Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)
Bunu okudun 0%

klasikedebiyattuylukalemTürk kültüründe İslâmiyetin kabulünden beri Vahdet-i Vücut esaslı bir tasavvûfî anlayış hüküm süregelmiştir. Kültürümüzde bunun dışında başka yaklaşımlar yoktur denemese de, tasavvufî yaklaşım hem kurumları olan tekkeler, hem de dolaylı veya dolaysız etkileriyle biçimlendirdiği diğer sosyal kurumlar bağlamında; ama en genel çerçevede varlığa dönük teorik açıklama modeli ile tartışmasız hâkim bir rol oynayagelmiştir. Fuat Köprülü’nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eseri ve Ömer Lütfi Barkan’ın “Kolonizatör Türk Dervişleri” başlıklı makalesinden beri bu sahada yapılan çalışmalar, yukarıdaki hükmü çok rahatlıkla vermemizi sağlıyor. Türk-İslâm tasavvuf hayatında, İslâmiyet’ten önceki Töre inanışı çerçevesinde insandaki “Tanrısal öz” anlamındaki KUT’un arınma ve yükseliş sürecine benzer bir seyr-i süluk uygulaması gayet açıklıkla görülüyor.

Vahdet-i Vücut yaklaşımı, dünya düşünce sistemleri içerisinde fizik ve metafizik problemlere en makul cevapların verilmesini sağlayagelmiştir. Bu anlayış yalnız Türk’e has da değildir. Dünyanın bütün büyük geleneklerinde üç aşağı beş yukarı varlıktaki birliğe vurgu yapan bir söylem hâkimdir. Çin, Hint, eski Mısır, İran, hatta eski Yunan düşüncesinde bile bu yaklaşıma paralel bir fikir ve inanç hayatı bulunabilmektedir. Dolayısıyla muhtelif medeniyetlerin evrensellik tezlerini incelerseniz altında bu yaklaşımın yattığını görürsünüz. Hatta bu yaklaşımı “üçlemeci” Hristiyan dünyasındaki bazı düşünce ve inanç ekollerinde dahi açık veya gizli olarak bulmak kabildir. O bakımdan insanlığın ortaya koyduğu yüksek edebiyatın ana konusunu, birlik ve ona dayalı evrensellik inanışı biçimlendirmektedir. Birlik düşüncesi her zaman açıkça ifade edilmeyebilir. Evrensel bir sevgi, kuşatıcı bir merhamet, keza natüralizm, çevrecilik, ruhun ölümsüzlüğü… gibi temalar etrafında kalem oynatmış dünya edibleri zımnen sırtlarını birlik ilkesine dayaya gelmişlerdir. Hatta Hegel’i de geçelim Marx’ın dahi kendine göre maddeci bir birliğe sırtını verdiği âşikâr değil mi?

Çoğa dâir konuşmak, eğer kaoscu bir ideolojiniz yoksa -ki kaos bir imkânsızlık ideolojisidir-, iki adım ötesini ve gerisini gören, varlık ve zaman ilişkilerini derinlemesine düşünebilen bir kimse için aslında Bir’i konuşmaktır.
Bir’e dâir düşünmek, konuşmak ve hayat düzenine O’nu veri kılmak, bunu yapan insan ve toplumu çok ciddî anlamda yükseltmektedir. Çünkü Birci algı kalıpları tarih boyunca muhataplarını “öteki”leştirmeyi red etmektedir. Fedakarlık, nefsini değil muhatabını tercih etme durumu öne alınmaktadır. “Ballar balını buldum / Kovanım yağma olsun” ifadesi o yaklaşımın tipik örneği sayılabilir. Ancak verici düşünce her coğrafyada görüldüğü halde, her zaman adâletin peşinde olamamıştır. Dolayısıyla bizim okuyucumuz kendi tarihî alışkanlığı dışında Birlikçi düşüncenin hep adâlet getireceğini sanır. Tarihte aksi durumlar hiç de az değil. Özellikle toplumsal yapısı tarım ekonomisi tarafından şekillendirilen sınıflı toplum örneklerinde adâlete itibar daha baştan sistemi çökerteceği için bu kavram revaç görmemiştir. Meşhur Çinli bilge Lao-Tzu’nun Tao Te King adlı eserinde: “Hak edeni kolla, ama aynı derecede hak etmeyeni de kolla” cümlesi ilginçtir. Yani Lao-Tzu adâlet kavramını tanımıyor muydu? Elbette hayır! Ama o adâleti makro plana yani yin-yang dengesine bırakmış ve reankarnasyon öğretisiyle de toplumdaki zulme karşı basıncı bir sonraki hayatında üst sınıflara doğmak tesellisiyle yok etmeye çalışmıştı. Çünkü adâletteki Birlik teorisinin doğal sonucu olan denklik ve denge arayışı hayatın içinde cevaplandırılmaya kalkışılırsa sınıflı sistem çökecektir. Çünkü zulmün kaynağı zaten budur.

Toplumsal yapısı sınıf gerçeğine dayanan hiç bir toplum ne Doğuda ne de Batıda adâlet kavramını içselleştirememiştir. İnsandaki hak duygusu fıtrîdir. Dolayısıyla sınıflı toplumlarda yaşanan hayat büyük kitleler için dâimâ bir ızdırap zemîninde gerçekleşebildi. Meşhur Romalı köle Spartaküs’ün sinema klasiğini seyretmeyenimiz yoktur. Batı’nın tarihi Marx’ın asil isyanını haklı çıkaran bir sınıflar mücadelesidir. Ve bu mücadele bitmemiştir. Sadece efendilerin şekil değiştirdiğinden bahsedilebilir. Sınıflı toplumda adâlet imkânsızdır. Batı’nın çifte standartından şikâyete hakkımız yoktur. O bu tavrını siysasi ve sosyo-ekonomik sisteminden caymadıkça terkedemez.

Bahaddin Ögel, İbrâhim Kafesoğlu… türü tarihçilerin At’a dünyanın tarihini değiştiren bir unsur gözüyle bakışları sadece atın getirdiği sürat ve güç ile elde edilen stratejik ve siyâsî üstünlükten ibaret değildir. Bir de üzerinde durulmayan ama çok önemli bir cephesi daha vardır: At’a dayalı sosyo-ekonomik sistem, sınıflaşmaya izin vermediği için atlı kavimler adâlet kavramından ürkmemişlerdir. Toplumsal sistemde hukuk önündeki eşit muamele görme uygulaması uzun asırlar zarfında gelenekleşmiş, onun için de Türk Töresi’nin ana ilkesi adâlet (:Könilik)olmuştur.
İşte Türk-İslâm tasavvuf anlayışı bu sosyo-ekonomik modelin verdiği rahatlıkla halka Hak muamelesi yapabilmiştir. Buradaki halk -Vahdet-i Vücutcu inanışa göre- Hak’tır. Tarım toplumu mistiklerinin sınıflı yapının egemenleriyle çatışmamak uğruna, öğretilerini asgarî seviyeden de olsa koruyabilmek adına Sezar’la Tanrı’yı ayrı ayrı ve denk kuvvetler olarak kabul edişlerine mukabil, Yunus’un tabiriyle; “Bir karıncaya dahi ulu nazar atfeden” Türk sûfîleri sınıfsız yapının imkânını kullanmaktaydılar. Avnî’nin (Fatih Sultan Mehmet) “Bir şâha kulam kim, cihan âna gedâdır” yahut “Bir şâha kulum ki, kulu sultân-ı cihândır” gibi örneklerin sayısını çoğaltmak mümkündür.
Aslında konunun şer’î ve îtikâdî alandaki ilk meşrûiyet ifâdelerini daha X. yüzyılda İmam Maturîdî’ye kadar götürmek gerekir. Meşhur zat-sıfat tartışmalarındaki Maturîdî formül, Zat ve sıfatı birbirinden ne ayrı ne de gayrı görmekteydi. Sıfat varlık âlemidir. Varlık olmadan Hakkı bilmek, Hak olmadan varlığa gelmek söz konusu bile edilemezdi.
Hikmet bizzat tecellinin içinde olmak ve canda aranmak (cân içre cân!) gerek. Tarih bir varlık alanı değildir. Daha açık söyleyelim. Şimdide bulunmayan bir tarih var değildir. Tarih tecellinin hikâyesidir vahdet-i vücut açısından. Geçmişi şimdide birlemeyen tevhid noksandır. Hazret-i Mevlânâ’nın “Bu gün yeni bir gündür, yeni bir söz söylemek gerek” deyişini bir zekâ fantazisi zannetmek hikmete dokunmamış olmaktır. Bugünün dışında bir gerçeklik yoktur ki hikmeti orada arayalım! Hazret-i Peygamber’e “izinin tozu” olacak derecede saygılı bir Mevlânâ’nın “Bugünün Ahmed-i muhdarı benim, çadırımı sahraya kurdum” nidasını yükseltmesi şimdideki hikmetten söz edişi dolayısıyladır. Yoksa o ifadede bir nübüvvet iddiası aranamaz, aranmamıştır da. Belki XIII. yüzyıl insanı günümüzdekinden daha ârifti. Anlamanın bir yaratma, yaratmanın da bir güven ve cesâret işi olduğunu bizden daha iyi biliyordu.

Evet, Vahdet-i Vücut öğretisi istismara çok açık bir teorik sistemdir. Önüne gelenin Allahlık iddiasına kalkışması mümkündür. Lakin aklı erenler bilegelmiştir ki bu tür bir iddia, kendi dışındaki tecellî kâinâtına gözünü kapayan bir bencillikten başka değer taşımaz. Ancak hazımsız, toy ya da cahil kimselerce öne sürülebilir. Cezbe tesiriyle söylenmiş sözleri ilke imiş gibi görmemek gerek. İşin esası, “nefsini put edinen bir özel varlık vehmi” anlamındaki gafletten halka (Hakka) hizmetle uyanmaktır. Tasavvufun problemlerinden biri yetişkinlik, yetkinlik anlamındaki havas yahut havasü’l-havas kavramlarını bir sınıf gibi telâkkî etmektir. Seyr-i sülûkun yükselen aşamaları ancak hizmetin yoğunluk ve kalitesinde bir yükselmeye delâlet ederse meşrû sayılabilir. Cumhuriyet dönemi laikçi elitlerin “halka rağmen halk için” safsatalarını bir hayli zamandır tasavvuf erbabı arasında da gördüğümüzü daha ne kadar saklayacağız?

Osmanlı’nın son asırlarında toplum, sınıfsız Türk toplum modeli yerine, giderek yüksek brokrasi, âyan ve eşraf esaslı üst sosyal grupların teşekkülü yanında bir de Batı etkisindeki entellektüeller yanında bu havas zümresi sebebiyle sınıflaşmaya yüz tutunca, bu ana geleneğin halka dinamizm kazandıracağı yerde ona ilâve bir yüke dönüştüğü de bir vakıa. Özellikle Vahdet-i Şuhûd anlayışının “hikmetinden sual olunmaz” sloganına sahiplenişi yanında, dervişin “imam elinde meyyid” gibi bir teslimiyete daveti, kör kütük bir kitlenin oluşmasına yol açmıştır.

Halbuki inanma esaslı bir gelenek olan tasavvuf erbâbı Sadreddin Konevî, Niyazi-i Mısrî gibi birçok temsilcisi ağzından inanmanın bir tür anlama olduğunu söyleyegelmişlerdi. Genel ve muğlak anlama anlamındaki bu inanış, seyr-i süluk sürecinde aşama aşama kesin ve açık anlamaya dönüşmek durumundaydı. Aksi halde “mürşid” in tâlibi “reşid” hale getirmesinden söz edilemezdi.

Yakın devir tasavvuf muhitleri bu gözle taranacak olsa, -elbette istisnalara hürmetimizi koruyarak söyleyelim ki- hilâfetin ancak oğul, damat veya gelin olma şartına bağlı bulunduğu, Osman Hamdi’nin tasvir ettiği anlamdaki mürîdânın ise o itibar ve statüyü var ve meşrû kılma aracına indirgendiği acı bir tablo görürüz. Liyakat ve ehliyetin yerini bu çarpık ve komik sınıflaşma almış görünüyor. Nerede kaldı adâlet, nerede kaldı şimdiki zamanda hikmeti bulmak?

Oysa hikmetin âlemin hakikatine dâir açık biliş, umûmî siyâsetin yani hükûmet etmenin stratejisi, âdil hükmetme, hayır, şer, günah, sevap ölçülerinin tam kaynağında oluştan ileri gelen hakem duruşu sağlama…gibi sonuçları olmalıydı. Bu yaklaşımlara kim yada hangi toplumlar sahip veya yakınsa hikmete de onlar sahip veya yakın sayılmalı değil mi?

Yazıya girerkenki tespitimize geri dönecek olursak, Mevlânâ yılında Mevlânâ’ya yapılmış binlerce övgüden birini de biz yazmak yerine, onun ruhunu daha hoşnut edeceğine inandığımız bir noktayı vurgulayalım: Türk toplumunun tarihteki büyük başarısının fikrî ve ahlâkî kuvvesi eğer tasavvuf idiyse, her kültürün yaşama şartı olan güncellenme ihtiyacını bu alanda da duymak zorundayız. Meşhur Hindu filozoflar Sri Aurobindo ve Radhakrişnan’ın Brahmanizme yaptıkları gibi. 1960 larda Hindistan cumhurbaşkanlığına kadar yükselen Radhakrişnan Brahmanizmin en önemli zaafı olan içe dönüklük ve varlığı kuruntu (maya) sayan anlayışını bizdeki cem+fark=tevhid formülüne bağlayarak Hint toplumunu yeniden adâlet, madde mânâ dengesi arama ve dünyaya açılmaya sevketmişti.

Hz. Şems ile Hz. Mevlânâ’nın ilk sohbetlerinden birinde, Tebrizli cerbezeli derviş hani Mevlânâ’nın o baha biçilmez kitaplarını havuza atıverir ya!… Celâleddin-i Rûmî, heyecanla “Nasıl yaparsınız, bu değerli kitapları nasıl atarsınız?” demesi üzerine sudan topladığı kitapları kupkuru bir şekilde Mevlânâ’nın önüne koyarken hazret-i Şems “ne zamana kadar eskilerin hikâyeleriyle oyalanmaya devam edeceksin? Ne vakit ruhuma böyle vahyolundu diyeceksin?” der ve kuru kitapları göstererek devam eder “Bu kitaplar sana bu ilmi de öğretiyorlar mı? ” diye sorar. Bu kıssadaki menkıbevî gösteriyi bir kenara bırakacak olursak, aslolanın şimdideki hikmet olduğunu, sırf nakil ile yetinmenin insanı hikmete yaklaştırmayacağını tespit edebiliriz. “Geçmişin hikâyeleri” çok iyi bir edebiyat alanı sayılabilir ama asla hikmet değildir.

/ Sait BAŞER

www.saitbaser.com

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

More articles from this author

NİYETİMİZE KASTETTİLER MEVLANA CELALEDDİN, NİYETİMİZE!
“Ahilerin ve Bacılar’ın akıl hocası... İtle it gibi dövüşenlerden, kurtla kurt gibi boğuşanlardan değil daima kurt bakışlı, daima kurt duruşlu. Karatay; kılıcını kınından değil, yüreğinden çeker Hân’ım. Direnecekse o ateş Konya’yı cehenneme çevirir.”
ÜSLÛBUMUZ NEDEN SERTLEŞİYOR?
Üslûp; oluş, yapış/yapılış biçimi, tarz, tutulan yol... demek. Bir sanatçının veya bir devrin kendine has anlatış biçimi, ifade yolu .. da uslûp demek.  Her kişinin de bir anlatımı, yapış biçimi olduğuna göre hepimizin de bir üslûbu var elbette. Üslubumuza verdiğimiz önem, sosyal hayatta...
ARAMIZDAN ÇEKİLEN DOST:  MEKTUP
"YAZISI SİLİNMİŞ, KAĞIDI SARI..." ARAMIZDAN ÇEKİLEN DOST: MEKTUP Giderek çetrefilleşen, eşya kalabalığına daha fazla bağımlı bir hale gelerek teferruata daha fazla gömülen, buna paralel bir şekilde temposu artan, bir telâşa bürünen hayatları yaşar olduk.
TÜRK EDEBİYATINDA KERBELA
Kerbela; üzüntü gam, bela, belalı yer, kahramanlık makamı anlamındadır. Kerbela, Hicri 10 Muharrem, Miladi 10 Ekim 680’de 73 canın zalimler tarafından hunharca şehit edildiği yerin adıdır. Âşıkların matem günü olarak anılan Kerbela, İslam’ın önemli kırılma noktalarından biri olarak tarihte yer...
HARAMİLER TUTMUŞ SUYUN BAŞINI
Tozlu yollara düştüm de geldim Haramiler tutmuş suyun...
ESKİ (MEYEN) ŞİİRİMİZDE ADALET
Adalet, hakkı gözetmektir, herkese hakkını “alnının teri kurumadan” vermektir. İnsanlık tarihi belki de adalet arayışının tarihidir. Adalet; insaftır, merhamettir, haddi aşmamaktır. Adalet, herkese yakışır. En çok da kendisine hük­metme mesuliyeti verilenlere... “ Adl ü dâd eylemek” kusurla­rın...
prev
next
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
MARTI JONATHAN LİVİNGSTON – RİCHARD BACH'IN ÖYKÜ KİTABI

MARTI JONATHAN LİVİNGSTON – RİCHARD…


Richard Bach tarafından kaleme alınan “Martı Jonathan Livingston”, fabl tarzında yazılmış bir öyküdür. Dünya çapında büyük ilgi uyandıran kitap, birçok dile çevrilmiş, yazarını haklı bir üne kavuşturmuştur. Kitabımız, her kesimden okuyucunun rahatlıkla okuyabileceği sade bir üslupla yazılmıştır. Dört bölüm ve…

ÇÜNKÜ DOĞDUĞUN YER ORASI: DALİDA VE BAYAN GİGLİOTTİ

ÇÜNKÜ DOĞDUĞUN YER ORASI: DALİDA V…


Dalida’nın “Sahnede Ölmek” (Mourir Sur Scene) şarkısı  enteresandır.  Şarkının sözlerini ise Türkçeye çevirerek aşağıya koyuyorum. İsterseniz bu adresten dinleyedebilirsiniz:   https://www.youtube.com/watch?v=jJ2B5a88hFQ Bu şarkı ölümle yapılan bir konuşmadır;

AŞK, ŞİİR VE ÜLKÜCÜLÜK...

AŞK, ŞİİR VE ÜLKÜCÜLÜK...


1678 yılı… Medine… Medine’nin giriş kapıları kapandığı için hac kafilesi şehre girememiş,  mola vermişti. Develer ıhtırılmış, insanlar dinlenmeye çekilmişti. Ama o uyuyamamıştı, uyuyamazdı. Yorgunluktan ölse de gözüne uyku giremezdi. Hayatı boyunca hep ona ulaşmayı hayal etmişti. Onun adını bir an bile unutmamıştı. Nihayet o…

KÜLTÜR POLİTİKASI HÂLÂ OLUŞTURAMADIĞIMIZ BİR ŞEY

KÜLTÜR POLİTİKASI HÂLÂ OLUŞTURAMA…


1656 yılında 78 yaşındaki birisi Osmanlı Devleti'ne sadrazam oldu. Osmanlı'ya eski itibarını kazandıran bu kişi meşhur Köprülü Mehmet Paşa'dır. Köprülü'den sonra oğulları Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ve Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, damadı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, kardeşinin oğlu Hacı Hüseyin…

O KANATLIYDI; DİLÂVER CEBECİ

O KANATLIYDI; DİLÂVER CEBECİ


Milliyetçiliğin yüksek voltajlı bir fikir olduğu zamanlardı. Sanki hiç yere konmayacak kuşlar gibi uçan gönüller milliyetçilerdeydi. Halbuki, yere sağlam basarlardı. Onlara, bastıkları yeri titreten devler denirdi. Neye el atsalar yücelir, yükselir, ilahi bir duyuşun kanatlarında ötelerden haber taşırdı. Masal…

ANADOLU'DA BİR ALPEREN; BATTAL GAZİ

ANADOLU'DA BİR ALPEREN; BATTAL GAZİ


Battal Gazi ve EskişehirMüslüman Türkler arasında gazi-veli kimliğiyle ünlenen, hayatı menkıbelere, şiirlere, romanlara ve filmlere konu olan Seyyid Battal Gazi, doğduğu yer hakkındaki farklı görüşler ne olursa olsun mezarının bulunduğu yer itibariyle Eskişehirli bir isimdir. Onu misyonu yönünden Eskişehirli diğer…

KAFKA VE “DÖNÜŞÜM” ÜZERİNE

KAFKA VE “DÖNÜŞÜM” ÜZERİNE


“Dönüşüm” dünya edebiyatının özgün ve özel yazarlarından biri olan Franz Kafka’nın kaleminden çıkmış bir uzun öykünün adıdır. Önceleri “Değişim” olarak da çevrilen eser, daha sonra anlamı itibariyle “dönüşüm” kelimesinin öyküyü daha doğru tanımlayacağı yönünde düşünülmüş ve bu ad ile…

Türk Tanrısı

Türk Tanrısı


Tanrılar panteonunu hiçbir zaman sevmemişimdir. Eski Türk inancının hiyerarşisinde idol olan Gök Tanrı’yı tek bırakmamız da her yönden işimize gelmiştir. Doğrusu eski bir sosyal medya paylaşımında da dediği gibi; bir tanesiyle zor anlaşırken birkaç tanesiyle uğraşmak hayli meşakkatli olurdu. O…

YÜREĞİMİ SANA BIRAKTIM

YÜREĞİMİ SANA BIRAKTIM


 Müellif Necdet Ekici’nin yakın zamanda çıkan son öykü kitabının ismi; Yüreğimi Sana Bıraktım.. İçinde on adet öykü mevcut. “Laf olsun torba dolsun” sözünü haklı çıkaracak şekilde değil, samimi duygularımla söylüyorum ki öykülerin her biri birbirinden hoş bir lezzet bırakıyor dimağınızda. Daha…

TARİHİ ROMAN ÜZERİNE BİR İZAHAT

TARİHİ ROMAN ÜZERİNE BİR İZAHAT


Ülkemizde kitap okuyan hatırı sayılır kalabalıklar içinde, romanın içeriğindeki estetik ve sanatsal unsurları tartışmaktan ziyade öncelikle romanın, bilhassa da ‘Târihî romanın’ tanımı hakkında bilgilendirmemiz gereken çok ciddi bir kitle olduğu kanaatindeyim. Çünkü târihî roman hakkında zihinlerde oluşan çok karışık bir…

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

FARSÇA ÜZERİNE TÜRKÇE’NİN ET…

Kadim bir geçmişe sahip olan Türkler, gerek İslâm’dan önce gerekse İslâm’dan...

HASAN ERDEM İLE TARİH VE TARİHÎ …

Hasan hocam merhabalar. Evvela bu söyleşi davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür...

TEMEL ESERLERİ VE ŞAHSİYETLERİ T…

Yazının başlığını “Klasikleri okumanın önemi” olarak belirlemeyiş sebebim, daha ziyâde bu...

DEYİMLERLE OLUMLU DÜŞÜNCELERİM…

Düşünenlere, düşündüğüne inandıklarınıza, düşünce adamlarına ait bakış açımızı kontrol ettik mi...

ORHAN VELİ VE SAİT FAİK ANILARI

Orhan Veli komik bir insandır. Yeri geldiğinde bunu şiirlerine yansıtmaması da...

MEĞER ŞAİR ÖLMEMİŞ; ŞİİR YA…

Bir Şair Öldü” başlıklı yazım[1]beklemediğim kadar tenkit edilince kendimi bu yazıyı...

ANKARA TÜRKÜLERİ VE ANKARA AĞIZL…

(Aşağıda bağlantılarını paylaşacağım türkülerin sözleri her zaman benim kullandığım metinle örtüşmüyor...

HASAN ÂLİ YÜCEL’İN YAYIMLANMAY…

Bölümümüzde Farsça dersleri veren İranlı bir hoca vardı: Prof. Dr. Ebulkasım...

SONBAHAR

Nihayet yer-gök sarıdır hüzün vaktidir Hasretle acının ahengidir bu Yenilmişlerin cengidir...

TÜRK DÜNYASININ GELECEKTEKİ RESM…

“Ağaçlar Kökünden güç alır. Dünyada Her şeyin kökü var. Kökü var...

SAFAHÂT’TA HESABA ÇEKİLEN İNSA…

Safahât’ı inceleyenler, onun bir tesbitler kitabı olduğunu kolaylıkla görmüşlerdir. Sosyal bünyeyi teşhir ederken...

SOKAK BOŞTU

Tam bizim sokağa saparken durdum. Sen örtülü olduğumu görmeyesin diye arka...

HAYAT VE ŞİİRİYET

Bilebilenler, hissedebilenler ve duyabilenler için hayat bir şiirdir. Hem de üzüntüsüyle...

BAYRAK ALTINDA

Dünyaya ve de insanlığa örnek kahramanlık mücadelemizin 98. yılı, milletimize kutlu...

PAŞA BABANIn MİRALAY OĞLU

Popüler ve güncel edebiyat, bünyesinde estetik emek, dil ve üslup inceliği...

METAFORLARIN GERÇEK EVRENİ

Metaforlar gündelik hayatlarımızda bizimle birlikte yaşayan yaygın kavramlardır. Bazı kavramlar dar...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Aylardan Ağustos,Günlerden Cuma.Şiir de aşağıda efendim. Malazgirt Marşı Aylardan Ağustos, günlerden Cuma,Gün doğmadan...

İFFETTEKİ VATAN

“Çocuklar gelin gelin, çabuk olun saklanın, yine musallat oldular”. Kerim ağa...

MUHARREM KERBELA'DIR

“Yıllar geçiyor ki yâ Muhammed, Aylar bize hep muharrem oldu!”Mehmed Akif...

ELİFE ERGAN - BİBİ ÇİÇEĞİ

Daha önce iki şiir kitabı yayınlayan Elife Ergan, 3. kitabı BİBİ...

KİLİMLERİMİZLE YOLCULUK

Anamdan hatıra, anamın kendi dokuduğu, anamın arkadaşlarıyla imece usulü dokuduğu, anamın...

ÂŞIK EDEBİYATINDA “BADE İÇME…

Kadeh, şarap içki anlamına gelen “bade” sözcüğünün Türk halk edebiyatı, Âşıklık geleneği, Türk halk hikâyelerinde ve özellikle tasavvuf edebiyatında çok sık işlenen bir motif olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, Âşık edebiyatındaki “bade içme” motifi ile şamanizmdeki benzerliği göze çarpmaktadır. Çalışmada,bade sözcüğünün etimolojisi, Âşık edebiyatındaki yeri ve Âşık edebiyatında “bade içme” motifi ile şamanizdeki olan benzerliği tespit edilmeye çalışılmıştır. 

ŞİİRİMİZDE GURBET

  “Biz vatandan ayrılmışız, bu yüzden yorgunuz, sınanmadayız.     Vatandan ayrı düşen...

MOR YAĞMUR

“Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız Bahçeleriniz bahar görmesin.”                                        Ahmed Arif “Bizim evin hanımını gören...

ŞİİRİ ÇÖZENLERE

Şiiri çözmeye kalkarak lime lime etmenin hiçbir anlamı yok. Çözme! Gör...

GÜZELİN YÜZÜ

Gizlidir güzel! Biz görmezsek görünmez. Gözümüzden gelmez, gözümüze gelir. Bize geldiğinde...

ŞİİRİ BAŞKA LİMANA BIRAKANLAR…

Selim İleri'nin tek şiir kitabının yıllar sonra yeniden yayımlanmasıydı. İlk baskısı...

YAZI MAKİNELERİ

Kolay ve bol yazabilenlere her zaman gıpta ettim. Bazan eski yazarların...

KİMİ NASIL ÖRNEK ALALIM

Anonim ‘Yengeç ile Annesi’ kıssasını duymuşsunuzdur. Şöyleki: “'Neden böyle yan yan...

BİNGÖL ÇOBANLARI’NIN TAHLİL DE…

1.Gönlü ‘’Bingöl Çobanları’’ na yayla yapmak…  Şair; ‘’Daha deniz görmemiş bir çoban...

SİLSİLE

Pazartesi değilse bugün salıdır. Gözlerinin içinde kaybolduğum gündür. Salı değilse bugün çarşambadır...

GÜNLÜK TAHRÎRÂTIN İFRİTLEŞEN …

Sosyal medyada, ekranlarda gazeteci denilen ve köprüaltı diliyle verip veriştirmeyi marifet...

VİRÜS NE DEĞİŞTİRECEK?

Konunun uzmanları, “virüsten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyorlar.  Çok şey...

HAYATIN ŞİİR ÇAĞI

Gençler ki bizim gelecekte gerçekleşecek rüyalarımız, geleceğe gönderdiğimiz içli mektuplardır. Biz nasıl...

DÜNYAYI AMERİKANLAŞTIRMAK VEYA KU…

Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi olarak Oğuz Kağan Destanından Cengiz Han’a, Türklük...

GÖNLÜMDEN...

4 Ağustos 1922 Enver Paşa'nın şehit edildiği tarihti.Çeğen Tepesi'ndeydi zaman. Taşkent'te bir...

CAMİ’DEKİ İNGİLİZCE TÜRKÇE…

Bir Ramazan ayı başlangıcının öncesi cumada vaaz veren konuşmacı hoca önce...

DİVAN ŞİİRİNDE BAYRAMİYE

 Bayram; sevinç eğlence günü, yeme içme meclisi anlamlarındadır. Her milletin inanç...

NAZIMIN MEKTUBU

Nâzım Hikmet'in 15 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından Atatürk'e gönderdiği mektup...

ŞİİR OKUMA SANATI

Şiir söylemek yahut yazmak gibi, şiir okumak (inşat) da bir sanattır...

Prof.Dr. ORHAN OKAY'LA TANPINAR HAKK…

Prof. Dr. Orhan Okay, Tanpınar okurlarının ve edebiyat dünyasının uzun süredir...

AŞK ve GAZEL

Biz güzellersiz olmazız Ahmed Bülbülüz gülsitânsız olamasız Ahmet Paşa Dede Efendi’nin güfte yazarını bilmediğim...

BAŞA BELA PABUÇLAR

Türkçemizde pabuçla ilgili çok sayıda atasözü ve deyim var. Meselâ bir...

PİR-İ TÜRKİSTAN AHMET YESEVİ

“Sevmiyorlar bilginler sizin Türkçe dilini, Bilginlerden işitsen açar gönül ilini, Ayet-Hadis anlamı Türkçe...

ÖRNEK OLMAK

Söz ve davranışlarıyla başkalarını etkileyerek onların da kendisine benzemesine yol açmaya...

ŞİİRİMİZDE ANA

1962 Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'nda yedek subaydım. Paraşüt bölü­ğünde takım komutanıydım. Bir...

İNCİR AĞACI

Telefonum çaldı. Açtım. Merhaba ben Aylin. Önce sesim titredi. “Aylin abla”...

ARA SOKAKLARIN TARİHİ

Hatıratlar, kafileden ayrılıp güzergah dışındaki arasokakları, arkasokakları merak edenler için bulunmaz...

İŞTE O, BEN, KALEMİM

Nun ve'l-Kalem... And olsun hokkaya ve kaleme (ve yazdıklarına)!.. Adına and içilen...

YAZI MAKİNESİ İNSANLAR

Kolay ve bol yazabilenlere her zaman gıpta ettim. Bazan eski yazarların...

ÖRNEK ALMA

Benim yaşımdakilerin hemen hepsinin örnek aldığı, hayranlık duyduğu, en az bir...

TÜRK ŞİİRİNDE ‘’KOŞMA’…

  Divân-ı Lügati't-Türk'te ‘’koşmak’’,  türkü düzmek, türkü yakmak anlamlarında kullanılmıştır. Koşmak,  Türk...

ÇOCUK EDEBİYATININ HEDEFLERİ

Çocuk edebiyatı kavramı, çocuklar için yapılan edebiyatı ve yayını ifade ediyor...

DIŞ YAPI ve İÇERİK ( İÇ YAPI )…

BİÇİM AÇISINDAN ÇOCUK KİTAPLARI               Çocuk kitaplarını tanımak ve anlamaya yönelmek için: Çocukların...

YÜKSEK ÖĞRETİMDE ÇOCUK EDEBİYA…

Dersin içeriği ve ders kredisi bakımından:  Türkiye’de çocuk edebiyatı öğretimi amacı, işlevi...

ÇOCUK EDEBİYATI

Çocuk ve onun eğitimi toplumun geleceği açısından son derece önemlidir.Çocuk ve...

ÇOCUK EDEBİYATI

Çocuk edebiyatı kavramı, çocuklar için yapılan edebiyatı ve yayını ifade ediyor...

ÜÇ BİN YILLIK TÜRKÇE NEREDE?

Issık gölü civarında, 1969 yılında keşfedilen bir kurganda elbiseleri ve zırhı altın...

SIKÇA YAPILAN TÜRKÇE HATALARI

Dakîk bir Türkçe dostu Bülent Unsal (Malatya) beyefendinin mektubundan bah­setmek istiyorum. Bu...

AHENK VE ARUZ

Kur'an-ı Kerim'de "... O Rah­man'ın yarattığında hiçbir düzen­sizlik (nizamsızlık ve ahenksizlik)...

MODERNLEŞME SÜRECİNDE TÜRK TİYA…

Modernlik değildir "Modernizm" Kumar Türk modernleşmesi sürecinde, Türk tiyatrosu da medenileşme projesinin...

DERT ÜZERİNE DERTLEŞELİM Mİ?

Derdini Marko Paşa’ya anlatana rastlayanınız var mı ki? Derdimizi anlatırken bizi can-ı...

İÇİMDEKİ GÖÇ

Geçmişinde imparatorluk tecrübesi olan milletlerin ortak kaderidir göç. İnsan, kendi isteğiyle...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Babam vefat edeli on altı seneyi geçti.Her dut mevsimi geldiğinde annem...

TÜRK DİVAN ŞİİRİNDE ELEŞTİR…

 Türk divan şiiri 13. ve 19. yüzyıllar arasında varlığını sürdürerek nazım...

TÜRK EDEBİYATINDA DERGİCİLİK ve…

Çoğunlukla haftalık, 15 günlük, aylık, üç aylık veya yıllık olarak sanat...

digertumyazilar

Belki de tarih boyunca söz, en fazla aşk üzerine söylendi. Aşk; mutluluktu, hediyeydi, acıydı, elem ve kederdi. Susmaktı, yanmaktı, kavuşmaktı, kimi zaman da hasret kalmaktı......
"YAZISI SİLİNMİŞ, KAĞIDI SARI..." ARAMIZDAN ÇEKİLEN DOST: MEKTUP Giderek çetrefilleşen, eşya kalabalığına daha fazla bağımlı bir hale gelerek teferruata daha fazla gömülen, buna...
Tozlu yollara düştüm de geldim Haramiler tutmuş suyun başını Bozulmayan mayamızı, çoğumuzdan çok azımızı, sazımızı, sözümüzü dile getiren bir türkümüz böyle başlıyor.
Dalida’nın “Sahnede Ölmek” (Mourir Sur Scene) şarkısı enteresandır. Şarkının sözlerini ise Türkçeye çevirerek aşağıya koyuyorum. İsterseniz bu adresten dinleyedebilirsiniz:...
Battal Gazi ve Eskişehir Müslüman Türkler arasında gazi-veli kimliğiyle ünlenen, hayatı menkıbelere, şiirlere, romanlara ve filmlere konu olan Seyyid Battal Gazi, doğduğu yer...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Kadim bir geçmişe sahip olan Türkler, gerek İslâm’dan önce gerekse İslâm’dan sonra bulundukları coğrafyalarda büyük ve özgün bir kültür ve medeniyet oluşturmayı başarmış dünya...
Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten...
(d. 16 Nisan 1916, İstanbul - ö. 13 Aralık 1979, İstanbul), Türk şair, öğretmen, çevirmen. Modern Türk şiirinin önde gelen şairlerindendir. Herhangi bir edebi akıma katılmamış;...
Ayşe YAZICI YAVUZ 1980 Niksar doğumlu. 2003 yılı, Osmangazi Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. Aynı üniversite bünyesinde 2004 yılında Tezsiz Yüksek Lisans diploması...
Şiiri, kristal bir menşurdan geçip binbir renge dönüşen sesli ışıklara benzeten Goethe: "Hayatın da, ölümün de sırrına erip, rûha gömülen bir hazine ve batmayan bir güneşle kucak...
Necmettin Halil Onan (1902, Çatalca, Kocaeli - 17 Ağustos 1968, İstanbul), Türk şair, öğretmen, akademisyen, edebiyat tarihçisi. Türk edebiyatının artık klasikleşmiş eseri olan...
Anadolu Danişmendli Beyliğini kuran Melik Danişmend neslinden olduğu bilinen İsmail Hami Danişmend, 1889 yılında Merzifon’da doğmuştur. Babası Cebel-i Garbî mutasarrıflarından...
Orhan Seyfi Orhon ( d. 23 Ekim 1890, İstanbul - ö. 22 Ağustos 1972, İstanbul ), Türk şair, gazeteci, yazar, yayımcı, siyaset adamı. Türk edebiyatı tarihine Beş Hececiler olarak...
15 Temmuz 1943'te Gümüşhane'ye bağlı Kelkit ilçesinin Dayısı köyünde doğdu. Ailesinin Kırıkkale'ye göçmesi üzerine ilkokulu orada tamamladı. Ortaokulu Merzifon ve Mersin askeri...