Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%

yeni turk siirinde destanDestan türünün incelenmesi ve yorumlanmasındaki zorluklar öncelikle kavramın, literatür içerisinde sağlam bir tanımını yapamamakla başlar. Tü- rün, içeriği nedeniyle yüklendiği farklı anlamlar kadar, deyimlerden düz yazıya dek uzanan geniş kavram çerçevesi, tanımlanmasını zorlaştırmaktadır. Öncelikle terimi doğuran asıl kaynak olarak epik türün üzerinde durmak ve epiğin doğuşuna bakmak gerekir. 

19. yüzyılda, tür kavramı hakkında yapılan çalışmalar, türler arası bir sı- nıflandırmayı da beraberinde getirir. ‘Epik’, ‘Lirik’ ve ‘Dramatik’ üç ana tür olarak çeşitli felsefî ve sosyolojik incelemelere konu olur. Goethe’nin, açık seçik anlatan, hikâyemsi yapıları epik; coşkulu ve heyecanlı iletimi lirik; gösterimsel olarak bizzat eylem rolünü üzerine alan türü de dramatik olarak de- ğerlendirmesi, türler üzerindeki ilk ciddi tasniftir. Böylece üç temel tür, insanın üç ayrı davranışına -anlatmak, heyecan ve eylem- bağlanır. Paul da epiği geçmiş zamanın anlatısı; liriği şimdinin şiiri; dramı da geleceğin gösterimi olarak adlandırır. Hugo, epiği antikitenin ve Homeros’un kaynaklığında, liriği İncil’in kaynaklığında, dramı da Shakespeare’in ve modern çağın kaynaklı- ğında düşünür.

Bu bir anlamda insanlık tarihinin de çağlara bölünmesi ve gelişimi ilkesidir.1 Türlerin sınıflandırılması, bizleri genel bir fikre ulaştırır ancak burada asıl soru, türlerin ana kaynağı ve doğuşu üzerine yoğunlaşır. Üç tür de eski gelenek içerisinde doğup gelişir. Pospelov, insanların henüz sınıf bilincinden yoksun oldukları ilkel zamanlarda, bugünkü manada sanat eserinin bulunmadığını söyler. Bu dönemdeki sanatsal içerik, toplumsal fantastik aktarımlar, mitsel ve büyüye dayalı bir dünya görüşüyle birlik içindedir. Toplumsal hayatın henüz başlangıcında bulunan ve birbirinden çok farklı olan yanların oluşturduğu temel birliğe “ilk toplumsal bilincin ‘sinkretizm”i (birbiriyle çelişen şeylerin bağdaşımcılığı, uzlaşılıcılığı) denir. Pospelov’a göre ilkel dönem eserleri de sanatsal yaratış içeriği yönünden sinkretistik yapı gösterir.

İnsanların sınıflara ayrışmadıkları, daha çok avcılıkla geçindikleri bu ilk toplumsal gelişim aşamasında, ilkel insan doğaya bağımlıdır ve onu hem ki- şiselleştirerek kendisine muhatap alır, hem de korkunun verdiği bir tepkiyle doğayı çeşitli ritüellerle yüceltir. Bu dönemde verilen eserler de sinkretistik bilincin temel nesneleriyle -doğa, hayvanlar, bitkiler ve doğaüstü güçlerleuyumludur. Genelde büyü ya da dans biçiminde gösterimler, ilk insanlar için doğayla barışık olmanın çareleri olarak görülür. Totemciliğin bir yansıması olarak da değerlendirebilecek olan bu özellik, dilin gelişmesi ile ilk kez tabiata dair masalların da ortaya çıkmasını sağlar. Bu masallar ve masallarda kullanılan imgeler, insanın fantastik düşünce yönünü ve doğaya dair ‘kişileştirme’ ve ‘yüceltme’ duygularını da barındırır. 

Toprağın işlenmesiyle birlikte, doğa konusunda bilgisi genişleyen insan, yeni bir gelişim aşamasına geçtiğinde, ilkel insanın büyüye ve temel anlatılara dair anlayışında da farklılıklar doğar. Toprağa yerleşme ve ekip biçme faaliyeti, toplumsal eylemleri de değiştirir. “Artık insanların çağrıları, ava çıkışın başarılarından çok daha fazlasıyla, ilkbaharın gelişine, sürülerinin, tarlalarının, bah- çelerinin verimliliğine, komşu boy’larla yapılan savaşların ve onlara düzenlenen baskınların zaferle sonuçlanmasına” yöneliktir.3 Büyüsel ritüeller de toprağa tohum atma ya da sürüleri otlağa çıkarma öncesi yapılan danslar veya savaşa çıkış öncesi oynanan askeri oyunlar olarak görülmeye başlanır. Bu tür tören dansı, toplu olarak yapılan, şarkılar eşliğinde oyunlu, fakat sözsüz gösterimleri içeren bir toplu danstır ve insanlar danslarla ritmik söylemeulaşır. Epik türün de başlangıcında bulunan bu ritmik söylemin oluşmasıyla birlikte, türlerin sanat çizgisi de doğar. Başlangıçta, sadece korodan ibaret olan törensel şarkıdan, giderek insanî özlem ve amaçların dile getirildiği bağımsız bir bölüm halinde sunuş şarkıları gelişir. Zamanla korobaşının sunuş şarkısı daha geniş yer tutmaya başlar ve bu şarkı nihayetinde korosuz, kavuştaksız ve eşliksiz de söylenebilen bir solo şarkıya ya da coşkulu bir anlatıma doğru evrilir. Dansa ve anlatıma eşlik eden bu ayinsel koro şarkıları zamanla törensel uygulamanın dışına çıkarak, bir sanat özelliği kazanır ve lirik tür doğar. Koro üyelerinin diyalogları da gelişerek dram türünü doğurur. Korobaşlarının girişleri ise epik şarkıların kaynağı olur.

Başlı başına bir şarkılı anlatım yani epik, kaynağını askerlerin törensel danslarından alır. Tahkiye ögesinin bulunduğu bu toplu danslardan sonra, kabilenin bir önder eşliğinde kazandığı başarıları sergilemek amacıyla korobaşı tarafından dile getirilen sunuş şarkıları epik türün kaynağıdır.4 Zamanla, korobaşlarının giriş şarkıları, şarkıcılar tarafından seslendirilmeye başlanır. Bu şarkıcılar, epik türdeki imge dilini geliştirerek, zaman zaman totem ya da tanrıların desteğini alan olağanüstü bir kahramandan hareketle, bir tür kahraman kalıbı üretirler. Bu kalıp etrafına önemli bazı olayları da toplayan ‘rapsod’ adlı ozanlar, Latince ‘şarkı dikici’ manasına gelen bu sıfatlarını çok yerinde kullanarak, anlatılardan halkalanmak suretiyle büyüyen bir şarkı kü- mesi doğururlar. “Böylece eski Yunanlıların “epope” (destan) dedikleri, anıtsal epik şarkılar” oluşur.

Türler öğretisi, uzun zaman boyunca tartışılmış ve genel kabul bu yönde olmuştur. Terimlerdeki kargaşa henüz çözülemese de önemli olan türlerin do- ğuş devri diye adlandıracağımız antikitede insanların yabancılaşmadan uzak oldukları ve anlatılanların tamamıyla gerçek kabul edildiğidir. Bu durumda Pospelov’un “sinkretik” kavramı, daha çok epik şiir için doğru görünmektedir. Hikâye etmeye dayalı bir anlatım, duygusal coşumdan ya da diyalogdan daha fazla gerçekçi ve yapmacıksızdır.

Dilek Çetindaş

Bu makalenin devamı için yazarın Yeni Türk Şiirinde Destan kitabını satın alabilirsiniz.

Destan türünün incelenmesi ve yorumlanmasındaki zorluklar öncelikle kavramın, literatür içerisinde sağlam bir tanımını yapamamakla başlar. Tü- rün, içeriği nedeniyle yüklendiği farklı anlamlar kadar, deyimlerden düz yazıya dek uzanan geniş kavram çerçevesi, tanımlanmasını zorlaştırmaktadır. Öncelikle terimi doğuran asıl kaynak olarak epik türün üzerinde durmak ve epiğin doğuşuna bakmak gerekir. 19. yüzyılda, tür kavramı hakkında yapılan çalışmalar, türler arası bir sı- nıflandırmayı da beraberinde getirir. ‘Epik’, ‘Lirik’ ve ‘Dramatik’ üç ana tür olarak çeşitli felsefî ve sosyolojik incelemelere konu olur. Goethe’nin, açık seçik anlatan, hikâyemsi yapıları epik; coşkulu ve heyecanlı iletimi lirik; gösterimsel olarak bizzat eylem rolünü üzerine alan türü de dramatik olarak de- ğerlendirmesi, türler üzerindeki ilk ciddi tasniftir. Böylece üç temel tür, insanın üç ayrı davranışına -anlatmak, heyecan ve eylem- bağlanır. Paul da epiği geçmiş zamanın anlatısı; liriği şimdinin şiiri; dramı da geleceğin gösterimi olarak adlandırır. Hugo, epiği antikitenin ve Homeros’un kaynaklığında, liriği İncil’in kaynaklığında, dramı da Shakespeare’in ve modern çağın kaynaklı- ğında düşünür. Bu bir anlamda insanlık tarihinin de çağlara bölünmesi ve gelişimi ilkesidir.1 Türlerin sınıflandırılması, bizleri genel bir fikre ulaştırır ancak burada asıl soru, türlerin ana kaynağı ve doğuşu üzerine yoğunlaşır. Üç tür de eski gelenek içerisinde doğup gelişir. Pospelov, insanların henüz sınıf

Comments powered by CComment

More articles from this author

OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
SUYUN LİSANI
Suyun lisanı vardır. Hatta lehçelere de ayrılır su, zaman zaman…Büründüğü renge göre anlayabilirsiniz kullandığı dili. Dalgalarına da bakınca ruh dünyasını tahlil edebilirsiniz. Su…Hayatın çözülemeyen sırlarından birisi. Yerine başka bir varlığın asla tercih edilemeyeceği baş tacımız. Olmazsa...
İnstagram Hesabımıza Bekliyoruz
https://www.instagram.com/edebiyatdunyamizcom/
prev
next

“ Bir Türk’le Türkçe’den başka bir dille konuşmak, bana adeta bir günah gibi geliyor.” Johan Vandewalle ( Belçikalı Dil Bilimci ) Bozkır göçerlerinin dilidir Türkçe, bozkır kadar saf, sade ve gerçek. Türkçe, bülbül sesidir duyulduğunda kalbi yeni heveslerle kanatlandıran. Bir sabah esintisidir, atlı yiğitlerin bozkır ikliminde seslendirdiği. Türkçe, Orhun nehrinin soğuk sularını yüzünden öpen salkım söğüt yapraklarının mutluluk türküsüdür. Türk ruhunun güzelliğine açılan kapısıdır Türkçe.

Şair ve yazarlar vücuda getirdikleri eserlerle yaşadıkları döneme ayna tutarken, sonraki nesillerin de hafızası olurlar. Klasik Türk şiirinde de şairler beş duyuyla algıladığı her şeyi, yaşadığı çağın insan, mekân ve zaman tasavvuru, fiziki ve sosyal çevre, dinî hayat, tarihî hadiseler, tababet vb. alanlardaki gözlem ve birikimini mecazlar dünyasında belâgât ve ahenk unsurlarıyla besleyerek sayısız eser kaleme almışlardır.

Melendiç nedir? Gölgesinde neler olmaktadır? Metin Savaş "Zemheri Kuyusu etrafında kurduğu gizemli dünyanın insanlarına bu kez dokuz dallı Melengicin altından sesleniyor; taptaze bir nefes ve yepyeni sözlerle. Mahalli ile evrensel, kadimle aktüel, tarihle an buluşuyor. Perde aralanıyor; birbirine kayıtsız kaldığı zannedilen alemler birleşiyor. Köhne bir konak... Konağı sarıp sarmalayan bir mahalle... Mahalleyi sarıp sarmalayan bir yatır...

Başlangıcı XVI. asra dayanan ve tarih sahnesinde kesintisiz süreklilik göstermek kaydı ile günümüze kadar ulaşan âşık edebiyatı ve geleneği Türk edebiyatı ve kültürünün en verimli alanlarından biridir. İçinden geçtiği her asırda asrın ruhuna ve yapısına, sosyo-kültürel yaşam döngüsüne bağlı olarak çeşitli kültür ortamlarına adapte olan gelenek XVI. asırda başlayıp, XVII. asırda oluşumunu tamamlamak sureti ile zirveyi yakalamış; günümüze kadar çeşitli tesirler altında, bazen parlayarak bazen...

Sıdk ile terk edelim her emeli her hevesi Kıralım hâil ise azmimize ten kafesi İnledikçe eleminden vatanın her nefesi Gelin imdâda diyor bak budur Allah sesi Bize gayret yakışır merhamet Allah'ındır Hükm-i âti ne fakirin ne şehinşâhındır Dinle feryâdım kim terceme-yi âhındır. İnledikçe ne diyor bak vatamn her nefesi

Öğretmen ; öğrencisinin sevincine tebessüm,hüznüne gözyaşı olur.Öğretmen çorak topraklarda gül bahçeleri kurar.Öğrencilerini vatan coğrafyasında bahar çiçekleri gibi elvan elvan açtırır. Öğretmen,al bayrağın dalgalanışındaki nazlı edayı öğrencilerine öğretirken; ‘’Ne harabatız ne harabatiyiz Kökü mazide olan atiyiz’’ diyerek geçmişten geleceğe görkemli köprüler kurar. Öğretmen bilir ki; "mazisi yıkık milletin atisi olamaz.’’ O,mensubu olmakla gurur duyduğu Türk milletinin tarihi, kültürü ve...

"Orada bir köy var uzakta,o köy bizim köyümüzdür"ü çocukluk çağlarında duymayan kişi yok gibidir.Peki bu cümle bize neyi anlatır?Gitmediğimiz,görmediğimiz yerler bizi neden ilgilendir-mektedir?Bu sorunun cevabı aziz milletimizin şanlı tarihinde yatmaktadır.Milletimiz tarihsel süreç boyunca kendi öz damgasını Dünya’nın dört bir tarafına nakış nakış işlemiştir.Bu eserler sadece birer mimarlık eseri değil bulundukları coğrafyada milli kimliğimizin apaçık kanıtıdır. Konuya bir de bugünün gözünden...

Ey sonsuzluğun sahibi, Sana Ulaşmak istiyorum Güneşimi kapatmayın Beton çok soğuk, üşüyorum ( M.Y. ) Bir eylül soğuğunda almışlardı O’nu, tıpkı diğer serviler gibi. Çile doldururken buz gibi zeminde, o yiğit alın eğilmemişti. Yukarıdaki mısralar o vakit dökülmüştü dudaklarından. Bizim neslin abide şahsiyetlerinden biriydi O! Hep mahallenin “güzel kızı” olmuştu. Kırgındı belki, ama ayağında demir çarık, elinde demir asa memleket yollarında tüketti ömrünü.

Gönül Dağı belki bir Kaf Dağıdır, aşk ise Anka Kuşu. Kimin başına devlettir bilinmez. Mühür gözlümüzü esen yelden kıskanırız, rüzgârı yabana değmesin diye. Gözleri kuyu kuyu Yusuf'lar eşilidir onun, hele bir düşmeye gör. Zülüfleri yüzüne dökülür ama kement olur yanımızı, yöremizi bağlar. "Açma zülüflerin ellere karşı" deriz kıskançlığımızdan. Şu garip halimi bilenler bilir, bilmeyenler zaten öte dursun. Dünya yalandır, kaş çatsan da gelir geçer. Suçumuz varsa da sevdiğimizedir bizim. Gün olur...

Çağların ötesinden billur billur süzülüp gelen bir sanat müziğimiz var. Türk sanatının, Türk zevkinin incelikleriyle bezeli bu müziğin tarihi gelişimi içinde, ölümsüz eserler yaratan nice ustalar var. Büyük Şairimiz Yahya Kemal “Eski Musiki” adlı güzel şiirine şöyle başlar: Çok insan anlayamaz eski musikimizden, Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden. Açar bir altın anahtarla ruh ufuklarını Hemen yayılmaya başlar sadâ ve nûr akımı… Yahya Kemal bu şiiriyle Türk sanat müziğinin enginliklerine...

Sevda için, yürekte bulunan siyah bir lekedir, derler. Peki, türlü türlü sevdadan hangisine aittir bu renk? Ateşten gömlek ise sevda, giyilen, Yûsuf’un mudur, Züleyha’nın mıdır? Bu yol ayrımında; aşk yolunun seyyahı, bağrında sevdanın siyahı ile yürür ve daima “havf ü recâ” (korku ve ümit) arasında çarpar yüreği. Çünkü budur sevdanın gereği. Farklı ırmakların bir ummana dökülmesi gibi, aşk menziline varan türlü türlü yollar keşfetmiştir aziz milletimiz. Kendi içinde gidecek yer bulamayan...

"Türkiye'de şeytan giderek güçleniyor Size Türkiye'nin en iyi romancılarından birinin lise mezunu bile olmadığını söylesem... İstanbul, Ankara ya da İzmir'de değil, Anadolu'nun küçük bir şehrinde yaşadığını... Yazdığı hemen her roman ödül aldığı halde iş arkadaşlarının, komşularının, hatta bazı akrabalarının onun yazar olduğunu bilmediğini... Evet! Böyle biri var. Adı Metin Savaş. Balıkesir'de yaşıyor. Yıllarca Zağnos Paşa Camisi'nin karşısındaki küçük bir büfeyi işletti. Hiç evlenmedi....

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech