Cumartesi 6 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 19 - 38 dakika)
Bunu okudun 0%

mevlut uyanikTürkler, yüzyıllarca medeniyet mihveri olan İpek Yolu üzerinde devletler kurmuşlar ve kadim dünyada bölgesel ve küresel güçler olarak etkin olmuşlardır. Selçuklu ve Osmanlı devleti Türkistan/Atayurt ve Türkiye /Anayurt arasında kurulan devletlerin simgelerini de Anadolu’da yeni devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı forsunda bulundurarak bu bilinci bütün dünyaya ilan etmişlerdir. 2



Bu sürekliliğin temini Anadolu’yu yurt kılan Oğuzların Kınık ve Kayı boylarının kurdukları devletlerde Nizâmülmülk gibi bir alim ve siyasetçiyi muallim olarak görmelerinde yatar. Çünkü yurtlandırmanın ruh ve manasını, ahlakını ve devamının şartlarını nesillere telkin edecek muallimleri, Nizamiye medreselerinde yetişti.3 Osmanlı da bu geleneği devam ettirdi. Öyle ki, (fikirleriyle bildirimizin temelini oluşturan) NurettinTopçu’ya4 göre, “Halife Osman’ın öldürülmesiyle dağılarak yıkılan İslâm cemaatı, İslâmın ebedi ruhunu, Osmanoğullarının bir ruh rönesansı diyebileceğimiz manevi inkılaplarıyla tekrar yükseltilebildi”der. İslâm rönesansının onuncu asırda Anadolu’da yarattığı milletiz. Bu asırda başlayan milli tarihimiz on beşinci asırda Bizansın alınmasına kadar devam etti. Bu anlamda Osmanlılık, “Anadolu milliyetçiliğini içerisine almış, tarihi kaderin planı içinde bundan tam manasıyla insani değer taşıyan bir imparatorluk çıkarmış, ruhuna sahip bir milliyetçiliilk davası idi.” Bu ruh İslâm’ın ruhu idi.”5 Dolayısıyla Türklerin fethettikleri toprakları “vatan” kılıp “yurt”landıran kültürel doku Hanefi-Maturidi İslâm yorumunun somutlaşmış şekli olan Horasan-Yesevi kültürü olup, Arap ve Fars Müslümanlık tasavvurlarından farklıdır. 6

Bu fikri ve kültürel sürekliliğe dikkat edilmezse, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş kodlarını değerlerirken, modernleşme ile batılılaşmayı özdeş gören sekülerleşmeyi öncelikli hedef olarak gören laik bir devlet diye başlayan tahliller eksik ve güdük kalır7 özellikle bu bağlamda ‘Diyanet İşleri Başkanlığı anayasal bir kuruluş olarak niçin tesis edilmiştir? Dini sahih kaynaklardan öğrenip öğretilmesi için tefsir ve hadis külliyatı neden oluşturulmuştur?” soruları askıda kalır. Eğer bu iki soruya “din ve siyaset ilişkilerinin birbirlerinden tamamen ayrıl(a)mayacağı gerçeğinden hareketle dinin devlet denetimi altına alınması” diye cevap verilirse, son zamanlarda yapıldığı üzere kuruluş dönemini “Kemalizm ve İslâm” savaşı ikilemiyle açıklamak yetersiz kalır. Son on beş yıl da Türkiye’de muhafazakâr demokrasi adına görülen gelişmeleri analiz ettiğimizde8 Anadolu’da Kurulan Yeni Bir Devlet ve Felsefesinin de Atatürkçülük ve bunu da Kemalizm ile özdeşleştirip, sürekli devlet kuran bir geleneğin son hamlesini bir ideolojiye indirgeyerek karşı bir ideolojiyi İslâmcılık adına sunulmasının tutarlılığı yoktur. Ayrıntılı analiz gereken bu hususlara rağmen Türkiye Cumhuriyeti geçiş sürecini “İslâm ile Kemalizm arasında cereyan eden mücadele, bunun yansımasını da Nakşibendîlik/sünni ve Bektâşîlik/bid’i din anlayışı diye sunmak Yeni Devletin “kuruluş zekâ”sının anlaşılmadığını gösterir. 9

1.Tarihi Arkaplan: Türkiye Cumhuriyeti’nde Mahiyet ve Hüviyet İlişkisi


Kadim Dünyanın küresel gücü olan Osmanlı, Karlofça antlaşmasıyla (1699) başlayan bir duraklama ve akabinde gerileme dönemine girdi.1498’de Portekizli Vasko dö Gama, Ümit Burnu’nu geçerek Hindistan’a vardı. Böylece Portekizliler Hindistan denizyolunu buldular. Fransa Mısır'ı İşgal etti. (1798) Ortadoğu ve Uzakdoğu’un bütün maddi zenginliklerini Batı’ya aktarılmasıyla Kristof Kolomb’un İspanya’dan yola çıkıp Amerika’yı keşfiyle (1492) Batılı ülkelerin siyasi ve ekonomik açıdan güçlenme sürecini hızlandırdı. 1789 Fransız ihtilaliyle dünya sosyo- politik yapısında monarşiden Cumhuriyeti, dinsellikten sekülarizm ve laikliğe, krallıktan cumhuriyete geçişe başladı. Osmanlı devleti de Batı karşısında yaşadığı sorunlara fikri, siyasi ve iktisadi çözümler (tanzimat/ıslahat) bulmaya çalıştı.10

Modern zamanlarda toplumsal sözleşmeden hareketle devletin ne olduğunu anlama çabasına, Devleti tarih içine yerleştirerek yani tinsel bir boyut yükleyerek anlamak verimi artırabilir. Cumhurbaşkanlığı forsundaki on altı yıldız, aslında devletin tarih içinde tin/maneviyatın ve mahiyetin somutlaşmış şekli olduğunu gösterir. Hüviyetler, aynı mahiyetin ve inniyetin farklı zaman ve mekânlarda tezahür etmiş şekilleridir. 11 Osmanlı da Tanzimat ve ıslahatlar adı altında mahiyetini koruyama çalışmış, önce Genç/Jön Türkler yeni ve güncel bir “ruh anlayışı” yani kimlik arayışına başlamışlardı. Ama Üç Tarz-ı Siyaset ile (İslâmcılık, Osmanlıcılık ve Türkçülük) dağılmayı bir süre erteleyebildi. Bunu döngüsel tarih tasavvuru ile izah edecek olursak, her insan gibi devletlerde doğar, büyür ve ölür, önemli olan o geleneği devam ettiren yeni ve sıhhatli bir yapı/çocuktur. Kurulan devletlerin reel politik gereği isimleri ve kimliklerin farklı olması mahiyetinin de farklı olacağı anlamına gelmez. Fransız ihtilaliyle yeni politik ve reel durum olan Ulus Devlet ile ortaya çıkmak için toplumsal sözleşmenin ötesinde yeni bir kimlik inşa etmek gerekiyordu. Ulus/millet ve devlet olmanın yolu, halka tarihsel bir kimlik veren mitik bir anlatı inşa etmekten geçiyordu. Bir köken bulunur ve toplumun bugünkü mevcudiyeti dil, kültür ve değerler açısından bu kökene bağlanırsa sorun önemli oranda halledilir fikri hâkimdi.12

Bu arayış zorunluluktan kaynaklanmış olsa gerektir, çünkü 11. yüzyıldan itibaren müslümanlaşan Anadolu’da toplu din değiştirmelerle melez Anadolu Türklüğü oluşmuştu. Moğolların istilası ve geri çekilmesi, 19.yüzyıldan itibaren Kafkas Müslüman halkların göçüne ilaveten Balkanları kaybetmemiz üzerine bölgede yaşayan Türklerin yanısıra Arnavut, Boşnak ve diğer Müslüman birimler göçerek Anadolu’ya yerleştiler. Bölgenin kadim halklarından olan Arap ve Kürtleri de düşününce Anadolu mozaiğinden yeni bir millet tasavvuru oluşturmak üzerinde duruldu. 13 Diğer bir ifadeyle Fransız ihtilalinden itibaren oluşan yeni sosyo-politik durumlara karşı bir tez geliştirmeye çalışan arayışlar devam etti.

Yukarıda bahsettiğimiz üzere Türkiye Cumhuriyeti Üç Tarz-ı Siyaset’ten14 Türkçülüğü yeniden okuyarak jeopolitik açıdan dünyanın en stratejik yerlerinden biri olan ve Osmanlı’nın kurucu mekânı olan Anadolu’ya çekilerek tesis edildi. Aslında bu seçimin tarihi 1822 yılında Osmanlı devletini tehdit eden tehlikelerden kaçınmak için üç seçenekli bir çözüm önerisini içeren bir tezkireye kadar gider. Sonraları Reisül küttab olan Akif Efendi’in hazırladığı bu seçeneklerden biri devletin kuruluş yeri olan “Anadolu’ya çekilme” planıydı.15

Öyle gözüküyor ki, Türkçülük ve Turancılık fikri devletin parçalanmasına karşı en son geliştirilen bir bilinçlilik refleksidir. Ziya Gökalp “Turan fikrinini ortaya attığı zaman ümmetçilikten milliyetçiliğe geçişin sağlanarak din adamlarının kapkara taassubuna ve kara cahilliğine zorunlu bir tepkiydi” de denilmektedir. Bu bağlamada Türk Ocağı 15 Mart 1912’de kurulmuş, 1930 yılına kadar Türkiye’nin en etkili siyasi/ideolojik düşünce merkezi olmuştur. Millî Mücadele döneminde ise Turan ideolojisi geriye çekilmeye başlamış, yerine Anadolu merkezli bir Türk kimliğinin inşası öncelenmeye başlanmıştır. Anadoluculuk, Memleketçilik ve Türkiyecilik de denilen bu bakış açısının Nüzhet Sabit ve Raşit Hatipoğlu gibi sosyalizmi savunanları da olduğunu düşündüğümüz zaman o şartlardaki reel politik gereği üretilen bir söylem olduğu ortaya çıkar. Aslında Turan-Anadolu mücadelesi, dönemin kosullarına ve İttihat ve Terakki’nin yönelimlerine göre seyir izlemiştir.16 Anadoluculuk söyleminin teorisyenlerinden Topçu’ya göre Göklap’in maddi milliyetçiliği İslâmiyet’in birleştirici ruhundan uzak olduğu için başarılı olamaz. Çünkü İslâmiyet, Türk’e ilahi ruhu bağışladı. Türk İslâma kendisini verdi, der. Batıcılık gibi Turancılık da maddi unsurları önemsediği için daima bölünebilmek, sonsuz parçalara ayrılabilmek niteliğine sahiptir. Oysa ruh cevherinin temel yapısı birliktir, çokluk içinde birlik yaşatmaktır.17

Bu bağlamda “Anadoluculuk” 20. yy. başlarında 1. Dünya savaşından yenik çıkan ve parçalanan Osmanlu İmparatorluğu’dan geriye kalan Anadolu topraklarını merkeze alarak ortaya konulan yeni reel politik ve siyasi tutumla kimlik edinme süreci doğrultusunda benimseyen bir yaklaşım ve hareket” olarak ortaya çıkar. 18 Diğer bir ifadeyle “Anadoluculuk düsüncesi, Osmanlı imparatorlugu’nun çöküş sürecinde yaşanılan krizlere çözüm olarak gündeme gelen ve “hudut tanımayan” kurtulus ideolojilerine karşı oluşan tepkilerden kaynaklanmıstır. Bu tepkinin temelinde “yaklaşık iki buçuk yüzyıllık bir kovulma, geri çekilme ve büzülme tarihi”nin yasanmışlığı sözkonusudur. İmparatorlugun son döneminde yaşanan mekânsal küçülmenin sonucunda “daralmanın ideolojisi” olarak ortaya çıkan bu düşünüş, ulus-devletin ve milletin kurucu unsurlarının basında gelen cografyayı/toprağı temel alan bir milliyetçilik ideolojisidir.”19

İslâmcılık, Türkçülük ve Turancılık, Batıcılık, Mavi, yani Sekuler-Batıcı-iyonya ve Akdeniz kültürüne dayanan Anadoluculuk ile İslâmi değerleri yeniden okumaya çalışan Nurettin Topçu Anadoluculuğu bu bağlamda yapılan okumalardır. Yeni Devlet, kuruluş yeri olarak Anadolu’yu seçtiği için burada hâkim olan Ata yurdumuz Orta Asya Kültürü, burayı yurtlandırırken istifade ettiğimiz Roma ve Bizans Kültürlerinin bileşkesi olan Selçuk ve Osmanlı Kültürlerinden istifade ederek kendine özgü bir “ Cumhuriyet kültürü” oluşturmayı denemiştir.20 Bu anlamda “misak-ı milli kavramı, Türkiyecilik, Memleketçilik ya da Anadoluculuk tezlerini gerçekçi bir hedefe kitlemiş ve İstanbul’dan bakılan geniş ufuklu eski perspektifler yerine doğrudan doğruya Anadolu’ya kendi gerçeğini gören insana yönelinmiştir.”21

Bu noktadan hareketle yeniden varoluş mücadelesinde uygulanan politikaların tutarlığını analiz etmek gerekir. Nitekim Osmanlı ve Selçuklu geçmişini göz ardı etmeyi deneyerek, Eti, Sümer, Hititlere yönelmeyi mitik temel arayışı olarak görebiliriz. “Ulus devletlerin kuruluşları esnasında tarih ve arkeolojiye özel bir önem verdikleri ve meşruluklarını geçmiş uygarlıklara dayandırmaya çalıştıkları görülmektedir. Türkiye Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında tarih, arkeoloji, antropoloji ve dilbilim gibi disiplinler yeni Türk devletinin meşruluğunun sağlanmasında önem kazanmıştır. Gene bu disiplinlerden Türk ulusunun bilincinin yeniden şekillendirilmesinde yoğun şekilde yararlanılmıştır. Türkiye’de bilhassa Tek Parti Dönemi’nde Orta Asya prehistoryası, Sümer ve Hitit medeniyetleri üzerine yapılan araştırmalarda da bu temel hedeflerin gözetildiği görülmektedir.”22

2.Türkiye Cumhuriyeti Kuruluş Dönemi ve Anadoluculuk Felsefesi


Öncelikle Anadolu kavramını kısaca açıklayalım: Eski Yunancadaki ‘Anatole’dan gelen ‘Anatolia’, Doğu ve Doğulu anlamlarında ‘‘güneşin doğduğu yer demektir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus-devlet milliyetçiliğini üzerine kurduğu milli kimlik ve aile tanımına uygun bir okuma yapılarak Ana+vatan ve ana+dolu şeklinde Türk milli kimliğinin benimsenmesinde, devlet baba ve Anadolu imgesi özdeşleştirilmiştir.23 Aslında Anadoluculuk fikri Kurtuluş Savaşını “bir hayat hamlesi/ élan vitale” olarak görüp, Anadolu’nun vatanlaşması için gerekli donanımı sağlamayı bir zorunluluk olarak görmektedir.24 Yeni bir ulus devlet oluşturmak ve yeni bir kimlik olarak Türklük tasavvurunu inşa etmek için ortaya çıkan fikir akımları ana hatlarıyla şöyledir:

2.1.Irk Milliyetçiliği


Modernleşme süreciyle birlikte Osmanlıcılık, İslâmcılık ve Türkçülük/Turancılık olmak üzere üç temel ideoloji savunulmuş; ulus-devletin kurulmasıyla birlikte radikal Batılı seküler modern kimlik bağlamında Türk milliyetçiliği resmi ideoloji olarak benimsenmişti. Ziya Gökalp’in milliyetçilik anlayışının bunda etkisi çoktur.25 Tek parti ve millî Şef İnönü döneminde (1923-45/50) Kemalizm nitelemelesiyle resmî ideolojiye dönüştürülmeye çalışılmıştır. Bu nitemele Atatürkçülük olarak 1980 sonrası Türkiye’sinde yeniden tanımlanmıştır. Buradaki hareket noktası Nutuk’taki Milliyetçilik (CHP’nin 2. Oku) kültürel ve mekânsal/Anadolu milliyetçiliktir, yani mevcut sınırlar içinde millî aidiyeti tanımlar.26 Çünkü 1789 Fransız ihtilali sonrasında değişen yeni dünya paradigmasında ulusçuluk ve laiklik temel alınmış, Türkiye Cumhuriyetini kuran elit kesim de dâhil o zamana kadar bütün aydınlar, bürokratlar devlet nasıl kurtulur sorusunun cevabını aramışlardır. Son dönem modernleşme projelerini bağlamında gelinen noktada bir “Türk Milleti” oluşturmanın gerekliliğini görmüşlerdir. Dolayısıyla 1920 yılların başında ortak bir platformda buluşan resmi Anadoluculuk (Kemalist) söylem, modernist bir radikalizme, Anadolucu milliyetçilik zaman içinde gelenekçiliğe ve muhafazakârlığa evrildi.27

Bununla birlikte Topçu, önemli bir millet mistiği olarak gördüğü kayınpederi de olan Hüseyin Avni Ulaş’ın Birinci Meclis’in İkinci Grubu gibi cumhuriyetin ve bunun fikri temellerinin sahiplenicisi olmuştur. Bu anlamda ilk meclisin vekilleri Mustafa Kemal Paşa’nın zekâsının gücüne dayanan “otoritesini”, Hüseyin Avni’nin ise “kalplerde oluşturduğu saltanatını” hissediyordu, der. Fakat hem radikal modernleşmeye hem de materyalist dindar dediği bazı muhafazakâr kesimlere yöneltiği eleştirilerden dolayı Cumhuriyet’in mağduru da olmuştur. Şehsuvaroğlu’nun ifadesiyle, Topçu “Cumhuriyetin bir kenarda kalmış ayağıdır.”28

Yeni kurulan devlet eliti « misak-ı milli » diyerek bu yapının merkezini, Anadolu’yu vatan kılarak, fiziki ve siyasi sınırları olarak belirleyerek Anadolu’yu Türk milli kimliğinin merkezine yerleştirecekti. Velhasıl ister Kemalizm, ister Atatürkçülük olarak evrilsin kuruluşun temel fikri, Anadoluculuk olup, Türk kimliğinin Osmanlı yorumundan Anadolu yorumuna geçişi süreci, Cumhuriyetin ilanı sonrasında gerçekleşecek yeni kimliğin en belirleyici öğesi olarak işlenmiştir. Böylelikle I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlıcılık, İslâmcılık ve Turancılığa yöneltilen eleştirelere de karşılık verildiği düşünüldü.29

Bu kimlik tasavvurunun oluşumunda tam bu nokta; yani Türk tarihine mi, yoksa Batı/Grek tarihine mi öncelik verilecek cevabı, Mavi Anadoluculuk ile Muhafazakâr Anadoluculuk farkını belirleyecektir.Çünkü bunun farkına varılması durumunda, Muhafazakâr Anadoluculuk tasavvurunun Anadolu’yu İslâmsızlaştırma amacıyla modernleşme ile batılılaşmayı özdeşleştiren, taklitten öte gidemeyen jakopen resmi seküler yapıya dönüştürülmesine, Mavi Anadoluculuk da, İslâmsızlaştırmada ortak ama tepeden inmeci batılılaşma ile modernleşmenin risklerini gidermek isteyen iki farklı Anadoluculuk tasavvuru olarak ortaya çıkar. Her ikisinin de kaygısı « toplum, devlet tarafından biçimlendirilerek, ‘millet’leştirilmesinin ortaya çıkaracağı sorunlardır. Çünkü bu jakoben tavır da, millet, devletin ve onu yöneten kadroların tasavvurlarına göre nitelikler kazanacaktır. 30

2.2. Mavi Anadoluculuk


İslâmlaşsızlaştırma da aynı ama Türklük tasavvurundaki sıkıntıları gören ve İyonya ve Akdeniz kültürü merkezli okumalarla Anadolu merkezli seküler bir kimlik inşası çabasında olan öğretiye Mavi Anadoluculuk denilir. “Yahya Kemal’den başlayan Nev-Yunanilik düşüncesinin, Anadolu’da yeni bir Rönesans ve hümanizma anlayışı bağlamında milli söylemi tarihsel süreklilik içinde kurma girişimini farklı bir bağlama taşıyarak Anadolu’nun eski tarihine gönderme yapmasında temel argüman haline geldiği görülecek olan Halikarnas Balıkçısı’nın yeni yaklaşımı Mavi Anadolucu çizginin temel referans noktasını oluşturacaktır.”31

1940’lar ve 1950’lerde ortaya çıkan Mavi Anadoluculuk akımına göre de Batılılaşma ile modernleşmek aynı anlama gelir, ama radikal batılılaşmaya ciddi eleştirileri vardır. Batı medeniyetinin kaynağı Batı Anadolu’daki ve Orta Asya’daki kültürdür, öze dönüş buralardan hareketle yapılmalıdır. Özellikle Sabahattin Eyüboğlu, Halikarnas Balıkçısı, Melih Cevdet Anday, Azra Erhat gibi isimlerden oluşan Mavi Anadolucular için Batıda Antik Felsefe’nin doğduğu İyonya olmak üzere Anadolu tüm medeniyetlerin beşiği olup medeniyetler buradan doğmuş ve yükselmiştir. Bunlara göre yeni kimlik inşasında İslâmi unsurlara değil, Anadolu sembollerine ağırlık verilmelidir. Diğer bir ifadayle “Anadolu uygarlıklarına ırk temeli dışında kültür ve medeniyet ortaklığı noktasından baktığı ve bu uygarlığı bütünüyle benimseyen bir Türk kimliği profili çizdiği görülmektedir.” 32

 “Mavi-Anadolucuların milli kimlik tanımlarında, evrensel modernite ve hümanizm değerlerini kabul etmeleriyle birlikte bu değerleri Anadolu’ya özgü yerel/folklorik unsurlarla birleştirerek formüle ettikleri görülmüştür. Bu formül de modern Türk kimliğini, hümanizmin gerçek kaynağı olarak gördükleri Anadolu hümanizmine bağlı olarak tanımlarken; bu kimliğin Türk Rönesansı ile gerçekleştirilebileceğini savunmaktadır. Bu bağlamda tez, Yahya Kemal, Yakup Kadri, Ahmet Hamdi Tanpınar, Hilmi Ziya Ülken, Hasan Ali Yücel gibi isimlerin milli kimliğe yaklaşımlarının Mavi-Anadoluculuk düşüncesinin düşünsel temelleri olarak belirdiğini; bu entelektüel arkaplan üzerinden hareketle Mavi Anadolucuların Anadolu’ya özgü bir kimliğin yaratılabileceğini iddia etmektedir”. Bu açıdan Mavi Anadolu milliyetçiliği, herşeyden önce ‘bilinç’e bir şekil veren, dünyayı anlamlandırmayı sağlayan bir söylem; böylece de kolektif kimlikleri belirleyen, günlük konuşmaları, davranış ve tutumları yönlendiren bir algılama biçimi iddiasıyla ortaya çıkar. 33 Buna Türk Hümanizmi ve/ya ilk yol ve yöntem ile örtüştüğü yerlerin fazlalığından dolayı Mavi Kemalizm de denilir. 34

2.3. Türkçü (veya Etnik) Anadoluculuk


İslâm’ı bir ara figür olarak düşünenler ya da salt Turancılığa indirgeyenler; bunlara da Anadolucu denilir. Yeni bir tarz milliyetçilik savunulur, ilim, kalkınma ile birlikte maneviyatı da önceler. Bu anlamda ilk Anadoluculuk hareketi 1923-1925 arasında Mükrimin Halil Yinanç ve ekibinin çıkardığı Anadolu dergisi etrafında oluşmuştur. Türkçü veya Etnik Anadoluculuk olarak adlandırılan kesim Anadolu’yu dünyaya değil “öze” ve “yerel olana” açılan bir kap olarak görür. Türkçü Anadoluculuğun fikir önderlerinden Remzi Oğuz Arık’a göre milliyetçilik idealinin ağırlık merkezi olarak vatan kavramının kabul edilmesi bir “realite”dir.

Bu realiteyi oluşturanlar Türk kütlesi ve Türkmen kütlesidir. Bu “esas kütle” memleketin dil, nüfus, toprak, sınır, siyaset, eğitim, ekonomi, sağlık gibi bütün devlet çalışalarının temel unsurladır. Ruh dünyamızın büyülerinden bir “millet mistiği” olan Remzi Oğuz Arık’ın35 Coğrafya’dan Vatana adlı eserinde belirtilen “realist milliyetçilik” savunulur. Topçu’ya göre, bu görüş, birisi vatan gibi maddi, diğeri de din gibi ruhi/manevi iki kuvvete bağlı olup, İstiklâl savaşından güç alır. Çünkü bu savaş ve milli uyanış, “kemiyete karşı keyfiyetin, mekanizme karşı yaratıcı hamlenin zaferidir.” Toprak parçasının kendi başına bir değeri yoktur, onun yurt/vatan kılınması önemlidir. 36 Bunu oluşturanlarda Türk/men/lerdir. Bu kurucu ve “esas kütle” memleketin dil, nüfus, toprak, sınır, siyaset, eğitim, ekonomi, sağlık gibi bütün devlet çalışmalarının bel belkemiğini meydana getirir. Bu noktada Türkiye’de 2000’li yıllarda sol ideolojiye daha yakın tanımlanan ve sağ milliyetçilikten ayırt eden Ulusalcılık tasavvuru da ortaya çıkmıştır. 37

Bunlara göre Atatürk’ün öngördüğü tam bağımsızlık, millî sanayinin gelişmesi, dışa bağımlılıktan kurtulma gibi hedefler terk edilmiş, devletin temel kuruluş ilkelerinden sapılmıştır. Ülkeyi etnik unsurlara ayrıştırmanın, ülkenin “mozaik” olduğunu söylemenin, Atatürk’ün ilkelerine ters düştüğünü, bunun emperyalizmin ülkeyi bölmek için uyguladığı bir oyun olduğunu savunurlar. Bu anlamda farklı olduklarını savundukları Milliyetçi Hareket Partisi söylemine yaklaşırlar. “Tek devlet, tek bayrak ve tek dil” fikrini desteklemesiyle Kemalist ideoloji ile örtüşür. Bu sağ ve sol ulusalcı yapıların aynı kaygılarla hareket ederek ülkeyi etnik yapılara bölmekle suçladıkları AK Parti ve kurucu lideri Erdoğan’ın da son zamanlarda aynı sloganı sürekli kullanması38 siyasetteki dönüşümü ve/ya kuruluş felsefesindeki temel kodların yeniden nasıl nüksettiğini hususunun ayrıntılı analizi yapılabilir.

2.4. Muhafazakâr Anadoluculuk


Bu, Atayurt’tan getirdiğimiz Hanefi-Maturidi geleneğini ve bunun Anadolu insanına yaşatma tarzı olan Yesevi Kültürünü yeniden okuyarak bir sosyo-politik simge haline getirmeye çalışan Ali Fuad Başgil, Mümtaz Turhan, Nureddin Topçu gibi âlimlerin oluşturduğu akımdır. Özellikle Hareket dergisi (1939-49) etrafında geliştirilen fikirlere Hüseyin Avni Ulaş ve Nurettin Topçu öncülük etmiştir. Anadolucuk fikri, zaten reel politik gereği İstiklâl savaşı sıranda teşekkül etmeye başlamıştı. Anadoluculu bir milliyetçiliği savunan Dergâh hareketi bu anlamda Misak-ı millinin kabul edilmesiyle sınırları belirli bir vatan anlayışını savunması açısından önemlidir.39

Mekân’ın yani Anadolu’nun manevi gücüne vurgu yaparak mekânın ırkı millete dönüştürmesi üzerinde durmuşlardır. Anadoluculukta “vatan” fiziksel olduğu kadar ahlaki değerler sisteminin sınırlarını da çizmektedir. Kalbin mistik fatihleri de denilen güzel insanlar tarafından bu değerler, dinî ve kutsal bir mekânı vatanlaştırmıştır. Bunlar Topçu’nun rol modelleridir. Burada “mistik” teriminin Bergson ile felsefi temellendirilmesini yapıldığını, felsefenin mistik deneyim karşısında diz çöktüğünü belirtmesi önemlidir. Aslında Topçu’ya göre “Din esas itibarıyla mistiktir. İlahi varlığa duyularla ve akılla ulaşılamayacağını, ancak kalp ve irade yolu ile ulaşılacağını kabul eder.”40

“Malazgirt ile başlayan ve İstanbul’un alınmasıyla tekrarlanan fethin gayesi, milletimizi, ruhları sonsuzluğa kavuturucu bir kültüre sahip kılmaktı.”41 Aslında bu öğreti, resmi (Kemalizm)söylemine ciddi eleştiriler getiren ama aynı zamanda Türkçü/Turancı çizgiyle Mavi Anadolucuk arasında bir arayıştan oluşur. Bu millet “Asrın Rönesansını” kendisi oluşturmalıdır, bunun için de Avrupalılık hırsına ve hodgamlığına bürünmekten ve Turan fikrinden de uzak durulması gerekir. Türk Milliyetçiliği için rönesans yapmak böyle olur, der.42

Görüldüğü üzere, bütün arayışlar, ‘‘biz kimiz ve nereye aitiz’’ sorusuna cevap üretmeyi hedefler. Bu anlamda “son dönem Osmanlı aydınlarının çoğu bürokratik kökenli kişiler olup, düşünce ayrılıkları onları devletin bekası noktasında birleştirmiştir.”43 Bundan dolayı tarih, vatan, millet, medeniyet, kimlik gibi temel kavramları yeniden tanımlanmaya girişilir. Bu açıdan bu eğilimler artık bir arayış olmanın ötesine geçmiş, hareket ve ideoloji olarak da nitelendirilmiştir.44

2.5. Günümüz Türkiyesinde Milli Görüş ve İslâmcılık:


Bu, İslâmiyet’i politik bir araç olarak düşünen ve Arap dünyasıyla ortaklaşa projeler geliştirerek bir ümmet bilinci geliştirmeyi hedefleyen Millî Görüş geleneğidir.45 Bu bağlamda İslâm Ekonomik İşbirliği Teşkilatı; İslâm Dinarı; İslâm Askeri İşbirliği Teşkilatı kurulmasını (D-8, D-60, D-160) öneren bu akım 1969 yılında başını Necmettin Erbakan'ın çektiği Bağımsızlar Hareketi ile başlamıştır. Millî Nizam Partisi ile partileşen bir siyasal akım, Türkiye'nin kendi insan ve ekonomik gücü ile kalkınabileceğini, öz değerlerini koruyarak, arkasına tarihinin verdiği kuvveti alarak daha hızlı adımlarla yürüyebileceğini savunmasından dolayı “Milli” bir duyarlılık olarak ortaya çıkar. Buradaki millilik için de İslâm Birliği için bu yapıların gerekli olduğunu belirtirler.

Partileri 1974-1978 tarihleri arasında küçük ortak olarak 4 kere, 1996-1997 döneminde ise büyük ortak olarak beşinci kere hükûmette yer aldı. 28 Şubat post modern darbe Millî Selamet Partisi ve doğru Yol Partisi tarafından oluşturulan iktidarı devrildi. Ardından aynı gelenek, Refah Partisi ve Fazilet Partilerini kurdular. Halen Saadet Partisi ile siyasal mücadelesini veren Milli Görüş’ün temel kavramlarından birisi de “Adil Düzen”dir.

Yenilikçi kanat adıyla Bülent Arınç, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan gibi isimler bu gelenekten ayrılarak, gömlek değiştirdiklerini söyleyip, Adalet ve Kalkınma Partisini kurdular. Muhafazakâr demokrasi kavramıyla, Avrupa Birliği projesini önceleyerek daha demokrat ve müreffeh bir Türkiye için ortaya çıktılar. 28 Şubat 1997 darbesinin travmalarının etkisiyle 2002 de başlayan iktidar serüvenleri üç dönemdir devam etmektedir. 2014 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla AK Parti yeni bir evrilme geçirerek Başkanlık sistemini istedi. Yeni Bir Türkiye’nin ancak böyle kurulabileceğini belirttiler. Başbakan Ahmet Davudoğlu döneminde “Stratejik Derinlik” adı altında Yeni Osmanlıcı bir çizgiyle bölgesel bir güç olmayı hedeflediler.

2.5.1. İslamcı Milli Görüş Çizginin Evrimi

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve seçtiği sosyal demokrat ve laik devlet yapısının temelleri 1908 tarihi itibariyle atılmıştı. 1. Dünya savaşı sonrasında kurucu elit Anadolu’yu vatan olarak benimsedi; modernleşme ile batılılaşmayı özdeş gören kültürel dönüşümlerle ve kurumsal reformlarla sivil anlamda da bir „anayurt“ oluşturmak istedi. Kitle duygularını ve kolektif değerlere prim vermeyen, yeni bir değerler demeti etrafında oluşan bir zihniyet devrimini önceledi.46 Bu nedenle de İstiklâl Savaşı sırasında kullandığı dinsel temaları ulus-devletin kuruluşu sonrasında aşama aşama terk ederek resmi bir milliyetçi söylem oluşturdu.

Yukarıda bahsettiğimiz arayışlardan ve bazılarının Kemalizm dediği tanımlardan birisi bu resmi söylem de dahil olmak üzere ümmetcilik/İslâmcılık hariç diğer arayışların hepsinin ortak paydası Anadolu jeo-kültürel yapısını yeniden okumak üzerine kuruludur. Fakat 26.Ağustos 2017 tarihi bu anlamda bir değişim ve dönüşümü işaret edebilir. Çünkü artık Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde „geçmişini bilemeyen geleceğini bilemez“ sloğanıyla Malazgirt zaferinin devlet töreniyle kutlanacağı açıklandı.47

Bu tarihsel değişim ve dönüşüm açısından oldukça önemli bir aşamayı göstermektedir. Çünkü 26 Ağustos 1071/1922 Türk tarihi açısından son derece önemli, ilkinde Sultan Alparslan Malazgirt Zaferi’ni kazandı ve Anatolia bir “Türkeli” oldu. İkincisinde Gazi Mustafa Kemal önderliğindeki Türk Ordusu Dumlupınar’da Büyük Taarruz’u başlattı. 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve/ya Sakarya Meydan Muharebesi denilen zafer kazanıldı. Bu iki zafer Türk devlet geleneğindeki sürekliliği ve kurmay aklının sonucudur, ilkiyle Anadolu yurt kılınmış, ikincisiyle bin yıl sonra emperyalist güçlerin işgal denemeleri geri püskürtülmüş ve yeni bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılmıştır. 48
Bize göre İslamcı ve ümmetçi bakış açısına sahip olanların kaçırdığı nokta 20. Yüzyıldan itibaren Sünni dünyada hızlı bir değişim ve itikadi farklılaşmanın gerçekleşmesiydi. Artık Ortadoğu Osmanlı’nın bıraktığı eski coğrafya değildi. Dini alan hızla Körfezdeki Selefilik ile İran’dan esen Şiilik rüzgârına terk edilmişti. İtikadın Müslüman bireyin hayatındaki belirleyici rolünü ve dinin hegemonik bir güç aracı olduğunu keşfeden Batılı devletler, aslında Selefiliğin Ehl- i Sünnetin yerini almasıyla hem bölgeyi sürekli istikrarsızlığa sürüklemiş ve İslâmfobia’yı güçlendirmişlerdir.

Şiilik ve Selefilik arasındaki rekabet ateşi alevlendikçe, kazanan hep Batı dünyası kaybeden ise hep Müslüman halklar olmuştur. Nitekim gelinen noktada Irak, Sünni ve Şii diye mezhebi ayırıma ve etnik olarak da Kürt Devleti diye üçe ayrılmak üzeredir. Türkiye Genel Kurmay başkanını İran’a giderek 25 Eylül 2017 tarihinde yapılan (sözde) refarundumla iyice alevlenen bu sorunu bölge ülkeleri açısından değerlendiren toplantılar yapmaktaydı. Ardından Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan Tahran’a geçerek görüşmeler yapmaya başladı.49 Suriye’de de Nusayrilik bir ayrı devletçik, etnik ve diğer mezheplere göre üç ayrı yapılanmaya gitmektedir. Velhasıl Türkiye’nin güneyinde ya tek ya da iki Kürt Devleti, Suudi Arabistan’ın yeni versiyonu bir Selefi yapılanma ve onunla mücadele üzerine kurulan Şii bir yapılanma daha olacak gibidir. İslâmcılık/ümmetçilik adına ulus devlet miadını doldurdu diyenler, yeni ulus ve mezhep merkezli uluscuk/kabilevi devletlerle karşılaşma risklerine karşı eski söylemlerinin artık geçersiz kaldığının bilincinde olmalıdır.

3.Milliyetçi ve Muhafzakar Anadoluculuk: Nesep/ırk ve Sebep/Din Birlikteliğiyle Sağlanan Aidiyet

Üç Tarz-ı Siyaset’in tıkanma noktalarını gidermeye çalışan ve teorik temelleri, Ali Fuad Başgil, Hilmi Ziya Ülken, Erol Güngör, Mümtaz Turhan, Peyami Safa, Remzi Oğuz Arık ve Nureddin Topçu gibi yerli/milli düşünürlerimiz tarafından atıldığını belirtmiştik. Hem Anadolu’nun milli ve dinî birikimine, hem de insanlığın evrensel felsefi birikimine sahip olarak, Anadolu’nun değerlerini yeniden üretmeyi öncelerler. İbn Haldun’dan hareketle temellendirecek olursam, bu seçkin zekâlar, bir toplumun ve devletinin ontolojik ve fiziksel; yani Nesep/soy unsuru ile birlikte aidiyet, inanç ve ruhun nasıl oluştuğunu gösteren epistemik özellikleri ifade eden sebep unsurunu bir arada bulundurmaya azami dikkat ederler.

Bu noktada Sebep (İslam) ile Nesep (Türklük/milliyetçilik) birlikteliğinin en iyi örneklerinden biri Anadoluculuk ekolü içinde yer alan başbakanlıkta yapmış olan M. Şemsettin Günaltay’dır. Maziden Atiye adlı kitabında Türk (nesep) ile İslam (sebep) ilişkisi üzerinde durup, Türklerin İslam tarihindeki üstün konumlarını inceliyordu. Ona göre, Anadolu Türk’ünün uyanışının başarıya ulaşabilmesi için milli bir İslami ruhun tarihsel ve toplumsal bozulmaların giderilmesinde etken olması şarttır. Kuruluş felsefesinin geliştirilmesinde önemli yeri olan Günaltay’ın dediği milli bir İslami ruh günümüzde hala en çok ihtiyaç duyduğumuz olgudur. Yeni devletin adını aldığı coğrafi mekân (Türkiye) merkez alınarak, kuruluşundaki ruhun yeniden üretilmesini amaçlayan okuma 1906/8 yılında ciddi olarak yapıldı. Tarihsizliğin ciddi bir meziyet olarak görüldüğü bu dönemde, bunun bilinmemesini eleştiren Şükrü Hanioğlu’nun tespitiyle, 1906 yılında, başını Dr. Abdullah Cevdet Bey’in çektiği bir grup Osmanlı entelektüeli “Osmanlı” üst kimliğinin değiştirilmesi gerekliliği tezi ile ortaya çıkmışlardır. “Osmanlı” üst kimliği yerine alternatif olarak “Türk” ve “Türkiyeci/Türkiyeli” kavramları teklif edilmiş, daha da mühimi, bunların birbirinden farklı olmadıkları vurgulanmıştır. 50

Bu milli ve dinî değerlerin Yeni Devletin kurulma aşamasından beri berabere olduğunu söylemek demektir. Nitekim Kuvayı Milliye’nin en coşkulu döneminde çıkmaya başlayan Dergâh dergisi etrafında birleşen aydınların, bağlı bulundukları felsefi ekoller, etkileri ne denli farklı olursa olsun; iki temel unsur etrafında birleşiyorlardı: Reel politikaya aykırı sonuçlar doğuracağını düşündükleri Gökalpçı bir Büyük Türkçülüğe/Turancılığa karşı olmak; İstiklal Savaşı cephesinde birleşen Anadolu merkezli dinî ve felsefi bir milliyetçilik tasavvuru geliştirmek. Dolayısıyla Anadoluculuk, Türk milleti ile Anadolu coğrafyası arasında birbirini etkileme ve tamamlama derecesinde bir bağ kurmaktadır. Bu bağlamda Büyük Türkçülüğe tepki olarak Küçük Türkcülük ve “Türkiyecilik”, Memleketcilik diye de anılır. 51 Bu anlamda Anadoluculuk, ulus devlet inşa sürecinin başlangıcında, kolektif kimlik çalışmalarının yoğun olduğu bir dönemde, üst kimlik olarak belirlenen “Türk” kavramını Anadolu’da yaşama ve Müslüman olmakla özdeşleştirmeye çalışan fikri bir akım olup, bu anlamda Turancılığa adeta bir cevap nitelindedir. Anadoluculuk; Turancılık ve Büyük Türkçülüğe tepki olarak Küçük Türkçülük ve “Türkiyecilik”, Memleketçilik diye de anılır.

3.1. Türk Ocağı’nda Büyük Türkçülük/Turancılık ve Küçük Türkçülük/Türkiyecilik Ayrışması


Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi söylemi Nutuk’ta Gazi Mustafa Kemal tarafından net bir şekilde kültürel ve mekânsal bir Anadolu milliyetçilik olup, mevcut sınırlar içinde millî aidiyeti tanımlar. Bu milliyetçilik tasavvuru CHP’nin simgesi olan altı oktan ikincisi budur. Muhafazakâr, milliyetçi Anadoluculuk tasavvuru ise gayr-i resmi ve muhalif bir öğreti olup, resmi ve diğer milliyetçi/Anadolucu ve Turancı öğretilerden ayrışmasının tarihi Cumhuriyet’in ilk dönemlerine uzanır.

Türk Ocağı’nın savaşlar nedeniyle yapılamayan kongresi kuruluştan yaklaşık altı yıl sonra 14 Haziran 1918’de toplanmıştır. Halide Edip, Ahmet Ferit, Ziya Gökalp, Doktor Sabri, Şükrü Eflatun, Doktor Hasan Ferit, Doktor Selahattin, Doktor Tevfik Remzi, Mehmet Emin, Sadullah Bey, Nüzhet Sabit ve Hüsnü Hamid’in asil üye, Doktor Cemil Şerif’in yedek üye olduğu olduğu Nizamnâme Encümeni oluşturulmuştur. 28 Haziran 1918’de yapılan ikinci toplantıdan önce gerekli tadilat yapılmıştır.

14/6/1918 tarihli Türk Ocağı Kongresinde “Ocağın maksadı Türklerin harsî birliğine ve medenî kemaline çalışmaktır. Ocağın faaliyet sahası bilhassa Türkiye’dir” şeklindeki ikinci madde önerisi Büyük Türkçülük, Turancılık ve Küçük Türkçülük, Türkiyecilik müzaeriyle geçmiştir. “Bilhassa Türkiye” kaydının kaldırılmasına ilişkin önerge oylanarak, oy çokluğuyla kabul edilmiştir. Encümen üyesi olan Doktor Şükrü Eflatun, Hüseyin Abbas ve Hamdullah Suphi “ ‘bilhassa Türkiye’ kaydının nizamnâmeye geçmesi[nin] doğru olmadığını, hakikaten en ziyade muhtacı muavenet olan Anadolu’dan işe başlamak lâzım geldiğini tasdik etmekle beraber kaydı nizamnâmeye vaz’ı ile Türkçülük faaliyeti garip iki vaziyete irca edilmiş olacağını ve binnetice, bizden ancak ve ancak manevî yardım isteyen uzaktaki Türk kardeşlerimizin muğber olmaları ihtimal dahilinde bulunduğunu” bu nedenle “bilhassa Türkiye” kaydının gereksiz olduğunu ifade etmişlerdir. Başta Hamdullah Suphi olmak üzere pek çok üye, “ancak ve ancak manevi yardım” vurgusuna rağmen, gerçekte tahayyül edilen büyük vatanın sınırlarının daraltılmasına itiraz etmişlerdir. Encümenin tadil tasarılarını savunmakla görevlendirdiği Nüzhet Sabit ise “Anadolu Türkleri bütün Türk âlemine nazaran daha bedbaht, daha muhtac-ı muavenet bir haldedir. Hâlbuki Anadolu için çalışırken aynı zamanda hariç için de çalışmaya kuvvet ve kudretimiz, istitaatimiz müsait değildir. Büyük Turan hayalini ümitlerle karşılamakla beraber faaliyetimizin evvelemirde sırf Türkiye’ye hasredilmesi daha muvafık olacağından encümen bu kaydı oraya vaz’a lüzum görmüştür” şeklinde önerilerini savunmuştur. Tartışmalardan sonra Mahmut Nedim’in verdiği “bilhassa Türkiye” kaydının kaldırılmasına ilişkin önerge oylanarak, oy çokluğuyla kabul edilmiştir. Bunun üzerine Halide Edip söz alarak, “Umûmî Turan”ın bir ideal olduğunu, faal hayatın ancak Anadolu’da olabileceğini, büyük hayaller peşinde koşan diğer düşüncelerin sadece kuramsal alanda kalacağını belirtmiştir. 52 Ardından Bu müzakereler yazılarla kamuoyuna taşınır: Halide Edip (Adıvar) 30/6/1918 tarihli Vakit gazetesinde “Evimize Bakalım: Türkçülüğün Faaliyet Sahası” yazısıyla müzakere başladı. Ziya Gökalp, 4/7/1918 tarihli Yeni Mecmua’ da “Türkçülük-Türkiyecilik” yazısını kaleme aldı. Ona göre, Türkiyeli tabiiyeti belirlerken, Türk terimi ise “hars”ı ortaya koymaktadır. İkisi arasındaki ortak ve farklı noktaları açıklar. “Vatancılık” da denilen “Türkiyecilik”, “katiyyen ihmali caiz olmayan mübrem bir vazifedir, der. Köprülüzade Mehmet Fuat 16/7/1918 tarihinde “Türkçülüğün Gayeleri, adlı yazıyla Halide Edib’i eleştirir ve Gökalp’in yanında durur. ” “Akdeniz’den Çin’e, Sibirya’ya kadar geniş bir alanda bir Türk milleti vardır. Dağınık kütleler arasında “harsî bir vahdet teminine çalışan” Türkçüleri, “siyasî hudutların bir milleti parçalamayacağına kâni oldukları için, hangi tâbiyette olursa olsun Türkler arasında bir fark görmezler; ve kendilerini filan siyasî saha dâhilindeki bir cüzün değil, bütün Türk milletinin bir ferdi olarak görürler.” Mehmet Fuat, Halide Edip’i eleştirerek “faaliyetimizi yalnız kendi hudutlarımız dahiline hasrederek hudutlarımız haricindeki milletdaşlarımızı hiç düşünmemek” fikrinin “Osmanlılar”ca uzun zamandan beri savunulduğunu söyler. Oysa, Türkçülük bu düşüncenin karşıtı bir hareket olarak doğmuştur.”53

Ahmet Ağaoğlu 19/8/1918 tarihli Tercüman-ı Hakikat Gazetesinde “Türkçülük ve Türkiyecilik” isimli yazıları kaleme aldı. Ağaoğlu, burada Halide Edip’in bir zamanlar Turancı olduğunu söyledi. Halide Edip 23/8/2016 tarihli Vakit Gazetesinde “Türkiyecilik Yoktur” yazısıyla buna cevap verdi. Türkçülük ve Turancılıktan vazgeçmediğini hedefine farklı sokaklardan gitmeye çalıştığını belirtti. 54

Bu bilgilerden hareketle Anadoluculuk, halen Türk siyasal hayatının derin akıntıları olarak her siyasal partide kendini hissettiren Üç Tarz-ı Siyaset (Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülük) ile ayrı ayrı akrabalığından bahsedilebilecek, bu akımların sentezi veya antitezi niteliğini taşıdığı iddia edilen bir akım olduğu açıktır. 55 Bu normaldir, zira Üç Tarz-ı Siyaseti eleştiren yapısıyla toprak esasına dayanan Batı tipi milliyetçiliğin bir örneğidir. Türkiyecilik, Anadolu Türkleri Milliyetçiliği, Memleketçilik de denilen Anadoluculuk öğretisinin 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde yeni bir başlangıç, yeni bir çözüm önerisi konumunda olduğu söylenebilir. Çünkü burada;

1.Kolektif bir isim olarak Anadolu Türkü’nün belirlenmesi;
2. Ortak bir soy miti olarak Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden ve bu coğrafyayı Türklüğün İslamlaştığına duyulan inanç,
3.Ortak zafer olarak 1071 Malazgirt,
4.Ortak acı ve paylaşılan tarihi anlar olarak ezilen ve mağdur olan Anadolu öncelenir.56

------

-----
2 Mevlüt Uyanık, “Küreselleşme Olgusu ve İpek Yolu Medeniyetinin Yeniden Dirilişi”,Oş Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı. 18-19 (2013) s.104-131

3 Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası, Hareket yayınları, İstanbul.1970, s.54

4 Nurettin Topçu (1909-1975) Erzurum’lu bir ailenin çocuğu olarak İstanbul'da doğdu. Bezmialem Valide Sultan Mektebi ve Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi'nden sonra tahsilini Vefa İdadisi'nde sürdürdü. İstanbul Lisesi'nden mezun oldu (1928). Aynı yıl Avrupa'da tahsil için açılan imtihanlara girdi ve kazanarak Fransa’ya gitti. Fransa'daki tahsiline Bordo Lisesi’nde başladı ve buradan psikoloji sertifikası aldı. Görüşlerinden hayli etkileneceği mistik Maurice Blondel'le bu sırada tanıştı. Sosyoloji Cemiyeti’ne üye oldu ve ilk yazı denemelerini oraya gönderdi. 1930'da Strazburg'a geçti. Üniversite tahsiline başladı; Ruhiyat ve Bediyyat, Genel Felsefe ve Mantık, Muasır Sanat Tarihi, İçtimaiyat ve Ahlak, ilk zaman Sanat ve Arkeoloji dersleri aldı. O yıllarda Paris'te olan Remzi Oğuz Arık ve Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ile dostluklar kurdu. Tasavvuf Tarihi araştırmalarıyla tanınan Luis Massignon'la tanıştı. Blondel ve Bergson’dan sonra tanıdığı 3. mistiktir. Adnan Adıvar'ın Türkiye'ye dönüşünden sonra Massignon'a Türkçe dersleri verdi. Conformisme et revolte başlıklı doktora tezini hazırladı ve Sorbonne Üniversitesi'nde savundu (1934). Aynı yıl Türkiye'ye döndü. Galatasaray Lisesi'nde Felsefe öğretmeni olarak göreve başladı. Lise Müdürü Behçet Bey'in bazı öğrencilerinin geçirilmesi için yaptığı teklifleri yerine getirmediği için İzmir'e tayin edildi. Tekparti yönetimini tenkit eden "Çalgıcılar" yazısı yüzünden Denizli'ye sürgün edildi. Burada Said Nursi ile tanıştı ve Mahkemeleri’ni takip etti. Daha sonra tayini İstanbul Haydarpaşa Lisesine çıktı, bir müddet sonra vefa Lisesine geçti, uzun yıllar İstanbul Lisesi’nde çalıştı ve buradan emekli oldu (1974). Bu görevlerine ek olarak 27 Mayıs ihtilaline kadar Robert Kolej'de Tarih ve İstanbul İmam Hatip Okulu'nda Dinler Tarihi Dersleri verdi. "Bergson" adlı çalışmasıyla Doçent oldu ve İstanbul Edebiyat Fakultesi H. Z. Ülken'in kürsüsünde"eylemsiz Doçent" olarak bulundu, fakat kendisine kadro verilmedi ve Üniversite’ye alınmadı. Fikri faaliyetlerini Türk Kültür Ocağı, Türk Milliyetçiler Cemiyeti, Milliyetçiler Derneği ve Türkiye Milliyetçiler Derneği'nde sürdürdü. 1975 Nisanında hastalandı. Hastalığının teşhisinde güçlük çekildi. Pankreas kanserine yakalandığı ameliyatta belli oldu. 10 Temmuz 1975 tarihinde vefat etti. Fatih Camiinde kılınan namazdan sonra Topkapı'da Kozlu kabristanına defnedildi. Hayatı ve eserleri için bkz. İsmail Kara, “Nurettin Topçu Bibliyografisı I, Hece Dergisi, Nurettin Topçu Özel Sayısı, yıl.10, sayı:109, Ankara.2005, s.523-551. Fırat Mollaer, Liberal Muhafazakârlık Karşısında Nurettin Topçu, Dergâh yay. İstanbul.2016, s.117 vd. Ali Osman Gündoğan, Nurettin Topçu: Hayatı, s.1-3; http://aliosmangundogan.com/PDF/Makale/Ali-Osman-Gundogan-Nurettin-Topcu- Hayati.pdf?i=1 a.mlf, “Topçu ve Hareket Felsefesi, Hece Dergisi, Nurettin Topçu Özel Sayısı, yıl.10, sayı:109, Ankara.2005, s.16; Mustafa Kutlu, Suya Hasret (Nurettin Topçu İçin Bir Biyografi Denemesi) Hece Dergisi, Nurettin Topçu Özel Sayısı, yıl.10, sayı:109, Ankara.2005, s.8-14, Selim Somuncu, “Modernist İdeolojinin Karşısında Gelenekçi Bir Reformist: Nurettin Topçu”, Hece Dergisi, Nurettin Topçu Özel Sayısı, yıl.10, sayı:109, Ankara.2005, s.220. Topçu, “Millet Mistikleri”, s.107. Yusuf Turan Günaydın. Nurettin Topçu Bibliyografisı II:
Hakkında Yazılanlar, Hece Dergisi, Nurettin Topçu Özel Sayısı, yıl.10, sayı:109, Ankara.2005, s.552-560, Lütfi Şehsuvaroğlu, Türk Sosyalizmi ve Nurettin Topçu, Elips. Yay. Ankara. 2011, s.59-69

5 Nurettin Topçu, İslâm ve İnsan, Hareket yay. İstanbul.1969, s.5, Yarınki Türkiye, Yağmur yay. İstanbul.1961, s.12, “Millet Mistikleri”, (Bütün Eserleri 15) Dergâh yay. İstanbul.2001, s. 110
6 Mevlüt Uyanık, “Yeni Bir Türk-İslâm Medeniyeti Tasavvuru İçin Hoca Ahmed-i Yesevi ve Yönteminin Önemi” Diyanet İlmi Dergi, cilt.52, sayı:4, Aralık 2016;s.191-214; Selefi Zihniyet, Arap Baharı ve Türkiye, Araştırma yay. Ankara. Eylül. 2016, s.107-136; Milli Birlik Ve Toplumsal Barışın Tesisinde Din Ve Felsefenin Rolü -15 Temmuz 2016 Sonrasında Yeni Bir Din Dili Oluşturmanın Gerekliliği Üzerine Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Mâturîdîlik İncelemeleri Dergisi, c. 1, sayı. 1. 2017; http://estudamdergi.ogu.edu.tr/index.php/maturidilik/issue/viewIssue/22/101, 21/06/2017

7 Mevlüt Uyanık, Sivil İtaatsizlik ve Dini Değerler, Elis Yayınevi, Ankara 2010, s.21-75

8 Mevlüt Uyanık, “Türkiye’nin Son 15 Yılında Siyasal ve Sosyal Kimlik Teşekkülü Süreci Analizi: Muhafazakâr Demokrat; “Müslüman Demokrat” ve “Dindar Demokrat” Tasavvurları-Yeni Bir Din Oluşturmanın Gerekliliği- “HFSA ve İstanbul Barosu’nun düzenlediği Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar –VIII (15-18 Mayıs 2017, İstanbul) Sempozyumuna sunulan bildiri

9 Bedri Gencer, “Sünnîlik ile Haşhaşîlik arasında İslâmcılık

http://www.star.com.tr/acik-gorus/sunn-eelik-ile-hashas-eelik-arasinda-İslâmcilik-haber-1044534/ 18.07.2015 Hatlar ve saflar ayrılırken http://www.star.com.tr/acik-gorus/hatlar-ve-saflar-ayrilirken-haber-1045944/
25.07.2015. Mevlüt Uyanık, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Felsefesi Kemalizm ve İslâm Çatışmasıyla Açıklanabilir mi?” http://www.anahaberyorum.com/turkiye-cumhuriyetinin-kurulus-felsefesi-kemalizm-ve-İslâm- catismasiyla-aciklanabilir-mi-haberi-005.09.2015;

image

http://www.haberlotus.com/2015/08/31/turkiye-cumhuriyetinin-kurulus-felsefesi-kemalizm-ve-İslâm- catismasiyla-aciklanabilir-mi/#.Verb6yXtmko, Ağu 31, 2015

image

10 Mevlüt Uyanık, Bilginin İslâmileştirilmesi ve Çağdaş İslâm Düşüncesi (Doktora tezi) Ankara Okulu yayınları, Ankara.;214, s.13-71; Modern İslâm Düşüncesi’nin Teşekkül Devri: Modernist ve Gelenekselci Eğilimler Merkezli Bir İnceleme, Muhafazakâr, Düşünce Dergisi, yıl.12, sayı.47, Ocak-Nisan 2016, s.9-19,

11 “1925 yılında bir talimatname ile son şeklini alan Cumhurbaşkanlığı Forsu, cumhurbaşkanlığı makamını temsil eden en üst simgedir. Cumhurbaşkanının bulunduğu her yerde; bayrak direğinde, çalışma masasında, makam arabasında yer alan fors, 1922 yılından beri kullanılmaktadır. Bir güneş ve etrafında 16 yıldız olarak yer alan simgeye Cumhurbaşkanlığı Arması, bu armanın Türk bayrağının sol üst köşesine uyarlanmış haline Cumhurbaşkanlığı Forsu denir. Armada yer alan yıldızların sayısının 16 olması ve bunların tarihte kurulmuş olan Türk devletlerine işaret etmesi meselesi, Cumhuriyetin erken döneminde olmasa da 1960’lı yıllardan beri tarihçiler arasında tartışma konusu olmuştur. Forstan bağımsız olarak, 16 Türk devleti sayısının belirlenmesi çalışmaları, bir rivayete göre Atatürk zamanında bir heyet tarafından ele alındığı söylenmiştir.” Forsun şekli ve önemi, amblemdeki güneşin ve yıldızların bir anlamının olup olmadığı, varsa bu anlamlandırmanın ne zaman ve hangi saiklerle yapıldığı; bundan mütevellit 16 Türk devleti meselesinde yaşanan tartışmalar için bkz. Emrullah Öztürk, “Cumhurbaşkanlığı Forsu Ve 16 Türk Devleti Tartışması”. Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S. 57, Güz 2015, s. 79-99
12 Bunların Hegelci bir bakış açısı olduğu söylenebilir, Derida’dan hareketle, bunların olmayan bir şeyi varettiği ve insanı bir yurttaş şeklinde eleştiri de olabilir. Zeynep Direk, Çağdaş Felsefe II, AÜ. AÖF. Çağdaş Eskiheşir.2012, s.96

image

13 Cengiz Aktar, ‘‘Osmanlı Kozmopolitizminden Avrupa Kozmopolitizmine Giden Yolda Ulus Parantezi’’, Modern Türkiye’de Siyasal Düşünce IV: Milliyetçilik, Ed. Tanıl Bora, İstanbul, İletişim Yayınları, 2002, s.77- 78’den aktaran Emre YILDIRIM; Modern Cumhuriyetin Kimlik Arayışları: Kayıp Kimliğin Peşinde Mavi Anadoluculuk Hareketi; İÜ SBE, Basılmamış doktora tezi İstanbul, 2012; s.159

image

14 Mevlüt Uyanık, Üç Tarz-ı Siyaset: Bir Üst Kimlik Tasarımı Olarak Türkiyelilik, Metropol yayınevi, İstanbul. 2003. Metin Çınar, Anadoluculuk Hareketinin Gelişimi ve Anadolucular ile Cumhuriyet Halk Partisi Arasındaki İlişkiler (1943-1950) Ankara Üniv. SBE, Basılmamış Doktora Tezi. Ankara – 2007, s.5. Fırat Mollaer, Liberal Muhafazakârlık Karşısında Nurettin Topçu, Dergâh yay. İstanbul.2016, s.120. imageNurflen Gürova, Ahmet Demirel, Özen Ülgen, Sezgi Durgun, Yüksel Taşkın, İsmet Akça, Murat Koralıtürk, Edit: Ahmet Demirel, Süleyman Sözen: Türk Siyasi Hayatı, AÜ, AÖF, Eskişehir.2013, s.8-9, 121-122, Lütfi Şehsuvaroğlu, Türk Sosyalizmi ve Nurettin Topçu, Elips. Yay. Ankara. 2011, s.76, 117-118

15 “Müslümanlar üç karardan birini seçmelidirler: ya Allah’ın emrine ve Muhammed’in kanununa bağlı olarak, mülk ve hayatımıza önem vermeksizin, halâ elimizde bulunan eyaletleri sonuna kadar savunmalıyız; ya onları terkedip Anadolu’ya çekilmeliyiz; ya da sonuncu olarak –ki Allah bunu yasaklar- Kırım, Hindistan ve Kazan halklarının örneğini izleyip kölelik menziline inecegiz” Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Dogusu, 8. Baskı, (Çev. Metin Kıratlı), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara. 2001, s. 323 den alıntılıyan Çınar, Anadoluculuk Hareketinin Gelişimi, s.41
16 Lütfi Şehsuvaroğlu, Türk Sosyalizmi ve Nurettin Topçu, Elips. Yay. Ankara. 2011, s.97. Çınar, Anadoluculuk Hareketinin Gelişimi, s. 40. Tuğrul Korkmaz, Tipolojik ve Kuramsal Bağlamda Milliyetçilik ve Anadoluculuk, a kitap, Ankara.2016; Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, İstanbul. 1975

17 Demirel, Sözen, edit; Türk Siyasi Hayatı, s.122-123 Cemal Şakar, “Topçu’da Türk-İslâm Harikası Olarak Millet ve Milliyetçilik” Hece Dergisi, Nurettin Topçu Özel Sayısı, yıl.10, sayı:109, Ankara.2005, s.268-269; Lütfi Şehsuvaroğlu, Türk Sosyalizmi ve Nurettin Topçu, Elips. Yay. Ankara. 2011, s.79

18 Köksal Alver, “Anadoluculuk ve Nurettin Topçu” Hece Dergisi, Nurettin Topçu Özel Sayısı, yıl.10, sayı:109, Ankara.2005, s.258; Şakar, “Topçu’da Türk-İslâm Harikası Olarak Millet ve Milliyetçilik” Hece Dergisi, Nurettin Topçu Özel Sayısı, yıl.10, sayı:109, Ankara.2005, s.265-267

19 Metin Çınar, Anadoluculuk Hareketinin Gelişimi ve Anadolucular ile Cumhuriyet Halk Partisi Arasındaki İlişkiler (1943-1950) Ankara Üniv. SBE, Basılmamış Doktora Tezi. Ankara – 2007. Önsöz IV

20 Alver, Anadoluculuk ve Nurettin Topçu, Hece dergisi, s.262-263, Filiz Yenişehirli oğlu, Selçuk Mülayım, Bahadır Gülmez, Hayri Esmer, Billur Tekkök, Hüseyin Sabri Alanyalı, Elif Kök, Editör Bahadır Gülmez, Kültür Tarihi, AÜ, AÖF, Eskişehir.2013, s.12
21 Lütfi Şehsuvaroğlu, Türk Sosyalizmi ve Nurettin Topçu, Elips. Yay. Ankara. 2011, s.76, 97,117-118. Fırat Mollaer, Liberal Muhafazakârlık Karşısında Nurettin Topçu, Dergâh yay. İstanbul.2016, s. 86

22 Bkz. Ulaş Töre Sivrioğlu, “Tek Parti Döneminde Orta Asya Ve Sümer-Hitit Araştırmaları” Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi, Manisa.2012, s.III, VII; Emre YILDIRIM, Modern Cumhuriyetin Kimlik Arayışları: Kayıp Kimliğin Peşinde Mavi Anadoluculuk Hareketi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Anabilim Dalı Basılmamış Doktora Tezi İstanbul, 2012, s. 150 vd

23 Yıldırım, agt, s. 158

24 Çınar, Anadoluculuk Hareketinin Gelişimi, s.IV

25 Çınar, agt, s. 16 vd. Cemal Şakar, “Topçu’da Türk-İslâm Harikası Olarak Millet ve Milliyetçilik” Hece Dergisi, Nurettin Topçu Özel Sayısı, yıl.10, sayı:109, Ankara.2005, s. 266

26 Demirel, Sözen, edit; Türk Siyasi Hayatı, s.123-124

27 Şehsuvaroğlu, Türk Sosyalizmi, s.118-119. Mollaer, Liberal Muhafazakârlık Karşısında Nurettin Topçu, s.215. Çınar, Anadoluculuk Hareketinin Gelişimi, s. 2,5

28 Şehsuvaroğlu, Türk Sosyalizmi, s.146. Mollaer, Liberal Muhafazakârlık Karşısında Nurettin Topçu, s.133

29 Yıldırım, agt, s. 159-160
30 Bu yöndeki değişim izleri, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden, erken Cumhuriyet döneminde tek parti iktidarının kurulmasına dek uzanan ve aralarında benzerlikler bulunan iki dönemin ideolojisi bağlamında, devlet ve milli kimliğe bakış etrafında ayrıca çalışılabilir. Bkz. Yıldırım, agt, s. 144.

31 Yıldırım, agt, s.247-248; Nihat Piriçci, Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmak: Mavi Anadoluculuk, HÜSBE, Basılmamış Master Semineri. Çorum, 2015.

32 Yıldırım, agt, s.253

33 Yıldırım, agt, s.v-ıv, 11-12, 172 vd, 245 vd

34 Demirel, Sözen, edit; Türk Siyasi Hayatı, s.125;

35 Nurettin Topçu, “Millet Mistikleri”, (Bütün Eserleri 15) Dergâh yay. İstanbul.2001, s.68-79. Şehsuvaroğlu, Türk Sosyalizmi ve Nurettin Topçu, s.75. Mollaer, Liberal Muhafazakârlık Karşısında Nurettin Topçu, s.137-140

36 Nurettin Topçu, Felsefe, Mantık, Sosyoloji, İnkilap yayınevi. İstanbul.1952, s.79’den alıntılayan Sadettin Elibol, “Nurettin Topçu’nun Ders Kitabı Yazarlığı” Hece Dergisi, Nurettin Topçu Özel Sayısı, yıl.10, sayı:109, Ankara.2005, s.357, Alver, Anadoluculuk ve Nurettin Topçu, Hece dergisi, s. 260. Lütfi Şehsuvaroğlu, Türk Sosyalizmi ve Nurettin Topçu, Elips. Yay. Ankara. 2011, s.86

37 Demirel, Sözen, edit; Türk Siyasi Hayatı, s.125-126
38https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/70982/tek-millet-tek-bayrak-tek-vatan-tek-devlet-icin-evet.html

11.02.2017, https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/70982/tek-millet-tek-bayrak-tek-vatan-tek-devlet-icin-evet.html

image

image

11.02.2017, https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/49906/yenikapida-tek-bayrak-tek-millet-tek-vatan-tek-devlet- anlayisiyla-bulusacagiz.html 05/08/2016 Doğu Perinçek: ‘AKP ile Vatan Partisi aynı mevzide!’ AKP yönetimi Vatan Partisi'nin savunduğu mevziye geldi. http://haber.sol.org.tr/toplum/dogu-perincek-akp-yonetimi-vatan- partisinin-savundugu-mevziye-geldi-135360, http://www.telgrafhane.org/dogu-perincek-akp-ile-vatan-partisi- ayni-mevzide/ 7. Kasım.2015

39 Fırat Mollaer, Liberal Muhafazakârlık Karşısında Nurettin Topçu, Dergâh Yay. İstanbul.2016, s.86. Ali Osman Gündoğan, Nurettin Topçu: Hayatı, s.1-3; http://aliosmangundogan.com/PDF/Makale/Ali-Osman-Gundogan- Nurettin-Topcu-Hayati.pdf?i=1 a.mlf, “Topçu ve Hareket Felsefesi, Hece Dergisi, Nurettin Topçu Özel Sayısı, yıl.10, sayı:109, Ankara.2005, s.16; Selim Somuncu, “Modernist İdeolojinin Karşısında Gelenekçi Bir Reformist: Nurettin Topçu”, Hece Dergisi, Nurettin Topçu Özel Sayısı, yıl.10, sayı:109, Ankara.2005, s.220. Topçu, “Millet Mistikleri”, s.107. Şehsuvaroğlu, Türk Sosyalizmi, s.117-118

40 Topçu, “Bergson”, (Bütün Eserleri 8) Dergâh yay. İstanbul.2002, s.68, 127. Mollaer, Liberal Muhafazakârlık Karşısında Nurettin Topçu, s.124 vd

41 Nurettin Topçu, Büyük Fetih, İstanbul.1962, s.5-6; Yarınki Türkiye, s.12, “Bergson, (Bütün Eserleri 8) Dergâh yay. İstanbul.2002, s. 13. Nurflen Gürova, Ahmet Demirel, Özen Ülgen, Sezgi Durgun, Yüksel Taşkın, İsmet Akça, Murat Koralıtürk,
Edit: Ahmet Demirle, Süleyman Sözen: Türk Siyasi Hayatı, AÜ, AÖF, Eskişehir.2013, s.125; Barış Karacasu, “Mavi kemalizm: Türk Humanizmi ve Anadoluculuk”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, Kemalizm, İletişim yay. cilt. 12, İstanbul.2009

42 Topçu, Yarınki Türkiye, s.16-18

43 Fırat Mollaer, Liberal Muhafazakârlık Karşısında Nurettin Topçu, Dergâh yay. İstanbul.2016, s.83

44 Alver, “Anadoluculuk ve Nurettin Topçu”, s.258

45 Demirel, Sözen, age, s.129
46 Lütfi Şehsuvaroğlu, Türk Sosyalizmi ve Nurettin Topçu, Elips. Yay. Ankara. 2011, s.88

47 “Seferle mükellef olduklarını, zaferin Allah’a ait olduğunu belirten ve verdikleri mücadeleyi son nefeslerine kadar bu anlayışla sürdüreceklerini vurgulayarak, “Eğer ecdadımız başka türlü düşünseydi, Sultan Alparslan Malazgirt’te kendisininkinden 3-4 kat büyük bir ordunun karşısına çıkmaya cesaret edebilir miydi? Bu sene 26 Ağustos kutlamalarında inşallah Malazgirt'teyiz. Nasıl her yıl Çanakkale'ye gidiyorsak, bundan sonra her yıl Malazgirt'teyiz. Malazgirt Ovası'ndan inşallah sesleneceğiz. Eğer ecdadımızın ölçüsü belli olmasaydı, Sultan Fatih dünyanın en muhkem surlarının üzerine atını sürmeye cesaret edebilir miydi? Eğer tek mesele güç dengesi olsaydı, Çanakkale’de yedi düvele karşı nasıl meydan okuyabilirdik? Eğer sadece düşmanı ve arkasındaki güçleri hesap etseydik, en zayıf hâlimizle en zor zamanımızda İstiklâl Harbimizi verebilir miydik? “ https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/80155/bundan-sonra-her-26-agustosta-malazgirt-zaferini-anacagiz.html 12.08.2017.

48 Mevlüt Uyanık Malazgirt Ve Büyük Taaruz Zaferlerini Anadolu’nun Yurtlandırılması Ve Anadolu Rönesansı Bağlamında Okumak http://www.Haberlotus.Com/Malazgirt-Ve-Buyuk-Taarruz-Zaferlerini-Anadolunun-Yurtlandirilmasi-Ve-Anadolu-Ronesansi-Baglaminda-Okumak/#.Wz6dut5jydu Ağu 23, 2017 h http://www.Anahabergazete.Com/Malazgirt-Ve-Buyuk-Taarruz-Zaferlerini-Anadolunun-Yurtlandirilmasi-Ve- Anadolu-Ronesansi-Baglaminda 25/8/2017

49 https://www.sondakika.com/hulusi-akar/ 4 Ekim 2017. http://www.internethaber.com/hulusi-akar-iranda- konustu-iki-konuda-mutabakata-vardik-foto-galerisi-1811668.htm?page=6 4 Ekim 2017
50 Mevlüt Uyanık, Selefilik, Arap Baharı ve Türkiye, Ankara, 2016, s.228-238. A.mlf. Türk Ocağı’nda Anadoluculuk, Türkiyecilik, Memleketcilik Tartışmaları” http://www.Yaylahaber.Com/Turk-Ocaginda- Anadoluculuk-Turkiyecilik-Memleketcilik-Tartismalari-Makale,3165.Html 30 Ağustos 2017, http://Anahabergazete.Com/Turk-Ocaginda-Anadoluculuk-Turkiyecilik-Memleketcilik-Tartismalalarii-Haberi-0

31 Ağustos 2017 .http://Www.Haberlotus.Com/Turk-Ocaginda-Anadoluculuk-Turkiyecilik-Memleketcilik- Tartismalari/#.Wapglfnjbmw Ağu 31, 2017. Çınar, agt, s. 33-34

image

51 Tuğrul Kormaz, Tipolojik ve Kuramsal Bağlamda Milliyetcilik ve Anadoluculuk, a kitap, Ankara.2016, s.4,9- 10, 165-182. Mevlüt Uyanık, Türk Ocağı’nda Anadoluculuk, Türkiyecilik, Memleketcilik Tartışmaları” http://www.Yaylahaber.Com/Turk-Ocaginda-Anadoluculuk-Turkiyecilik-Memleketcilik- Tartismalari-Makale,3165.Html 30 Ağustos 2017, http://Anahabergazete.Com/Turk-Ocaginda-Anadoluculuk-Turkiyecilik-Memleketcilik-Tartismalalarii-Haberi-0 31 Ağustos 2017. http://Www.Haberlotus.Com/Turk-Ocaginda-Anadoluculuk-Turkiyecilik-Memleketcilik-Tartismalari/#.Wapglfnjbmw Ağu 31, 2017. Çınar, agt, s.33-34, 44-50
52 Halide Edip, ikinci oturumda da itirazlarını sürdürerek, oylamanın yenilenmesini istemiştir. Yapılan ikinci oylamada da “bilhassa Türkiye” kaydının kaldırılması kabul edilmiştir. Bununla birlikte, “bilhassa Türkiye” ifadesinin Ocak yönetim kurulunca dikkate alınması amacıyla tutanaklara geçirilmesine karar verilmiştir. Çınar, agt, s. 44-45, Korkmaz, age, s.176

53 Çınar, agt, s. 46-47, Korkmaz, age, s.177-178

54 “Halide Edip bu yazısında Türkçülük akımını birbirinin içine girmiş üç büyük çembere benzetir. Ortadaki küçük çember, Osmanlı veya Türkiye alanıdır. Onun dışındaki dairede dil ve din birliğine sahip olan Rusya Türkleri ve en dıştada din ve dili ayrı olan Fin ve Macarlar bulunmaktadır. Halide Edip, yazısında “Turancı” olduğunu ve halkaların hepsine aynı bağlarla bağlı olduğunu belirterek, Türkiye’nin bir çocuğu olarak harap olan birinci halkadan işe başlamak gerektiğini savunur. Ona göre “kendi evimiz harap iken başkalarının evini yapmıya kalkışmak gülünçtür.” Turan’a herkes kendi yolundan giderek ulaşmalıdır: “Ben taassubsuz bir tarzda, Türklerin birliğine inandığım için bizim Şimalli kardeşlerimize verebileceğimizden çok onların bize verebilecekleri olduğuna kaniyim. Türkiyeci değil, hatta Türkçü ve daha vâsi manâsıyla Turancıyım. Müşterek idealin geniş yoluna herkes kendi mahallesinden, çarpık sokağından yürüyerek gidebilir. Çınar, agt, s.47-48, Korkmaz, age, s. 176-182

55 Korkmaz, age, s.11-12

56Korkmaz, age, s. 169


More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EBEDİYETE İRTİHALİNİN 12. SENESİNDE TÜRKİYEM'İN ŞAİRİ'NE
Kitabın ortasından girelim. Kelâmımızı eğip bükmeden gönlümüzden geldiği gibi aktaralım..  Şükür ki muvaffak olamayan, halkın sağlam irâdesine takılan 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 27 gün boyunca Demokrasi nöbetlerinin favori parçası olan "TÜRKİYEM" meydanları inletti ve heyecanına...
İNSANIN TAŞRASI-IX
Uzak çağlardan o güne kadar günler kum gibi akmış; yıllar, yüzyıllar, kervanlar gibi uzak ufuklarda kaybolup gitmişti. Dünya kurulalı beri mavi dalgaların koşuştuğu o yerlerde şimdi çorak topraklar belirmiş, derin vadiler oluşmuştu. Neresi miydi burası? Deveören Köyü, bizim köyden bahsediyorum....
ŞİİRDE İMGESEL GÖSTERGE
 İmgesiz sanat olamayacağı gibi imgesiz şiirin de ortaya konulamayacağı bir gerçektir. İmgesel anlatım en çok da şiirde kullanılmıştır. İm kelimesi; işaret, alâmet anlamına gelmektedir. Anlam yüklenen her şey, gösterge, iz, belirti… birer im’dir. Türkçe’de sık kullandığımız, ‘’imi, timi...
AYRILIK YOKUŞU
Babamdan kalan o eski evin önündeki somyanın üzerinde kollarımı bağladım oturuyorum. Değişik duygular içerisindeyim. Bir duygudan çıkmadan diğerine yatay geçiş yapıyorum. Halimden memnunluk derecem değişkenlik gösteriyor.  Buraları hayal meyal hatırlıyorum. Ayrılık yokuşu… Zamanında...
FİN(CAN)LA GELEN MEKTUP
“Değerli Hocam; Öncelikle selam eder ellerinizden öperim. Beni hatırlayamamış olabilirsiniz, ama ben sizi hatırlıyorum. Sizin yüzlerce öğrenciniz olmuştur, benimse bir tane Muharrem Hocam oldu. Ben hep arka sıralarda oturan sessiz bir öğrenci oldum ama söyledikleriniz ve yaptıklarınız kafamda mıh...
İNSANIN TAŞRASI-VIII
Bir gün Bilecik Vali Yardımcısı, Aziz Dost Abdurrahman Bey,-İlgen Hocam, sana bir şey danışacağım.-Hayhay, buyurun. Vilayet merkezinde kendi başkanlığında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı olarak toplanmışlar. Toplanma nedeni ihtiyaç sahibi öğrencilere burs vermek. Tabii, konuşmuşlar,...
prev
next

Osman Olcay YAZICI

Edebiyat Dunyamız

Şair, Yazar ve Gazeteci. Gazeteci yazar Osman Olcay Yazıcı 1953 Trabzon Sürmene doğumluydu. Osman Olcay Yazıcı, 1953’te Trabzon’un Sürmene ilçesine bağlı Küçükdere Nahiyesinin Yukarıovalı köyünde, Molla Temel’in oğlu Ahmet ile Ali...

TÜRK ORDUSU

Ahmet URFALI

Pek çok ilahiyatçı ve mütefessir tarafından Türkleri işaret ettiği ifade edilen Mâide Suresi’nin 54. Ayeti şöyledir: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir...

BENİM TRENLERİM

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Küçük dünyamın en gizemli aracıdır tren. Bazen oyuncağım olur oynadığım, bazen yaramaz bir çocuk olur oyunumu bozan. Ama hep vardır, hep olur hayatımda. Hatta o kadar olur ki benim trenlerimdir...

AYRILIK

Özcan TÜRKMEN

“Üç derdim var birbirinden seçilmezBir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm” diyor Karacaoğlan.Ölüm ve yoksulluk bugünlük bir kenarda dursun; ayrılık üzerine akleyleyelim biraz şöyle: Başka anlamları olsa da en çok “Birinden uzak...

YAHYA KEMAL TAŞTAN - BALKAN SAVAŞL…

Yahya Kemal TAŞTANÖtüken Neşriyat, 2017 Âdeta Balkan İmparatorluğu addedilebilecek Osmanlı Devleti’nin son...

YUNUS EMRE VE DANTE NIN LA VITA NUOV…

Bu çalışmanın amacı 13. yüzyılda yaşamış biri Türk diğeri İtalyan iki...

İSTANBUL MEKTEBİNDE OKUMAK

Yıllarca rüyalarımı ve hayallerimi süsleyen bir dosta kavuşmanın heyecanını duya duya...

NESEFÎ’DEN DOSTOYEVSKİ’YE KÖT…

Friedrich Schiller “Haydutlar” adlı piyesinin önsözünde kötülüğü yıkmayı hedef edinmiş bir...

“BİRAZ DAHA BİRAZ DAHA” DİYEN…

Cumhuriyet dönemi şiirinin avangard nitelikler taşıyan ilk edebiyat hareketi Garip’e mensup şairlerden...

NAMIK KEMAL’E DAİR ÜÇ DİKKAT

Tanzimat döneminin topluma ve dünyaya en açık kalemlerinden biri Namık Kemal’dir...

SÖZ VERELİM Mİ?

Bize verilen sözün tutulmadığındaki ruh hâlimizi düşünelim bir. ‘Şöyle de…’, ‘Böyle de…’...

ŞİİRDE ÖZ VE BİÇİM TARTIŞMAL…

Öz ve biçim (içerik ve form), şiir tarihinin hemen hemen her...

TÜRKÇE'DEKİ VATAN - 3

Büyük Türk şâirlerinden biri olan Mehmed b. Süleyman Fuzûlî (ölümü 1556)...

MEHMET ÇAKIRTAŞ

“Aşık tarzı söyleyişe hakikî bir aşkla sarılarak, bu tarza yeni bir...

Mehmet Ali KALKAN

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir   Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor...

ERDOĞAN ÜNVER

XX. yüzyılın son yarısında, daha açık bir ifade ile, 1950 den...

KAYIPLARIMIZ

‘Nelerimiz kayboldu? Nelerimizi kaybettik? Yitiklerimizden neyi/neleri hep arayıp duruyoruz? Kayıp verdiklerimiz...

ZİYA PAŞA - DİYAR-I KÜFRÜ GEZD…

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm     Dolaştım mülk-i İslâmî bütün...

GÖNLÜMDEN...

Eski defterleri karıştırırken bu dosya kâğıdı elime geçti.Aşık Reyhani Ağabey'i rahmetli...

KARASİ YÖRÜKLERİ

Kitap, Karasi Beyliği topraklarına karşılık gelen alanda, yerleşik hayata geçirilen Yörüklerin...

TÜRK ORDUSU

Pek çok ilahiyatçı ve mütefessir tarafından Türkleri işaret ettiği ifade edilen...

GİZEMLİ YABANCI - GÜLER BİLKAY A…

Balkanlar' dan başlayıp İstanbul'a uzanan macera dolu bir aşk hikayesi. Öğretmen Zeynep...

TÜRKÇENİN MİSAFİRLERİ (GÜN OL…

Yaşamak başlı başına bir öğrenme sürecidir. Öğretirken de öğreniriz. Hele bir...

SAYI - 8 HALİL HALİD BEY, MÖSYÖ …

Osmanlı Devleti’nin son elli yılına damgasını vuran en önemli sorunlardan biri...

Çok okunan büyük yazarımız: RE…

Çok okunan büyük yazarımız, Anadolu’yu şehirleri ve insanlarıyla çok iyi tanıyordu...

BU SEVDADAN US(L)ANMAYIZ

Sevda için, yürekte bulunan siyah bir lekedir, derler. Peki, türlü türlü...

ÂKİF'E DAİR-3: SAFAHÂT'TA İSTİ…

1.Edebî Hareketlerin Birbirine ve Sosyal Olaylara Bağlılığı:  Edebî hareketler, bir taraftan sosyal...

HASED/HASET

Kıskanmak, “Başkasında olan bir nimeti çekememe, kendisine faydası olmadığı halde kıskançlık...

Füsun Menşure

Füsun Menşure, Hamburg'ta doğdu. İnşaat mühendisliği eğitiminin ardından yurt dışında iç...

ALMAN VE FRANSIZ YAPIMI BİR GEZİ Y…

Şehirler medeniyetlerin açık hava müzeleridir. Ne zaman yeni bir şehir görsem...

ROMANTİZM

*Fransa’da 1830 yıllarında klasizme tepki olarak gelişmiş bir edebiyat akımıdır. *Klasik edebiyatın...

YUNUS EMRE’NİN NUR-I MUHAMMEDİ A…

Yunus Emre’nin bir manzumesinde, kuş, göl ve su sembolleri kullanılarak Hz...

TÜRK DÜNYASI VE DEVLET POLİTİKAS…

Türkiye'nin, 1991-1992'ye. dek Türk Dünyası'na yönelik resmi bir politikası yoktu. Bunun...

SEVGİLERLE YÜKLÜ GERÇEK BİR ŞA…

Bir dostuna yazdığı mektupta: “Elimde Türkçe gibi güzel bir silâhım var. Bu...

ZAMAN ÖLDÜRMEK

Zamanı öldürmek mi, zamanı heder etmek mi, zamanı boşa geçirmek mi?...

GÖZYAŞI ÇEŞMESİ -SEVİNÇ ÇOKU…

Kırım'daki Gözyaşı Çeşmesi ve Kırım Giray Han ile Dilara Bikeç'in efsanevi...

FARAH YURDÖZÜ VE MADRİT'TE METAF…

1980 sonrası dönemde Farah Yurdözü’nün Madrit’te Metafizik Aşk, ve Yaşam Bir...

Gök Aradık Tuğlara

Üstad Yavuz Bülent Bâkiler diyor ki: “Bu güne kadar,  bir takım...

TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR ORTAK PAYDAS…

Asırlar süren Türk göçleri ve bunların siyasî birlikteliklere, devletlere dönüşmesi sebebiyle...

BATI EDEBİYATINDA AKIMLAR ve TÜRK …

KLASİSİZM yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan bir akımdır. BOILEAU bu akımın kurucusu olarak...

TEVFİK FİKRET VE TÂRİH-İ KADÎM

Târih-i Kadîm Beşerin köhne sergüzeştinden  Bize efsâneler terennüm eden;Bizi, âbâ-i bî-vücûdumuzun  Cevf-i mâzîde bir...

TÜKKÇENİN TARİHÇESİ ve ZENGİN…

DİLLERDE ZENGİNLİK. — Bugün konuşulan dillerin sayısı binlere varır. XIX. yüzyılda dil...

BİR HOŞGÖRÜ, GÜVEN, SEVGİ VE S…

Merhamet, insan ve insanlık için belki de en önemli duygu, en...

TÜRKÇE'NİN MİSAFİRLERİ (İÇTE…

İçimdeki kelime ırmağı kuruyunca, hayallerim hayatın gerçeklerine galebe çalar. Konuşmaktan çok...

GÖNLÜMDEN ... HÜSEYİN NİHAL ATS…

11 Aralık Hüseyin Nihal Atsız'ın vefat tarihinin yıl dönümü idi. Hüseyin Namık...

KERKÜK'TEKİ VATAN - 4

Sabir Demirci (Kerkük, 1940) ‘nin  Güney Azerbaycan’dan Şehriyarın “Haydar Baba” şiirinin üslubunu hatırlatan dizeleri...

NELER GEÇMEDİ Kİ?

Tercanlı İsmail Daimî(1932-1983)’nin  “Ne ağlarsın benim zülfü siyahım Bu da gelir bu da...

DEĞİRMEN - 1

Doğduğunuz yer bir köyse, yaşadığınız coğrafyanın birçok güzelliğiyle birlikte zorluklarıyla da...

TÜRKÇENİN SÖZVARLIĞI

SÖZVARLIĞI NEDİR ? Bir dilin sözvarlığı denince, yalnızca o dilin sözcüklerini değil;...

Bukağı

Nevi şahsına münhasır hal ve tavırları ile Hacı Bayram Veli, Yunus...

YUNUS EMRE BELGRAD'DA

Son dönemde başarılarıyla en çok dikkatimi çeken kurumlardan biri Yunus Emre Enstitüsü...

GÖSTERGEBİLİMSEL BİR OKUMA DENEM…

Modern edebiyat teorileri, bilhassa metin tahlili hususunda, metinleri farklı şekillerde okuma...

NURETTİN TOPÇU'NUN KÜLTÜR VE MED…

“Hareket ediyorum, düşünüyorum, birliği seviyorum, o halde varım” Nurettin Topçu Eski Türk destanlarından...

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

Tanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya...

KERKÜKTE'Kİ VATAN -1

“Bugünkü Irak devletinin sınırlarını oluşturan topraklar Osmanlı idarî bölünmesindeki Musul, Bağdat...

ÖĞRETMEN

-Şehit öğretmenlerimizin aziz hatırasına- Ulular, bir harf öğretene kırk yıl kölelik yapmak...

Abdurrahim KARAKOÇ

1932 yılının Nisan ayında Kahramanmaraş ili, Ekinözü ilçesinde dünyaya geldi. Dedesi, babası ve kardeşleri de...

KOCA BİR ALEM İÇİNDE YALNIZIM NA…

Her yazı bir mektuptur,zamana yenilmediği sürece sahibini arar. İç dünyasıyla örtüşen yüzlerle karşılaşıncayeniden canlanır, yeniden yazılırher...

GURBET GARİPLİĞİ

Türk’ün tarih seyrinde göç, gurbet olagelmiştir hep. Türk’ün dinamik yapısı biraz...

ALLI TURNA

“Allı turnam bizim ele varırsan Şeker söyle kaymak söyle bal söyle Gülüm gülüm...

TAŞRADAN GÜLŞENE BOZKIRDAN TAHTA:…

Çiçek sevgisi ve merakı Türk kültür tarihinde önemli bir yer tutar...

MEDYANIN SOSYALİ

Niyet ettim kul rızası için kendimi pazarlamaya. “Bir gün herkes 15 dakikalığına...

TÜRK DİLİNİN GERÇEK SAVUNUCUSU:…

Türk dilinin gelişmesi ve yayılmasında büyük hizmetleri bulunan, bu uğurda ölümsüz...

TÜRKLERİN KULLANDIĞI ALFABELER

1- GÖKTÜRK ALFABESİ Türkçe'nin yazıldığı il alfabe, bugünkü bilgilere göre Batı'da "runik...

SAYI 2 - AH GÜZEL İSTANBUL!

Sayı: 2 Vapur sesi, martı sesi, denizin sesi, ardından Sadri Alışık’ın güzelim...

KANDİL KANDİL DÖKÜLEN NUR: HACI …

Ankara’ya yakın, Çubuk Çayı kenarında Solfasol derler bir köy vardır, kendi...

BALKON VE KADIN

Ev… Evler… Dört duvar, dışarıya açılan bir kapı ya da içeriye...

SİMERANYA

İsmet Özel bir denemesinde şöyle der: “Hayal, tıpkı bir bataklık gibi...

AŞIK VE SEVGİLİSİ - MEVLÂNA'DAN

Aşığın biri, günün birinde kendisini çok seven, onun sevgisiyle yanıp tutuşan...

DÜRÜSTLÜK

Değer, ‘sosyal hayatta bir varlık, bir nesne, bir faaliyet vb’ne tanınan...

TARİHİ SESLİ OKUMAK

Tarih; okumasını bilenler için her duruma, her konuya uygun düşecek ibretlik...

GÖNÜL ZİYARETLERİ

Eskişehir'den çıkarken radyoda bir türkü çalınıyordu; "Kaleden iniş m'olur, Ham demir gümüş m'olur, Evvelden...

GAZEL - KEÇECİZÂDE İZZET MOLLA

1. Meşhûrdur ki fısk ile olmaz cihan harâbEyler anı müdâhane-i âlimân...

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN BAŞL…

Millî Edebiyat Dönemi’nin karakteristiği; muhteva ve şekil olarak asırlardan beri devam...

KUTADGU BİLİG-1 TANRI AZZE VE CELL…

Teŋri Azze Ve Celle Ögdisin Ayur Bayat atı birle sözüg başladım,törütgen egidgen...

HAYIRLISI

Nihad Sami Banarlı ‘Kelimeler, şunun bunun uydurmasıyla oluşmuş boş sözler değil...

ATABETÜL HAKAYIK

XII. yüzyıl Türk şairlerinden Edib Ahmed Yüknekî'nin Doğu Türkçesiyle yazdığı ahlâk...

TÜRKÇESİZ BİR HAYAT

2000’li yılların başı. Eskişehir’e geleli birkaç yıl olmuş. Haftada altmış saat derse...

ANADOLU'NUN DİLİ GÜÇLÜ OZANI : …

Dost dost diye nicesine sarıldım Benim sadık yârim kara topraktır. Beyhude dolandım boşa...

ZİYA GÖKALP DÜŞÜNCESİNİN TÜR…

Ziya Gökalp 48 yıllık kısa yaşamında fikirleriyle sosyoloji1, tarih, hukuk, siyaset...

DR. SAİT BAŞER

Akademisyen, fikir adamı, araştırmacı, yazar.  Son yıllarda Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli ve...

Cengiz DAĞCI

Cengiz DAĞCI Kırım'ın Gurzuf kasabasında 9 Mart 1919’da dünyaya geldi. Çocukluğu...

ŞAHİTLER DERGİSİNİN 23. SAYISI …

Şahitler Dergisinin 23. sayısı da dopdolu ve gündemi yakalayan içerikleriyle yayımlandı...

HAK SÛRETİDİR İNSÂN!

İnsân!Gündüz yürürken diri, uykuda ölü...İnsan!Nefsiyle ölü, gönlüyle diri...İnsan!Bir elinde aklı, diğerinde...

HİÇ BÖYLE GÜZEL BİR MEKTUP ALDI…

Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu’nun 1977 yılında oğlu Ali’ye hitaben yazdığı mektup günümüz gençliğine...

POSTMODERN ROMAN ANLAYIŞI

Her çağ kendi anlatısını üretir. Bizler şimdi postmodern zamanlarda yaşıyoruz ve...

OSMANLI BÜROKRASİSİNDE GÖREV ALM…

Nuri Kavak' ın 18 Mayıs 1944 Soykırımı'nda kaybettiğimiz Kırım Tatarları' nın...

KÜLTÜRLÜ BİR YAZAR-USTA BİR ROM…

Altmış iki yıllık ömründe binlerce makale ve fıkra, 150’ye yakın eser...

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYAT…

Türklerin İslamiyet'e girmeden önce meydana getirdikleri edebiyattır. Başlangıçtan 11.yüzyıla kadar sürer...

İSTİKLȂL MARŞI’NIN ANLAM DÜNY…

İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu...

KUYUYA MEKTUPLAR

Kitapların dünyası farklıdır. Edebiyat çevresi diye bir yer vardır. Uzun kısa...

MEVLEVÎ ROMANI HAKKINDA -YAN FAKAT …

       A.Yılmaz Soyyer; Türk Sosyolojisinin  Başlangıcında Bedi Nuri, Sosyolojik Açıdan...

ADİL HAFIZANIN IŞIĞINDA, BİRİNC…

Adil Hafızanın Işığında, Birinci Dünya Savaşı’na Giden Yol ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu Altay...

ÖMER SYEFETTİN - PERİLİ KÖŞK

Sermet Bey döndü, arkasındaki bekçiye, – İşte bir boş köşk daha! Dedi. Küçük...

İSTANBUL’UN EDEBİYAT MAHFELLERİ

Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel...

“AKADEMİK BİLGİYİ EKONOMİK B…

Doç. Dr. Figen Çalışkan ile bir sohbet gerçekleştirdik       Figen Hanım, ...

OSMANLI DÖNEMİ TÜRK MİZAH ANLAYI…

Türk edebiyatının Batılılaşma etkisinden önce ortaya çıkan yazılı mizah ürünlerinin hemen...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Türkler Batı Cephesinde Yunanlılarla, Güney Cephesinde Fransızlar ve Ermenilerle, Doğu Cephesinde...

DOĞU-BATI SENTEZİ MÜMKÜN MÜDÜR…

Türk Modernleşmesine Kısa Bir Giriş Osmanlı imparatorluğu yükselme döneminde kendisini her açıdan...

KERİM AYDIN ERDEM

Vaktiyle “Hisar” dergisinin bir sayısında Sabahattin Teoman, kendisiyle yapılan bir konuşmada...

NE BAYRAMLAR GÖRDÜM

Hiç düşündünüz mü bilmem, normal bir insan ömrüne kaç bayram sığar? Hemen...

“GÖK”TEN DEĞİL, “KÖK’TEN…

-Ekrem Hakkı Ayverdi’ye- Nasıl da diz çökmüş asırların, fethin, fütûhat ruhunun o...

HALI'DAKİ VATAN

Köy hayatını yaşayanlarımızın çoğu “ıstar (mazman) tezgahında” dokunan nice halının ve...

SUZAN ÇATALOLUK - AHENK

Parmağını uzattı, tam değecekti ki hemen vaz geçti. Derin bir hayranlıkla...

TÜRK ROMANININ UÇBEYLERİ

Avrupa kaynaklı bir edebiyat dalı olan roman sanatının başlangıcının 1605 tarihli...

REALİZM

*19.yy’ın ikinci yarısında Fransa’da romantizme tepki olarak çıkan bir edebiyat akımıdır. *Konu...

Destanlar içinde: DEDE KORKUT

Anadolu’yu aydınlatanlar… Destanlar içinde: DEDE KORKUT (… Dirse Han kalkıp evine geldi. Çağırıp...

HOŞ SOHBET OLABİLİR MİYİZ?

Söz sultanlarının yanında söz söylemek baş yarardı. İki dinleyip bir konuşmayınca...

AYNEN

Kelimeler kadar onları konuşan ağız önemliydi. ‘Gönüle yumuşak sözle gir!’ prensibine...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey o akşam Mustafa Kemâl’i de dostlar...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAF…

Küçük Mustafa Kemal, Topçu Kolağası Mehmet Tevfik ve Yüzbaşı Mustafa Beyler...

MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOĞLU - MEN…

Kar uyuşuk, isteksiz ve zevksiz yağıyordu. Hava, gökyüzü ile yeryüzünün arasını...

Tasavvufun Edebiyâtı Hikmetin Gün…

Türk kültüründe İslâmiyetin kabulünden beri Vahdet-i Vücut esaslı bir tasavvûfî anlayış...

VATAN DİLİNDE CENGİZ DAĞCI

Vatanını kaybetmiş ve bir daha dönüp onu görememenin acısını derinden yaşamış...

ORHAN ŞAÎK GÖKYAY

Bu Vatan Toprağın Kara BağrındaSıra Dağlar Gibi Duranlarındır  ORHAN ŞAÎK GÖKYAYTürk edebiyatının...

ÜÇ TARZ-I SİYASET'İN (OSMANLICIL…

18.srın son çeyreğiyle birlikte Osmanlı, yüzyıllardır Batı karşısında süren üstünlüğünü kaybetmiş...

ARAŞTIRMA RAPORUNUN BİÇİMİ VE K…

Bir araştırma raporunun içeriğinin zenginliği kadar sunuluş biçimi de önemlidir. Tüm...

İSYAN AHLAKI - NURETTİN TOPÇU

İsyan Ahlakı, Nurettin Topçu'nun Sorbonne Üniversitesindeki felsefe tezidir. 1934 yılında Nurettin...

“KOZA” ŞİİRLERİNE GÖRE HAR…

   2.2.”Koza” şiirlerinde  ses yapısı   Harid Fedai’nin şiirlerinde ses zaman zaman ön plana...

KENDİMİZLE KONUŞTUK MU HİÇ?

Kendinizle konuşur musunuz hiç? Kendi kendinizi dinlediğiniz olur mu hiç? Hoşlanmadığınız...

REFİK HALİD KARAY - AYŞEGÜL

Çam ağaçlarının sesi nasıl tarif edilmelidir? Hem buna ses demek doğru...

NURETTİN TOPÇU

Türk gençliğinin ve memleketin birçok meselelerine, milliyetçi bir görüşle koyduğu isabetli...

ÖĞRETMEN VAR ÖĞRETMENDEN İÇERU

 İnsan kendinden başlamalı sevmeye de, yermeye de, bilmeye de ama kendinde...

Çocuğum 1.Sınıf Olmaya Hazır m…

İlkokul 1.sınıf öğretmeni, öğrencisi ve velisi olmak çok farklı bir heyecandır...

BU BİR DUVAR YAZISIDIR

Nasrettin Hoca bir yolculuk sırasında havanın aniden kötüleşmesi yüzünden, köhne bir...

KANONİK ANLATILAR VE MİLLÎ TÖREN…

Şimdiki insandan farklı olarak, arkaik insan, dünyevi zamanla mitik zamanı beraberce...

OSMANLI AYDINI

Garip bir hâlleri var son dönem Osmanlı aydınının.En çok da Jön...

Şiir Sanatında Yinelemeler ve Mek…

Sanata bakışını “demek istemek” şeklinde özetleyen Mungan’ın sanat aracılığıyla varmayı umduğu...

TÜRK İDEALCİLİĞİ

Dünkü yazımda, hayata verdikleri mânâ bakımından, insanı dört tipe ayırdım: Keyif...

FUZÛLÎ VE BÂKÎ DİVÂNI’NDA BE…

Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan şiirinde de hayli fazla geçen...

SEVİNÇ ÇOKUM

 Sevinç Çokum, 25 Ağustos 1943’ te İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Kız Lisesi’ni...

HÜRRİYET KASİDESİ - NAMIK KEMAL

        1.      Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u...

YÛNUS DİYARINDA BİR MEVLEVÎ: AR…

Cumhuriyet dönemi şiirimizin önemli temsilcilerinden biri olan Arif Nihat Asya, milletimizin...

ANNE BABA ÇOCUK İLİŞKİLERİNDE …

‘Aslında hiçbir şey, iyi veya kötü değildir. Her şey, bizim onlar...

DR. Mehmet Niyazi Özdemir İle …

Sayın Oğuz ÇETİNOĞLU ve Sayın Mehmet Şâdi POLAT, Dr. Mehmet Niyazi...

AZERBAYCAN EDEBİYATI - 2

Farsdilli Azerbaycan Edebiyatı Azerbaycan’da Arap baskısının zayıflaması sonucu olarak ülkenin güneyinde Revvadi’lerin...

TARİHTE FÜTÜVVET VE AHİLİK - UM…

Ahilik, bir Ortaçağ esnaf teşkilâtıydı. Batı’daki lonca teşkilâtının, Türkleştirilmiş ve İslamlaştırılmış...

EDEBİYAT BİLGİ YUMAĞI

1. Mensur şiirin ilk örneklerini Servet-i Fünun döneminin en önemli sanatçılarından...

YAZI DİLİ ve KONUŞMA DİLİ - Zİ…

Türkiye’nin m i l l î l i s a n...

UNUTULAN POZANTI KONGRESİ

Mustafa Kemal’in Erzurum ve Sivas Kongrelerini hepimiz biliriz. Fakat Pozantı Kongresi...

PANOPTİKON VE SOSYAL MEDYA

Bentham kardeşlerin Eski Yunancayı dayanak edinerek türettikleri bir kavram olan ‘panoptikon’...

KISKANÇLIK

Hikmet Münir Ebcioğlu(1927-1989)’nın sözleri, Teoman Alpay(1932-2005)’ın bestesi hüzzam makamındaki “Kıskanırım” şarkısını...

KENDİMİZLE KONUŞTUK MU HİÇ ?

Kendinizle konuşur musunuz hiç? Kendi kendinizi dinlediğiniz olur mu hiç? Hoşlanmadığınız...

POSTMODERN TOPLUM VE TÜKETİM ÇILG…

Anglosakson dünyasının çağdaş sosyologlarından Anthony Giddens Modernliğin Sonuçları adlı çalışmasında modernizmi şöyle tanımlar:...

ZİYA GÖKALP’TE KÜLTÜR – MEDE…

Osmanlı ve erken Türkiye döneminde ilk Türk toplum bilimcisi olarak anılan...

MEHMET EMİN ALPKAN

İstanbul’a ilk defa 1951 yılında gitmiştim... O zaman, Yıldız Teknik Okulu’nun...

FARKINDA MIYIZ?

“Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden,  Senin de destanını okuyalım ezberden Haberin yok...

Feridüddin-i Attar

Ferîdüddin Attâr veya tam adıyla Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

İDEALİST BİR MUALLİM: NURETTİN TOPÇU

Edebiyat Dunyamız

Cumhuriyet devri fikir hayatımızın en önemli simalarından birisi de hiç şüphesiz ki Nurettin Topçu’dur. O, daha çok bir fikir adamı, felsefeci ve ahlakçı olarak tanınmakla beraber aynı zamanda bir hoca...

50. Yıl Marşı Şairi: Bekir Sıtkı Erdo…

Edebiyat Dunyamız

 Cumhuriyet devri Türk edebiyatının önemli şairlerinden Bekir Sıtkı Erdoğan 24 Ağustos 2014 tarihinde vefat etti. Erdoğan “Kışlada Bahar” ve “Hancı” şiirleriyle tanınıyor. Hatta denilebilir ki bu şiirlerin şöhreti şairini de...

BURHAN TOPRAK

Abdullah SATOĞLU

“Yunus Emre’yi bulmadan önce, Türk edebiyatının havasında bunalıyordum. Yunus Emre, Türk Orta Çağının zirvesidir. Onun divanı bizim divana commedia (ilahi kometya)’mızdır. O kitapta, ruhun büyüklüğü, vücudun fâniliği, kendi taliimizi yaratmamak felâketi...

Erkin VAHİDOV

Edebiyat Dunyamız

Erkin VAHİDOV   Günümüz Özbek şairlerinden Abdulla Âripov’un Söz Sehri (Söz Sihri) adlı yazısında, “İşte birkaç on yıldan beridir müstesna bir şiir bahçesinin çiçek kokulu havasından nasibimizi alıyoruz. Bu Erkin Vâhidov’dur. Ana...

Aşık Murat Çobanoğlu

Edebiyat Dunyamız

 Aşık Murat Çobanoğlu 1940 yılında Kars'ın Arpaçay ilçesinin Koçköyü beldesinde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Karapapak (Azeri) Türkleri'nden ve asıl soyadı Çobanlar olan Çobanoğlu’nun annesi Lala (La'li) hanımdır ve...

Mehmet Zeki Akdağ

Edebiyat Dunyamız

 Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında doğdu. Göktepe İlkokulu 1943...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

Edebiyat Dunyamız

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl mezun olduğum Bölümün Eski Türk Dili Anabilim...

PEYAMİ SAFA-1

Edebiyat Dunyamız

Şair İsmail Safa'nın oğlu ve «Mahşer», «Bir Akşamdı», «Şimşek», «Fatih - Harbiye», «Dokuzuncu Hariciye Koğuşu». "Bir Tereddüdün Romanı», «Biz İnsanlar" romanlarının müellifi Peyami Safa'ya otuz dokuz senelik hayatından ve on...

Mehmet Ali KALKAN

Edebiyat Dunyamız

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir   Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde çalıştı. Sonra...

ÖYKÜ / ROMAN

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi; çünkü bu okullar öğrencilerine sadece askeri konularda değil;...

Yazmanın Hazzı

Eğer şevk, zevk, sevgi, eğlence olmadan yazıyorsan yarım bir yazarsındır. Yani bir gözün piyasada, bir kulağın avangart zümrelerdeyken kendin olamıyorsun demektir. Hatta kendini bile tanımıyorsun. Çünkü bir yazarın hissetmesi gereken...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş...

KERİME NADİR VE DEHŞET GECESİ

5 Şubat 1917’de İstanbul’da doğan Kerime Nadir (Azrak) 1935 yılında Saint Joseph Lisesi’ni bitirmiştir. Yazı hayatına dönemin edebiyat dergilerinde şiir ve öykü çalışmalarını yayımlayarak başlayan Nadir, sayıları kırka yaklaşan ve...

TARIK BUĞRA - HAVUÇLU PİLAV MESELESİ

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi. Karımı düşünmek...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE GÜLYABANİ

Gulyabani, romancıya yaşlı bir hanım okuyucusu tarafından cinlerle, perilerle ilgili giz dolu şaşırtıcı serüvenler anlatması ricasıyla gönderilmiş bir mektup ile başlar. Yazar bu mektuba o güne değin ne dev, ne...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

  Meclis kürsüsünün siyah örtüsü TBMM’in deki her konuşmasında Mustafa Kemâl Paşanın gözüne ilişmekteydi. Yeşil Bursa’nın işgal edildiği günden beri o örtü duruyordu. “Kalkacak” diyordu arkadaşlarına “Yeşil Bursa’da İzmir’de kurtulacak”. 1...

REŞAT NURİ GÜNTEKİN ve YAPRAK DÖKÜMÜ R…

Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır. Prensipleri kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmak istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder; Üsküdar’daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Yunan ilerleyişi ve iç isyanlar sebebiyle Ankara Hükümeti bunalmıştı. Millî Kurtuluş Savaşı dönemindeki isyanlar tarih itibariyle, Mustafa Kemâl’in Samsun’a çıkışından sonraki zamana rastlamakta ve ünlü Dürrizâde[1] fetvasının yayımlanması ile Kuva-yı Milliyeyi...

ŞAİR ve ŞİİR

KUTADGU BİLİG-1 TANRI AZZE VE CELLENİN MED…

Teŋri Azze Ve Celle Ögdisin Ayur Bayat atı birle sözüg başladım,törütgen egidgen keçürgen idim Yaratan, yetiştiren ve göçüren rabbim olan Tanrının adı ile söze başladım.

GAZEL - KEÇECİZÂDE İZZET MOLLA

1. Meşhûrdur ki fısk ile olmaz cihan harâbEyler anı müdâhane-i âlimân harâb2. Bilmez ki iki kat yıkılur kendi halkdanİster cihân yıkıldığını hânüman-harâb3. A’mâl-i hayr süllemidir kasr-ı CennetinMümkin mi çıkma olsa...

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL - HAN DUVARLARI TAHLİ…

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, ...

Mehmet Ali Kalkan

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde çalıştı. Sonra...

ARİF NİHAT ASYA - ONLAR ŞİİRİ TAHLİLİ

ONLARNerde kaldı o anlar ki,Analar kurt doğururdu,Hilkat insan çamurunuDestanlarla yoğururdu.Nerde o yiğitler ki gürSesleri ülkeyi bürür,"Yürü!" dese dağlar yürür,"Dur!" dese kalpler dururdu?Yurda, baş dedikleri birAğır adakla geldilerVe şu bayraksız dünyaya,Bayrakla...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEMESİ (ALİ…

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı Yavaş yavaş araladı perdeyi Gönlüm...

XIX. ASIR ÂŞIKLARINDAN BEŞİKTAŞLI (TOKAT…

Başlangıcı XVI. asra dayanan ve tarih sahnesinde kesintisiz süreklilik göstermek kaydı ile günümüze kadar ulaşan âşık edebiyatı ve geleneği Türk edebiyatı ve kültürünün en verimli alanlarından biridir. İçinden geçtiği her...

NECİP FAZIL KISAKÜREK - SAKARYA TÜRKÜSÜ …

Şiir, yan anlamları çoğaldıkça, günlük dilden bambaşka bir mecraya geçtikçe, yeni söyleyişler buldukça değer kazanır. Aksi takdirde man­zume olmaktan ileri gidemez. "Şiirde önemli olan düz anlam değil, yan anlamdır. Şiir...

ZİYA GÖKALP’İN MİLLİYETÇİLİK DÜŞ…

1-ZİYA GÖKALP’İN HAYATI             Ziya Gökalp 23 Mart 1986 yılında Diyarbakır’da doğmuştur. Kendisine babasının isteği üzerine Mehmet Ziya adı verilmiştir. Babası, Vilayet Evrak Memuru Mehmet Tevfik Efendi, annesi Zeliha Hanım’dır. İlköğrenimini...

TÜRKÜDEKİ VATAN - 1

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

Bayram Bilge TOKEL diyor ki; “Türküler bizi söyler yüzlerce yıldır, biz türküleri... Türkü BİZİZ. Aslında, en sade en yalın, en insan halimizle biz.Sevdalarımız,...

MİLLÎ EDEBİYATIN ÖNCÜSÜ: MEHMET EM

Ali_Alper ÇETİN

1921 yılında, Türkiye bir ölüm-kalım savaşı içindedir. Milletin tek umudu Mustafa Kemal Atatürk’tür…Anadolu’nun dişini tırnağına takıp Kurtuluş Savaşı’na “Ya istiklâl, ya...

Arif Nihat Asya'da Vatan Sevgisi ve Tari

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

Bizde "vatan" kavramı çok eskidir. Tarihin derinliklerinden gelen  Kök  tengrige men ötedim / Senlerge biremen yurtum sözleri, en az Oğuz Kağan'dan beri, vatan kavramı...

MODERN DÜNYANIN KENDİ KLÂSİKLERİNE

Edebiyat Dunyamız

Yazılarınızda Eski Türk Edebiyatı sahasındaki çalışmalarda metot eksikliğine ve teori sahasındaki yetersizliğe vurgu yapıyorsunuz. Bu sahadaki metinlere hangi teori...

ZAMAN ÖLDÜRMEK

Özcan TÜRKMEN

Zamanı öldürmek mi, zamanı heder etmek mi, zamanı boşa geçirmek mi? Hangisini derseniz deyin zamanı verimli kullanmamaktan / kullanamamaktan bahsetmiş...

ANLA(ŞA)MIYORUZ

Özcan TÜRKMEN

‘Aya giden insan ile iletişim kurabilecek sistemleri buluyoruz. Buna rağmen çoğu kez anne kızıyla, baba oğluyla; zenci beyazla, işçi işverenle konuşamıyor.’ diyor....

KUYUYA MEKTUPLAR

Ayla Coşkun CEREN

Kitapların dünyası farklıdır. Edebiyat çevresi diye bir yer vardır. Uzun kısa, yaşlı genç, güzel çirkin, kadın erkek. Hepsi yazıyorlar. Hepsi yazar. Kitapları da...

digertumyazilar