Çarşamba 19 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

klasikedebiyattuylukalemTürk kültüründe İslâmiyetin kabulünden beri Vahdet-i Vücut esaslı bir tasavvûfî anlayış hüküm süregelmiştir. Kültürümüzde bunun dışında başka yaklaşımlar yoktur denemese de, tasavvufî yaklaşım hem kurumları olan tekkeler, hem de dolaylı veya dolaysız etkileriyle biçimlendirdiği diğer sosyal kurumlar bağlamında; ama en genel çerçevede varlığa dönük teorik açıklama modeli ile tartışmasız hâkim bir rol oynayagelmiştir. Fuat Köprülü’nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eseri ve Ömer Lütfi Barkan’ın “Kolonizatör Türk Dervişleri” başlıklı makalesinden beri bu sahada yapılan çalışmalar, yukarıdaki hükmü çok rahatlıkla vermemizi sağlıyor. Türk-İslâm tasavvuf hayatında, İslâmiyet’ten önceki Töre inanışı çerçevesinde insandaki “Tanrısal öz” anlamındaki KUT’un arınma ve yükseliş sürecine benzer bir seyr-i süluk uygulaması gayet açıklıkla görülüyor.

Vahdet-i Vücut yaklaşımı, dünya düşünce sistemleri içerisinde fizik ve metafizik problemlere en makul cevapların verilmesini sağlayagelmiştir. Bu anlayış yalnız Türk’e has da değildir. Dünyanın bütün büyük geleneklerinde üç aşağı beş yukarı varlıktaki birliğe vurgu yapan bir söylem hâkimdir. Çin, Hint, eski Mısır, İran, hatta eski Yunan düşüncesinde bile bu yaklaşıma paralel bir fikir ve inanç hayatı bulunabilmektedir. Dolayısıyla muhtelif medeniyetlerin evrensellik tezlerini incelerseniz altında bu yaklaşımın yattığını görürsünüz. Hatta bu yaklaşımı “üçlemeci” Hristiyan dünyasındaki bazı düşünce ve inanç ekollerinde dahi açık veya gizli olarak bulmak kabildir. O bakımdan insanlığın ortaya koyduğu yüksek edebiyatın ana konusunu, birlik ve ona dayalı evrensellik inanışı biçimlendirmektedir. Birlik düşüncesi her zaman açıkça ifade edilmeyebilir. Evrensel bir sevgi, kuşatıcı bir merhamet, keza natüralizm, çevrecilik, ruhun ölümsüzlüğü… gibi temalar etrafında kalem oynatmış dünya edibleri zımnen sırtlarını birlik ilkesine dayaya gelmişlerdir. Hatta Hegel’i de geçelim Marx’ın dahi kendine göre maddeci bir birliğe sırtını verdiği âşikâr değil mi?

Çoğa dâir konuşmak, eğer kaoscu bir ideolojiniz yoksa -ki kaos bir imkânsızlık ideolojisidir-, iki adım ötesini ve gerisini gören, varlık ve zaman ilişkilerini derinlemesine düşünebilen bir kimse için aslında Bir’i konuşmaktır.
Bir’e dâir düşünmek, konuşmak ve hayat düzenine O’nu veri kılmak, bunu yapan insan ve toplumu çok ciddî anlamda yükseltmektedir. Çünkü Birci algı kalıpları tarih boyunca muhataplarını “öteki”leştirmeyi red etmektedir. Fedakarlık, nefsini değil muhatabını tercih etme durumu öne alınmaktadır. “Ballar balını buldum / Kovanım yağma olsun” ifadesi o yaklaşımın tipik örneği sayılabilir. Ancak verici düşünce her coğrafyada görüldüğü halde, her zaman adâletin peşinde olamamıştır. Dolayısıyla bizim okuyucumuz kendi tarihî alışkanlığı dışında Birlikçi düşüncenin hep adâlet getireceğini sanır. Tarihte aksi durumlar hiç de az değil. Özellikle toplumsal yapısı tarım ekonomisi tarafından şekillendirilen sınıflı toplum örneklerinde adâlete itibar daha baştan sistemi çökerteceği için bu kavram revaç görmemiştir. Meşhur Çinli bilge Lao-Tzu’nun Tao Te King adlı eserinde: “Hak edeni kolla, ama aynı derecede hak etmeyeni de kolla” cümlesi ilginçtir. Yani Lao-Tzu adâlet kavramını tanımıyor muydu? Elbette hayır! Ama o adâleti makro plana yani yin-yang dengesine bırakmış ve reankarnasyon öğretisiyle de toplumdaki zulme karşı basıncı bir sonraki hayatında üst sınıflara doğmak tesellisiyle yok etmeye çalışmıştı. Çünkü adâletteki Birlik teorisinin doğal sonucu olan denklik ve denge arayışı hayatın içinde cevaplandırılmaya kalkışılırsa sınıflı sistem çökecektir. Çünkü zulmün kaynağı zaten budur.

Toplumsal yapısı sınıf gerçeğine dayanan hiç bir toplum ne Doğuda ne de Batıda adâlet kavramını içselleştirememiştir. İnsandaki hak duygusu fıtrîdir. Dolayısıyla sınıflı toplumlarda yaşanan hayat büyük kitleler için dâimâ bir ızdırap zemîninde gerçekleşebildi. Meşhur Romalı köle Spartaküs’ün sinema klasiğini seyretmeyenimiz yoktur. Batı’nın tarihi Marx’ın asil isyanını haklı çıkaran bir sınıflar mücadelesidir. Ve bu mücadele bitmemiştir. Sadece efendilerin şekil değiştirdiğinden bahsedilebilir. Sınıflı toplumda adâlet imkânsızdır. Batı’nın çifte standartından şikâyete hakkımız yoktur. O bu tavrını siysasi ve sosyo-ekonomik sisteminden caymadıkça terkedemez.

Bahaddin Ögel, İbrâhim Kafesoğlu… türü tarihçilerin At’a dünyanın tarihini değiştiren bir unsur gözüyle bakışları sadece atın getirdiği sürat ve güç ile elde edilen stratejik ve siyâsî üstünlükten ibaret değildir. Bir de üzerinde durulmayan ama çok önemli bir cephesi daha vardır: At’a dayalı sosyo-ekonomik sistem, sınıflaşmaya izin vermediği için atlı kavimler adâlet kavramından ürkmemişlerdir. Toplumsal sistemde hukuk önündeki eşit muamele görme uygulaması uzun asırlar zarfında gelenekleşmiş, onun için de Türk Töresi’nin ana ilkesi adâlet (:Könilik)olmuştur.
İşte Türk-İslâm tasavvuf anlayışı bu sosyo-ekonomik modelin verdiği rahatlıkla halka Hak muamelesi yapabilmiştir. Buradaki halk -Vahdet-i Vücutcu inanışa göre- Hak’tır. Tarım toplumu mistiklerinin sınıflı yapının egemenleriyle çatışmamak uğruna, öğretilerini asgarî seviyeden de olsa koruyabilmek adına Sezar’la Tanrı’yı ayrı ayrı ve denk kuvvetler olarak kabul edişlerine mukabil, Yunus’un tabiriyle; “Bir karıncaya dahi ulu nazar atfeden” Türk sûfîleri sınıfsız yapının imkânını kullanmaktaydılar. Avnî’nin (Fatih Sultan Mehmet) “Bir şâha kulam kim, cihan âna gedâdır” yahut “Bir şâha kulum ki, kulu sultân-ı cihândır” gibi örneklerin sayısını çoğaltmak mümkündür.
Aslında konunun şer’î ve îtikâdî alandaki ilk meşrûiyet ifâdelerini daha X. yüzyılda İmam Maturîdî’ye kadar götürmek gerekir. Meşhur zat-sıfat tartışmalarındaki Maturîdî formül, Zat ve sıfatı birbirinden ne ayrı ne de gayrı görmekteydi. Sıfat varlık âlemidir. Varlık olmadan Hakkı bilmek, Hak olmadan varlığa gelmek söz konusu bile edilemezdi.
Hikmet bizzat tecellinin içinde olmak ve canda aranmak (cân içre cân!) gerek. Tarih bir varlık alanı değildir. Daha açık söyleyelim. Şimdide bulunmayan bir tarih var değildir. Tarih tecellinin hikâyesidir vahdet-i vücut açısından. Geçmişi şimdide birlemeyen tevhid noksandır. Hazret-i Mevlânâ’nın “Bu gün yeni bir gündür, yeni bir söz söylemek gerek” deyişini bir zekâ fantazisi zannetmek hikmete dokunmamış olmaktır. Bugünün dışında bir gerçeklik yoktur ki hikmeti orada arayalım! Hazret-i Peygamber’e “izinin tozu” olacak derecede saygılı bir Mevlânâ’nın “Bugünün Ahmed-i muhdarı benim, çadırımı sahraya kurdum” nidasını yükseltmesi şimdideki hikmetten söz edişi dolayısıyladır. Yoksa o ifadede bir nübüvvet iddiası aranamaz, aranmamıştır da. Belki XIII. yüzyıl insanı günümüzdekinden daha ârifti. Anlamanın bir yaratma, yaratmanın da bir güven ve cesâret işi olduğunu bizden daha iyi biliyordu.

Evet, Vahdet-i Vücut öğretisi istismara çok açık bir teorik sistemdir. Önüne gelenin Allahlık iddiasına kalkışması mümkündür. Lakin aklı erenler bilegelmiştir ki bu tür bir iddia, kendi dışındaki tecellî kâinâtına gözünü kapayan bir bencillikten başka değer taşımaz. Ancak hazımsız, toy ya da cahil kimselerce öne sürülebilir. Cezbe tesiriyle söylenmiş sözleri ilke imiş gibi görmemek gerek. İşin esası, “nefsini put edinen bir özel varlık vehmi” anlamındaki gafletten halka (Hakka) hizmetle uyanmaktır. Tasavvufun problemlerinden biri yetişkinlik, yetkinlik anlamındaki havas yahut havasü’l-havas kavramlarını bir sınıf gibi telâkkî etmektir. Seyr-i sülûkun yükselen aşamaları ancak hizmetin yoğunluk ve kalitesinde bir yükselmeye delâlet ederse meşrû sayılabilir. Cumhuriyet dönemi laikçi elitlerin “halka rağmen halk için” safsatalarını bir hayli zamandır tasavvuf erbabı arasında da gördüğümüzü daha ne kadar saklayacağız?

Osmanlı’nın son asırlarında toplum, sınıfsız Türk toplum modeli yerine, giderek yüksek brokrasi, âyan ve eşraf esaslı üst sosyal grupların teşekkülü yanında bir de Batı etkisindeki entellektüeller yanında bu havas zümresi sebebiyle sınıflaşmaya yüz tutunca, bu ana geleneğin halka dinamizm kazandıracağı yerde ona ilâve bir yüke dönüştüğü de bir vakıa. Özellikle Vahdet-i Şuhûd anlayışının “hikmetinden sual olunmaz” sloganına sahiplenişi yanında, dervişin “imam elinde meyyid” gibi bir teslimiyete daveti, kör kütük bir kitlenin oluşmasına yol açmıştır.

Halbuki inanma esaslı bir gelenek olan tasavvuf erbâbı Sadreddin Konevî, Niyazi-i Mısrî gibi birçok temsilcisi ağzından inanmanın bir tür anlama olduğunu söyleyegelmişlerdi. Genel ve muğlak anlama anlamındaki bu inanış, seyr-i süluk sürecinde aşama aşama kesin ve açık anlamaya dönüşmek durumundaydı. Aksi halde “mürşid” in tâlibi “reşid” hale getirmesinden söz edilemezdi.

Yakın devir tasavvuf muhitleri bu gözle taranacak olsa, -elbette istisnalara hürmetimizi koruyarak söyleyelim ki- hilâfetin ancak oğul, damat veya gelin olma şartına bağlı bulunduğu, Osman Hamdi’nin tasvir ettiği anlamdaki mürîdânın ise o itibar ve statüyü var ve meşrû kılma aracına indirgendiği acı bir tablo görürüz. Liyakat ve ehliyetin yerini bu çarpık ve komik sınıflaşma almış görünüyor. Nerede kaldı adâlet, nerede kaldı şimdiki zamanda hikmeti bulmak?

Oysa hikmetin âlemin hakikatine dâir açık biliş, umûmî siyâsetin yani hükûmet etmenin stratejisi, âdil hükmetme, hayır, şer, günah, sevap ölçülerinin tam kaynağında oluştan ileri gelen hakem duruşu sağlama…gibi sonuçları olmalıydı. Bu yaklaşımlara kim yada hangi toplumlar sahip veya yakınsa hikmete de onlar sahip veya yakın sayılmalı değil mi?

Yazıya girerkenki tespitimize geri dönecek olursak, Mevlânâ yılında Mevlânâ’ya yapılmış binlerce övgüden birini de biz yazmak yerine, onun ruhunu daha hoşnut edeceğine inandığımız bir noktayı vurgulayalım: Türk toplumunun tarihteki büyük başarısının fikrî ve ahlâkî kuvvesi eğer tasavvuf idiyse, her kültürün yaşama şartı olan güncellenme ihtiyacını bu alanda da duymak zorundayız. Meşhur Hindu filozoflar Sri Aurobindo ve Radhakrişnan’ın Brahmanizme yaptıkları gibi. 1960 larda Hindistan cumhurbaşkanlığına kadar yükselen Radhakrişnan Brahmanizmin en önemli zaafı olan içe dönüklük ve varlığı kuruntu (maya) sayan anlayışını bizdeki cem+fark=tevhid formülüne bağlayarak Hint toplumunu yeniden adâlet, madde mânâ dengesi arama ve dünyaya açılmaya sevketmişti.

Hz. Şems ile Hz. Mevlânâ’nın ilk sohbetlerinden birinde, Tebrizli cerbezeli derviş hani Mevlânâ’nın o baha biçilmez kitaplarını havuza atıverir ya!… Celâleddin-i Rûmî, heyecanla “Nasıl yaparsınız, bu değerli kitapları nasıl atarsınız?” demesi üzerine sudan topladığı kitapları kupkuru bir şekilde Mevlânâ’nın önüne koyarken hazret-i Şems “ne zamana kadar eskilerin hikâyeleriyle oyalanmaya devam edeceksin? Ne vakit ruhuma böyle vahyolundu diyeceksin?” der ve kuru kitapları göstererek devam eder “Bu kitaplar sana bu ilmi de öğretiyorlar mı? ” diye sorar. Bu kıssadaki menkıbevî gösteriyi bir kenara bırakacak olursak, aslolanın şimdideki hikmet olduğunu, sırf nakil ile yetinmenin insanı hikmete yaklaştırmayacağını tespit edebiliriz. “Geçmişin hikâyeleri” çok iyi bir edebiyat alanı sayılabilir ama asla hikmet değildir.

/ Sait BAŞER

www.saitbaser.com

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

NİDELİM  ÂH PİSİ, NEYLEYELİM VÂH PİSİ!
Öyle bir kedi düşünün ki miyavlasa bütün cihan, onun sedasıyla dolar, heybetle bir kükrese kâinat inler. Zamanın aslanı dense yeridir ona. Aslan ve kaplanlara aman vermez asla. Öyle ki yılanın ağzına düşen kurbağayı kurtarabilir. Tilki gibi kurnazdır. Kurt ile düşman, kaplanla kavgalıdır. Öldürmek...
KISKANÇLIK
Hikmet Münir Ebcioğlu(1927-1989)’nın sözleri, Teoman Alpay(1932-2005)’ın bestesi hüzzam makamındaki “Kıskanırım” şarkısını bilirsiniz: “Saçın yüzüne değse tenini kıskanırım. Birine söz söylesen dilini kıskanırım … Deli ediyor beni gezinir her yerini Okşadıkça tenini elini kıskanırım” Bu...
CEMİL MERİÇ - AŞK
Münakaşada zafer mağlup olanındır. Yenilmek zenginleşmektir. Bilmediğinizi öğreneceksiniz ve ego denen köpek havlamayacak. Münakaşa hakikati birlikte aramaktır. Adeta bir ormandasınız ve mesela bir kaynak arıyorsunuz. Önce arkadaşınız bulup sesleniyor size: Evreka! Ne sevinilecek şey? Yalnız bir...
ilk sözlük
Meşrutiyet inkılâbından sonra, 1910 yılının soğuk bir kış günü… İstanbul’da dönemin soylu ailelerinden birine mensup yaşlıca bir kadın, sahaflar çarşısında, itimat ettiği bir dostundan kitaptan anladığını duyduğu Sahaf Burhan Bey’i aramaktadır. Kendine miras kalan el yazması bir kitabı, ihtiyacı...
ATABETÜL HAKAYIK
XII. yüzyıl Türk şairlerinden Edib Ahmed Yüknekî'nin Doğu Türkçesiyle yazdığı ahlâk ve nasihata dair eseri.İslâmî Türk edebiyatının Kutadgu Bilig'den sonra yazıya geçirilmiş en eski ikinci eseri olan Atebetül-hakâyık'ın nerede ve ne zaman kaleme alındığı ke­sin olarak bilinmemektedir. Ancak...
ÇAĞATAY EDEBİYATI
Timurlular devrinde İslâm medeniyetinin tesiri altında oluşmuş, Hârizm Türkçesi'nin devamı mahiyetinde gelişen Çağatay diliyle meydana gelen edebiyat. Cengiz Han'ın ikinci oğlu Çağatay'a nisbetle kullanılan Çağatay edebiyatı ta­birinin sınırı, bu saha ile uğraşanlar ta­rafından farklı...
prev
next

HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Bir insanın anavatanı çocukluğudur, der psikologlar. Ne kadar doğru. Nereye gidersek gidelim, hangi mesleği seçersek seçelim, hangi konuma gelirsek gelelim, kaç çocuğumuz olursa olsun ondan kopamıyoruz. O da bir şekilde...

MUÎN FEYZÎOĞLU

Abdullah SATOĞLU

Hazan mevsimi bu yıl da birçok arkadaşımızı, Türk sanat ve fikir âleminin seçkin şahsiyetlerinden bazılarını aramızdan aldı.Prof. Faruk Kadri Timurtaş’tı, Prof. Erol Güngör’dü, Necip Fazıl’dı ve daha on iki gün...

NESEFÎ’DEN DOSTOYEVSKİ’YE KÖTÜLÜĞÜ…

Metin SAVAŞ

Friedrich Schiller “Haydutlar” adlı piyesinin önsözünde kötülüğü yıkmayı hedef edinmiş bir sanatçının kendi eserinde oto-sansüre gitmesinin yanıltıcı olacağını ima ederek şöyle der: “Dinin, ahlâkın ve toplumsal yasaların düşmanlarından öç almayı...

SAYI - 11 LİSELERE Mİ, BAŞKA MEKTEPLERE M…

Feride Turan

1910 yılına ait bu soruyu gündeme getirmemizin nedeni üzerinden bir asırdan fazla süre geçse de aynı sorunun cevaplarına duyduğumuz ihtiyaçtır. Eskişehir’in ilk ve efsane müdürü Ethem Nejat Bey; Alasonya Lisesi...

KAFA KONFORU

Coşkun KAN

Dikkat ! Bu yazı ziyadesiyle öznellik içerir. Söze başlarken başlığın kaynağını zikretmeden edemeyeceğim. Ötüken Neşriyat’ın kurucularından, uçaklar ve havacılık ilminde mütehassıs Prof. Dr. Ahmet Nuri Yüksel’in ortanca kardeşi: Mehmet Rıfat...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

Matematik hocası Yüzbaşı Mustafa’nın nasihatleri ile Mustafa Kemâl’in annesine dargınlığı kalmamıştı. Artık Selanik’teki çocukluk günleri güzel geçmekteydi.  Ara verdiği kitap okumalarına devam ediyor, yaşına uygun hemen hemen her eseri ister...

ACI / ACIMAK

Özcan TÜRKMEN

Hayat bu! Her şey çok iyi gidiverirken birden bir olayın, bir sözün, bir duygunun/düşüncenin bizde bıraktığı üzücü tesire, kedere, eleme, ıstıraba düçar oluveririz.Başkasının/başkalarının durumundan üzüntü duyar, onun hâline kederleniriz. Birine/birlerine...

ÇOCUK EDEBİYATI VE EĞİTİMİ ÜZERİNE BA…

Edebiyat Dunyamız

Çocuk eğitimi, çocuğun bir “özne” olarak ele alınıp önemsendiği çağlardan beri üzerinde durulan en önemli meselelerden biridir. Bu konuda hemen herkes; bilgisi, birikimi, tecrübesi oranında bir şeyler söylemiş ve bu...

HALK HİKÂYELERİNDE BİR İMAJ OLARAK BAĞ …

Edebiyat Dunyamız

Her edebî ürün belirli bir zamanın ve sosyal şartların neticesi olarak tezahür eder. Bu gerçek- lik sözlü kültür verimleri için çok daha fazla bir anlam ifade eder. Zira sözlü kültürün...

MÜLAKATLAR

Osman Bey Babasına Göre Atak Bir Beylik Yap…

Ahmet URFALI

Araştırmacı Yazar Dt. Recep Aydoğdu ile bir sohbet gerçekleştirdik.        Recep Bey,  Osmanlı’nın kuruluş dönemini sadece  tarihsel olarak değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım yönlerinden  de araştırarak...

SAADETTİN YILDIZ”LA MÜLAKAT - 2

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1-Ne zaman, nerede doğdunuz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Demirköprü (eski adı: Kızılton) köyünde doğdum. 1947 yazında ( Haziran veya Temmuz) doğmuşum. Doğum tarihim, askere zamanında gidip işime...

GAZETECİ-YAZAR EMİNE TAŞTEPE İLE BİR SOH…

Ahmet URFALI

Emine Hanım, sohbetimize editörlüğünü yaptığınız edebiyat ve sanat sayfası BEYAZ FIRTINA’dan başlayalım. Beyaz Fırtına’nın konusu, amacı, etkinlik alanı nedir? Bu düşünce hangi kaygıdan doğdu? Hangi etkinlikleri gerçekleştirdiniz? Amacınıza ne oranda...

“AKADEMİK BİLGİYİ EKONOMİK BİR DEĞER…

Ahmet URFALI

Doç. Dr. Figen Çalışkan ile bir sohbet gerçekleştirdik       Figen Hanım,  bize bu sohbet imkânını verdiğiniz için öncelikle teşekkür ederim. Bir bilim insanı olmanızın yanında, sosyal ve kültürel projelerle çok...

ŞAİR GÜLDEN YALÇIN İLE SOHBET

Ahmet URFALI

Gülden Hanım, şiire nasıl başladınız? Nasıl bir kültürel ortamda yetiştiniz? Çocukluk ve gençlik dönemim SHÇEK yurdunda geçti. Şiir benim için bir mecburiyetti. Şiir, sığınağımdı, huzur bulduğum evimdi.Ben yurdun sağır duvarlarıyla dertleştim...

LALE ŞAİRİ VE YAZAR ABDULLAH SATOĞLU İL…

Bekir OĞUZBAŞARAN

Aslında siz meçhul biri değilsiniz, fakat bu sohbet münasebetiyle, özgeçmişinizi, bir kere de kendi ifadenizle anlatmanızı rica edeceğim:15 Mayıs 1934’te Kayseri’de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Kayseri’de yaptıktan sonra, İstanbul...

PROF. DR. TAMİLLA ABBASHANLI ALİYEVA BİR S…

Ahmet URFALI

Sizdeki edebiyat ve kültür merakı nasıl başladı? Nasıl bir kültür ortamında yetiştiniz? Türk Dili ve Edebiyatı alanını seçmenizin ana sebebi nedir? Güzel bir soru. Sayın Ahmet Hocam, her şeyi dobro-dobro anlatayım...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR İLE SOHBET- KIPÇAKLAR

Ahmet URFALI

Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa hakimiyetleri 1256 yılına kadar devam etmiştir. Kıpçaklar, tarihte Kuman-Kıpçak ortak adı ile anılan toplum, iki...

ŞAİR MEHMET ALİ KALKAN İLE BİR SOHBET : …

Ahmet URFALI

 MEHMET ALİ KALKAN ÖZGEÇMİŞ  1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Gazi İlk Okulu,Tunalı Orta Okulu ve Motor Sanat Enstitüsünü bitirdi.Üniversiteyi Adana’da okudu. 1980 yılında Adana Mühendislik Bilimleri Fakültesinden İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu...

Kırmızı Kitaplar

GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

Cengiz DAĞCI

Edebiyat Dunyamız

Cengiz DAĞCI Kırım'ın Gurzuf kasabasında 9 Mart 1919’da dünyaya geldi. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, deprem gibi tabii âfetler yanında Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçti. Babası Emir Hüseyin Dağcı...

SEVİNÇ ÇOKUM

Edebiyat Dunyamız

 Sevinç Çokum, 25 Ağustos 1943’ te İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Kız Lisesi’ni, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi, ayrıca Umumi Sosyoloji dalında öğrenim gördü. Orta öğrenimi sırasında...

NURETTİN TOPÇU

Abdullah SATOĞLU

Türk gençliğinin ve memleketin birçok meselelerine, milliyetçi bir görüşle koyduğu isabetli teşhisleri ve çeşitli konulardaki edebî ve İlmî yazılarını 1950’den bu yana, büyük bir zevk ve takdirle takibettiğimiz, Nurettin Topçu’yu...

Mehmet Çınarlı

Edebiyat Dunyamız

Mehmet Çınarlı(d. 1925 - ö. 19 Ağustos 1999), Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Türk yazar, şair, denemeci, eleştirmen. Hisarcılar akımının kurucusu.1925 yılında Karaman’ın Ermenek İlçesinde doğdu. 1999 yılında Yalova depreminden iki...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

Edebiyat Dunyamız

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl mezun olduğum Bölümün Eski Türk Dili Anabilim...

CENGİZ AYTMATOV

Edebiyat Dunyamız

(d. 12 Aralık 1928, SSCB - ö. 10 Haziran 2008, Almanya). Türk Dünyası'nın ünlü yazarlarından.[1]. Dünya edebiyatında tartışılmaz bir yere sahip kitaplarıyla Türk kültür zenginliğini bütün dünyaya tanıtan yazar, edebiyatçı12...

PEYAMİ SAFA-1

Edebiyat Dunyamız

Şair İsmail Safa'nın oğlu ve «Mahşer», «Bir Akşamdı», «Şimşek», «Fatih - Harbiye», «Dokuzuncu Hariciye Koğuşu». "Bir Tereddüdün Romanı», «Biz İnsanlar" romanlarının müellifi Peyami Safa'ya otuz dokuz senelik hayatından ve on...

YILDIRIM GÜRSES

Edebiyat Dunyamız

Yıldırım GÜRSES Saygı ve rahmetle anıyoruz. Yıldırım Gürses, 21 Ocak 1938 tarihinde Bursa’da doğmuştur. Babası Ziraat Bankası memurlarından Nasuhi Bey ve annesi Müeyyet Cevriye hanımdır. Ablasının adı...

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

Edebiyat Dunyamız

12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz güverte binbaşısı Mehmed Nail bey, Annesi deniz yarbayı Osman Fevzi...

ÖYKÜ / ROMAN

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Matematik hocası Yüzbaşı Mustafa’nın nasihatleri ile Mustafa Kemâl’in annesine dargınlığı kalmamıştı. Artık Selanik’teki çocukluk günleri güzel geçmekteydi.  Ara verdiği kitap okumalarına devam ediyor, yaşına uygun hemen hemen her eseri ister...

HAVUÇLU PİLAV MESELESİ - TARIK BUĞRA

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi. Karımı düşünmek...

ÖMER SEYFETTİN’İN HİKÂYELERİNDE SAVA…

Eski Yunanca olan arketip sözcüğü Türkçe’de ilk imge, ilk örnek gibi anlamlara gelir. Arketipler, insanlığın ortak mirasıdır. Sanat eserlerinde arketiplerin yer alması, sanatçının ve eserin evrensele ulaşmasında katkı sağlar. Farklı...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL …

Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde Yunan ilerleyişine karşı alınacak tedbirleri düşünüyordu. Yanına tek atlı tahta...

ALFABE MÜELLİFİ AHMET HİLMİ GÜÇLÜ

Küçüklüğümden beri en büyük idealim olan "Gazetecilik" mesleğine atılmam "Alfabe Müellifi" Ahmet Hilmi Güçlü Hocanın tavassutu ile mümkün olmuştu. Hocanın o zaman "Hakimiyet" gazetesinde başyazı yazdığını biliyordum. 8 Kasım 1951 günü...

Ahmet Mithat Efendi ve Ölüm Allah’ın Emr…

Şimdiye kadar pek çok hikâyeler okudum. Elbette siz de okumuşsunuzdur.Ben hem birçok hikâyeler okudum hem birkaç tanesini yazdım. İhtimal ki siz de yazmışsınızdır.Sanki siz de hikâye okumuş yazmış, iseniz ben...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL …

Küçük Mustafa Kemal, Topçu Kolağası Mehmet Tevfik ve Yüzbaşı Mustafa Beyler Ak Hocanın vaaz verdiği camiye vardıklarında cami dolmaya başlamıştı. Ak Hoca, Seyyid Hoca’nın talebesi idi. Seyyid Hoca’yı Balkanlarda bilmeyen...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi; çünkü bu okullar öğrencilerine sadece askeri konularda değil;...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Yunan ilerleyişi ve iç isyanlar sebebiyle Ankara Hükümeti bunalmıştı. Millî Kurtuluş Savaşı dönemindeki isyanlar tarih itibariyle, Mustafa Kemâl’in Samsun’a çıkışından sonraki zamana rastlamakta ve ünlü Dürrizâde[1] fetvasının yayımlanması ile Kuva-yı Milliyeyi...

ŞAİR ve ŞİİR

MEHMET AKİF ERSOY’DA HÜZÜN

Tabut Eller Üstünde Dostu da düşmanı da onun çok yüksek bir karaktere sahip olduğuna inanıyor. Bir ahlâk nümunesi, bir fazilet âbidesi.... İnancını sonuna kadar yaşayan, ilkelerini ardına kadar savunan, doğru...

ÂŞIK GUFRÂNÎ’NİN CİHÂD-I EKBER DESTA…

Halk şairleri asırlar boyunca toplumlarının gözü, kulağı ve dili olmuşlar, ortaya koydukları ürünlerle kendi duygu ve düşüncelerinin yanı sıra içinde bulundukları toplumun zevklerini, beğenilerini, arzu ve isteklerini, tepkilerini, acılarını, sevinçlerini...

USÛLÎ’NİN DİLİNDE AHENGİ SAĞLAYAN UN…

Usûlî XVI. yüzyıl divan şairlerin en tanınmışlarından biridir. Her divan şairinin olduğu gibi Usûlî’nin de kendine has bir dili bulunmaktadır. Usûlî dilini ahenk unsurlarıyla yoğurarak etkili bir şekilde duygularını, hayallerini...

İSTİKLȂL MARŞI’NIN ANLAM DÜNYASI

İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu, özellikleri onun dış yapısını ifade ediyor. Bir edebi metinde esas olan ise iç yapı yani muhteva başka bir deyişle...

MERDİVEN - AHMET HAŞİM (TAHLİL)

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…    Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller, Durur...

NESÎMİ'DEN GAZELLER

GAZEL 1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yoh Kim sevdi hûbı kim didi hûbun cefâsı yoh   Aşkun belâsı yoh diyüben aşka düşme kim Kim âşık oldı kim didi aşkun belâsı yoh   Anun ki...

FUZÛLÎ VE BÂKÎ DİVÂNI’NDA BELÂ KAVRA…

Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan şiirinde de hayli fazla geçen kavramlardan biri olan belâ kavramı, divan şairleri tarafından farklı anlam ve mazmunlarla ifade edilmiştir. Belâ kavramı Türkçe sözlükte iki farklı anlam taşımaktadır.Bu çalışmada, 16...

GAZEL - ZİYA PAŞA

GAZEL Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm Dolaştım mülk-i İslâm bütün virâneler gördüm Bulundum ben dahi dârü’ş-şifâ-yı Bâb-ı Âli’de Felâtun’u beğenmez anda çok dîvâneler gördüm Huzûr-ı kûşe-i meyhâneyi ben görmedim...

TEVFİK FİKRET VE TÂRİH-İ KADÎM

Târih-i Kadîm Beşerin köhne sergüzeştinden  Bize efsâneler terennüm eden;Bizi, âbâ-i bî-vücûdumuzun  Cevf-i mâzîde bir siyah ve uzun  Gece teşkil eden hayâtından  Ninniler ihtira edip uyutan;

HALİL NİHAT’IN, MEHMET AKİF’İN

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Giriş veya tipleştirme furyası Kökleri Lale Devri’ne kadar inen ve daha çok askerî nitelik taşıyan Türk modernleşmesi Tanzimat’tan sonra gazetelerin de etkisiyle...

MEVLEVÎ ROMANI HAKKINDA -YAN FAKAT TÜT

Ahmet URFALI

       A.Yılmaz Soyyer; Türk Sosyolojisinin  Başlangıcında Bedi Nuri, Sosyolojik Açıdan Alevi-Bektaşi Geleneği, Bir İdeolojinin İzdüşümü: Taliban, 19. Yüzyılda Bektaşilik ve...

İNSANI YETİŞTİRMEK

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

En büyük problemlerimizden biri, insan ilişkileri. Birbirimizi tanımıyoruz, tanımaya da pek istekli değiliz. Dışarıda büyük kalabalıklar var; fakat biz tam...

Ruh Adam Romanındaki Uygur Masalını

Metin SAVAŞ

Türk edebiyatının kült romanlarından Ruh Adam’ın başlangıç bölümünde bir Uygur masalı yer alır. Roman kurgusunun bütününün arkaik zeminini teşkil eden bu Uygur...

ÂŞIK EDEBİYATINDA “BADE İÇME” M

Hacı DAĞLI

Türk Dil Kurumu‟nun Türkçe Sözlüğünde, “Şarap, içki” (TDK. 2005: 174) olarak tanımlanan “bade” terimi, Ġbrahim erşahin‟in “Halk Kültürü ve Edebiyatı Sözlüğü” adlı...

Bir Şiirin Hikayesi

Edebiyat Dunyamız

Arif Nihat Asya Ağabey’e...Arif Nihat Asya Ağabey Adana’da öğretmenlik yaparken benim üniversite yıllarımda kaldığım derneğe gelip gidermiş. Adana’da okuduğum zaman ANDA...

TÜRK TÖRESİ

Ahmet URFALI

“Yerleşik insan, bir ailenin sınırlı menfaatleri dışında herhangi bir hak davası gütmeye ve daha geniş bir cemiyet yapısının gereklerini düşünmeye ihtiyaç duymazken,...

ZİYA GÖKALP ve ALAGEYİK ŞİİRİ

Bir düşünce adamı, ancak okundukça, konuşuldukça, üzerinde tartışmalar yapıldıkça yaşar. Hâlâ canlı olan ve Türk milletine yön veren tarafları varsa bulunur....

ZİYA PAŞA - DİYAR-I KÜFRÜ GEZDİM

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm     Dolaştım mülk-i İslâmî bütün virâneler gördüm  Bulundum ben dahi darüş-şifâ-yı Bâb-ı Âli’de   Felatun’u beğenmez anda...

Şiir Nedir?

Şiirin bir sanat dalı olarak kabul edilişinden bu yana gerek şairler gerek eleştirmenler tarafından şiir tanımlanmaya çalışılmıştır. Zamana ve mekâna göre...

TÜRK ŞİİRİNDE NAZIM BİÇİMLERİ V

Nazım Birimi Şiirde iki temel unsur vardır.Bunlar “biçimsel(dış)” ve “içeriksel(iç)” olarak sınıflanabilir. Biçimsel unsurların başında nazım birimi gelir....

BAŞLICA 86 ADET TÜRK ESERİ VE ÖZETLE

ŞAİR EVLENMESİ(İbrahim Şinasi) Türk edebiyatının Batılı anlamda ilk tiyatro örneğidir.Bir perdelik bu komedide görücü usulüyle evlilik eleşti­rilmektedir. Genç Şair Müştak...

digertumyazilar