Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
makedonyaAğustos başında ailece kısa süreliğine Makedonya’ya gezmeye gittik. 5-6 gün boyunca Üsküp ve Ohri’de konaklayıp epey gözlem yapma fırsatı yakaladığımızı düşünüyorum. İlk gün akşamüzeri Üsküp havaalanına indik. Havaalanına Büyük İskender adını vermişler, hatta İskender’in at üzerinde bir heykelini bilet işlemlerinin yapıldığı salonun içine inşa etmişler. Şehir merkezinde Osmanlı’nın Taşköprüsü’nün hemen batı çıkışına da devasa bir İskender heykeli dikmiş olduklarını da ertesi gün görecektik. Üsküp havaalanı bizim küçük-orta şehirlerimizde bulunanlardan daha sakin haldeydi. İndiğimiz saate yakın inecek ve kalkacak uçak bulunmamasına rağmen bavullarımızın gelmesini hatırı sayılır bir vakit, beklemek durumunda kaldık.

Havaalanı çıkışında internet üzerinden kiraladığımız pansiyona gitmek için bir taksi kiraladık. Şoför Makedon, lisanımızı bilmemesine rağmen bize “tamam abi” gibi Türkçe ifadeler kullanmaya çalıştı. Şoför sigara içerse rahatsız olup olmayacağımızı sordu. Sakıncası bulunmadığını söyleyince bize de sigara teklif etti. Tuttuğumuz pansiyon şehir merkezinin birkaç yüz metre güneyinde Vodno dağı eteğindeydi. Vodno dağının zirvesine Makedonlar oldukça büyük bir haç inşa etmişler. Geceleri de ışıklandırıyorlar. Devasa haçı Kosova’dan dahi bazı yerlerden gece görmek mümkün. Kiraladığımız pansiyona giderken taksici bizi epey dolaştırdı. Fiyatı önceden konuştuğumuz için biz de etrafı görmekten memnuniyet duyduk. Sokaklarda iri kril harfleriyle VMRO rumuzlarını görünce fırtına dolaysıyla elektrikler de kesilmiş olduğundan gece vakti sıkıntı duyduğumu itiraf etmeliyim. Bana göre VMRO, imparatorluğumuzun son devrinde asker, memur ve mahalli halktan binlerce Türk ve Müslümanı boğazlayan İç Makedonya Devrimci Örgütü’nün kısaltmasından başka bir şey değildi..

Ertesi gün VMRO’nun Yugoslavya çökerken kurulmuş olan hâlen iktidarda olan partinin adı olduğunu da öğrenecektim. Şehirlerde büyük panolarda hâlen iktidar partisinin 24. kuruluş yıldönümünü kutlayan afişlerde ayrıca VMRO’nun 122. kuruluş yıldönümünün de kutlandığını okuyacaktım. Yine Makedonya gezimiz boyunca diğer şehirlerde de Makedonija Respublika antetli dev afişlerde VMRO’nun 2 Ağustos 1903 tarihinde başlattığı İlinden ayaklanması anılıyordu. Bu dev afişlerde bizim askerimiz olduğu ima edilen fesli askerler süngülenirken resmedilmişti. 2 Ağustos sabahı şehirde mahalli merasim kıyafetleriyle ayaklanmanın başlangıç yıldönümünü kutlama törenlerine hazırlanan askerleri gördük. Zaten 2 Ağustos, ülkede milli bayram olarak kutlanmaktaymış. Ancak büyük törenler Manastır’ın yakınlarında Kruşevo’da oluyormuş. Malum isyanda asiler Kruşevo kasabasını 3 Ağustos 1903 günü ele geçirip Türk memur, asker ve sivil Müslüman halkın bir kısmını katlederek Kruşevo Cumhuriyetini ilan etmişlerdi. Ancak kanlı operet fazla sürmemiş, 13 Ağustos’ta Kruşevo’da Bulgar çeteciler imha edilmişlerdi. İşte bu 10 günlük Kruşevo macerasının “cumhurbaşkanı” azılı komiteci Nikola Karev’in diğer kanlı haydut reislerinki gibi heykeli meydanları süslüyor.

Yıldönümü bayram olarak kutlanan 2 Ağustos 1903 tarihinde başlatılan kanlı isyan, hasat mevsiminde çiftini çubuğunu terk ederek silah başı çağrımıza cevap veren Arnavut redif birliklerinin gayretiyle kısa bir zamanda söndürüldü. Vahşi haydut çeteleri döktükleri kanda boğuldular. Gayrimüslim sivil halk Osmanlı idaresine yoğun olarak tekrar dehalet etti. VMRO o kadar haydut kaybetti ki, bir daha belini doğrultamadı. 1912 Balkan Harbi’yle Türk idaresi bölgede sona ermesine rağmen kanlı komitacıların birbirlerine cinayet ve suikastları İkinci Dünya Harbi sonunda bölgede Tito rejimi kuruluncaya kadar sürdü.

Yukarıda işaret ettiğimiz Taşköprü’nün batı çıkışında İskender heykelinin etrafında birçok heykel mevcut. Jüstinyen ve Çar Samoil heykellerini saymazsak etraf 20. yüzyılın başındaki bölgedeki kanlı terörist komiteci heyk elleri ile donatılmış. Taşköprü’ye girerken sağda at üstündeki beyefendi kisvesindeki zat, 4 Mayıs 1903 tarihinde kanlı çetesiyle beraber İştip’te jandarmamız tarafından itlaf edilen GoçeDelçev’den başkası değil. Makedonya politik mitolojisinde galiba bir numara. Adına hemen her şehirde bulvar, meydan, heykel veya büst bulunuyor. Delçev adını, çatışmada öldürüldüğü İştip’te üniversiteden  Üsküp’te kışlaya kadar hemen her yere vermişler. Bulgarlar da azılı haydudun adını Nevrokop şehrine vermişler, Bulgaristan’ın en yüksek futbol liginde Goçe Delçev takımı var ve yine adına bir de havaalanı bulunuyor. 

Ohri’de kaldığımız pansiyonun sahibine adını sormuştum. İsmi Goçe imiş. Delçev’in adı dediğimde adamcağız benim onlarla işim yok mealinde bir tepkide bulundu. Hatta halasının kızının İstanbul’da bir Türk’le evli olduğunu da laf arasında ifade etti. Eğitimli bir kişiye benzeyen Makedon, samimi kanaatini mi, beyan etti, yoksa müşterisinin keyfini kaçırmamayı tercih etti, emin değilim. Adam ne yapsın evi de JaneSandanski Caddesi üzerindeydi. Hani 31 Mart sonrası Hareket ordusu ile beraber irticayı bastırmak üzere İstanbul’a gelen haydut kafileleri vardı; onların elebaşısı hayduk.

Taşköprü’ye batıdan girerken soldaki haydut heykeli de DameGruyev’i temsil ediyor. Gruyev haydut teşkilatı VMRO’nun genel sekreteri. Gruyev’inde diğer çetnik elebaşları gibi hemen her şehirde heykel ve büstü var. Adı bulvar ve caddelere verilmiş. Manastır’da Atatürk’ün de okuduğu Askeri İdadi’nin girişte sol tarafında da büyükçe bir büstü bulunuyor. Gruyev 1906 yılında girdiği çatışmada avanesiyle beraber itlaf edilmiş.

Tarihi Taşköprü üzerinde ortalarda bir yere, 1689 yılında burada asıldığı ileri sürülen Karpoş adlı haydut için Makedon halk kahramanı şeklinde bir plaket konulmuş. Tabii Karpoşadını henüz Makedon propaganda kaynakları dışında itimat edebileceğim bir yerde göremedim. Yaşadıysa yol kesip soygun yapma dışında etnik Makedon davasına hizmet iddiası biraz anakronik duruyor. Zira Makedonluk iddiaları bahsi geçen tarihten beş altı nesil sonra ortaya çıkacaktır. Karpoş’un anısına yazılmış plaketin başındayken Kosova’nın Ferizaj (Osmanlı kaynaklarında Firuzbey) kazasından geldiğini söyleyen bir Arnavut kardeşimizle muhabbet ettik. Gerçi bildiğimiz müşterek bir lisan yoktu. Ama “dilden dile bin terceman, varken neylesin bu lisan” hükmünce iletişimimizde bir sıkıntı olmadı. Arnavut ayaküstü yaptığım “dualara” şevkle iştirak etti. Hatta ayrılırken “Turkswill” dedi. Daha ne desin?..

Karpoş plaketinin tam karşısında yani Vardar’ın güneye akan tarafında namazgâh mihrabı bulunuyor. Kosova’yı 1911 yılı Haziranı’nda ziyaret eden Sultan Reşad da anılan tarihte, şehrin dışında bulunan şimdi müze olan demiryolu istasyonundan inerek faytonla, Makedonya caddesi adını alan yoldan Taşköprü’yü geçerek şimdi Kosova vilayetimizin merkezi olan Üsküp Valiliğimizi ziyaret etmişti. Kaynaklar Müslüman ahalinin padişaha yoğun tezahürat yaptığını aktarıyor.

Taşköprü’den karşıya geçince Eski Pazar denilen Türklerin yaşadığı semte giriyorsunuz. Buralarda genellikle Müslümanlar tarafından işletilen lokanta, börekçi, çayhane, kuruyemişçi, tatlıcı, turistik eşya satan dükkânları bulabilirsiniz. Hamam, cami, han gibi Türk devri eserler burada görülebilir. Ancak son yıllarda Makedon kimliği inşası için dikilen devasa heykeller ve abartılı müze binaları galiba şehrin eski dokusunu gölgelemek ve gözden kaçırma hedefini de güdüyor. Eski Pazar’da birkaç yerde gördüğümüz İngilizce “Anti faşist bölge” yazıları galiba boğucu Makedon sembollerinden nefreti yansıtıyor olmalı. Taşköprü’den doğuya geçince son senelerde dikilmiş İskender’in babası Filip’in dev heykelini görüyorsunuz. Makedon tarih kurguculuğu Slavlıkla hiçbir ilintisi olmayan İskender mitosunu referans yapmak için epey didiniyor. Heykeller ve yukarıda işaret ettiğimiz havaalanı dışında Köprülü’den Üsküp’e gelen otoyola İskender adını vermişler. Oysa Slav kabileleri bugün yaşadıkları coğrafyaya İsa’dan 400-600 yıl sonra gelmişlerdi. Yani İskender’le Filip’le ilişkileri sadece Makedonya’nın isim patenti yönünden.

Taşköprü’nün çıkışının her iki tarafında Ohrili Klement ve St. Naum ile Kril ve Metodius’un ikili büyük heykelleri bulunuyor. Bu heykellerle Filip’in dev heykeli arasında bir şadırvan etrafında hamile kadın, çocuk emziren kadın, çocuk seven kadın gibi doğurganlığı yücelten heykeller serisi inşa edilmiş. Bu durum Makedonların, Arnavut nüfus yoğun bir şekilde artarken, yerinde sayan hatta azaldığı söylenen kendi nüfusların çoğalmaya özlemini yansıtıyor olmalı. Bir akademisyen, Makedonların ortalama evlenme yaşının 38 olduğunu ve Makedon çiftlerin pek çocuk yapmadıklarını, söylemişti. Arnavutlar çok çocuk yapıyorlar. 1981 basımlı resmi bir dokümanda Arnavut nüfus oranı yüzde 16 görünürken bugün resmi Arnavut oranı yüzde 24, Arnavutların kendi iddialarına göre yüzde 40. 120 üyeli Makedon Meclisi’nde çeşitli partilerde 38 milletvekilleri bulunuyor. Soydaşlarımız bir milletvekili ile temsil ediliyor. Kosova’da, Romanya’da olduğu gibi siyasi mücadelede Türklerimiz birbirini gözünü oymak üzere ellerinden geleni hakkıyla burada da yapıyorlar, tabii.

Diyanetin bölgede 20 küsur maaşlı görevlisi olmasına rağmen şimdi Karadağ’da daha önceki yıllarda Kosova’da gayret sahibi mahalli dilleri kendi çabasıyla öğrenmiş, işine kendini adamış bir tek kişinin elde edebildiği verimi sağlayamıyor gibi görünüyor. Yahya Kemal’in Bursa’nın Şar Dağı’nda devamı gördüğü Üsküp’te bugün sadece Muratpaşa Camisi ile yeni açılan Arasta Camisi’nde lisanımız kullanılabiliyor. Bugünkü eğilimler sürdüğü takdirde, Arnavutçuluk muhtemelen fazla uzak olmayan bir gelecekte mabetlerden Türkçemizi tamamen kovacaktır. İstanbul’un fethinden seneler önce inşa edilmiş İshak Bey Alaca Camisi’nde cuma namazında, bir taraftan ezan dinlerken diğer taraftan ses yayından Kuran tilavetini aynı zamanda dinlemek nezahatsizliğine tanık oldum. Hutbe Arnavutça bile okunmadı, tamamen Arapçaydı. Diğer taraftan Üsküp’ten Gostivar yönüne giderken yerleşim merkezlerine son yıllarda yapılmış olan birbirinin kötü kopyası Arap tarzı minareler de zevksizliği yansıtıyor gibiydi.

Şimdilerde artık Tetova adıyla anılan Kalkandelenimiz de Harabati Baba Bektaşi tekkesini de ziyaret ettik. Harabati Baba mezar taşına göre 1196 senesinde şehit olmuş. Yani rahmetli günümüzden 238 sene evvel göçmüş. Şimdiki Baba Edmond İbrahimaj bize alaka gösterdi. Tekkenin okunmuş şekerinden ikram etti. Baba’nın sohbeti, mizah duygusu yerinde ve Türkçesi güzel. Şöhretli ziyaretçilerinin resimlerini duvara yerleştirmiş. Kendi deyimiyle Tayyip Ağa’nın resmini de gösterdi. Daha önceki Bektaşi babaları divan sahibi olacak kadar Türk kültürüne vakıftılar. İbrahim Baba’dan sonra Türkçe bilen bir postnişin, galiba zor görünüyor. Kosova’nın Yakova şehrinde Bektaşi Tekkesinde 2009 yılında Mümin Lama Baba’yı ziyaret etmiştim. Kendisinden önceki babalar Türkçe ile klasik şiir yazacak kadar kültürümüzle iç içeyken Mümin Baba Türkçe bilmiyordu. Mümin Baba Tekke şeyhliğine geleceğini öngörmediğinden Türkçeyi öğrenmediğini hayıflanarak tarafımıza anlatmıştı. İletişim araçlarının ve kültürel ilişkilerin yoğunlaştığı bir dönemde kültürel sahada da mesafe kaybediyoruz, maalesef.

Kalkandelen’den sonra Gostivar’ı geçtikten sonra Şar Dağları eteklerinde Vardar’ın doğduğu bölgeye gittik. Bir yemek molasından sonra Kırçova’ya doğru Mavrova gölüne gittik. Gölün etrafını dolaştık. Muhteşem bir manzaraya tanık olduk. Kulağımızda “Mavrova’dan aldım sümbül” çalınır gibi oldu. Fakat “Şar Dağından kalkan kazlar”ı maalesef göremedik.

Ohri’deyken 30 km güneyde yine göl kıyısında St. Naum Manastırı bölgesini de ziyaret ettik. Manastır 1767 senesinde tarafımızdan lağvedilmesine kadar Bulgar Başpiskoposluğunun merkeziydi. Bu tarihten tam iki yüz yıl sonra Ohri’de Makedon kilisesi Sırp hâkimiyetinden çıkarılarak otosefal ilan edilecektir. Bölge ticari bir panayır hâline getirilmiş. İnsanlar, kutsal manastırın yanında neredeyse üryan denilecek kisve ile göle giriyorlar. İlgili ruhbanın bundan rahatsızlık duyup duymadığını bilemiyorum. Naum, Makedon siyasi mitolojisinde Slav kabileleri için Kril alfabesini ihdas eden Kril’in öğrencisi. SvetiNaumKril alfabesini geliştirmiş. Tabii hem Kril hem Naum Bizans’ın misyonerleri. Bizans ise Slavlara anılan dönemlerde kan kusturuyor. Ama Kril ve Naum dışında Metodius da Ohrili Klement de aynı şekilde Bizans’a çalışan ruhbanlar. 1.000 yıl sonra şimdi Makedon siyasi ideolojisine hizmet için dev heykelleriyle hemen her şehirde boy gösteriyorlar. Mübarekler hizmette sınır ve ideoloji tanımıyorlar.

St. Naum’u ziyaret ettiğimiz 3 Ağustos günü hemen birkaç kilometre ötede yani yine Ohri gölünün kıyısına yakın hudut kapısına gittik. Makedon hudut kapısındaki görevli binbaşılıktan ayrılmış, Harp Akademilerinde 1996 yılında üç ay kurs görmüş biriymiş. Bize saygı ve sıcaklık gösterdi. Kiraladığımız aracımızı hudut geçiş evrakı bulunmadığından Makedonya kapısında bıraktık. Pasaport işlemlerini bir iki dakikada tamamladıktan sonra Arnavut kapısına kadar 800 metre kadar yürüdük. Arnavut yetkililere, huduttan içeri ailece girip çıkmak istediğimizi, söyledik. Olur dediler. Pasaportları verip girdik, 25 metre kadar gidip geri döndük. Bize arabanız nerede diye sordular. Makedonya kapısında bıraktığımızı söyledik. Niye dediler, maksadımız Arnavutluk içine geçmek değil, sadece hudut kapısına girmek olduğunu söyledik. Pasaportlarımızı vermediler. Kaba şekilde, gidin bekleyin dediler. Arnavut yetkililer yasal pasaportlarımızla hudut kapısından girip üç dakikada çıkmamız için kendilerine rüşvet vermemizi bekliyorlarmış! Vermedik, onlar da yarım saat boşu boşuna beklettiler.

Göl kenarında güzelim Ohri, abartılı Ortodoks sembolleriyle dolu vaziyette. Şehrin 15 km. kadar kuzeyindeki Struga’ya da gittik. 1970’li yıllarda duymuş olduğum Struga Şiir Akşamları hâlen devam ediyormuş. Sual etmemiz üzerine birisi Struga İlahileri diye soydaşların bir CD’si olduğunu söylemişti. Struga’da epey yere sordum. Arnavut satıcıların cevabı standarttı: Arnavutça var (Arnavutça varken Türkçesini ne yapacaksınız?)..

Ohri’nin 65 km. kadar doğusunda Yunan hududuna 15 km. mesafede Manastırımızı da ziyaret ettik. Askeri İdadimizin önündeki kurumuş havuz acaba “Manastır’ın ortasında var bir havuz” denilen havuz muydu diye düşünmeden edemedik. Müze yapılan idadimizin Atatürk salonu dolayısıyla hemen her saat Türkiye’den ziyaretçileri var. Müzenin diğer kesimlerinde de kanlı haydutların boy boy resim ve efsaneleri sergileniyor. Hâlen TİKA tarafından şehir merkezinde restorasyonu yapılan İshak Çelebi Camisi’ni görmek istedik. Caminin haziresindeki güzelim mezar taşlarımız topluca kırılmış! Kültürümüze, mirasımıza değer vermek için maddi fedakârlık yapmak yetmiyor, anlaşılan. Değerlerinizin öneminin cahili kadrolar minareyi kubbeyi tamir ederken sanat eseri mezar taşlarınızı muhtemelen şartnamede açık hüküm olmadığından barbarca imhasında bir sakınca görmüyorlar. Daha acısı masrafı karşılayan devletimizin bu vandallığı önleyecek bir mekanizması da mevcut değil.

Manastır’da 1908 yazında görev başında şehit edilen kahraman Şemsi Paşa’nın kabrini bulmak için Halveti Dergâhı’nı aradıksa da bilene rast gelmedik. Şemsi Paşa, İstanbul’da pasaj sahibi olan değil, 1906 yılında Karadağ hududunda küçük bir araziyi Karadağlılara teslim etmesini irade eden Sultan Hamid’e “Vatan toprağını kanım pahasına savunmaya Beytullah’ta yemin ettim. Bu emrinizi yerine getirmek için beni vazifeden azledin, buyruğunuzu yerine getirecek başka bir kumandan tayin edin.” diye telgraf çeken karakter sahibidir..

Kolordu Karargahı’mızın da bulunduğu Manastır’ın Nüzhetiye mahallesi Jandarma Karakolu nöbetçilerinden Arnavut Halim, kendisini görev başında dövmeye kalkan azgın Rus konsolosu Rostkovski’yi öldürmüştü, 111 sene önce Ağustos başlarında. Halim’i ve diğer nöbetçiyi Moskofu teskin etmek için düzmece bir mahkeme ile karakolun önündeki çınarın altında gündüz vakti asmıştık. Koca Manastır’da Nüzhetiye mahallesini dahi bulamadım. Şühedaya mahcubum. İnşallah kahraman Halim ve arkadaşının aziz hatıralarının emaresini bir başka ziyarette bulacağız.

Üsküp’ün 55 km. kadar güneyinde Selanik yolu üzerinde Köprülü şehri bulunuyor. Şehrin içinden Vardar akıyor. Çok sayıda köprü var. Belki şehir adını bu köprülerin çokluğundan almış anlaşılan. Şehre şimdilerde Veles diyorlarsa da şehirdeki köprülerden birisinin adının Gemici olduğunu gözlerimizle gördük.

Makedonya’da 80 bin civarında Türk yaşadığı kabul ediliyor. Bu oran da ülke nüfusunun yüzde 4’üne karşılık geliyor. Gezimiz boyunca kurumsallaşmış bir işyeri işleten soydaşımıza rast gelmedik. Eğitim ile parlak bir mevkiye gelenini de maalesef duyamadık. 2007 yılında Üsküp’e geldiğimde Kapan Han’da mahalli halktan müezzinlik yapan bir soydaşımızla hasbıhal etmiştik. Müezzin Efendi, sosyalist dönemde domuzun boynunda inci vardı, maalesef almadık, demişti. Ve izah etmişti. Eski dönemde eğitim parasızdı. Türkler maalesef parasız eğitimden faydalanma yolunu tercih etmemişlerdi. Şimdi Türk azınlık eğitimin önemini anlayacak duruma geldi, ancak paralı eğitime gücü yetecek pek kimse kalmadı. Eşi Türk okulunda öğretmenlik yapan bir soydaşımız 20 sene kadar Türk sınıflarının öğrenci sayısı 35-40 iken şimdi bu sayının yarıdan aşağıya düştüğünü söyledi ve önümüzdeki yıllarda Türk sınıflarının yeterli öğrenci bulamamaktan kapanacağı endişesini dile getirdi. Üsküp’te görüştüğümüz bir akademisyen Doğu Makedonya’da bulunan Yörüklerin soydaşlarımızın eğitim açısından en sefil kesimi olduğunu söyledi. Liseyi bitiren zavallı Yörüklerimiz, adlarını dahi yazamıyormuş. Makedon öğretmenlerin şahsi işlerini ve hizmetini görerek hemen hiçbir şey öğrenmeden diploma alma başarısı(!) gösteriyorlarmış. Kaynaklara göre Tito devrinde soydaşlarımızın eğitim ve kültür seviyesi bugünkünden yüksek görünüyor.

Soydaşlarımız Makedonya’da iş hayatında görebildiğimiz kadarıyla çaycılık, ayakkabı tamirciliği, tatlıcılık, berberlik ve turizmle ilgili sektörlerde işletme sahibi Makedon veya Arnavutlara müşteri avcılığı gibi işleri icra ediyorlar.İşlerini modern işletmecilik gereklerine göre yapmayı pek düşünmüyorlar. Türk mahallesinde mütevazı bir otel işletmecisine otelinin fiyat ve şartlarını internet ortamına koymalarını tavsiye ettiğimde etraftan, beş para etmez komplo mavalları, dinledim. Türk tur operatörleri kendilerini değil gavurları tercih edermiş, falan filan. Bir kısım soydaş esnaf Türkiye’den gelen ziyaretçileri yolunacak kaz gibi görmeyi tercih ediyor. Ohri’de soydaşımız Berber Şerafettin Halil’i elbette tenzih ederim. Konuşması, kültürü, hamiyeti ve mantığındaki tutarlığı diğer soydaşlarda maalesef göremedim.

Galiba Türkiye’nin varlığı soydaşlarımızda boş bir güven yaratmış. Türkiye varken kendilerinin herhangi sosyal gayret göstermelerine gerek olmadığı gibi bir algı oluşmuş gibi görünüyor. Milli şuur ve gayret yok olmaya yüz tutmuş denilse haksızlık sayılmaz.[1]1948 yılında Üsküp’te düzmece mahkemelerin Türkiye casusu yalanıyla idama mahkûm ettiği kahraman “Yücelcileri” sorduğum kimseler, maalesef bilemedi.

Makedonya’da 50 yıl kadar sonra yukarıda tasvir edilen çeteci-haydut heykellerinin nüfus çoğunluğunu elde edecek Arnavutlar tarafından ortadan kaldırılacağını tahmin ediyorum. Fakat korkarım ki, bu şu anlama da geliyor. İktidara tam olarak sahip olacak Arnavutlar Makedonya’da şimdiden silinme noktasına gelen Türklerden hâlâ kalan olursa Arnavutlaşmayı kabul etmeyen tek bir ferde dahi yaşama hakkı vermeyecekler.

[1] Makedonya vatandaşı soydaşlarımıza da fazla haksızlık yapmış olmayalım. 2013 Ekim’inde İstanbul Üniversitesinde Rumeli derneklerinin de desteğiyle yapılan Balkanlar kongresinde yaşını başını almış bazı vatandaşlarımızın “önümüzdeki seçimde Makedon bir kızımız falan bölgede aday” gibi özensiz konuşmalarını bizzat duymuştum. Yine ordumuzda tümgeneral rütbesine varmış birisinin etrafına “ben Makedon’um” diye tafra yaptığı maiyetince bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nde de millî şuur maalesef bu halde…

 Hasip SAYGILI

*Türk Yurdu Dergisi Kasım 2014

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

KARAMSARLIK (MI DEDİNİZ)

Hemen her güne yeni bir acı ve elemle uyanır olduk. Kaygılarımız arttı. Demokrat...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE MEZARINDAN KALKAN Ş…

Roman, kendini her türden inancı sorgulayan ve tuhaflıklara tapan bir genç olara...

YUNUS EMRE’NİN NUR-I MUHAMMEDİ ANLATIMININ TÜ…

Yunus Emre’nin bir manzumesinde, kuş, göl ve su sembolleri kullanılarak Hz. Mu...

YOLLAR TÜRKÜYDÜ

Yolumuz Mudanya üzerinden Balıkesir'e idi. Metin Savaş Bey'i aradım oradaymış...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE CADI

Garâ’ib Faturası serisinin ikinci kitabı Cadı, tıpkı serinin ilk örneği&nbs...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE GÜLYABANİ

Gulyabani, romancıya yaşlı bir hanım okuyucusu tarafından cinlerle, perilerle il...

TÜRK EDEBİYATINDA GOTİK TÜRÜNÜN ORTAYA ÇIKIŞI…

Gotik edebiyat cadılar, cinler, periler, hortlaklar, vampirler gibi doğaüstü yar...

GÂVURDAĞI ÂŞIKLIK GELENEĞİ- BOZLAK VE BARAK …

Bölgedeki Türkmen topluluklarının konargöçer yaşama biçimleri, tarihi süreçleri ...

PROF.DR. AHMET KARTAL’IN TÜRK-FARS EDEBİ İLİŞKİLERİ HAK…

Osmangazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Baş...

GEL ŞİMDİ TANIMINI YENİDEN YAPALIM ATEŞİN

“Yürek yangınına ateş gerekmiyorsa / Gel şimdi tanımını yeniden yapalım ateşin” ...

ARAŞTIRMA RAPORUNUN BİÇİMİ VE KAYNAK GÖSTERİMİ NASIL OL…

Bir araştırma raporunun içeriğinin zenginliği kadar sunuluş biçimi de önemlidir...

ÖMER SEYFETTİN - ACABA NE İDİ?

Çıkardıkları gün hemen geri döndüğü Toptaşı Tımarhanesinden Cabi Efendiyi kabul ...

DENEYELİM Mİ?

Hayat öyle güzel ki ... Öyle güzel ki yaşamak. Yaşadığının farkında olarak yaşam...

GAZELİN ANLAM-YAPI İLİŞKİSİNDE METAFORLARIN İŞLEVİ

Divan Edebiyatı gazellerinin şekil özellikleri hakkındaki bilgiler hemen hemen b...

PROF.DR. Saadettin Yıldız ile Türk Dili,Dil, Kültür ve …

Hocamız saygıdeğer Prof.Dr. Saadettin Yıldız ile "Dil" ve "Edebiyat...

ARİF NİHAT'TA MİLLİYETÇİ TAVIR

Türk milliyetçiliğinin en önemli beslenme kaynaklarından birisi, hiç şüphesiz, e...

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

Kırmızı Kitaplar

GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Şair ve Şiir

Karacaoğlan...Bahçemizin Gülü/Gönlümüzün Bülbülü

BAHÇEMİZİN GÜLÜ / GÖNLÜMÜZÜN BÜLBÜLÜ KARACAOĞLAN Dr. Halil ATILGAN Çukurova bayramlığın giyerken Çıplaklığın üzerinden soyarken        Şubat ayı kış yelini kovarken     Cennet dense sana yakışır dağlar Yüzyıllardır Anadolu’yu dalga dalga saran bir...

NEYZEN TEVFİK

Öyle bir insan tasavvur ediniz ki, hayatında şöhretten, şehvetten, kinden, alayıştan, mevkiden ve paradan hoşlanmamış; hiçbirşeye sadakada sarılmamış, istediği gibi, bildiği gibi yaşamış olsun. İşte...

MERDİVEN - AHMET HAŞİM (TAHLİL)

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…    Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…    Eğilmiş...

ŞARKI - ŞEYH GÂLİP

1. Ey Nihâl-i işve bir nevres fidânımsın benimGördüğüm günden beri hâtır-nişânımsın benimBen ne hacet kim diyem rûh-i Revânımsın benimGizlesem de âşıkâr etsem de cânımsın benim

Bu kategorideki Diğer Yazılar...

Yazarlarımızdan Seçtiklerimiz

BİR KENDİNE DÖNÜŞ HİKÂYESİ; YABANSESSİZTANBULTÜRK BAHADIRLARININ ORTAK ADI: ALPDÂHİLER VE DELİLER - MARMARA KIRAATHANESİ’NİN ROMANIZEHRETME HAYATI BANA CÂNÂNIM...YOL ODUR Kİ DOĞRU VARANUR-Û MUHAMMEDİ'DE VATANANTİK TANRI; UNESCOÇÖZEBİLECEĞİMİZ ŞEYİ KOPARMAYALIMHÜSEYİN CAVİT: IŞIĞI SÖNMEYEN TÜRKKAYIPLARIMIZOKUMADAN  LİM YAZMADAN MUALLİMBİR ATATÜRK ROMANISEFERÎ’NİN “DÜŞ DE GÖR” ŞİİRİ ÜZERİNE NOTLAROYUNDAN FELSEFE ÇIKARMAKVATANBİR BARDAK ÇAYTANZİMAT’IN İZZET-İ NEFSİNE YOLCULUKAZMİ GÜLEÇTANPINAR’IN HUZUR ADLI ROMANINDAN İKİ KADIN PORTRESİ

digertumyazilar