Perşembe 27 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

turkbirligiAsırlar süren Türk göçleri ve bunların siyasî birlikteliklere, devletlere dönüşmesi sebebiyle Türk toplulukları, kendi içinde yeni şartlara, iklimlere ve çevrelere bağlı olarak birbirinden müstakil birer tarih ve kültür yaratmışlardır. Öyle ki, bunlar zaman zaman birbirlerinin siyâsî rakibi olmuş, savaşlar yapmış, kâh birleşip yeni yapılar meydana getirmiş, kâh büsbütün farklı yollara yönelmişlerdir. Bir Türk gurubun en parlak devri, bir diğerinin çöküşüyle aynı tarihlere denk gelebilmektedir. Nitekim dilcilere göre Türkçe’de bazı değişikliklerin meydana gelmesi, lehçelerin doğması, başlangıçtan itibaren ortaya çıkan coğrafi ayrılıklardan kaynaklanmaktadır. Bu değişiklikler, sadece dilde değil; kültürün her alanında kendini göstermektedir. Türklüğü bir vakıa olarak belirleyen temel alanlar, adeta bir ağacın bütün nitelik ve özelliklerini saklayan tohum unsurlarının sonraki gelişmeleri tayin eden belirleyiciliğine benzemektedir.

Türk toplulukları arasındaki en temel birleştirici ortak alan, öncelikle “Türkçe”dir. Türkçe ise sadece dil ve estetik bakımdan değil, top yekun beşeri disiplinlere kaynaklık eden bir fenomen olarak ele alındığında, Türk mentalitesinin, düşünüşünün, duyuşunun, zevkinin, hatırasının, tecrübesinin, psikolojisinin…vb. bir ürünü olarak değerlendirilmek keyfiyetini içinde barındırır. Bu açıdan her bir söyleme ve ifade biçimi, ortak unsurlarla bezeli belli bir yaşayışın tecrübesi ve anlayışından beslenerek cümle öğelerine, öğe sıralamalarına, özel ad vermelere, mecazlara…vb. dönüşmektedirler.

Asırlardan süzülüp gelen kelimelerimiz, söz kalıplarımız gibi, Türk müziği de kök olarak Türkçemizin ardına saklanmış bir dil ezgisi şeklinde bize ulaşır. Günümüz dil teorisyenleri, her bir dilin mana ve ifadelerini zenginleştiren tonlamalarına, ses özeliklerine dikkat çekmektedirler. Esasen bir dilin doğru öğrenilmesi, onun içindeki tınlama ve tonlamaların doğru kullanılmasıyla ilgili bulunmaktadır ki, bizim sahamıza göre buna “dilin müziği” demek doğru olur. Dahası ağızdan çıkan sözleri pekiştiren, ona anlam bakımından katkıda bulunan bir dil müzikalitesi de söz konusudur. Her toplum dilini oluştururken aslında ses ortaklığında birleşen dil ve müziği bir arada kullanmış olur. Yani Türkçe konuşurken onun ses dünyasına, ses gruplarına yüklediği mana dünyasına da ortak oluruz ki bu Türk dilinin müziğidir. Nitekim pek çok tarihçi, araştırmacı ve düşünürümüzün “milli müzik” üzerinde bu denli önemle ve sık duruşunun ardında bu fark ediş yatmaktadır. Çünkü güzel konuşmadan şiire, şiirden mûsıkiye yükselen süreçteki ses imkânları, yavaş yavaş sözü ardında bırakarak, sözsüzleşerek ilerlemeyi adet haline getirmiştir. Dilin ardında saklanan ses dünyası, şiir sayesinde yavaş yavaş müstakilleşmiş, kendi müzikal ifadelerini, söz olmadan da anlatır hale gelebilmiştir. Bu yüzden dilin sahipleri sözün ardında saklanan müziği, söz olmadan da tanır, anlar ve bağırlarına basarlar. Çünkü o ah ediş ve yakarışlardaki nidaları tanımakta, o ses iniş çıkışlarındaki anlamla adeta kalben bir yakınlık kurmaktadırlar. Bu biliş hali özde Türk müzik dilinin varlığını da bize işaret eder.

Bu noktada Türkçe gibi Türk müziğinin de Türk dünyasının temel ortak paydası olduğunun altını önemle çizmek gerekiyor. Türk müziğinin,Türkçemiz gibi lehçeleri, şiveleri, ağızları bulunmaktadır. Tarihî süreç içinde geçirdiği evrelerin, geçtiği coğrafyaların, yaşadığı tecrübelerin, ulaştığı değer ve estetik hükümlerinin izleri, tekniği ve yöntemiyle birlikte müziğinde saklıdır. Türk dünyasının ortak duygu ve mana dünyasının somut bir dili olan geniş anlamıyla Türk müziğinin en olgun biçimdeki tespiti, potansiyellerinin belirlenmesi ve geleceğine dönük bilim ve sanat çalışmalarının gerçekleştirilmesi, ancak bir “Türk Dünyası Konservatuarı”yla mümkün görünmektedir. Bu sebeple kasdımız, bu temel ihtiyacın karşılanması dileğine dönük olarak bir Türk Dünyası Konservatuarı teklifinden ibârettir.

Türk Dünyası Konservatuarı’nın aracılığıyla soydaş ve akraba topluluklarıyla müzik ortak paydasını akademik ve sanatsal temeller üzerinde sağlam bir şekilde tespit etmek ve belirginleştirmek bu konservatuarın temel amacı olacaktır. Okullaşarak kurumlaşan böyle bir Konservatuar faaliyetinin, tespit ettiği prensipleri, müzik yaklaşım ve yöntemlerini yeni bir güncelleme ve sentezle geleceğin ortak müzik sanatına sunarak önemli katkılar yapacağına da inanıyoruz. Türk dünyasını kuşatan müzik çalışmalarının, sadece soydaş ve akraba topluluklar arasındaki bağı güçlendirmekle kalmayıp, Türk kültürel çevresi atmosferindeki diğer topluluklar için de olumlu ve birleştirici olacağı inancındayız. Nitekim, Türk kültürünün çevresinde bugün hala aktif ve güncel olarak yaşamaya devam eden en temel ortak elemanın yine müzik olduğu gözlenmektedir. Göktürk Hakanlığı’ndan Altın Orda’ya, Osmanlı’ya kadar tarihteki büyük ölçekli Türk devletlerinin çeşitli coğrafya ve topluluklar üzerinde oluşturduğu çevre etkileri çerçevesinde müziğin konumunun ele alınması, toplumlar arasındaki ortak duygu, hissediş, zevk ve estetik algıdaki birlikteliğin fark edilmesine önemli katkı yapacaktır.

Dünya ölçeğinde, çeşitli coğrafyalarda tespit edilmiş Türk toplumlarının başta Türkçe olmak üzere çeşitli kültür alanlarındaki ortak özellikleri belirlenmeye çalışılmaktadır. Müziğin bu ortaklıktaki vazgeçilmez etkin konumu ve güncelliğini Türkçe kadar koruyor oluşu heyecan vericidir. Bu bağlamda Türk müziğinin, Türk’ün müziğinin ayrıcalıklı bir konumda ivedilikle incelenmesi önem arz etmektedir. Müziğin dil kadar değerli, güncel, yaşayan ve hayatın içinden etkili bir alan oluşu, toplumsal ve kültürel mutabakatları kolaylaştırmaktadır. Bu sebeple Türk Dünyası Konservatuarı kurulmasını Türk Dünyası’nın kültürel vizyonu için de önemli bir adım olarak gerekli görüyoruz. Dolayısıyla tasarlanan konservatuarda müziğin ortak bir değer olması üzerinden elde edilecek somut sonuçlar ortak kültür geçmişi kadar, ortak müzikal geleceğin inşasına da önemli dayanaklar verecektir.

Geçmişte dünya coğrafyasının büyük ve önemli bir bölümünde Türk devlet ve toplumlarının etkinliği ve uzun soluklu kültürel çevre etkileri yarattıkları bilinmektedir. Tarih süreçleri içinde hüküm sürmüş, çeşitli siyasi yapılar, kurumlar, devletler kendi zamanlarında ne kadar kudretli olurlarsa olsunlar elbette tarih olmuşlardır. Ancak büyük organizasyonlar olan devletlerin bıraktıkları toplumlara mal olan kültürel doku ve izlerin, denizin dalgaları gibi, git-gel hareketleriyle sürüklenerek ve yeni oluşumlara karışarak devam ettiği, bütün dünya kültür tarihçilerinin birleştiği bir durumdur. Yeni dünya atmosferindeki toplumlar içinse yer yer folklorlaşarak devam eden bu söz konusu kültürel devamlılık, toplumlar arasındaki sağlıklı iletişim ve mutabakatlar için paha biçilemeyecek derecede büyük değer taşımaktadır. Toplumları birbirine yakınlaştırıcı, sağlıklı ilişki ve iletişimin verimli toprağı niteliğindeki ortak kültür elemanları arasında müziğin yapıcı rolü ve aktivitesinin, yine Türk Dünyası Konservatuarı’nın kuruluş plan ve amaçları arasında yer bulacağına inanıyoruz.

Türk Dünyası Konservatuarında çalışılması muhtemel alanlardan bazıları şöylece sıralanabilir:

1- Müziğin söz ile bağlantısı açık olduğuna göre, dil (Türkçe) müzik ilişkilerinin belirlenmesi esasına dayalı olarak, bütün Türk dünyasındaki sonradan meydana gelen ayrışmalara rağmen etkisi devam eden müşterek dinamiklerin müzikal açıdan tespiti önem arz etmektedir. Bu noktada Türk kültür tarihinin kendine has seyri göz önünde tutularak, boyların ayrışmasından önceki nüvenin tespit edilmesi elzemdir.

2- Ortak destanlar, ortak insan tipi, ortak değer yargıları, ortak siyâsî uygulamalar, o nüveden beslenerek varlık kazanmakta, o tecrübe üzerinden yeni unsurları anlamlandırmaktadır. O halde bunların toplanması, belirlenmesi, Türk Dünyası müziğini oluşturan besteler, ortak duygu, psikoloji ve estetik paydanın tespiti için vaz geçilmez veri tabanı oluşturacaklardır.

3- Çeşitli göç hareketleri sonunda karşılaşılan yeni şartlarla sentezleşen kardeş kültür gurupları tespit edilip, müzikal yapıları ayrı ayrı ele alınmak zorundadır.

4- Merkezden uzaklaşan gurupların yapısal konumları ve oluşturdukları müzikal birikimin tarih ve teknik açıdan tespit edilmesi.

5- Geçen zaman içerisinde aralarına mesafe giren boylar arasındaki müzikal durumların tespiti ve karşılaştırılması.

6- Her bir Türk topluluğunun başlangıçtaki nüveye, karşılaştıkları yeni coğrafya ve kültür çevrelerinden devşirdikleri müzikal unsurların tespiti.

7- Bu gurupların yeni çevrelerinden aldıkları etki kadar, bu çevrelere yaptıkları katkıların belirlenmesi.

8- Elimizdeki tarihi bilginin yanı sıra Türklüğün çeşitli kollarında halen geçerliliğini devam ettiren anlayış ve uygulamaların ayrı ayrı derlenmesi. Bu guruplar arasında kurulabilecek müstakbel ilişkilerde bu öğelerin nasıl değerlendirilebileceğinin araştırılması.

9- Bu bağlamda özellikle müzikal bakımdan elimizdeki teorik yapıların bir yelpaze olarak açılıp, bir ortak yüksek sanata sunacakları imkânların belirlenmesi.

10- Repertuar imkânlarının belirlenmesi. Eser kataloglarının envanter çalışmalarıyla birlikte, notalı olarak tespiti.

11- Çalgı zenginliğinin tespiti. Ayrıca yapımı ve geliştirilmesine yönelik atölye ve yapım birimlerinin oluşturulması. Yeni kullanım alan ve imkânlarının araştırılması.

12- Halen kullanılmakta olan icra yöntem ve tekniklerinin belirlenmesi.

13- Kompozisyon-beste üretim potansiyel ve realitesinin daha kullanılır ve işlek hale getirilmesi.

14- Mevcut tarihî ve reel yekundan beslenecek, yeni ve çağın ihtiyaçlarına cevap verecek tür ve eserler oluşturulmasına önayak olacak bir konservatuar organizasyonunun planlanması.

Şu sunmuş olduğumuz makale, mutlaka olmazsa olmaz bir uygulama ve yol haritası iddiası taşımamaktadır. Burada maksat ipi kopmuş tespih taneleri gibi dünyanın dört bir yanına dağılmış kültür kardeşlerimizi ve onların hayata dair ürettikleri sanatsal anlayış ve yaklaşım formüllerini tespit etmek, birbirine göstermek ve tekrar organik bir duygu dünyasında müzik sanat ve bilim adamlarını bir araya getirmektir.

Bu maksadın gerçekleşmesi geçen asırlarda dile getirilmiş ütopyalarla aynı şartlara tâbî değildir.

Bütün dünyanın iletişim alanında küreselleştiği bir zamanın çocuklarıyız. Cebimizdeki androit telefonla dünyanın dört bir tarafıyla iletişim halindeyiz. Eldeki sanatsal veri tabanı anlamlı bir yekuna dönüştürülüp, sistematik bir yapının içinden dile gelmeye başladığı takdirde, asırların dört bir yana savurduğu amcazadelerimizle duygusal bütünlük elde etmemizin uzak bir hedef olmadığı açıktır. Ulaşabildiğimiz bölük pörçük bilgiler ve kısıtlı müzikal örnekler bile mesafe engelinin artık anlamını yitirdiğini ve birbirimizle gönül gönüle gelmemizin işten bile olmadığını gösteriyor.

Düşündüğümüz anlamda bir kurumlaşma hepimizin duygu ve ses dünyamızı kapalı havzalar olmaktan çıkaracak ve bir sanat okyanusu ortaya çıkacaktır. Öyle inanıyoruz ki, bu anlamda bir faaliyet, sadece Türk kimliği mensubiyet çevrelerinde etkili ve faydalı olmakla kalmayacak, yer yer küçük örneklerini gördüğümüz ve dünyada büyük ilgi toplayan müzikal ifade kudreti insanlığın da hayrına olacaktır.

Biz sanatçıyız veya ilmimiz sanat üzerinedir. Konu ise tamamen toplumumuzun ve insanlığın hayrına olacak bir büyük potansiyeli etkinleştirmeye dönüktür. Ama şurası açık ki, sosyal alanlar ne kadar farklı uzmanlıklar şeklinde görülürse görülsün, hayattaki yekpareliklerini kaybetmezler. Bu yüzden müzik-sanat ve kültür açısından gerekçelendirmeye çalıştığımız Türk Dünyası Konservatuarı kurulması teklifimizin dile getirmekte eksik kaldığımız, fakat erbabınca kolaylıkla hesap edilebilir ekonomik, turistik, sosyolojik, siyasi…vb. faydalı bazı sonuçları da mutlaka olacaktır.

Fatma Adile BAŞER

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ALİ HASANOV’UN  ‘’HOCALI SOYKIRIMI’’ KİTABI
Bülten ve ajansların geçtiği haber, Türk dünyası ile dünya kamuoyunda şok etkisi yaptı. Haber metni;’’Ermeni kuvvetleri 25 Şubat’ı 26 Şubat'a bağlayan gecede Hocalı kasabasında, 83 çocuk, 106 kadın ve 70'den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 kişiyi katletti. Yaşanan sadece insanların...
MAHMUT TOPBAŞLI - HOCALI’YA AĞIT
 Gül hüzünle titrerken karanfiller yaş döker, Yürek coğrafyamıza kanlı bir matem çöker.     Korkarım takvimlerden yine şubat mı diye, Katmerlenir acılar dönüp baksam geriye. Dokuz yüz doksan iki yılının şubatında, Yıldızları karartan zulmün saltanatında Ermeni’nin...
SANATIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ
 Sanat; ‘’bir duygunun, tasarımın, güzelliğin vb. dışa vurumunda, anlatımında kullanılan  yöntemlerin tümü. Bu yöntemlerle ortaya konulan üstün yaratıcılık. Hüner, marifet’’ anlamına gelmektedir.      Sanat, uzun süre bilim ve teknik sınıflandırmasının içinde...
SAYI - 16 OSMANLI DÖNEMİ’NDE ESKİŞEHİR FARMASON CEMİYETİ VE BİR TELGRAF
Yıl 1912… Temmuz sıcağında Eskişehir’deyiz. Elimizde -bu sefer- Nimet gazetesi var. Bir gölgeye sığınmak, okumak için sabırsızlanıyoruz. Gazetenin serlevhasına yani başlığının bulunduğu bölüme göz gezdiriyoruz önce. Başlığın hemen altında “Şimdilik haftada 3 defa neşrolunur.” yazıyor. Haftada 3...
GÜVENİLİR OLMAK
‘Güvenme dostuna saman doldurur postuna,’, ‘Güvenme varlığa düşersin darlığa’ sözlerini günlük hayatta sık duymuşsunuzdur. Bu mevzudan bahisle güven ve güvenilir olmak konusunu açalım biraz hele:  Elinden ve dilinden herkesin emin olduğu insanlarla bir arada yaşayabilmek hepimizin ortak...
DESTAN ŞAİRİ
Abdullah Satoğlu, bir destan şairidir. O’nun “Nerede” isimli nefis bir şiiri yar ki, geçmişi ve geleceği ile, asil milletimizin serüvenini mısra mısra, ilmik ilmik bir Türkmen halısı gibi dokumaktadır... Şiirlerindeki, bütün dörtlük, beyit ve mısralar arsında, birbiriyle uyumlu bir diziliş...
prev
next

HASRET DAMLALARI

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

BEN, hep dostlarımla yaşadım. Uzakta olmaları da, uzaklara mah kum kalmam da önemli olmadı hiç. Dost mesafeleri aşarak gelir; attığı her adımda "dooost!" diye­ rek gider gideceği yere. Gönlü hlçbir zaman katılaşmadan. gözü hiçbir zaman kurumaksızın siiren bir yolculuk...

KALBE YÜK DEĞİL BİR MENDİL

Feride Turan

-Kudüs’e- Ömürlüktü mendiller; yıkanırdı bıkmadan, usanmadan ve itinayla katlanırdı her zaman. Kâğıttan değildi çünkü dostluklar, işi bitince bir kenara atılmazdı. Su gibi azizdi dostlar; ipek bir mendil gibi ömür boyu taşınırdı...

SERBEST VEZİN

Edebiyat Dunyamız

Bilindiği üzere gerçek şiir; mısralardaki kelimelerin anlamlarından sıyrılarak âdetâ sese, mûsikîye dönüşmesiyle vücut bulur. Gayet tabii, bu da “vezin”le olur. Araplar ve Farslar “aruz”la başarmışlar bunu... İslâmiyet’i kabul ettikten sonra...

ANADOLU’DA İLK TÜRKÇECİ: AHMED FAKİH

Ali_Alper ÇETİN

Büyük Selçuklu Devleti’nin ünlü sultanı Alparslan’ın Anadolu’da hüküm süren Bizans’ı, 1071 Malazgirt Zaferi’yle dize getirmesi, Anadolu Türklüğü’ nün başlangıç noktasıydı. Kilit açılmış, Anadolu’ya yol görünmüştü. Türk akıncıları şehirler, kasabalar fethediyor...

TANPINAR’IN HUZUR ADLI ROMANINDA AYNA MOTİ…

Metin SAVAŞ

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın en fazla üzerinde durulan ve ne yazık ki giderek popülerleşen eseri Huzur, daha ziyade, toplumumuzdaki mecburi kültür değişmelerinin doğurduğu kimlik buhranlarının yansıtıldığı bir roman olarak dikkatlerimizi çekmiştir. Bu...

DOYULMAZ SEVGİ-BURAM BURAM AŞK: YUNUS EMRE

Ali_Alper ÇETİN

Benim bunda kararım yok,Ben bunda gitmeğe geldim.Bezirgânım metaım çokAlana satmağa geldim. Ben gelmedim dâvâ içinBenim işim sevi içinDostum evi gönüllerdirGönüller yapmaya geldim.diyen, gönüller ikliminin güneşi, büyük âşık Yunus Emre’yi tanıyalım…Âşık Yunus...

ANADOLU KORKU ÖYKÜLERI / 3 - YILGAYAK

Edebiyat Dunyamız

Anadolu Korku Öyküleri III – Yılgayak, serinin yepyeni, genç ve güçlü kalemlerle biraraya geldiği, etkileyici bir antoloji. İlk kitabın yayımlanmasının ardından geçen sürede ana fikri aynı kalsa da hem dünyada...

DİVAN EDEBİYATINDAN SEÇMELER

Edebiyat Dunyamız

Baki’den Kadrini sengi musallada bilüp ey Baki Durup el bağlayalar karşında yaran saf saf   Fuzuli’den Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb Kılma dermân kim helâkim zehri dermandadır   Bende Mecnûn'dan füzûn âşıklık istidâdı var. Aşık-ı sadık benem...

EDEBİYAT ESERİNDE AKTÜEL ZAMAN VE TARİHSE…

Metin SAVAŞ

Edebiyat eserindeki sosyolojik zeminin iki ayrı zamansal zemin boyutu vardır: Mevcut realiteyi içeren aktüel zemin ve kadim zamanlara inen tarihsel zemin. “Sanat eseri zamanî bir varlıktır.”[1] Burada söz konusu edilen zamansal...

MÜLAKATLAR

Osman Bey Babasına Göre Atak Bir Beylik Yap…

Ahmet URFALI

Araştırmacı Yazar Dt. Recep Aydoğdu ile bir sohbet gerçekleştirdik.        Recep Bey,  Osmanlı’nın kuruluş dönemini sadece  tarihsel olarak değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım yönlerinden  de araştırarak...

SAADETTİN YILDIZ”LA MÜLAKAT - 2

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1-Ne zaman, nerede doğdunuz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Demirköprü (eski adı: Kızılton) köyünde doğdum. 1947 yazında ( Haziran veya Temmuz) doğmuşum. Doğum tarihim, askere zamanında gidip işime...

GAZETECİ-YAZAR EMİNE TAŞTEPE İLE BİR SOH…

Ahmet URFALI

Emine Hanım, sohbetimize editörlüğünü yaptığınız edebiyat ve sanat sayfası BEYAZ FIRTINA’dan başlayalım. Beyaz Fırtına’nın konusu, amacı, etkinlik alanı nedir? Bu düşünce hangi kaygıdan doğdu? Hangi etkinlikleri gerçekleştirdiniz? Amacınıza ne oranda...

“AKADEMİK BİLGİYİ EKONOMİK BİR DEĞER…

Ahmet URFALI

Doç. Dr. Figen Çalışkan ile bir sohbet gerçekleştirdik       Figen Hanım,  bize bu sohbet imkânını verdiğiniz için öncelikle teşekkür ederim. Bir bilim insanı olmanızın yanında, sosyal ve kültürel projelerle çok...

ŞAİR GÜLDEN YALÇIN İLE SOHBET

Ahmet URFALI

Gülden Hanım, şiire nasıl başladınız? Nasıl bir kültürel ortamda yetiştiniz? Çocukluk ve gençlik dönemim SHÇEK yurdunda geçti. Şiir benim için bir mecburiyetti. Şiir, sığınağımdı, huzur bulduğum evimdi.Ben yurdun sağır duvarlarıyla dertleştim...

LALE ŞAİRİ VE YAZAR ABDULLAH SATOĞLU İL…

Bekir OĞUZBAŞARAN

Aslında siz meçhul biri değilsiniz, fakat bu sohbet münasebetiyle, özgeçmişinizi, bir kere de kendi ifadenizle anlatmanızı rica edeceğim:15 Mayıs 1934’te Kayseri’de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Kayseri’de yaptıktan sonra, İstanbul...

PROF. DR. TAMİLLA ABBASHANLI ALİYEVA BİR S…

Ahmet URFALI

Sizdeki edebiyat ve kültür merakı nasıl başladı? Nasıl bir kültür ortamında yetiştiniz? Türk Dili ve Edebiyatı alanını seçmenizin ana sebebi nedir? Güzel bir soru. Sayın Ahmet Hocam, her şeyi dobro-dobro anlatayım...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR İLE SOHBET- KIPÇAKLAR

Ahmet URFALI

Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa hakimiyetleri 1256 yılına kadar devam etmiştir. Kıpçaklar, tarihte Kuman-Kıpçak ortak adı ile anılan toplum, iki...

ŞAİR MEHMET ALİ KALKAN İLE BİR SOHBET : …

Ahmet URFALI

 MEHMET ALİ KALKAN ÖZGEÇMİŞ  1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Gazi İlk Okulu,Tunalı Orta Okulu ve Motor Sanat Enstitüsünü bitirdi.Üniversiteyi Adana’da okudu. 1980 yılında Adana Mühendislik Bilimleri Fakültesinden İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu...

Kırmızı Kitaplar

GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

Mehmet Çınarlı

Edebiyat Dunyamız

Mehmet Çınarlı(d. 1925 - ö. 19 Ağustos 1999), Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Türk yazar, şair, denemeci, eleştirmen. Hisarcılar akımının kurucusu.1925 yılında Karaman’ın Ermenek İlçesinde doğdu. 1999 yılında Yalova depreminden iki...

HACI BEKTAŞ VELİ'NİN HAYATI VE ESERLERİ

Prof. Dr. Abdurrahman GÜZEL

Hacı Bektaş Veli, Ahmed Yesevi'nin halifesi Lokman Perende'nin bizzat talebesidir. Kendisi mükemmel bir dini-milli kültür formasyonu almıştır. Bu sebeple O, Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması için Türkistan illerinden vazifeli olarak gönderilmiştir. Böylesine...

ŞAİRLER SULTANI: NECİP FAZIL KISAKÜREK

Ali_Alper ÇETİN

Cumhuriyet dönemi Çağdaş Türk Edebiyatı’nın en dikkate değer şahsiyeti, şüphesiz Necip Fazıl Kısakürek’tir. Şair, edip, mütefekkir Necip Fazıl Kısakürek, uçsuz bucaksız duygu ve düşünce denizinde sonsuzluğa ulaşma özlemiyle liman liman...

Feridüddin-i Attar

Edebiyat Dunyamız

Ferîdüddin Attâr veya tam adıyla Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu Bekr İbrahim Nişaburî, İranlı mutasavvıf, şair. Hekim ve eczacı olmasından dolayı Attâr olarak anılır. Horasanın en önemli dört şehrinden...

BİR MİSTİK EDA ŞAİRİ OLARAK AHMET MUHİ…

Edebiyat Dunyamız

Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri edebiyatımızda bu üç şairle zirveye ulaşmış ve de...

DEDE KORKUT'U TANIYALIM

Edebiyat Dunyamız

Tüm Türk topluluklarının, milletlerinin ortak kültürüdür. Dede Korkut; Dedem Korkut, Korkut Ata, Atam Korkut olarak da bilinir. Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Kırgızistan ve diğer Türk illeri, Dede Korkut’u farklı adlarla ama...

PROF. DR. TAMİLLA ABBASHANLI ALİYEVA

Edebiyat Dunyamız

Öykücü, edebiyat araştırmacısı. 1951, Beylekan bölgesi / Azerbaycan doğumlu. Tam adı Tamilla Abbashanlı-Aliyeva. 1951 yılı Temmuz ayının 20.günü Azerbaycan Aran Karabağ bölgesinde Beylegan şehrinde dünyaya geldi. Anne ve babasını erken kayıp etmiş, teyzesinin...

DR. Alî RIDVAN UNAR

Abdullah SATOĞLU

Yeni Sabah Gazetesinin 2 Ocak 1946 tarihli nüshasından kestiğim ve çok sevdiğim “Gürcü Tarih Bilginlerine” isimli bir şiiri, o günden beri not defterimin köşesinde saklarım. Yıl 1966... Aylardan Ekim... İstanbul Saint Benoit...

CENGİZ AYTMATOV

Edebiyat Dunyamız

(d. 12 Aralık 1928, SSCB - ö. 10 Haziran 2008, Almanya). Türk Dünyası'nın ünlü yazarlarından.[1]. Dünya edebiyatında tartışılmaz bir yere sahip kitaplarıyla Türk kültür zenginliğini bütün dünyaya tanıtan yazar, edebiyatçı12...

ÖYKÜ / ROMAN

Cengiz Aytmatov ve Kızıl Elma

Aytmatov ,Cengiz (d. 12 Aralık 1928 , Şeker Kırgız ÖSSC) , yazar , çevirmen ve gazeteci.             Yazarlığa 1952’de başladı , 1959’da Kırgız’da Pravda muhabiri oldu. Povesti gor I stepey (...

BATILILAŞMA MACERAMIZDA TÜRK ROMANINA YANSI…

GİRİŞ Tanzimat'ın ilânından sonra, Türk toplumunda siyasî olduğu kadar, toplumsal değişmelerin olduğunu da görmekteyiz. Batı medeniyetine gösterilen büyük rağbet ve hayranlık, bazen çok aşırı ve lüzumsuz bir seviyeye ulaşarak, Türk halkının...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL …

Batı Cephesinden yeni dönmüştü. İşler iyiye gitmiyor canı sıkkındı. Akşamları dostları ile eski Ziraat Mektebinin binasında toplanıyorlar bazen sabahlara kadar konuşuyorlardı. Meclis tartışmaları da onu çok yoruyor, sağlığı da kötüye...

İSKENDER PALA’NIN ŞAH VE SULTAN ADLI ROMA…

Çalışmamızın konusu olan Şah ve Sultan romanı, 16. yüzyılda Türk tarihinin en önemli vakalarından olan mezhep ayrılığı ve bu ayrılığın ortaya koyduğu siyasi mücadeleler ile bu siyasi olayların Osmanlı-İran ilişkileri...

HALK HİKÂYELERİNDE BİR İMAJ OLARAK BAĞ …

Her edebî ürün belirli bir zamanın ve sosyal şartların neticesi olarak tezahür eder. Bu gerçek- lik sözlü kültür verimleri için çok daha fazla bir anlam ifade eder. Zira sözlü kültürün...

ÜCRETSİZ AİLE MEZARLIĞI

Mustafa Helvacıoğlu altmışdokuz yaşındaydı. Hiç evlenmemişti. Akrabası yoktu. Babası, kendisi doğmadan evvel ölmüştü. Annesini kaybettiğinde ondokuz yaşındaydı. Yirmibir yıl önce nüfus müdürlüğünden emekli olmuştu. Emeklilik ikramiyesinin üzerine daha önceki yıllardan kalan...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL …

Yüzbaşı Mustafa ve küçük Mustafa Kemál birlikte Selânik'e dönüyorlardı. Bu arada tren yolunun yanındaki ağaçları gözü yakalamaya çalışıyor, fakat mümkün olmuyordu. Aile büyüklerinden ve özellikle annesinden dinledikleri ile kendi yaşadıkları...

OĞUZ HAN DESTANIN İSLÂMÎ VARYANTI

Oğuz Kağan Destanını Anlatan Kaynaklar Oğuz Kağan destanını anlatan başlıca iki kaynak bulunmaktadır.   Bunlardan birincisi yazarı bilinmeyen ve bir Uygur tarafından yazıldığı anlaşılan Uygurca  Oğuz Kağan destanıdır. Uygurca yazılmış olan...

ÖMER SEYFETTİN - DİYET

Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir arslanı andırıyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalın...

ŞAİR ve ŞİİR

SAFÎ MUSTAFA EFENDİ’NİN “GÜLŞEN-İ P…

Öğüt verme, okuyucuyu bilinçlendirme amacını taşıyan ve birçok Divan edebiyatı şâirinde örneğine rastlanılan Nasihat-nâme (Pend-nâme), Divan edebiyatının en önemli nazım türlerinden biridir. Bu türde şiir yazan Divan edebiyatı şairleri, fikirleriyle kendi...

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL - HAN DUVARLARI TAHLİ…

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, ...

GAZEL - KEÇECİZÂDE İZZET MOLLA

1. Meşhûrdur ki fısk ile olmaz cihan harâbEyler anı müdâhane-i âlimân harâb2. Bilmez ki iki kat yıkılur kendi halkdanİster cihân yıkıldığını hânüman-harâb3. A’mâl-i hayr süllemidir kasr-ı CennetinMümkin mi çıkma olsa...

HOCAM HAKKI TARIK BEY

Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk yarıcı, gayet ciddi, temkinli herşeyden evvel lisan âlimi ve hastalık derecesinde mantık düşkünü, yalçın bir bekâr hayatı sürmekte bir zat... Bâb-ı...

A. YAĞMUR TUNALI

Yağmur Tunalı,1955 yılında, Kayseri Yahyalı’da doğdu. Orta öğrenimini, Niğde, Kayseri ve Samsun’da; Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde başladığı yüksek öğrenimini, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Fransız Filolojisi’nde tamamladı.  Yazı ve sanat hayatına...

İSTİKLȂL MARŞI’NIN ANLAM DÜNYASI

İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu, özellikleri onun dış yapısını ifade ediyor. Bir edebi metinde esas olan ise iç yapı yani muhteva başka bir deyişle...

KÜRSÎ-İ İSTİĞRAK (TAHLİL) - ABDÜLHAK…

Kenâr-ı bahrde hoş bir mahaldir, nâzır-ı âlem, Tahaccür eylemiş bir mevcdir; üstünde bir âdem, Hayâlettir, oturmuş, fikr ile meşguldür her dem; Giyinmiştir beyaz amma, bakarsın arz eder mâtem, Bulutlar, dalgalar, yıldızlar etrafımda hep mahrem; Ağaçlar...

BİR KADEHLE BİZİ SÂKİ GAMDAN ÂZÂD EYLE…

Bir kadehle bizi sâki gamdan âzâd eylediŞâd olsun gönlü anın gönlümü şâd eyledi Bende idi bunca yıllar kaddine serv-i revânDoğrulukta kulluk ettiğiyçün âzâd eyledi Husrev-i hûbân eden sen dilber-i şîrîn-lebBîsütûn-ı aşk içinde...

KALENDERİ BİR ŞAİRİN DİVANI‟NDAN YANS…

Kalender kelimesi sözlükte “dünyadan elini çekip başıboş dolaşan (derviş); dünyadan elini eteğini çekip her şeyi hoş gören (kimse).” (Devellioğlu 2013: 581). Bir başka sözlükte “dünya işlerini bir kenara bırakmış kendince başıboş dolaşan (derviş); kendi halince...

TANZİMAT EDEBİYATI -II (Birinci Dönem

Edebiyat Dunyamız

ŞİNASİ (1826-1871)*Yeniliğin öncüsüdür. *Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar gazetelerini çıkarmıştır. *İlk makaleyi yazmıştır.(Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi) *Şiirlerinde...

KARAMSARLIK (MI DEDİNİZ)

Özcan TÜRKMEN

Hemen her güne yeni bir acı ve elemle uyanır olduk. Kaygılarımız arttı. Demokratik tepkilerimiz yok oldu. Medyadaki haberlerin büyük çoğunluğu ‘felaket,...

YUNUS EMRE’NİN NUR-I MUHAMMEDİ ANLAT

ZÜLFİ GÜLER

Yunus Emre’nin bir manzumesinde, kuş, göl ve su sembolleri kullanılarak Hz. Muhammed’in ve diğer peygamberlerin yaratılışı anlatılmıştır. Kuş, göl ve su motifleri, Türk...

TÜRK’ÜN ATEŞLE İMTİHANI

Ahmet URFALI

Türk vatanının İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesinden Cumhuriyet’in ilanını kadar kendisi de Milli Mücadele’nin içinde bulunan Halide Edip Adıvar,...

ANADOLUYU AYDINLATAN GÖÇ

Ahmet URFALI

Büyük insanlar, yüksek kültürlü milletlerin içinden çıkar.Yüksek kültür; inançta, törede, adalet düşüncesinde  insan severlikte, hayatı yorumlayış biçiminde, âlem-şümûl...

TÜRKİYE’DE GENÇLİĞİN TOPLUMSAL K

Edebiyat Dunyamız

Bu makalede özellikle medya tarafından oluşturulan popüler kitle kültürünün gençlik açısından ne ifade ettiği ve bu kültürün gençliği nasıl kuşattığı analiz...

TANINMIŞ GEZGİN VE GÖZLEMCİ: EVLİYA

Ali_Alper ÇETİN

Bir insan ki, zamanımızdan üçyüzeksen yıl önce ulaştırma imkânlarının sınırlı ve az olduğu çağda, Anadolu’yla birlikte tüm Ortadoğu’yu, Kırım’ı ve Kafkas...

Könçek Dönderme

 —Hadi hazırlan da gideli.  —Tamam deyip fırladım. Birkaç gün önceden sözleşmiştik. Hazırlanıp Seyfi’yle yola düştük. Bugün akşama şenlik var:  Güneydeliktaş’ la...

GÜNER AKMOLLA

(Romanya, 1941-) Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu.Şair. 1941, Romanya doğumlu. 1965’te Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu. Çeşitli dergilerde şiirleri...

SABAHATTİN ALİ _ SIRÇA KÖŞK

Bir zamanlar boş gezmeyi iş yapmaktan çok seven üç arkadaş varmış. Bugünden yarına geçinmek, gittikleri yerlerin birinden yüz bulsalar, beşinden kovulmak...

HALK HİKÂYELERİNDE MİTOLOJİK SAYILA

Mitolojinin zengin dünyası içinde yer bulan sayılar ve renklerin görünümleri halk hikâyelerine de yansımıstır. Böylece hikâyelerde islenen sayılar ve renkler, mitolojik...

KÜFRÎ-İ BAHÂYÎ’NİN HAYATI ve EDE

Küfrî-i Bahâyî’nin hayatı hakkında kaynaklardaki bilgiler, oldukça sınırlı olup birbirinin tekrarından öteye geçmemektedir.Asıl ismi Hasan Çelebi olan şair,...

digertumyazilar