Çarşamba 21 Ağustos 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

babacocukBir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:
– Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
– Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinize katıldım. Hayatım değişti.

O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.
– Ne oldu, nasıl oldu?
– Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir insanın ana vatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.”Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:


– Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına
olanaklar yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm.
Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?
– Hayır, neden?
– Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da
*sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu.* Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum.
Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.
Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:
– Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim*
İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.
– Radikal bir karar!*
– Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam.
Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.
– Eşiniz ne dedi?
– Hocam biliyor musun ne oldu?
– Ne oldu?*
– Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış!
Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”

– Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!
– Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim.
Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.
– Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?
– İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve “Hayır!” anlamına gelen “cıkk” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım.

Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti.

Doğan CÜCELOĞLU

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

TÜRKÜLER SATICISI

Geçmiş günlerin birinde, hareketli Aydın Pazarı’nda dolaşırken, saz nağmeleri il...

NEDEN "SERİN" SERVİ?

Edebiyat sanatının vazgeçilmez temel taşlarından biri eser, diğeri de&...

ŞEHRİN GÜNDÜZ DÜŞLERİ

Yeşil Câmii avlusundan aldığım tespihe bakıyorum dakikalardır. Masmavi bir gök, ...

OYUNDAN FELSEFE ÇIKARMAK

   Her çağın kendine ait bir dili vardır. Bu dille konuşur insanlar...

PÎR SULTAN'LARDAKİ VATAN

Saddam'ın sebep olduğu; daha sonra ABD emperyalizminin, 2003-2012 ocak aras...

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Atalarımızın milletleşme süreciyle başlayan Türk milliyetçiliği düşüncesi, kültü...

LALE ŞAİRİ VE YAZAR ABDULLAH SATOĞLU İLE SOH…

Aslında siz meçhul biri değilsiniz, fakat bu sohbet münasebetiyle, özgeçmişini...

SAYI - 9 TÜRK KAHVESİNİN TARİHİNE ESKİŞEHİR’D…

“Kahvelerim pişti gelKöpükleri taştı gel İyi günün dostlarıKötü günüm geçti...

ZİYA OSMAN SABA

Edebiyatımıza “ Yedi Meş’aleciler” grubu ile giren değerli şair Ziya Osman ...

500 Yılın Ardından Piri Reis

Nazan Karakaş Özür YEDİTEPE YAYINEVİ UNESCO 2013 yılını, Piri Reis Haritasının 5...

Gülce

Uçurumun kenarındayım Hızır Ulu dilber kalesinin burcunda Muhteşem belaya nazır ...

ÜCRETSİZ AİLE MEZARLIĞI

Mustafa Helvacıoğlu altmışdokuz yaşındaydı. Hiç evlenmemişti. Akrabası yoktu. Ba...

BALKON VE KADIN

Ev… Evler… Dört duvar, dışarıya açılan bir kapı ya da içeriye açılan bir kapı, b...

ACI / ACIMAK

Hayat bu! Her şey çok iyi gidiverirken birden bir olayın, bir sözün, bir duygunu...

YEKPÂRE GENİŞ BİR ÂN VE YEKPÂRE BİR VATAN

Rahmetli Tanpınar’ın:“Ne içindeyim zamânın,      &...

BEDEN VE HUY

Bir yemişin biçiminden ve renginden, içine gizlediği tadın derecesini kestirmek ...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

Kırmızı Kitaplar

GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Şair ve Şiir

ŞİNASİ'DEN BİR KASİDE TAHLİLİ

MUSTAFA REŞİD PAŞA İÇİN KASİDE1. Gelelim zât-ı Reşid'in şerefi mebhasineSöz mü var devleti ihyâya olan meb'asine2. Şensin ol fahr-ı cihân-ı medeniyet ki hemânAhdini vakt-i saâdet...

KÖROĞLU HİKAYESİ KOLLARI VE YENİ VARYANTLARI

Türk Edebiyatında önemli bir bölümü işgal eden sözlü ürünler içerisinde masallar, destanlar, efsaneler ve halk hikâyeleri kültürümüzün temelini oluşturmaktadır. Bu temeli ise, sözü edilen ürünlerin...

YÛNUS”TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI ve BAŞLICA İMAJLAR

"İmaj oluşturma tarzı"ndan kastımız -mecaz, istiare, sembol, mit vb. kavramların hepsini içine alabilecek genişlikte ve genellikte olmak üzere- "hayal sistemi"dir. Bu çalışmanın temel amacı, "Yûnus nasıl...

KÜRSÎ-İ İSTİĞRAK (TAHLİL) - ABDÜLHAK HAMİD TARHAN

Kenâr-ı bahrde hoş bir mahaldir, nâzır-ı âlem, Tahaccür eylemiş bir mevcdir; üstünde bir âdem, Hayâlettir, oturmuş, fikr ile meşguldür her dem; Giyinmiştir beyaz amma, bakarsın arz eder mâtem, Bulutlar...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

Yazarlarımızdan Seçtiklerimiz

SILA-YI RAHİMHAYY DEDİN ve DİRİLDİM!NİYE ÇABALAYALIM?ÂKİF'E DAİR-3: SAFAHÂT'TA İSTİKLÂL MARŞI'NIN KÖKLERİ-2OYUNDAN FELSEFE ÇIKARMAKŞEHZÂDE MUSTAFA HADİSESİPOSTMODERN ROMAN ANLAYIŞIKOCA BİR ALEM İÇİNDE YALNIZIM NAZİFSEFERÎ’NİN “DÜŞ DE GÖR”  ŞİİRİ ÜZERİNE NOTLARTürkçe’deki Vatan-IYAHYA KEMAL'DEN ANNELİ BİR HATIRAKINALI KUZULARTOPLUMU BÜYÜTEÇLE GÖZLEYEN ROMANCI: HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINARANADOLU ESNAF TEŞKİLÂTININ PİR’İ: AHİ EVRANSEN YOKKENSÜRGÜN MEKTUPLARINDAKİ  ZİYA GÖKALP - 3NE BAYRAMLAR GÖRDÜMOKUMA ÇALIŞMALARIGURBET GARİPLİĞİKAYI’NIN KUTLU GÖÇÜ -AHLAT-SÖĞÜT VE DOMANİÇ’İN YÂDIYLA-

digertumyazilar