin ne düşündüğünü anlar, düşüncesini okur; ona göre davranışımızı ayarlardık. Kelime hazinemiz olması gerekenden(!) fazlaydı. Bir şeyi anlata anlata bitiremezdik, bizleri de birileri dinlerdi. Bir şeyin ilminden anlayan insanları çevremizde sık görürdük. Duyduğumuzdan gördüğümüzden anlam...

Bölümümüzde Farsça dersleri veren İranlı bir hoca vardı: Prof. Dr. Ebulkasım İçtihadi. Tarih profesörü. Humeyni devriminden sonra ülkesini terk etmek zorunda kalmış. İkbali de idbarı da tatmış. Çelebi bir insan. Türk dostu. Asistanlık yıllarında Türkiye’ye gelmiş, Ankara İlahiyat’ta Farsça derslerine girmiş. Mehmet Maksudoğlu ile birlikte Farsça Dilbilgisi yayımlamışlar (Ankara İlahiyat Fakültesi Yayını, 1963).

Dilbilimci Steven Roger Fischer bugün için Çin dillerinin sekiz ana lehçesi bulunduğunu bildiriyor. Fakat aslında bu sekiz ana lehçe Türkçenin lehçeleri gibi birbirine yakın değildir. Bilindiği üzere Çuvaşça ile Sahaca (Yakutça) ilk bakışta tanınmayacak kertede Türkçeden ayrı görünümlü iki farklı dil gibidir. Türkçenin diğer bütün lehçeleriyse birbirlerine epeyce yakındırlar. Çuvaşça ile Sahacanın başka dillermiş gibi görünmesine benzetirsek Çincenin sekiz ana lehçesi de böyledirler. Çin...

Ne yaparsan yap pişman öleceksin, Belki yaptıklarından , belki yapmadıklarından... Dostoyevski Müslüm Gürses’i ‘Son pişmanlık neye yarar / Her şeyin bedeli var olmadı yâr / Son pişmanlık neye yarar / Her şeyin bedeli var buraya kadar’ şarkısıyla hatırlayanımız çoktur. ‘Pişmanlık, son pişmanlık...’ kavramları da zihnimizi sürekli meşgul eder. Bir gördüğünü bir daha göremiyorsun. Pişman olmanın da ısrar etmenin de anlamı pek yok gibi. Hayatın akışında her şey yan yana aslında. Tercih bizim…...

Hilmi Özden; "Ankaralı Arabacı İsmail ve Mustafa Kemal" adlı belgesel romanının "İthaf ve Teşekkür" bölümünde: "Romanımızın her hangi bir iddiası yoktur sadece istikameti vardır. Bölümler okundukça istikameti mutlaka anlaşılacaktır." On cilt olarak düşünülen serinin bu ilk kitabı, daha önce Muzaffer Metintaş yönetimindeki www.kırmızılar.com’da internetten yayımlanmış ve yoğun ilgi görmüştü. "Ankaralı Arabacı İsmail ve Mustafa Kemal" adlı belgesel roman şimdiye kadar Atatürk’le ilgili...

Değişim en sık telaffuz edilen kavramlardan biri olduğu gibi, aynı zamanda durumundan memnun ve mutlu ve tatmin olmayan insanların özlemidir de! Onu çok kolay kullanır ve âdeta harcarız. Kavramı diline dolayanlar ona aynı derinlikte bir anlam yüklemediklerinden, uluorta kullanılan kavramlar sığlaşır ve artık eski derinliklerini taşıyamaz olur. Lakin doğası ve yönü tartışılsa da, varoluşun akışı “değişim”dir. O akışta bir kesitin yerini hemen öbürü alır. Hiçbir şey aynı dilimde/anda kalmaz....

Teşbih • Sözü daha etkili kılmak amacıyla ortak nitelikleri bulunan nesne ya da kavramlar arasında benzerlik kurma sanatıdır. Örneğin, "Tilki gibi kurnaz adam" bir teşpihtir. İnsan kurnazlığıyla bilinen tilkiye benzetilmektedir. Bir teşbih'te dört öğe bulunur: Müşebbehün-bin (benzetilen): Kendisine benzetilen, birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçlü, daha üstün olan. Örneğimizde "tilki". Müşebbeh (benzeyen): Birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

×

Hata

There was a problem loading image Kame1.JPG

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech