Çarşamba 19 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 6 - 11 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

Sanat insanların ve sosyal grupların fiziki-sosyal dünyayı algılama ve yorumlama tarzıdır. Başka tabirle sanat duygu ve aklın ürünü olan gelenektir. Gelenekler ise mitolojik ve tarihte kökleri olan yaşama sürecini ifade eder.

Sosyal bilimler yapıları gereğe siyasal düşüncelerle yakından ilgilidir. Mesela bir araştırmacı ne kadar bilim için bilim yapsa da onun bulgularını birileri istediği takdirde çok rahatlıkla siyasallaştırabilir. Çünkü tek tip eser okuyanlar sadece okudukları gerçeklik sanıp, haberdar olmadıkları ya da sahip oldukları bilgilerin dışındaki farklı görüşlerden haberdar olmadıkları için ilmi bilgilerin siyasallaşmasına katkı yapabilirler.

Mesela Bender, bir bilginin siyasallaşması konusunda önemli iddialarda bulunarak şöyle der: “Tanınmış halı bilginleri de halı ve kilim dokumacılığının Kürtler tarafından icat edildiğini, İranlılarla Türklerin bu sanatı sonradan Kürtlerden öğrendiklerini öne sürmektedirler… Halı ve kilimin vatanı Zağros yöresidir… Kürt halıları geometrik desenli halılar ve çiçek-bitki desenli halılar olarak iki büyük grupta toplanır…”[1].

Bender’in bu görüşü, konu hakkında ilmî çalışmalar yapanlarca doğrulanmamaktadır. Çünkü halı, kilim ve benzeri dokumalarda kullanılan geometrik, yani simetrik örneklerin Türklere, çiçek ve bitki, yani asimetrik örneklerin ise Farslara ait oldu konunun uzmanlarınca kabul edilmektedir. Diğer yandan Kürt dokumaları hakkında, 1953’te saha çalışmalarına dayalı doktora tezi yapan ve özellikle Kafkasya Kürtleri hakkında yaptığı çalışmalarla tanınan Aristova, “Irak, Türkiye, Suriye ve Kafkasya’da dokunan Kürt halılarında motif olarak sembolik hayvan figürleri (koçboynuzları, kare şekiller vb.) vardır; geometrik şekiller, battaniyelere özgüdür”[2] diyerek, Farslara özgü olan asimetrik şekilleri yani çiçek ve bitki şekillerinin Kürtler tarafından hiçbir zaman kullanılmadığını ifade eder. Halı dokumacılığıyla ilgili Rus etnograflarından A. Miller de 1924 yılında yayımlanan eserinde aynen şunları yazmaktadır: “Fars dokumalarında hâkim olan ‘çiçek ve bitki’ motifidir. Kafkasya’da arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan höyüklerdeki halı motifleri tamamıyla 14–15. yy.daki göçebe Türklerin nakışlarıyla aynilik gösterir. Kafkas dokumacılığına Türklerin bu katkısını görmezden gelemeyiz”[3].

Dokumalar, deri ve at koşumları gibi insanların günlük hayatta kullandığı eşyalar ve üzerlerindeki işretler özellikle Rus arkeolog Rudenko’nun bulgularıyla daha çok önem kazanmıştır. Rudenko, 1947-1949 yılları arasında Yukarı Altay bölgesindeki “Pazırık Kurganları”nda yapmış olduğu arkeolojik kazılarda deri giysi, kürk, at koşum takımları, keçe, halı gibi çok çeşitli eşyaları bulmuştur. Çok ilginçtir, Rudenko bu eserlerin Türkler tarafından yapılabileceğini kabul etmediği için bunları yapanları Hint-Avrupalı halk olarak ifade ettiği İskitler’in olduğunu yazmıştır. Onun bu ifadesi ise önceleri Batlı araştırmacıların çoğunlu tarafından kabul edilmiştir. Fakat yapılan son çalışmalar ile “Esik Kurganı”nda (Issyk Kurgan) bulunan* “altın adam” heykelinden sonra İskitlerin Hint-Avrupalı bir halk olmadığı, onların kullandıkları eserler ve üzerlerindeki damgalar vasıtasıyla anlaşılmıştır. Ayrıca İskitlerin Hint-Avrupa halklarına ait bir dil kullandıkları da bu güne kadar yapılan çalışmalarla desteklenmemiştir. Çünkü onlardan kalan bir tek yazılı belge bulunmamıştır[4]. Ancak İskit’lere ait olduğu söylenen arkeoloji ve etnografya eserleri üzerindeki damga ve süslemelerin Türklerin otantik damga ve süslemeleriyle örtüşmektedir.

Pazırık Kurganı’ndaki buluntularda at üzerindeki askerin pantolon giydiği, (Hint-Avrupalılar pantolonu M. S. 4. asırdan itibaren giymeye başlamışlardır.) halıdaki geometrik damgalar ile atın koşum şeklinin Hint-Avrupalı halkların kullandıklarıyla ilgisiz olduğu yapılan basit bir araştırma ve karşılaştırmayla dahi anlaşılır.

Bu makalede, Pazırık kurganından çok daha eskilere tarihlenen ve Doğu Türkistan’da bulunan, bugüne kadar yapılan çalışmalara göre, dünyanın bilinen ilk pantolonundan hareketle, Türkler ile Avrupalıların tarihinde pantolonun ve söz konusu pantolondaki damganın Türk kültür tarihindeki yeri bazı örneklerden hareketle tartışılacaktır.

Avrupa’da ve Türklerde Pantolon

Pantolon sözcüğünün Avrupa’da hiç hoş olmayan bir anlamı vardır. Çünkü konu hakkında araştırma yapan Fransız Bard’a göre “1786’da yayımlanan Fransız akademi sözlüğünde “mecazi anlamda pantolon ‘amacına ulaşmak için birçok kılığa giren ve her rolü oynayan birine denir. İtalyan komedisinin bu tipi ‘pantolonnade’ (soytarılık, güldürü) denen dans figürleriyle tanınır; çeşitli soytarılıklara, maskaralıklara, şaklara ‘pantolonnade’ denir”[5]. Pantolonun kökeni ise IV. yüzyılda Roma’da öldürülen Aziz Pantaleone anısına Venediklilerin “duydukları sevgi ve saygının bir ifadesi olarak giydikleri dar ve uzun külotlara pantoloni adı vermelerine dayanır. Fransa krallığında pantolon XVI. yüzyılda bir commedia dell’arte tipi aracılığıyla tanınmıştır”[6]. Böyle olmakla beraber “19. yüzyıl başlarına kadar Avrupa’da giyilen, genel olarak belden ve dizden büzgülü, bugünkü golf pantolonuna benzeyen, bir çeşit kısa pantolon olan giysi ‘külot’ olarak adlandırılır”[7].

Şekil 1 - Romalı askerler, M. S. 972 (İnternet ortamanından).

Günümüzdeki pantolona benzer pantolonun Batı’da kullanılması çok yeni denecek kadar bir tarihi geçmişi sahiptir. Mesela Bard, bu konuda şunları yazar: “Pantolon başlangıçta bir erkek simgesidir ve kadınların giymesi yasaktır… Galyalılar poturu büyük olasılıkla İÖ II. Yüzyıldan başlayarak Kelt ve Cermen etkisiyle giymişlerdir. Ama Doğu’da Persler ve Medler çok eskiden beri bol pantolon giyerlerdi.* Kuzey Avrupa’nın savaşçı ve avcı halkları da soğuktan korunmak ve ata binmek için bol pantolonları tercih ederlerdi. Yunanistan’da köleler, barbarların yoğun olduğu birçok bölgede zorunlu olarak dar pantolon giyerlerdi. Ama Akdenizli erkekler, Yunanlılar ve Romalılar iki parçalı, kapalı bu giysiden nefret ederlerdi. Poturla tanışan Romalılar onu ilk başta ‘barbarlığın bir simgesi’ gibi gördüler”[8]. Potur (braies) denilen giysi dikişsiz olup insanın bacak arasını örtmek için kullanılmıştır (Bakınız: fotoğraf 18, bu fotoğraftaki giysi 1250 yılındaki “potur”u temsil etmektedir.) Yazarın ifade ettiği gibi potur ve pantolon bir bakıma o tarihte Avrupa’da kölelerin ve aristokrat olmayanların giydiği bir giysidir.

Avrupa sanatına bakıldığında insanların nasıl giyindiği bazı resimlerden ve kiliselerdeki mozaiklerden anlaşılmaktadır. Mesela kiliselerdeki mozaikler ile Romalı askerin giysilerine bakılırsa onların pantolon giymediği görülür. Dolayısıyla Pazırık kurganında bulunan pantolonlu insanlardan hareketle İskitlerin Hint-Avrupalı bir halk olmadığını söylemek mümkündür. Eğer İskitler, Hint-Avrupalı bir halk olsaydı, varisleri olan diğer halklarda da pantolon geleneğinin olması, hatta bu geleneğin gelişerek devam etmesi gerekmez miydi?

Şekil 2 - M. Ö. V. asır Türk askeri, Issık Kurganı (İnternet ortamanından).

Avrupa’da “ortaçağın sonundan başlayarak erkekler bel hizasından dizlere kadar inen külotlar giymişlerdir ve baldırlarda ise jartiyerle tutturulmuş çoraplar vardır”[9]. Avrupa’da külot, statüsü yüksek insanları, yani aristokratları; sankülot ve pantolon ise statüsü düşük yani onlara göre barbarları, yoksuları, köylüleri ve benzerlerinin temsil eder. Fakat önceleri fakirlerin kölelerin, denizcilerin giydiği pantolon XVIII. ve XIX. yüzyıldan sonra aristokratlar tarafından da giyilmeye başlanmıştır[10]. Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da da “Pantolon başlangıçta bir erkek simgesidir ve kadınların giymesi yasaktır”[11].

Dünyada Biline İlk Pantolon

Bu pantolon hakkındaki bilgilerimizi Wagner’in yukarıda belirttiğimiz ettiğimiz yazısından hareketle ifade edeceğiz.

Kazının yapıldığı yer Doğu Türkistan’da bulunan Turfan şehrine yakın Yanghai adıyla bilen eski bir yerleşim yeridir. Burası 1970'lerin başında yerel köylüler tarafından keşfedilmiş ve Wagner başkanlığında yapılan ve 2014 yılında sonuçları açıklanan kazılarda 500’den fazla mezar kazısı yapılmıştır. Bu mezarların ikisinde çok önemli eşyalar bulunmuştur. Bunlardan birinde 40 yaşındaki bir askerin mumyalanmış bedeni ve üzerindeki eşyalar ile bronz, ahşap, altın, taş, kabuk, deri ve yünden imal 41 iyi korunmuş tarihi eser bulmuştur. Diğer mezar da ise tarihin bilinen en kadim pantolonu bulunmuştur. Pantolon sahibi askerinde öldüğünde 40 yaşlarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu mezarda ayrıca at koşumlarından olan at kırbacı, süslü atkuyruğu, ok kılıfı ve yay bulunmuştur.

Şekil 3 - Harita (Wanger'in çalışmasından).

Kazı yapılan bölgenin iklim şartlarından dolayı, arkeolojik kazılarda ortaya çıkan pantolonlar, etekler, çizmeler ve deri mantolar çok az hasarla günümüze kadar gelmiştir. Yapılan iklim bilimi, antropoloji, dil bilimi ve arkeolojik tetkikler sonucu bu eserlerin M. Ö. 1500 ile 1200 yıllarından kaldığı belirtilmiştir.

Wagner’e göre, Yanghai’deki buluntular Turfan ve Hami bölgelerinde (Wagner, bu bölgede bir de İskit/Saka şehir devletinin varlığından bahseder) yaşayan, ancak yazılı tarihi belgelere göre az tanınan yerli halktan kalmıştır.

Kazılarda bulunan pantolonu giyen insanların atalarının da pantolon giydiğini belirten Wagner, kazılardaki buluntular M. Ö. 7 ile 3. yüzyılda giyilen yöresel çoban giysilerle örtüşmektedir der. Diğer yandan Xiongnu (Hiung-nu yani Hun) göçebelerinin M. Ö. 3 ile 1. yüzyıllarında giydikleri giyseler de bunlarla aynıdır diyen Wagner, söz konusu pantolonu giyen insanların atalarının da pantolon giydiklerini belirtir.

 

Şekil 4 - Pantolonun aslı (Wanger'in çalışmasından), (Soldaki resim). 1950'lerde örülmüş bir çorap (Damal-Ardahan), (Sağdaki resim);  (Resimler, Mustafa Aksoy'un özel arşivinden alınmıştır)

Wagner’e göre “M. Ö. 1200’den M. S. 300’e kadar, bir dönemlerden kalma giysilerin kesimlerinin deşifre edilmesi kumaş kesimlerinin ne zaman kesilmeye başlandığını gösterir. Bu tarz bir kesim başlarda kesinlikle alışılmış değildi. Çok başarılı bir kalıp dokuması ve dikişlerin iyi düşünülerek yerleştirilmesi sayesinde etekler ile ceketler bedene uygun şekilde hazırlanmıştır” diyerek kazılarda ortaya çıkarılan eserleri yapanların terzilik mesleği hakkında da önemli bilgiler verir. Diğer yandan Wagner’e göre “M. Ö. 3. yüzyılın ortalarına kadar hem erkekler, hem kadınlar Asya ve Avrupa´da dikişsiz örtülerle bedenlerini örtmektedirler”. Bu ifadeden de anlaşıldığı gibi Wagner ve ekibinin bulduğu pantolonu giyenlerin varisleri olan Xiongnu’lar (Hiung-nu) devrinde dahi, onlardan başka Asyalı ve Avrupalı halklar pantolondan habersizdir.

Şekil 5 - Pantolondaki damganın çizimi.

Wagner, atın binek hayvanı olarak kullanılmaya başlanmasıyla pantolon arasındaki ilişkiyi de şöyle izah eder: “Bu pantolonları giyen atlı savaşçıların silahları ve bazı özel eşyaları da mezarlarına konmuştur. Pantolon yaklaşık 3200 sene önce üretilmiştir. Yani pantolon, Avrasya bozkırlarında atlı savaşçıların ilk ortaya çıktığı zamanda yapılmaya başlanmıştır. İncelemelerimiz bugün bildiğimiz pantolonun biniciliğin başlangıcıyla alakalı olduğunu ortaya koymuştur”. Wagner kazılarda bulunun çizmenin de yaklaşık 2600 senelik olduğunu belirtir.

Şekil 6 - Çizme (Wanger'in çalışmasından).

Türk lehçelerinin bazılarında pantolon kelimesi: Eski Türkçe: üm; Sahaca: bürüüke; Kumanca: könçek (qwm); Kırgızca: şılım;   Azerice: şalvar; Türkmence: balak; Tatarca: çalbar; Kırım Tatarca: ştan (crh).

Doğu Türkistan’dan Anadolu’ya Gelen 3.500 Yıllık Damga

Etnografya eserleri tarih yazımında ve sosyal bilim araştırmalarında bazı hallerde yazılı belgelerden daha önemlidir. Başka tabirle etnografya eserleri görülenden farklı özellikleri içinde barındırmaktadırlar. Ayrıca bu eserleri yapanlar devletlerin ya da bazı yöneticilerin tarih yazıcıları olmayıp kendi duygu ve düşünlerini maddi kültür unsurları vasıtasıyla ifade ettikleri için o eserlerin “en otantik tarihî belgeler” olarak kabul edilmeleri gerekir.

Şekil 7 - (A) dokumadan ayrıntı, (Novosibirsk-Batı Sibirya); (B) Çorap (Çamlıhemşin-Rize); (C) Bir kilimden ayrıntı, (Isparta) (Resimler, Mustafa Aksoy özel arşivinden alınmıştır).

Tarihi yazımında etnografya eserlerinin nasıl kullanılmasına dikkat çeken, çağımızın önemli tarihçilerinden biri olan Burke, türlü etnografya eserinin tarih yazımında nasıl kullanılacağını örnekleriyle anlatır[12]. Fakat ülkemizdeki tarihçilerin bu eserlere olan ilgisinin yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir.

Sanat eserleri sosyo-kültürel ortamlarda meydana geldiğine göre, o sanat eseri, onu yapanın zihniyet dünyasıyla yakından ilgilidir. Bu nedenle, özellikle ananevi sanat eserlerini araştırırken sosyo-kültürel tarihî göz önüne almadan yapılan değerlendirmeler yetersiz kalmaya mahkûmdur. Başka tabirle, bu makalede bir kısmını sunduğumuz, görsel belgeler üzerindeki damganın Doğu Türkistan’dan yola çıkarak, Novosibirsk, Damal, Kars, Çamlıhemşin, Isparta, Balıkesir ve benzeri Türk kültür coğrafyasında görülmesini hangi kültür teorisine* açıklayabilir?

Sonuç olarak, Türklerin bilinen kadim dönemlerinden günümüze gelerek, makalemize konu olan damga, Türk tarihine şahitlik etmektedir. Çünkü bu damga ve benzerleri başka halkların -mesela Hint-Avrupalı halkların- geleneksel, yani otantik kültürlerinde yoktur.

KAYNAKLAR

[1] Bender, C., Kürt Tarihi ve Uygarlığı, İstanbul, 2000, s. 230-231.      

[2] Aristova, T. F., Kürtlerin Maddi Kültürü/Geleneksel Kültür Birliği Sorunu (Çev. İ. Kale; A. Karabağ), İstanbul, 2002, s. 181.

[3] Miller, A., Kovrovıye İzdeliya Vostoka, Leningrad, 1924, s. 22-23.

* Esik Kurganı, 1969 yılında K. Akişev başkanlığındaki Kazakistan Tarih, Etnografya ve Arkeoloji Enstitüsü'nün arkeolog ekibi tarafından keşfedilmiştir. Bu kurgan aynı zamanda İskit (Saka) kurganı olarak tanımlanır ve buluntuların M. Ö. 5. yüzyıldan kalma olduğu tahmin edilmektedir. Pazırık Kurganı ise M. Ö. 3-4 asır olarak tarihlenmektedir.

[4] İskitler ve Sarmatlar’ın “İran dilleri konuştukları düşünülüyor" demek daha doğru olur. Zira bu varsayım, bu konuda araştırma yapmış olan Batılı bilginlerden kaynaklanmaktadır.  Yoksa elimizde İskit dili malzemesi metinler yoktur”.  İsenbike Toğan’ın  Melyuko’nun  “İskitler ve Sarmatlar”  makalesinin çevirisine yazdığı dipnot. Melyuko, İ. A., “İskitler ve Sarmatlar”  (İ. Toğan), Erken İç Asya Tarihi (Der. D. Sinor), İstanbul, 2000, s. 141.

[5] Bard, C., Pantolonun Politik Tarihi (Çev. İ. Yergiz), İstanbul, 2011, s. 8.

[6] Bard, C., a. g. e., s. 8.

[7] Bard, C., a. g. e., s. 7.

* M. Aksoy’un notu: Dünyadaki bilinen ilk pantolon, Almaya, Doğu Türkistan ve Çin arkeologlarınca Doğu Türkistan’ın Turfan şehrinde Alman arkeolog Wagner başkanlığından yapılan bir kazıda bulunmuştur. Bakınız: von Mayke Wagner, “Xınjıang, Chına Silk Road Fashion”, Forschungsberıchte Des DAI  (Des Deutschen Archäologıschen Instıtuts),   2014,  Faszikel 1.

[8] Bard, C., a. g. e., s. 7,  9.

[9] Bard, C., a. g. e., s. 9.

[10] Bard, C., a. g. e., s. 10, 26, 27, 7.

[11] Bard, C., a. g. e., s. 7.

[12] Burke, P., Afişten Heykele Minyatürden Fotoğrafa Tarihin Görgü Tanıkları (Çev. Z. Yelçe), İstanbul, 2009.

* Bilenen kültür teorileri bu hareketliliği açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

NİDELİM  ÂH PİSİ, NEYLEYELİM VÂH PİSİ!
Öyle bir kedi düşünün ki miyavlasa bütün cihan, onun sedasıyla dolar, heybetle bir kükrese kâinat inler. Zamanın aslanı dense yeridir ona. Aslan ve kaplanlara aman vermez asla. Öyle ki yılanın ağzına düşen kurbağayı kurtarabilir. Tilki gibi kurnazdır. Kurt ile düşman, kaplanla kavgalıdır. Öldürmek...
KISKANÇLIK
Hikmet Münir Ebcioğlu(1927-1989)’nın sözleri, Teoman Alpay(1932-2005)’ın bestesi hüzzam makamındaki “Kıskanırım” şarkısını bilirsiniz: “Saçın yüzüne değse tenini kıskanırım. Birine söz söylesen dilini kıskanırım … Deli ediyor beni gezinir her yerini Okşadıkça tenini elini kıskanırım” Bu...
CEMİL MERİÇ - AŞK
Münakaşada zafer mağlup olanındır. Yenilmek zenginleşmektir. Bilmediğinizi öğreneceksiniz ve ego denen köpek havlamayacak. Münakaşa hakikati birlikte aramaktır. Adeta bir ormandasınız ve mesela bir kaynak arıyorsunuz. Önce arkadaşınız bulup sesleniyor size: Evreka! Ne sevinilecek şey? Yalnız bir...
ilk sözlük
Meşrutiyet inkılâbından sonra, 1910 yılının soğuk bir kış günü… İstanbul’da dönemin soylu ailelerinden birine mensup yaşlıca bir kadın, sahaflar çarşısında, itimat ettiği bir dostundan kitaptan anladığını duyduğu Sahaf Burhan Bey’i aramaktadır. Kendine miras kalan el yazması bir kitabı, ihtiyacı...
ATABETÜL HAKAYIK
XII. yüzyıl Türk şairlerinden Edib Ahmed Yüknekî'nin Doğu Türkçesiyle yazdığı ahlâk ve nasihata dair eseri.İslâmî Türk edebiyatının Kutadgu Bilig'den sonra yazıya geçirilmiş en eski ikinci eseri olan Atebetül-hakâyık'ın nerede ve ne zaman kaleme alındığı ke­sin olarak bilinmemektedir. Ancak...
ÇAĞATAY EDEBİYATI
Timurlular devrinde İslâm medeniyetinin tesiri altında oluşmuş, Hârizm Türkçesi'nin devamı mahiyetinde gelişen Çağatay diliyle meydana gelen edebiyat. Cengiz Han'ın ikinci oğlu Çağatay'a nisbetle kullanılan Çağatay edebiyatı ta­birinin sınırı, bu saha ile uğraşanlar ta­rafından farklı...
prev
next

HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Bir insanın anavatanı çocukluğudur, der psikologlar. Ne kadar doğru. Nereye gidersek gidelim, hangi mesleği seçersek seçelim, hangi konuma gelirsek gelelim, kaç çocuğumuz olursa olsun ondan kopamıyoruz. O da bir şekilde...

MUÎN FEYZÎOĞLU

Abdullah SATOĞLU

Hazan mevsimi bu yıl da birçok arkadaşımızı, Türk sanat ve fikir âleminin seçkin şahsiyetlerinden bazılarını aramızdan aldı.Prof. Faruk Kadri Timurtaş’tı, Prof. Erol Güngör’dü, Necip Fazıl’dı ve daha on iki gün...

NESEFÎ’DEN DOSTOYEVSKİ’YE KÖTÜLÜĞÜ…

Metin SAVAŞ

Friedrich Schiller “Haydutlar” adlı piyesinin önsözünde kötülüğü yıkmayı hedef edinmiş bir sanatçının kendi eserinde oto-sansüre gitmesinin yanıltıcı olacağını ima ederek şöyle der: “Dinin, ahlâkın ve toplumsal yasaların düşmanlarından öç almayı...

SAYI - 11 LİSELERE Mİ, BAŞKA MEKTEPLERE M…

Feride Turan

1910 yılına ait bu soruyu gündeme getirmemizin nedeni üzerinden bir asırdan fazla süre geçse de aynı sorunun cevaplarına duyduğumuz ihtiyaçtır. Eskişehir’in ilk ve efsane müdürü Ethem Nejat Bey; Alasonya Lisesi...

KAFA KONFORU

Coşkun KAN

Dikkat ! Bu yazı ziyadesiyle öznellik içerir. Söze başlarken başlığın kaynağını zikretmeden edemeyeceğim. Ötüken Neşriyat’ın kurucularından, uçaklar ve havacılık ilminde mütehassıs Prof. Dr. Ahmet Nuri Yüksel’in ortanca kardeşi: Mehmet Rıfat...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

Matematik hocası Yüzbaşı Mustafa’nın nasihatleri ile Mustafa Kemâl’in annesine dargınlığı kalmamıştı. Artık Selanik’teki çocukluk günleri güzel geçmekteydi.  Ara verdiği kitap okumalarına devam ediyor, yaşına uygun hemen hemen her eseri ister...

ACI / ACIMAK

Özcan TÜRKMEN

Hayat bu! Her şey çok iyi gidiverirken birden bir olayın, bir sözün, bir duygunun/düşüncenin bizde bıraktığı üzücü tesire, kedere, eleme, ıstıraba düçar oluveririz.Başkasının/başkalarının durumundan üzüntü duyar, onun hâline kederleniriz. Birine/birlerine...

ÇOCUK EDEBİYATI VE EĞİTİMİ ÜZERİNE BA…

Edebiyat Dunyamız

Çocuk eğitimi, çocuğun bir “özne” olarak ele alınıp önemsendiği çağlardan beri üzerinde durulan en önemli meselelerden biridir. Bu konuda hemen herkes; bilgisi, birikimi, tecrübesi oranında bir şeyler söylemiş ve bu...

HALK HİKÂYELERİNDE BİR İMAJ OLARAK BAĞ …

Edebiyat Dunyamız

Her edebî ürün belirli bir zamanın ve sosyal şartların neticesi olarak tezahür eder. Bu gerçek- lik sözlü kültür verimleri için çok daha fazla bir anlam ifade eder. Zira sözlü kültürün...

MÜLAKATLAR

Osman Bey Babasına Göre Atak Bir Beylik Yap…

Ahmet URFALI

Araştırmacı Yazar Dt. Recep Aydoğdu ile bir sohbet gerçekleştirdik.        Recep Bey,  Osmanlı’nın kuruluş dönemini sadece  tarihsel olarak değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım yönlerinden  de araştırarak...

SAADETTİN YILDIZ”LA MÜLAKAT - 2

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1-Ne zaman, nerede doğdunuz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Demirköprü (eski adı: Kızılton) köyünde doğdum. 1947 yazında ( Haziran veya Temmuz) doğmuşum. Doğum tarihim, askere zamanında gidip işime...

GAZETECİ-YAZAR EMİNE TAŞTEPE İLE BİR SOH…

Ahmet URFALI

Emine Hanım, sohbetimize editörlüğünü yaptığınız edebiyat ve sanat sayfası BEYAZ FIRTINA’dan başlayalım. Beyaz Fırtına’nın konusu, amacı, etkinlik alanı nedir? Bu düşünce hangi kaygıdan doğdu? Hangi etkinlikleri gerçekleştirdiniz? Amacınıza ne oranda...

“AKADEMİK BİLGİYİ EKONOMİK BİR DEĞER…

Ahmet URFALI

Doç. Dr. Figen Çalışkan ile bir sohbet gerçekleştirdik       Figen Hanım,  bize bu sohbet imkânını verdiğiniz için öncelikle teşekkür ederim. Bir bilim insanı olmanızın yanında, sosyal ve kültürel projelerle çok...

ŞAİR GÜLDEN YALÇIN İLE SOHBET

Ahmet URFALI

Gülden Hanım, şiire nasıl başladınız? Nasıl bir kültürel ortamda yetiştiniz? Çocukluk ve gençlik dönemim SHÇEK yurdunda geçti. Şiir benim için bir mecburiyetti. Şiir, sığınağımdı, huzur bulduğum evimdi.Ben yurdun sağır duvarlarıyla dertleştim...

LALE ŞAİRİ VE YAZAR ABDULLAH SATOĞLU İL…

Bekir OĞUZBAŞARAN

Aslında siz meçhul biri değilsiniz, fakat bu sohbet münasebetiyle, özgeçmişinizi, bir kere de kendi ifadenizle anlatmanızı rica edeceğim:15 Mayıs 1934’te Kayseri’de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Kayseri’de yaptıktan sonra, İstanbul...

PROF. DR. TAMİLLA ABBASHANLI ALİYEVA BİR S…

Ahmet URFALI

Sizdeki edebiyat ve kültür merakı nasıl başladı? Nasıl bir kültür ortamında yetiştiniz? Türk Dili ve Edebiyatı alanını seçmenizin ana sebebi nedir? Güzel bir soru. Sayın Ahmet Hocam, her şeyi dobro-dobro anlatayım...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR İLE SOHBET- KIPÇAKLAR

Ahmet URFALI

Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa hakimiyetleri 1256 yılına kadar devam etmiştir. Kıpçaklar, tarihte Kuman-Kıpçak ortak adı ile anılan toplum, iki...

ŞAİR MEHMET ALİ KALKAN İLE BİR SOHBET : …

Ahmet URFALI

 MEHMET ALİ KALKAN ÖZGEÇMİŞ  1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Gazi İlk Okulu,Tunalı Orta Okulu ve Motor Sanat Enstitüsünü bitirdi.Üniversiteyi Adana’da okudu. 1980 yılında Adana Mühendislik Bilimleri Fakültesinden İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu...

Kırmızı Kitaplar

GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

Cengiz DAĞCI

Edebiyat Dunyamız

Cengiz DAĞCI Kırım'ın Gurzuf kasabasında 9 Mart 1919’da dünyaya geldi. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, deprem gibi tabii âfetler yanında Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçti. Babası Emir Hüseyin Dağcı...

SEVİNÇ ÇOKUM

Edebiyat Dunyamız

 Sevinç Çokum, 25 Ağustos 1943’ te İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Kız Lisesi’ni, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi, ayrıca Umumi Sosyoloji dalında öğrenim gördü. Orta öğrenimi sırasında...

NURETTİN TOPÇU

Abdullah SATOĞLU

Türk gençliğinin ve memleketin birçok meselelerine, milliyetçi bir görüşle koyduğu isabetli teşhisleri ve çeşitli konulardaki edebî ve İlmî yazılarını 1950’den bu yana, büyük bir zevk ve takdirle takibettiğimiz, Nurettin Topçu’yu...

Mehmet Çınarlı

Edebiyat Dunyamız

Mehmet Çınarlı(d. 1925 - ö. 19 Ağustos 1999), Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Türk yazar, şair, denemeci, eleştirmen. Hisarcılar akımının kurucusu.1925 yılında Karaman’ın Ermenek İlçesinde doğdu. 1999 yılında Yalova depreminden iki...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

Edebiyat Dunyamız

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl mezun olduğum Bölümün Eski Türk Dili Anabilim...

CENGİZ AYTMATOV

Edebiyat Dunyamız

(d. 12 Aralık 1928, SSCB - ö. 10 Haziran 2008, Almanya). Türk Dünyası'nın ünlü yazarlarından.[1]. Dünya edebiyatında tartışılmaz bir yere sahip kitaplarıyla Türk kültür zenginliğini bütün dünyaya tanıtan yazar, edebiyatçı12...

PEYAMİ SAFA-1

Edebiyat Dunyamız

Şair İsmail Safa'nın oğlu ve «Mahşer», «Bir Akşamdı», «Şimşek», «Fatih - Harbiye», «Dokuzuncu Hariciye Koğuşu». "Bir Tereddüdün Romanı», «Biz İnsanlar" romanlarının müellifi Peyami Safa'ya otuz dokuz senelik hayatından ve on...

YILDIRIM GÜRSES

Edebiyat Dunyamız

Yıldırım GÜRSES Saygı ve rahmetle anıyoruz. Yıldırım Gürses, 21 Ocak 1938 tarihinde Bursa’da doğmuştur. Babası Ziraat Bankası memurlarından Nasuhi Bey ve annesi Müeyyet Cevriye hanımdır. Ablasının adı...

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

Edebiyat Dunyamız

12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz güverte binbaşısı Mehmed Nail bey, Annesi deniz yarbayı Osman Fevzi...

ÖYKÜ / ROMAN

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Matematik hocası Yüzbaşı Mustafa’nın nasihatleri ile Mustafa Kemâl’in annesine dargınlığı kalmamıştı. Artık Selanik’teki çocukluk günleri güzel geçmekteydi.  Ara verdiği kitap okumalarına devam ediyor, yaşına uygun hemen hemen her eseri ister...

HAVUÇLU PİLAV MESELESİ - TARIK BUĞRA

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi. Karımı düşünmek...

ÖMER SEYFETTİN’İN HİKÂYELERİNDE SAVA…

Eski Yunanca olan arketip sözcüğü Türkçe’de ilk imge, ilk örnek gibi anlamlara gelir. Arketipler, insanlığın ortak mirasıdır. Sanat eserlerinde arketiplerin yer alması, sanatçının ve eserin evrensele ulaşmasında katkı sağlar. Farklı...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL …

Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde Yunan ilerleyişine karşı alınacak tedbirleri düşünüyordu. Yanına tek atlı tahta...

ALFABE MÜELLİFİ AHMET HİLMİ GÜÇLÜ

Küçüklüğümden beri en büyük idealim olan "Gazetecilik" mesleğine atılmam "Alfabe Müellifi" Ahmet Hilmi Güçlü Hocanın tavassutu ile mümkün olmuştu. Hocanın o zaman "Hakimiyet" gazetesinde başyazı yazdığını biliyordum. 8 Kasım 1951 günü...

Ahmet Mithat Efendi ve Ölüm Allah’ın Emr…

Şimdiye kadar pek çok hikâyeler okudum. Elbette siz de okumuşsunuzdur.Ben hem birçok hikâyeler okudum hem birkaç tanesini yazdım. İhtimal ki siz de yazmışsınızdır.Sanki siz de hikâye okumuş yazmış, iseniz ben...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL …

Küçük Mustafa Kemal, Topçu Kolağası Mehmet Tevfik ve Yüzbaşı Mustafa Beyler Ak Hocanın vaaz verdiği camiye vardıklarında cami dolmaya başlamıştı. Ak Hoca, Seyyid Hoca’nın talebesi idi. Seyyid Hoca’yı Balkanlarda bilmeyen...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi; çünkü bu okullar öğrencilerine sadece askeri konularda değil;...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Yunan ilerleyişi ve iç isyanlar sebebiyle Ankara Hükümeti bunalmıştı. Millî Kurtuluş Savaşı dönemindeki isyanlar tarih itibariyle, Mustafa Kemâl’in Samsun’a çıkışından sonraki zamana rastlamakta ve ünlü Dürrizâde[1] fetvasının yayımlanması ile Kuva-yı Milliyeyi...

ŞAİR ve ŞİİR

MEHMET AKİF ERSOY’DA HÜZÜN

Tabut Eller Üstünde Dostu da düşmanı da onun çok yüksek bir karaktere sahip olduğuna inanıyor. Bir ahlâk nümunesi, bir fazilet âbidesi.... İnancını sonuna kadar yaşayan, ilkelerini ardına kadar savunan, doğru...

ÂŞIK GUFRÂNÎ’NİN CİHÂD-I EKBER DESTA…

Halk şairleri asırlar boyunca toplumlarının gözü, kulağı ve dili olmuşlar, ortaya koydukları ürünlerle kendi duygu ve düşüncelerinin yanı sıra içinde bulundukları toplumun zevklerini, beğenilerini, arzu ve isteklerini, tepkilerini, acılarını, sevinçlerini...

USÛLÎ’NİN DİLİNDE AHENGİ SAĞLAYAN UN…

Usûlî XVI. yüzyıl divan şairlerin en tanınmışlarından biridir. Her divan şairinin olduğu gibi Usûlî’nin de kendine has bir dili bulunmaktadır. Usûlî dilini ahenk unsurlarıyla yoğurarak etkili bir şekilde duygularını, hayallerini...

İSTİKLȂL MARŞI’NIN ANLAM DÜNYASI

İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu, özellikleri onun dış yapısını ifade ediyor. Bir edebi metinde esas olan ise iç yapı yani muhteva başka bir deyişle...

MERDİVEN - AHMET HAŞİM (TAHLİL)

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…    Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller, Durur...

NESÎMİ'DEN GAZELLER

GAZEL 1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yoh Kim sevdi hûbı kim didi hûbun cefâsı yoh   Aşkun belâsı yoh diyüben aşka düşme kim Kim âşık oldı kim didi aşkun belâsı yoh   Anun ki...

FUZÛLÎ VE BÂKÎ DİVÂNI’NDA BELÂ KAVRA…

Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan şiirinde de hayli fazla geçen kavramlardan biri olan belâ kavramı, divan şairleri tarafından farklı anlam ve mazmunlarla ifade edilmiştir. Belâ kavramı Türkçe sözlükte iki farklı anlam taşımaktadır.Bu çalışmada, 16...

GAZEL - ZİYA PAŞA

GAZEL Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm Dolaştım mülk-i İslâm bütün virâneler gördüm Bulundum ben dahi dârü’ş-şifâ-yı Bâb-ı Âli’de Felâtun’u beğenmez anda çok dîvâneler gördüm Huzûr-ı kûşe-i meyhâneyi ben görmedim...

TEVFİK FİKRET VE TÂRİH-İ KADÎM

Târih-i Kadîm Beşerin köhne sergüzeştinden  Bize efsâneler terennüm eden;Bizi, âbâ-i bî-vücûdumuzun  Cevf-i mâzîde bir siyah ve uzun  Gece teşkil eden hayâtından  Ninniler ihtira edip uyutan;

HALİL NİHAT’IN, MEHMET AKİF’İN

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Giriş veya tipleştirme furyası Kökleri Lale Devri’ne kadar inen ve daha çok askerî nitelik taşıyan Türk modernleşmesi Tanzimat’tan sonra gazetelerin de etkisiyle...

MEVLEVÎ ROMANI HAKKINDA -YAN FAKAT TÜT

Ahmet URFALI

       A.Yılmaz Soyyer; Türk Sosyolojisinin  Başlangıcında Bedi Nuri, Sosyolojik Açıdan Alevi-Bektaşi Geleneği, Bir İdeolojinin İzdüşümü: Taliban, 19. Yüzyılda Bektaşilik ve...

İNSANI YETİŞTİRMEK

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

En büyük problemlerimizden biri, insan ilişkileri. Birbirimizi tanımıyoruz, tanımaya da pek istekli değiliz. Dışarıda büyük kalabalıklar var; fakat biz tam...

Ruh Adam Romanındaki Uygur Masalını

Metin SAVAŞ

Türk edebiyatının kült romanlarından Ruh Adam’ın başlangıç bölümünde bir Uygur masalı yer alır. Roman kurgusunun bütününün arkaik zeminini teşkil eden bu Uygur...

ÂŞIK EDEBİYATINDA “BADE İÇME” M

Hacı DAĞLI

Türk Dil Kurumu‟nun Türkçe Sözlüğünde, “Şarap, içki” (TDK. 2005: 174) olarak tanımlanan “bade” terimi, Ġbrahim erşahin‟in “Halk Kültürü ve Edebiyatı Sözlüğü” adlı...

Bir Şiirin Hikayesi

Edebiyat Dunyamız

Arif Nihat Asya Ağabey’e...Arif Nihat Asya Ağabey Adana’da öğretmenlik yaparken benim üniversite yıllarımda kaldığım derneğe gelip gidermiş. Adana’da okuduğum zaman ANDA...

TÜRK TÖRESİ

Ahmet URFALI

“Yerleşik insan, bir ailenin sınırlı menfaatleri dışında herhangi bir hak davası gütmeye ve daha geniş bir cemiyet yapısının gereklerini düşünmeye ihtiyaç duymazken,...

ZİYA GÖKALP ve ALAGEYİK ŞİİRİ

Bir düşünce adamı, ancak okundukça, konuşuldukça, üzerinde tartışmalar yapıldıkça yaşar. Hâlâ canlı olan ve Türk milletine yön veren tarafları varsa bulunur....

ZİYA PAŞA - DİYAR-I KÜFRÜ GEZDİM

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm     Dolaştım mülk-i İslâmî bütün virâneler gördüm  Bulundum ben dahi darüş-şifâ-yı Bâb-ı Âli’de   Felatun’u beğenmez anda...

Şiir Nedir?

Şiirin bir sanat dalı olarak kabul edilişinden bu yana gerek şairler gerek eleştirmenler tarafından şiir tanımlanmaya çalışılmıştır. Zamana ve mekâna göre...

TÜRK ŞİİRİNDE NAZIM BİÇİMLERİ V

Nazım Birimi Şiirde iki temel unsur vardır.Bunlar “biçimsel(dış)” ve “içeriksel(iç)” olarak sınıflanabilir. Biçimsel unsurların başında nazım birimi gelir....

BAŞLICA 86 ADET TÜRK ESERİ VE ÖZETLE

ŞAİR EVLENMESİ(İbrahim Şinasi) Türk edebiyatının Batılı anlamda ilk tiyatro örneğidir.Bir perdelik bu komedide görücü usulüyle evlilik eleşti­rilmektedir. Genç Şair Müştak...

digertumyazilar