Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 6 - 12 dakika)
Bunu okudun 0%

saitbaserTürkçedeki "yanmak" ve "uyanmak" kelimeleri arasındaki kök birliği, kavram planında anlama ve görme ile de ilişkilendirilmelidir. Çünkü anlamanın uyanma ile olan ilişkisi son derece tayin edici niteliktedir. Uyanma ise bir yanma türüne atıf yapıyor. Gerek yanmanın, gerek uyanmanın insandaki karşılığını aradığımızda Türkçemiz bize yirmidört ayar bir kavram daha sunar: Gönül... Aslında uyanan da yanan da gönül olmalı. Kutadgu Bilig müellifi "gönül olmasa göz işe yaramaz" der. Gönül insanda yanan irfan ateşinin ontik ocağı!

XIX. yüzyıl gibi Türk medeniyetine kıyameti yaşatan kan ve ateş asrında, kıyamet ateşinin kıvılcımlarından tutuşan gönüllerin sayısı az değil. Akademizmmin soğukluğu içerisinde Osmanlıcılar, Türkçüler, İslâmcılar etiketlerini vurarak tasnif ettiğimiz münevverlerimizin Yahyâ Kemal’in tespitiyle "dertleri bir ve aynı"dır. Sultan III. Mustafa’dan beri bütün ıslahat ve inkılâpçılarımız aynı dertten muztarip ve aynı gayeye yöneliktirler: Emsalsiz bir tarihî îmânı, büyük bir milleti yine tarihin kaydettiği en insânî medeniyeti, vahşî Batı emperyalizminin kutlar sofrasından kurtarmak; cehâlet ve taassubun ayrık otlarından temizlemek, hikmetin duru kanallarını insanlığın hizmetine açık tutmak... Şu veya bu nispette bulunuşu tartışılabilir ama, adı geçen cereyanlarda saydığımız kaygıların ortaklığını tespit edebiliriz. Şehbenderzâde’den Ahmet Cevdet Paşa’ya, Nâmık Kemal’den Ziyâ Gökalp’e, Mehmet İzzet’ten Sait Halim Paşa’ya, Mehmet Âkif’e kadar hatta Enver Paşa’ya Mustafa Kemal Paşa’ya kadar devrin aydınlarında o kıyamet çığlıklarını işitebilirsiniz. Âkif’in "Çanakkale Şehitleri" sahnenin dekorunu bize en acıtıcı biçimde tasvir ediyor. Böyle bir yağma, kıtal ve imhâ kampanyasıyla üstüne çullanılıp, boğulmaya çalışılan bir medeniyet daha yoktur. Sonraki kuşakların kimlik ve gurur kaynağı olan böyle bir savunma da yoktur.

Türklük bütün unsurlarıyla ve tam anlamıyla bir varlık yokluk mücadelesine kalkışmış, herkes aklının erdiği, gönlünün yettiği ölçüde, bazen hâin damgası yemeyi göze alarak, çok defa unutulmak bahasına, hatta unutulmak ne kelime hatırlanmayı düşünmeden kendini ateşe atmıştır. Gene üstadın tabiriyle "Türk’ün ateşle imtihan edildiği" Anadolu hareketine "Kuvva-ı Milliye" denmesi, aktif kuvvetlerin tükenmesi sebebiyle idi. Bu tükenişin arkasından ortaya çıkan Mustafa Kemal Paşa’ya üstadın "milletin yedek kuvveti" sıfatını vermesi bundandı. "Vatan acısı tadılmadan anlaşılmaz"dı (N;1941). Ancak takatin sıfıra indiği o günlerde inancın zirve yaptığı görülüyordu:

"Ateş ve kanla boğar bir gün ordumuz lekeyi

Bu insanoğluna bir şeyn olan Mütareke’yi" (Beyatlı;1966:12) Eğil Dağlar , 12 ?)

Dolayısıyla, adetâ kıyametin içinden doğan bir bâsü ba’de’l-mevt gibidir "Kuvvâ-ı Milliye"! Ve onun için büyük Âkif ebedî istiklâl marşında herhangi bir müşahhas güce gönderme yapma imkânı bulamaz. Dayanılacak olan yegâne kudret, bu yaralı medeniyetin rûhî kuvvesidir.

Bu öyle bir tükeniştir ki, neredeyse bütün zahirî güçler "izmihlâl" halindedir. Yegâne isti’natgâh Kuvvâ-ı Milliye’dir. Ama bu kuvve de cehâlet, taassup ve asırların yığdığı ihmallerle mafsalları kireçlenmiş, kilitlenmiştir. Ancak nüfûz-ı nazar sahibi ve yokluktan varlık çıkarabilme tecrübesine ulaşmış, yokluğun can hırâş yaratıcı sesini duymuş ve duyduğu sesi milletine bir ruh gibi tekrar ona üfleyerek görünür kılmış, tabir caizse "o sesi" âdetâ tekrar yaratmış o büyük evlâtların elinde tekrar biçimlendirilmiştir.

Yani, Kuvvâ-ı Milliye tamlamasının haber verdiği metafizik gönderme, elbette ki Türk rûhunun kozmik kökünde mevcut bir değerdi. Ama beşerî zaafları görmemezlikten gelmek mümkün mü? En büyük îmanların doğuş asırlarında bile yüzde yüz bir toplum mutâbakatı, tam bir fikir ve îman birliği bulunamazken, asırların yüküyle takati tükenmiş Türt toplumunda da sosyal psikoloji bir çöküntü tablosu sunmaktaydı. Türk rûhunun en derin köklerindeki "Kuvve" dediğimiz şey yeniden keşfedilmek, bir kuyumcu titizliği ve Ferhat azmiyle su yüzüne çıkarılmak, tekrar anlamlandırılmak, yorumlanarak yönlendirilmek, satıhta tutulmak, hayata katılmak ihtiyâcında idi.

Bunun için bugün bize kolay görünen Türk tarihinin kronolojik siyâsî tablosu bağlamında kimlik tartışmaları abes görülebilir. Halbuki 1900 ler başlarken böyle bir tablo yoktu. El yordamı, göz kararıyla ve aydın sezgisiyle, müphem ve muğlak ipuçları kullanılmaktaydı. Vakıa medeniyet muhteşemdi. Ama kökleriyle irtibatını kaybetmişti. Hoca Ahmet Yesevî bir meçhuldü. Hun ve Göktürk isimleri bilinmiyordu. Divânü Lugâti’t-Türk duyulmamıştı. Fâruk Sümer de "Oğuzlar"ı yazmamıştı. İmam Mâturîdî ise ancak XXI. Yüzyıl başlarında farkedilebildi. Keza Sadreddin Konevî’yi yeni duyuyor, İbn-i Sînâ’nın eserlerini henüz ele alabiliyoruz.

Evet, tablo kendi kültür tarihimizi bilmek bakımından son derece kısırdır. Yahyâ Kemal bu yıllarda: "Bugün insanlığın meçhûlü olan iki şey var. Biri coğrafyada kutup, öteki târihte Türklüktür" derken bir şâir fantazisi söylememektedir. Ancak yeni bir devlet kurulmuş ve yola çıkılmak zorundadır. Müttefik Batı dünyası, üzerimizde kurduğu baskıyı şimdi görmekteyiz ki, asla hafifletmeyecektir. Hem bu tehdidi yerine göre göğüsleyecek, zaman zaman da sakinleştirmeye çalışacaksınız, bu esnâda da içeride de yeni bir toplum yaratacaksınız. Yeni bir toplum demek yeni bir madeneniyet paradigması üretmiş olmayı şart kılacağından eğer böyle bir paradigma üretemiyorsanız "düşmanı teskin etme" politikasıyla bu ihtiyacı örtüştüreceksiniz. Gökalp sistemindeki hayli göze batan bilgi noksanları hüküm yanlışlıkları, genel siyâsetin ihtiyacı olan değpindiğimiz stratejik örtüştürme adına işe yaradığından Gökalp muhaliflerinin itirazlarına ciddi manada kulak verilmemiştir.

Gökalp’in gerekçe ve mehazları ne kadar zayıf, çelişik yahut yanlış da olsa, yeni dönemin siyâsetinde ana özne olarak öne çıkan "Türklük" kavramını Batı medeniyet paradigmasına uyarlanabilir hale getirmesi ve bu kavram üzerine istenen toplum projesini inşa imkanı sağlaması bakımından değerliydi.

Gökalp bilhassa bir taassup gösterisine dönüşen din eksenli hayat kavrayışındaki irrasyonalite engelini bertaraf etmeye çalışır, diğer yandan da hem bu irrasyonal zihniyetin beslenmesini sağlayan, hem de düşmanın husûmetini tetikleyen Osmanlı kültürel ve siyâsî yargılarından çıkmak adına büyük bir cehdin içerisindeydi. Tehdit algıları ve tespit ettiği ihtiyaçlar birer vakıa kabul edilse bile, Ziyâ Gökalp’in ürettiği fikrin seksen beş yıllık macerasına baktığımızda, toplumda gerçek bir mütabakatla benimsendiğini iddia etmek imkânsızdır. İç siyâseti bir ölçü olarak alırsak, yüzde yetmiş, yüzde otuz nispetleriyle iki kanatlı ve âdetâ birer sâbiteye dönüşen siyâsî realite, bu projenin ne kadar sentetik kaldığını anlamamıza yetmelidir. Kaldı ki, ortadaki yüzde otuzluk resmî tercih sayılan cenah, gerçekte Ziyâ Gökalp perspektifinin eseri olmayıp, açıktır ki, önemli ölçüde Alevî ve Kürt mensûbiyetinden beslenegelmiştir. Bu hükmü, genel seçim sonrası oy dağılım tabloları beliğ biçimde gözümüze sokuyor. Resmî söylemlerdeki laf kalabalığını halkın tercih gerekçesi saymak, sadece gönüllü bir aldanıştır. Kaldı ki Türk modernleşmesini belirleyen dinamikler ve süreçler köklerini III. Mustafa, III. Selim, II. Mahmut ve sonraki bütün sultanlarla Osmanlı düşünürlerinde tespit edilebilen şeylerdir.

Burada Mustafa Kemal Paşa’nın İstiklâl marşını ve onun fikrî zeminini oluşturan Türk bayrağındaki sembolizmi bile bile muhafaza etmesi, bu noktada yaratılan tek parti ideolojisi şartlanması mensupları için önemli bir düşünce ufku saklamaktadır. Ancak Âkif’in şahsında islâmcı, ümmetçi anlayışa da ancak bu ölçüde imkan verildiğini, ötesine atlandığında Türk müslümanlığından uzaklaşma endişesiyle resmen irtica damgalamasıyla tavır takınıldığını söylemek de bir namus borcudur. Atatürk’ün Fuat Köprülü’ye büyük fedakârlıklarla Türkiyat Enstitüsünü kurdurması, bu noktada bir arayışa işâreti bakımından başlıbaşına bir fenomendir.

Fuat Köprülü, Dârü’l-Fünûn’da medeniyet tarihi hocası olan müderris Yahyâ Kemal’in açık tilmiziydi. "Türk Edebiyâtında İlk Mutasavvıflar" adlı eseri Yahyâ Kemal’in "milliyeti Yesevî’de aramak gerekir" düşüncesiyle ona verdiği vazife dolayısıyla yazılmıştı. Elbette Fuat Köprülü’deki bilimselliği su götürmez dil, tarih ve kültür nosyonu Gökalp ütopyalarından çok daha ileridir ve sağlam zemin vermektedir.

Nihat Sâmi Banarlı merhumun üstaddan aktardığı ilginç bir nükte bizce Yahyâ Kemal’in fikir dünyasında önemli karşılıkları olan bir çıkış değeri de taşıyor: "Bu iş yanlış oldu" demiş. "İsmet Paşa şiir yazmalı, ben ise devleti yönetmeliydim. O zaman hiç olmazsa sadece şiir mahvolurdu." (birdağdan, nükteler)

Yahyâ Kemal’in yaşadığı devrin revaçtaki cereyanlarından hiçbirisine nispet edilememesi, bize değerli bir bakış açısı verir. Bu durum, muktedir sanat ve şahsiyetine rağmen, mevcut bir çizgiye katılmayış bizi daha baştan, onun kurucu ve yaratıcı niteliğini teslim etmek zorunda bırakır. O bildik bir Türkçü değildir, gözü kapalı Osmanlıcılıktan uzaktır ve sahih bilgiler ışığında bir tarih ve kültür kurgusu yaratma peşindedir. Ayrıca safdil bir ümmetçilikle de ilkişkilendirilemez. Pekiyi, Yahyâ Kemal ne yapmıştır?

Yeni bir fikir kurmuştur. Tabiyatıyla sistemci bir filozof değildir. Zaten kültürü sistemleştirmenin bir ideolojik tavır olarak karşısındadır. Ama büyük bir Türk kültürü görmekte ve bunu yüksek sanatıyla aktarmaya da çalışmaktadır. Hattâ sanatını önemli ölçüde fikrinin emrine vermiştir deriz ama, bu defâ da onu Gökalpvârî bir şâir çizgisine taşımaktan korkarız. Buna rağmen, Yahyâ Kemal sanatı, taşıdığı kalite ayarında ciddî ve yüksek bir fikrin, anlamanın, yorumun da taşıyıcısıdır. O, fikrini kurarken milletinin mukadderâtını aynen şiir yazışındaki olağan üstü titizlikle hesap etmiştir fikrindeyiz. Türklüğün âdetâ yeniden yaratılacağı XX. yüzyılın ilk yarısında, Yahyâ Kemal’in hangi fikrin veya kültür siyâsetinin, nasıl bir insan ve toplum teşkil edeceğini birçok yazısında hesapladığını görüyoruz. Topkapı Sarayı’nda, Ezansız Semtler... gibi yazılarında Siyâsî Portreler’inde o derin anlama, analiz ve kaygıyı buram buram hissettirmektedir. Dolayısıyla uygulanmakta olan kültür siyâsetinin muhtemel zararlarına karşı, "Kör Kazma" gibi kendi çapında etkili bir takım tâbirler geliştirdiği de tespit edilebiliyor. Bu etkili adam, dile ve fikre öylesine hâkimdir ki, bazen bir mısraı bir cümlesi resmî siyâseti etkisiz kılabilmiştir. Osmanlı ve Selçuklu’yu görmemezlikten gelen Gökalp turancılığını 1071 Malazgirt öncesini Türklük için kable’t-tarih addetmek sûretiyle kulağı onda olan entellektüel tabaka nezdinde iptal etmesi gibi.

Bir yalnız adamdır Yahyâ Kemal. Onun da beşerî yönleri vardır. Ona karşı koymaya çalışanların, hadden aşırı istismâr ettikleri Canan Hanım, takma dişler gibi o kimliğin kıratına uymayan yaklaşımları ciddiye almamak gerektiğini düşünüyoruz. Fakat tamaman insânî bir eğilim olarak yorumlanabilecek gönül macerâları ve işret âlemlerine katılması bir bakıma onu mürteci damgası yemekten kurtarmıştır.

Kendi Gök Kubbemiz’deki Türkçe, Türk dil tarihinin hem halkıyla bütünleşen, hem tarihî ve kültürel kodların mükemmel bir duyuş, düşünüş zarafetiyle kullanımı yönüyle mükemmel Türkçenin örneklerini teşkil etmektedir. Lakin üstad absürt dil teorilerine ve öztürkçecilik cehaletine de bir an dahî itibar etmemiştir. İthaf"da, Ezan-ı Muhammedî’de, Itrî’de, Kocamustâ Paşa’da, Atik Valdeden İnen Sokak’ta... Türk inanmasını başta zikrettiğimiz Kuvvâ-ı Milliye’nin ontik köküne kadar indiren mütefekkirimiz, Babanzade Ahmet Naim Efendi tarzı dindarlığı da tabii ve iddiasız bir uslupla sarsabilmiştir.

Dîvan şiirine son asırda Yahyâ Kemal ölçüsünde hâkim ikinci bir şâir bulamazsınız. Ama onun Eski Şiirin Rüzgâriyle’de yazdıklarında o eski dil ve üslûbun içine tarihi, kültürü ve fikri realitelerini kaybettirmeden nasıl sokup yoğurduğunu ve selefleriyle arasındaki mesâfeyi ne kadar açtığını görürsünüz.

Modern Batı edebiyâtının tesiriyle bir çok meşhur kalem, kopya eserler neşretmeyi millî edebiyat zannederken Yahyâ Kemal o tarzı ancak bir mektep, laboratuar çalışması diye mütalaa eder. Kültürel ve sosyolojik realitesini, rengini, ışığını, kokusunu kendi toprağından alan, "kökü mâzide" bir modern edebiyattan yanadır. O edebiyâtın en güzel örneklerini yaratmıştır. Behçet Kemal Çağlar’ın ifadesiyle üstad, döneminin entellektüel muhitine kendi rengini öylesine kabul ettirmiştir ki, Cumhûriyet devri düşünce, edebiyat ve şiirinde o, teneffüs edilen bir atmosfer haline gelmiştir.

Necip Fâzıl, Fâruk Nâfiz, Yâkup Kadri, Nâzım Hikmet, Behçet kemal Çağlar, Orhan Seyfi, Hâlide Edip, Fâlih Rıfkı , Hamdullah Suphi, Münir Nûrettin, Ekrem hakkı Ayverdi, Sâmiha Ayverdi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nihat Sâmi Banarlı, mehmet Kaplan ve yetiştirmeleri, elbette Fuat Köprülü, Nûrullah Ataç, Câhit Tanyol, Abdülhak Şinâsi Hİsar, Ahmet Hâşim, Fâzıl Ahmet Aykaç, Fuat Bayramoğlu, İsmâil Habip Sevük, İsmâil Hakkı Uzunçarşılı, Suut Kemal Yetkin, Süheyl Ünver, Vehbi Eralp, Mustafa Şekip Tunç, Peyâmi Safâ, Yılmaz Öztuna... ve daha nice farklı sahaların önde gelen köprü başı isimleri formasyonlarını Yahyâ Kemal kıstasıyla tescil etmiş veya ettirmiş veya tamamlamış kimselerdir. Yahyâ Kemal sağken onun önüne açıktan dikilebilen (Nurullah Ataç’ın siyâseten, Milli Şef zamanındaki bir dönemlik muhtevasız muhâlefetini kaale almazsak) bir muhalif hareketin yaşama şansı olmadığını tespit ediyoruz. Bugün dahî iş muhtevâyı konuşmaya geldiği takdirde, üstâdın eserindeki kurgu, yek ahenk mahiyeti ve bütün metânetiyle önümüze çıkmakta ve akl-ı selim çizgisini temsil etmektedir.

* * *

Nizâmettin Nazif Tepedelenlioğlu düşünürümüzle ne zaman karşı karşıya gelse hürmetini: "üstad, peygamber gibi adamsın" kelimeleriyle ifâde edermiş. Nizâmettin Nazif, meşhur Tepedelenli hanedanının güngörmüş evladı, keskin dilli bir fikir adamı ve son Bağdat valimizdir. Dili sivri, kalemi işlek, dünyadan haberdar, kolay beğenmeyen bir adamdır. Yukarıdaki cümle bize göre bir iltifat olarak alınmamalıdır. Yahyâ Kemal’in fikir ve gönül dünyasında işleyen muhteşem temponun farkındalığı ile konuşmaktadır Osmanlı valisi. Bir imparatorluk, bu neslin gözü önünde yürek parçalayan binbir macerayla dağılmıştır. Yahyâ Kemal bu neslin 1913 lerden itibaren hiçbir zaman hafife alınamamış kanaat önderlerindendir. Ahmet Hamdi Tanpınar o muktedir Türkçesiyle işgal altındaki Istanbul’da hocasının ders ve sohbetlerinin Istanbul aydınlarına hergün nasıl bir taze hamle kazandırdığını anlatıyor.

Yanardağ gönüllü bu adam, Vuslat şiirindeki mütevazı ifâdesiyle "birazcık ilâh olduğunun" ve ancak yaratarak yaşanabildiğinin gayet açık bir şuurla farkındadır. Doğrusunu isterseniz onun büyük bir tehassür yaratan temaları ve işleyiş biçimi dışından bakarsanız, aslında ne Istanbul onun anlattığı Istanbul’dur, ne şiir, ne müzik, ne tarih, ne dil Yahyâ Kemal’de gördüğümüz formülle bir yerlerde hazır olup kendilerini görecek bir göz ve anlatacak bir dil beklemektedirler. Yahyâ Kemal’in mükemmeliyetçiliği hani "mısraın levh-i mahfuzdaki halini arayışı" aslında tamaman orijinal yaratmalardır. Bakış formülüdür.

Yârab ne müsâvâtı ne hürriyeti ver

Hattâ ne o yoldan gelecek şöhreti ver 

Hep neşve veren aşkı terennüm dilerim 

Yârab bana bir ses yaratan kudreti ver . (Beyatlı; 1988:33)

"Bir ses yaratma" ülküsü Yahyâ Kemal’de gençlikten kalma bir özlemdir. Aslında onun nezdinde "bir ses yaratmak", bir form, bir mânâ daha ötesi geçmişte var olduğunu düşündüğü yeniden güncel bir biçimde yaratmak demekti. Bir ses yaratmak, "Bu sazların duyulur her telinde sâde vatan" 

Mısraındaki yüklü duyuşu kendi eserinde de inşâ özlemi idi. Bir ses yaratmak, Türk mîmârisinde gördüğü estetiği güncelleyip şiiriyle de birleştirmek, şiiri bir mezâmir etkisine yükseltmek, Itrî’de, Dede’de gördüğü, tasavvur ettiği yüksek mûsıkî idrâkini gelecek kuşaklara ulaştırmak, tarih ve imtidat kavramını bir felsefe derinliğine kavuşturmak, milleti vatanla denk, "milleti, vatanın ayağa kalkış biçimi" diye gören yaklaşımı bir maya birliği kurucu eleman ortaklığı olarak vatan sathındaki insanlara duyurmak, bu bağlamda milliyeti "kalp ve menfaat birliği" realitesine göndermek ve daha nice o bakış formülünün eseri olan fikir ve kavramlar, o yanardağ gönülde terkip olunan, âdetâ ses yaratmayı sesle yaratmak şeklinde anlayan çabalardır. 

Bu yalnız adam, bu âbide adam, bu kreatör üstad esasen o sesi yaratmıştır. Milletin bunca zaman kaybı ve ızdırapla aradığı ideal terkip bize göre onun sesinde ve burada bizi bekliyor.

“O dem ki şevk ile tâbân olur gönül gönüle

Bilâ irâde şitâbân olur gönül gönüle

Görünce âyîne-i neşvesinde lâhûtu

Kemâl-i vecd ile kurbân olur gönül gönüle

Yeter hikâyet-i hâlât-ı Şems ü Mevlânâ

Ne rütbe mihr-i dırahşân olur gönül gönüle


Hudûd-ı aklı aşan mânevî seferlerde

Yegâne meş’al-i îmân olur gönül gönüle (Beyatlı; 1983:35)

Bibliyografya:

*Bu makalenin yayınlandığı yer: "Bir Kurucu Akıl Olarak Yahya Kemal", Yahya Kemal Beyatlı-Ölümünün 50. Yılı, Editör: Kazım Yetiş, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı, Anma ve Armağan Kitapları Dizisi 9, İstanbul 2008, ss412-419.


Beyatlı, Yahyâ Kemal; 1966, Eğil Dağlar,

Beyatlı, Yahya Kemal; 1983, Eski Şiirin Rüzgarıyle,

Beyatlı, Yahyâ Kemal; 1988, Rubâiler ve Hayyam Rubâilerini Türkçe Söyleyiş, İstanbul

N; 1941, "Vatan Acısını Duyuş", Cumhûriyet, 14 Ağustos.

Kaynak:

http://saitbaser.com/2013/12/04/bir-kurucu-akil-olarak-yahya-kemal/

Comments powered by CComment

More articles from this author

OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
SUYUN LİSANI
Suyun lisanı vardır. Hatta lehçelere de ayrılır su, zaman zaman…Büründüğü renge göre anlayabilirsiniz kullandığı dili. Dalgalarına da bakınca ruh dünyasını tahlil edebilirsiniz. Su…Hayatın çözülemeyen sırlarından birisi. Yerine başka bir varlığın asla tercih edilemeyeceği baş tacımız. Olmazsa...
İnstagram Hesabımıza Bekliyoruz
https://www.instagram.com/edebiyatdunyamizcom/
prev
next

“ Bir Türk’le Türkçe’den başka bir dille konuşmak, bana adeta bir günah gibi geliyor.” Johan Vandewalle ( Belçikalı Dil Bilimci ) Bozkır göçerlerinin dilidir Türkçe, bozkır kadar saf, sade ve gerçek. Türkçe, bülbül sesidir duyulduğunda kalbi yeni heveslerle kanatlandıran. Bir sabah esintisidir, atlı yiğitlerin bozkır ikliminde seslendirdiği. Türkçe, Orhun nehrinin soğuk sularını yüzünden öpen salkım söğüt yapraklarının mutluluk türküsüdür. Türk ruhunun güzelliğine açılan kapısıdır Türkçe.

Şair ve yazarlar vücuda getirdikleri eserlerle yaşadıkları döneme ayna tutarken, sonraki nesillerin de hafızası olurlar. Klasik Türk şiirinde de şairler beş duyuyla algıladığı her şeyi, yaşadığı çağın insan, mekân ve zaman tasavvuru, fiziki ve sosyal çevre, dinî hayat, tarihî hadiseler, tababet vb. alanlardaki gözlem ve birikimini mecazlar dünyasında belâgât ve ahenk unsurlarıyla besleyerek sayısız eser kaleme almışlardır.

Melendiç nedir? Gölgesinde neler olmaktadır? Metin Savaş "Zemheri Kuyusu etrafında kurduğu gizemli dünyanın insanlarına bu kez dokuz dallı Melengicin altından sesleniyor; taptaze bir nefes ve yepyeni sözlerle. Mahalli ile evrensel, kadimle aktüel, tarihle an buluşuyor. Perde aralanıyor; birbirine kayıtsız kaldığı zannedilen alemler birleşiyor. Köhne bir konak... Konağı sarıp sarmalayan bir mahalle... Mahalleyi sarıp sarmalayan bir yatır...

Başlangıcı XVI. asra dayanan ve tarih sahnesinde kesintisiz süreklilik göstermek kaydı ile günümüze kadar ulaşan âşık edebiyatı ve geleneği Türk edebiyatı ve kültürünün en verimli alanlarından biridir. İçinden geçtiği her asırda asrın ruhuna ve yapısına, sosyo-kültürel yaşam döngüsüne bağlı olarak çeşitli kültür ortamlarına adapte olan gelenek XVI. asırda başlayıp, XVII. asırda oluşumunu tamamlamak sureti ile zirveyi yakalamış; günümüze kadar çeşitli tesirler altında, bazen parlayarak bazen...

Sıdk ile terk edelim her emeli her hevesi Kıralım hâil ise azmimize ten kafesi İnledikçe eleminden vatanın her nefesi Gelin imdâda diyor bak budur Allah sesi Bize gayret yakışır merhamet Allah'ındır Hükm-i âti ne fakirin ne şehinşâhındır Dinle feryâdım kim terceme-yi âhındır. İnledikçe ne diyor bak vatamn her nefesi

Öğretmen ; öğrencisinin sevincine tebessüm,hüznüne gözyaşı olur.Öğretmen çorak topraklarda gül bahçeleri kurar.Öğrencilerini vatan coğrafyasında bahar çiçekleri gibi elvan elvan açtırır. Öğretmen,al bayrağın dalgalanışındaki nazlı edayı öğrencilerine öğretirken; ‘’Ne harabatız ne harabatiyiz Kökü mazide olan atiyiz’’ diyerek geçmişten geleceğe görkemli köprüler kurar. Öğretmen bilir ki; "mazisi yıkık milletin atisi olamaz.’’ O,mensubu olmakla gurur duyduğu Türk milletinin tarihi, kültürü ve...

"Orada bir köy var uzakta,o köy bizim köyümüzdür"ü çocukluk çağlarında duymayan kişi yok gibidir.Peki bu cümle bize neyi anlatır?Gitmediğimiz,görmediğimiz yerler bizi neden ilgilendir-mektedir?Bu sorunun cevabı aziz milletimizin şanlı tarihinde yatmaktadır.Milletimiz tarihsel süreç boyunca kendi öz damgasını Dünya’nın dört bir tarafına nakış nakış işlemiştir.Bu eserler sadece birer mimarlık eseri değil bulundukları coğrafyada milli kimliğimizin apaçık kanıtıdır. Konuya bir de bugünün gözünden...

Ey sonsuzluğun sahibi, Sana Ulaşmak istiyorum Güneşimi kapatmayın Beton çok soğuk, üşüyorum ( M.Y. ) Bir eylül soğuğunda almışlardı O’nu, tıpkı diğer serviler gibi. Çile doldururken buz gibi zeminde, o yiğit alın eğilmemişti. Yukarıdaki mısralar o vakit dökülmüştü dudaklarından. Bizim neslin abide şahsiyetlerinden biriydi O! Hep mahallenin “güzel kızı” olmuştu. Kırgındı belki, ama ayağında demir çarık, elinde demir asa memleket yollarında tüketti ömrünü.

Gönül Dağı belki bir Kaf Dağıdır, aşk ise Anka Kuşu. Kimin başına devlettir bilinmez. Mühür gözlümüzü esen yelden kıskanırız, rüzgârı yabana değmesin diye. Gözleri kuyu kuyu Yusuf'lar eşilidir onun, hele bir düşmeye gör. Zülüfleri yüzüne dökülür ama kement olur yanımızı, yöremizi bağlar. "Açma zülüflerin ellere karşı" deriz kıskançlığımızdan. Şu garip halimi bilenler bilir, bilmeyenler zaten öte dursun. Dünya yalandır, kaş çatsan da gelir geçer. Suçumuz varsa da sevdiğimizedir bizim. Gün olur...

Çağların ötesinden billur billur süzülüp gelen bir sanat müziğimiz var. Türk sanatının, Türk zevkinin incelikleriyle bezeli bu müziğin tarihi gelişimi içinde, ölümsüz eserler yaratan nice ustalar var. Büyük Şairimiz Yahya Kemal “Eski Musiki” adlı güzel şiirine şöyle başlar: Çok insan anlayamaz eski musikimizden, Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden. Açar bir altın anahtarla ruh ufuklarını Hemen yayılmaya başlar sadâ ve nûr akımı… Yahya Kemal bu şiiriyle Türk sanat müziğinin enginliklerine...

Sevda için, yürekte bulunan siyah bir lekedir, derler. Peki, türlü türlü sevdadan hangisine aittir bu renk? Ateşten gömlek ise sevda, giyilen, Yûsuf’un mudur, Züleyha’nın mıdır? Bu yol ayrımında; aşk yolunun seyyahı, bağrında sevdanın siyahı ile yürür ve daima “havf ü recâ” (korku ve ümit) arasında çarpar yüreği. Çünkü budur sevdanın gereği. Farklı ırmakların bir ummana dökülmesi gibi, aşk menziline varan türlü türlü yollar keşfetmiştir aziz milletimiz. Kendi içinde gidecek yer bulamayan...

"Türkiye'de şeytan giderek güçleniyor Size Türkiye'nin en iyi romancılarından birinin lise mezunu bile olmadığını söylesem... İstanbul, Ankara ya da İzmir'de değil, Anadolu'nun küçük bir şehrinde yaşadığını... Yazdığı hemen her roman ödül aldığı halde iş arkadaşlarının, komşularının, hatta bazı akrabalarının onun yazar olduğunu bilmediğini... Evet! Böyle biri var. Adı Metin Savaş. Balıkesir'de yaşıyor. Yıllarca Zağnos Paşa Camisi'nin karşısındaki küçük bir büfeyi işletti. Hiç evlenmedi....

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

×

Hata

There was a problem loading image 202112050005%202.jpg

There was a problem loading image araba3.jpg

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech