Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 6 - 11 dakika)
Bunu okudun 0%

Sanat insanların ve sosyal grupların fiziki-sosyal dünyayı algılama ve yorumlama tarzıdır. Başka tabirle sanat duygu ve aklın ürünü olan gelenektir. Gelenekler ise mitolojik ve tarihte kökleri olan yaşama sürecini ifade eder.

Sosyal bilimler yapıları gereğe siyasal düşüncelerle yakından ilgilidir. Mesela bir araştırmacı ne kadar bilim için bilim yapsa da onun bulgularını birileri istediği takdirde çok rahatlıkla siyasallaştırabilir. Çünkü tek tip eser okuyanlar sadece okudukları gerçeklik sanıp, haberdar olmadıkları ya da sahip oldukları bilgilerin dışındaki farklı görüşlerden haberdar olmadıkları için ilmi bilgilerin siyasallaşmasına katkı yapabilirler.

Mesela Bender, bir bilginin siyasallaşması konusunda önemli iddialarda bulunarak şöyle der: “Tanınmış halı bilginleri de halı ve kilim dokumacılığının Kürtler tarafından icat edildiğini, İranlılarla Türklerin bu sanatı sonradan Kürtlerden öğrendiklerini öne sürmektedirler… Halı ve kilimin vatanı Zağros yöresidir… Kürt halıları geometrik desenli halılar ve çiçek-bitki desenli halılar olarak iki büyük grupta toplanır…”[1].

Bender’in bu görüşü, konu hakkında ilmî çalışmalar yapanlarca doğrulanmamaktadır. Çünkü halı, kilim ve benzeri dokumalarda kullanılan geometrik, yani simetrik örneklerin Türklere, çiçek ve bitki, yani asimetrik örneklerin ise Farslara ait oldu konunun uzmanlarınca kabul edilmektedir. Diğer yandan Kürt dokumaları hakkında, 1953’te saha çalışmalarına dayalı doktora tezi yapan ve özellikle Kafkasya Kürtleri hakkında yaptığı çalışmalarla tanınan Aristova, “Irak, Türkiye, Suriye ve Kafkasya’da dokunan Kürt halılarında motif olarak sembolik hayvan figürleri (koçboynuzları, kare şekiller vb.) vardır; geometrik şekiller, battaniyelere özgüdür”[2] diyerek, Farslara özgü olan asimetrik şekilleri yani çiçek ve bitki şekillerinin Kürtler tarafından hiçbir zaman kullanılmadığını ifade eder. Halı dokumacılığıyla ilgili Rus etnograflarından A. Miller de 1924 yılında yayımlanan eserinde aynen şunları yazmaktadır: “Fars dokumalarında hâkim olan ‘çiçek ve bitki’ motifidir. Kafkasya’da arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan höyüklerdeki halı motifleri tamamıyla 14–15. yy.daki göçebe Türklerin nakışlarıyla aynilik gösterir. Kafkas dokumacılığına Türklerin bu katkısını görmezden gelemeyiz”[3].

Dokumalar, deri ve at koşumları gibi insanların günlük hayatta kullandığı eşyalar ve üzerlerindeki işretler özellikle Rus arkeolog Rudenko’nun bulgularıyla daha çok önem kazanmıştır. Rudenko, 1947-1949 yılları arasında Yukarı Altay bölgesindeki “Pazırık Kurganları”nda yapmış olduğu arkeolojik kazılarda deri giysi, kürk, at koşum takımları, keçe, halı gibi çok çeşitli eşyaları bulmuştur. Çok ilginçtir, Rudenko bu eserlerin Türkler tarafından yapılabileceğini kabul etmediği için bunları yapanları Hint-Avrupalı halk olarak ifade ettiği İskitler’in olduğunu yazmıştır. Onun bu ifadesi ise önceleri Batlı araştırmacıların çoğunlu tarafından kabul edilmiştir. Fakat yapılan son çalışmalar ile “Esik Kurganı”nda (Issyk Kurgan) bulunan* “altın adam” heykelinden sonra İskitlerin Hint-Avrupalı bir halk olmadığı, onların kullandıkları eserler ve üzerlerindeki damgalar vasıtasıyla anlaşılmıştır. Ayrıca İskitlerin Hint-Avrupa halklarına ait bir dil kullandıkları da bu güne kadar yapılan çalışmalarla desteklenmemiştir. Çünkü onlardan kalan bir tek yazılı belge bulunmamıştır[4]. Ancak İskit’lere ait olduğu söylenen arkeoloji ve etnografya eserleri üzerindeki damga ve süslemelerin Türklerin otantik damga ve süslemeleriyle örtüşmektedir.

Pazırık Kurganı’ndaki buluntularda at üzerindeki askerin pantolon giydiği, (Hint-Avrupalılar pantolonu M. S. 4. asırdan itibaren giymeye başlamışlardır.) halıdaki geometrik damgalar ile atın koşum şeklinin Hint-Avrupalı halkların kullandıklarıyla ilgisiz olduğu yapılan basit bir araştırma ve karşılaştırmayla dahi anlaşılır.

Bu makalede, Pazırık kurganından çok daha eskilere tarihlenen ve Doğu Türkistan’da bulunan, bugüne kadar yapılan çalışmalara göre, dünyanın bilinen ilk pantolonundan hareketle, Türkler ile Avrupalıların tarihinde pantolonun ve söz konusu pantolondaki damganın Türk kültür tarihindeki yeri bazı örneklerden hareketle tartışılacaktır.

Avrupa’da ve Türklerde Pantolon

Pantolon sözcüğünün Avrupa’da hiç hoş olmayan bir anlamı vardır. Çünkü konu hakkında araştırma yapan Fransız Bard’a göre “1786’da yayımlanan Fransız akademi sözlüğünde “mecazi anlamda pantolon ‘amacına ulaşmak için birçok kılığa giren ve her rolü oynayan birine denir. İtalyan komedisinin bu tipi ‘pantolonnade’ (soytarılık, güldürü) denen dans figürleriyle tanınır; çeşitli soytarılıklara, maskaralıklara, şaklara ‘pantolonnade’ denir”[5]. Pantolonun kökeni ise IV. yüzyılda Roma’da öldürülen Aziz Pantaleone anısına Venediklilerin “duydukları sevgi ve saygının bir ifadesi olarak giydikleri dar ve uzun külotlara pantoloni adı vermelerine dayanır. Fransa krallığında pantolon XVI. yüzyılda bir commedia dell’arte tipi aracılığıyla tanınmıştır”[6]. Böyle olmakla beraber “19. yüzyıl başlarına kadar Avrupa’da giyilen, genel olarak belden ve dizden büzgülü, bugünkü golf pantolonuna benzeyen, bir çeşit kısa pantolon olan giysi ‘külot’ olarak adlandırılır”[7].

Şekil 1 - Romalı askerler, M. S. 972 (İnternet ortamanından).

Günümüzdeki pantolona benzer pantolonun Batı’da kullanılması çok yeni denecek kadar bir tarihi geçmişi sahiptir. Mesela Bard, bu konuda şunları yazar: “Pantolon başlangıçta bir erkek simgesidir ve kadınların giymesi yasaktır… Galyalılar poturu büyük olasılıkla İÖ II. Yüzyıldan başlayarak Kelt ve Cermen etkisiyle giymişlerdir. Ama Doğu’da Persler ve Medler çok eskiden beri bol pantolon giyerlerdi.* Kuzey Avrupa’nın savaşçı ve avcı halkları da soğuktan korunmak ve ata binmek için bol pantolonları tercih ederlerdi. Yunanistan’da köleler, barbarların yoğun olduğu birçok bölgede zorunlu olarak dar pantolon giyerlerdi. Ama Akdenizli erkekler, Yunanlılar ve Romalılar iki parçalı, kapalı bu giysiden nefret ederlerdi. Poturla tanışan Romalılar onu ilk başta ‘barbarlığın bir simgesi’ gibi gördüler”[8]. Potur (braies) denilen giysi dikişsiz olup insanın bacak arasını örtmek için kullanılmıştır (Bakınız: fotoğraf 18, bu fotoğraftaki giysi 1250 yılındaki “potur”u temsil etmektedir.) Yazarın ifade ettiği gibi potur ve pantolon bir bakıma o tarihte Avrupa’da kölelerin ve aristokrat olmayanların giydiği bir giysidir.

Avrupa sanatına bakıldığında insanların nasıl giyindiği bazı resimlerden ve kiliselerdeki mozaiklerden anlaşılmaktadır. Mesela kiliselerdeki mozaikler ile Romalı askerin giysilerine bakılırsa onların pantolon giymediği görülür. Dolayısıyla Pazırık kurganında bulunan pantolonlu insanlardan hareketle İskitlerin Hint-Avrupalı bir halk olmadığını söylemek mümkündür. Eğer İskitler, Hint-Avrupalı bir halk olsaydı, varisleri olan diğer halklarda da pantolon geleneğinin olması, hatta bu geleneğin gelişerek devam etmesi gerekmez miydi?

Şekil 2 - M. Ö. V. asır Türk askeri, Issık Kurganı (İnternet ortamanından).

Avrupa’da “ortaçağın sonundan başlayarak erkekler bel hizasından dizlere kadar inen külotlar giymişlerdir ve baldırlarda ise jartiyerle tutturulmuş çoraplar vardır”[9]. Avrupa’da külot, statüsü yüksek insanları, yani aristokratları; sankülot ve pantolon ise statüsü düşük yani onlara göre barbarları, yoksuları, köylüleri ve benzerlerinin temsil eder. Fakat önceleri fakirlerin kölelerin, denizcilerin giydiği pantolon XVIII. ve XIX. yüzyıldan sonra aristokratlar tarafından da giyilmeye başlanmıştır[10]. Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da da “Pantolon başlangıçta bir erkek simgesidir ve kadınların giymesi yasaktır”[11].

Dünyada Biline İlk Pantolon

Bu pantolon hakkındaki bilgilerimizi Wagner’in yukarıda belirttiğimiz ettiğimiz yazısından hareketle ifade edeceğiz.

Kazının yapıldığı yer Doğu Türkistan’da bulunan Turfan şehrine yakın Yanghai adıyla bilen eski bir yerleşim yeridir. Burası 1970'lerin başında yerel köylüler tarafından keşfedilmiş ve Wagner başkanlığında yapılan ve 2014 yılında sonuçları açıklanan kazılarda 500’den fazla mezar kazısı yapılmıştır. Bu mezarların ikisinde çok önemli eşyalar bulunmuştur. Bunlardan birinde 40 yaşındaki bir askerin mumyalanmış bedeni ve üzerindeki eşyalar ile bronz, ahşap, altın, taş, kabuk, deri ve yünden imal 41 iyi korunmuş tarihi eser bulmuştur. Diğer mezar da ise tarihin bilinen en kadim pantolonu bulunmuştur. Pantolon sahibi askerinde öldüğünde 40 yaşlarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu mezarda ayrıca at koşumlarından olan at kırbacı, süslü atkuyruğu, ok kılıfı ve yay bulunmuştur.

Şekil 3 - Harita (Wanger'in çalışmasından).

Kazı yapılan bölgenin iklim şartlarından dolayı, arkeolojik kazılarda ortaya çıkan pantolonlar, etekler, çizmeler ve deri mantolar çok az hasarla günümüze kadar gelmiştir. Yapılan iklim bilimi, antropoloji, dil bilimi ve arkeolojik tetkikler sonucu bu eserlerin M. Ö. 1500 ile 1200 yıllarından kaldığı belirtilmiştir.

Wagner’e göre, Yanghai’deki buluntular Turfan ve Hami bölgelerinde (Wagner, bu bölgede bir de İskit/Saka şehir devletinin varlığından bahseder) yaşayan, ancak yazılı tarihi belgelere göre az tanınan yerli halktan kalmıştır.

Kazılarda bulunan pantolonu giyen insanların atalarının da pantolon giydiğini belirten Wagner, kazılardaki buluntular M. Ö. 7 ile 3. yüzyılda giyilen yöresel çoban giysilerle örtüşmektedir der. Diğer yandan Xiongnu (Hiung-nu yani Hun) göçebelerinin M. Ö. 3 ile 1. yüzyıllarında giydikleri giyseler de bunlarla aynıdır diyen Wagner, söz konusu pantolonu giyen insanların atalarının da pantolon giydiklerini belirtir.

 

Şekil 4 - Pantolonun aslı (Wanger'in çalışmasından), (Soldaki resim). 1950'lerde örülmüş bir çorap (Damal-Ardahan), (Sağdaki resim);  (Resimler, Mustafa Aksoy'un özel arşivinden alınmıştır)

Wagner’e göre “M. Ö. 1200’den M. S. 300’e kadar, bir dönemlerden kalma giysilerin kesimlerinin deşifre edilmesi kumaş kesimlerinin ne zaman kesilmeye başlandığını gösterir. Bu tarz bir kesim başlarda kesinlikle alışılmış değildi. Çok başarılı bir kalıp dokuması ve dikişlerin iyi düşünülerek yerleştirilmesi sayesinde etekler ile ceketler bedene uygun şekilde hazırlanmıştır” diyerek kazılarda ortaya çıkarılan eserleri yapanların terzilik mesleği hakkında da önemli bilgiler verir. Diğer yandan Wagner’e göre “M. Ö. 3. yüzyılın ortalarına kadar hem erkekler, hem kadınlar Asya ve Avrupa´da dikişsiz örtülerle bedenlerini örtmektedirler”. Bu ifadeden de anlaşıldığı gibi Wagner ve ekibinin bulduğu pantolonu giyenlerin varisleri olan Xiongnu’lar (Hiung-nu) devrinde dahi, onlardan başka Asyalı ve Avrupalı halklar pantolondan habersizdir.

Şekil 5 - Pantolondaki damganın çizimi.

Wagner, atın binek hayvanı olarak kullanılmaya başlanmasıyla pantolon arasındaki ilişkiyi de şöyle izah eder: “Bu pantolonları giyen atlı savaşçıların silahları ve bazı özel eşyaları da mezarlarına konmuştur. Pantolon yaklaşık 3200 sene önce üretilmiştir. Yani pantolon, Avrasya bozkırlarında atlı savaşçıların ilk ortaya çıktığı zamanda yapılmaya başlanmıştır. İncelemelerimiz bugün bildiğimiz pantolonun biniciliğin başlangıcıyla alakalı olduğunu ortaya koymuştur”. Wagner kazılarda bulunun çizmenin de yaklaşık 2600 senelik olduğunu belirtir.

Şekil 6 - Çizme (Wanger'in çalışmasından).

Türk lehçelerinin bazılarında pantolon kelimesi: Eski Türkçe: üm; Sahaca: bürüüke; Kumanca: könçek (qwm); Kırgızca: şılım;   Azerice: şalvar; Türkmence: balak; Tatarca: çalbar; Kırım Tatarca: ştan (crh).

Doğu Türkistan’dan Anadolu’ya Gelen 3.500 Yıllık Damga

Etnografya eserleri tarih yazımında ve sosyal bilim araştırmalarında bazı hallerde yazılı belgelerden daha önemlidir. Başka tabirle etnografya eserleri görülenden farklı özellikleri içinde barındırmaktadırlar. Ayrıca bu eserleri yapanlar devletlerin ya da bazı yöneticilerin tarih yazıcıları olmayıp kendi duygu ve düşünlerini maddi kültür unsurları vasıtasıyla ifade ettikleri için o eserlerin “en otantik tarihî belgeler” olarak kabul edilmeleri gerekir.

Şekil 7 - (A) dokumadan ayrıntı, (Novosibirsk-Batı Sibirya); (B) Çorap (Çamlıhemşin-Rize); (C) Bir kilimden ayrıntı, (Isparta) (Resimler, Mustafa Aksoy özel arşivinden alınmıştır).

Tarihi yazımında etnografya eserlerinin nasıl kullanılmasına dikkat çeken, çağımızın önemli tarihçilerinden biri olan Burke, türlü etnografya eserinin tarih yazımında nasıl kullanılacağını örnekleriyle anlatır[12]. Fakat ülkemizdeki tarihçilerin bu eserlere olan ilgisinin yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir.

Sanat eserleri sosyo-kültürel ortamlarda meydana geldiğine göre, o sanat eseri, onu yapanın zihniyet dünyasıyla yakından ilgilidir. Bu nedenle, özellikle ananevi sanat eserlerini araştırırken sosyo-kültürel tarihî göz önüne almadan yapılan değerlendirmeler yetersiz kalmaya mahkûmdur. Başka tabirle, bu makalede bir kısmını sunduğumuz, görsel belgeler üzerindeki damganın Doğu Türkistan’dan yola çıkarak, Novosibirsk, Damal, Kars, Çamlıhemşin, Isparta, Balıkesir ve benzeri Türk kültür coğrafyasında görülmesini hangi kültür teorisine* açıklayabilir?

Sonuç olarak, Türklerin bilinen kadim dönemlerinden günümüze gelerek, makalemize konu olan damga, Türk tarihine şahitlik etmektedir. Çünkü bu damga ve benzerleri başka halkların -mesela Hint-Avrupalı halkların- geleneksel, yani otantik kültürlerinde yoktur.

KAYNAKLAR

[1] Bender, C., Kürt Tarihi ve Uygarlığı, İstanbul, 2000, s. 230-231.      

[2] Aristova, T. F., Kürtlerin Maddi Kültürü/Geleneksel Kültür Birliği Sorunu (Çev. İ. Kale; A. Karabağ), İstanbul, 2002, s. 181.

[3] Miller, A., Kovrovıye İzdeliya Vostoka, Leningrad, 1924, s. 22-23.

* Esik Kurganı, 1969 yılında K. Akişev başkanlığındaki Kazakistan Tarih, Etnografya ve Arkeoloji Enstitüsü'nün arkeolog ekibi tarafından keşfedilmiştir. Bu kurgan aynı zamanda İskit (Saka) kurganı olarak tanımlanır ve buluntuların M. Ö. 5. yüzyıldan kalma olduğu tahmin edilmektedir. Pazırık Kurganı ise M. Ö. 3-4 asır olarak tarihlenmektedir.

[4] İskitler ve Sarmatlar’ın “İran dilleri konuştukları düşünülüyor" demek daha doğru olur. Zira bu varsayım, bu konuda araştırma yapmış olan Batılı bilginlerden kaynaklanmaktadır.  Yoksa elimizde İskit dili malzemesi metinler yoktur”.  İsenbike Toğan’ın  Melyuko’nun  “İskitler ve Sarmatlar”  makalesinin çevirisine yazdığı dipnot. Melyuko, İ. A., “İskitler ve Sarmatlar”  (İ. Toğan), Erken İç Asya Tarihi (Der. D. Sinor), İstanbul, 2000, s. 141.

[5] Bard, C., Pantolonun Politik Tarihi (Çev. İ. Yergiz), İstanbul, 2011, s. 8.

[6] Bard, C., a. g. e., s. 8.

[7] Bard, C., a. g. e., s. 7.

* M. Aksoy’un notu: Dünyadaki bilinen ilk pantolon, Almaya, Doğu Türkistan ve Çin arkeologlarınca Doğu Türkistan’ın Turfan şehrinde Alman arkeolog Wagner başkanlığından yapılan bir kazıda bulunmuştur. Bakınız: von Mayke Wagner, “Xınjıang, Chına Silk Road Fashion”, Forschungsberıchte Des DAI  (Des Deutschen Archäologıschen Instıtuts),   2014,  Faszikel 1.

[8] Bard, C., a. g. e., s. 7,  9.

[9] Bard, C., a. g. e., s. 9.

[10] Bard, C., a. g. e., s. 10, 26, 27, 7.

[11] Bard, C., a. g. e., s. 7.

[12] Burke, P., Afişten Heykele Minyatürden Fotoğrafa Tarihin Görgü Tanıkları (Çev. Z. Yelçe), İstanbul, 2009.

* Bilenen kültür teorileri bu hareketliliği açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

More articles from this author

NİYETİMİZE KASTETTİLER MEVLANA CELALEDDİN, NİYETİMİZE!
“Ahilerin ve Bacılar’ın akıl hocası... İtle it gibi dövüşenlerden, kurtla kurt gibi boğuşanlardan değil daima kurt bakışlı, daima kurt duruşlu. Karatay; kılıcını kınından değil, yüreğinden çeker Hân’ım. Direnecekse o ateş Konya’yı cehenneme çevirir.”
ÜSLÛBUMUZ NEDEN SERTLEŞİYOR?
Üslûp; oluş, yapış/yapılış biçimi, tarz, tutulan yol... demek. Bir sanatçının veya bir devrin kendine has anlatış biçimi, ifade yolu .. da uslûp demek.  Her kişinin de bir anlatımı, yapış biçimi olduğuna göre hepimizin de bir üslûbu var elbette. Üslubumuza verdiğimiz önem, sosyal hayatta...
ARAMIZDAN ÇEKİLEN DOST:  MEKTUP
"YAZISI SİLİNMİŞ, KAĞIDI SARI..." ARAMIZDAN ÇEKİLEN DOST: MEKTUP Giderek çetrefilleşen, eşya kalabalığına daha fazla bağımlı bir hale gelerek teferruata daha fazla gömülen, buna paralel bir şekilde temposu artan, bir telâşa bürünen hayatları yaşar olduk.
TÜRK EDEBİYATINDA KERBELA
Kerbela; üzüntü gam, bela, belalı yer, kahramanlık makamı anlamındadır. Kerbela, Hicri 10 Muharrem, Miladi 10 Ekim 680’de 73 canın zalimler tarafından hunharca şehit edildiği yerin adıdır. Âşıkların matem günü olarak anılan Kerbela, İslam’ın önemli kırılma noktalarından biri olarak tarihte yer...
HARAMİLER TUTMUŞ SUYUN BAŞINI
Tozlu yollara düştüm de geldim Haramiler tutmuş suyun...
ESKİ (MEYEN) ŞİİRİMİZDE ADALET
Adalet, hakkı gözetmektir, herkese hakkını “alnının teri kurumadan” vermektir. İnsanlık tarihi belki de adalet arayışının tarihidir. Adalet; insaftır, merhamettir, haddi aşmamaktır. Adalet, herkese yakışır. En çok da kendisine hük­metme mesuliyeti verilenlere... “ Adl ü dâd eylemek” kusurla­rın...
prev
next
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
MARTI JONATHAN LİVİNGSTON – RİCHARD BACH'IN ÖYKÜ KİTABI

MARTI JONATHAN LİVİNGSTON – RİCHARD…


Richard Bach tarafından kaleme alınan “Martı Jonathan Livingston”, fabl tarzında yazılmış bir öyküdür. Dünya çapında büyük ilgi uyandıran kitap, birçok dile çevrilmiş, yazarını haklı bir üne kavuşturmuştur. Kitabımız, her kesimden okuyucunun rahatlıkla okuyabileceği sade bir üslupla yazılmıştır. Dört bölüm ve…

ÇÜNKÜ DOĞDUĞUN YER ORASI: DALİDA VE BAYAN GİGLİOTTİ

ÇÜNKÜ DOĞDUĞUN YER ORASI: DALİDA V…


Dalida’nın “Sahnede Ölmek” (Mourir Sur Scene) şarkısı  enteresandır.  Şarkının sözlerini ise Türkçeye çevirerek aşağıya koyuyorum. İsterseniz bu adresten dinleyedebilirsiniz:   https://www.youtube.com/watch?v=jJ2B5a88hFQ Bu şarkı ölümle yapılan bir konuşmadır;

AŞK, ŞİİR VE ÜLKÜCÜLÜK...

AŞK, ŞİİR VE ÜLKÜCÜLÜK...


1678 yılı… Medine… Medine’nin giriş kapıları kapandığı için hac kafilesi şehre girememiş,  mola vermişti. Develer ıhtırılmış, insanlar dinlenmeye çekilmişti. Ama o uyuyamamıştı, uyuyamazdı. Yorgunluktan ölse de gözüne uyku giremezdi. Hayatı boyunca hep ona ulaşmayı hayal etmişti. Onun adını bir an bile unutmamıştı. Nihayet o…

KÜLTÜR POLİTİKASI HÂLÂ OLUŞTURAMADIĞIMIZ BİR ŞEY

KÜLTÜR POLİTİKASI HÂLÂ OLUŞTURAMA…


1656 yılında 78 yaşındaki birisi Osmanlı Devleti'ne sadrazam oldu. Osmanlı'ya eski itibarını kazandıran bu kişi meşhur Köprülü Mehmet Paşa'dır. Köprülü'den sonra oğulları Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ve Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, damadı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, kardeşinin oğlu Hacı Hüseyin…

O KANATLIYDI; DİLÂVER CEBECİ

O KANATLIYDI; DİLÂVER CEBECİ


Milliyetçiliğin yüksek voltajlı bir fikir olduğu zamanlardı. Sanki hiç yere konmayacak kuşlar gibi uçan gönüller milliyetçilerdeydi. Halbuki, yere sağlam basarlardı. Onlara, bastıkları yeri titreten devler denirdi. Neye el atsalar yücelir, yükselir, ilahi bir duyuşun kanatlarında ötelerden haber taşırdı. Masal…

ANADOLU'DA BİR ALPEREN; BATTAL GAZİ

ANADOLU'DA BİR ALPEREN; BATTAL GAZİ


Battal Gazi ve EskişehirMüslüman Türkler arasında gazi-veli kimliğiyle ünlenen, hayatı menkıbelere, şiirlere, romanlara ve filmlere konu olan Seyyid Battal Gazi, doğduğu yer hakkındaki farklı görüşler ne olursa olsun mezarının bulunduğu yer itibariyle Eskişehirli bir isimdir. Onu misyonu yönünden Eskişehirli diğer…

KAFKA VE “DÖNÜŞÜM” ÜZERİNE

KAFKA VE “DÖNÜŞÜM” ÜZERİNE


“Dönüşüm” dünya edebiyatının özgün ve özel yazarlarından biri olan Franz Kafka’nın kaleminden çıkmış bir uzun öykünün adıdır. Önceleri “Değişim” olarak da çevrilen eser, daha sonra anlamı itibariyle “dönüşüm” kelimesinin öyküyü daha doğru tanımlayacağı yönünde düşünülmüş ve bu ad ile…

Türk Tanrısı

Türk Tanrısı


Tanrılar panteonunu hiçbir zaman sevmemişimdir. Eski Türk inancının hiyerarşisinde idol olan Gök Tanrı’yı tek bırakmamız da her yönden işimize gelmiştir. Doğrusu eski bir sosyal medya paylaşımında da dediği gibi; bir tanesiyle zor anlaşırken birkaç tanesiyle uğraşmak hayli meşakkatli olurdu. O…

YÜREĞİMİ SANA BIRAKTIM

YÜREĞİMİ SANA BIRAKTIM


 Müellif Necdet Ekici’nin yakın zamanda çıkan son öykü kitabının ismi; Yüreğimi Sana Bıraktım.. İçinde on adet öykü mevcut. “Laf olsun torba dolsun” sözünü haklı çıkaracak şekilde değil, samimi duygularımla söylüyorum ki öykülerin her biri birbirinden hoş bir lezzet bırakıyor dimağınızda. Daha…

TARİHİ ROMAN ÜZERİNE BİR İZAHAT

TARİHİ ROMAN ÜZERİNE BİR İZAHAT


Ülkemizde kitap okuyan hatırı sayılır kalabalıklar içinde, romanın içeriğindeki estetik ve sanatsal unsurları tartışmaktan ziyade öncelikle romanın, bilhassa da ‘Târihî romanın’ tanımı hakkında bilgilendirmemiz gereken çok ciddi bir kitle olduğu kanaatindeyim. Çünkü târihî roman hakkında zihinlerde oluşan çok karışık bir…

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

FARSÇA ÜZERİNE TÜRKÇE’NİN ET…

Kadim bir geçmişe sahip olan Türkler, gerek İslâm’dan önce gerekse İslâm’dan...

HASAN ERDEM İLE TARİH VE TARİHÎ …

Hasan hocam merhabalar. Evvela bu söyleşi davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür...

TEMEL ESERLERİ VE ŞAHSİYETLERİ T…

Yazının başlığını “Klasikleri okumanın önemi” olarak belirlemeyiş sebebim, daha ziyâde bu...

DEYİMLERLE OLUMLU DÜŞÜNCELERİM…

Düşünenlere, düşündüğüne inandıklarınıza, düşünce adamlarına ait bakış açımızı kontrol ettik mi...

ORHAN VELİ VE SAİT FAİK ANILARI

Orhan Veli komik bir insandır. Yeri geldiğinde bunu şiirlerine yansıtmaması da...

MEĞER ŞAİR ÖLMEMİŞ; ŞİİR YA…

Bir Şair Öldü” başlıklı yazım[1]beklemediğim kadar tenkit edilince kendimi bu yazıyı...

ANKARA TÜRKÜLERİ VE ANKARA AĞIZL…

(Aşağıda bağlantılarını paylaşacağım türkülerin sözleri her zaman benim kullandığım metinle örtüşmüyor...

HASAN ÂLİ YÜCEL’İN YAYIMLANMAY…

Bölümümüzde Farsça dersleri veren İranlı bir hoca vardı: Prof. Dr. Ebulkasım...

SONBAHAR

Nihayet yer-gök sarıdır hüzün vaktidir Hasretle acının ahengidir bu Yenilmişlerin cengidir...

TÜRK DÜNYASININ GELECEKTEKİ RESM…

“Ağaçlar Kökünden güç alır. Dünyada Her şeyin kökü var. Kökü var...

SAFAHÂT’TA HESABA ÇEKİLEN İNSA…

Safahât’ı inceleyenler, onun bir tesbitler kitabı olduğunu kolaylıkla görmüşlerdir. Sosyal bünyeyi teşhir ederken...

SOKAK BOŞTU

Tam bizim sokağa saparken durdum. Sen örtülü olduğumu görmeyesin diye arka...

HAYAT VE ŞİİRİYET

Bilebilenler, hissedebilenler ve duyabilenler için hayat bir şiirdir. Hem de üzüntüsüyle...

BAYRAK ALTINDA

Dünyaya ve de insanlığa örnek kahramanlık mücadelemizin 98. yılı, milletimize kutlu...

PAŞA BABANIn MİRALAY OĞLU

Popüler ve güncel edebiyat, bünyesinde estetik emek, dil ve üslup inceliği...

METAFORLARIN GERÇEK EVRENİ

Metaforlar gündelik hayatlarımızda bizimle birlikte yaşayan yaygın kavramlardır. Bazı kavramlar dar...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Aylardan Ağustos,Günlerden Cuma.Şiir de aşağıda efendim. Malazgirt Marşı Aylardan Ağustos, günlerden Cuma,Gün doğmadan...

İFFETTEKİ VATAN

“Çocuklar gelin gelin, çabuk olun saklanın, yine musallat oldular”. Kerim ağa...

MUHARREM KERBELA'DIR

“Yıllar geçiyor ki yâ Muhammed, Aylar bize hep muharrem oldu!”Mehmed Akif...

ELİFE ERGAN - BİBİ ÇİÇEĞİ

Daha önce iki şiir kitabı yayınlayan Elife Ergan, 3. kitabı BİBİ...

KİLİMLERİMİZLE YOLCULUK

Anamdan hatıra, anamın kendi dokuduğu, anamın arkadaşlarıyla imece usulü dokuduğu, anamın...

ÂŞIK EDEBİYATINDA “BADE İÇME…

Kadeh, şarap içki anlamına gelen “bade” sözcüğünün Türk halk edebiyatı, Âşıklık geleneği, Türk halk hikâyelerinde ve özellikle tasavvuf edebiyatında çok sık işlenen bir motif olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, Âşık edebiyatındaki “bade içme” motifi ile şamanizmdeki benzerliği göze çarpmaktadır. Çalışmada,bade sözcüğünün etimolojisi, Âşık edebiyatındaki yeri ve Âşık edebiyatında “bade içme” motifi ile şamanizdeki olan benzerliği tespit edilmeye çalışılmıştır. 

ŞİİRİMİZDE GURBET

  “Biz vatandan ayrılmışız, bu yüzden yorgunuz, sınanmadayız.     Vatandan ayrı düşen...

MOR YAĞMUR

“Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız Bahçeleriniz bahar görmesin.”                                        Ahmed Arif “Bizim evin hanımını gören...

ŞİİRİ ÇÖZENLERE

Şiiri çözmeye kalkarak lime lime etmenin hiçbir anlamı yok. Çözme! Gör...

GÜZELİN YÜZÜ

Gizlidir güzel! Biz görmezsek görünmez. Gözümüzden gelmez, gözümüze gelir. Bize geldiğinde...

ŞİİRİ BAŞKA LİMANA BIRAKANLAR…

Selim İleri'nin tek şiir kitabının yıllar sonra yeniden yayımlanmasıydı. İlk baskısı...

YAZI MAKİNELERİ

Kolay ve bol yazabilenlere her zaman gıpta ettim. Bazan eski yazarların...

KİMİ NASIL ÖRNEK ALALIM

Anonim ‘Yengeç ile Annesi’ kıssasını duymuşsunuzdur. Şöyleki: “'Neden böyle yan yan...

BİNGÖL ÇOBANLARI’NIN TAHLİL DE…

1.Gönlü ‘’Bingöl Çobanları’’ na yayla yapmak…  Şair; ‘’Daha deniz görmemiş bir çoban...

SİLSİLE

Pazartesi değilse bugün salıdır. Gözlerinin içinde kaybolduğum gündür. Salı değilse bugün çarşambadır...

GÜNLÜK TAHRÎRÂTIN İFRİTLEŞEN …

Sosyal medyada, ekranlarda gazeteci denilen ve köprüaltı diliyle verip veriştirmeyi marifet...

VİRÜS NE DEĞİŞTİRECEK?

Konunun uzmanları, “virüsten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyorlar.  Çok şey...

HAYATIN ŞİİR ÇAĞI

Gençler ki bizim gelecekte gerçekleşecek rüyalarımız, geleceğe gönderdiğimiz içli mektuplardır. Biz nasıl...

DÜNYAYI AMERİKANLAŞTIRMAK VEYA KU…

Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi olarak Oğuz Kağan Destanından Cengiz Han’a, Türklük...

GÖNLÜMDEN...

4 Ağustos 1922 Enver Paşa'nın şehit edildiği tarihti.Çeğen Tepesi'ndeydi zaman. Taşkent'te bir...

CAMİ’DEKİ İNGİLİZCE TÜRKÇE…

Bir Ramazan ayı başlangıcının öncesi cumada vaaz veren konuşmacı hoca önce...

DİVAN ŞİİRİNDE BAYRAMİYE

 Bayram; sevinç eğlence günü, yeme içme meclisi anlamlarındadır. Her milletin inanç...

NAZIMIN MEKTUBU

Nâzım Hikmet'in 15 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından Atatürk'e gönderdiği mektup...

ŞİİR OKUMA SANATI

Şiir söylemek yahut yazmak gibi, şiir okumak (inşat) da bir sanattır...

Prof.Dr. ORHAN OKAY'LA TANPINAR HAKK…

Prof. Dr. Orhan Okay, Tanpınar okurlarının ve edebiyat dünyasının uzun süredir...

AŞK ve GAZEL

Biz güzellersiz olmazız Ahmed Bülbülüz gülsitânsız olamasız Ahmet Paşa Dede Efendi’nin güfte yazarını bilmediğim...

BAŞA BELA PABUÇLAR

Türkçemizde pabuçla ilgili çok sayıda atasözü ve deyim var. Meselâ bir...

PİR-İ TÜRKİSTAN AHMET YESEVİ

“Sevmiyorlar bilginler sizin Türkçe dilini, Bilginlerden işitsen açar gönül ilini, Ayet-Hadis anlamı Türkçe...

ÖRNEK OLMAK

Söz ve davranışlarıyla başkalarını etkileyerek onların da kendisine benzemesine yol açmaya...

ŞİİRİMİZDE ANA

1962 Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'nda yedek subaydım. Paraşüt bölü­ğünde takım komutanıydım. Bir...

İNCİR AĞACI

Telefonum çaldı. Açtım. Merhaba ben Aylin. Önce sesim titredi. “Aylin abla”...

ARA SOKAKLARIN TARİHİ

Hatıratlar, kafileden ayrılıp güzergah dışındaki arasokakları, arkasokakları merak edenler için bulunmaz...

İŞTE O, BEN, KALEMİM

Nun ve'l-Kalem... And olsun hokkaya ve kaleme (ve yazdıklarına)!.. Adına and içilen...

YAZI MAKİNESİ İNSANLAR

Kolay ve bol yazabilenlere her zaman gıpta ettim. Bazan eski yazarların...

ÖRNEK ALMA

Benim yaşımdakilerin hemen hepsinin örnek aldığı, hayranlık duyduğu, en az bir...

TÜRK ŞİİRİNDE ‘’KOŞMA’…

  Divân-ı Lügati't-Türk'te ‘’koşmak’’,  türkü düzmek, türkü yakmak anlamlarında kullanılmıştır. Koşmak,  Türk...

ÇOCUK EDEBİYATININ HEDEFLERİ

Çocuk edebiyatı kavramı, çocuklar için yapılan edebiyatı ve yayını ifade ediyor...

DIŞ YAPI ve İÇERİK ( İÇ YAPI )…

BİÇİM AÇISINDAN ÇOCUK KİTAPLARI               Çocuk kitaplarını tanımak ve anlamaya yönelmek için: Çocukların...

YÜKSEK ÖĞRETİMDE ÇOCUK EDEBİYA…

Dersin içeriği ve ders kredisi bakımından:  Türkiye’de çocuk edebiyatı öğretimi amacı, işlevi...

ÇOCUK EDEBİYATI

Çocuk ve onun eğitimi toplumun geleceği açısından son derece önemlidir.Çocuk ve...

ÇOCUK EDEBİYATI

Çocuk edebiyatı kavramı, çocuklar için yapılan edebiyatı ve yayını ifade ediyor...

ÜÇ BİN YILLIK TÜRKÇE NEREDE?

Issık gölü civarında, 1969 yılında keşfedilen bir kurganda elbiseleri ve zırhı altın...

SIKÇA YAPILAN TÜRKÇE HATALARI

Dakîk bir Türkçe dostu Bülent Unsal (Malatya) beyefendinin mektubundan bah­setmek istiyorum. Bu...

AHENK VE ARUZ

Kur'an-ı Kerim'de "... O Rah­man'ın yarattığında hiçbir düzen­sizlik (nizamsızlık ve ahenksizlik)...

MODERNLEŞME SÜRECİNDE TÜRK TİYA…

Modernlik değildir "Modernizm" Kumar Türk modernleşmesi sürecinde, Türk tiyatrosu da medenileşme projesinin...

DERT ÜZERİNE DERTLEŞELİM Mİ?

Derdini Marko Paşa’ya anlatana rastlayanınız var mı ki? Derdimizi anlatırken bizi can-ı...

İÇİMDEKİ GÖÇ

Geçmişinde imparatorluk tecrübesi olan milletlerin ortak kaderidir göç. İnsan, kendi isteğiyle...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Babam vefat edeli on altı seneyi geçti.Her dut mevsimi geldiğinde annem...

TÜRK DİVAN ŞİİRİNDE ELEŞTİR…

 Türk divan şiiri 13. ve 19. yüzyıllar arasında varlığını sürdürerek nazım...

TÜRK EDEBİYATINDA DERGİCİLİK ve…

Çoğunlukla haftalık, 15 günlük, aylık, üç aylık veya yıllık olarak sanat...

digertumyazilar

Belki de tarih boyunca söz, en fazla aşk üzerine söylendi. Aşk; mutluluktu, hediyeydi, acıydı, elem ve kederdi. Susmaktı, yanmaktı, kavuşmaktı, kimi zaman da hasret kalmaktı......
"YAZISI SİLİNMİŞ, KAĞIDI SARI..." ARAMIZDAN ÇEKİLEN DOST: MEKTUP Giderek çetrefilleşen, eşya kalabalığına daha fazla bağımlı bir hale gelerek teferruata daha fazla gömülen, buna...
Tozlu yollara düştüm de geldim Haramiler tutmuş suyun başını Bozulmayan mayamızı, çoğumuzdan çok azımızı, sazımızı, sözümüzü dile getiren bir türkümüz böyle başlıyor.
Dalida’nın “Sahnede Ölmek” (Mourir Sur Scene) şarkısı enteresandır. Şarkının sözlerini ise Türkçeye çevirerek aşağıya koyuyorum. İsterseniz bu adresten dinleyedebilirsiniz:...
Battal Gazi ve Eskişehir Müslüman Türkler arasında gazi-veli kimliğiyle ünlenen, hayatı menkıbelere, şiirlere, romanlara ve filmlere konu olan Seyyid Battal Gazi, doğduğu yer...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Kadim bir geçmişe sahip olan Türkler, gerek İslâm’dan önce gerekse İslâm’dan sonra bulundukları coğrafyalarda büyük ve özgün bir kültür ve medeniyet oluşturmayı başarmış dünya...
Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten...
(d. 16 Nisan 1916, İstanbul - ö. 13 Aralık 1979, İstanbul), Türk şair, öğretmen, çevirmen. Modern Türk şiirinin önde gelen şairlerindendir. Herhangi bir edebi akıma katılmamış;...
Ayşe YAZICI YAVUZ 1980 Niksar doğumlu. 2003 yılı, Osmangazi Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. Aynı üniversite bünyesinde 2004 yılında Tezsiz Yüksek Lisans diploması...
Şiiri, kristal bir menşurdan geçip binbir renge dönüşen sesli ışıklara benzeten Goethe: "Hayatın da, ölümün de sırrına erip, rûha gömülen bir hazine ve batmayan bir güneşle kucak...
Necmettin Halil Onan (1902, Çatalca, Kocaeli - 17 Ağustos 1968, İstanbul), Türk şair, öğretmen, akademisyen, edebiyat tarihçisi. Türk edebiyatının artık klasikleşmiş eseri olan...
Anadolu Danişmendli Beyliğini kuran Melik Danişmend neslinden olduğu bilinen İsmail Hami Danişmend, 1889 yılında Merzifon’da doğmuştur. Babası Cebel-i Garbî mutasarrıflarından...
Orhan Seyfi Orhon ( d. 23 Ekim 1890, İstanbul - ö. 22 Ağustos 1972, İstanbul ), Türk şair, gazeteci, yazar, yayımcı, siyaset adamı. Türk edebiyatı tarihine Beş Hececiler olarak...
15 Temmuz 1943'te Gümüşhane'ye bağlı Kelkit ilçesinin Dayısı köyünde doğdu. Ailesinin Kırıkkale'ye göçmesi üzerine ilkokulu orada tamamladı. Ortaokulu Merzifon ve Mersin askeri...