Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)
Bunu okudun 0%

milay kokturk

milay kokturk
Filizlenmeye başlarken bir ‘toplumsal durum’, vücut kazandıktan sonra da bir ‘insanlık durumu’ olan uygarlık, tesadüfi bir yapılanma değildir ve bağlantısız unsurların bir araya getirilişiyle oluşmaz. Bilfiil yaşasa da, tarih sahnesinin dışına itilse veya ölmüş olsa da, tüm uygarlıkların temelinde müşterek bir tasarım dünyası yattığından, bir uygarlık çevresi, toplumsal durumu uygarlık hâline getiren niteliklerin ahenkli bir bütünü olarak görülebilir.

Tarihselci filozof Dilthey’ın “çağın ruhu” dediği şey, uygarlıkların iç yapısı, onun üretimlerinde dile gelen ide ve tasarımlar, onun dünya tasarımındaki kavramsal çerçeve olsa gerektir. Tüm uygarlıkların üretimleri de bu zihinsel boyutu kendi eserlerinde dile getirir. Uygarlıkların dili işte bunlardır. Bir uygarlık bunlar vasıtayla konuşur.

Sadece yaşayan veya etkin olan uygarlıklar değil, tarih sahnesinden çekilmiş uygarlıklar da konuşur. Yaşayan uygarlıklar, sözünü, mevcut ve arkası gelen üretimleriyle söyler. Dinlenmeye çekilmiş, eserlerini artık daha üst düzeye taşıyamayan ama üretim biçimlerini muhafaza eden uygarlıklar sözünü başka türlü, sadece eserleri bugüne ulaşan uygarlıklar daha başka türlü söyler. Ölmüş uygarlıklara, insanlık hatırası diye kulak verilir. Ancak yaşayan ve dinlenmeye çekilen uygarlığın eserlerini, o uygarlık çevresinin bilinçleri, yeni üretimlere kaynaklık edebilecek biçimler hazinesi olarak temaşa eder. Uygarlık tatile girse veya tarih sahnesinden silinse bile, onun kalıcı unsuru olan eserler, uygarlığın ruhunu yansıtır. Sanat bu unsurların başında gelir.

Sanat: Ruhun eşyayı biçimlendirişi
Bir uygarlığın akılcı veya duygusal nitelikli soyut temele dayalı üretimleri yüksek kültür diye anılır. Uygarlığın asıl dili yüksek kültür ürünleridir. Bu bağlamda mesela sanat, estetik ve felsefe, uygarlıkların dile gelişişini anlatmaktadır. Onlar yüksek kültürün zirvesi, uygarlığın insanlığa açılan penceresi ve en kalıcı unsurudur. Felsefe, yüksek kültür içinde, ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Sanat ise içinde geliştiği uygarlığın tasarım dünyasını kendisine bakarak okuyabileceğimiz en karakteristik etkinlik biçimidir. Çünkü o, biçim verici ruhun eşyada cisimleşmesi, eşya dünyasını insanın, o kültürün, o uygarlığın dünyası kılma çabasıdır.

Eserlerde sadece kendisini sergileyen ve kendi diliyle konuşan sanatı geniş kitlelere duyurup bilinir ve kavranır yapan şey, sanat üzerine konuşmaktır. Bir uygarlığın sanatını evrensel hâle getirmek için onu icra etmek yetmez. Onu zaten sanatçılar yapmaktadır. O sanat üzerine düşünmek, o sanatın düşünsel temellerini, o sanatın temelinde yatan biçim vermeyi ve verilen biçimi belirleyen ideleri, duyguyu ve estetik kaygıyı, o sanatın anlamını düşünce konusu yapmak, onun üzerinde konuşmak, o sanattaki ruhsal süreci ve tasarım dünyasını akılcı yoldan kavranan kelimelere dökmek lazımdır. Yani sanatçı tarafından keşfedilmiş olanı öteki öznelere de açmak gerekir. Böylece o uygarlığın estetiğine giden yol açılmış olur.

Sanat sürdürülegelen ve bir eserle sona eren, sonra yine başlayan bir etkinlik olmakla birlikte, bundan daha fazla bir şeydir. O, uygarlığın en karakteristik etkinlik biçimi olduğundan, uygarlıklarda önce ve en çok konuşan, hem de kendisine özgü bir dille bize bir şey anlatan etkinlik, sanattır. O da eserde ete kemiğe bürünür. Onun eseriyle yüz yüze gelen ve estetik deneyim yaşayan izleyici, eserin bu somut varoluşundaki dili bireysel olarak çözer; ondaki uygarlık ruhunu keşfeder. Onu konuşmak ise izleyici dışındaki bireyleri de o ruhtan haberdar eder. Bunun sonuçlarından biri, o uygarlıktaki biçimler hazinesinin yeni üretimlere temel teşkil edebilirlik kazanması, diğeri de, uygarlığın üretimlerindeki estetik içeriğin insanlığa sunulabilmesi, onun evrensel formda mesajlarla kalıcı kılınabilmesi imkânıdır.

Hat, ebru, divan edebiyatı, musiki, mimari... Hepsi bu coğrafyanın sesi ve rengidir. Onlar üzerine düşünülmelidir; elbette onların tanıklık ettiği tarihi onlarda seyrederek teselli bulmak yahut onları kutsamak için değil! Tarihin tanıkları karşısında yaşanan romantizm sadece onu teneffüs eden bireyi hoşnut eder. İnsanlık dünyası ise yerel nitelikli romantik tasarımları değil, insanlığın müşterek kavrayışına sunulan düşünceleri kendi hazinesine katar. Uzun zamandır uykuya yatmış gibi görünen Türk-İslam uygarlığının çeşitli sanat ve sanat eserlerinde yaşayan ruhu keşfedilmeyi beklemektedir.

Sanat varolmakla değil, üzerinde konuşulup tartışılmakla, gittikçe kültürün güncel gerçekleşmelerine sirayet eder. Bu çerçevede yapılan şey, eserin veya etkinliğin anlamını soruşturmak demek olur. Sanatın ve ondaki güzelliğin felsefesinden, o uygarlığın estetik teorisi doğar.

Gizem yüklü etkinlik: Ebru
Bir sanat dalı üzerinden konuşalım; mesela ebru!

Her sanat gibi ebru da bize bir şey söyler. O da bir dünya algısı ve estetik kaygı barındırır. Bu coğrafyada birazcık sanat duygusu, estetik beğenisi olan herkes, herhangi bir şekilde karşılaştığı ebru gösterisine kayıtsız kalmaz. Şöyle sıradan bir bakışla veya içtenlikle, ilgisini ona yöneltir. Sanata uzak olan biri bile belli belirsiz bir estetik deneyim yaşar. Hele estetik haz duyacak inceliğe erişmiş bilinçler ebruyu başka bir hayranlıkla temaşa eder.

Nedir ebru? Ebru, su üstüne yapılan resim; karşısında birçok sanatın sıradanlaştığı, belki onun gibi bir sanat olamayışın ezikliğini hissettikleri bir sanat! Bu coğrafyanın, bu kültürün estetiğini en duru biçimde yansıtan, beden gözüne değil gönül gözüne, cisme değil ruha hitap eden büyüleyici bir eylem ve üretim; derinlerde yatan, keşfedilmemiş güzeli ve güzelliği bitimsizce arayış. Gönlü bu coğrafyada neşvünema bulanların, yüreği bu coğrafyanın anlam dünyasında atanların entelektüel ve estetik uğraşısı.

Ebruya şekil vermek için yapılan her hamle bilinmezlik ve yenilik yüklüdür. Onun sonunda tablonun nasıl bir şekil alacağını, sonuçta ortaya ne çıkacağını bilemeyiz. “Yaptığımız ebrunun tam olarak nasıl olacağını değil neye benzeyeceğini bilebiliriz.” diyor bir usta; tıpkı bizi bekleyen geleceğin sır dolu örtüsü gibi. Gerçekten de hayatımızın tam olarak ‘nasıl’ olacağını bilebilir miyiz? Yaşanmamış zamanlara ilişkin öngörümüz ve tasarımlarımız sadece genel çizgilerle sınırlı değil midir?

Ebru ve hayat
Ebrunun zemini zaten akışkandır. Su! Eğilip bükülmez, elde tutulmaz, şekil verilmez bir şey. Bizim etkinliğimiz, onu boş kaba doldurmakla sınırlı. Ona bütün damlalarına kadar hükmedemeyiz. Tekneye dökeriz, o kendi biçimini bulur. Biz bu zeminin sadece varlık kazanışında aracı oluruz, o kadar. Onu alçaltıp yükseltemeyiz. Onda çukurluk ve tümseklik barınmaz. Dökülüşte su dalgalanır, dalgalar gider gelir, kenarlara çarpar; sonra durulur ve en sonunda mutlak bir sükûnete erişip pürüzsüz bir zemin teşkil eder. Dünyaya gelip etrafa çarpa çarpa, düşe kalka büyüyüşümüz, deli akan kanımız, ilerleyen yaşımızın bize sükûnet elbisesi giydirmesi gibi!

Ebrunun tuvali âdeta hayatın kendisidir. Elimizin altındaki suya mutlak anlamda hük-medemeyişimiz bize, gücümüzün, yapabilirliğimizin sınırlarını gösterir. Tıpkı yaşama dünyasındaki gücümüz ve güçsüzlüğümüz gibi! Hayat bizim hayatımızdır, ama tüm zerrelerine kadar bizim elimizde şekillenmez. Suyu tutmaya kalksak sadece bir avuçluk kısmını tutarız; gerisi akar gider. Bir ömür gibi...

Ustanın fırçasından boya katre katre suya dökülür. O dökülüşte saçılma yoktur, fırlatıp atılmışlık sezilmez. Hiçbir damla sahipsizcesine terk edilmiş değildir. Boya zerresi kayar, kayar, yavaş yavaş yayılır ve yerini alır; tıpkı yaşama dünyasında varolmaya başlayıp bu dünyada sü-zülüşümüz gibi... Filozof Heidegger dünyada varolmayı ‘fırlatılıp atılmışlık’ olarak görmekle yanılmıştır.

Biriciklik
Her damlatış bir ümit yüklüdür. Ebru ümide yapılan bir yolculuktur. Bir sonraki aşamanın hiçbir kesinliği yoktur. Ebruda sadece ‘güzeli keşif ve inşa yolunda ilerleyiş’i görürüz. Hiçbir ebru diğerine benzemez. Her ebru benzersizdir, biriciktir; tekrarlanamaz, kopya edilemez. Bir ebrunun kopyası ebru olmaz, sadece kopya olur. Her ebrunun her santimetrekaresi tek ve kendisine özgüdür. Herkes onda bir derinlik sezer, ondan bir anlam çıkarır. Tıpkı her bireyin yaşantısı ve hayatı, evreni algılayışı gibi! O bize, mutlak gerçekliğin bizim elimizde olmadığını, elimizdekilerin sınırlılığını, yaşama dünyasının ve bireysel yaşantımızın çok renkliliğini, karmaşıklığını, oradaki çokluk ve çeşitlilik arasında kurulan veya kurulamayan ahengi fısıldar. Bazı ebrular olabildiğince sadedir, bazıları imkânlar alanındaki tüm renkleri taşır. Tıpkı basit, sade, renksiz, derinliksiz veya olabildiğince renkli, derinlikli hayatlar gibi.

Katmanlı yapı, üst üste binmiş, bindikçe birbirini etkileyen, birleşip etkileştikçe keşfedilmemiş güzellikler veya iç karartıcı figürler oluşturan renkler, bu renklerin iç içeliği. Bu da yaşama dünyasının bir yansıması. Ebruda yaşantının çizgileri, renkleri, figürleri ve geleceğin gizemi barınır Ebru yaparken aslında kendi gizemli dünyamıza seyahat ederiz. Ebruyu temaşa da bu gizemliliği keşfe çıkmanın bir biçimidir.

Değişkenlik
Bir darbeyle değişebilirlik. Ebru ustası güzellikle çirkinlik arasında ince bir çizgide yürür. Yaşamak da hep bir ince çizgide yürümekten ibarettir. Ya bilmeden yapılan yanlış bir hamle veya bilerek suya vurulan bir darbe! Her şeyi, tüm figürleri, tüm tasarımları yok eder. Bazı yanlış hamleler yeniden düzeltilebilecek bir hasara yol açar; yaşama sürecinde attığımız yanlış adımlar gibi! Her şeyi altüst edebiliriz; ebruda anlamsız ve itici bir tablo, yaşama dünyasında telafisi imkânsız yanlışlar yapabiliriz. Tasarımları ve renkleriyle, ümitleri ve özlemleriyle kendi ellerimizde şekillenen yaşantımızı tahrip edebilir veya seçkin kılabiliriz.

Ebru zihinsel yaratıcılığın sınırsızlığını anlatır. Hayat da öyle. Sınırsız seçeneklerden peşine düşüp inşa ettiğimiz figürlerin toplamı! Başlangıçta iyilik, güzellik, erdemlilik özlemi yatar. Ebruda da öyle! Usta en güzeli hedefler. Ebrunun renklerini, renklerin tonunu, usta belirler. Nasıl yaşama dünyasındaki rolümüzü ve yaşantımızın sönük veya parlak, sıradan veya kendisine özgü oluşunu biz belirliyorsak, hatta bu belirleyici rolü kullanım biçimimiz becerimize bağlıysa, aynı şekilde, ebruyu şekillendi-rişimiz de becerimize bağlıdır. Usta kendinin, kendindeki beceri sahibi öteki ‘ben’in ve eserinin ayrı ayrı bilincindedir. Sonra o, eserini seyre dalar. Yaşama dünyasındaki birey de kendinin, özlem veya yönelişlerinin, bütün bunların sonucu filizlenen yaşantısının tam bilincindedir.

Her şey, arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan girince nihayete erer. Ebru teknesine kâğıdın daldırılışı gibi! Artık sona gelinmiştir, ebru bitmiş, şekil verme ve verilme sona ermiştir. Geriye sadece ustanın tabloyu, tüm sürecin özetini duvara asması kalır; tüm renkleriyle, iyi ve kötülüğüyle, erdemlilik ve sefaletiyle bir ömrün tamamı gibi!

Ebru, yaşantının serüvenini estetik kaygıyla keşif hareketi, yaşamanın gizemli dünyasını resmetme çabasıdır.

Kaynak : K ü l l i y e   D e r g i s i   / 1 5 

Comments powered by CComment

İRFANİ DÜŞÜNCEDE ZAMAN KAVRAMI
  Zaman insanoğlu tarafından çok farklı anlamlarda tanımlamaya çalışılmıştır. Bu çalışma, yorum ve değerlendirmeler varsayımlardan öteye geçememiştir. Zaman; gece-gündüz, sabah-akşam, dün-bugün-yarın, mazi-hâl-istikbal, gün-an, vakit-vade-ömür-süre, müddet-ölüm, çağ-mevsim,...
HAYALLERİMİZE NE OLDU?
Kanuni (1499-1576) ve Mimar Sinan (1489-1588) arasında yaşandığı anlatılan kıssayı duymuşsunuzdur. Şöyle: “Kanuni Sultan Süleyman, adını taşıyacak olan Süleymaniye Camii’nin yapımı için şu anki arsanın bulunduğu yeri beğenir. Mimar Sinan’ı da yanına alır; arazinin uygun olup olmadığını görmeye...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Erdoğan Çakıcı)
Zaman aşımına uğramış hatıralar. Erdoğan Çakıcı. Erdoğan Ağabey Eskişehir'in renkli simalarından birisiydi, 1927 doğumlu idi, 2017 yılında rahmetli oldu... Boksörlük yapmış, basketbol oynamış, bu dalların milli hakemliğini yapmış. Ağabeyi ile bir film şirketi kurmuşlar. Hapushane...
“TÜRKÇENİN KAPISI”: BİZİM YÛNUS
XIII. asrın ortaları ile XIV. asrın başlarında yaşadığı tahmin edilen, ilk Türkçe Dîvân’ı tertip edip Risâletü’n-nushiyye adında bir de Türkçe mesnevî kaleme alan Yûnus Emre, hem Türk tasavvuf hem de Türk edebiyatı tarihinde müstesna bir yere ve konuma sahiptir. O, Türkün...
BENDE MECNUN'DAN FÜZUN AŞIKLIK İSTİDATI VAR - FUZULİ
Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı varÂşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var N’ola kan dökmekte mâhir olsa çeşmin merdümüNutfe-i Kabildir ü gamzen gibi üstâdı var
BETİMLEME VE ÇEŞİTLERİ
Betimlemede temel amaç, okuyucunun duyularıyla algılayabileceği bir nesne, kişi ya da mekanı duyu organlarını kullanmadan algılamasını; bu nesne, kişi ya da mekanları hayal gücüyle zihninde canlandırabilmesi sağlamaktır.(roman kahramanları) Anlatmaya bağlı edebi metinlerde öyküleyici anlatımla...
prev
next
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi

Mehmet Ali Kalkan

İbrahim Sağır Ağabey'in yeni aldığı bilgisayarıyla mücadelesi devam ediyor hâlâ. Geçen gün sabah bilgisayarı açmış, şifre istemiş. "Ben şifre koymadım ki, bu da nereden çıktı, ilk defa oldu bu da"...

Hilmi YAVUZ

Felsefeye ilişkin söylem rejiminin Batı’da da, özellikle 20.yüzyılda, radikal dönüşümlere tanıklık ettiğini biliyoruz. Richard Rorty, ‘Essays on Heidegger and Others’da ,’Felsefe nasıl bir etkinlik...

Hilmi YAVUZ

Sezai Karakoç üzerine kuşatıcı bir yorum, Prof.Dr.Walter G..Andrews’ün, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi’nce çıkarılan Journal of Turkish Literature Dergisi’nin 1.sayısında yayımlanan...

Hilmi YAVUZ

Ahmet Cevdet Paşa’nın ‘kriz’ karşılığında ‘buhran’ kelimesini uydurmasından önce de Osmanlı’da, adına ‘kriz’ denilmeyen birtakım buhranlar yaşanmaktaydı. Sabri Ülgener hocanın deyişiyle, ‘darlık...

Ahmet URFALI

Yunus Emre; ‘’Dil söyler, kulak dinler. Kalp söyler, kâinat dinler.’’ derken kalbin önem ve değerini ortaya koymaktadır. Zira kalp; insan vücudunun bir organı olmanın ötesinde sevgi, hoşgörü,...

Saliha MALHUN

Hiç sizi yaralayanı, öldürmek isteyeni, elinin çamuruna, yüzünün karasına bakmadan affettiğiniz oldu mu? Hayır mı? “Sevgiyi senden öğrendim…” diyor şarkılar… Yalan! Gerçekte bir sevgi ve aşk varsa...

Özcan TÜRKMEN

‘ Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım !’ diyor Mehmed Âkif Ersoy. Belli dönemlerde hepimiz gibi ben de bunu diyorum. Belli dönemlerde de hepimiz...

Abdülkadir DAĞLAR

Dîvân şiiri geleneği içinde şâirlerin zaman zaman kendilerini çeşitli yönleriyle övdükleri görülmektedir. Şâirlerin genellikle şâirlik yönlerini ön plâna çıkararak övünmeleri tefahhur / fahriyye...

Edebiyat Dunyamız

İNTAK (KONUŞTURMA) SANATI Cansız varlıkları ve insan dışındaki canlıları insan konuşturmaya intak denir. Mor menekşe: ’’Bana dokunma ;’’diye bağırdı. Minik kuş: ’’Anne beni rüyalar ülkesine götür...

Edebiyat Dunyamız

GAZEL Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var Âşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var N’ola kan dökmekte mâhir olsa çeşmin merdümü Nutfe-i Kabildir ü gamzen gibi üstâdı var

Dilek ÜNLÜ

İnsanoğlunun geçmişine olan merâkı, yaratılışından bu yana devam etmiş olup bu merâk ve ilgi birçok araştırma sahasının oluşmasına da öncülük etmiştir. Cumhûriyet’in îlânından sonra yapılan harf...

Özcan TÜRKMEN

Dilimizde sır; ‘ Gizli, gizlenilen şey’ ‘gizlilik’, ‘anlama ve açıklamada aklın aciz kaldığı şeyler’, ‘amaca/ideale erişmeyi sağlayan yol, yöntem’, ‘insanda ilahî hakikatleri idrak ve müşâhade eden...

Turgut GÜLER

Ne zaman, sosyal muhtevâlı bir tehlike ile karşılaşsak, Türk âile yapısının çok sağlam olduğuna dâir kanaate sığınıp tesellî arıyoruz. Hiç farkında değiliz, güvendiğimiz o dağa da kar yağmış. Her...

Mehmet Ali Kalkan

Hasan Karababa'dan bahsediyorum ara sıra. 12 yaşında bizim köyün dağlarında çoban çıraklığı yapmıştı yetmişli yılların başında. Hasan Karababa çocukluğunu, hatıralarını, çobanlık yaptığı hatta daha...

Edebiyat Dunyamız

Avrupa’da edebi akımlar başlamadan önce, iki önemli düşünce ve sanat anlayışı vardı: Hümanizm ve Rönesansçılık HÜMANİZM: İnsana değer vermek esastır. Tabiatı Tanrı yaratmıştır düşüncesi kabul...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan oluştuğu bir “Avrasya kimliği”nin teorik temellerini kurmuş, pratik hayata aktarmaya çalışmaktadır. Kuzey Amerika’da bir “Amerikalı”...
Gönlümden... Dikene Su Vermek Cemal Kurnaz Bey'in yeni kitabının adı. Prof. Dr. Cemal Kurnaz'ın çalışmalarının çoğu Eski Türk Edebiyatı üzerine....
İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesinin beş ay öncesiydi. Askerî Tıbbiye-i Şâhâne talebelerinden birkaçı geceleyin üst kattaki yatakhanelerinden usulca, uyku...
Adını Azîz İstanbul’un şâiri Yahya Kemâl Beyatlı’nın “İstanbul’u Fetheden Yeniçeri’ye Gazel” şiirindeki satırların mânâ süzgecinden süzülerek alan “Şehsüvâr-ı...
Son yüz yılda en çok dile getirilen yakınmalardan biri, Türkiye’nin milli burjuvazisini geliştiremediği, sermaye birikimini yapamadığı, sanayi devrimine...
Türk edebiyatının önemli isimlerinden Metin Savaş'ın şanına yakışır bir eser olduğu kanaatini taşıdığımız "Vatandaşlık Ofisi" adlı yeni romanı Ötüken...

Biyografi

  Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar götürebiliyoruz. Boy-âbâd'da evlenen, oradan Tokat'a gelen Hekim Hacı Baba'nın, Tokat'ta bir çocuğu doğuyor;...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişlarinda Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet...
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar,...
(1873 - 1936)1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi....
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini...

Şiir

Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı varÂşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var N’ola kan dökmekte mâhir olsa çeşmin merdümüNutfe-i Kabildir ü gamzen gibi üstâdı var
Felsefeye ilişkin söylem rejiminin Batı’da da, özellikle 20.yüzyılda, radikal dönüşümlere tanıklık ettiğini biliyoruz. Richard Rorty, ‘Essays on Heidegger...
Dîvân şiiri geleneği içinde şâirlerin zaman zaman kendilerini çeşitli yönleriyle övdükleri görülmektedir. Şâirlerin genellikle şâirlik yönlerini ön plâna...
GAZEL Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı varÂşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var N’ola kan dökmekte mâhir olsa çeşmin merdümüNutfe-i Kabildir ü...
(D. Bilimiyor- Ö.1568) Âşıkıñ bir çâresi var zâr u giryândur yanar Yâr elinden yarası var yüregi kandur yanar 2 Tudagı çat çat yarılup sararup...
Klasik şiirin en büyük temsilcilerinden biri olan Fuzûlî, "güzel" ve "aşk" kavramlarına meftun bir şahsiyettir. Dolayısıyla varlığındaki bu temayül, şairi...

Öykü Roman Masal

Büyük Türk Imparatorlugunu, 840 yilindan itibaren devralmaga baslayan Karahanlilarin 1212 (1240) yillarina kadar devam eden hanedanligi esnasinda en önemli ve muhakkak ki dünya tarihinin seyrini degistiren büyük hadise Türklerin Islam dinini kabul etmis olmasidir. 940 yili civarinda Karahanli...
Yağız al atını çektirdi, sıçrayıp bindi. Alnı beyaz aygırına Dündar bindi. Kazan Bey’in kardeşi Kara Göne bindi. Beyaz büyük cins atım çektirdi. Bayındır...
Finten, Kanadalı güzel bir kadındır. Avustralya’da yaşayan Cross adında yaşlı; fakat çok zengin bir adamın karısıdır. Genç Finten, asıl sayılmadığı için...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur.M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan...
Metafor Metafor geleneksel olarak istiare, teşbih, telmih başlıkları altında edebî metinlere has bir sanat olarak anlatılırken, bugün sosyal, siyasî,...

Mülâkat/Söyleşi

Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nde 21 Ağustos 2021 Cumartesi günü şiir ve tasavvuf rüzgârı esti. Hattat-Şair-Ressam Figen Özer’in Akıl Fikir...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
Merhabalar Sevgili hocam. Öncelikle Ali Nihat Tarlan hoca için hazırladığımız bu özel sayıda, bize eşlik ettiğiniz için teşekkür ederiz. Hocam, sizin...
(Öykücü Abdullah Harmancı ile Söyleşi: ) Sorular: Ahmet Melih Karauğuz Hocam Yalova'dayız... Gençlere hitap ediyoruz. Edebiyatçı gençlere... Onlara...

digertumyazilar

Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Sezai Karakoç üzerine kuşatıcı bir yorum, Prof.Dr.Walter G..Andrews’ün, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi’nce çıkarılan Journal of Turkish Literature Dergisi’nin...
İnsanoğlunun geçmişine olan merâkı, yaratılışından bu yana devam etmiş olup bu merâk ve ilgi birçok araştırma sahasının oluşmasına da öncülük etmiştir. Cumhûriyet’in îlânından...
Ahmet Cevdet Paşa’nın ‘kriz’ karşılığında ‘buhran’ kelimesini uydurmasından önce de Osmanlı’da, adına ‘kriz’ denilmeyen birtakım buhranlar yaşanmaktaydı. Sabri Ülgener hocanın...
Bu iddialı sözün altında “Nâşir ve Muharrir İsmail Gasprinski” imzası var. Yani Türk dünyasının “dilde, fikirde, işte” birliğine hayatını vakfetmiş Gaspıralı İsmail Bey’in imzası…
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
Necmettin Halil Onan (1902, Çatalca, Kocaeli - 17 Ağustos 1968, İstanbul), Türk şair, öğretmen, akademisyen, edebiyat tarihçisi. Türk edebiyatının artık klasikleşmiş eseri olan...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech