Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

klasikedebiyattuylukalemYazılarınızda Eski Türk Edebiyatı sahasındaki çalışmalarda metot eksikliğine ve teori sahasındaki yetersizliğe vurgu yapıyorsunuz. Bu sahadaki metinlere hangi teori zemininde yaklaşılmalıdır? Klasik nitelikli bu edebî ürünlere belâgatin sunduğu veya taşıdığı imkanları tamamiyle tüketmeden modern yaklaşımlarda bulunmayı nasıl karşılıyorsunuz? Farklı medeniyet ve dünya görüşlerinin ürünleri olan ve doğuş zeminleri de farklılık gösteren iki ayrı usul-metodun divan şiiri metinlerinin incelenmesinde telifi mümkün müdür?

-Hangi metin olursa olsun, ona yaklaşmada “Mutlaka filan teori zemininden yararlanılmalıdır. ” şeklindeki bir yaklaşım düşünce ve araştırmanın günümüzde vardığı noktada, ancak herhangi bir bakış tarzının koyu taraftarlarınca ileri sürülebilecek bir görüştür. Bilim dünyasının elinde mutlak doğrular yok, elimizde sadece perspektifler var ve biz hangi teori zemininden hareket edersek edelim orada kendi içinde tutarlı, doğru ve dürüst bir uygulama yapmak zorundayız. Klasik diye de adlandırılan edebî ürünlerimize yaklaşımda da bu böyledir; çünkü netice itibariyle elimizde bir metin vardır. Dünyada ise bir metne yaklaşmanın çeşitli yolları denenmiştir ve denenmektedir.

Belagatin sunduğu veya taşıdığı imkânları tamamıyla tüketmeden modern yaklaşımlarda bulunmamak fikri, bir kendi dünyasına kapanmak isteğini içinde saklı olarak taşır. Yalnız böyle bir davranış ancak mutlakçı ve dış dünyaya kapılarını kapatmış bir yönetim biçiminde bir süre mümkün olabilir. Dünyanın her köşesinin iletişim ve ulaşım araçları vasıtasıyla iç içe geçmeye başladığı bir zamanda böyle bir tavır yalnızlık, dışlanmışlık ve problemler doğurur. Bunun sonucu olarak bir avuç insanın kendilerinin söyleyip kendilerinin dinlediği, bunlardan bazılarının diğerlerini övdüğü, yahut yerdiği daracık bir kafes ortaya çıkar. Buna karşılık modern dünya bu konuları, ona kapılarını kapatanlara rağmen inceler, onlara rağmen değerlendirir ve onlara hiç aldırmadan bir yerlere yerleştirir. Eğer modern dünyanın dili bilinmezse, yaptığı anlaşılmazsa insanın kendisi hakkındaki birçok yanlışı düzeltme şansı bile kalmaz. Bunu basite indirgeyip somutlaştıracak olursak: Özellikle yurt dışında yapılan kongreler, yayınlanan kitaplar ve dergilerde bizim kendimize ait saydığımız her şey ele alınmakta, incelenmekte, sonra bunlar bizimle ilgili görüşlere, yargılara dönüşebilmektedir.

Bütün bunların dışında modern dünyanın kendi klasiklerine yaklaşım biçiminden öğrenilebilecek çok şey vardır; çünkü gelişen teknoloji ve değişen düşüncelerle birlikte araştırma dünyası sürekli bir yenilenme içerisindedir. Her çağ, her devir kendi bakış açılarını oluşturur, kendi söylemini kurar, usullerde değişiklikler yapar. Bu yüzden bir devrin insanının bir başka devrin yollarından aynen geçmeye çalış ması, zamanı durdurmaya çalışmak gibi bir şeydir. Bu belâgat araştırmalarını ve onun uygulamalarını reddetmek anlamına gelmez; sadece insanın kendi çağının söylemleri yokmuş gibi davranamayacağı anlamına gelir.

Metotlar zihinsel birer araçtırlar. Onların sadece bir kültüre mahsus olanı yoktur. Otomobil nasıl, araziye ve iklime uyması için bazı değişiklikler yapılsa, farklı modeller oluşturulsa bile, esas itibarıyla aynı temel ilkelerden yararlanılarak benzer usullerle imal edilirse, bu, metotta da böyledir. Kaldı ki modern dünyanın öncülüğünü yapan Batı medeniyeti ile Orta Doğu’da doğan İslam medeniyeti birbirinden sanıldığı kadar uzak değildir. VIII. yüzyılda özellikle yoğunlaşan büyük tercüme faaliyetleri ve çoğalan kütüphaneler Eski Yunan da dahil olmak üzere İslam medeniyeti üzerinde etkili olan bütün çevre kültürlerden çok yoğun bir bilgi aktarımını sağladı. Aynı şekilde 10. yüzyıldan itibaren İspanya’nın kuzeyindeki manastırlarda başlayan ve sonra güneyden itibaren Avrupa’da yayılan tercüme faaliyetleri aksi yönde bir bilgi akışını çok uzun zaman sürdürdüler. Savaşlar ve ticaret de buna katkıda bulundu.

Ayrıca Batı medeniyetinin oluşumunda çok önemli bir rolü olan Hristiyanlık ve Yahudilik de birer Orta Doğu kaynaklı dindir. Kuran bu iki büyük dini yok saymaz. Onların kitaplarının anlattıklarına pek çok referansı vardır. Bunun yanında Akdeniz medeniyeti kavramı, Osmanlı İmparatorluğu’nun Roma ve Bizans’tan sonra bölgede aynı karakterde üçüncü imparatorluk olduğu fikri gibi yaklaşımlar bile kültür zemininde ne kadar çok ortaklık bulunduğunun kanıtıdırlar.

Bütün bu görüşlerin ışığında belâgat konusunda Batı’yla karşılaştırmalı bir gelişim çizgisi peşine düşmek çok ilgi çekici olabilir. Bunun yanında Eski Türk Edebiyatı alanındaki eserlerin hem eski usüllerle incelenmesi, hem de modern metotlarla ele alınması içinde bulunduğumuz kültürel konum açısından çok önemlidir. Bunu modernleşen kendi genç insanlarımızla konuşabilmek için de yapmak zorundayız. Eskiyi aynen devam ettirirsek olduğumuz yerde sayar dururuz. Kaldı ki eski de bize kadar sürekli değişerek gelmiştir. Aksine eskiyi tamamen bir kenara bırakırsak hiç kültürü olmamış bir toplum gibi davranırız. Bizim alanımızda hem klasik, hem modern yaklaşımları bilmek ve uygulayabilmek hayatî bir önem taşımaktadır. Eski Türk Edebiyatı ile ilgili çalışmaların gerek metin neşirleri gerekse diğer araştırma sahalarında ulaştığı nokta, sizce geçen bunca zamana ve emeğe nispeten tatmin edici midir? Bu çalışmalarda gördüğünüz en büyük eksiklik nedir? -Eski Türk Edebiyatıyla ilgili çalışmalar tatmin edici olmaktan uzaktır. Bu konudaki görüşlerimi Türklük Araştırmaları Dergisi, Sayı 7 (1991-93), s. 337-365’te çıkan Genç Edebiyat Araştırmacısının Yanlışları ve Akçağ Yayınları’ndan 1993’te çıkan Eski Türk Edebiyatı - Makaleler adlı kitabımın önsözünde geniş ve ayrıntılı bir şekilde dile getirmiştim. Kısaca yine değineyim: Araştırmacılarımızın çoğu ne yapmak istediklerinin tam bilincinde değilmiş gibi bir izlenim uyandırıyorlar. Bilgi, kültür ve metot yetersizliği birçok çalışmada açıkça görülüyor. Yüzeysellik, tahlil yetersizliği, az gayret, alanda daha önceki önemli eserlere ulaşma çabasının olmayışı, yabancı dil bilmemek, dolayısı ile dış dünyanın kaliteli eserlerine bigâne olup hem de kendisini daha iyi zannedebilecek kadar gâfil olmak, ufuk darlığı, iyi bir edebiyat okuyucusu olmamak, meslekte çabuk ilerleme isteği, İsmail Ünver dostumun sık sık tekrarladığı edebiyat memuru olmak, Orhan Şaik Gökyay’ın sözleriyle okumadan yazmak, yahut edebiyat araştırmacılığını arşiv memurluğu ve dilcilikle karıştırıp işi sadece metin yayınlamaktan ibaret sanmak Eski Türk Edebiyatı alanında sayısı gittikçe artan pek çok yazı ve kitabın değerini düşürmektedir.

Çeşitli üniversitelerde farklı akademisyenlerce yürütülen saha ile ilgili çalışmalar birbirleriyle koordineli bir tarzda ve birbirinden istifade eder şekilde mi yürütülmektedir? Bu husus ile ilgili tenkitleriniz ve önerileriniz nelerdir?

-Üniversitelerarası koordinasyon alanımızda yok denecek kadar azdır. Hatice Aynur’un Üniversitelerde Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları, araştırmacıları bir ölçüde birbirinden haberdar ediyor. Aslında Batılı meslektaşlarımızın yaptığı gibi Eski edebiyattan seçilen bir konu etrafında yılda bir veya iki yılda bir bir araya gelip bilgi alışverişinde bulunmak işe yarayabilir. Bu arada artık herkesin her şeyi bildiği Eski Türk Edebiyatçısı tipinden bir alanda uzman tipine geçmek gerekmektedir. 11. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar geçen uzun bir zaman parçasına herkesin tam anlamıyla hâkim olması mümkün değildir. Bu alanda çalışan herkes elbette genel bilgilere sahip olmalı, hatta Türkoloji ve Oryantalistik konusunda genel bilgilere sahip olmalıdır; ama aynı zamanda bir Lale Devri uzmanı veya klasik dönem uzmanı, kuruluş dönemi uzmanı, aruz uzmanı v.b. olmalıdır. İnsanların bazı şeyleri genel hatlarıyla, bazı şeyleri ise derinlemesine bilmesi fikri kabul görmelidir. Böylece bilgi alışverişinin, koordinasyonunun bir başka boyutu ortaya çıkacaktır.

Son yıllarda yapılan çok sayıda metin neşirlerine rağmen Divan edebiyatındaki metinlerin şiir dilinin ne olduğu, yapısının çözümlenmesine dair ve ortaya konulanları toparlayıcı mahiyette yayınlara pek rastlanmıyor. Bu hususu nasıl değerlendiriyorsunuz? -Bizde Batı’da olduğu gibi belli zaman aralıkları sonrası geriye bakıp ciddî toplu değerlendirmeler yapmak fikri pek yaygın değildir. Sanırım bunda üniversite kütüphanelerinin kitap alımının sınırlı oluşu ve alanlarla ilgili kitapların tamamına yakınını toplayan ihtisas kitaplıklarının yokluğu, maddî himaye eksikliği, kurumlaşma yetersizliği, genel bakışlar vasıtası ile ileriye yönelik yol belirleme alışkanlıklarının olmayışı gibi unsurlar rol oynamaktadır.

Divan edebiyatındaki metinlerin şiir dilinin ne olduğu konusu ve yapı çözümlemesine dair toparlayıcı yayınlar meselesine gelince, ister klasik anlamda olsun, ister modern anlamda olsun metin incelemesinin kaliteli örnekleri toplu bir bakış atacak hacme ve çeşitliliğe henüz ulaşmışlardır denilemez.

Osmanlı döneminde yazılan belâgat ile ilgili eserlerde medreselerde okutulan Telhis çizgisi görülmekte fakat Telhis öncesi –günümüz için dahi yeni yaklaşımlar bulunduran- meselâ bir Abdülkahir Cürcanî’nin yaklaşımlarına hiç temas edilmemekte sadece aynı bilgiler tekrarlanmaktadır. Ayrıca tezkirelerde yer yer görülen tenkitlerde bu sınırlı belâgat anlayışının izlerine de umduğumuz nispette rastlamıyoruz. Bir çok Divan şairinin mezun olduğu medreselerde klasik belâgat eserlerinin yoğun bir şekilde okutulmasını göz önünde tutarsak bu iki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? -XIV. yüzyıldan sonra İslam kültür dünyasında genel bir durgunluğun ve daralmanın ortaya çıkıp gitgide ağır bastığını kabul etmek gerekir. Telhis bile sanki bu daralmanın sonuçlarından birisi gibidir. İslam kültürünün düşünce dünyasının büyük atılımları artık son bulmuştur, var olan ise daralmaktadır. Osmanlı şairleri böyle bir devirde şiir yazmışlardır.

Ayrıca Şuarâ Sûresi etkisiyle doğan ciddî bir şiir polemiğinin katı kuralcı çevrelerde günümüze kadar etkisini sürdürdüğü bilinir. Bu yüzden yüzyıllar boyu pek çok şair ve kültür adamı özellikle siyasî gerilimler arttığında zaman zaman görülen baskı karşısında şiiri savunmak zorunda kalmıştır. Bu sebeple medrese âleminin şiir konusunda en azından görünüşteki tavrı skolastik ve sınırlı olmak zorunda kalmış olmalıdır.

Bir de unutmamak gerekir ki Türk şiirinin İslam etkisinden önce ciddî bir yapı ve içerik gelişmesi olmuştur. Bu gelişmenin çeşitli evrelerini başlangıçtan günümüze izleyebilmek mümkündür. Ses konusundaki makalemde bu gelişmeye ayrıntılı bir biçimde değinmiştim. Bu bakımdan şiirle ilgili değer yargılarının hepsi Türkçe şiirler için geçerli olmaz; veya bu yargılar Türk şiirinin bazı özelliklerini içermeyebilir. Söz gelişi kafiye kullanımı bunun tipik bir örneğidir. Son zamanlarda yapılan bazı kafiye dökümleri bunu açıkça göstermektedir. Klasik Türk şiirinin yapısıyla ilgili incelemeler son derece yüzeysel tutulduğu, çok zaman hiçbir tahlîlî ve temsîlî bir anlam taşımayan birkaç örnekle yetinildiği için ve ayrıca belagâtten yola çıkılarak -belâgati mutlak kabul etmeden, Türk edebiyatının kendi karakterini düşünerekyapılan karşılaştırmalı çalışmalar olmadığından bu konuda yetkiyle konuşmak mümkün görünmüyor. Ancak Türk şiirinin, işin teori planını fazla kurcalamadan (teoriyi kurcalamak işi meşruiyyet bakımından zora sokabilirdi) kendi mecrasında aktığını söylemek belki mümkündür. Bir başka deyişle: Kültür tarihinin determinizmi dolayısı ile teori ve pratik zaman zaman birbiriyle uyuşmayabilir.

Modern Dünyanın Kendi Klâsiklerine Yaklaşım Biçiminden Öğrenilebilecek Çok Şey Vardır,İlmî Araştırmalar, C. 10, İstanbul 2000, s. 161-164.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

BİR YOLCULUK HİKÂYESİ

Sevdik birbirimizi, yakışmıştım ben sana. Gölgen gibiydim daima yanında, daima seninle. Yazın o kavurucu sıcaklarında, yollarda ahh!  o yollarda. Torosların kıvrım kıvrım inceliğinde, mis kokulu...

SAYI 2 - AH GÜZEL İSTANBUL!

Sayı: 2 Vapur sesi, martı sesi, denizin sesi, ardından Sadri Alışık’ın güzelim İstanbul Türkçesi… 1966 yapımı siyah beyaz filmde, rengârenk hayallere daldırır bizi Sadri Alışık ve...

ÖTELERDE ÖLÜM YOK DEMİŞTİN

Kafilemiz Bolu Dağı’nda mola verdiğinde ben şair bir abiyle köşedeki masaya oturmuştum. Sen suyu çok seven çocuklar gibi gümrah akan çeşmede elini yüzünü yıkadıktan sonra...

BİLGİ CEBİMDE, BİLGİSAYARIMDA, YANIMDA!...

Geçmişin hiçbir döneminde çağın bilgisine sırtını döndüğü hâlde rahat yaşamış, yükselmiş, ilerlemiş bir toplum yoktur; gelecekte de olmayacaktır. İnsanoğlu kendi devrini doğru okuduğu müddetçe geleceği...

BAYRAM GEÇİNCE

Milletçe sevinç içinde kutladığımız milli ve dini günlerimiz, bayramlarımız … Bayramlarımız, hüznün kederin, sevincin, mutluluğun paylaşıldığı günlerimiz. Sevenlerin ve sevilenlerin bir arada olduğu en tatlı...

VİYANA İZLENİMLERİ

 Viyana’daydım.      Sevdiklerimizin yaşadıkları yerler zihnimizin bir yerinde hep canlılıklarını korurlar. Benim için de Viyana böyledir. Her bahar Viyana’ya doğru akar durur duygularım. Adını kısaltarak ‘’Minik’’...

DÜŞMANA BENZEMEK!

Ne garip değil mi? İnsan indirildiği bu yeryüzünde mütemâdiyen içten dışa çevresini, tabiatı ve insanları gözlemlerken sâdece bununla yetinmemesi gerektiğini hissedip eşyânın ardındaki sırra da dikmiş...

SERVET-İ FÜNUN (EDEBİYATI-I CEDİDE) EDEBİYATI (1896 - 1…

Servet-i Fünun, daha önce Ahmet İhsan tarafından çıkarılan bir fen dergisidir. Recaizade, 1895 sonlarında derginin başına Tevfik Fikret’i getirir. Tanzimat’la birlikte başlayan edebiyatı Avrupa ruhu...

İSMET ATLI'NIN ARDINDAN

İsmet Atlı Ağabey vefat etti, duydunuz mu? Benimki de lâf mı yani, elbette duymuşsunuzdur. Günlerce başta TRT olmak üzere bütün televizyon kanalları verdi, İsmet Atlı ile ilgili...

Halide Edip Adıvar ve Sinekli Bakkal

Halide Edip Adıvar'ın Hayatı ve Edebi Kişiliği: Halide Edip (1884-1964) İstanbul'da doğmuştur. 1901'de Üsküdar Amerikan Kız Koleji'ni bitiren yazar, Rıza Tevfik ve Salih Zeki'den özel dersler...

HOCAM HAKKI TARIK BEY

Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk yarıcı, gayet ciddi, temkinli herşeyden evvel lisan âlimi ve hastalık derecesinde mantık düşkünü, yalçın bir...

NAMIK KEMAL’E DAİR ÜÇ DİKKAT

Tanzimat döneminin topluma ve dünyaya en açık kalemlerinden biri Namık Kemal’dir (1840-1888). Onun hayatı bazen melodrama kaçan bir romana bazen de romantik bir şiire benzer...

BİRLEYEREK OLUŞMAK

Aktif Düşünce Yayıncılık Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile yapılmış olan bir dizi sohbetten oluşan bu eser, on iki başlık altında çağın problemlerini, kültürel, entelektüel, manevi buhranları...

YAKUP'UN KANATLARI - MİSLİ BAYDOĞAN

Hû Diyen Karga- Selçuklu Hikâyeleri adlı kitabıyla, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Selçuklu neslinin o müthiş serüvenini bizlere bir karganın ağzından anlatan Misli Baydoğan, şimdi de Yakup’un...

KAOTİK BİR ROMAN OLARAK: DÜNYA DÖNMEDEN ÖNCE

 Veysel Gökberk Manga’nın ilk romanı “Dünya Dönmeden Önce”[1] kaotik bir roman metnidir. Kurgusu da kaotiktir, tahkiyedeki olayların dizilişi de kaotiktir. Romanın başat karakterinin adı kestirmeden T’dir...

NESEFÎ’DEN DOSTOYEVSKİ’YE KÖTÜLÜĞÜ ANLAMAK

Friedrich Schiller “Haydutlar” adlı piyesinin önsözünde kötülüğü yıkmayı hedef edinmiş bir sanatçının kendi eserinde oto-sansüre gitmesinin yanıltıcı olacağını ima ederek şöyle der: “Dinin, ahlâkın ve...

TÜRKİYE’DE GENÇLİĞİN TOPLUMSAL KİMLİĞİ VE POPÜLER TÜKET…

Bu makalede özellikle medya tarafından oluşturulan popüler kitle kültürünün gençlik açısından ne ifade ettiği ve bu kültürün gençliği nasıl kuşattığı analiz edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Türkiye’de...

Mavi Türkü

Bütün yazılarına kendinden bir şey yansımış. "Boynuma kadar terime gömülmeye razıyım. Yeter ki, bir kez doyasıya huzurunda durayım" dedirten aşk bir kararda tutmamış onu. Gâhi...

SÜRGÜN MEKTUPLARINDAKİ ZİYA GÖKALP - 2

   Saadettin Yıldız[1]  1.1.2.2.Yeşilköy Hayâli         Esirlik sonrasında sakin, yeşil ve huzurlu bir yerde yaşamayı hayal eden Gökalp, Limni ve Malta'da da tabiat güzelliklerine, açık havaya...

TÜRK DEVLET GELENEĞİ - Prof.Dr. AYDIN TANERİ

Türk Devlet GeleneğiProf.Dr. Aydın TaneriMerhum Prof. Dr.Aydın Taneri’nin birkaç defa yeniden geliştirilerek basılan “Türk Devlet Geleneği Dün-Bugün” adlı (Ankara,1993) eserinde kültür, millet,devlet kavramlarıyla ilgili görüşlerinden...

MÜZİĞİMİZ, TÜRKÇE, ÇOCUKLARIMIZ VE KÖKLER ÜZERİNE SAYIN…

Sayın Fatma Adile Başer, akademik düzeyde ve ama bir sanatçı duygu ve duyarlılığı ile bizim müziğimiz, Türkçemiz, kültürümüz ve medeniyetimiz üzerine okuyor, inceliyor, düşünüyor, sunuyor...

Arif Nihat Asya

Arif Nihat ASYA Türk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 yılında Çatalca'nın İnceğiz Köyü'nde dünyaya geldi. Babası Tokatlı Zîver...

Muhakemetü'l Lügateyn Nedir?

Ali Şir Nevai’nin yazdığı, kelime anlamıyla “İki dilin kıyaslanması” anlamına gelen Muhakemetü'l Lügateyn’i inceleyeceğiz bu yazımızda.. Muhakemetü'l Lügateyn Nedir? Muhakemetü'l Lügateyn, Orta Asya edebiyatının Çağatay sahasının en...

ŞİİR ÖLÜYOR MU? - AHMET HAMDİ TANPINAR

Bir müddetten beri Ulus gazetesinde mühim bir anket devam ediyor. Anketin mevzuu şudur : Şiir ölüyor mu? ... Her hafta bir şâirimiz bu suale cevap vererek...

SESSİZTANBUL

İstanbul’daydım bugün yine… Biliyorum sana haber vermeliydim gelirken. Bana kendine bir iyilik yap ve İstanbul’a gel demiştin. Seninle olsak neler yapardık bilmiyorum. Belki Yerebatan Sarnıcı’nda...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 8

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında...

BARTIN'DAN BATUM’A GİDEN YOL RİZE'DEN GEÇER

Ne güzel demiş şair, “Seher yola giren âşık gece Leylâ’da akşamlar”. Seher, Bartın’dan yola çıkan seyyah, gece Batum’da akşamlar mı bilmem ama ben akşamladım. Hayatımın...

GÖNÜL GÖÇLERİNİN DURAĞI

Hz.Mevlana şöyle der göçle ilgili;’’ “Kervan başının, kervanın kalkmak üzere olduğunu haber veren çanların sesini duyuyor musun? O tarafta nice yol arkadaşımız, nice dostlarımız var...

TÜRKÜ(LERİMİZ) BİZİ SÖYLÜYOR MU(YDU)

Türkünün konusu insan ... İnsanın başından geçenler, insanın başına gelenler, insanların gönül ve ülkü dünyaları ... Bunların dile ve tele gelişi... Türkülerimiz köy köy, oba oba, burcu burcu...

VATAN ENDİŞESİ VE CEHALET “MÜREKKEBİN AKMADIĞI YERDEN K…

Yaşar Nabi Nayır’ın bir anketine verdiği cevapta Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle demektedir: “Hiçbir milletin münevveri bizim kadar içtimaî olamaz. Eğer ferde ait bazı tabii hakların...

BURSA'DA BİR AKTAB DÜKKANI

Arap Şükrü Sokağı, sabah akşam değiştirmediğim güzergâhımdır. Eskiden kışları yerler biraz kaygan ve çamurlu olurdu ama öğleye varmadan çabucak temizlenirdi. Şimdi de öyle, esnaf her...

ANTİK TANRI; UNESCO

  Unesco.United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization.Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü.İsmi kadar onu sembolize eden amblemi de oldukça ilginçtir bu örgütün. Ön cephesinde...

SANATÇININ PSİKOLOJİSİ

Amerikalı teolog ve psikolog Rollo May “Yaratma Cesareti” adlı eserinde şöyle bir saptamayı okurlarına hatırlatır: “Ressam resmini, suçlunun suç işlerken hissettiği duyguyla yapar.”[1] Bu saptamadaki ressamı...

SABIR

Teknolojik gelişmelerle bağlı olarak insanın hırsı tahrik ediliyor. Hırs, zamanla tamaha dönüşüyor. Tamahın tabii sonucu da sabırsızlık…Sabır her şeye rağmen susmak değil asla… Ama Sabır...

ÇOK SESLİ BİR ŞAİR HAMİT

Türk edebiyatının yaptıkları ve yazdıklarıyla iz bırakan şahsiyetlerinden biridir Abdülhak Hamit Tarhan(1852-1937). Hayatının en küçük ayrıntısı bile yüzlerce sayfalık romana, saatlerce sürecek bir filme dönüşebilecek...

GENÇ EDEBİYAT ARAŞTIRMACISININ YANLIŞLARI

Yıllardır yüksek lisans, doktora ve yardımcı doçentlik jürilerinde, son üç yıldır bunlara ilâve olarak Eski Türk Edebiyatı anabilim dalının doçentlik jürilerinde bulunmaktayım. Özellikle son yıllarda...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 6

Yüzbaşı Mustafa ve küçük Mustafa Kemál birlikte Selânik'e dönüyorlardı. Bu arada tren yolunun yanındaki ağaçları gözü yakalamaya çalışıyor, fakat mümkün olmuyordu. Aile büyüklerinden ve özellikle...

Arif Nihat Asya'da Vatan Sevgisi ve Tarih Şuuru-2

Vatan sevgisinin ideolojik boyutuna bakıldığı zaman, Arif Nihat'ın samimi bir Turancı olduğu rahatça görülür. Ölümünden üç yıl önce kendisine sorulan bir mülâkat sorusuna verdiği şu...

500 Yılın Ardından Piri Reis

Nazan Karakaş Özür YEDİTEPE YAYINEVİ UNESCO 2013 yılını, Piri Reis Haritasının 500 Yılı olarak kutlamıştır. Yıl boyunca birçok organizasyon yapılarak bu faaliyetlerle, Piri Reis’i anmaya...

Senaryo Nedir?

Senaryo  Anglosaksonların 'spec script' , Fransızların 'continuite dialoguee' adını verdiği, sayfası 45 saniye ile 1 dakika arası bir zamana denk gelen teknik bir metindir. Senaryo...

Yeşil Çeşme

Beni o büyük çocuklar karşında koruyan diyemem ama hiç olmazsa teselli eden bir kız vardı: Polika! Kasabaya taşındığımız gün gavur diye horladığım için bana darılmasının...

MUHABBET

Muhabbet kuşu gördünüz mü hiç? Hiç muhabbet kuşunuz oldu mu? Muhabbet ettiniz mi hiç muhabbet kuşuyla… Muhabbet beslediklerinizin sayısını hiç düşündünüz mü? Muhabbet tellalı tanıdınız mı? Argo, ‘Geyik...

SÂKİNÂMELERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE GELİŞİMİNE GENEL BİR BAK…

Sâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç, gereç ve âdetlerini, içkiyle uzaktan yakından ilgili pek çok düşünce, duygu ve kavramı bazan...

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

Tanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya döndürdüğü bir dönemdir. Fransız İhtilali ile başlayan hürriyet, adalet, eşitlik düşünceleri Osmanlı toplumunu da...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

İSYAN AHLAKI - NURETTİN TOPÇU

İsyan Ahlakı, Nurettin Topçu'nun Sorbonne Üniversitesindeki felsefe tezidir. 1934 yılında Nurettin Ahmet imzasıyla Paris’te Fransızca olarak yayınlanmıştır....

İSTANBUL DÂRÜLMUALLİMÎN-İ (1848-19

İstanbul Dârülmuallimîn-i (1848-1924) Uğur Önal, Togay Seçkin BirbudakAnkara, ATAM, 1.bs., 2013, 360 sayfa, ISBN:978-975-16-2535-9 Yayına hazırlayan: Fatih AKMANTürk...

ATİLLA'NIN KALKANI - HASAN ERDEM

Hasan ERDEM Ötüken Neşriyat Daha önce kaleme aldığı “Şar Dağının Kurtları”, “Argos Kalesi”, “Kızıl Atın Süvarisi”, “Balkan Şahini” ve “Otranto 1480”...

İŞRAK DUYGULARI - AHMET URFALI

İŞRAK DUYGULARI - Ahmet Urfalı RUMİ YAYINLARI Araştırmacı-eğitimci-şair Ahmet Urfalı'nın yeni şiir kitabı “İşrak Duyguları” Rumi Yayınları'ndan piyasaya...

TÜRKÇENİN UYANIŞI-1

Edebiyat Dunyamız

Bugün akademik düzeyde bile dilin imkânlarını, maalesef şuuraltında yürüyen bir değerlendirmeyle hayata geçiriyoruz. Sözünü ettiğimiz tutum, zamanla düşünme...

Şiir Hakkıında-2

Edebiyat Dunyamız

Bundan birkaç sene evvel M. Bremond, saf siire dair Akademi'de söylediği bir nutukta, şiir lisanına dua demişti. Kabulü biraz güç olan bu iddiada siir li­...

OKUMADAN LİM YAZMADAN MUALLİM

Özcan TÜRKMEN

Bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam(lar) çıkarırdık. Bir işin özelliklerini, işleyişini, en ince ayrıntılarına kadar iyice öğrenenlere, o...

DOYULMAZ SEVGİ-BURAM BURAM AŞK: YUNUS

Ali_Alper ÇETİN

Benim bunda kararım yok,Ben bunda gitmeğe geldim.Bezirgânım metaım çokAlana satmağa geldim. Ben gelmedim dâvâ içinBenim işim sevi içinDostum evi...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Mustafa Kemal’in anlatacakları daha bitmemişti. Fakat tren yavaş yavaş, kavurucu sıcak içinde bozkırdaki Ankara’ya yaklaşmıştı. Ağustos ayında boncuk boncuk...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Yüzbaşı Nakiyüddin Bey öğrencilerinin Fransızcasının ilerlemesi için elinden geleni yapıyordu. Onlara edebiyat eserlerini sevdirerek bu işi çözebileceğini...

ACIKAN KURT

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikâye söylemesi sevapmış. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kurt yaşarmış....

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KE

Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde Yunan...

digertumyazilar

TARİH GEZGİNİ
TARİH GEZGİNİ

Alfabetik

Abdullah SATOĞLU
Prof.DR.Hilmi ÖZDEN
Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ
Özcan TÜRKMEN
"bezm-i elest: tas. Allanın ruhları yaratıp "elestü bi-rabbiküm" (=ben sizin Rabbiniz değil miyim ?) dediği an. "

Üye Girişi

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
2857549
Bugün
Dün
Geçen Ay
2379
7322
260070

Your IP: 172.69.69.21
18-06-2019