Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 8 - 16 dakika)
Bunu okudun 0%

karagozTürk edebiyatının Batılılaşma etkisinden önce ortaya çıkan yazılı mizah ürünlerinin hemen hepsi İslam kültür dünyası içinde oluşmuş ürünlerdir. Çoğunlukla eğitici, öğretici ve felsefî eserlerde yer alan mizah hakkmdaki genel görüşler, geçmişte İslâmî zeminden büyük ölçüde etkilenmişlerdir. Aslında Kuran’da mizahı doğrudan konu alan hiçbir âyet bulunmamaktadır. Ancak bazı âyetlerde gülmekten söz edilir. Söz gelişi Necm Suresi’nin 42 ve 43. âyetlerinde: “Ve şüphesiz en son varış Rabbi-nedir. Doğrusu güldüren de ağlatan da O’dur.”, Tevbe Suresi’nin 82. âyetinde: “Artık kazanmakta olduklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.” ifadeleriyle karşılaşılır. Yalnız ilk örnekte Allah’ın güldürdükleriyle cennetlikler, ağlattıklarıyla cehennemlikler kastedilmektedir. İkincisinde sözü edilen az gülüp çok ağlayacak olanlar Tebük seferine katılmadıkları için cezalandırılanlardır1 2. Her iki durumda da gülme karşımıza bir mükâfat olarak çıkmaktadır.

Hucurat Suresi’nin 11. âyetinde alay söz konusu edilerek “Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lâkaplarla çağırmayın.” denir. Bu âyetin tefsirlerinde burada söz konusu edilen şeyin mizah olmadığı görülür. Yasaklanan şey insanların birbirini kırması, incitmesi, haysiyetiyle oynamasıdır3.

Mizahı meşru zemine oturtmak isteyenler ayrıca biraz zorlama ile Yusuf Suresi’nin 12. âyetine de başvururlar ve Yusufun ağabeyleri tarafından babaları Yakub’a “Onu yarın bizimle gönder. Yesin, içsin, oynasın.” diye seslenişini eğlenmek olarak alır ve bunun mizahı da içerdiğini düşünürler4.

Aslında mizah üzerine görüşler sünnetten, yani Hz. Muhammed’in söz ve davranışlarından, ayrıca Hz. Muhammed’ in çevresindekilerin söz ve davranışlarından yola çıkarak temellendirilir. Bu konuda hadis kitaplarında ve çeşitli kaynaklarda bilgiler vardır. Aynı sünnet ve sahabiler kaynağından yola çıkıldığı halde yüzyıllar boyunca çok farklı yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bu farklılıklar Kütübü S itte’de dahi dikkati çeker5.

Bu yaklaşımlardan birisi mizahı tamamen reddeder ve şu hadislere sık sık baş vurur: “Bir de sakın çok gülme. Zîrâ fazla gülmek kalbi öldürür.”6, “Bir kimsenin gülmesi çok olursa, Hakk’m küçümsemesine sebep olur, bir kimsenin oyunu alayı çok olursa celâdeti gider, şakası çok olanın da vekârı gider.”7 Bir başka yaklaşımda ise Hz. Muhammed’in sadece gülümsediğini, hiç gülmediğini ifade eden bir takım hadisler de zikredilir8. Hattâ Lâtîfî (ö. 1582) manzum bir yüz hadis tercümesi olan Subhatü’1-uşşâk adlı eserinde gülmeyle ilgili olumsuz bazı hadisleri dörtlükler halinde Türkçe’ye çevirmiştir9.

Bu tür hadislerden yararlanarak mizahın her türlüsünü ve gülmeyi reddeden bir anlayış İslam’ın en eski çağlarından günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Bu anlayışın örneklerini çeşitli kaynaklarda buluruz.

Rosental, İslam’ın ilk dönemlerindeki mizahı konu alan tanınmış eserinde bunu şöyle dile getirir: “Gülmenin yakışıksız ve hatta günah olduğunu düşünen ilahiyatçılar ve özellikle mutasavvıflar vardı. Bir çocuğun ciddiliğe olan doğal eğiliminin ve oyun ve gülmeye karşı erken isteksizliğinin onun gelecekteki dindarlığının işareti olduğu düşünülürdü. Bununla birlikte bu tür iyi huylu adamların aşırı sertlikleri, bereket versin, geniş kabul görmeyen bir ideal olarak kalmıştır.”10

Rosental’in sözünü ettiği gülmeyi yakışıksız ve hatta günah bulan bu tavrın tipik bir yansımasını, söz gelişi Fatih Sultan Mehmet devrinin genç yaşta ölen tanınmış bilginlerinden Hayalî’de gözleyebiliriz. Tasviri bir zahidi çok andıran Hayalî -Nakşî tarafından yapılmış minyatürleri var-11, Şakaik’in Hayalî’ye iki yıl öğrencilik yapan Mevlânâ Gıyaseddin’den naklettiğine göre, bu süre zarfında bir kere bile kimse ile latife etmemiş, boş yere gülümsememiş. Daima susar, ibâdet eder veya çalışırmış. İlmî tartışma dışında konuşmazmış. Bir gün camide Hocazâde ile bir araya gelip mübâhase-i ilmiyye eylemişler. Hayalî galebe etmiş. Evine geldiğinde dostlarından birisi bu başarıya değinince Hayalî sevincini ifâde eden bir iki kelime sarfedip gülümsemiş. Mevlânâ Gıyaseddin, Hayalî’nin bundan başka gülüşünü görmemiş12.

Hz. Muhammed’in sünnetinde mizah konusunda küçük bir risalecik yazan Dr. Akif Köten risalesini bu geleneğin günümüzde de varlığını sürdüren asık suratlı temsilcilerine karşı kaleme almıştır13. Bu yaklaşımın ortaçağ karanlığındaki Hıristiyan dünyası ile benzerliği dikkati çekiyor. Özellikle Umberto Eco’nun ünlü eseri Gülün Adı’ndaki Aristoteles’in Komedyasını yok eden yaşlı Rahip Jorge’nin eserin kahramanı William’a söyledikleri bu benzerliği açıkça ortaya koyar. Çünkü Rahip Jorge’ye göre gülmek ciddiyeti, vekârı, daha da kötüsü korkuyu ortadan kaldıracak, Aristoteles gibi bir bilginin eseri vasıtasıyla gülme meşrulaşırsa, dünyanın düzeni bozulacaktır14.

17. yüzyılın ünlü şairlerinden Nev’îzâde Atâyî ki kendisi müderrislik yapmış ve uzun yıllar kadılık görevinde bulunmuştur, bizdeki, insanları cehennemle korkutan kişilerle tatlı tatlı dalga geçer. Onları sarığın kenarına sokulmuş misvakla her gördüğüne saldıran gergedana benzetir ve onlara sorar: “Cehennem senin fırının mı ki herkesi durmadan sokup çıkarıyorsun?”15

Esasında tarih boyunca İslam kültür dünyası büyük bir çoğunlukla meseleyi hiç de böyle anlamamıştır. Kaynaklara bakıldığında eğlence ve mizaha karşı büyük bir eğilim olduğu görülür. Kaynaklarda Hz. Muhammed ve ashabının yeri geldikçe nükte, şaka, latife yaptıkları, gülme ve güldürmenin onların hayatında büyük yer tuttuğu sık sık zikredilir.

Hz. Muhammed’in ihtiyar bir kadına, evli bir kadına, kendisinden bir binek isteyen adama, Hz. Ayşe’ye, torunlarına, sahabelere yaptığı şakalar hadis kitapları başta olmak üzere pek çok yerde anlatılır. Ayrıca Hz. Ali’nin güleç ve şakacı kişiliği, şakayı sevmeyen Hz. Ömer’in bile torunlarını sırtında taşıyan Hz. Muhammed’e takılması hep kaynaklarda kaydedilir. Hatta sahabelerden Nuayman’m bu çerçevede özel bir yeri vardır. Onun bazıları sınırları zorlayan şakaları sayıca bir hayli çoktur16.

Ancak kaynaklar, özellikle hadis ve ahlak kitapları Hz. Muhammed’in şakalara bazı sınırlar getirdiğini ileri sürerler. Söz gelişi: “Ben şaka yaparım, ama sadece doğru söylerim.”17 sözü çok zikredilir. Onun, şaşırtıcı ifadeler hariç, şakaya yalan sokulmamasım tavsiyesi, bir Müslümanm bir başka Müslümanı alaya almasını yasaklaması, şaka diye korkutmaya, birinin herhangi bir şeyini alıp saklamaya izin vermemesi tanınmış rivayetler arasındadır. Bütün bunlarda insanların haysiyetlerinin ayaklar altına alınmasına, onların korkutulmasma ve aldatılmasına karşı çıkılmaktadır. Aşağılayarak alay etmenin zaten Kuran’da da yasak olduğunu biliyoruz.

Yine de yukarıda sözü edilen Nuayman’m Hz. Muhammed’in güldüğü veya katıldığı ifade edilen bazı şakalarında bu sınırlardan bir kısmının aşıldığı görülür18.

Mizahı dışlayan bir tavrın varlığı, tıpkı şiirde olduğu gibi, mizah konusunda da bir takım tereddütler doğurmuş olmalı ki erken çağlardan itibaren Rosentarin dediği gibi ciddiyet ile şakacılığın ve mizahın iyi ve kötü yönlerinin çelişkisi Müslüman eğlence edebiyatının bir konusu olmuştur. Dr. Akif Köten’in kitapçığı bile bu durumun günümüze kadar sürüşünü kanıtlıyor. Yine Rosental’in verdiği bilgilerden mizah konusundaki temel tavırların daha ilk dönemlerde ortaya çıktığı görülüyor. Bunları şöylece özetleyebiliriz19:

Müslüman yazarlar mizahı tanımlama denemesine girişmezler; ancak mizahın kaynağı ve nedeni hekimler ve filozoflar tarafından tartışılmıştır. İslam kültür dünyasında yazarların mizaha yönelik ilgisinin ağırlık noktasını işin ahlâkî ve meşru yönleri oluşturur. İnsanların şakalarla uğraşmasının câiz olup olmadığı, espri ve şakanın iyi ve kötü yanları üzerinde durulur. Mizahtan yana görüşlerde Hz. Muhammed’in hadisleri, onun ve sahabelerin hayatından yukarıda değinilen olaylar zikredilir ve yer yer eski peygamberlere de değinilir ve eski Müslümanların çoğunun fırsat düştükçe yapılan bir espriye karşı çıkmadıkları hatırlatılır. Yine de zaman zaman böylesi hafif eğlenceye zaman harcamanın haklılığı konusundaki şüphelerin dile getirildiğini görmek mümkündür. Herşeye rağmen bütün bu tereddütlerin İslam kültür dünyasında çok zengin bir mizah edebiyatının oluşmasını engellemediği ortadadır.

Bugün geriye dönerek baktığımızda ahlakçıların çizdiği bir genel çerçevenin ideal bir model olarak yaygınlık kazandığı açıkça görülmektedir. Söz gelişi ünlü İbn Miskeveyh şakayı ölçülü olmak kaydıyla kabul eder, alayı kesinlikle reddeder. Ona göre alay terbiyesiz, maskara, gayrı ciddî insanın harcıdır. Alay edenle alay edilir. Bu, katlanmayı, yani küçümsenmek ve aşağılanmaya razı olmayı getirir. Şakada tehlikeler de vardır. Duracak yeri bilmek zordur. Bundan dolayı öfke, kin doğabilir, kavga çıkabilir20.

Gazâlî bir adım daha ileri giderek alayı haram ve günah olarak niteler. Ona göre alay etmek fena bir huydur, büyük âfettir. Çünkü başkasına hakareti ve küçümsemeyi içerir. Bu insana eziyettir. Eziyet ise haramdır. Ayrıca alay zaten gıybete yakındır. Alaycılar cennete giremez. Cennet kapısı açılır, cennet gösterilir, sonra yüzlerine kapanır. Bu durumun tek istisnası alay edilenlerin bundan hoşlanması halidir. O zaman haram olmaz. Buna karşılık eksiğe, kusura alayla gülmek haramdır. Gazâ-lî’ye göre aşırıya kaçmamak şartıyla neşelenmek, rahatlamak mübahtır. Hz. Muhammed’in ve ashabının şakaları günah değildir. Fakat çok gülmeye alışmak iyi değildir. Kalbi öldürür21.

İdeal model olarak bu çerçevenin hemen hemen bütün Osmanlı terbiyevî eserlerinde kabul gördüğünü biliyoruz. Söz gelişi 15. yüzyılda Mercimek Ahmed çevirisindeki Kabusnâme’de konu şu şekilde ele alınır: Sarhoşlarla, oyun oynayanlarla şaka yapmamalı, küfürlü şakalardan kaçınılmalıdır; çünkü sonunda kavga çıkması tehlikesi vardır. Avamla yapılan şakalarda veya açık saçık şakalarda saygı ortadan kalkar. Latife iyi, temiz ve hünerli olmalıdır. İş bir savaşa dönüştürülmemelidir22.

16. yüzyılda ünlü ahlakçı Kmalızâde Ali Efendi mizahın sınırlarını şöyle çizer: Amaç neşelenmedir. İtidal derecesi makbuldür. İtidali aşan şakalar aklen ve şer’en kötüdür. Alaya almanın hatırı kırılır, şerefi lekelenir ve alay mümine eziyet halini alır. Mümine eziyet dinen haramdır. Bir kimseyi maskaralığa alıp hatırını kırmak, hele hele bunu büyükleri ve zenginleri eğlendirmek için yapmak, yahut toplantılarda insanlar gülsün diye yapmak, yahut kibirden dolayı istihza eylemek gibi şeyler akıllı ve edepli insanın işi değildir. Bunları yapan cezasını görür. Cennet kapıları önlerine açılır ve onlar giremeden kapanır23.

Kmalızâde Ali Efendi işin toplumsal yönüne de değinir. Onur kırıcı, küçültücü alaydan, kötü şakadan kin, haset ve düşmanlık doğar. Bu, kavga ve ölüme yol açabilir. Peygamberin ve ashabın mizahı ise ülfet ile kaynaşma, sevgi ile kucaklaşma gayesini gütmüştür. Hz. Ali de çok şaka yapardı; ama yine de şakaya câiz dememelidir24

Bir sonraki yüzyılda Nâbî de oğluna nasihat ederken yerinde, sözü az, mânâsı çok, zarif, güzel, neşelendiren, mesel gibi dilden dile dolaşabilecek, kimseye gönül yarası açmayan, gıybet ve zemmi içermeyen, hezlden uzak, nefrete, kavgaya yol açıp vahşete götürmeyen bir mizahı tavsiye eder25.

XIX. yüzyılda Ahmed Rifat da benzer görüşleri aynen dile getirir26. Fakat OsmanlI edebiyatında mizah konusundaki en etraflı yaklaşımlardan birisini 16. yüzyılda babasının topladığı latifeleri bir kitap haline getiren Lâmiîzâde Abdullah Çelebi, kitabın önsözünde kaleme almıştır. Lâmiîzâde’nin önsözü hemen hemen İslam dünyasındaki mizahla ilgili bütün tartışma, tereddüt ve düşüncelerin, aynı zamanda mizahı meşrulaştırma ve sınırlarını çizme çabalarının bir özeti gibidir. Lâmiîzâde bu önsözde Kuran’dan, sünnetden, eski peygamberlerden, tanınmış din büyüklerinden söz edip hikâyeler anlatarak gelenekte olduğu gibi mizahın iyi ve kötü yönlerini dile getirir. Bir yandan da mizahın eğitici öğretici, bireysel ve toplumsal yönlerine değinir. O da ideal modeldeki olumlu mizahtan yanadır27.

Bu modelde mizahın belirginleşen en önemli iki özelliği olarak insan onurunu kırıcı, insanı aşağılayıcı mizahtan kaçınma ve zekaya, düşünceye dayanan ince, zarif mizahı tercih etme karşımıza çıkmaktadır. Aslında bu özellikler Aristoteles’in mizah anlayışı ile büyük bir uyum içerisindedir. Aristoteles’e göre Homeros, ahlaksal iyiyi konu alarak işlemede, gerçek bir ozan olduğu gibi, öte yandan küçük düşürücü alayı değil de gülünç olanı dramlaştırmakla, komedyanın temel biçimlerini ilk olarak göstermiştir28. Ona göre “Afrikalı ozanlardan ilk kezKrates, kişiyle alay etme (Jambik) biçimini bırakmaya, genel konuları, yani eylemleri dramlaştırmaya başlamıştır.”29

Kişi onurunu kırıcı mizahın reddindeki bu benzerliğin hicivle ilişkisini düşünmemek mümkün değil, çünkü biliyoruz ki antik dönemde şair yüce güçlerin temsilcisi olarak görülüyordu ve hicvin onuru yok edici bir etkisi vardı30. Benzer bir şekilde câhiliye devri kabile şairinin önde gelen görevleri arasında düşmanlara karşı hiciv söylemek geliyordu. Hicvin etkisi öldürücü sayılırdı31. Hicvin içerdiği alay ve küçümsemenin bu keskin yanı İslâmiyet’in kabulünden sonra mizaha yaklaşımda önemli bir rol oynamış olmalıdır.

İslam kültürü etkisinde Osmanlı sahasında oluşan Türk edebiyatında temel ilke olarak insan onurunu aşağılayıcı mizah şeklinin teoride reddedilmesine, mizahın zarif, hoş, ölçülü ve yerinde olanının makbul sayılmasına rağmen, mizah ürünlerine bakıldığında pratiğin teoriyle çok zaman uyuşmadığını görmek mümkündür. Sadece küfür ve ağır hakaret yüklü hezliyât değil, Ziya Paşa’nm hicvi konusunda dikkate değer bir araştırma yapan Mustafa Apaydın’m32 deyişiyle “insanlara yönelik bir saldırı aracı; hedef aldığı nesneyi yererek (zemm) veya küfür yoluyla (şetm) yıkmayı amaçlayan ve şiir şeklinde ifadesini bulan bir sanat” olarak tanımlanan hiciv de yukarıda çizilen sınırların tamamen dışına çıkar.

Aslında Osmanlı dönemi Türk mizahında hezl ve hiciv yanında ta’riz, şathiyyat, latife, mutayebe, şaka, nükte, suhriyye, fıkra, hikâye gibi adlar altında, toplumsal eleştiri, gülünçleştirerek cezalandırma, eğitim, eğlendirme ve haz verme amacı güden çeşitli karakterlerde çeşitli yazı türleri ve nazım şekillerinden yararlanan zengin ürünler ve etrafında güldürücü hikâyeler oluşan pek çok tip ve kişi vardır. Bütün bu mizah ürünlerinin örneklerine gidildiğinde yukarıda çizilen ideal modelin ahlâkî ve meşru çerçevesinin dışına sık sık kolaylıkla çıkılabildiği görülmektedir.

Osmanlı döneminin mizahtan söz eden, mizah hakkında fikir yürüten, mizahın nasıl olması gerektiği konusunda teorik görüşler ileri süren bütün yazılı eserlerinde ortaya çıkan ideal modelin, günümüz moda sözleri ile ifade edilirse, bir bakıma

Osmanlı resmî ideolojisindeki mizah anlayışının büyük ölçüde dışına taşarak var olan Türk mizahı gelişmesini bu dinî, ahlâkî, terbiyevî belirlemelere fazla aldırmadan sürdürmüştür. Yukarıda genel adlar altında ve kategoriler içerisinde kısaca değinilen mizah ürünlerinin her birisinin temsilcileri olarak sayılabilecek önemli isimler etrafında oluşmuş bulunan mizah anlayışı, biribirinden farklı çeşitli karakteristik özellikler sergiler. Nasreddin Hoca, Bektaşi, Bekri Mustafa, İncili Çavuş, Karakuş gibi tanınmış tipler yanında, adı daha az bilinen pek çok mizah temsilcisi, ayrıca Karagöz, Orta Oyunu, meddah, şenliklerdeki eğlenceli oyunlar ve tuluat gibi sahnelemeye dayanan mizah eserleri de vardır. Bunların yanında yazılı edebiyatın bu sayılanlar dışında, “ideal model”in dışına taşan sayısız mizahî ürününü de unutmamalıdır.

Ancak özellikle vurgulamak gerekir ki bunların hiçbirisinde, Osmanlı dönemi Türk entellektüeli tarafından mizahın teorik planda çerçevesi çizilen ideal modeli konusunda herhangi bir tartışmaya girişilmez, görüş belirtilmez. Yapılan iş, mizahı pratik olarak bu ideal modelin dışına çıkılmasına aldırmadan üretmektir.

Kısaca vurgulanacak olursa, mizahın nasıl olması gerektiği konusunda teorik planda görüş ileri sürenler yaygın olarak bu bildiride tanıttığımız ideal modeli çizerler veya sayısı daha az olan bazı kişiler bu konuşmanın başında değinilen katı görüşleri savunurlar.

Bu tartışmalara hiç katılmadan, mizahı, çizilen çerçevelerin dışına çıkarak üretenlerin gerçekleştirdiği mizah anlayışının ne olduğu ve nasıl bir tarihî gelişim gösterdiği konusunda kesin sonuçlara varmak bugün için mümkün değildir. Sadece Nasreddin Hoca’da karşımıza çıkan mizah anlayışının ne olduğu konusu bile bugün bilim adamları arasında ciddî bir anlaşmazlık konusudur33. Buna karşılık Osmanlı entellektüelinin teorik olarak sunduğu ideal model, yukarıda açıkça ortaya konulduğu gibi okumuşlar arasında genel kabul görmüş bir model olarak yazıya geçirilmiştir. Pratikte ideal modelin dışına taşarak üretilen güldürücü ürünlerde gözlenen mizah anlayışının tarihî gelişim çizgisi içerisinde araştırılması elbette çok önemlidir. Ancak herşeyden önce bu ürünlerin tam olarak sağlıklı bir şekilde tesbitinin ve toplanmasının gerçekleşmesi, bu çok çeşitli, çok sayıda ve değerli mizah ürünlerinin her biri hakkında kapsamlı, doyurucu incelemelerin gerçekleştirilmesi ve tartışmaların yapılması gerekmektedir.

Osmanlı Dönemi Türk Mizah Anlayışı, XIII. Türk Tarih Kongresi, 4-8 Ekim 1999, Ankara.

137

1

Bu makale daha önce 4-8 Ekim 1999 tarihinde Ankara ’da XIII. Milletlerarası Türk Tarih Kongresi’nde bildiri olarak sunulmuştur.

2

   Bkz. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır: Hak Dini Kur’ân Dili -Türkçe Tefsir-, Eser Neşriyat, (İstanbul?) 1979, C. 7, s. 4607 v.d.; a.g.e., C. 4, s. 2597.

3

   Elmalılı: a.g.e.,C. 6. s. 4466 v.d.

4

   Lamiî-zâde Abdullah Çelebi: Latifeler, (Hazırlayan: Yaşar Çalışkan), Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul 1978, s. 12.

5

Müslim, Tirmizı, Abu Davud, İbni Mâce ve diğer birçok kaynaktan yararlanarak verilen gülme ile ilgili çeşitli tipte birçok olay zikredilir.

6

   Rumûze’l-Ehâdis, C.l, s. 13, hadis no: 7.

7

   Rumûze’l-Ehâdis, C.2, s.441, hadis no: 3.

8

   Bkz. Kandehlevî: a.g.e., s. 187-188.

9

   Bu çeviriler için bkz. Ahmet Sevgi: Subhatü’l-Uşşâk, Konya 1993, s.72-73.

10

   Franz Rosenthal: Erken İslam’da Mizah, (Çev. Prof.Dr. Ahmet Arslan), İris Yayınlan, 1.Baskı, İstanbul 1997, s. 7.

11

   Süheyl Ünver: Ressam Nakşî -Hayatı ve Eserleri-, İstanbul 1949, s.76-77.

12

   Mecdı Mehmed Efendi. Hadâiku’ş-şakâyik, (Neşre hazırlayan: Abdülkâdir Özcan), Çağrı Yayınlan, İstanbul 1989, C.l, s. 160.

13

   Bkz. Akif Köten: Hz. Peygamber’in Sünnetinde Şaka ve Bazı Şakacı Sahabîler, Vefa Yayıncılık, İstanbul 1991, s.8-9; gülmeye karşı tipik bir örnek için krş.: Ali Güler: “Gülmek ve Küfür”, Türkiye Gazetesi, 10.8.1995.

14

   Umberto Eco: Gülün Adı, (Çeviren: Şadan Karadeniz), Can Yayınlan, İstanbul 1986, s. 647-648, 652-654, 655-658, 659-660.

15

   Bkz. Tunca Kortantamer: Nev’î-zâde Atâyî ve Hamsesi, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayım, İzmir 1997, s. 56-57.

16

   Köten: Hz. Peygamberin Sünnetinde Şaka, s. 29 v.d.

17

   Köten: a.g.e., s. 18.

18

   Bkz. Köten: a.g.e., s. 29 v.d., krş. Kandehlevî: a.g.e., C.3, s. 126-127.

19

   Bkz. Rosenthal: Erken İslam’da Mizah, s. 3-10.

20

   Bkz. İbn Miskeveyh: Ahlâkı Olgunlaştırma, (Çevirenler: Abdülkâdir Şener, İsmet Kayaoğlu, Cihad Tunç), Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınlan, 1.Baskı, Ankara 1983, s. 176-177.

21

   İmam-ı Gazâlî: İslâm Ahlâkı, (Tercüme: Akif Karcıoğlu), Sinan Yayınevi, İstanbul 1969, s. 94-103.

22

   Keykâvus: Kabusnâme -Mercimek Ahmed Çevirisi-, (Neşreden: Orhan Şaik Gökyay), Millî Eğitim Basımevi, İstanbul 1974, s. 100-103.

23

   Kmalızâde Ali Efendi: Ahlâk-ı Alâı, (Bakıya Hazırlayan: Hüseyin Algül), Tercüman 1001 Temel Eser, (tarihsiz), s. 190-191,195.

24

   Kmalızâde: s. 191.

25

   Mahmud Kaplan: Hayriyye-i Nâbî (İnceleme-Metin), Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayım, Ankara 1995, s. 219-221.

26

   Ahmed Rifat: Tasvîr-i Ahlâk -Ahlâk Sözlüğü-, (Baskıya hazırlayan: Hüseyin Algül), Tercüman 1001 Temel Eser, (tarihsiz), s. 36,153,205,222.

27

   Lamiî-zâde: Latifeler, s.l 1-23.

28

   Aristoteles: Poetika, (Çeviren: İsmail Tunalı), Remzi Kitabevi, İstanbul 1987, s. 18-20.

29

   Aristoteles: a.g.e., s. 21; krş. Aristoteles: “Alaylı Şaka Bir Tür Hakarettir”, Cogito, Bahar 2001, S. 26, s. 112-113.

30

   Bkz.Sulhi Dölek: “Dünyada ve Türkiye’de Gülmeeenin Tartışılabilir Etkinliği-2”, Varlık (Mart 1983), s.8.

31

   İsmail Durmuş: “Hiciv”, TDVİA, C. 17(1998), s.447-449; krş. Mustafa Apaydın: Türk Hiciv Edebiyatında Ziya Paşa, Basılmamış doktora tezi, Adana 1993, s. 51 v.d.

32

   İsmail Durmuş: a.g.e., s. 18.

33

Bu konuda aynntılı bilgi için bkz. Pertev Nailî Boratav: Nasreddin Hoca, Edebiyatçılar Derneği Yayınlan, Ankara 1996, s.38-39; Yusuf Çotuksöken: “Nasreddin Hoca’nın “Yakışıksız” ve “Açık Saçık” Fıkraları Üzerine”, Nasrettin Hoca Fıkraları “İnceleme-Derleme”, Özgül Yayınla-n, İstanbul 1996, s. 35-41.

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

MODERNLEŞME SÜRECİNDE TÜRK TİYATROSU
Modernlik değildir "Modernizm" Kumar Türk modernleşmesi sürecinde, Türk tiyatrosu da medenileşme projesinin bir parçası olarak tasarlanmıştır. Aydınlanma çağı düşüncesinin ve sanayileşmenin biçimlendirdiği Batı modernizminin, geleneği yeniden icad eden, yaratıcılığın gücüne yol açan...
DERT ÜZERİNE DERTLEŞELİM Mİ?
Derdini Marko Paşa’ya anlatana rastlayanınız var mı ki? Derdimizi anlatırken bizi can-ı gönülden dinleyenleri saymaya kalksak bunu başarabilir miyiz ki? Geçmiş bir dert için yakınmaya çalışırken/yakınırken yeni derde/dertlere giriftar olmayan var mı ki? Evet, yüreğimizi herkese açamıyoruz değil...
İÇİMDEKİ GÖÇ
Geçmişinde imparatorluk tecrübesi olan milletlerin ortak kaderidir göç. İnsan, kendi isteğiyle, kök saldığı topraklardan başka bir coğrafyaya kolay kolay gitmek istemez. Gitmek zorunda kalırsa da çoğu kez yanında hatıralardan başka bir şey götüremez. Talihli insanlar için bu hatıralar, yeni bir...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...
Babam vefat edeli on altı seneyi geçti.Her dut mevsimi geldiğinde annem, yanına gittiğimde ya da telefonda "sana söylüyorum kızım, sen anla gelinim" kabilinden bir şeyler söyler. -Kövde dutla da olme başlamışdır.-Bilmem.-Kövün aşşasındakile benneşmiştir.-Görmedim.
TÜRK DİVAN ŞİİRİNDE ELEŞTİRİ
 Türk divan şiiri 13. ve 19. yüzyıllar arasında varlığını sürdürerek nazım şekilleri, dili, iç ahenk, mecaz, tema, mazmun ve edebi sanatlarıyla altı asır gibi uzunca bir döneme damgasını vurmuştur. Divan edebiyatı tabiri ilk defa Ömer Seyfeddin ve Ali Canip tarafından kullanılmaya...
GARİP AKIMI - YEDİ MEŞALECİLER
YEDİ MEŞALECİLER1928 yılında “MEŞALE” isimli bir dergi etrafında toplanan yedi arkadaştan oluşan grubun Türk edebiyatındaki adıdır. SABRİ ESAT YAŞAR NABİ ZİYA OSMAN CEVDET KUDRET KENAN HULUSİ VASFİ MAHİR MUAMMER LÜTFÜ
prev
next
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları

BATI EDEBİYATINDA AKIMLAR ve TÜRK EDEBİYAT…

Edebiyat Dunyamız

KLASİSİZM yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan bir akımdır. BOILEAU bu akımın kurucusu olarak kabul edilir. Klasikler Eski Yunan ve Latin edebiyatını bilgi ve esin kaynağı olarak benimsemişlerdir. Temel olarak şu ilkelere dayanır: Sanat...

TÜRKLÜK KAVRAMI VE SÖZLÜĞE BAKMAK

Edebiyat Dunyamız

Herhangi bir sözün anlamını öğrenmek istediğimiz veya sözün ne anlama geldiği konusunda tereddüde düştüğümüz zaman sözlüğe bakarız. Sözlükler bunun için vardır. Çok iyi bildiğimizi sandığımız kelimeler için de sık sık...

Yazmanın Hazzı

Edebiyat Dunyamız

Eğer şevk, zevk, sevgi, eğlence olmadan yazıyorsan yarım bir yazarsındır. Yani bir gözün piyasada, bir kulağın avangart zümrelerdeyken kendin olamıyorsun demektir. Hatta kendini bile tanımıyorsun. Çünkü bir yazarın hissetmesi gereken...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Prof.DR. Hilmi ÖZDEN

Yüzbaşı Nakiyüddin Bey öğrencilerinin Fransızcasının ilerlemesi için elinden geleni yapıyordu. Onlara edebiyat eserlerini sevdirerek bu işi çözebileceğini biliyordu. Fransız yazarları tanıtıyor ve eserlerini okutuyordu. O gün romantizm akımından bahsedecekti: “Çocuklar”...

TOPLUMU BÜYÜTEÇLE GÖZLEYEN ROMAN…

Elli yıllık yazı hayatında, elliye yakın eser veren tanınmış romancımız Hüseyin...

PROF.DR. Hasan Onat İle Söyleşi: …

Sayın Prof.Dr. Hasan Onat ile “Din”in Anlam ve Önemi, İslam’ı Doğru...

MİLLİ EDEBİYAT (1911 - 1923)

1911 yılında Selanik’te çıkan “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan”...

SÖZÜMÜZ BİZİ SÖYLÜYOR

Deyimler, atasözleri gibi milli değer taşıyan dil varlıklarımızdır. Kelimenin tamamen kendi...

POSTMODERN TOPLUM VE TÜKETİM ÇILG…

Anglosakson dünyasının çağdaş sosyologlarından Anthony Giddens Modernliğin Sonuçları adlı çalışmasında modernizmi şöyle tanımlar:...

Yedi İklim Dergisi

Hasan Aycın, Alim Kahraman, İbrahim Usul, Mustafa Çelik, İlhan Kutluer, Ali...

Türk Yurdu Dergisi

2017 senesi itibarıyla 106 yıllık bir geçmişe ulaşmış bulunan Türk Yurdu...

TÜRKÇE’NİN GÜCÜ

“ Bir Türk’le Türkçe’den başka bir dille konuşmak, bana adeta bir...

ŞEHRİN SIRMALI, İPEKLİ TAŞLARI …

Tarih kitaplarına göre Bursa surlarının yapılışı tâ İ.Ö. I. yüzyıla dayanıyor...

NİHAD SÂMİ BANARLI

Şeyma GÜNGÖR1 NÎHAD SÂMİ Banarlı Cumhuriyet devrinin yetiştirdiği en önemli edebiyat öğretmeni...

Vazife, Mesuliyet, Had ve Hak

Hür olarak yaşamak üzere yaratılmış olan insanoğlu, kendi seçimi ile haklarının...

YUNUS’UN İZİNDE BİR TEKKE ŞAİ…

Ondördüncü yüzyılın başlarında Yunus; coşan, köpüren bir aşk çağlayanıdır. Sebil sebil...

YUNUS EMRE’NİN NUR-I MUHAMMEDİ A…

Yunus Emre’nin bir manzumesinde, kuş, göl ve su sembolleri kullanılarak Hz...

SANATIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ

 Sanat; ‘’bir duygunun, tasarımın, güzelliğin vb. dışa vurumunda, anlatımında kullanılan  yöntemlerin...

SEGİYT REMİEV VE NESİMÎ

Araştırmamızın amacı XX. yüzyıl başında Tatar edebiyatının önemli isimlerinden olan şair...

EDEBİYATTA RETORİK

 Söz; bir duyguyu, bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan sözcük ya da...

VEFA DUYGUSU

Vefa kelimesi sözlüklerde; sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme; sevgi...

NAMIK KEMAL - MURABBA ŞİİR VE TAH…

Sıdk ile terk edelim her emeli her hevesi Kıralım hâil ise azmimize...

TANPINAR’IN PARİS’İ

Türk aydınının Paris sevdasının kökleri çok derinlere iner. Genelde Yirmisekiz Çelebi...

Arif Nihat Asya'da Vatan Sevgisi ve …

Bizde "vatan" kavramı çok eskidir. Tarihin derinliklerinden gelen  Kök  tengrige men ötedim...

İNSANI YETİŞTİRMEK

En büyük problemlerimizden biri, insan ilişkileri. Birbirimizi tanımıyoruz, tanımaya da pek...

LALE ŞAİRİ VE YAZAR ABDULLAH SAT…

Aslında siz meçhul biri değilsiniz, fakat bu sohbet münasebetiyle, özgeçmişinizi, bir...

FUZÛLÎ VE BÂKÎ DİVÂNI’NDA BE…

Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan şiirinde de hayli fazla geçen...

ZAMANI TANRI YAŞAR

Kadim zamanlardan günümüze kadar gelip kesintisizce geleceğe dek sürüp gitmekte olan...

Yeni Başlayanlar İçin Hat Sanatı…

Ömer Faruk Dere İNKILAB YAYINLARI Asırlardır uygulanan ve günümüzde de pek...

ÂŞIK GUFRÂNÎ’NİN CİHÂD-I EK…

Halk şairleri asırlar boyunca toplumlarının gözü, kulağı ve dili olmuşlar, ortaya...

MERAK

Her bir dörtlüğünde bin bir anlam yüklü Emirdağ Türkülerini derleme çalışmalarımda...

AŞKA DAİR YENİ SÖZLER: “BİR I…

Bir ırmak düşü gördüm. Sevgi, “sesini ırmak sularından” alıp “kalbimizin bahçesine”...

HOŞ SOHBET MİYİZ?

İki veya daha çok kimse arasında karşılıklı olarak dostça, arkadaşça yapılan...

PANOPTİKON VE SOSYAL MEDYA

Bentham kardeşlerin Eski Yunancayı dayanak edinerek türettikleri bir kavram olan ‘panoptikon’...

ÖLÜMÜN KIYISINDA

Saatlerdir hiç kıpırdamadan uzandığım yataktan yavaş yavaş atıştırmaya başlayan kar’ı seyrediyorum...

YALNIZLIK

Divan şairimiz Fuzûlî(1480-1556)’nin aşağıdaki beyitini ilk defa lise yıllarımda duymuş, epey...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak...

İSTANBUL MEKTEBİNDE OKUMAK

Yıllarca rüyalarımı ve hayallerimi süsleyen bir dosta kavuşmanın heyecanını duya duya...

ÇOCUK EDEBİYATI VE EĞİTİMİ ÜZ…

Çocuk eğitimi, çocuğun bir “özne” olarak ele alınıp önemsendiği çağlardan beri...

Bestami Yazgan

1957 yılında Osmaniye’nin Toprakkale ilçesinde doğdu. İlköğrenimini Toprakkale’de, orta ve lise...

EDEBİCE DERGİSİ

2016 senesinde yayın hayatına başlamış olan Edebice Fikir Sanat Edebiyat dergisi...

HASED/HASET

Kıskanmak, “Başkasında olan bir nimeti çekememe, kendisine faydası olmadığı halde kıskançlık...

TÜRK DİASPORASI

Diaspora kavramı ermeni diasporası ifadesinden dolayı zihnimizde hoş bir imge yaratmamaktadır. ...

TÜRKÜLER SATICISI

Geçmiş günlerin birinde, hareketli Aydın Pazarı’nda dolaşırken, saz nağmeleri ile kucaklaşan...

Muharrem KUBAT

Muharrem KUBAT 9 Ocak 1933'te, Emirdağ ilçesine bağlı Karacalar köyünde doğdu.Evli ve...

AŞK GELİNCE CÜMLE EKSİKLER BİTE…

İnsan denilen canlı evrimsel olarak hayvanlar alemine mensup olup diğer hayvanlar...

SÜRGÜN MEKTUPLARINDAKİ ZİYA GÖK…

          GİRİŞ: Tutuklanma ve Sürgün 13 Kasım 1918'de İstanbul işgal...

GURBET

“Şu uzun gecenin gecesi olsam Sılada bir evin bacası olsam Dediler ki nazlı...

Celalettin Kurt

1960 Yılında Elbistan’da doğdu. İlk-Orta ve lise tahsilini Elbistan’da tamamladı. Yüksek...

SELİM İLERİ, ESKİŞEHİR, 13.12…

Selim İleri adı bende her zaman bir isimden daha fazlası olmuştur...

NİDELİM ÂH PİSİ, NEYLEYELİM V…

Öyle bir kedi düşünün ki miyavlasa bütün cihan, onun sedasıyla dolar...

MUHARREM DAYANÇ - KENDİMİ KAZDIM …

KENDİMİ KAZDIM Sizde nihayet bulmayan veya sizde başlamayan hiçbir sözün, işin, hayalin...

SAYI - 3 SOĞUK VAGONLAR, MÖSYÖ SU…

Sayı: 3 Miladi takvime göre 27 Şubat 1911 tarihine rastlayan haberin başlığı...

VATAN

Vatan mefhumu bazı araştırmacılarımıza göre Fransız ihtilalinden sonra hudutlarımızdan girmiştir. Vatan...

NEFİSLE MÜCADELE(MİZ)

Nefis mücadelesinde neredeyim, sorusunu kendinize sormuşsunuzdur eminim. Nefsinizle uğraşırken, çekişirken, didişirken...

BU METİN BİR EDEBİYAT ÖĞRETMEN…

Sayın Arkadaşlarım, Anlatmakta başarısız olduğum bazı konuları sizlerin de dikkat ve değerlendirmesine...

YAZAR, AKADEMİSYEN, VATANSEVER BİR…

Kurtuluş Savaşımızın en sıkıntılı günlerinde sırtında bir asker kaputu (parkası) cepheden...

PROF.DR. RAHMİ KARAKUŞ İLE FELSEF…

Değerli Hocamız Prof.Dr. Rahmi Karakuş ile “Felsefe, dünya görüşü, ideoloji, Türk...

TÜRKÇE'DEKİ VATAN - 2

Türkistan topraklarında “1070’de Balasagunlu Yusuf Has Hacib tarafından Kaşgar hükümdarı Buğra...

HALİL NİHAT’IN, MEHMET AKİF’…

Giriş veya tipleştirme furyası Kökleri Lale Devri’ne kadar inen ve daha çok...

Mehmet Rasih Kaplan

DOĞUMU: 1883, Akseki, AntalyaÖLÜMÜ: 13 Kasım 1952MESLEĞİ: Hukukçu.ÖĞRENİMİ: Konya Ziyaiye ve...

ELEŞTİRİDEN RAHATSIZ MIYIZ?

Neyimizi; niçin, nasıl, neden, nelerle kim(ler) eleştiriyor (tenkit ediyor) hiç düşündük...

İÇİMİZDEKİ ÇOCUK SUSTU MU?

Cahit Sıtkı Tarancı(1910-1956)’nın  ‘Yaş otuz beş yolun yarısı eder Dante gibi ortasındayız ömrün Delikanlı...

EDEBÎ METİNLERDE ZENGİNLEŞEN TÜ…

Dilin Zenginliği Kavramı Etrafında “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.”[2] sözü, sanıyorum, kalemi çok işlek...

A. YAĞMUR TUNALI

Yağmur Tunalı,1955 yılında, Kayseri Yahyalı’da doğdu. Orta öğrenimini, Niğde, Kayseri ve...

COŞKUN ERTEPINAR

“Eşya ile bizim aramızda kurulan büyülü ilişki, şiirin ilmikleri ile dokunur...

SÜRÜ ADAMI

Bir adam vardır ki, hiçbir düşüncesinde, hiçbir hareketinde "kendi kendisi" olamaz...

KÜFRÎ-İ BAHÂYÎ’NİN HAYATI ve…

Küfrî-i Bahâyî’nin hayatı hakkında kaynaklardaki bilgiler, oldukça sınırlı olup birbirinin tekrarından...

NASRETTİN HOCA’DAN BİR FIKRA

Fıkraları sevmeyen var mıdır, sanmam. Çünkü fıkralarda her insana hitap eden...

Reşat Nuri Güntekin: İlk Romanım…

Gizli El benim ilk romanımdır. Mütarekenin ilk yılında Dersaadet ismindebir gündelik...

KELIME HAZINESI ÇALIŞMALARI AÇISI…

“Kelime” için bir çok tanımlama yapılmıştır. Ancak kelime tanımları ortak bir...

PARLAK LEVHALAR

Kadrinoserya'nın gündüzü gecesinden pek farklı değildir. Kadrinoserya.. Buraya, yani gözümün önünde -ve...

TÜRK ŞİİRİNDE NAZIM BİÇİMLER…

Nazım Birimi Şiirde iki temel unsur vardır.Bunlar “biçimsel(dış)” ve “içeriksel(iç)” olarak...

ANLAMAK SAADET Mİ, HÜZÜN MÜ?

Önümde her zamanki gibi kitaplar... okuyorum... Kedim İncir Can ara sıra...

TÜRKİSTAN’DA BULUNAN VE TARİHİ…

Sanat insanların ve sosyal grupların fiziki-sosyal dünyayı algılama ve yorumlama tarzıdır...

Y-KUŞAĞI DEĞERLENDİRMESİ

Diğer sosyal bilim dallarında olduğu gibi sosyolojide de araştırmaların belirli bir...

EDEBİYAT SANATI

   ‘’Dil; insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendine mahsus kanunları...

SEBEP

‘Bir şeyin olmasına veya belli bir hâlde bulunmasına yol açan şey...

BİRLİKTEN CUMHURİYET DOĞAR

Milletçe, coşku ile, Türkiye’de ve dış temsilciliklerimizde törenlerle kutluyoruz/kutladık Cumhuriyet Bayramımızı. Büyük...

ŞİİR HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER

Biz bu satırlarda, şiirde anlam ve açıklığın ne değerde şeyler olduğu...

ZİYA GÖKALP - ÖTÜKEN ÜLKESİ (…

"Türk gençleri yalvardılar Hakan'a:Boru çaldır, ruhlarımız uyana...Cenk edelim, yayılalım cihana: -Yayılmaktır Türk...

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

Tanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya...

AŞIK VE SEVGİLİSİ - MEVLÂNA'DAN

Aşığın biri, günün birinde kendisini çok seven, onun sevgisiyle yanıp tutuşan...

FARAH YURDÖZÜ VE MADRİT'TE METAF…

1980 sonrası dönemde Farah Yurdözü’nün Madrit’te Metafizik Aşk, ve Yaşam Bir...

TÜRKÇE'DEKİ VATAN - 4

Prof. Dr. Nurullah ÇETİN beyin “Milli Doğruluş Yeniden” isimli eserinden “Milletleşme sürecimizin...

ELÇİN’İN GÖLGE ADLI ÖYKÜSÜN…

Çağdaş Azerbaycan edebiyatının en güçlü kalemlerinden Elçin Efendiyev’in 2012 tarihinde kaleme...

TÜRKÇÜ FİKİR VE SANAT DERGİSİ…

Halk Fırkasından olmayan insan sayılmadı Bir tehlikeydi millete hürüm demek bile...

NEYİ BEKLEYELİM?

Faruk Nafız Çamlıbel’in Yolcu ile Arabacı şirinin bestelenmişini, ‘Bekleyenim olsun da...

ÖMER SEYFETTİN - İLK CİNAYET

Ben hep acı içinde yaşayan bir adamım! Bu sıkıntı âdeta kendimi...

İNSANIN TAŞRASI-IV

Elias Canetti, Kurtarılmış Dil adlı yapıtında, “Hiç kimsenin ardında bir şey...

MEHMET ÇAKIRTAŞ

“Aşık tarzı söyleyişe hakikî bir aşkla sarılarak, bu tarza yeni bir...

AYRILIK

“Üç derdim var birbirinden seçilmezBir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm” diyor...

AZERBAYCAN EDEBİYATI

Türk edebiyatlarının, büyük tarihe ve ge leneklere sahip bir kolunu da...

DİVAN EDEBİYATINDA VE YENİ TÜRK …

Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak...

ARİF NİHAT ASYA

Son elli yılın, gerçek Türk şâirleri arasında, gönülleri fethederek, dalga dalga...

Mehmet Ali KALKAN

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir   Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor...

"Uysal Bir Kız"'ı Nasıl…

Bu öykümü son derece gerçekçi saymama karşın,ona “fantastik bir öykü” diyorum...

Aşık Pervani

Aşık Pervani (İsmail ÇELİK)Mehmet Ali Kalkan'ın Gönlünden... Aşık Pervani (İsmail Çelik) ve Mehmet...

KUYUYA MEKTUPLAR

Kitapların dünyası farklıdır. Edebiyat çevresi diye bir yer vardır. Uzun kısa...

Şiir Sanatında Yinelemeler ve Mek…

Sanata bakışını “demek istemek” şeklinde özetleyen Mungan’ın sanat aracılığıyla varmayı umduğu...

SAYI - 10 HALİDE EDİB’İN 1916 Y…

Mükemmel eğitim modeli arayışından önce memlekette eğitime dair bir durum tespiti...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Babam vefat edeli on altı seneyi geçti.Her dut mevsimi geldiğinde annem...

DÜŞÜNCE

Fransız filozof matematikçi Rene Descartes(1596 - 1650)’in ‘Düşünüyorum, o hâlde varım.’...

SÖZÜMÜZE NE(LER) OLUYOR (1)

Konuşamaz, anlaşamaz, tartışamaz insan(lar) olduk. Birbirimizle iki çift söz edemiyoruz. İki...

TÜRKMEN FERYADI: BOZLAK

Boz toprakta rızkını arayan insanın hüzünlü bir haykırışıdır bozlak. Bozlak, dayanılmaz...

OSMANLI - TÜRK KLASİK ŞİİRİNİ…

Osmanlı Türk şiiri ile modern Türk şiiri arasındaki ilişkinin nasıl olması...

Musin İlyas SUBAŞI

  25 Temmuz 1942'de Şarkışla'da doğdu. İlkokulu doğduğu yerde,(1956), orta ve liseyi...

İSTANBUL TÜRKÇESİ’NİN ÖNEMİ

Türkçe, Türk dili ya da Türkiye Türkçesi, batıda Balkanlar’dan başlayıp doğuda Hazar Denizi sahasına kadar konuşulan Altay...

Cengiz DAĞCI

Cengiz DAĞCI Kırım'ın Gurzuf kasabasında 9 Mart 1919’da dünyaya geldi. Çocukluğu...

GÜVEN

Güven ‘Bir şeye inanmaktan, dayanmaktan, bel bağlamaktan gelen rahat ettirici duygu...

GÖNÜL DAĞI BELKİ BİR KAF DAĞID…

Gönül Dağı belki bir Kaf Dağıdır, aşk ise Anka Kuşu. Kimin...

ÖZER RAVANOĞLU

Dün (23.10.2019) bir telefon geldi baktım arayan Özer Ravanoğlu Ağabey. "Eskişehir'e...

DR. Alî RIDVAN UNAR

Yeni Sabah Gazetesinin 2 Ocak 1946 tarihli nüshasından kestiğim ve çok...

HALK HİKÂYELERİNDE BİR İMAJ OLA…

Her edebî ürün belirli bir zamanın ve sosyal şartların neticesi olarak...

GAZELİN ANLAM-YAPI İLİŞKİSİNDE…

Divan Edebiyatı gazellerinin şekil özellikleri hakkındaki bilgiler hemen hemen bütün el...

İKİ KAVRAM: MİLLİ EGEMENLİK VE …

Her millet, bugününü kendi iradesi doğrultusunda yaşamak, geleceğini de aynı iradeyle...

BİR HOŞGÖRÜ, GÜVEN, SEVGİ VE S…

Merhamet, insan ve insanlık için belki de en önemli duygu, en...

Bukağı

Nevi şahsına münhasır hal ve tavırları ile Hacı Bayram Veli, Yunus...

SÂKİNÂMELERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE…

Sâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç...

ALDANMA ALDATMA ÜZERİNE

İnsanız işte… Acı, bunalım, düşünce, gam, gerilim, hüzün, ıstırap, kaygı, keder, korku...

NURETTİN TOPÇU

Türk gençliğinin ve memleketin birçok meselelerine, milliyetçi bir görüşle koyduğu isabetli...

MUSTAFA ŞEKİP TUNÇ

Çok yönlü bir aydın olarak pek çok eseri ve çevirisi bulunan...

ROMAN SANATININ ARAF’TAKİ DURUŞU

Her sanat eseri, tabii ki hakiki sanat eseri, gerçek ile kurmaca...

KIRIM: SÜRGÜNDE YEŞEREN VATAN

KIRIM, “Kemal Çapraz”ın Kırım’la ilgili eserine de ismini verdiği gibi; “SÜRGÜNDE...

ALFABE MÜELLİFİ AHMET HİLMİ GÜ…

Küçüklüğümden beri en büyük idealim olan "Gazetecilik" mesleğine atılmam "Alfabe Müellifi...

DÜNYA DENEN ÇUKUR

Dünya denen çukur kaç kere doldu boşaldı. Dini kaynaklar Nuh tufanından hareketle...

SAYI 6 - HOCANIZI SIKI TUTUNUZ

Bazı insanların sizi sevmemesi nimettendir. Hatta gıyabınızda kötü konuşmaları, hakkınızda olumlu...

ÇAYIMDA YAR DEMLENİR

“Hatay'daki yiğitler” dediğimde yüreğim başka bir hazla çarpıyor. Hasbi duruşlarıyla, Anadolu...

Yeşil Çeşme

Beni o büyük çocuklar karşında koruyan diyemem ama hiç olmazsa teselli...

EDEBİYATIMIZIN BESMELESİ

Türk dilinin ifâde gücünün târihin her döneminde zengin bir muhtevaya sahip...

SÜRGÜN MEKTUPLARINDAKİ ZİYA GÖ…

   Saadettin Yıldız[1]  1.1.2.2.Yeşilköy Hayâli         Esirlik sonrasında sakin, yeşil ve huzurlu...

MANKURT

“Adını hatırla, kim olduğunu hatırla” bir annenin kimliğini, kişiliğini yitiren çocuğuna...

ZEHRETME HAYATI BANA CÂNÂNIM...

İnsan, camdan bir fanus gibi çabucak kırılıyor en ince yerinden. Sahi...

SANAT SOSYOLOJİSİ

Sosyoloji;  toplumsal etkileşimi, bireyle toplum arasındaki ilişkiyi, sosyal kurumların yapı ve...

ATATÜRK İÇİN

10 Kasım, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu kaybettiğimiz gündür. Bugün okullar, resmi kurumlar...

Bir Şiirin Hikayesi

Arif Nihat Asya Ağabey’e...Arif Nihat Asya Ağabey Adana’da öğretmenlik yaparken benim...

İLHAN GEÇER

Sanat ve edebiyat dünyamızın en renkli şairlerinden biri İlhan Geçer, bir...

İBRAHİM SAĞIR

   Rahmetli Rasim Köroğlu sık sık şöyle derdi; ‘’Bir küçük salon...

İstanbul'da Mimar Sinan Eserleri …

Erdem Yücel , Belkıs İbrahimhakkıoğlu , Fatih Dalgalı İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ...

ALLI TURNA

“Allı turnam bizim ele varırsan Şeker söyle kaymak söyle bal söyle Gülüm gülüm...

MOTİFLERİN DANSI

Eller ne çok işe yararlar. Hayata tutunduğumuz, hayatı kavradığımız, işlediğimiz, ördüğümüz...

FAHRİ TUNA'NIN GÖLGESİNE BASMAK

-Kırk Şehir Portresi Kitabı Üzerine- (Fahri Tuna, Osmanlı Medeniyetinin İzinde 40 Şehir Portresi...

18.YÜZYIL ÂŞIKLARI

18. yüzyıl, yetişenşen âşıklar açısından âdeta bir duraklama dönemi havasını vermektedir...

TANZİMAT EDEBİYATI (1860 - 1896)

Tanzimat Edebiyatı, bir kültür ve siyasi hareketin sonucu olarak ortaya çıkmış...

YEMEN (BÜYÜK TÜRK MEZARLIĞI)

 - Yemen’e gidip de dönebilen dedem Gazi Ahmet ÇAVUŞ’un aziz hatırasına- Yemen...

OSMANLI AYDINI

Garip bir hâlleri var son dönem Osmanlı aydınının.En çok da Jön...

EYVALLAH

“İnsanlar vardır ki dünyaları, böyle, hep kelimelerle örülmüştür. Onlar, kelimelerle duyar...

YİNE TASAVVUF

Kelam, Allah tarafından kulu ve elçisi vasıtasıyla gönderilen kitabın, zamanlarının ihtiyaç...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

İDEALİST BİR MUALLİM: NURETTİN TOPÇU

Edebiyat Dunyamız

Cumhuriyet devri fikir hayatımızın en önemli simalarından birisi de hiç şüphesiz ki Nurettin Topçu’dur. O, daha çok bir fikir adamı, felsefeci ve ahlakçı olarak tanınmakla beraber aynı zamanda bir hoca...

Bahattin Karakoç

Edebiyat Dunyamız

1930 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde doğdu. İlköğrenimini memleketinde yaptı. Adana Düziçi Köy Enstitüsü'nde okudu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nden mezun oldu. Kahramanmaraş'taki sağlık kuruluşlarında sağlık memuru olarak çalıştı. 1982'de emekli oldu. Çeşitli...

Nigar Refibeyli

Edebiyat Dunyamız

Nigar Rafibeyli (Azerice: Nigar Rəfibəyli, d. 23 Haziran 1913, Gence - ö. 10 Temmuz 1981, Bakü), Türk yazar ve şair. Roman ve kısa öykü yazarı olan Anar Rızayev'in annesi ve...

Süleyman Ağa Baydili

Edebiyat Dunyamız

11 Şubat 1959 tarihinde Elazığ'da doğdu. TRT Ankara Televizyonu Belgesel Programları Müdürlüğü'nde çalıştı. Bu sırada bir çok belgesele imza attı. TRT'de 'Bir Kitabın Hikayesi' isimli belgeseli ilgi çekti. TRT'den istifa...

Mustafa İlhan GEÇER

Edebiyat Dunyamız

Mustafa İlhan Geçer  (d. 1917, Bakırköy, İstanbul - ö. 20 Ocak 2004, İstanbul), Türk yazar, şair, araştırmacı, eleştirmen, güfteci. Hisar dergisinin ve Hisarcılar akımın kurucularındandır. 1965 yılında bir şiir kitabı yayımlamış Askerî Doktor Nafiz Bey'in oğludur. Erdek İlkokulu'nu 1928'de bitirdikten sonra ortaöğrenimine Robert Koleji'nde devam etti...

Ahmet Yılmaz SOYYER

Edebiyat Dunyamız

Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz bebekken ayrıldıkları için annesinin yanında...

Erkin VAHİDOV

Edebiyat Dunyamız

Erkin VAHİDOV   Günümüz Özbek şairlerinden Abdulla Âripov’un Söz Sehri (Söz Sihri) adlı yazısında, “İşte birkaç on yıldan beridir müstesna bir şiir bahçesinin çiçek kokulu havasından nasibimizi alıyoruz. Bu Erkin Vâhidov’dur. Ana...

DEDE KORKUT'U TANIYALIM

Edebiyat Dunyamız

Tüm Türk topluluklarının, milletlerinin ortak kültürüdür. Dede Korkut; Dedem Korkut, Korkut Ata, Atam Korkut olarak da bilinir. Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Kırgızistan ve diğer Türk illeri, Dede Korkut’u farklı adlarla ama...

Mehmet Ali KALKAN

Edebiyat Dunyamız

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir   Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde çalıştı. Sonra...

ÖYKÜ / ROMAN

RAMAZAN’IN İKİ YAKASI

“… Ne babaannem, ne de ondan sonraki kuşaktan amcalarım, yengelerim, babam, annem, bir gün bile oruç tutmazlardı ama Ramazanlarda iftar saati, oruç tutanların iştahıyla beklenirdi. Akşamın erken bastırdığı kış günlerinde babaannem...

BASAT'IN TEPEGÖZ'Ü ÖLDÜRMESİ

Meğer Hanım bir gün Oğuz otururken üstüne düşman geldi. Gece içinde ürktü göçtü. Kaçıp giderken Aruz Koca'nın oğlancığı düşmüş. Bir aslan bulup götürmüş, beslemiş. Oğuz yine zamanla gelip yurduna kondu. Oğuz...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Yüzbaşı Nakiyüddin Bey öğrencilerinin Fransızcasının ilerlemesi için elinden geleni yapıyordu. Onlara edebiyat eserlerini sevdirerek bu işi çözebileceğini biliyordu. Fransız yazarları tanıtıyor ve eserlerini okutuyordu. O gün romantizm akımından bahsedecekti: “Çocuklar”...

ÖMER SEYFETTİN - PRİMO TÜRK ÇOCUĞU

Serin ve karanlık eylül gecesinin yıldızsız seması altında Selanik, sanki gündüzkü heyecanlardan, gürültülerden yorulmuş gibi, baygın ve sakin uyumaktadır. Rıhtım tenhadır. Olimpos Palas’ın, Kristal’in, Splandit Palas’ın, diğer küçük gazinoların lambaları...

BAŞLICA 86 ADET TÜRK ESERİ VE ÖZETLERİ (…

ŞAİR EVLENMESİ (İbrahim Şinasi) Türk edebiyatının Batılı anlamda ilk tiyatro örneğidir. Bir perdelik bu komedide görücü usulüyle evlilik eleşti­rilmektedir. Genç Şair Müştak Bey'e sevgilisi Kumru Hanım diye onun yaşlı ve çirkin...

ALLI TURNA

“Allı turnam bizim ele varırsan Şeker söyle kaymak söyle bal söyle Gülüm gülüm kırıldı kolum Tutmuyor elim turnalar hey”                                 Anonim Şu hayattaki en büyük aşıklar ne Aslı ile Kerem, ne Ferhat ile Şirin, ne sen...

TARIK BUĞRA - HAVUÇLU PİLAV MESELESİ

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi. Karımı düşünmek...

SEVGİLİ YETMİŞİM

Merhaba yetmiş yaşım. Dante’ye göre yolun sonuna gelmişimdir. Ömrünün en güzel yıllarını ‘boş işlerle uğraşma’ diyen bir adam için harcadım. Özür dilerim. O üçlü koltukta uyudu. Ben de omzuma şalımı alıp...

ALMANYA'NIN DİRİLİŞİ

“Sizi ekmeksiz bıraktık ama babasız bırakmadık.” sözü Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki duruşunu, tavrını, politikasını, öngörüsünü özetler. İki seçenek sunsalar ve deseler ki, “Aç kalmak mı istersiniz, babasız kalmak mı?” herhâlde...

ŞAİR ve ŞİİR

MEHMET AKİF ERSOY’DA HÜZÜN

Tabut Eller Üstünde Dostu da düşmanı da onun çok yüksek bir karaktere sahip olduğuna inanıyor. Bir ahlâk nümunesi, bir fazilet âbidesi.... İnancını sonuna kadar yaşayan, ilkelerini ardına kadar savunan, doğru...

ŞİNASİ'DEN BİR KASİDE TAHLİLİ

MUSTAFA REŞİD PAŞA İÇİN KASİDE1. Gelelim zât-ı Reşid'in şerefi mebhasineSöz mü var devleti ihyâya olan meb'asine2. Şensin ol fahr-ı cihân-ı medeniyet ki hemânAhdini vakt-i saâdet bilir ebnâ-yı zaman3. Ne aceb...

BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR

Edebiyatımızın ve cemiyetimizin renkli ve hareketli simalarından biri olan Behçet Kemal Çağlar, 14 Ekim 1969 günü İstanbul’da vefat etti. Ben, Behçet Kemal’i ilk olarak İstanbul’da, 1954 yılında Yüksek Tahsil Gençliğinin hazırladığı...

SİS (TAHLİL) - TEVFİK FİKRET

Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid, Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid. Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh, Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh; Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar! Lâkin...

AHMET HAMDİ TANPINAR KİMDİR VE ŞİİR HAK…

Ahmet Hamdi TANPINAR (1901-1962) Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının şâir, hikâyeci, romancı, edebiyat tarihçisi ve denemecisidir. O, geniş yelpazede eserler vermiş bir sanatkârdır. Şüphesiz onun en bariz vasfı, kendisinin de kabûl ettiği...

EDİB AHMED YÜKNEKÎ VE ATABETÜ'L HAKAAYIK

Atabet ül-Hakaayık 12. asrın ilk yarısında, Yüknekli Edîb Ahmed bin Mahmud tarafından ya-zılmış manzum bir ahlâk kitabıdır. Türk ve Acem ülkelerinin meliği- emîr-i âzam Muhammed Dâd İspehsâlâr Beg'e sunulmuştur. Edîb Ahmed...

ŞARKI - ŞEYH GÂLİP

1. Ey Nihâl-i işve bir nevres fidânımsın benimGördüğüm günden beri hâtır-nişânımsın benimBen ne hacet kim diyem rûh-i Revânımsın benimGizlesem de âşıkâr etsem de cânımsın benim

ECEL TUTMUŞ ELİNDE BİR ULU CÂM- ŞEYYAD H…

Ecel tutmuş elinde bir ulu câmKi ol câmın içi dolu ser-encâm Kime ayak sunar kime içürmişKimi esrük yatur toprakta mûdam

MUHALİF BİR YALNIZ ADAM YAHYA KEMAL BEYATLI

Yahya Kemal Beyatlı, 2 Aralık 1884'te anneannesi Adile Hanım'ın Üsküp'teki konağında doğar. Asıl adı Ahmet Agâh'tır. O doğduğunda daha on dokuz yaşında olan babası İbrahim Naci Bey, onun doğumunu eşi...

VİYANA İZLENİMLERİ

Prof.Dr. Muharrem DAYANÇ

 Viyana’daydım.      Sevdiklerimizin yaşadıkları yerler zihnimizin bir yerinde hep canlılıklarını korurlar. Benim için de Viyana böyledir. Her bahar Viyana’ya doğru akar durur...

İZ BIRAKANLAR

Mahmut TOPBAŞLI

Milli Eğitim Bakanlığı ile TRT'nin işbirliğinde hazırlanmış iz bırakan öğretmenler serlevhalı belgesel tadında bir program vardı. Yeni dönem öğretmenler için devam...

ŞİİRDE İMGESEL GÖSTERGE

Ahmet URFALI

 İmgesiz sanat olamayacağı gibi imgesiz şiirin de ortaya konulamayacağı bir gerçektir. İmgesel anlatım en çok da şiirde kullanılmıştır. İm kelimesi; işaret, alâmet...

SANAT,EDEBİYAT VE SİYASET

Edebiyat Dunyamız

"Doğduğumuz memleket bütün taştı çakıldı;//Sert yoğrulmuş mayamız bizi dik başlı kıldı.//Yalana baş sallayıp susmasını bilmedik;//Huysuz, geçimsiz diye...

YUNUS EMRE'yi YENİDEN OKUMAK

Ahmet URFALI

Türkolog Anna Masala; ‘’Yunus Emre Türk ruhudur, sonsuz-tarihsiz Anadolu’dur.’’ diyerek bir gerçeği ifade etmiştir. Zaman zaman Yunus Emre’yi kendi...

TANZİMAT EDEBİYATI -II (Birinci Dönem

Edebiyat Dunyamız

ŞİNASİ (1826-1871)*Yeniliğin öncüsüdür. *Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar gazetelerini çıkarmıştır. *İlk makaleyi yazmıştır.(Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi) *Şiirlerinde...

SEGİYT REMİEV VE NESİMÎ

Edebiyat Dunyamız

Araştırmamızın amacı XX. yüzyıl başında Tatar edebiyatının önemli isimlerinden olan şair Segıyt Remiev’in eserlerinde Doğu Klasik şiir geleneklerini gündeme...

digertumyazilar

Modernlik değildir "Modernizm" Kumar Türk modernleşmesi sürecinde, Türk tiyatrosu da medenileşme projesinin bir parçası olarak tasarlanmıştır. Aydınlanma çağı düşüncesinin ve...
1932 yılında Hasankale’nin Alvar köyünde doğan Reyhanî’nin asıl adı Yaşar Yılmaz'dır. İran'dan göçen babası önce Kars’a, daha sonra Erzurum'a yerleşir. Okuma yazmayı okula...
Nigar Rafibeyli (Azerice: Nigar Rəfibəyli, d. 23 Haziran 1913, Gence - ö. 10 Temmuz 1981, Bakü), Türk yazar ve şair. Roman ve kısa öykü yazarı olan Anar Rızayev'in annesi ve ünlü...
(d. 16 Nisan 1916, İstanbul - ö. 13 Aralık 1979, İstanbul), Türk şair, öğretmen, çevirmen. Modern Türk şiirinin önde gelen şairlerindendir. Herhangi bir edebi akıma katılmamış;...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...
Ayşe YAZICI YAVUZ 1980 Niksar doğumlu. 2003 yılı, Osmangazi Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. Aynı üniversite bünyesinde 2004 yılında Tezsiz Yüksek Lisans diploması...
Tokat’ta doğan Suzan Çataloluk ilk ve orta Okulu İstanbul’da, liseyi Erzurum’da bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Hacettepe Üniversitesi Sosyal...
Şiiri, kristal bir menşurdan geçip binbir renge dönüşen sesli ışıklara benzeten Goethe: "Hayatın da, ölümün de sırrına erip, rûha gömülen bir hazine ve batmayan bir güneşle kucak...
1976 yılında Tarsus’ta doğdu. 2002 yılında Niğde Üniversitesi’nden mezûn oldu. Töre, Kurgan Edebiyat, Siyah-Beyaz Kültür, İnziva, Herfene, Yeni Düşünce, Başarı Edebiyat,...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...
15 Temmuz 1943'te Gümüşhane'ye bağlı Kelkit ilçesinin Dayısı köyünde doğdu. Ailesinin Kırıkkale'ye göçmesi üzerine ilkokulu orada tamamladı. Ortaokulu Merzifon ve Mersin askeri...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...
YETİK OZAN (TURGUT GÜNAY) Yetik Ozan’ın asıl adı Turgut Günay’dır. Ancak o, şiirlerinde kullandığı Yetik Ozan takma adı ile meşhur olmuştur. Prof. Dr. Saim Sakaoğlu Yetik Ozan’ın...
Yavuz Bülent Bâkiler 23 Nisan 1936 , Sivas ’ta doğdu. Şair, yazar , gazeteci, yönetici, avukat. Aslen Azerbaycan göçmeni ailenin çocuğu olan Yavuz Bülent Bâkiler ilk ve orta...