Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)
Bunu okudun 0%

yagmurtunaliTarık Buğra,“ Gazetecilik sanatın düşmanıdır” derdi. Bugün yaşasa, yeni yaygınlaşan kavramı kullanacak ve “Medya sanatın düşmanıdır” diyecekti. Muazzam bir tesbittir. Çok keskin bulanlar olacaktır. Ancak, düşününce doğruluğuna şaşılacak bir vecizedir.

Medya dediğimiz geniş yayın alanı, büyük ölçüde günlük tüketime çalışır. Medya okur-yazarlığı terimlerine göre söylersek, muhatabı “genel okuyucu ve seyirci”dir. Püf noktası burasıdır. Genele hitab etmenin bir yığın kaydı vardır. “Acaba anlaşılır mı?”, “şu kesim anlar mı, bu kesim ne der?..” gibi pek çok ayak bağı sanatçıyı yavaşlatır. Tatsız bir durumdur.

 

Gerçi sanat, cendereye girmektir. Boğularak can bulur, can verirsiniz. Bu, bile-isteye girilen bir disiplindir. Medyada yazmaya benzer bir kısıtlama değildir. Sanattaki bir aşk zorlamasıdır. Güzele ulaşmanın yolu ve güzelin istediğidir. Görünüşe bakılırsa, medyada yolun zorluğu hafifler ama sanatçının yaratıcılığı yara alır. Estetik tatmin kaybolur, en azından düşer. Medyada yazmak, “bağlanma hürriyeti”ne dokunur ve zedeler. Daha ileri giderek söyleyelim, bazen o duyguya terstir. İşte Tarık Buğra, hürriyetini bu kadar kısıtlayan şartlardan bunalmış, kahırlı zamanlar geçirmiş olmalıdır. Birike birike hafakanlara yol açan bu durumu alınganlık ve öfke sınırına kadar götürdüğü için “sanatın düşmanı” demiştir.

Senaryo sanat değildir

Öyledir. Sözü ondan açtık, yine Tarık Buğra’dan örneklemeye devam edelim. Eğer Tarık Buğra, geçinmek için gazetelere fıkra yazmak zorunda kalmasaydı, muhtemelen ondan bize daha çok ve yüksek değerde sanat eseri kalacaktı. Galiba, açıklayıcı olacak ve herkesçe kabul edilecek bir misâli hatırlatmanın yeridir: Osmancık’ı televizyon senaryosu olarak düşünmüş ve öyle romanlaştırmıştır. Diğer romanlarının çok altında bir yazış değeri olduğunu erbâbı farkedecektir. Sebebi açıktır: Medya için filme çekilmek üzere düşünülmüş, senaryo gibi çok teknik bir türün kıskacı sanatkârı daralttıkça daraltmıştır.

Senaryo sanat eseri değildir. Sinema perdeye akseden haliyle sanattır. Yani, sinemada birçok unsurun bir araya gelmesiyle oluşan eser tektir ve sanattır. Tek tek o unsurlar, resim, fotoğraf, çevre düzenlemesi, iç mekân tasarımı, giyim kuşamın belli dalları ve benzerleri içinden bazıları sanat kabul edildikleri halde, sinemada ana sanata yardımcılık ederler.

Çünkü, o büyük yapıda, hiçbir sanat kendisi kalamaz ve filmin gerektirdiği ölçüde rol alır. Çok zaman değişerek ve değiştirilerek faydalanılan bir elemandır. Tıpkı çok elemanlı bir yemek gibidir. Pek çok şey bir araya gelerek ve ekseriyetle değişerek bir yemeği oluşturur. Drama öyledir: Gerçeği bile değiştirerek kullanması onun verilmiş ruhsatı ve kabul edilmiş hürriyeti içine girer. Bu keyfîlik sayılmaz. Romanla gerçek hayat arasındaki fark gibidir. Bozar gibi görünürken bir başka düzen kurar.

Medya gevşetir

Bir kademe daha ilerleyelim: Gazete yazıları da, çeşitli sinema ve televizyon metinleri de sanat eseri değildir. Sanat, o tür metinler için birçok malzemeden biridir. Şüphesiz önemli bir kaynaktır. Bir istisna gibi söyleyeceğimiz de şudur: Sanat zemînine oturan ve estetik ölçülerde tadılan gazete ve televizyon yazıları elbette vardır.

Televizyon metinlerinin niçin sanat sayılmaması gerektiği senaryoda saydığımız sebeplerle ilgilidir. Sanat eserinin bir önemli özelliği, kendi başına var olmasıdır. Bu bütünlüklü(komple) ve o ölçüde karmaşık (kompleks) işlerde, çok unsurlu bileşeni olan sanat yapımlarında o özellik kalkar. Tek başına var olan sinema -televizyon filmidir ve sanattır. Diğer televizyon metinleri ve hatta televizyon sanat kategorisinde değerlendirilmez. Sanatla iç-içe, sırasında onun yardımcısı, tanıtıcısı, yayıcısıdır; bir tarafıyla sanatın düşmanıdır. En azından yazarlık açısından öyledir.

Radyo ve televizyon doyumsuz obez

Çok şahsî bir tecrübeyi söylemenin de yeri geldi: 2000 civarında televizyon programı yapmışım. Bunların içinde sanata yaklaşan belgeseller vardır. Ancak, apaçık görünen şudur: Bu binlerce iş, sanatımdan çalınmış uzun bir zamanın eseridir. Buna yansam yeridir. Çok faydalı olması durumu değiştirmez. Önemli bir hizmet gördüğüm duygusu da bunu değiştirmez. Kâğıda basılsa boyumu aşacak senaryo ve metinler içinde sanat eseri denebilecek pek azdır. Bunların küçük bir bölümünde yüksek yazış estetiği ve edebî değer bulunabilir. Hemen hepsinde düzgün bir yazışı gözetmişimdir. Güzel de bulunmuştur. Ancak gerçek ortadadır: Bunlar asıl sanattan epeyce uzağa düşer, başka şartların etkisi altında birçok tavizle yazılmış eserlerdir. Dolayısıyle, bir tesbiti daha yenileyelim: Yazı bakımından düşünürsek, sanatın tecellî yeri sayılan radyo ve televizyon da aslında edebî sanatın düşmanı görülebilir.

Elbette bir tarafından tutarak değerlendirmek olmaz. Bütünüyle ele alındığında görülene bakmak lazım dersem de gerçeği es geçmiş olurum. Bunlar çetrefil meselelerdir. Meselâ, radyo, televizyon, gazete, sinema dediğinizde, akla gelebilecek ilk algının sanat olması şaşırtıcı değildir. Gelin görün ki asıl problem de belki burada başlar. Yanıltır ve yanıltması da normaldir.

Bizde gazete sanatçılarla başladı

Bir zamanların matbuatı sanatçılar eliyle ve sanatla oluştu. Bizi bugünlere gelişte yanıltacak önemli bir husus budur. İlk Türk gazeteleri de, dergiler gibi edebiyat tarihine mal olmuş isimlerle çıkardı. Bu gelenek, devam eder göründü. 1950’lere gelirken Hürriyet’le bir ihtilal yaşandı. Artık, magazin ve dedikodu, haberle beraber öne çıktı. Onu, magazin ve moda dergileri ve bulvar gazeteleri takib etti. Fikir gazetesi havasında direnenler, yine sanatçılara dayanan yazarlığa belli ölçüde ağırlık verdiler. Şu var ki, devir değişmişti ve onlar da başka türlü yazmalıydılar.

Peyami Safa, en çarpıcı örnek isimdir. Gazete yazıları her teldendir. Modadan antika merakına, kenar mahalle hayatına, Maçka’nın dullarına kadar her şeyden bahseder. Başka türlü devamlı yazamaz, çünkü okunmaz. Gazete bunu ister. Bir romancı, bir sanatkâr olarak yapacağı, gazeteci dil ve üslubuyla ama kendi cümlesini hatırlatan düzgün metinler çıkarmaktan ibarettir. Bunlar elbette güzeldir. Epeycesi kitaplaşmıştır ve zevkle okunmaktadır. İyi de, bu onların sanat eseri olduğunu göstermez ki? Bunlar bir sanatçının herkese okutabilmek üzere kurduğu metinlerdir. Sanatından izler taşır. Farkı ve güzelliği oradadır.

Medya ister ve alır

Bir başka dikkati de söylemek lazımdır: Yazarlarımız içinde gazeteye, radyoya, televizyona ve sinemaya hayır diyecekler ender çıkmıştır. Medyanın dayanılmaz çekiciliği vardır. Kendi kuralları içinde sanatçıyı şekle sokmasına bile itiraz edilmez. Seve seve o kalıba girerler. Şöyle bir gazete koleksiyonlarını karıştıran kişi, yazarların geçit resmini görür. Radyo ve televizyon da öyledir.

Niçin böyle olduğuna bakmak lazımdır. Varacağımız esaslı sebeplerden biri bu sorunun cevabındadır. Sanatçı, görünmek, bilinmek ve sevilmek ihtiyacını en fazla duyandır. Öne çıkma, farkedilme imkânı medyadadır. Diğer taraftan, sözü, derdi olan kişinin bu fırsatı değerlendirmemesi düşünülemez. Sanatçılar mazurdur. Medyada yer alacaklardır. Mesajlarını verecekleri gelişmiş zemin orasıdır. Biri bine katlayan güç odur. Bütünüyle algılar orada şekillendirilir ve yönlendirilirken, araya sanatın ve sanatçının girmesi ne kadar hafifletilirse hafifletilsin, bir güzellik çeşnisidir. Beş duyusuyla yaşamaya alıştırılmış kalabalıklara başka bir boyutu hatırlatır.

Şimdi yalın kat hayatlar peşindeyiz. Duymuyor, düşünmüyoruz. Görüntüler o kadar sık değişirken, durup düşünmek ve dura-dinlene tadına bakılmak gereken sanat derinliği ihtiyaç listelerinde sonunculuğa oturuyor. Bazı dostlara, sanatın ve sanatçının medya yolculuğunu yeni bir dilenciliğe döndüren şartları söylüyorum. Evet, sanat, hayatımızda ve medyamızda olmazsa olmazlar sırasında değildir. Dünün medyası sanatla anılırken, bugünün medyasının sanat dediği popüler çerezlerdir.

Medyanın yazara kazandırdıklarını söylemeyi de ihmal etmemek gerek. Yazar, yaygın medya organlarında kalem oynatırken başka türlü bir yazış terbiyesine girer. En çarpıcı değişme, kısa ve anlaşılır cümleler kurma mecburiyetini duymasıdır. Büyük bir iştir. Sanat eserlerine de yansır. Yazarı, okuyucuya yaklaştırır. Dikkat edin, sanatçılar arasından en anlaşılır metinler kuranlar gazetecilik edenlerdir. Üzerinde durulacak esaslı bir meseledir.

Seviye kalabalıklara göre değildir

Sanatçının sanatından fedakârlık ederek kurduğu, vazgeçilmez olduğu eski zaman medyasından bugüne geldik. Kabul edelim ki seviye kalabalıklar için değildir. Elitler arası bir paylaşmadır ve esintileri geniş halk tabakalarına yansır. Bugün, sanat elitinin barınacağı yer kalmadığını söylemek ağır bir hükümdür. Ancak, kimselerin derinleşme ihtiyacı duymadığı bir yeni zamana doğru yol alıyoruz. Hızlı değişmeler ortasında ters yumruk almış gibiyiz.

Bu durum sürdürülebilir değildir. Mutlaka bir dönüş olacaktır. İş ki o dönüşe yol açacak dirençli sanat erbâbını ayakta tutabilelim. Çekirdek kalsın. Nüve, her türlü tohumu atar ve tohum düştüğü toprağında yeşerir. Yeter ki, zincir kopmasın.

O kadar kötü durumda da değiliz. Dergiler, hâlâ sanatın yeşerdiği fidanlıklar olma özelliğini koruyor. Biz varız. Bunu yazabiliyor ve söyleyebiliyoruz. Soru soranlar ve cevabını merak edenler var. Yayınlayanlar var. Biraz daha, biraz daha meselemize eğilelim. Sanatı üzerinde düşünenlerimiz olsun. Yollar mutlaka açılacaktır.

Bu kısır dönemde, yine medya ile iç-içe olacağız. Onsuz olmaz. Orada görünür hale geleceğiz. Bu beraberlik iki yönlüdür. Hem can attığımız ve vazgeçilmez kabul ettiğimiz bir alandır, hem de çekişeceğiz. Hayatın her alanında olduğu gibi bir mücadele yürüyecek. Eksik bulacağız, şikâyet edeceğiz, gerçek sanat değerlerine yer vermediğinden bahsedeceğiz. Değiştirmek için uğraşacağız. Ne çare, seviye medyaya yine uzak düşecek. Olsa olsa onun kokusunu alacağımız dokunuşlar, küçük haberler duyacağız.

Bu durumun en anlaşılır örneği müziktedir. Klasikler ve o çizgide devam edenler yazılı, görüntülü, sesli basının gözdesi değildir. Onlar popüler çizgide yayın yaparlar. Saman alevi gibi yanıp sönecek olanlar en çok kullanmak istedikleridir. TRT ve Kültür Bakanlığı gibi yüzlerce sanatçıyı kadrosunda bulunduran kurumlar için de durum aynıdır. Belki ilk önce değiştirilmesi gereken budur ve devlet kurumlarının pür sanata yakın pozisyon almaları yönünde baskının güçlendirilmesi yapılabilecek en iyi şeydir. Bundan bütün sanatlar için bir seviye arayışına geçilecektir. Çünkü, bu kurumların müzikte bulundukları seviye, diğer sanatlardakinden farklı değildir. Sadece TRT ve Kültür Bakanlığı’nın maaşlı elemanlarına koyduğu seviye şartını uygulaması ve bunu belli bir ıskalada tutması çok şeyi değiştirecektir. Kültür Bakanlığı’nın dağıttığı teşviklerin bir bölümünün aynı anlayışa hizmet eden serbest sanatçılara gitmesi ise büyük bir sıçrama getirecektir. Özel sektörün yüksek sanata ilgisi de bu devlet ilgisinden ileri derecede etkilenecektir.

Devletin sanattan elini çekmesi fikrine şartlı olarak evet diyebilirim. Bu başka bir yazı ve tartışma konusudur. Esasen, bu son cümlelerim de esas konuya kenar düşer gibi görünse de değildir. Tesbit, teşhis ve şikâyetten yapılabileceklere geçmedikçe durumu iyileştirmeye hizmet etmeyen davranışlara gireriz. O zaman medya da bütünüyle kalabalığa uyar.

Vesselam, sanata itibar kazandırmanın önceliği asla akıldan çıkarılmamalıdır. Medya, kör değildir. O itibarı da değerlendirir.

-------------------------------------------------------------------------------
Bu yazı Külliye Dergisi'nin Kasım 2016 sayısında yayımlanmış olup, Kıymetli Yazarımızın hususî müsaadeleriyle yayınağımızda da yayımlanmaktadır.  http://www.kirmizilar.com 

Comments powered by CComment

More articles from this author

OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
SUYUN LİSANI
Suyun lisanı vardır. Hatta lehçelere de ayrılır su, zaman zaman…Büründüğü renge göre anlayabilirsiniz kullandığı dili. Dalgalarına da bakınca ruh dünyasını tahlil edebilirsiniz. Su…Hayatın çözülemeyen sırlarından birisi. Yerine başka bir varlığın asla tercih edilemeyeceği baş tacımız. Olmazsa...
İnstagram Hesabımıza Bekliyoruz
https://www.instagram.com/edebiyatdunyamizcom/
prev
next

Çukurova Lobisi İmtiyaz Sahibi Ali Alper Çetin’in öncülüğünde, Temmuz-Ağustos 2017 Say: 51 ile tekrar okuyucusuyla buluştu. Artık okuyucu özlemine kavuştu… Dergi içeriğinde; Başyazı Çukurova Lobisi Tekrar okuyucusuyla…-Ali Alper Çetin, Bahçemizin Gülü/ Gönlümüzün Bülbülü Karacaoğlan- Dr. Halil Atılgan, Zaferlerin Ayı Ağustos…30 Ağustos Zafer Bayramınız Kutlu Olsun!- Ali Ateş, Memleket Hastanesi’nden Kimler Geldi Kimler Geçti?- Cezmi Yurtsever, İçel Mersin Meselesi İçel’den Mersin’e Neden...

“Sizi ekmeksiz bıraktık ama babasız bırakmadık.” sözü Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki duruşunu, tavrını, politikasını, öngörüsünü özetler. İki seçenek sunsalar ve deseler ki, “Aç kalmak mı istersiniz, babasız kalmak mı?” herhâlde hepimizin ilk tercihi hiç düşünmeden “aç kalmak” olur. Bütün acımasızlığıyla savaşı göz önüne getirdiğimizde, bir ülkeyi böyle bir felâketten koruyanlara medyûn-u şükrân olmaktan daha doğal bir yaklaşım düşünülemez.

İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu, özellikleri onun dış yapısını ifade ediyor. Bir edebi metinde esas olan ise iç yapı yani muhteva başka bir deyişle eserin ruhudur. Biçimsel özellikleriyle de muhteşem bir eser olan İstiklâl marşının asıl önemi ve özelliği ise içinde gizlidir. Bu önemi anlam ve bu güzelliği görmek için ise onun ruhuna nüfuz etmekle mümkün olabilir ancak. Bu da bu marşı farklı bakış açılarıyla okumak ve anlamakla mümkün olabilecek bir hadisedir....

Bu ülke, 1914 Ağustosu’nda bir mukadderat anına varmış olarak, kaçınamayacağı bir ölüm kalım mücadelesine çağrılmıştı. Türkiye, Avrupa tarihindeki bu en şekillendirici ve büyük mücadelenin altı ana muharip taraflarından biri olmakla kalmamış, savaşın sonuçlarına da çok önemli bir etki icra etmiştir. O noktaya nasıl ve nerelerden geldiğimizi unutup da, bugün için anlamlı bir konuşma yapamayız. Geçmişin ve göçüp gitmiş o nesillerin acılarını hissedemez, içinden çıkamadıkları ikilemlerini de...

Fıkra, kısa ve öz bir anlatıma sahip bir düşünceyi veya toplumdaki bir yanlışı ortaya çıkarmayı hedefleyen, ironi yüklü dille iletisini sunan halk anlatılarıdır. Halk edebiyatı kültürü içinde dilden dile aktarılarak yayılan fıkralarda her toplum kendi mührünü fıkraya vurarak onun yeniden doğmasını sağlar. Toplumlar, kendi kültürünü kendine özgü bir anlatım tarzıyla bölgenin değerlerini, dünyaya bakışını fıkraya giydirerek onları toplumun aynası durumuna getirirler. Fıkra, yaşanılan toplumun...

SEN; Yağmurun damlalarını yere kavuşturduğu bir anda gözyaşını karıştırdın mı onla? Bir çocuğun parlayan ve mahsun gözlerinde o uçsuz bucaksız mutluluğu hissettin mi hiç? Bir çiçeğin rengi sana yaradılış sırrını hatırlattı mı? Hiç olmayacak bir anda, sokağa fırlayıp ,yıldızların raksında O’ nu düşündün mü? Yaşlı bir geçmişin, tarih kokan yıpranmış ve emek okunası elini öpüp sarıldın mı? Sırf nefsine zulüm olsun diye, ”en sevdiğin bilmem ne varsa” ,fırlattın mı çöpün dehlizlerine? Bir dertli...

Timurîler İmparatorluğunun dağılmasından sonra, Azerbaycan’ın güneyinde meydana çıkan Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri, daha sonra ise bütün Azerbaycan topraklarını kendi idaresi altında birleştiren Safeviler hanedanının hükümdarları, Fars etkisinden tam uzaklaşarak Azerbaycan Türkçesi’ne büyük önem verir, onun tam bir sanat ve edebiyat dili, aynı amanda devlet dili olarak kabul edilmesi ve kullanılmasına çalışırlar. Bu devletlerin temelini oluşturan terekeme soyluları millî geleneklere...

Yahya Kemal Beyatlı, 2 Aralık 1884'te anneannesi Adile Hanım'ın Üsküp'teki konağında doğar. Asıl adı Ahmet Agâh'tır. O doğduğunda daha on dokuz yaşında olan babası İbrahim Naci Bey, onun doğumunu eşi Nakiye Hanım'ın Kur'an-ı Kerîm'inin son sayfasına tarihi ve saatiyla kaydeder. Yahya Kemal'in annesi ve babası, hem mizaç olarak hem de hayata bakış tarzı bakımından birbirinden bir hayli farklıdır.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan NESİL YAYINLARI • Evliliğe hazır mıyım? • Niçin evlenmeliyim? • Flörtsüz evlilik olur mu? • Aşk olmadan evlilik yürür mü? • Eşimi tanımak için ne yapmalıyım?

Prof. Dr. Can Özgür’le yaptığımız bir söyleşide şiiri ve şairliği konusunda şunları söylemişti: ‘’Şiirin yarısı bence aşktır. Diğer yarısı, duygu, coşku, düşünce, bilinçaltı, heyecan vs. demektedir. Şiirlerimde söz oyunlarına önem vermekteyim. Söz oyunlarını, felsefe ve mant ıkla yoğurarak içsel bir yapıya kavuşturmak isterim. Şiir özelliklerim arasında, şiir dizelerimdeki cümleler kırık ve kısa cümlelerden oluşur. Kısa şiirlerimde öze inmeye çalışırım. Gizli, suskun bir şiir dilini...

"...Türkler az söyler, çok yapar." Maktûl İbrahim Paşa Bosna Beyi ile Semendire Beyi'nin askerleri işte kaç haftadır "Yayçe"'yi sarmışlar, kumandanlarının gelmesini bekliyorlardı. Dinmez yağmurların, çılgın fırtınaların döve döve yosunlattığı tekir duvarlı büyük kale, kuvvetine emindi. Ne kapısında, ne bedenlerinde kimse görünmüyordu. Burçlarında sallanan bayraklar olmasa, bomboş bir kaya yığını sanılacaktı. İki ot atımı ötede kurulu beyaz çadırların önünde, yere serili siyah kebelere oturmuş...

Ziya Gökalp 48 yıllık kısa yaşamında fikirleriyle sosyoloji1, tarih, hukuk, siyaset gibi alanlara ve Türk düşünce dünyasına damga vurmuş; vatansever, düşünmeye ve bilime inanan, milletinin harsına ve tarihine bağlı bir aydındır (İnalcık, 2000, s. 9). Meşrutiyetin ilanı ile 1908’de İttihat ve Terakki Cemiyeti(İTC)’nin Diyarbakır şubesini kurarak fiilen siyasete adım atan Gökalp, cemiyetin Diyarbakır, Van ve Bitlis heyetlerinin müfettişliğine atanmıştır. 1909’da İTC’nin kongresine katılarak...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech