Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

namikkemal

Tanzimat döneminin topluma ve dünyaya en açık kalemlerinden biri Namık Kemal’dir (1840-1888). Onun hayatı bazen melodrama kaçan bir romana bazen de romantik bir şiire benzer. Aynı nesle mensup olduğu yazarlardan en çok da mizacı yönüyle ayrılır o. Bu nedenle Kemal’in iç dünyası bir tiyatro salonunda seyirciye pek de aldırmadan gür sesiyle tiratlar okuyan bir oyuncuya teşbih edilebilir. Yani, nevi şahsına münhasır bir beniâdemdir Kemal.


Kültür tarihinin birçok önemli kavramının ya ilk kıvılcımını ateşlemiş ya da daha önce varlığı hissedilen mevzi parıltıları büyütmüş ve topluma mal etmiştir o.

Oğlu Ali Ekrem babasıyla ilgili (Namık Kemal, M.E.B. Yayınları, Ankara 1998.) öyle şeyler anlatır ki zihni tuz buz olmuş bir aynaya benzeyen günümüz insanının bunlara akıl sır erdirebilmesi çok da mümkün görünmez. O hâlde en yakınındaki insandan hareketle tanımaya çalışalım bu aykırı insanı:

Bir gün etrafındaki gençlere: ‘Çocuklar, size bir marifet göstereyim.’ diyerek dört kişiye birden dört ayrı mevzuu imlâ tarikı ile asla tevakkuf ve tereddüt etmeden yazdırmış, sonra da yazıları alarak her satırın arasına kendi eliyle bir satır ilâve etmiştir.” (s. 99.) 

(Namık Kemal dört kişiye aynı anda dört farklı yazıyı yazdırtabilecek kadar dikkat ve birikime sahipti.)

Zihninde, müthiş bir fıkragû olan pederinden duyduğu, ki Kemal pederi için ‘Dünyada tanıdığım insanların en zekisidir.’ der, şark ve garp edebiyatlarından iltikat ettiği (topladığı) binlerce güzel fıkra vardı ve bunları daima bir münasebet düştükçe tatlı tatlı naklederdi.” (s. 100.) 

(Zihninde binlerce fıkra bulunan Namık Kemal bu fıkraları yeri, zamanı geldikçe anlatmayı severdi.)

İnsanı hayretlere duçar eden hafızasına delil olarak söyleyeyim ki beş, altı saat Türkçe, Arapça, Acemce, Fransızca mütemadiyen şiir okuduğunu kaç defa gördüm.” 
(s. 108.) 

(Kemal, beş altı saat hiç durmadan farklı dillerden şiirler okuyacak kadar geniş bir şiir hafızasına sahipti.)



Mithat Cemal’in Üç İstanbul’u mu, Adrian Gilbert’in Üç Bilge Kral’ı mı, Stefan Zweig’ın Üç Büyük Usta’sı mı bana nüfuz etti bilmiyorum ama bugünlerde Namık Kemal’i ve onunla ilgili değerlendirmeleri hep üç ana başlık altında kategorize etme temayülü içindeyim. Bu üç eser benim bilinçaltımı bir şekilde etkilemiş olabilir, ama bunların dışında bir de M. Kayahan Özgül’ün Namık Kemal’in hayatındaki üç’lere gönderme yaptığı bir paragrafı var ki bendeki etkisi yukarıdaki üç yapıttan hiç de az değil:

Kemal Bey’in hayatında, Bayezıd Camii’nin avlusuna kurulan ramazan sergilerinin önemli bir yeri vardır. Kısa ömrünün en önemli üç tanışıklığını burada yaşamıştır. 1276 Ramazanında (Mart-Nîsan 1860) Abdülhamid Ziyâ Bey’le burada tanıştırılmış ve onun ağzından ‘mükemmel bir şair olacağı’ müjdesini de ilk burada almıştır. ‘Ben ahbâbı, arkadaşı az bir adam değilim; fakat, ömrümde Refik kadar kimseyi sevemedim.’ dediği Mir’atçi Mustafa Refik Bey’le bir ramazan günü, yine Bayezıd Camii’nde tanışmıştır. Son olarak, Yûnus tarzı bir ilâhî zannıyla yirmi paraya satın alıp, Şinasi Efendi’nin münâcâti olduğunu fark ettiği varakpâre ile tanışması da 1278 Ramazanında (Mart 1862), camiin avlusunda kitap sergilerinden birinde olmuştur.” (M. Kayahan Özgül, Kemâl’le İhtimal -Nâmık Kemâl’in Şiirine Tersten Bakmak-, Dergâh Yayınları, İstanbul 2014, s. 34.)

Bu kısa girişten sonra şimdi de üç farklı ustadan üç farklı Namık Kemal dikkatini konuşma zamanı.

Birinci Dikkat

Namık Kemal’in bütün eserleri içinde belki en bilineni -ilk olarak- 2 Haziran 1876 tarihinde Vakit Gazetesinde yayımlanan “Hürriyet Kasidesi”dir.

Hudâ me’yûs kılma gönlümü ikbâl-i milletten

Haberdâr eyle ‘Rahman’ ismini ahvâl-i milletten

Olup mecrûh, peykân-ı kazâdan tâir-i devlet

Demâdem hûn akar çeşmim gibi şehbâl-i milletten

(Allah’ım, milletin talihinden gönlümün ümidi kesilmesin. Milletin -içinde bulunduğu- hâle -karşı onları- esirgeyici adından haberdar et. Kaderin okuyla yaralanan devlet kuşunun millet adlı kanadından gözüm gibi daima kan akar.) (M. Kayahan Özgül, Leskofçalı Galip, K.T.B. Yayınları, Ankara 1987, s. 136.)

Namık Kemal’in, Leskofçalı Galip’in (1829/30-1867) yukarıdaki dörtlüğünü okuduktan sonra ve yine bu mısraların etkisiyle yazmaya başladığı “Hürriyet Kasidesi” hem devrinde hem de devrinden sonra edebiyat tarihinde en fazla iz bırakan hamasî metinlerdendir. Bu manzumenin edebiyata gönül vermiş hemen herkesin ezbere bildiği ilk beyti şöyledir:

Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk ü selâmetten

Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükûmetten

(Asrın hükümlerinin doğruluktan ayrıldığını görüp şeref ve haysiyetimizle Hükûmet kapısından çekildik.)

Sivas’ta edebiyat öğretmenliği yaptığı yıllarda “Hürriyet Kasidesi”ni öğrencilerine anlatacağı bir gün ders öncesi manzumeye şöyle bir göz gezdirdiğinde şiirin yukarıya alıntıladığımız ilk beytiyle ilgili olarak Şükrü Elçin’in zihninde ilginç bir soru işareti belirir. Hoca, bu beyitteki birkaç kelimeye değişik araştırmacılar tarafından verilen manaların şiirin anlam dünyasıyla çok da örtüşmediğini fark eder. Hadisenin geri kalan kısmını Elçin’in kendisinden dinleyelim:

“ … (beyiti) nesre çevirirken bir tutarsızlık olduğunu fark ettim. Asrın hükümleri doğruluk ve selâmetten inhiraf edemezdi. İnhiraf edenler (sapanlar) insanlardı. Sonunda ‘ahkâm’ın ‘hükkâm: hükmedenler’ olması icap ettiği kanâatine vardım. Mısraın vezninde de bir aksaklık çıkmadı. Bâb-ı hükûmetten tek başına çekilen Namık Kemal olduğuna göre, metindeki fiilin ‘çekildim’ olmasına karar verdim.

Bu yazıyı hazırlarken İsmail Habip Sevük’ün de fiili Türk Teceddüd Edebiyatı Tarihi’nde o şekilde yazdığını gördüm.

Öğrencilere, beyti:

Görüp hükkâm-ı asrı münharif sıdk ü selâmetden

Çekildim izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükûmetden

olarak düzeltip ‘Asra hükmedenlerin (iradeyi ellerinde tutanların) doğruluktan uzaklaşıp kusur ve ayıplardan kurtulamadıklarını görünce hükûmet kapısından şeref ve haysiyetle çekildim.’ şeklinde açıkladım.” (Şükrü Elçin, Hikâye’den Hâtıra’ya, Akçağ Yayınları, Ankara tarihsiz, s. 87-89.)

Yazının devamında Namık Kemal’in, devrinin siyasal baskılarından dolayı (Burada istibdada vurgu yapılıyor.) bir kısım şiirlerini bastıramadığını, bu nedenle şiirlerin elden ele/dilden dile dolaşırken bazı kusurlarıyla birlikte gelecek nesillere aktarıldıklarını vurgulayan Elçin, beyte getirdiği yeni yorumun kendince arka planını izah etmeye çalışır. Daha önce de belirttiğimiz gibi şiirin 1876’da yayımlanmış olması gerçeği, Elçin’in bu yorumunu biraz havada bırakır. Çünkü şiir, iki beyti eksik olarak da olsa yayımlandığında II. Abdülhamit henüz tahta çıkmamıştı.

Her şeye rağmen Elçin’in, bu şiirin ilk beytine yaptığı şekilsel ve anlamsal katkı ilginçtir, ufuk açıcıdır ve edebi metinlere, zaman zaman genel kabulleri bir kenara bırakarak şüpheyle de yaklaşılması gerektiğini hissettirmesi bakımından değerlidir.

İkinci Dikkat

İkinci Namık Kemal dikkati, hocaların hocası ve aynı zamanda benim de hocam olan Ömer Faruk Akün’den.

Vatan yâhud Silistre’nin 1 Nisan Salı gecesi (1873) Gedik Paşa Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen ilk temsili tarihî bir hadise oldu. Tiyatroyu doldurmuş olan seyirci kitlesi tarafından yükselen ‘Yaşasın vatan! Yaşasın Kemal! Yaşa vatanın Kemal’i!’ nidaları gittikçe artarak sokağa taştı.” (s. 368.)

Bir gün sonra İbret Gazetesi bu heyecanı sayfalarına taşıdı. Vatan yâhud Silistre 3 Nisan 1873’te bir kere daha sahnelendi. Bütün bunlar olurken İbret toplumun heyecanını sütunlarına taşımaya devam etti ve bu nedenle 5 Nisan 1873’te bir daha çıkmamak üzere kapatıldı. İbret’ten hemen sonra devrin bir başka gazetesi olan Sirâc’ın da kapısına kilit vuruldu. Açıkçası İstanbul’da siyasi bir had bildirme furyası kendini göstermeye başladı. Elbette fırtına bu kadarla dinmeyecek, insanlara sirayet edecek ve birilerine gözdağı verilecekti. Çok geçmeden beklenen oldu, başta Namık Kemal olmak üzere İbret’in saygıdeğer yazarları Ebuzziya Tevfik, Nûri, Bereketzâde İsmail Hakkı, Ahmet Mithat Efendi tutuklanarak hapishaneye gönderildiler (6 Nisan 1873). Bu tutuklamalardan sonra aydınların sürgün gerçeğiyle tanışmaları artık an meselesiydi.



Normal bir gözlemci/araştırmacı, görünenlerden hareketle bütün bu olanları acaba nasıl yorumlardı? 

Büyük ihtimalle yorum şuna yakın olacaktı:

Namık Kemal ve arkadaşları, Vatan yâhud Silistre’nin halkta uyandırdığı heyecan/galeyan ve ilgiden rahatsız olan yöneticiler (padişah) tarafından sürgüne gönderilmişlerdir. 

Düz mantık hemen herkesi böyle bir yoruma götürür. Birçok edebiyat tarihçisi ve araştırmacısı da maalesef bu ve buna benzer yorumlar yapmışlardır. Ancak hakikat hiç de görünenden ibaret değildir. 

Bu genel kabulü Ömer Faruk Akün’ün titiz çalışmaları ve konuya getirdiği farklı yorumlar değiştirmiştir. Çünkü sosyal olayları tek/yanlı bakış açılarıyla, dıştan/yüzeysel yaklaşımlarla çözümlemek çoğu zaman gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet etmez. Olguların/olayların öncesine-sonrasına dikkatle bakmak, neden-sonuç ilişkilerini gözden kaçırmamak gerekir.

Söz tekrar Akün hocanın:

Namık Kemal ve arkadaşlarının sürgün edilmesinde asıl sebebin Veliaht Murat Efendi ile sürdürdükleri temasları olduğu anlaşılmaktadır. Oyunu temsile koyan Güllü Agop’un Tiyatro-yı Osmânî kumpanyasının herhangi bir şekilde ceza almaması ve aynı yılın sonbaharındaki yeni tiyatro sezonundan başlayarak oyunun temsil edilmesine İstanbul dışında izin verilmesi de meselenin doğrudan doğruya Vatan yâhud Silistre ile ilgisi olmadığını göstermektedir. Nitekim yeni tiyatro sezonunda Tiyatro-yı Osmânî kumpanyasının Selanik’ten başlayarak Vatan yâhud Silistre temsillerine devam ettiği bilinmektedir.” (Ömer Faruk Akün, “Namık Kemal”, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt: 32, İstanbul 2006, s. 368.)

Yukarıdaki alıntı sürgün bahsinin daha çok siyasi olduğunu, yani sürgüne gidenlerle ve özellikle Namık Kemal ile V. Murat arasındaki bağlantıyı kastediyoruz, konunun Vatan yâhud Silistre ile pek de ilgisinin bulunmadığını gösterir.

Üçüncü Dikkat

Üçüncü ve son dikkat Ahmet Hamdi Tanpınar’dan. Aslında bu dikkat bir önceki dikkatin kronolojik olarak devamı da. 

Tanpınar, Namık Kemal’in arkadaşlarıyla birlikte Magosa’ya sürgüne gitmesinin hemen öncesinde ve yolculuk sırasında ortaya koyduğu tavır(lar)la ilgili olarak şöyle bir çözümleme yapar:

Ebuzziya Tevfik, Yeni Osmanlılar Tarihi’nde gerek kendisi ve gerek arkadaşlarının bu ilk menfa (sürgün)hayatını yolculuğun başından itibaren teferruatıyla anlatır. Kemal’in çehresini çok başka türlü aydınlatan bu teferruat arasında onun arkadaşlarıyla beraber Sirkeci’ye inerken halkın galeyan ederek kendilerini kurtaracağına hakikaten inanması belki en garibidir. Vapurda ise sık sık yüksek sesle ‘Marseillaise’i söylermiş. Böylece Paris gurbetinde tohumu atılan hürriyet kahramanı ve mazlumu psikolojisi bu sürgünde kökleşir.” (Ahmet Hamdi Tanpınar, 19 uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Çağlayan Kitabevi, İstanbul 1985, s. 359.)

Alıntıda Tanpınar’ın ayrıntılara yüklediği sezgisel anlamlar hemen fark edilir. Namık Kemal’in İstanbul’dan ayrılma aşamasında vapura binmek için Sirkeci’ye doğru yürürken halkın galeyana gelip kendilerine sahip çıkacağını düşünmesi ve Tanpınar’ın bu hadiseye ısrarla vurgu yapması edebiyat tarihimiz açısından mühimdir. Tanpınar bu dikkatle aslında dolaylı olarak da olsa Kemal’in romantik kişiliğinin altını çizer.

Bizim burada asıl vurgulamak istediğimiz nokta, Namık Kemal’in yolculuk sırasında sık sık Fransız milli marşının maneviyâtından himmet umması durumudur. 1869 yılında Marseillaise’in ilk kıtasını Türkçeye çeviren Kemal bunu yaparken, devrini ve sonraki devirleri derinden etkileyecek olan bir metni kamuoyunun dikkatine sunduğunun ne kadar farkındaydı bilemiyorum. 1870 yılında bu şiiri tam metin halinde çeviripTerakkî Gazetesinde yayımlayan Mehmet Ayetullah Bey olmuştur. Mehmet Ayetullah Bey’in İstiklâl Marşının vücut bulmasında hatırı sayılır anlamda katkısı bulunan Hamdullah Suphi’nin ağabeyi olduğu gerçeğini burada hatırlatmakta yarar var.

Yukarıdaki Tanpınar dikkatinin kaynağına inerek yazıyı toparlamaya çalışalım. Magosa yolculuğu bağlamında Ebuzziya Tevfik şunları anlatıyor:

“… vecde geldiği zamanlar Namık Kemal’e her şeyi yaptırmak, en büyük tehlikelere bile göz kırpmadan yollamak mümkündü.

Fransız milli marşını (La Marseillaise) ezberlemişti. Bazen damarlarındaki gayret ve hamiyet kanı enikonu coşunca bu marşı öyle candan okurdu ki, her halde onun yazıcısı ve bestecisi de başlarını kaldırıp kendisini görecek olsalar Namık Kemal’e imrenirlerdi. Böyle zamanlarda Namık Kemal’i halini, tavrını, boğuk sesini seyretmeye ve dinlemeye doyulmazdı. Böyle zamanlarda o artık fani bir insan olmaktan çıkar, gözle görülür bir hamiyet şimşeği, hamiyet yıldırımı hâlini alırdı.” (Ebuzziya Tevfik, Yeni Osmanlılar -İmparatorluğun Son Dönemindeki Genç Türkler-, Pegasus Yayınları, İstanbul 2006, s. 483-484.)



Bu yazı aracılığıyla, Namık Kemal başta olmak üzere, Ebuzziya Tevfik’i, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, Şükrü Elçin’i, Ömer Faruk Akün’ü bir kere daha rahmetle anmış olduk. Üç ayrı dikkatle, özellikle gençlere, bilimde takip etmeleri gereken yolu hissettirmeye çalıştık.

Elçin hoca, eski dile ve kültüre hâkimiyetini metindeki bazı yeni tekliflerle, kelimelere yüklediği değişik anlamlarla bize ulaştırdı. Akün hoca tam bir edebiyat tarihçisi dikkat ve rikkatiyle zaman zaman hepimizin düştüğü bir yanlışı somut bilgilerden hareketle düzeltti. Tanpınar, kaynağı Ebuzziya’ya dayansa da, Kemal’in hem iç dünyasına hem de beslendiği kaynaklara doğru yolculuğa çıkardı bizi. Gelecek nesiller ve araştırmacılar üzerinde iz bırakmak biraz böyle bir şey olsa gerek.

 

Muharrem DAYANÇ

kaynak : http://www.kirmizilar.com/tr/index.php/kultur-sanat-yazilari/1943-namik-kemal-e-dair-uc-dikkat

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

BİR YOLCULUK HİKÂYESİ

Sevdik birbirimizi, yakışmıştım ben sana. Gölgen gibiydim daima yanında, daima seninle. Yazın o kavurucu sıcaklarında, yollarda ahh!  o yollarda. Torosların kıvrım kıvrım inceliğinde, mis kokulu...

SAYI 2 - AH GÜZEL İSTANBUL!

Sayı: 2 Vapur sesi, martı sesi, denizin sesi, ardından Sadri Alışık’ın güzelim İstanbul Türkçesi… 1966 yapımı siyah beyaz filmde, rengârenk hayallere daldırır bizi Sadri Alışık ve...

ÖTELERDE ÖLÜM YOK DEMİŞTİN

Kafilemiz Bolu Dağı’nda mola verdiğinde ben şair bir abiyle köşedeki masaya oturmuştum. Sen suyu çok seven çocuklar gibi gümrah akan çeşmede elini yüzünü yıkadıktan sonra...

BİLGİ CEBİMDE, BİLGİSAYARIMDA, YANIMDA!...

Geçmişin hiçbir döneminde çağın bilgisine sırtını döndüğü hâlde rahat yaşamış, yükselmiş, ilerlemiş bir toplum yoktur; gelecekte de olmayacaktır. İnsanoğlu kendi devrini doğru okuduğu müddetçe geleceği...

BAYRAM GEÇİNCE

Milletçe sevinç içinde kutladığımız milli ve dini günlerimiz, bayramlarımız … Bayramlarımız, hüznün kederin, sevincin, mutluluğun paylaşıldığı günlerimiz. Sevenlerin ve sevilenlerin bir arada olduğu en tatlı...

VİYANA İZLENİMLERİ

 Viyana’daydım.      Sevdiklerimizin yaşadıkları yerler zihnimizin bir yerinde hep canlılıklarını korurlar. Benim için de Viyana böyledir. Her bahar Viyana’ya doğru akar durur duygularım. Adını kısaltarak ‘’Minik’’...

DÜŞMANA BENZEMEK!

Ne garip değil mi? İnsan indirildiği bu yeryüzünde mütemâdiyen içten dışa çevresini, tabiatı ve insanları gözlemlerken sâdece bununla yetinmemesi gerektiğini hissedip eşyânın ardındaki sırra da dikmiş...

SERVET-İ FÜNUN (EDEBİYATI-I CEDİDE) EDEBİYATI (1896 - 1…

Servet-i Fünun, daha önce Ahmet İhsan tarafından çıkarılan bir fen dergisidir. Recaizade, 1895 sonlarında derginin başına Tevfik Fikret’i getirir. Tanzimat’la birlikte başlayan edebiyatı Avrupa ruhu...

İSMET ATLI'NIN ARDINDAN

İsmet Atlı Ağabey vefat etti, duydunuz mu? Benimki de lâf mı yani, elbette duymuşsunuzdur. Günlerce başta TRT olmak üzere bütün televizyon kanalları verdi, İsmet Atlı ile ilgili...

Halide Edip Adıvar ve Sinekli Bakkal

Halide Edip Adıvar'ın Hayatı ve Edebi Kişiliği: Halide Edip (1884-1964) İstanbul'da doğmuştur. 1901'de Üsküdar Amerikan Kız Koleji'ni bitiren yazar, Rıza Tevfik ve Salih Zeki'den özel dersler...

HOCAM HAKKI TARIK BEY

Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk yarıcı, gayet ciddi, temkinli herşeyden evvel lisan âlimi ve hastalık derecesinde mantık düşkünü, yalçın bir...

NAMIK KEMAL’E DAİR ÜÇ DİKKAT

Tanzimat döneminin topluma ve dünyaya en açık kalemlerinden biri Namık Kemal’dir (1840-1888). Onun hayatı bazen melodrama kaçan bir romana bazen de romantik bir şiire benzer...

BİRLEYEREK OLUŞMAK

Aktif Düşünce Yayıncılık Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile yapılmış olan bir dizi sohbetten oluşan bu eser, on iki başlık altında çağın problemlerini, kültürel, entelektüel, manevi buhranları...

YAKUP'UN KANATLARI - MİSLİ BAYDOĞAN

Hû Diyen Karga- Selçuklu Hikâyeleri adlı kitabıyla, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Selçuklu neslinin o müthiş serüvenini bizlere bir karganın ağzından anlatan Misli Baydoğan, şimdi de Yakup’un...

KAOTİK BİR ROMAN OLARAK: DÜNYA DÖNMEDEN ÖNCE

 Veysel Gökberk Manga’nın ilk romanı “Dünya Dönmeden Önce”[1] kaotik bir roman metnidir. Kurgusu da kaotiktir, tahkiyedeki olayların dizilişi de kaotiktir. Romanın başat karakterinin adı kestirmeden T’dir...

NESEFÎ’DEN DOSTOYEVSKİ’YE KÖTÜLÜĞÜ ANLAMAK

Friedrich Schiller “Haydutlar” adlı piyesinin önsözünde kötülüğü yıkmayı hedef edinmiş bir sanatçının kendi eserinde oto-sansüre gitmesinin yanıltıcı olacağını ima ederek şöyle der: “Dinin, ahlâkın ve...

TÜRKİYE’DE GENÇLİĞİN TOPLUMSAL KİMLİĞİ VE POPÜLER TÜKET…

Bu makalede özellikle medya tarafından oluşturulan popüler kitle kültürünün gençlik açısından ne ifade ettiği ve bu kültürün gençliği nasıl kuşattığı analiz edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Türkiye’de...

Mavi Türkü

Bütün yazılarına kendinden bir şey yansımış. "Boynuma kadar terime gömülmeye razıyım. Yeter ki, bir kez doyasıya huzurunda durayım" dedirten aşk bir kararda tutmamış onu. Gâhi...

SÜRGÜN MEKTUPLARINDAKİ ZİYA GÖKALP - 2

   Saadettin Yıldız[1]  1.1.2.2.Yeşilköy Hayâli         Esirlik sonrasında sakin, yeşil ve huzurlu bir yerde yaşamayı hayal eden Gökalp, Limni ve Malta'da da tabiat güzelliklerine, açık havaya...

TÜRK DEVLET GELENEĞİ - Prof.Dr. AYDIN TANERİ

Türk Devlet GeleneğiProf.Dr. Aydın TaneriMerhum Prof. Dr.Aydın Taneri’nin birkaç defa yeniden geliştirilerek basılan “Türk Devlet Geleneği Dün-Bugün” adlı (Ankara,1993) eserinde kültür, millet,devlet kavramlarıyla ilgili görüşlerinden...

MÜZİĞİMİZ, TÜRKÇE, ÇOCUKLARIMIZ VE KÖKLER ÜZERİNE SAYIN…

Sayın Fatma Adile Başer, akademik düzeyde ve ama bir sanatçı duygu ve duyarlılığı ile bizim müziğimiz, Türkçemiz, kültürümüz ve medeniyetimiz üzerine okuyor, inceliyor, düşünüyor, sunuyor...

Arif Nihat Asya

Arif Nihat ASYA Türk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 yılında Çatalca'nın İnceğiz Köyü'nde dünyaya geldi. Babası Tokatlı Zîver...

Muhakemetü'l Lügateyn Nedir?

Ali Şir Nevai’nin yazdığı, kelime anlamıyla “İki dilin kıyaslanması” anlamına gelen Muhakemetü'l Lügateyn’i inceleyeceğiz bu yazımızda.. Muhakemetü'l Lügateyn Nedir? Muhakemetü'l Lügateyn, Orta Asya edebiyatının Çağatay sahasının en...

ŞİİR ÖLÜYOR MU? - AHMET HAMDİ TANPINAR

Bir müddetten beri Ulus gazetesinde mühim bir anket devam ediyor. Anketin mevzuu şudur : Şiir ölüyor mu? ... Her hafta bir şâirimiz bu suale cevap vererek...

SESSİZTANBUL

İstanbul’daydım bugün yine… Biliyorum sana haber vermeliydim gelirken. Bana kendine bir iyilik yap ve İstanbul’a gel demiştin. Seninle olsak neler yapardık bilmiyorum. Belki Yerebatan Sarnıcı’nda...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 8

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında...

BARTIN'DAN BATUM’A GİDEN YOL RİZE'DEN GEÇER

Ne güzel demiş şair, “Seher yola giren âşık gece Leylâ’da akşamlar”. Seher, Bartın’dan yola çıkan seyyah, gece Batum’da akşamlar mı bilmem ama ben akşamladım. Hayatımın...

GÖNÜL GÖÇLERİNİN DURAĞI

Hz.Mevlana şöyle der göçle ilgili;’’ “Kervan başının, kervanın kalkmak üzere olduğunu haber veren çanların sesini duyuyor musun? O tarafta nice yol arkadaşımız, nice dostlarımız var...

TÜRKÜ(LERİMİZ) BİZİ SÖYLÜYOR MU(YDU)

Türkünün konusu insan ... İnsanın başından geçenler, insanın başına gelenler, insanların gönül ve ülkü dünyaları ... Bunların dile ve tele gelişi... Türkülerimiz köy köy, oba oba, burcu burcu...

VATAN ENDİŞESİ VE CEHALET “MÜREKKEBİN AKMADIĞI YERDEN K…

Yaşar Nabi Nayır’ın bir anketine verdiği cevapta Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle demektedir: “Hiçbir milletin münevveri bizim kadar içtimaî olamaz. Eğer ferde ait bazı tabii hakların...

BURSA'DA BİR AKTAB DÜKKANI

Arap Şükrü Sokağı, sabah akşam değiştirmediğim güzergâhımdır. Eskiden kışları yerler biraz kaygan ve çamurlu olurdu ama öğleye varmadan çabucak temizlenirdi. Şimdi de öyle, esnaf her...

ANTİK TANRI; UNESCO

  Unesco.United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization.Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü.İsmi kadar onu sembolize eden amblemi de oldukça ilginçtir bu örgütün. Ön cephesinde...

SANATÇININ PSİKOLOJİSİ

Amerikalı teolog ve psikolog Rollo May “Yaratma Cesareti” adlı eserinde şöyle bir saptamayı okurlarına hatırlatır: “Ressam resmini, suçlunun suç işlerken hissettiği duyguyla yapar.”[1] Bu saptamadaki ressamı...

SABIR

Teknolojik gelişmelerle bağlı olarak insanın hırsı tahrik ediliyor. Hırs, zamanla tamaha dönüşüyor. Tamahın tabii sonucu da sabırsızlık…Sabır her şeye rağmen susmak değil asla… Ama Sabır...

ÇOK SESLİ BİR ŞAİR HAMİT

Türk edebiyatının yaptıkları ve yazdıklarıyla iz bırakan şahsiyetlerinden biridir Abdülhak Hamit Tarhan(1852-1937). Hayatının en küçük ayrıntısı bile yüzlerce sayfalık romana, saatlerce sürecek bir filme dönüşebilecek...

GENÇ EDEBİYAT ARAŞTIRMACISININ YANLIŞLARI

Yıllardır yüksek lisans, doktora ve yardımcı doçentlik jürilerinde, son üç yıldır bunlara ilâve olarak Eski Türk Edebiyatı anabilim dalının doçentlik jürilerinde bulunmaktayım. Özellikle son yıllarda...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 6

Yüzbaşı Mustafa ve küçük Mustafa Kemál birlikte Selânik'e dönüyorlardı. Bu arada tren yolunun yanındaki ağaçları gözü yakalamaya çalışıyor, fakat mümkün olmuyordu. Aile büyüklerinden ve özellikle...

Arif Nihat Asya'da Vatan Sevgisi ve Tarih Şuuru-2

Vatan sevgisinin ideolojik boyutuna bakıldığı zaman, Arif Nihat'ın samimi bir Turancı olduğu rahatça görülür. Ölümünden üç yıl önce kendisine sorulan bir mülâkat sorusuna verdiği şu...

500 Yılın Ardından Piri Reis

Nazan Karakaş Özür YEDİTEPE YAYINEVİ UNESCO 2013 yılını, Piri Reis Haritasının 500 Yılı olarak kutlamıştır. Yıl boyunca birçok organizasyon yapılarak bu faaliyetlerle, Piri Reis’i anmaya...

Senaryo Nedir?

Senaryo  Anglosaksonların 'spec script' , Fransızların 'continuite dialoguee' adını verdiği, sayfası 45 saniye ile 1 dakika arası bir zamana denk gelen teknik bir metindir. Senaryo...

Yeşil Çeşme

Beni o büyük çocuklar karşında koruyan diyemem ama hiç olmazsa teselli eden bir kız vardı: Polika! Kasabaya taşındığımız gün gavur diye horladığım için bana darılmasının...

MUHABBET

Muhabbet kuşu gördünüz mü hiç? Hiç muhabbet kuşunuz oldu mu? Muhabbet ettiniz mi hiç muhabbet kuşuyla… Muhabbet beslediklerinizin sayısını hiç düşündünüz mü? Muhabbet tellalı tanıdınız mı? Argo, ‘Geyik...

SÂKİNÂMELERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE GELİŞİMİNE GENEL BİR BAK…

Sâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç, gereç ve âdetlerini, içkiyle uzaktan yakından ilgili pek çok düşünce, duygu ve kavramı bazan...

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

Tanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya döndürdüğü bir dönemdir. Fransız İhtilali ile başlayan hürriyet, adalet, eşitlik düşünceleri Osmanlı toplumunu da...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

İSYAN AHLAKI - NURETTİN TOPÇU

İsyan Ahlakı, Nurettin Topçu'nun Sorbonne Üniversitesindeki felsefe tezidir. 1934 yılında Nurettin Ahmet imzasıyla Paris’te Fransızca olarak yayınlanmıştır....

İSTANBUL DÂRÜLMUALLİMÎN-İ (1848-19

İstanbul Dârülmuallimîn-i (1848-1924) Uğur Önal, Togay Seçkin BirbudakAnkara, ATAM, 1.bs., 2013, 360 sayfa, ISBN:978-975-16-2535-9 Yayına hazırlayan: Fatih AKMANTürk...

ATİLLA'NIN KALKANI - HASAN ERDEM

Hasan ERDEM Ötüken Neşriyat Daha önce kaleme aldığı “Şar Dağının Kurtları”, “Argos Kalesi”, “Kızıl Atın Süvarisi”, “Balkan Şahini” ve “Otranto 1480”...

İŞRAK DUYGULARI - AHMET URFALI

İŞRAK DUYGULARI - Ahmet Urfalı RUMİ YAYINLARI Araştırmacı-eğitimci-şair Ahmet Urfalı'nın yeni şiir kitabı “İşrak Duyguları” Rumi Yayınları'ndan piyasaya...

TÜRKÇENİN UYANIŞI-1

Edebiyat Dunyamız

Bugün akademik düzeyde bile dilin imkânlarını, maalesef şuuraltında yürüyen bir değerlendirmeyle hayata geçiriyoruz. Sözünü ettiğimiz tutum, zamanla düşünme...

Şiir Hakkıında-2

Edebiyat Dunyamız

Bundan birkaç sene evvel M. Bremond, saf siire dair Akademi'de söylediği bir nutukta, şiir lisanına dua demişti. Kabulü biraz güç olan bu iddiada siir li­...

OKUMADAN LİM YAZMADAN MUALLİM

Özcan TÜRKMEN

Bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam(lar) çıkarırdık. Bir işin özelliklerini, işleyişini, en ince ayrıntılarına kadar iyice öğrenenlere, o...

DOYULMAZ SEVGİ-BURAM BURAM AŞK: YUNUS

Ali_Alper ÇETİN

Benim bunda kararım yok,Ben bunda gitmeğe geldim.Bezirgânım metaım çokAlana satmağa geldim. Ben gelmedim dâvâ içinBenim işim sevi içinDostum evi...

İSKENDER PALA’NIN ŞAH VE SULTAN ADLI

Çalışmamızın konusu olan Şah ve Sultan romanı, 16. yüzyılda Türk tarihinin en önemli vakalarından olan mezhep ayrılığı ve bu ayrılığın ortaya koyduğu siyasi...

ZAMAN YÖNETİMİ

Zamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz. İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda...

Reşat Nuri Güntekin: İlk Romanımı N

Gizli El benim ilk romanımdır. Mütarekenin ilk yılında Dersaadet ismindebir gündelik gazete çıkarmağa hazırlanan Sedat Simavî arkadaşım benden bir roman...

digertumyazilar

TARİH GEZGİNİ
TARİH GEZGİNİ

Alfabetik

Abdullah SATOĞLU
Prof.DR.Hilmi ÖZDEN
Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ
Özcan TÜRKMEN
"bezm-i elest: tas. Allanın ruhları yaratıp "elestü bi-rabbiküm" (=ben sizin Rabbiniz değil miyim ?) dediği an. "

Üye Girişi

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
2857549
Bugün
Dün
Geçen Ay
2379
7322
260070

Your IP: 172.69.69.21
18-06-2019