Perşembe 4 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 12 - 23 dakika)
Bunu okudun 0%

ziya gokalp01Ziya Gökalp 48 yıllık kısa yaşamında fikirleriyle sosyoloji1, tarih, hukuk, siyaset gibi alanlara ve Türk düşünce dünyasına damga vurmuş; vatansever, düşünmeye ve bilime inanan, milletinin harsına ve tarihine bağlı bir aydındır (İnalcık, 2000, s. 9). Meşrutiyetin ilanı ile 1908’de İttihat ve Terakki Cemiyeti(İTC)’nin Diyarbakır şubesini kurarak fiilen siyasete adım atan Gökalp, cemiyetin Diyarbakır, Van ve Bitlis heyetlerinin müfettişliğine atanmıştır. 1909’da İTC’nin kongresine katılarak Merkez-i Umumî üyeliğine seçilmiştir (Tuncay, 1975, s. 38). Bu dönem Gökalp’in Diyarbakır’da Peyman Gazetesi’ni çıkardığı dönemdir. Siyaset ile ilgili çalışmalarını yürütürken önce Selanik Sultani Mektebi’nde (İttihat ve Terakki İdadisi) (1910-11), ardından Darülfünun-u Osmani’de (1913-14) ilm-i içtima dersleri veren Gökalp bu bilim dalının akademide öğretim yolunu açmıştır.2



1912 yılında Ergani Sancağı’ndan Meclis-i Mebusan’a seçilen Gökalp, aynı yıl kurulan Türk Ocağı’nın da kurucuları arasında yer almış (İnalcık, 2000, s. 10-11), “Ocak”ın yayın organı Türk Yurdu’nda yazılar yayınlamaya başlamıştır. 1913 yılında kendisine teklif edilen Maarif Nazırlığını kabul etmeyen Gökalp, Edebiyat Fakültesinde İçtimaiyyat Müderrisliği görevine 1919 yılında Divan-ı Harp’te yargılanıp, Malta’ya sürülene kadar devam etmiştir.

1921’de serbest kalıp yurda dönen Gökalp, 1922 yılında Muallim Mektebi’nde felsefe dersleri vermeye başlamış, yayın hayatına da Küçük Mecmua dergisini çıkararak devam etmiştir. 1923 yılında Telif ve Tercüme Encümeni Reisliği’ne getirilen Gökalp, aynı yıl Türkçülüğün Esasları adlı eserini yayınlamış ve Diyarbakır’dan milletvekili seçilmiştir. Yeni anayasanın hazırlanmasında rol alan Gökalp, hayatının son yıllarında tarih ve Türk dili çalışmalarına katkıda bulunmuştur. Türk Medeniyeti Tarihi ve Çınaraltı adlı eserlerini tamamlarken rahatsızlanan Gökalp, 25 Ekim 1924 tarihinde vefat etmiştir (Gürsoy & Çapçıoğlu, 2006).



Ziya Gökalp’te Temel Kavramlar


Gökalp’in bilim ve siyaset adamlığının koşutluğu, ülkede yeni bir bilim dalının doğuşu ve gelişimi ile yeni siyasi düşüncenin de gelişmesini koşut hale getirmiştir. Gökalp’in tanımları ve yaklaşımları, öncü ve özgün yapıları ile günümüz sosyal bilimler anlayışına da temel olmuştur.
Çalışmanın bu bölümünde kültür, medeniyet ve Türkçülük Gökalp’e göre açıklanmaya çalışılacaktır.



kültür ve Medeniyet


Kültür3 (hars) ile medeniyet kavramları arasında hem birleşme hem de ayrılık noktaları vardır. Toplumsal yaşayışları kapsayan; din, ahlâk, hukuk, us, estetik, iktisat, dil ve fenle ilgili yaşayışlar kültür ve medeniyet arasındaki birleşme noktalarıdır. Ancak Gökalp’e göre; kültür millidir, medeniyet ise beynelmilel bir kavramdır. Kültür, yalnızca bir milletin din, ahlâk, hukuk, us, estetik, iktisat, dil ve fenle ilgili yaşayışlarının uyumlu bir toplamıdır. Medeniyet ise aynı gelişmişlik düzeyinde bulunan birçok milletlerin toplumsal yaşayışlarının ortak bir toplamıdır (Gökalp, 1997, s. 25).

Bireylerce usul ve irade ile oluşturulan ahlâk, hukuk, iktisat vb. bilgiler ve kuramlar medeniyet kavramını ortaya koymaktadır. Bu kavramlar kültürün içine girdiklerinde yapaylıklarını kaybetmişler; usul, yöntem veya bireylerin iradesi ile oluşmamışlardır.

“Okumuşlar! Bırakınız gururu

Milli harsı öğreniniz milletten!...

O vicdandır, sizse onun şuuru

Köksüz şuur uzak değil cinnetten…” (Gökalp, 1976, s. 23)

Gökalp’e göre; bitkilerin ve hayvanların organik yaşayışı, nasıl kendiliğinden ve doğal olarak gelişiyorsa, kültürün içine giren dil kavramı da kendiliğinden gelişmektedir ve bireyler tarafından yöntem ile inşa edilememektedir. Osmanlıca ve Türkçe dilleri de bu doğrultuda incelenebilir. Türkçe doğal bir biçimlenme ve gelenek ile kendiliğinden oluşmuştur ve bu yüzden kültürümüzün dili iken; Osmanlıca ise bireylerce yöntem ve irade ile inşa edilmiştir ve bu yüzden daha çok medeniyetimizin dilidir. Bu ayrımı Osmanlı ve Türk başlıkları üzerinden müzikten ahlâka daha birçok kavram üzerinden incelemek mümkündür.

Kültür ve medeniyet açısından bir diğer önemli ayrım ise, kültürün duyguların birleşimi; medeniyetin ise özellikle bilgilerin birleşimi olmasıdır. Kişide duygular; usul, yöntem ve iradeye uymaz; milletlerin kültürleri bu şekilde oluşmaz. Bir millet diğer bir milletin dinsel, töresel, estetik duygularına öykünemez. Ancak milletler duygularını karıştırmadan oluşturdukları bilgilerini, inşa ettikleri aynı gelişmişlik çerçevesinde ortak bir medeniyeti birbirleri ile paylaşabilirler (Gökalp, 1997, s. 27-28, 33).

“Biz medeniyetçe Avrupalı, harsça Türk olmalıyız. Hars; dinî, ahlâkî, bediî duygularla lisandan ibarettir. Hars halktan alınır. Medeniyet ilimdir, fendir, sanayidir. Avrupa’dan medeniyeti alabilmek için her Türk’ün Avrupa lisanlarından birini bilmesi lazımdır. Biz Türk ve Müslüman kalmak şartıyla Avrupalı bir millet olmaya çalışmalıyız. Gayemiz, Avrupa medeniyeti içinde bir Türk harsı yapmak olmalıdır” (Gökalp, 1952, s. 79).

Gökalp, Batı medeniyetinin gelişmişliğini görmekte ve bireylerce oluşturulan hukuk, iktisat gibi bilgilerde Batı medeniyetinin üstünlüğünü kabul etmektedir. Batı’nın gelişmiş ilmini önemseyen Gökalp’e göre Türk milleti, tümüyle Türk ve Müslüman kalmak koşulu ile kültüründen ayrılmadan Batı medeniyetine girmek istemektedir. Batı medeniyetine girmeden önce, milli kültürümüzü arayıp bularak, milli kültürümüzü ortaya çıkarmamız gerekmektedir. Gökalp, “Medeniyet” şiirinde kültür ve medeniyet kavramlarına bakışını şöyle açıklamaktadır:

“…Medeniyyet, beynelmilel yazılacak bir kitap;

Her faslını bir milletin harsı teşkil edecek.

Medeniyyet bir konser ki birçok çalgı, saz rübap

Birleşmekle bir ahengi ancak tekmil edecek…” (Gökalp, 1976, s. 22)



Ziya Gökalp ve Türkçülük Düşüncesi


Türkçülük fikri çok uzun süre savaşan ve sürekli toprak kaybeden bir hafızanın sarıldığı ve kurucu kadrosu ile Osmanlıcılık, İslamcılık fikirlerinden sonra kabul edilen fikir sistemidir. Türkçülük Osmanlı Devleti’nde, Balkan Savaşları sırasında Balkan vilayetlerinin çoğunun kaybedilmesi sonrasında başlamış, ardından gelen I. Dünya Savaşı ile birlikte açığa çıkmıştır. Türkçülük fikri bu dönemde iki büyük ideolog Yusuf Akçura4 ve Ziya Gökalp’in bilimsel çalışmaları ile gelişim göstermiştir (Poulton, 1999, s. 89). Esasta aynı milletin bekası için inşa edilmekle beraber, Akçura ve Gökalp’in Türkçülük fikirleri yer yer ayrılık gösterse de; bu iki düşünür, Cumhuriyetin ilanından sonra resmi ideolojinin oluşturulmasında çok önemli bir yere sahiptir. Ziya Gökalp, İTC’nin ve Cumhuriyet’in baş ideoloğu (Poulton, 1999, s. 89) iken Niyazi Berkes’in deyimiyle Akçura ise, Ziya Gökalp’in yanında unutulan adam görünümündedir (Niyazi Berkes’ten aktaran Georgeon, 2005, s. 3). Bu unutulmuşluğun nedenini ideolojik arayışlarda aramak gerekmektedir.

Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir. Gökalp’in Türkçülük düşüncesini anlatmak için öncelikle, “millet”in çeşitli niteliklerini anlamak gerekir. Soy yani ırk Türkçülerine göre millet, soy demektir. Budun yani kavim Türkçülerine göre de milleti budun topluluğu oluşturmaktadır. Coğrafya Türkçülerine göre millet, aynı ülkede oturan toplulukların tümü demektir. Osmanlıcılara göre millet, Osmanlı İmparatorluğu’nda bulunan bütün unsurları kapsamaktadır. İslâm birliğini savunanlara göre millet, bütün Müslümanların toplamıdır. Bireycilere göre ise millet, bir bireyin ait olmayı hissettiği toplumdur (Gökalp, 1997, s. 13-16). Bu noktada Gökalp, milletin ne olduğunu sorgular: “Soya, buduna, coğrafyaya, siyasete, istemli güçlere üstün gelecek ve egemen olabilecek başka ne gibi bir bağımız var? Toplumbilim şunu kanıtlıyor: Bu bağ eğitimde, kültürde, yani duygularda ortaklıktır.” (Gökalp, 1997, s. 17) Gökalp’e göre millet, dil, din, ahlak ve estetik bakımından ortak olan, yani aynı eğitimi almış olan bireylerden oluşan; “dili dilime uyan, dini dinime uyan” bir topluluktur (Gökalp, 1997, s. 18). Millet kendine özgü bir kültürü olan topluluk demektir. (Gökalp, 1997, s. 20)

Kültür-medeniyet ve millet kavramları üzerinden Türk milliyetçiliği fikrini, vicdani- terbiyeye dayandıran Gökalp; etnik menşeini deşmek isteyenlere şu cevabı vermiştir: “Cedlerim Türk olmayan bir bölgeden (Çermik) gelmiş olsa bile, kendimi Türk sayarım; çünkü bir adamın milliyetini tayin eden ırkî menşei değil, terbiye ve duygularıdır” (İnalcık, 2000, s. 10). Şerif Mardin’e göre “Ziya Gökalp’in milli kimlik hakkındaki bu görüşü, Atatürk Türkiye’sinin millet- vatandaş anlayışına esas oluşturmuştur” (Mardin, 2015, s. 193).

Akçura’nın Türk milliyetçiliği fikri ise işgal altındaki Türk topraklarında doğmasından dolayı daha çok ırkî bir nitelik taşımaktadır. Her şeyi Kazan Türklerinin gözüyle görmeye alışan ve Rus esaretini yaşayan Akçura, Turancılık düşüncesine derinden bağlı iken, Kemalist Türkiye Akçura’nın özlemlerini yansıtmamaktadır (Georgeon, 2005, s. 134). Ancak yine de Türk Tarih Kongresi başta olmak üzere üniversitelerde ve Türk Ocakları’nda Akçura’nın verdiği dersler ve çalışmalar, hem Mustafa Kemal hem de Cumhuriyet entelektüelleri tarafından saygıyla karşılanmış ve takip edilmiştir.

Gökalp ve Akçura’nın Türkçülük fikirlerini anlamak için iki düşünürün de millet kavramına bakışlarını incelemek gerekmektedir. Gökalp’e göre halk ve millet aynı şeyi ifade ediyordu ve halkı oluşturan toplumsal sınıflar değil meslek gruplarıydı. Oysa Akçura sınıf düşüncesinde Gökalp’in “Türkiye’de oluş(a)mamış sınıf vardır, sınıfsal kutuplaşma yoktur” tespitini de az bularak, Türkiye’de sınıf kavramının hiç doğmadığını kabul etmektedir. Akçura’ya göre “CHF’nin kurulmasındaki amaç, hiçbir sınıfı dışta bırakmayacak bir birlik sağlayarak; halkı, bütün milleti harekete geçirmektir” (Georgeon, 2005, s. 132).

Ekonomi politikalarında da bu iki düşünür farklı düşüncelere sahiptir. Türk milletinin refahı için uygulanması gereken iktisat modeli tarım reformları ile gerçekleşecektir düşüncesine sahip Akçura (Georgeon, 2005, s. 134), Gökalp ve cumhuriyetin resmi iktisat programlarına kesinlikle karşı çıkmakta; endüstri yerine tarım politikalarını desteklemektedir. Bir anlamda İTC’nin düşünsel yapısının bileşenlerini belirleyen kişi (Çavdar, 1994, s. 97) olması nedeniyle siyasi çekişmeler yüzünden Kemalist kadrolar tarafından tam olarak benimsenmese de Gökalp’in iktisadi fikirleri ve programları Akçura’ya göre daha çok uygulanmıştır. Ancak her şeye rağmen Akçura da Gökalp de Türk milli devletinin kuruluş döneminde derin etki bırakmış ve ona yön vermiş iki düşünürdür (İnalcık, 2000, s. 30).



Ziya Gökalp ve Cumhuriyetin Resmi İdeolojisi


“Türkçülüğün Esasları” adlı çalışması ile Gökalp, çoktan beri düşündüğü ve yaydığı milli Türk devleti fikrinin zaferini büyük sosyal-siyasal değişim yıllarında bir program ile inşa edecektir (İnalcık, 2000, s. 13). Gökalp’in bu düşünceleri hayatının son iki yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde açıkça karşılık bulmaya başlamıştır. Yeni kurulun devlette, Gökalp’in fikirleri başta Mustafa Kemal olmak üzere Cumhuriyet kadrolarınca hayata geçirilmeye başlanmıştır. 1922’de özgürlüğüne kavuştuktan sonra milli mücadeleye, 1923’te de yeni kurulan Cumhuriyet Halk Fırkasına katılan Gökalp (Parla, 1993, s. 27), Hâkimiyet-i Milliye ve Yeni Gün gazetelerindeki çeşitli yazıları ile Mustafa Kemal’in safında olduğunu ortaya koymuştur. Gökalp’e göre; “Gazi Mustafa Kemal, Türkçülük emellerini gerçekleştiren kahramandır” (İnalcık, 2000, s. 11). Hukukta kadın- erkek eşitliği, Türk’ün ve Türk vatandaşlığının tanımı, Türk Dili ve Tarihi tezleri, her vatandaşın bir soyadı alması (İnalcık, 2000, s. 11) gibi birçok yenilikçi düşünce ile Mustafa Kemal’in inkılâplarına yol gösteren Gökalp, 1923’te Diyarbakır milletvekili seçilmesi ile 1924 Anayasası’nı hazırlayan kadronun içerisinde yer almıştır (Erden, 2013, s. 51-52).

Siyasi kariyeri çok uzun yıllar sürmese de Gökalp fikirleri ile bürokrasiden eğitime birçok kadroya yön vermiştir. Taha Parla (1993, s. 30)’nın sözleriyle; “önce 1908 Jön Türk (II. Meşrutiyet) Devrimi’nin, sonra da 1920 Kemalist Devrimi’nin ideoloğu ve kuramcısı” olmuştur. Türkçülük fikrinin de ideoloğu olan Gökalp; milliyetçilik, laiklik, cumhuriyetçilik gibi daha sonra “6 ok5” diye simgeleşen değerler üzerinden Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF)’nı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuramsal temellerini etkilemiştir (Parla, 1993, s. 146). Gökalp’in Türkçülüğü, yetiştirdiği ve etkilediği öğrencilerle birlikte bürokrasi ve askeriyeye girerken yeni kurulan devletin de resmi ideolojisi haline gelmiştir. Siyasal yaşamda “6 ok” ile CHF ve Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki etkisi açıkça hissedilen Gökalp; dayanışma ve meslek zümreleri, korporasyonlar, milli iktisat ve iktisadi devlet fikirleriyle CHF’nı dolayısıyla da Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomi politikalarını da ciddi düzeyde etkilemiştir.

Osmanlı Devleti döneminde Kara Kemal Bey ve İttihatçıların ünlü maliye nazırı Cavit Bey tarafından başlatılan, Osmanlı’daki Türk milletinin siyasi ve ekonomik çıkarlarını koruma ve Osmanlı Türkleri arasındaki milli ruhun gelişmesi ve güçlenmesi için çaba sarf etmeye (Landau, 1999, s. 43) dayanan milli ekonomi6 modelinin kronolojik olarak devamı olan Gökalp’in korporatist modeli, Türkiye’deki milli siyaset anlayışının da çıkış noktasıdır. Ayrıca benzer düşünceler arasında en kapsamlı, en tutarlı ve yine en çoğulcu olanıdır (Parla, 1993, s. 28-29). Gökalp’in korporatist ekonomi modeli Türkiye’deki sınıf tartışmaları için de ayrıca önem taşımaktadır.

Gökalp’e göre çağdaş Avrupa’da iki sınıf vardır: Burjuva ve emekçi sınıf. Gökalp, Türkiye’de ise henüz bir sınıf kutuplaşmasının olmadığından bahsederek “feodal reisler, küçük burjuvalar, teşkilatsız ameleler, fellahlar-serfler” diye Türk toplumunu dört sınıfa ayırmaktadır (Parla, 1993,

s. 158-160). 1923 yılında Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde “Fırkaların İçtimai Tasnifi” adlı çalışmasında bu ayrıma giden Gökalp, sınıf kutuplaşmasının yokluğunu açıklarken iki hâkim sınıfın Avrupa’ya göre sayısal ve örgütsel açıdan güçsüz olduğu tespitinde bulunmaktadır. Sınıf mücadelesine ve tarihsel pratiklerine inanmamakta ve en başta da Türkiye’de zaten böyle bir sınıflaşma sürecinin gerçekleşmediğini belirtmektedir.

Gökalp’in inandığı ekonomik modeller olan korporatizm7 ve solidarizm8 düşünceleri milli kalkınma ve dayanışmacılık sistemlerine dayanmaktadır. Gökalp, korporatist model ile üretken olmayan etkinliklerden oluşan aşırı ve haksız kazanç sağlayan ticaret ve finans burjuvazisi yerine hem Osmanlı Devleti döneminde İttihatçılar ile hem de Türkiye Cumhuriyeti döneminde de Kemalistler ile bir ekonomi politikası geliştirerek milli sanayi burjuvazisi yaratmayı hedeflemiş ve yine çiftçilerden oluşan bir tarım ülkesi olarak kalmayı kesinlikle reddetmiştir. Milli iktisat yaklaşımı Ziya Gökalp’in İttihat ve Terakki Cemiyeti yıllarında çerçevesini kurduğu, daha sonra İTC ve CHF’nin ideolojik öğelerinden biri haline gelen ekonomik politikalar bütünüdür (Çavdar, 1994, s. 99).

Gökalp, oluşacak toplumsal varlığın yeterli düzeye ulaştığında vergilerin türünün ve niceliğinin azaltılarak toplumsal refah seviyesinin artacağını söylemektedir. Ancak düşünürün bu sözleri üzerinden Gökalp’i özel mülkiyete karşı olarak algılamamak gerekir. Gökalp, özel mülkiyeti kabul etmekte, varlığının da devlet tarafından güvence altına alınmasını savunmaktadır. Gökalp’e göre; özel mülkiyet olmalıdır, toplumsal mülkiyette bu noktada tercihi, bu mülkiyetlerin “toplumsal dayanışmaya yararı var mıdır, yok mudur?” sorusu ile ortaya çıkmaktadır. Gökalp’in ekonomi üzerine bir diğer önemli düşüncesi ise, büyük endüstriye kavuşma ülküsüdür. Gökalp, “ülkemiz bir tarım ülkesidir, biz daima çiftçi bir millet kalmalıyız. Büyük endüstriyle uğraşmamalıyız” sözlerine şiddetle karşı çıkmıştır (Gökalp, 1997, s. 159-160). Gökalp’in iktisatta Türkçülük yaklaşımı şu ifadelerde görülmektedir:

“Türk harsına en uygun olan dizge solidarizm yani tenasütçülüktür. Tenasütçülük, özel mülkiyet toplumsal dayanışmaya yararlı olduğu ölçüde geçerlidir. …Toplumun bir özverisi ya da çabası sonucunda oluşan bireylerin hiçbir emeğinden oluşmayan artık-değerler toplumundur. Bireylerin bu kazançları kendilerinin saymaları yasal değildir. Artık-değerlerin toplum adına toplanması ile oluşacak büyük tutarlar, toplum için açılacak fabrikaların, kurulacak küçük çiftliklerin sermayesi olur” (Gökalp, 1997, s. 159).

Özetlersek, her türlü yoksulluğa son vermek, halkın mutluluğunu sağlamak için dayanışmacı bir toplum olmak hedeflenmektedir. Bu noktada da Gökalp’in korporatizme bağlı ekonomi düşünceleri ortaya çıkmaktadır. Ona göre; çağdaş bir millet olmanın yolu büyük bir endüstriye sahip olmayı gerektirir.

“Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermaye, Sanatına yol gösteren ilimle fen Türk’ündür. Hırfetleri birbirine daim eder himaye; Tershaneler, fabrikalar, vapur, tren Türkündür

Ey Türkoğlu orasıdır senin vatanın” (Gökalp, 1976, s. 11).

Milli ekonomisi ise ancak koruma ve destekleme yönteminin uygulanması ile kurulabilecektir.

“Lakin ey Türk bu mesut köy bitiyor!

Mültezimin, faizcinin, tüccarın

Pençesinde!...diyor: ‘beni kurtarın’;

Bu üç işi senden çabuk istiyor

‘Kaldır’ a’şar usulünü, aç banka ,

Yap her semtte bir zirai sendika” (Gökalp, 1976, s. 16).



 Ziya Gökalp’in Türkçülük Programının Cumhuriyet Kurumlarındaki Etkisi



Gökalp’in Türk modernleşmesi ve inkılâplarındaki rolü ve yine resmi ideolojiye olan fikir etkisi, korporatizm ve solidarizm düşünceleri ve milli iktisat modeline olan katkısı gibi iki konu ile sınırlı değildir. Dil, hukuk, aile, din, kültür-hars gibi daha birçok konuda ve sosyal medeniyetin gelişiminde Gökalp, etkilidir ve Türk inkılaplarının düşünsel liderlerindendir. Zimmerman’a göre; “büyük tarihi devrimlerin bir felsefeye ve halkın desteğine dayanan bir programa sahip olmaları gerekmektedir” (İnalcık, 2000, s. 17). Türk inkılâplarında da bu entelektüel ve fikri katkıları Gökalp gerçekleştirmiştir

Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları adlı çalışmasında Türkçülüğün programını inşa ederken dilde, estetikte, ahlâkta, hukukta, dinde, ekonomide, siyasette, felsefede Türkçülük diye sekiz ayrı değer belirlemiştir. Gökalp, inşa ettiği bu programlarla idari yapı, kadın-erkek eşitliği, eğitim, sekülerlik, Türk tarih felsefesi, milletleşme süreci ve milliyetçilik anlayışı, vatandaş-devlet ilişkisi, bürokrasi gibi konular başta olmak üzere daha birçok konuda Türkiye Cumhuriyeti karar alıcılarına ve yöneticilerine yol gösterici olmuştur. Milli egemenlik düşüncesini ön planda tutarak vatandaşlık kavramı üzerine çalışmalar yürüten Gökalp, çalışmalarında işbölümü ve dayanışmanın öneminden bahsederek Türk milletinin üzerinde duygusal bir bağ kurmayı amaç edinmektedir.

Gökalp’in vatandaş-devlet ilişkisi üzerine düşüncelerini II. Meşrutiyet sonrası tarihsel süreç ile birlikte okumak mümkündür. II. Meşrutiyet’in ilanı ile İTC, siyasal düzeni değiştirmenin yanı sıra toplumsal düzeni de tam anlamıyla değiştirmeye çalışmıştır. Tebaa anlayışı yerine vatandaş anlayışını toplumsal düzende inşa etmeye çalışan İTC, mutlakiyetçi monarşiden liberal temsili demokrasiye geçmeyi hedeflemiştir (Kansu, 1995, s. 218). İTC’nin bu hayalleri ise yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde demokrasinin inşa edilmesiyle gerçekleşmiş ve vatandaşlar arasında tam bir eşitlik ve hukuk anlayışı egemen kılınmıştır (Eser & Yüksel, 2012, s. 187-190).

Vatandaşlık kavramında olduğu gibi eğitim konusunda da Gökalp fikirleri ile Cumhuriyet kadrolarını etkilemiştir. Gökalp’e göre eğitimi, bir toplumun vatandaşlarına kendi harsını tanıtma süreci olarak tarif etmek mümkündür. Osmanlı Devleti, bu işi yüzyıllar boyunca medrese eğitim sistemi ile yürütmüştür. Bu duruma ilk meydan okuma II. Mahmud döneminde açılan askeri okullarla gerçekleşmiştir. Daha sonra ise Tanzimat döneminde ve II. Abdülhamid döneminde açılan okullarla birlikte eğitim konusunda çok ciddi gelişmeler yaşanmıştır. Eğitim üzerine en köklü değişim ise Cumhuriyet döneminde gerçekleşecektir. Cumhuriyet daha kurulmadan üniversitelerin özerk yapısından bahseden Gökalp, özgür bilimin tarifini “Darülfünun” adlı şiirinde inşa etmektedir:

“Bırakınız bunlar kendi kendine

Seçilsinler, siz seyirci kalınız,

İlmi verin âlimlere, siz yine

Ele mülkün, dizginini alınız.



Darülfünun emirlerle düzelmez,

Onu yapar ancak serbest bir ilim;

Bir mesleğe haricinden fer gelmez

Bırakınız ilmi yapsın muallim!” (Tansel, 1952, s. 137).

Ziya Gökalp’in eğitimin seküler ve milli olması yönündeki fikirlerinin de katkısı ile öncelikle ‘Batı tarzı okullar-medrese ikilemi’ ortadan kaldırılarak Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılmıştır.

“İlim birdir, yoktur onda ikilik,

Ayrılmasın iki yola terbiye…

Birleşerek yenilikle eskilik

Etmelidir birbirini tasfiye:

İşte o gün vardır derim külliye” (Gökalp, 1976, s. 37).

Bu kanunun verdiği yetki ile Maarif Vekâleti kurularak bütün eğitim kurumları bir bakanlığa bağlanmış ve azınlık okulları ile yabancı okullar denetim altına alınmıştır (Acun, 1999,

s. 164). Bu adımlar, yeni kurulan Cumhuriyetin tekçi ve seküler bir idari yapılanma arzusunun kültürel ve toplumsal ilk adımıdır. Gökalp’in seküler düşünce yapısı cumhuriyet öncesi yazdığı “Halife ve Müftü” şiirinde açıkça görülmektedir:

“İki şey var mukaddes:

Biri devlet, biri din;

Devlet onun başında ancak halifemiz var,

Ki bir müftü değil o, emir-ül mü’minin:

Fetvaları o vermez, kanunları o yapar.

Devlet ile medrese ayrı iki âlemdir

Müftü ile halife birbirine karışmaz

Ayrıysa da bu iki kuvvet

Daim tev’emdir,

“Nüfuz bende !” diyerek birbiriyle yarışmaz” (Gökalp, 1976, s. 28).

Din ve devlet kurumlarını, müftü ve halife üzerinden kurumsal olarak birbirinden ayıran Gökalp; müftünün din görevlisi olduğunu, halifenin ise devlet kurumunu temsil ettiğini söylemektedir. Osmanlı Devleti döneminde dahi bu ayrım ile seküler bir devlet anlayışının olduğunu söyleyen Gökalp, açıkça cumhuriyetin laiklik ilkesini formüle etmiştir. Cumhuriyetin kurucuları seküler ve milli idari yapılanma başta olmak üzere bürokrasi, kadın-erkek eşitliği gibi inkılapçı bir tavır gerektiren birçok konuda aklı ön planda tutan çizgisini korumuş ve gerçekleştirdiği reformların kararlarını seküler ve milli bir bakış ile almıştır.

Gökalp, kadın-erkek eşitliği konusunda da çağının çok önünde düşüncelere sahiptir. Türklerde, kadınların doğrudan doğruya hükümdar, kale koruyucusu, vali ve elçi olabildiğini



söyleyen Gökalp; kendi çağında da kadınların ev başta olmak üzere mal, mülk gibi konularda eşit hakka sahip olduğunu savunmaktadır. Başta seçme ve seçilme hakkı gibi daha birçok konuda da kadınların sosyal ve siyasal haklarına kavuşması gerektiğini belirtmiş; çağına göre çok yenilikçi düşüncelerle, hukuksal düzeyde erkeklerle aynı haklara sahip olması gerektiğini savunmuştur (Gökalp, 1997, s. 145-146). Türkçülüğün, hukuktaki amacının ise Türkiye’de çağdaş bir hukuk düzeni oluşturmak olduğunu söyleyen Gökalp, esas koşul olarak ulusal hukukun teokrasi ve klerikalizm kalıntılarından kurtarılması gerektiğini söylemektedir. Çağdaş devletlerde yasa yapma ve yurdu yönetme yetkileri doğrudan doğruya millete aittir. Aile ile çekirdekten başlamak üzere devletteki hukuk düzeni ve eşitlik ilkesi; erkekle-kadının evlenmede, boşanmada, mirasta, uğraşsal ve siyasal haklarda eşit olmayı gerektirir. Gökalp’e göre; halk hükümeti (demokrasi) ancak bu şekilde kurulabilir (Gökalp, 1997, s. 153-154).

“Devlet

....Hukuk örfe uymayınca değiştir,

Örfe uydur !” demiş Tanrı, millete!

Devletimde halkın örfü hakimdir,

Başka kuvvet onu tahdid edemez.

Kanun hakka, hakim değil, hadimdir.

Sebep yokken ferdi takyid edemez!...” (Gökalp, 1976, s. 33).



Sonuç



Mahmud döneminde devletin merkezi idare teşkilatı; sadece vergi toplayan, asker besleyen, adalet dağıtan klasik Osmanlı devlet ve idare anlayışından uzaklaşarak; eğitim, ekonomi, sağlık, bayındırlık gibi alanlara önem verilen Batı tarzında yeni bir bürokrasi ve idari yapı düzenlemesi için değişimlere uğramıştır. I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyet dönemlerinde açılan Osmanlı Mebusan Meclisleri de merkezi idare teşkilatının dönüşümünde etkin bir rol oynamıştır. Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra Cumhuriyetin öncülüğünü ve inşasını, II. Mahmud sonrası dönüşüme uğrayan devletin eğitim kurumlarında yetişen Osmanlı bürokratları yüklenmiştir (Acun, 1999, s. 159-160).
Gökalp’in düşüncelerine temel teşkil eden kültür ve medeniyet kavramları bu kurumlar ile ortaya çıkacak veya gelişecektir. Gökalp (1982, s. 39)’e göre; “Türkçüler medeniyet sahasında inkılapçı, hars sahasında muhafazakârdır.” Gökalp, harsı ortaya çıkaracak Milli Müze, Etnografya Müzesi, Milli Hazine-i Evrak gibi kurumların kurulmasını; bu kurumların ortaya çıkaracağı harsın üzerine Türk Darülfünunu, Türkiyat Encümeni gibi kurumların kurulmasını istemektedir; milletleşme süreci ve kurulacak yeni devletin inşası bu tarz kurumlar üzerinden gerçekleşecektir. Gökalp’in sosyal ve siyasi tavrı nettir, değişen tek şey üyesi olduğu siyasi örgütlenmedir. 1920’li yıllarda İttihat ve Terakki’nin yerini Cumhuriyet Halk Fırkası almıştır (Ersal, 2012, s. 284-285).



Cumhuriyet Halk Fırkası üyesi ve milletvekili olan Ziya Gökalp, öğretileri ve yapıtları ile Kemalist parti ve bürokraside, yükseköğretim kurumlarında ve basında önemli mevkilere gelmiş öğrencileri ile Türkiye’nin siyasal ve entelektüel yapısı başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin idari örgütlenmesine önemli izler bırakmıştır. Bu kadrolar Gökalp’in korporatizmini ve solidarist düşüncesini; felsefi, siyasi, ekonomik boyutlarıyla birçok devlet kurumunda uygulamaya çalışmıştır (Parla, 1993, s. 28-29).

Gökalp, ani ölümü ile bütün bunları göremese de gelecek kuşakta Mehmet İzzet, Fuad Köprülü, Pertev Naili Boratav, Hilmi Ziya Ülken, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Mümtaz Turhan, Osman Turan, Necati Akder, İbrahim Kafesoğlu, Adnan Saygun, Erol Güngör ve daha birçok bilim ve sanat insanı araştırmalarını onun gösterdiği doğrultuda yapmıştır (İnalcık, 2000, s. 30). Ziya Gökalp başta olmak üzere Gökalp ve Gökalp’in fikirlerinin takipçisi olan bu bilim ve sanat insanlarının çalışmalarında açıkça görülecektir ki; millet ve devlet ayrılmaz bir bütündür ve millet canlılığını korumak için milli hayattan doğmuş olan organik kurumları desteklemek zorundadır, bu kurumların başında da Cumhuriyet gelmektedir. Türk modernleşmesinin sonucu niteliğindeki cumhuriyet inkılaplarının felsefesinde Gökalp’in fikirleri başroldedir. Halil İnalcık’ın ifadesiyle; “Türk devriminin fikri şerefi geniş bir mânâda Ziya Gökalp’e ve onun rehberliği ile sosyoloji doktrinlerindeki öğretim faaliyetlerine aittir” (İnalcık, 2000, s. 18).

Emre Aydemirhan Üçhöyük

Kaynakça



Acun, F. (1999). Osmanlı' dan Türkiye Cumhuriyeti'ne: Değişme ve Süreklilik. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 155-167.

Çavdar, T. (1994). İttihat ve Terakki. İstanbul: İletişim Yayınları.

Erden, Ö. (2013, Mart -). Ziya Gökalp'in 1924 Anayasa'sı İle İlgili Çalışmaları. 09 10, 2017 tarihinde http://www.atam.gov.tr: http://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/02-Omer-Erden.pdf adresinden alındı

Ersal, A. (2012). Türkiye'de Ulus Devlet ve Ziya Gökalp Mümtaz Turhan Erol Güngör. İstanbul: Ötüken Neşriyat. Eser, B., & Yüksel, H. (2012). Korporatizm, Faşizm ve Solidarizm Kavramları Ekseninde Erken Dönem Cumhuriyet Siyasası Üzerine Bir İnceleme. Uluslararası Yönetim İktisat ve İşletme Dergisi, 8(16), 181-

200.

Georgeon, F. (2005). Türk Milliyetçiliğin Kökenleri Yusuf Akçura 1876-1935. (A. Er, Çev.) İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Gökalp, Z. (1952). Limni ve Malta Mektupları (Cilt I-II). (F. A. Tansel, Dü.) Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. Gökalp, Z. (1976). Yeni Hayat: Doğru Yol. (M. Cunbur, Dü.) Ankara: Güneş Matbacılık.

Gökalp, Z. (1982). Makaleler IX. (Ş. Beysanoğlu, Dü.) Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. Gökalp, Z. (1997). Türkçülüğün Esasları. İstanbul: İnkılap Kitabevi.

Gürsoy, Ş., & Çapçıoğlu, İ. (2006). Bir Türk Düşünürü Olarak Ziya Gökalp: Hayatı, Kişiliği ve Düşünce Yapısı Üzerine Bir İncelemesi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2, 89-98.

İnalcık, H. (2000, Ağustos-Eylül-Ekim). Ziya Gökalp Yüzyıla Damgasını Vuran Düşünür. Doğu Batı Düşünce Dergisi(12), 9-33.

Kaçmazoğlu, H. B. (1991). 1940 1950 Tarihleri Arasında Türk Sosyolojisi. (1-48, Dü.) İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisi, 3(2). 10 12, 2017 tarihinde http://dergipark.gov.tr: http://dergipark.gov.tr/download/article-file/4266 adresinden alındı

Kansu, A. (1995). 1908 Devrimi. (A. Erbal, Çev.) İstanbul: İletişim Yayınları.

Kerimoğlu, H. T. (2007). II. Meşrutiyet'in İlk Yıllarında İttihat Ve Terakki Partisi'nin Eğitim Politikası Ve Rumlar.

Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Dergisi, 133-143.

Landau, J. M. (1999). Pantürkizm. (M. Akın, Çev.) İstanbul: Sarmal Yayınevi.

Mardin, Ş. (2015). Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1905. İstanbul: İletişim Yayınları.

Olgun, İ. (1976). Türkiye'deki Oluşumlar İçerisinde Ziya Gökalp. Sosyoloji Konferansları Dergisi - Ziya Gökalp Özel Sayısı, 1-16. http://www.istanbul-universitesi.dergipark.gov.tr. adresinden alınmıştır

Parla, T. (1993). Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye'de Korporotizm. İstanbul: İletişim Yayınları.

Poulton, H. (1999). Silindir Şapka Bozkurt ve Hilal Türk Ulusçuluğu ve Türkiye Cumhuriyeti. (Y. Alagon, Çev.) İstanbul: Sarmal Yayınevi.

Sağlam, S. (2004). Ziya Gökalp’te “Solidarizm” ve “Milli İktisat”. Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü(1), 67-84.

Tansel, F. A. (1952). Ziya Gökalp Külliyatı I. Şiirler ve Halk Masalları. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayıları. Toprak, Z. (1982). Türkiye'de Milli İktisat. Ankara: Yurt Yayınları.

Tuncay, H. (1975). Ziya Gökalp. İstanbul: Toker Yayınları.

---

1 “Türkiye’de sosyoloji ilminin kuruluşunda ve gelişiminde iki farklı düşünce ekolüne sahip Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin’in etkisi vardır. Prens Sabahattin’in izlediği “Science Sociale” akımı; adem-i merkeziyetçi, bireyci ve ampirik anlayışı temsil ediyordu. Prens Sabahattin’e göre, ülkenin kurtuluşu, bir yönetim sorunu değil; bir yapı sorununu temsil ediyordu. Bu da sosyal yapıyı, toplumsal yapıdan bireyci yapıya; merkezi yönetimden, adem-i merkezi yönetime doğru işletecek bir evrime yönlendiriyordu. Ziya Gökalp’in kaynağı ise Fransız sosyolojisi ve Emile Durkheim’dı. Bu sosyoloji akımının sosyal dayanışmacı yapısı Gökalp’e göre; Türkiye’nin sorunlarına bir ölçüde cevap verebiliyordu. Gökalp’in amacı dini kültür yerine milli kültür ve batı uygarlığını geçirmektir. Bu amaçla Gökalp, İslamiyet, Batı ve Türklük arasında geçerli bağlantılar kurabilmek için kültür ve medeniyet ayrımını geliştirir; solidarizme ve teorik sosyolojiye önem verir” (Kaçmazoğlu, 1991, s. 1-2).

2 İlk sosyoloji kürsüsü (1913-14) ve ilk sosyoloji enstitüsü (1914-15) yıllarında kurulmuştur.

3 Gökalp eserlerinde kültür kavramını açıklarken hars kelimesini kullanmıştır.
4 “Üç Tarzı Siyaset” adlı çalışması ile Türkçülüğün manifestosunu yazan düşünür olarak kabul edilmektedir. Çalışmasında bir tarih tezi ortaya koyan Akçura, Osmanlı Devleti’nin yıkılma döneminde kurtuluşun köklerde, “bozkurt” ile sembolize edilen kök bilincinde olduğunu kabul etmektedir.
5 Kemalizm'in simgesi olan Altı Ok'un ve dolayısıyla Cumhuriyet Halk Fırkası'nın ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuramsal temelleri; Gökalp'in düşünce sisteminde bulunmaktadır. Bu altı ilkeden üçü, kuramsal açıdan problematik değildir. Gökalp'in erken formülasyonu çerçevesinde ve fazla siyasal tartışmaya yol açmadan Türk siyasal yaşamına yerleşmişlerdir. Bu ilkeler, Milliyetçilik, Cumhuriyetçilik ve Laiklik'tir. Dördüncüsü olan İnkılapçılık ise, yine siyasal tartışma olmaksızın Türk siyasal kültüründe pekişmiştir. Oysa bu ilke önemli ve ilginç olduğu kadar da problematiktir. Devletçilik ve Halkçılık ilkeleri de kuramsal açıdan problematiktir ve siyasal olarak da tartışmalıdır. Bu son ikisi, aynı zamanda Gökalp'in düşüncesinin, farklı gruplar tarafından farklı yönlerde çarpıtılmaya en açık ilkeleridir (Parla, 1993, s. 146).

6 1908 yılına kadar Osmanlı ülkesinde kurulan şirket sayısı 86’dır. 1849 yılından itibaren ortalama 1,45 şirket faaliyete geçmiştir. 1908-18 döneminde 236 şirket kurulmuştur. Özellikle milli ekonomi döneminde anonim şirketlerin büyük çoğunluğu Müslüman Türk eşraf tarafından gerçekleştirilmiştir (Toprak, 1982, s. 57-58). 1909’dan 1918’e kadar 6’sı yabancılar, 1’i azınlıklar, 16’sı Türkler tarafından olmak üzere 23 banka kurulmuştur. Türkler tarafından kurulan bankaların tamamına yakını Cumhuriyet döneminde de faaliyetlerine devam edeceklerdir. İçlerinden en mühimi 1 Ocak 1917’de, 4 milyon Osmanlı Lirası sermaye ile kurulan İtibar-ı Millî Bankası’dır. Kurucularının tamamı, başta Cavit Bey olmak üzere, İttihatçıdır. Bütün yazışmaları Türkçe olan bu banka ulusal banka hedefinin temelini oluşturmuş ve “II. Meşrutiyet Cumhuriyet’in laboratuvarıdır.” değerlendirmesini haklı çıkartacak şekilde, 29 Haziran 1927’de Türkiye İş Bankası ile birleşmiştir (Ersal, 2012, s. 167).

7 Kelime anlamı olarak korporatizm, işbirliği anlamına gelen İngilizce “corporation” kelimesinden gelmektedir. Tarihsel seyrine bakıldığında da kavramın, bir ideolojik bir duruş olmaktan öte özellikle tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişten sonraki süreçte ekonomik anlamda sık olarak kullanıldığı gözlenmektedir. Siyasi bir yaklaşım olarak ise, korporatizm, “ortak ilkeler” ve “sosyal uyum” bağlamında toplumu bir organizma gibi ele alarak toplumun tüm kesimlerinin faaliyetlerini dayanışma ve ortak çıkar temelinde ele alma, olarak tanımlanabilir. Sosyal bir ortaklığın ve toplumsal iş bölümünün ön plana çıktığı korporatist anlayış, bireyin kendi çıkar ve özgürlüğünün peşinde koştuğu ve bir girişimci olarak bireyin özgür olması gerektiğinin savunulduğu liberalizm anlayışına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Örf ve adetlerin uzantısı ve birleştirici bir unsur olarak ele alınabilecek korporatist anlayışta, olaylar karşısında ortak hareket eden ve ortak bir iradeye, mülkiyete sahip olan bireyler, bir organizmanın ya da sosyal bir bedenin parçası gibidirler (Eser & Yüksel, 2012, s. 182-183).

8 Solidarizm bir diğer ismi ile tesanütçülüğün amacı, sınıf kavgasına son vermek, herkese eşit terbiye ve iş imkânları sağlamaktır. Bu hedefe varmak için Ziya Gökalp'a göre, çağdaş milletlerin bölündüğü sınıfları ortadan kaldırmalı, onun yerine onların yerine mesleki teşekkülleri ikame etmelidir. Bu teşekküller halk arasında tesanütü sağlayacaktır. Sınıflar üretim zümreleridir. Çeşitli sınıfların üretim seviyeleri arasındaki büyük farklar sosyal adalete aykırıdır. Mesleki teşekküller aynı işi gören insanları bir araya getirir. Bunlar işbölümü ve ihtisaslaşmanın bir eseridir (Sağlam, 2004, s. 75).

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EBEDİYETE İRTİHALİNİN 12. SENESİNDE TÜRKİYEM'İN ŞAİRİ'NE
Kitabın ortasından girelim. Kelâmımızı eğip bükmeden gönlümüzden geldiği gibi aktaralım..  Şükür ki muvaffak olamayan, halkın sağlam irâdesine takılan 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 27 gün boyunca Demokrasi nöbetlerinin favori parçası olan "TÜRKİYEM" meydanları inletti ve heyecanına...
İNSANIN TAŞRASI-IX
Uzak çağlardan o güne kadar günler kum gibi akmış; yıllar, yüzyıllar, kervanlar gibi uzak ufuklarda kaybolup gitmişti. Dünya kurulalı beri mavi dalgaların koşuştuğu o yerlerde şimdi çorak topraklar belirmiş, derin vadiler oluşmuştu. Neresi miydi burası? Deveören Köyü, bizim köyden bahsediyorum....
ŞİİRDE İMGESEL GÖSTERGE
 İmgesiz sanat olamayacağı gibi imgesiz şiirin de ortaya konulamayacağı bir gerçektir. İmgesel anlatım en çok da şiirde kullanılmıştır. İm kelimesi; işaret, alâmet anlamına gelmektedir. Anlam yüklenen her şey, gösterge, iz, belirti… birer im’dir. Türkçe’de sık kullandığımız, ‘’imi, timi...
AYRILIK YOKUŞU
Babamdan kalan o eski evin önündeki somyanın üzerinde kollarımı bağladım oturuyorum. Değişik duygular içerisindeyim. Bir duygudan çıkmadan diğerine yatay geçiş yapıyorum. Halimden memnunluk derecem değişkenlik gösteriyor.  Buraları hayal meyal hatırlıyorum. Ayrılık yokuşu… Zamanında...
FİN(CAN)LA GELEN MEKTUP
“Değerli Hocam; Öncelikle selam eder ellerinizden öperim. Beni hatırlayamamış olabilirsiniz, ama ben sizi hatırlıyorum. Sizin yüzlerce öğrenciniz olmuştur, benimse bir tane Muharrem Hocam oldu. Ben hep arka sıralarda oturan sessiz bir öğrenci oldum ama söyledikleriniz ve yaptıklarınız kafamda mıh...
İNSANIN TAŞRASI-VIII
Bir gün Bilecik Vali Yardımcısı, Aziz Dost Abdurrahman Bey,-İlgen Hocam, sana bir şey danışacağım.-Hayhay, buyurun. Vilayet merkezinde kendi başkanlığında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı olarak toplanmışlar. Toplanma nedeni ihtiyaç sahibi öğrencilere burs vermek. Tabii, konuşmuşlar,...
prev
next

Aşık Pervani

Edebiyat Dunyamız

Aşık Pervani (İsmail ÇELİK)Mehmet Ali Kalkan'ın Gönlünden... Aşık Pervani (İsmail Çelik) ve Mehmet Ali Kalkan Aşık Pervani Ağabey yaşayan, geleneğin içinden gelen, en güçlü halk aşıklarımızdan birisi, Artvin Yusufeli'nden. Yıllar önce gelip...

EDEBÎ METİNLERLE ZENGİNLEŞEN TÜRKÇE

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

Geçmişten günümüze değin insanoğlunun varoluşunda rol oynayan en önemli ögelerden biri şüphesiz dildir. Dillerin zenginliği hakkında pek çok ölçüt bulunmasına rağmen, bunlardan en dikkat çekeni onların kelime dağarcığıdır. Ancak kelime...

TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR ORTAK PAYDASININ TESP…

Edebiyat Dunyamız

Asırlar süren Türk göçleri ve bunların siyasî birlikteliklere, devletlere dönüşmesi sebebiyle Türk toplulukları, kendi içinde yeni şartlara, iklimlere ve çevrelere bağlı olarak birbirinden müstakil birer tarih ve kültür yaratmışlardır. Öyle...

Namık Kemal'in Şiirleri Hakkında

Edebiyat Dunyamız

Cemiyete yön veren ve tesir eden şahsiyetler, mısralarıyla hafızalarda yaşarlar ve ölümsüzleşirler. Onları canlı kılan şey, faaliyet ve fikirlerini manzum ve veciz bir şekilde ifade etmeleridir. Ziya Gökalp şiirin rolü...

İSTANBUL’UN EDEBİYAT MAHFELLERİ

Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel...

NESEFÎ’DEN DOSTOYEVSKİ’YE KÖT…

Friedrich Schiller “Haydutlar” adlı piyesinin önsözünde kötülüğü yıkmayı hedef edinmiş bir...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Türkler Batı Cephesinde Yunanlılarla, Güney Cephesinde Fransızlar ve Ermenilerle, Doğu Cephesinde...

ZEHRETME HAYÂTI BANA CÂNÂNIM...

İnsan, camdan bir fanus gibi çabucak kırılıyor en ince yerinden. Sahi...

RAMAZAN DUYGULARI

Unutulmaya yüz tutan Ramazan Manilerinden birini hatırlatıp öyle başlayalım istedim. "Bu...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE GÜLYA…

Gulyabani, romancıya yaşlı bir hanım okuyucusu tarafından cinlerle, perilerle ilgili giz...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985...

YİĞİTLERİN ÖZ KARDEŞİ: AT

“Yemin olsun, o harıl harıl koşular koşanlara,Ateşler çakıp saçanlara,Sabahleyin baskın basanlara,Derken...

MEHMET EMİN ALPKAN

İstanbul’a ilk defa 1951 yılında gitmiştim... O zaman, Yıldız Teknik Okulu’nun...

AHMET HAMDİ TANPINAR VE YAZ GECESİ

(23.6.1901 - 24.1.1962) Doğ. ve Ölm.: İstanbul Çeşitli ortaokul ve liselerde okuduktan...

DİVAN EDEBİYATI VE KAVRAMLAR - 4 (…

a. Biçimlerine göre • Divan şiiri, nazım biçimleri bakımından zengindir...

Mehmet Ali KALKAN

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir   Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor...

PARÇA PARÇA DÜŞÜNCELER

Terkip İhtiyacı: Düşünmek ve Duymak Bizim medeniyetimizi yapan iki temel kavram var:...

BİR HOŞGÖRÜ, GÜVEN, SEVGİ VE S…

Merhamet, insan ve insanlık için belki de en önemli duygu, en...

Bilim Adamlarımız Sözlüğü Bil…

Ali Kuzu PAROLA YAYINLARI Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek...

BATILILAŞMA MACERAMIZDA TÜRK ROMAN…

GİRİŞ Yazar çağının aynasıdır. Eserleri aracılığıyla içinde yaşadığı toplumun sosyal, kültürel ve...

SİMERANYA

İsmet Özel bir denemesinde şöyle der: “Hayal, tıpkı bir bataklık gibi...

DR. Alî RIDVAN UNAR

Yeni Sabah Gazetesinin 2 Ocak 1946 tarihli nüshasından kestiğim ve çok...

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

Tanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya...

TÜRK DÜNYASININ ORTAK KİMLİĞİN…

Turan adıyla ülküleştirdiğimiz (idealize ettiğimiz) Türk Birliği’nin kurulması durumunda Ortak Türk...

Yahya Kemal'de Türk Müslümanlığ…

Kendisini iyi tarif etmiş, kimlik konusunda tereddütlerini aşmış, kimlik unsurlarını berrak...

KADINLAR GÜNÜ YİNE GEÇTİ

Her gün gibi, her zamanki gibi geldi geçti yine kadınlar günü...

SERBEST ŞİİRİN YAZIMINA DAİR B…

Şiir kavramı ve şiire dâir tartışmalar-sanırım- hiç bitmeyecektir. Mânâ, biçim ve...

BAĞLAMAM VAR ÜÇ TELLİ

Bağlama, Türk’ün gönül dünyasının aynasıdır. Telli tezeneli bağlamanın sesiyle önce titrer...

KENDİNİ ARAYAN İNSAN

Tasavvufi bir terim olan ‘’zübde-i âlem’’ kâinatın özü anlamında kullanılmakta ve...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

"Ankara’nın taşına bak Gözlerimin yaşına bak Düşman bizi esir etmiş Şu feleğin işine bak" Mustafa...

OKUMA ENGELLERİ

Okumanın bittiği yerde şiddet başlar. Okumayı hiçbir şey engellememelidir. Okumayı engelleyen...

İKİ KAVRAM: MİLLİ EGEMENLİK VE …

Her millet, bugününü kendi iradesi doğrultusunda yaşamak, geleceğini de aynı iradeyle...

Hakan İlhan KURT

1976 yılında Tarsus’ta doğdu.2002 yılında Niğde Üniversitesi’nden mezûn oldu.Töre, Kurgan Edebiyat...

ŞAİRLER SULTANI: NECİP FAZIL KISA…

Cumhuriyet dönemi Çağdaş Türk Edebiyatı’nın en dikkate değer şahsiyeti, şüphesiz Necip...

EY NAZLI HİLAL

Türk kozmogenisinde güneş, hilal ve yıldızın önemli bir yeri vardır.Bu yüzden...

TÜRK DİASPORASI

Diaspora kavramı ermeni diasporası ifadesinden dolayı zihnimizde hoş bir imge yaratmamaktadır. ...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAF…

Yüzbaşı Mustafa ve küçük Mustafa Kemál birlikte Selânik'e dönüyorlardı. Bu arada...

EDEBİCE DERGİSİ

2016 senesinde yayın hayatına başlamış olan Edebice Fikir Sanat Edebiyat dergisi...

İDİL ÇELİKER İLE SOHBET (AHMET …

       İdil Hanım, sizce müzik nedir? Müziği ne olarak...

3000 Türk Motifi

Gürbüz Azak BOĞAZİÇİ YAYINLARI Alemler, İşleme, Çini, Taş İşçiliği, Damgalar, Cilt­Kitap...

GÖK ÇEKİMİDİR ŞİİR

Karanlığın içindeki ışık, insanın içindeki can neyse, kelimenin içindeki şiir de...

KONUŞURKEN BAŞARI İÇİN

Ağzının içine baktıklarımız gibi, ağzından bal akanlar gibi konuşamadık bir türlü…...

ZAMANIN DEĞERİ

Değişik kaynaklarda zamanın değişik tanımlarına rastlamak mümkündür. ‘Bugün, nakit; yarın, bono;...

SEVGİLERLE YÜKLÜ GERÇEK BİR ŞA…

Bir dostuna yazdığı mektupta: “Elimde Türkçe gibi güzel bir silâhım var. Bu...

OSMANLI DÖNEMİ ŞİİRİNDE EDİRN…

Müberra Gürgendereli, Osmanlı Dönemi Şiirinde Edirne, Çantay Kitabevi, İstanbul 2016. Edirne’nin I...

SELİM PUSAT VE CARL GUSTAV JUNG

Hüseyin Nihal Atsız’ın eserlerine dair yapmakta olduğumuz çözümleme çalışmalarımızın bu bölümünde...

TEFEKKÜR İLE TATBİKATIN MEZCETMES…

Hilmi Ziya Ülken (1901-1974), hayatı boyunca toplumsal bilimlerle münasebet içinde olan...

ANADOLU’NUN SESİ: KARACAOĞLAN

Üçyüz yıl önce Karacaoğlan derler bir ozan, ses olmuş telden, söz...

ŞİİRDE ÖZ VE BİÇİM TARTIŞMAL…

Öz ve biçim (içerik ve form), şiir tarihinin hemen hemen her...

PİŞMANLIK(LARIMIZ)

Ne yaparsan yap pişman öleceksin,Belki yaptıklarından , belki yapmadıklarından...DostoyevskiMüslüm Gürses’i ‘Son...

KELE BACIM

“Kele bacım aklının dibini dökme. Otur oturduğun yerde. Abılan da duymasın...

NE OLUR BENDEN ÖNCE ÖLME ANNE!

Yıllar önceydi. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde çıkardığımız Üniversite Gazetesi’ndeki köşem için babaannem...

YUNUS’UN İZİNDE BİR TEKKE ŞAİ…

Ondördüncü yüzyılın başlarında Yunus; coşan, köpüren bir aşk çağlayanıdır. Sebil sebil...

İZ BIRAKANLAR

Milli Eğitim Bakanlığı ile TRT'nin işbirliğinde hazırlanmış iz bırakan öğretmenler serlevhalı...

METİN SAVAŞ’IN ERLİK ROMANI HAK…

Eskiler çok yazan, çok üreten verimli yazarlara doğurgan anlamına gelen ‘’velut’’...

ÇOCUK EDEBİYATI VE EĞİTİMİ ÜZ…

Çocuk eğitimi, çocuğun bir “özne” olarak ele alınıp önemsendiği çağlardan beri...

YALNIZLIK

Divan şairimiz Fuzûlî(1480-1556)’nin aşağıdaki beyitini ilk defa lise yıllarımda duymuş, epey...

İSYAN AHLAKI - NURETTİN TOPÇU

İsyan Ahlakı, Nurettin Topçu'nun Sorbonne Üniversitesindeki felsefe tezidir. 1934 yılında Nurettin...

DİŞİ KURT OLARAK EV

Ahmet Hamdi Tanpınar “Huzur” romanında şöyle der: “İnsanın sevdiği bir ev...

SEMAH AŞKA DOĞRUDUR - A.YILMAZ SOY…

Semah Aşka DoğrudurA.Yılmaz SOYYERPost Yayıncılık Bu roman kendilerine Alevî de denilen Kızılbaşların...

İK(İNCİ) KÖY İLİMBEY

Bir insanın kendi köyü dışında ikinci köyü olsaydı benim ikinci köyüm...

Gönlümden...

Prof.Dr. Muzaffer Metintaş Muzaffer Bey Türkiye'nin en iyi "Göğüs Hastalıkları" uzmanlarından birisi. ODTÜ'de...

MİLLİ EDEBİYAT (1911 - 1923)

1911 yılında Selanik’te çıkan “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan”...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

  Meclis kürsüsünün siyah örtüsü TBMM’in deki her konuşmasında Mustafa Kemâl Paşanın...

TARİH GEZGİNİ - 19 MEMLEKET NE H…

Yıl 1918… Memleket yangın yeri! Düşman kapıda… İstanbul, işgal edildi edilecek...

SAYI 2 - AH GÜZEL İSTANBUL!

Sayı: 2 Vapur sesi, martı sesi, denizin sesi, ardından Sadri Alışık’ın güzelim...

ŞEHİRDEKİ VATAN

Şehrin ve onun ifade ettiği medeniyetin; Vatanımızın kimliğindeki önemini en güzel...

POSTMODERN ROMAN ANLAYIŞI

Her çağ kendi anlatısını üretir. Bizler şimdi postmodern zamanlarda yaşıyoruz ve...

İNSANIN TAŞRASI - VI

Ramazan bereketinin ayrı bir yeri vardı hayatımızda. Bilhassa İftar ve sahur...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Yunan ilerleyişi ve iç isyanlar sebebiyle Ankara Hükümeti bunalmıştı. Millî Kurtuluş...

GAZEL - ZİYA PAŞA

GAZEL Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm Dolaştım mülk-i İslâm bütün...

GÖZLERİN

Yârelerim göz göz oldu gören yokNeden fersiz kaldı neden gözlerim?Sis çöktü...

FARKINDA MIYIZ?

“Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden,  Senin de destanını okuyalım ezberden Haberin yok...

ÖĞRETMENİN VE ÖĞRETMENE ETKİYE…

Eğitim öğretim sürecinin yürütülmesinde maddi ve insani değişkenlerin başında kuşkusuz öğretmen...

BİRLİK / BİRLİKTE YAŞAMA

‘Diyanet İşleri Başkanlığımız, birlikte yaşamanın olmazsa olmaz ilkelerine dikkat çekmek ve...

ÇAYIMDA YAR DEMLENİR

“Hatay'daki yiğitler” dediğimde yüreğim başka bir hazla çarpıyor. Hasbi duruşlarıyla, Anadolu...

NEDEN "SERİN" SERVİ?

Edebiyat sanatının vazgeçilmez temel taşlarından biri eser, diğeri de yazardır. Eser kendi kendine var...

YETİK OZAN (TURGUT GÜNAY)

Yetik Ozan’ın asıl adı Turgut Günay’dır. Ancak o, şiirlerinde kullandığı Yetik...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak...

“BİRAZ DAHA BİRAZ DAHA” DİYEN…

Cumhuriyet dönemi şiirinin avangard nitelikler taşıyan ilk edebiyat hareketi Garip’e mensup şairlerden...

SÖĞÜT'TEKİ VATAN

Bir kaç aile çocuklarımızla birlikte Osmanlı Cihan Devletinin kurulduğu yerleri görmek...

ALLI TURNA

“Allı turnam bizim ele varırsan Şeker söyle kaymak söyle bal söyle Gülüm gülüm...

SOSYAL SERMAYE

İnsanlar güce tabi olmak isterler. Bu, içinde bulunulan toplumun ahlaki normlarına ters...

POSTMODERN TOPLUM VE TÜKETİM ÇILG…

Anglosakson dünyasının çağdaş sosyologlarından Anthony Giddens Modernliğin Sonuçları adlı çalışmasında modernizmi şöyle tanımlar:...

HÜSEYİN CAVİT: IŞIĞI SÖNMEYEN …

Şair O. Seyfi Orhon: ‘’Bu Vatan Kimin ?‘’ başlıklı şiirinde vatanın...

GÖNLÜMDEN...

Mehmet Niyazi Ağabey...11 Mayıs 2020 Mehmet Niyazi Ağabey'in vefatının ikinci yılı...

BURSA’NIN ROMANTİK SULTANI CEM SU…

1499 Yılından beri Muradiye türbelerinin en büyük ve en görkemlisinde kardeşi...

ZİYA PAŞA - DİYAR-I KÜFRÜ GEZD…

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm     Dolaştım mülk-i İslâmî bütün...

Edebice/5.sayı

Edebice dergimizin 5. sayısı çıktı. “Umut” temasının işlendiği 5. sayımızda yine...

KENDİMİZLE KONUŞTUK MU HİÇ ?

Kendinizle konuşur musunuz hiç? Kendi kendinizi dinlediğiniz olur mu hiç? Hoşlanmadığınız...

TÜRKİYE’DE GENÇLİĞİN TOPLUMS…

Bu makalede özellikle medya tarafından oluşturulan popüler kitle kültürünün gençlik açısından...

ÂKİF'E DAİR-3: SAFAHÂT'TA İSTİ…

1.Edebî Hareketlerin Birbirine ve Sosyal Olaylara Bağlılığı:  Edebî hareketler, bir taraftan sosyal...

ÖĞRETMEN OLABİLMEK

Öğretmen tarihsel süreç içinde; muallim, hoca ve ata kelimeleriyle de karşılanmıştır...

Kamuran ÖZMEN

Kamuran Özmen 1946 Çanakkale-Lapseki doğumlu ve İlkokul mezunu. Biri Piyade Albay, diğeri Tabip...

ÖĞRETMEN VAR ÖĞRETMENDEN İÇERU

 İnsan kendinden başlamalı sevmeye de, yermeye de, bilmeye de ama kendinde...

ÖZER RAVANOĞLU

Dün (23.10.2019) bir telefon geldi baktım arayan Özer Ravanoğlu Ağabey. "Eskişehir'e...

TARSUSLU ÂŞIK NİHALİ - DR. HALİ…

Âşıkların Özü Sözü Közü… Bir gönül eri: “ Sevgi bir kitaptır gönül masasında/...

MEHMED ÂKİF'E DAİR-4: HESABA ÇEK…

1.Giriş:  Safahat’ı inceleyenler, onun bir “tesbitler kitabı” olduğunu kolaylıkla görmüşlerdir. Sosyal bünyeyi...

KANAAT

Kanaat, TDK Türkçe Sözlük’te aşağıdaki anlamlarda kullanılıyor: 1. Elindekinden hoşnut olma...

SANATTAN HAFIZAYA TÜRKİSTANLILIK …

Fransız filozof Ernest Renan, “Bir devleti kurtaracak olan manevî uyanıştır, bunun...

EMPERYALİZMİN VE KAPİTALİZMİN T…

Ortaçağ sonrası Batı uygarlığının teolojik ve düşünsel temellerini atan iki önemli...

OKUMAK

Kültürü çok geniş değerli bir dostum geçen gün bana diyordu ki; ...

KÜLTÜR DEĞİŞMESİ VE MİLLİYET…

Kitap, cemiyetler hayatının eski problemini ülkemize tatbik eden, yaşadığı dönemi gözlemleyen...

BİR BOZGUNUN ROMANI: “SELANİK İ…

Şevket Adnan Şenel’in Mostar Tarih Romanı Yarışmasında birincilik ödülünü alan “Selanik...

Arif Nihat Asya'da Vatan Sevgisi ve …

Vatan sevgisinin ideolojik boyutuna bakıldığı zaman, Arif Nihat'ın samimi bir Turancı...

KARAMSARLIK (MI DEDİNİZ)

Hemen her güne yeni bir acı ve elemle uyanır olduk. Kaygılarımız...

Halide Edip Adıvar ve Sinekli Bakka…

Halide Edip Adıvar'ın Hayatı ve Edebi Kişiliği: Halide Edip (1884-1964) İstanbul'da doğmuştur...

SUZAN ÇATALOLUK - AHENK

Parmağını uzattı, tam değecekti ki hemen vaz geçti. Derin bir hayranlıkla...

KUTADGU BİLİG

Kutadgu Bilig, hiç kuşku yok ki bir devlet felsefesi ve siyâsetnamesi...

ANLAŞILMAK NE GÜZEL ŞEY

‘Ne olduğu bilinmek, kavranılmak; belli olmak, ortaya çıkmak; kıymeti takdir edilmek;...

TEDBİR

‘Düşüne düşüne görmeli işi / Sonradan pişman olmamalı kişi’, ‘Eşeğini sağlam...

SU GİBİ AZİZ OLMAK

‘’Su hayattır.’’ diye başlanır söze. Su hayrı yaptıranlar , ‘’Su gibi...

KIZILELMA (Turan, Türklerin Kutlu …

Kızılelma, tarihin her döneminde Türklerin gerçekleri ile efsaneleri arasındaki o efsunlu...

ÇAM KOZALAĞININ İSYANI - ÖYKÜ

Çam ağacı mutluluk içinde yemyeşil ormanda, sarı yıldızların altında huzurlu yaşıyordu...

MİLLİ EGEMENLİK

Egemenlik, TDK sözlüğünde; ‘’Milletin ve onun tüzel kişiliği olan devletin yetkilerinin...

ÂŞIK SEYRANİ

Develi'li (Everek'li) Seyrani'nin doğum tarihi kesin değildir. 1800 veya 1807 yılında...

DİVAN EDEBİYATI VE KAVRAMLAR - 2 (…

Teşbih • Sözü daha etkili kılmak amacıyla ortak nitelikleri bulunan nesne...

ANADOLU MECMUASI

Cumhuriyet'in ilk yıllarında yayımlanan fikrî, ilmî ve edebî muhtevalı aylık dergi Nisan...

3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK BAYRAMINDA VAT…

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Şükrü Saraçoğlu 5 Ağustos 1942 tarihli TBMM konuşmasında...

DEĞERLERİMİZ VE BİZ

Zekâ, hızlı anlama, zihin berraklığı, kolay öğrenme, güzel akletme, hafızada tutma...

İÇİMDEKİ GÖÇ

Geçmişinde imparatorluk tecrübesi olan milletlerin ortak kaderidir göç. İnsan, kendi isteğiyle...

AZLIK MESELESİ

Size, bir azlıktan bahsetmek istiyorum. Pek zavallı, pek yoksul, pek masul...

NASIL DA HÜZÜNLE BAKIYOR SÜHEYL H…

Nasıl da hüzünle bakıyor Süheyl Hoca. Sanki “emâneti yüklenemeyen dağlara mukabil...

SOYLU ÇEHRELER : ŞERİF AYDEMİR

HAVA GİBİ ELZEM, SU GİBİ AZİZ ve BERRAK BİR SOYLU ÇEHRE... Günlük...

SAYI - 10 HALİDE EDİB’İN 1916 Y…

Mükemmel eğitim modeli arayışından önce memlekette eğitime dair bir durum tespiti...

YAHYA KEMAL'DEN ANNELİ BİR HATIRA

Anı, deneme, şiir, öykü ve romanlarında babalarına yer/rol veren edebiyatçılar elbette...

MODERN DÜNYANIN KENDİ KLÂSİKLER…

Yazılarınızda Eski Türk Edebiyatı sahasındaki çalışmalarda metot eksikliğine ve teori sahasındaki...

SÖZÜMÜZ BİZİ SÖYLÜYOR

Deyimler, atasözleri gibi milli değer taşıyan dil varlıklarımızdır. Kelimenin tamamen kendi...

MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOĞLU - MEN…

Kar uyuşuk, isteksiz ve zevksiz yağıyordu. Hava, gökyüzü ile yeryüzünün arasını...

MUTFAKTAKİ VATAN - 1

MIHLAMA(MIKLAMA-MUHLAMA-MUĞLAMA-BIKLAMA-KUYMAK)DA VATAN Bu derleme, mıhlamanın lezzetini bizlere tattıran Muhterem Teyze Annem Pakize...

ARİF NİHAT ASYA - ONLAR ŞİİRİ …

ONLARNerde kaldı o anlar ki,Analar kurt doğururdu,Hilkat insan çamurunuDestanlarla yoğururdu.Nerde o...

SHAKESPEARE MÜSLÜMANDI NEYLEYİM…

İznik; asırların imbiğinden süzülen bir medeniyet tezgâhı. Tezgâhında insanı ve eşyâyı işlemiş...

DEĞİŞİM

Son yıllarda değişimin üzerinde o kadar çok konuşuldu ki. Değişim, değişti...

Osmanlı Cadısı-Barış Müstecapl…

Barış Müstecaplıoğlu Barış Müstecaplıoğlu Osmanlı Cadısı’nda uçan arabalarla leventleri, robotlarla semazenleri sıradışı bir...

ABDURRAHİM KARAKOÇ AĞABEY İÇİN

Liseye giderken sevdiğimiz şairlerin başında geliyordu Abdurrahim Karakoç Ağabey. Özü bizdendi...

FETHEDİLECEK YENİ UFUKLAR

İstanbul'un fethi bu sene her zamankinden başka bir alay-ı vâlâ ile...

PROF. DR. TAMİLLA ABBASHANLI ALİYE…

Sizdeki edebiyat ve kültür merakı nasıl başladı? Nasıl bir kültür ortamında...

SAİT FAİK ABASIYANIK VE KAŞIKADAS…

23 Kasım 1906-11 Mayıs 1954 Sait Faik, Bursa Lisesi'ni bitirdikten (19.8) sonra...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı...

KİM KİME/NEYE EMANET

Sözlüklerde ‘emanet’ kavramına “Güvenilir birine saklanması veya birine teslim etmesi için...

DEDEM KORKUD’CA SÖYLENMİŞ BİR …

“Kayı” denince söylenmesi gereken ilk söz; Dedem Korkud’un millî hafızamıza silinmez...

Enis Behiç KORYÜREK

11 Mart 1891, İstanbul doğumludur.  Şairimiz Selanik ve Üsküp idadilerinde, İstanbul...

İnsanlığın Dirilişi

Sezai Karakoç'un hayatı boyunca ideal bir uygarlık şekli olarak sunduğu ve...

Yazmanın Hazzı

Eğer şevk, zevk, sevgi, eğlence olmadan yazıyorsan yarım bir yazarsındır. Yani...

AZ ZAMAN ÇOK EDİRNE

Edirne’deki bir yılım bir ömre mal oldu. Şimdi anlıyorum ki üniversite...

KERKÜK'TE VATAN

“Bugünkü Irak devletinin sınırlarını oluşturan topraklar Osmanlı idarî bölünmesindeki Musul, Bağdat...

ABDURRAHİM KARAKOÇ’DA VATAN

“Dağ ile Sohbet Beyaz karlı, kara çamlı iri dağHeybet nedir, ne değildir?...

Aşık Sefil Selimi

Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

HOCAM HALÎL LÜTFÎ DÖRDÜNCÜ

Abdullah SATOĞLU

Halil Lütfî Dördüncü... İstanbul "Bab-ı âli'sinin ve Türk basının en renkli simalarından biri... 1953-54 yıllarında, İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulunda, Basın Tekniği ve İncelemeleri dersimize gelirdi. O dönemde, diğer hocalarımız Burhan Toprak...

Behçet Necatigil (GÖNÜL)

Edebiyat Dunyamız

(d. 16 Nisan 1916, İstanbul - ö. 13 Aralık 1979, İstanbul), Türk şair, öğretmen, çevirmen. Modern Türk şiirinin önde gelen şairlerindendir. Herhangi bir edebi akıma katılmamış; bağımsız bir şair ve fikir...

50. Yıl Marşı Şairi: Bekir Sıtkı Erdo…

Edebiyat Dunyamız

 Cumhuriyet devri Türk edebiyatının önemli şairlerinden Bekir Sıtkı Erdoğan 24 Ağustos 2014 tarihinde vefat etti. Erdoğan “Kışlada Bahar” ve “Hancı” şiirleriyle tanınıyor. Hatta denilebilir ki bu şiirlerin şöhreti şairini de...

Dr. Halil ATILGAN

Edebiyat Dunyamız

1946 yılında Adana'nın Karaisalı ilçesinin İncirgediği köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra Düziçi İlk öğretmen Okuluna girdi. 1964–1965 öğretim yılında Düziçi İlk öğretmen Okulundan mezun oldu. Çeşitli illerde öğretmenlik, Halk...

Yavuz Bülent Bakiler

Edebiyat Dunyamız

Yavuz Bülent Bâkiler 23 Nisan 1936, Sivas’ta doğdu. Şair, yazar, gazeteci, yönetici, avukat. Aslen Azerbaycan göçmeni ailenin çocuğu olan Yavuz Bülent Bâkiler ilk ve orta öğrenimini Sivas, Gaziantep ve Malatya'da tamamladı. 1960 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olduktan sonra...

NİHAD SÂMİ BANARLI

Edebiyat Dunyamız

Şeyma GÜNGÖR1 NÎHAD SÂMİ Banarlı Cumhuriyet devrinin yetiştirdiği en önemli edebiyat öğretmeni, edebiyat tarihçisi ve yazarlardandır. Şiir, tiyatro, hikâye, roman alanlarında da eserleri olan Nihad Sâmi Banarlı özellikle lise edebiyat ders...

PEYAMİ SAFA-2

Edebiyat Dunyamız

Bir Dante'nin La Divinc Comedie'sini hakkiie anlamak ve tatmak istiyen bir kari. Dante'nin içinde yaşadığı muhit ve İtalya’nın o zamanki iktisadı, siyasi ve İçtimaî ve dinî havası kadar. Beatrice'e olan...

Muharrem KUBAT

Edebiyat Dunyamız

Muharrem KUBAT 9 Ocak 1933'te, Emirdağ ilçesine bağlı Karacalar köyünde doğdu.Evli ve 2 çocuk babasıdır.1942 yılında Göveççi köyündeki ilkokula başladı ve 1949 yılında bu okulu bitirdi. Aynı yıl Çifteler Köy Enistitüsü...

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

Edebiyat Dunyamız

12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz güverte binbaşısı Mehmed Nail bey, Annesi deniz yarbayı Osman Fevzi...

ÖYKÜ / ROMAN

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş...

Cengiz Aytmatov ve Kızıl Elma

Aytmatov ,Cengiz (d. 12 Aralık 1928 , Şeker Kırgız ÖSSC) , yazar , çevirmen ve gazeteci.             Yazarlığa 1952’de başladı , 1959’da Kırgız’da Pravda muhabiri oldu. Povesti gor I stepey (...

DEDE KORKUT KİTABINDA ALKIŞLAR VE KARGIŞLA…

Türkiye Türkçesinde "bir şeyin beğenildiğini, onaylandığını anlatmak için el çırpmak"2 anlamında kullanılan alkış kelimesi, ulaşabildiği en eski Türkçe metinlerde "dua etme, övme, birinin iyiliklerini sayma" manaları ile karşımıza çıkmaktadır. Divanü...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi; çünkü bu okullar öğrencilerine sadece askeri konularda değil;...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE MEZARINDAN KALK…

Roman, kendini her türden inancı sorgulayan ve tuhaflıklara tapan bir genç olarak tanımlayan Şevki Bey’in eski dostlarından Kadri Bey’le karşılaşması ile başlar. Ayaküstü yaptıkları sohbette Kadri Bey, şehir hayatından sıkıldığını...

ÜCRETSİZ AİLE MEZARLIĞI

Mustafa Helvacıoğlu altmışdokuz yaşındaydı. Hiç evlenmemişti. Akrabası yoktu. Babası, kendisi doğmadan evvel ölmüştü. Annesini kaybettiğinde ondokuz yaşındaydı. Yirmibir yıl önce nüfus müdürlüğünden emekli olmuştu. Emeklilik ikramiyesinin üzerine daha önceki yıllardan kalan...

HALK HİKÂYELERİNDE MİTOLOJİK SAYILAR VE …

Mitolojinin zengin dünyası içinde yer bulan sayılar ve renklerin görünümleri halk hikâyelerine de yansımıstır. Böylece hikâyelerde islenen sayılar ve renkler, mitolojik kökenli olmalarından dolayı, hikâyelere zenginlik katmıstır. Sayılar ve renkler...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE CADI

Garâ’ib Faturası serisinin ikinci kitabı Cadı, tıpkı serinin ilk örneği Gulyabani gibi, doğaüstü unsurlardan kaynaklandığı varsayılan birtakım korkutucu olayları açıklığa kavuşturur. Romanın konusu kısaca şöyledir: Genç bir dul olan Fikriye Hanım eşinin ölümünden sonra çocuğu...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL …

Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde Yunan ilerleyişine karşı alınacak tedbirleri düşünüyordu. Yanına tek atlı tahta...

ŞAİR ve ŞİİR

NAMIK KEMAL'İN EDEBİ KİŞİLİĞİ

Namık Kemal’in edebiyat anlamında düşünsel gelişmesi üçlü bir etkinin sonucuna bağlanabilir. Fransızcayı öğrenmesi, Şinasi’yle tanışması, Avrupa’yı görmesi bunlardandır. Namık Kemal’in yenilik hareketlerine katılmasında düşünce ve edebiyat alanlarında eskiye karşı çıkmasında...

KUTADGU BİLİG-1 TANRI AZZE VE CELLENİN MED…

Teŋri Azze Ve Celle Ögdisin Ayur Bayat atı birle sözüg başladım,törütgen egidgen keçürgen idim Yaratan, yetiştiren ve göçüren rabbim olan Tanrının adı ile söze başladım.

NEYZEN TEVFİK

Öyle bir insan tasavvur ediniz ki, hayatında şöhretten, şehvetten, kinden, alayıştan, mevkiden ve paradan hoşlanmamış; hiçbirşeye sadakada sarılmamış, istediği gibi, bildiği gibi yaşamış olsun. İşte Neyzen Tevfik budur... 1879'da Bodrum'da dünyaya...

Mehmet Ali Kalkan

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde çalıştı. Sonra...

MEHMET AKİF ERSOY’DA HÜZÜN

Tabut Eller Üstünde Dostu da düşmanı da onun çok yüksek bir karaktere sahip olduğuna inanıyor. Bir ahlâk nümunesi, bir fazilet âbidesi.... İnancını sonuna kadar yaşayan, ilkelerini ardına kadar savunan, doğru...

ZİYA GÖKALP - ÖTÜKEN ÜLKESİ (İNCELEME)

"Türk gençleri yalvardılar Hakan'a:Boru çaldır, ruhlarımız uyana...Cenk edelim, yayılalım cihana: -Yayılmaktır Türk soyunun turası!Böyle diyor Oğuz Han'ın yasası! Hakan dedi: "Anayurt'tan bıkılmaz,Boş bulunup eve düşman tıkılmazYabancılar çıkarılır, çıkılmaz." -Toplanınız: vatanınız burası!Böyle diyor Oğuz...

Gülce

Uçurumun kenarındayım Hızır Ulu dilber kalesinin burcunda Muhteşem belaya nazır Topuklarım boşluğun avcunda Derin yar adımı çağırır Dikildim parmaklarımın ucunda Bir gamzelik rüzgâr yetecek Ha itti beni, ha itecek Uçurumun...

NECİP FAZIL KISAKÜREK - SAKARYA TÜRKÜSÜ …

Şiir, yan anlamları çoğaldıkça, günlük dilden bambaşka bir mecraya geçtikçe, yeni söyleyişler buldukça değer kazanır. Aksi takdirde man­zume olmaktan ileri gidemez. "Şiirde önemli olan düz anlam değil, yan anlamdır. Şiir...

Aceb nitdüm yâra virmez selâmı

ŞEYYAD HAMZA Aceb nitdüm yâra virmez selâmı Bu zâlim müddeî komaz ola mı

İŞ

Özcan TÜRKMEN

“Yapılması gereken önemli bir iş vardı ve herkes birisinin bu işi yapacağından emindi. İşi herhangi biri yapabilirdi ama hiç kimse yapmadı. Birisi buna çok...

TÜRK’ÜN KİTAPLA İMTİHANI

Özcan TÜRKMEN

İhtiyaç listenizde kitap kaçıncı sırada, hiç düşündünüz mü? Günümüzde gelişen teknolojiyle birlikte gençlerde kitap okuma alışkanlığının yerini evlerde...

YAHYA KEMAL'DEN ANNELİ BİR HATIRA

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Anı, deneme, şiir, öykü ve romanlarında babalarına yer/rol veren edebiyatçılar elbette çoktur, fakat bu insanların edebî metinlerinden hareketle gençlik ve...

NEFİSLE MÜCADELE(MİZ)

Özcan TÜRKMEN

Nefis mücadelesinde neredeyim,sorusunu kendinize sormuşsunuzdur eminim. Nefsinizle uğraşırken, çekişirken, didişirken siz de benim gibi şaşırıp...

ERENKÖY ŞEHİDİ SÜLEYMAN ULUÇAMGİL

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1.Giriş1.1.Hayatı ve SanatıSüleyman Ali Uluçamgil, 28 Mart 1944 tarihinde Dağyolu (Eski adı: Fota) köyünde doğdu. Babası Mehmet Ali Salih, annesi ilkokul öğretmeni...

ANLA(ŞA)MIYORUZ

Özcan TÜRKMEN

‘Aya giden insan ile iletişim kurabilecek sistemleri buluyoruz. Buna rağmen çoğu kez anne kızıyla, baba oğluyla; zenci beyazla, işçi işverenle konuşamıyor.’ diyor....

DİVAN EDEBİYATI VE KAVRAMLAR - 2 (SANA

Edebiyat Dunyamız

Teşbih• Sözü daha etkili kılmak amacıyla ortak nitelikleri bulunan nesne ya da kavramlar arasında benzerlik kurma sanatıdır. Örneğin, "Tilki gibi kurnaz...

digertumyazilar