Cumartesi 7 Aralık 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

babacocukBir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:
– Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
– Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinize katıldım. Hayatım değişti.

O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.
– Ne oldu, nasıl oldu?
– Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir insanın ana vatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.”Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:


– Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına
olanaklar yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm.
Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?
– Hayır, neden?
– Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da
*sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu.* Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum.
Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.
Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:
– Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim*
İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.
– Radikal bir karar!*
– Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam.
Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.
– Eşiniz ne dedi?
– Hocam biliyor musun ne oldu?
– Ne oldu?*
– Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış!
Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”

– Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!
– Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim.
Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.
– Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?
– İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve “Hayır!” anlamına gelen “cıkk” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım.

Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti.

Doğan CÜCELOĞLU

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

SHAKESPEARE MÜSLÜMANDI NEYLEYİM...

İznik; asırların imbiğinden süzülen bir medeniyet tezgâhı. Tezgâhında insanı ve...

AYRILIK

“Üç derdim var birbirinden seçilmezBir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm” diyor Kar...

BALKAN TAŞRASININ GÖZBEBEĞİ "ZENİCA…

Bir ülke veya bir şehir sizi önce terminalleriyle karşılar. Sonra ticari taksile...

DİŞİ KURT OLARAK EV

Ahmet Hamdi Tanpınar “Huzur” romanında şöyle der: “İnsanın sevdiği bir ev olunca...

SANMA ŞAHIM HERKESİ SEN SÂDIKANE YÂR OLUR

“Aşk ikliminde Selim kimdir, dedin. Kim olacak! Bir biçare, bir hakîr, bir bela-...

TÜRKMEN KADIN GİYSİSİ: SAYA

Saya kelimesi anlam olarak; ayakkabının yumuşak olan üst bölümü, koyunların ka...

SOSYAL SERMAYE

İnsanlar güce tabi olmak isterler. Bu, içinde bulunulan toplumun ahlaki nor...

KARŞITLIK FELSEFESİ VE MİLLİ ENTELEKTÜEL SORU…

Çin kültüründe Ying Yang olarak bilinen karşıtlık felsefesini genel hatlarıyla a...

OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ

“Volkan gibi lâv atmış, ne susmuş ne sönmüşüm Ben bir fikir uğruna çılgınlara dö...

PEYAMİ SAFA-3

Yirminci asır Fransa'sının en büyük romancısı Marcel Proust der ki: «Dünya bir k...

İNSAN, TANRI’NIN MUCİZELERİNİN SONA ERDİĞİ YER

Oldum olası sanatçıların yetişmesinde kültürel bir ortam olarak mekânın ayrı bir...

ÂLİM VE ŞÂİR BİR DEVLET ADAMI: KADI BURHANEDDİN

Kadı Burhaneddin, Oğuz Türkçesinin yanında Doğu Türkçesine de hâkimdir. Şiirle...

PROF. DR. FERRUH AĞCA’NIN UYGUR HARFLİ OĞUZ KAĞAN DESTA…

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim üyesi P...

ANADOLU'NUN DİLİ GÜÇLÜ OZANI : ÂŞIK VEYSEL

Dost dost diye nicesine sarıldım Benim sadık yârim kara topraktır. Beyhude d...

YEMEN (BÜYÜK TÜRK MEZARLIĞI)

 - Yemen’e gidip de dönebilen dedem Gazi Ahmet ÇAVUŞ’un aziz hatırasına- Y...

GÂVURDAĞI ÂŞIKLIK GELENEĞİ- BOZLAK VE BARAK HAVALARI

Bölgedeki Türkmen topluluklarının konargöçer yaşama biçimleri, tarihi süreçleri ...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

Kırmızı Kitaplar

GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Şair ve Şiir

Gazel / Muhibbî

1. Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet, cihanda bir nefes sıhhat gibi. 2. Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdur, Olmaya baht ü saadet...

YUNUS EMRE VE DANTE NIN LA VITA NUOVA ADLI ESERINDE YÜC…

Bu çalışmanın amacı 13. yüzyılda yaşamış biri Türk diğeri İtalyan iki şair – Yunus Emre ve Dante Allighieri’nin “Yüceltme” konusuna yaklaşımlarıdır. Her iki şairin de...

Sinün yüzün güneşdür yoksa aydur

SULTAN VELED'den Sinün yüzün güneşdür yoksa aydur Canum aldı gözün dakı ne eydür

DİVAN EDEBİYATINDAN SEÇMELER

Baki’den Kadrini sengi musallada bilüp ey Baki Durup el bağlayalar karşında yaran saf saf   Fuzuli’den Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb Kılma dermân kim helâkim zehri dermandadır   Bende Mecnûn'dan füzûn...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

Yazarlarımızdan Seçtiklerimiz

AHMET KABAKLIDEĞİŞİMSHAKESPEARE MÜSLÜMANDI NEYLEYİM...Şekiller-1MEKÂN ve EŞYÂ DA İNSANI TERBİYE EDER!HOŞ SOHBET MİYİZ?NAMIK KEMAL’E DAİR ÜÇ DİKKATSEN ÜZÜLME BEN VARIMİÇİMİZDEKİ CANAVAR: TEPEGÖZYUNUS EMRE’Yİ ANLAMAKKADİM TÜRKÇE'Yİ BİLMEYEN DEVLET ERKÂNI ve SİYÂSETANADOLU’NUN SESİ: KARACAOĞLAN“KOZA” ŞİİRLERİNE GÖRE HARİD FEDAİ’NİN ŞİİR DİLİ-2TÜRK DİLİNE FERMAN: KARAMANOĞLU MEHMED BEYHÜZNÜNÜ KAYBETME DERİMOkullar açılırken (2)KONUŞURKEN BAŞARI İÇİNOKUMA ENGELLERİOLDUĞU KADAR OLMADIĞI KADERCİVİLİZATİON KEŞİF Mİ MÜKÂŞEFE Mİ?

digertumyazilar