Pazartesi 24 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
TAKDİR DUYGUSU
Daha önce okudunuz 0%

sevketradoBana Mustafakemalpaşa kazasından birkaç imzalı mektup gönderdiler. İçinde bir sual var.

Doğrusu her mektupta sorulan suale hemen cevap vermek kolay olmuyor. Bir kere bazı kimseler çok çetin sualler soruyorlar, onların içinden çıkmaya benim bilgim kâfi gelmiyor. Bazı kimseler de serçe gibidir; akılları hep darıdadır. Gönül meselelerinin hâllini benden istiyorlar. Gönül meselesini de ne yazık ki bilgi ile hâlletmek her zaman mümkün değildir. Onun için dikkat ederseniz erbabı, bu gibi hâllerde daha çok kahve falına, el falına başvururlar. Fala baktırmak veya bakmak ise çoktan beri yasak olduğundan onların gönül meselelerine dair suallerini de cevapsız bırakmak gerekiyor.

Sonunda kala kala daha kolayca, mantıkla ve hayattaki tecrübelerle içinden çıkmak mümkün olan suallere cevap vermek işi kalıyor ki Mustafakemalpaşa kazasından bana mektup gönderen vatandaşlarıma önce böyle bir sual sordukları için teşekkür ederim.

Sonra itiraf edeyim ki Mustafakemalpaşa kazasında oturanlardan birkaç kişi tarafından hatırlanmam da hoşuma gitti. Çünkü bundan hayli zaman önce, çocukluğumda o kasabada on beş, yirmi gün kadar misafir kalmıştım. O zaman İstiklal Mücadelesi’nden yeni çıktığımız için kasaba pek harap bir hâlde idi. Ama çok şirin evleri, yemişlerle dolu bahçeleri hatırımdan bir türlü çıkmaz.

Bir daha fırsat bulup da ziyaret edemediğim Mustafakemalpaşa kazasından birkaç kişinin beni hatırlayıp bir mesele etrafında fikrimi almaya heves etmesi, bilhassa eski hatıralarımı canlandırdığı için pek hoşuma gitti.

Bilirsiniz, geçmiş zamanı bir daha yaşamak ancak hatıralar sayesinde mümkün olabilir ve meşhur tabir ile “Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.”

Mustafakemalpaşa’dan mektup yazanlar “İnsanların büyüklerinden veya karşılarındakilerden takdir görmeye ihtiyaçları var mıdır?” diye soruyorlar. Tabii sual bu kadarla kalmamış, kendi fikirlerini de eklemeyi unutmamışlar. Onlara göre de çalışan insanları takdir etmek, tebrik etmek lazımdır ki şevke gelsinler. Bazen bir tatlı söz insana en büyük mükâfatlardan daha fazla gayret verdiği hâlde zaman olur ki bir gönülsüz bakış insanı tuttuğu işten buzlar gibi soğutuverir. Takdirin gönülde yaptığı tesir neden ileri geliyor, bize onu, mümkünse etraflıca anlatınız, diyorlar.

Geçenlerde attan pek iyi anlayan bir dostumla görüşüyorduk. Atlara her şeyi öğretmenin kabil olduğunu söylüyordu. Yeter ki at istenilen bir hareketi yaptığı zaman mükâfat alacağını kavrayabilsin. O hareketi yapmadığı takdirde cezaya çarpılabileceğini de anlarsa atın yapmayacağı şey yoktur.

Fakat ben öyle zannediyorum ki insanları iyi hareketler yapmaya teşvik etmekte mükâfatın, yani takdirin tesiri cezanın tesirinden daha büyüktür.

Size galiba bir kere daha söylemiştim. Büyük filozof Bertrand Russell anlatır. Adamın biri kedisini fare tutmaya alıştırmak için fareyi ortaya çıkarır, kedisini de üzerine atlasın diye teşvik eder, atlamadığını görünce sopayı basarmış. Bu dayaklı terbiye sisteminin sonu ne olmuş biliyor musunuz? Kedi fareyi gördüğü zaman dayak korkusundan tir tir titremeye başlarmış!

Onun için iyi hareketleri teşvikte cezanın tesiri takdirin, mükâfatın çok altında kalır. Yine attan anlayan o dostumuza:

— Atın iyi hareketlerine karşılık beklediği takdir nedir, diye sordum.

— Gayet basit, dedi, ya bir topak şeker yahut da suratının okşanmasından ibaret.

At okşanmaktan anlar mı, diyeceksiniz. Hem de öylesine anlarmış ki bayılır, mest olurmuş. O hantal vücudu, o küt yapısıyla bir at takdirden, mükâfattan anlıyor, sırf o takdiri, o mükâfatı kazanmak için yapılması en zor hareketleri yapmaya girişiyor da insan neden takdir karşısında bir duvar gibi duygusuz kalsın?

Dünyada insanoğlu bütün güzel hareketleri sadece bir takdir kazanmak için yapmıştır. Gerçi para kazanmak, kazandığımız o para ile daha refahlı bir ömür sürerek rahat etmek için çalışıyoruz gibi görünüyorsak da bütün çalışmalarımızdan zaman zaman takdir edileceğimizi ümit etmesek geçinmek hesabına bile olsa çalışmak hevesimiz kalmaz. Daha çocukken henüz bütün kabiliyetlerimizin gelişmediği küçük yaşlarda bizi yattığımız yerden ayağa kaldıran, annemizin, babamızın teşvikleri, takdirleridir. İlk adımlarımızı atmaya başladığımız zaman annemizle babamız bize “aferin” demeseler, kucakta taşınacağımızı pekâlâ bildiğimiz o günlerde bizler için çok zor bir şey olan yürümeyi her hâlde çekici bulmayacaktık. Paranın insan için manası olmadığı çağlarda bir “aferin”, bir “yaşa”, “var ol”, bir “arslanım” sözünün göze aldırmayacağı fedakârlık yoktur.

Mektepte geçen yıllarımız hocalarımızın takdirlerini kazanmak için gayret sarf etmekle geçmiştir. Öğrenilmesi sahiden zor ve büyük bir kısmının hayatta yeri olmayan o bilgi yükünü takdir kazanmak, hatta ileride takdir kazanacak bir seviyeye yükselmek uğrunda kafamıza yerleştirdik.

Tiyatroya şüphesiz gidiyorsunuz. Aktörlüğün ne kadar güç bir meslek olduğunu da o vesile ile düşündüğünüz zamanlar her hâlde olmuştur. Bir kitaptan, iki saat sürecek sözleri, kelimesi kelimesine ezberlemek, sonra sahnede her gece aynı rolü, belki yüz defa tekrar etmek.

Bütün bu külfetlere o sanatkârlar sadece maaşlarını almak için mi katlanıyorlar dersiniz? O kadar gayret sarf eden adam aldığı maaşı her yerde hak eder. Aktör bütün bu külfete sırf takdir toplamak için katlanır. Alkış yok mu, hani bizim için hiç de zahmetli ve mahiyeti bakımından hiç de ağır olmayan, iki elimizi birbirine çarpıp ses çıkarmaktan ibaret olduğu hâlde, lütfetmekte pek hasis davrandığımız o alkış! İşte aktör o alkışın esiri olmuştur. Sahnenin üstünde yere düşüp ölür ve sizin canıgönülden kendisini alkışladığınızı duyunca yerinden mesut ve bahtiyar fırlayarak mükâfatını almış bir adamın keyfi içinde sizi selamlar.

En büyük keşifler, en faydalı icatlar para kazanmak için değil, insanlığa hizmet edenlerin takdir edildiği bilindiği için yapılmıştır. Öldükten sonra iyi bir isim bırakmak isteyen adam hayatını feragat içinde, fakirliğe katlanarak fakat namuslu kalmaya gayret ederek geçiriyorsa takdir edilmek istediği içindir.

Geçen sene bütün dünya gazeteleri Himalaya Dağları’nın en yüksek tepesine çıkmaya çalışan insanların macerasını okuyucularına saati saatine bildirmekle meşguldü. İnsan durup dururken Himalaya’nın buzlu tepelerine tırmanmayı neden istesin? Tehlikelere kendini neden atsın? Para içinse Himalaya’nın tepesine çıktığı için kimse kimseye on para vermez. Fakat Himalaya’nın tepesine çıkmak bir marifettir. Çünkü bunca senedir oraya çıkmak isteyenler karşılaştıkları tehlikelerden gözleri yılarak aşağı indiler. Bu cesaret ve fedakârlığı kim gösterirse onun takdir edileceğini, alkışlanacağını, bir müddet bile olsa baş üstünde taşınacağını herkes bildiği için Himalaya’ya tırmanmaya cesaret edenler ortaya çıkar. Çünkü bu işin sonunda takdir vardır.

Para, hizmetleri, gayretleri ödemek için iyi bir vasıtadır fakat kâfi değildir. Feragatler, fedakârlıklar para ile ödenmez; takdirle, alkışla veya birkaç tatlı cümle ile ödenir. Dünyanın bütün büyük işleri de ancak fedakârlıkla yapılabilir.

Şevket RADO

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

SANATIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ
 Sanat; ‘’bir duygunun, tasarımın, güzelliğin vb. dışa vurumunda, anlatımında kullanılan  yöntemlerin tümü. Bu yöntemlerle ortaya konulan üstün yaratıcılık. Hüner, marifet’’ anlamına gelmektedir.      Sanat, uzun süre bilim ve teknik sınıflandırmasının içinde...
SAYI - 16 OSMANLI DÖNEMİ’NDE ESKİŞEHİR FARMASON CEMİYETİ VE BİR TELGRAF
Yıl 1912… Temmuz sıcağında Eskişehir’deyiz. Elimizde -bu sefer- Nimet gazetesi var. Bir gölgeye sığınmak, okumak için sabırsızlanıyoruz. Gazetenin serlevhasına yani başlığının bulunduğu bölüme göz gezdiriyoruz önce. Başlığın hemen altında “Şimdilik haftada 3 defa neşrolunur.” yazıyor. Haftada 3...
GÜVENİLİR OLMAK
‘Güvenme dostuna saman doldurur postuna,’, ‘Güvenme varlığa düşersin darlığa’ sözlerini günlük hayatta sık duymuşsunuzdur. Bu mevzudan bahisle güven ve güvenilir olmak konusunu açalım biraz hele:  Elinden ve dilinden herkesin emin olduğu insanlarla bir arada yaşayabilmek hepimizin ortak...
DESTAN ŞAİRİ
Abdullah Satoğlu, bir destan şairidir. O’nun “Nerede” isimli nefis bir şiiri yar ki, geçmişi ve geleceği ile, asil milletimizin serüvenini mısra mısra, ilmik ilmik bir Türkmen halısı gibi dokumaktadır... Şiirlerindeki, bütün dörtlük, beyit ve mısralar arsında, birbiriyle uyumlu bir diziliş...
SORULARA CEVAPLAR
Dâhilîdir sadme.. hâriçten değil.. aslâ değil! Sonra, olmaz ez-kazâ dünyâda bir şey, böyle bil! Nâgehânî lâfzının ma’nâsı yoktur, herzedir: En beyinsizler bu istikbâli zîrâ kestirir. Gökten inmez bir de hiçbir şey.. bütün yerden taşar; Kendi ahlâkıyla bir millet ölür, yâhut...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...
Gece ağrı, ateş, titreme, bulantı... Sabaha kadar uyuyamadım. Sabah ilk defa halsizlikten kalkamadım. Neredeyse saat ona kadar sürdü bu. Sonra zar zor iş yerine geldim, ayakta durmak mümkün değil. Acile gittik üç ünite serum verdiler, biraz kendime gelir gibi oldum.Gece aynı sıkıntılar tekrar...
prev
next

“KOZA” ŞİİRLERİNE GÖRE HARİD FEDAİ…

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

   2.2.”Koza” şiirlerinde  ses yapısı   Harid Fedai’nin şiirlerinde ses zaman zaman ön plana çıkar; ancak şiir boyunca süren bir ses organizasyonundan söz etmek pek mümkün değildir. Çoğu zaman seyrek ve zayıf kafiyelerle...

KELE BACIM

Ayla Coşkun CEREN

“Kele bacım aklının dibini dökme. Otur oturduğun yerde. Abılan da duymasın bu dediklerini. Sen ne bakıyon kemçiğin dediklerine. O senin iyi olmanı istemiyo. Yarın gene acılıktan bacılık olursunuz. Alaguyruk o...

Okullar açılırken (2)

Özcan TÜRKMEN

Sorumluluğun önem ve değerini gündelik hayatımıza yansıtalım. Haklarımız ve görevlerimizin dengeli olması gerektiğini unutmayalım. İnsanları birbirine yaklaştıran iki temel ögeden birinin savaş diğerinin de eğlence olduğunu biliyoruz. Yine biliyoruz ki eğlence...

NASIL DA HÜZÜNLE BAKIYOR SÜHEYL HOCA

Saliha MALHUN

Nasıl da hüzünle bakıyor Süheyl Hoca. Sanki “emâneti yüklenemeyen dağlara mukabil insana bakıyor. Üsküdar’da eski bir tekkenin hazîresinde metfun ecdâdın ressam ve hattat ervahıyla sohbette gibi seyr ediyor hâfıza nehrinde...

YURT DIŞINDA YAZAN ŞAİR GAZİ ÇAKMAK İLE…

Ahmet URFALI

Bozkır göçerlerinin dilidir Türkçe, bozkır kadar saf, sade ve gerçek.     Türkçe, bülbül sesidir duyulduğunda kalbi yeni heveslerle kanatlandıran.     Bir sabah esintisidir, atlı yiğitlerin bozkır ikliminde seslendirdiği.     Türkçe, Orhun nehrinin soğuk...

NELERİ TÜKETİYORUZ

Özcan TÜRKMEN

Küreselleşen dünyada yeni dünya düzeni kuruluyor. Bu düzende insanımız, maalesef, yalnız… Değişen dünya, yeni ama “yalnız birey” yetiştiriyor artık. Yalnızlaşan insanımız, yeni bir bağımlılığın eşiğinde… Bağımlılığın adı, “tüketim”... Bize lazım bazı şeyleri çok kolay...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş...

TÜRKÇE'DEKİ VATAN - 4

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

Prof. Dr. Nurullah ÇETİN beyin “Milli Doğruluş Yeniden” isimli eserinden “Milletleşme sürecimizin tahribi değil tahkimi” adlı yazısından bazı alıntıları sizlerle paylaşmak istiyorum. Önce “Nurullah ÇETİN” beyden bahsetmek bu mümtaz bilim ve edebiyat ...

ÖZ ŞİİRİN BÜYÜK USTASI: AHMET HAŞİM

Ali_Alper ÇETİN

Altın kulelerden yine kuşlar Tekrârını ömrün eder i’lân. Kuşlar mıdır onlar ki her akşam Âlemlerimizden sefer eyler?     Akşam, yine akşam, yine akşam Bir sırma kemerdir suya baksam Üstümde semâ kavs-i mutalsam! Akşam, yine akşam, yine akşam Göllerde...

MÜLAKATLAR

Osman Bey Babasına Göre Atak Bir Beylik Yap…

Ahmet URFALI

Araştırmacı Yazar Dt. Recep Aydoğdu ile bir sohbet gerçekleştirdik.        Recep Bey,  Osmanlı’nın kuruluş dönemini sadece  tarihsel olarak değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım yönlerinden  de araştırarak...

SAADETTİN YILDIZ”LA MÜLAKAT - 2

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1-Ne zaman, nerede doğdunuz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Demirköprü (eski adı: Kızılton) köyünde doğdum. 1947 yazında ( Haziran veya Temmuz) doğmuşum. Doğum tarihim, askere zamanında gidip işime...

GAZETECİ-YAZAR EMİNE TAŞTEPE İLE BİR SOH…

Ahmet URFALI

Emine Hanım, sohbetimize editörlüğünü yaptığınız edebiyat ve sanat sayfası BEYAZ FIRTINA’dan başlayalım. Beyaz Fırtına’nın konusu, amacı, etkinlik alanı nedir? Bu düşünce hangi kaygıdan doğdu? Hangi etkinlikleri gerçekleştirdiniz? Amacınıza ne oranda...

“AKADEMİK BİLGİYİ EKONOMİK BİR DEĞER…

Ahmet URFALI

Doç. Dr. Figen Çalışkan ile bir sohbet gerçekleştirdik       Figen Hanım,  bize bu sohbet imkânını verdiğiniz için öncelikle teşekkür ederim. Bir bilim insanı olmanızın yanında, sosyal ve kültürel projelerle çok...

ŞAİR GÜLDEN YALÇIN İLE SOHBET

Ahmet URFALI

Gülden Hanım, şiire nasıl başladınız? Nasıl bir kültürel ortamda yetiştiniz? Çocukluk ve gençlik dönemim SHÇEK yurdunda geçti. Şiir benim için bir mecburiyetti. Şiir, sığınağımdı, huzur bulduğum evimdi.Ben yurdun sağır duvarlarıyla dertleştim...

LALE ŞAİRİ VE YAZAR ABDULLAH SATOĞLU İL…

Bekir OĞUZBAŞARAN

Aslında siz meçhul biri değilsiniz, fakat bu sohbet münasebetiyle, özgeçmişinizi, bir kere de kendi ifadenizle anlatmanızı rica edeceğim:15 Mayıs 1934’te Kayseri’de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Kayseri’de yaptıktan sonra, İstanbul...

PROF. DR. TAMİLLA ABBASHANLI ALİYEVA BİR S…

Ahmet URFALI

Sizdeki edebiyat ve kültür merakı nasıl başladı? Nasıl bir kültür ortamında yetiştiniz? Türk Dili ve Edebiyatı alanını seçmenizin ana sebebi nedir? Güzel bir soru. Sayın Ahmet Hocam, her şeyi dobro-dobro anlatayım...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR İLE SOHBET- KIPÇAKLAR

Ahmet URFALI

Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa hakimiyetleri 1256 yılına kadar devam etmiştir. Kıpçaklar, tarihte Kuman-Kıpçak ortak adı ile anılan toplum, iki...

ŞAİR MEHMET ALİ KALKAN İLE BİR SOHBET : …

Ahmet URFALI

 MEHMET ALİ KALKAN ÖZGEÇMİŞ  1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Gazi İlk Okulu,Tunalı Orta Okulu ve Motor Sanat Enstitüsünü bitirdi.Üniversiteyi Adana’da okudu. 1980 yılında Adana Mühendislik Bilimleri Fakültesinden İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu...

Kırmızı Kitaplar

GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

Edebiyat Dunyamız

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl mezun olduğum Bölümün Eski Türk Dili Anabilim...

SEVİNÇ ÇOKUM

Edebiyat Dunyamız

 Sevinç Çokum, 25 Ağustos 1943’ te İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Kız Lisesi’ni, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi, ayrıca Umumi Sosyoloji dalında öğrenim gördü. Orta öğrenimi sırasında...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Abdullah SATOĞLU

Türk milletinin XX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli ve çok yönlü fikir adamı ve şairlerinden biri de hiç şüphe yok ki, üstad Necip Fazıl Kısakürek’tir. O, seksen yıllık ömrü içinde, kaleme aldığı nesir...

PEYAMİ SAFA-3

Edebiyat Dunyamız

Yirminci asır Fransa'sının en büyük romancısı Marcel Proust der ki: «Dünya bir kerede halkedilmedi. yeryüzüne orijinal san’atkârlar geldiği nisbette çok defalar da halkedildi.» Proust bu sözlerile hakiki san’atkâra bir halik...

DR. SAİT BAŞER

Edebiyat Dunyamız

Akademisyen, fikir adamı, araştırmacı, yazar.  Son yıllarda Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli ve verimli münevverlerden birisidir. 4 Aralık 1957 tarihinde Isparta-Yalvaç’ın İleği köyünde doğdu. İstanbul Sağmalcılar Lisesini bitirdi. Üç yıl Devlet Güzel Sanatlar...

PEYAMİ SAFA-1

Edebiyat Dunyamız

Şair İsmail Safa'nın oğlu ve «Mahşer», «Bir Akşamdı», «Şimşek», «Fatih - Harbiye», «Dokuzuncu Hariciye Koğuşu». "Bir Tereddüdün Romanı», «Biz İnsanlar" romanlarının müellifi Peyami Safa'ya otuz dokuz senelik hayatından ve on...

Osman Yüksel Serdengeçti

Edebiyat Dunyamız

Osman Yüksel SERDENGEÇTİ1917 yılında Antalya'nın Akseki ilçesinde doğdu. Asıl adı Osman Zeki Yüksel’dır. Serdengeçti dergisinde bu imzayla çıkan yazılarından dolayı bu soyadla tanındı. Aralarında Ahmet Hamdı Akseki, eski müftülerden Hacı...

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

Edebiyat Dunyamız

12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz güverte binbaşısı Mehmed Nail bey, Annesi deniz yarbayı Osman Fevzi...

BİR MİSTİK EDA ŞAİRİ OLARAK AHMET MUHİ…

Edebiyat Dunyamız

Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri edebiyatımızda bu üç şairle zirveye ulaşmış ve de...

ÖYKÜ / ROMAN

HATIRALAR IŞIĞINDA MEHMET AKIF ERSOY’UN K…

 Mehmet Akif, çok yönlü ve aktif kişiliği ile hiç kuşkusuz hem II. Meşrutiyet hem de Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen simalarından birisidir. Akif, her şeyden önce içinde yaşadığı dönemi...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş...

KÖPRÜ

Kapılar ardı sıra kapandı. Arabaya en son binen şoför, aceleci tavrı nedeniyle biraz geç de olsa kontağı bulup marşa bastı ve hızlı bir manevrayla makam aracını hükümet konağının avlusundan çıkardı...

SABAHATTİN ALİ _ SIRÇA KÖŞK

Bir zamanlar boş gezmeyi iş yapmaktan çok seven üç arkadaş varmış. Bugünden yarına geçinmek, gittikleri yerlerin birinden yüz bulsalar, beşinden kovulmak canlarına tak demiş. Alın teriyle kazanıp gönül rahatlığıyla yemeyi...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL …

Batı Cephesinden yeni dönmüştü. İşler iyiye gitmiyor canı sıkkındı. Akşamları dostları ile eski Ziraat Mektebinin binasında toplanıyorlar bazen sabahlara kadar konuşuyorlardı. Meclis tartışmaları da onu çok yoruyor, sağlığı da kötüye...

NASRETTİN HOCA’DAN BİR FIKRA

Fıkraları sevmeyen var mıdır, sanmam. Çünkü fıkralarda her insana hitap eden bir taraf mutlaka bulunur. Kimini güldürür fıkralar, neşelendirir; kimini hüzünlendirir, uyarır, eleştirir, düşündürür. Herkes nasibine düşeni alır latifeden/nükteden. Mutluyken...

ÖMER SEYFETTİN - İLK CİNAYET

Ben hep acı içinde yaşayan bir adamım! Bu sıkıntı âdeta kendimi bildiğim anda başladı. Belki daha dört yaşında yoktum. Ondan sonra yaptığım değil, hattâ düşündüğüm kötülüklerin bile vicdanımda tutuşturduğu sonsuz...

FARAH YURDÖZÜ VE MADRİT'TE METAFİZİK AŞ…

1980 sonrası dönemde Farah Yurdözü’nün Madrit’te Metafizik Aşk, ve Yaşam Bir Korku Filmidir; Elif Karakaş’ın Lanetli Genler ve Ve Sonra Bir Gün ve Sadık Yemli’nin Muska adlı çalışmaları Türk edebiyatında...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE MEZARINDAN KALK…

Roman, kendini her türden inancı sorgulayan ve tuhaflıklara tapan bir genç olarak tanımlayan Şevki Bey’in eski dostlarından Kadri Bey’le karşılaşması ile başlar. Ayaküstü yaptıkları sohbette Kadri Bey, şehir hayatından sıkıldığını...

ŞAİR ve ŞİİR

FUZÛLÎ VE BÂKÎ DİVÂNI’NDA BELÂ KAVRA…

Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan şiirinde de hayli fazla geçen kavramlardan biri olan belâ kavramı, divan şairleri tarafından farklı anlam ve mazmunlarla ifade edilmiştir. Belâ kavramı Türkçe sözlükte iki farklı anlam taşımaktadır.Bu çalışmada, 16...

HÜRRİYET KASİDESİ - NAMIK KEMAL

        1.      Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten         Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükümetten

TERCİ-İ BEND'LER - ŞEYH GALİP

Terci-i BendTâ be key arşa çıka âh-ı dil-î nâ şadımGökleri ağlata hasretle giden feryadımNice bir canı yaka nâle-i âteş-zâdımMüstaid kıl yoğısa lûtfuna isti´dâdımSana güçlük mü var ey şâh-ı kerem-mu´tâdımMûr isem...

KALENDERİ BİR ŞAİRİN DİVANI‟NDAN YANS…

Kalender kelimesi sözlükte “dünyadan elini çekip başıboş dolaşan (derviş); dünyadan elini eteğini çekip her şeyi hoş gören (kimse).” (Devellioğlu 2013: 581). Bir başka sözlükte “dünya işlerini bir kenara bırakmış kendince başıboş dolaşan (derviş); kendi halince...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEMESİ (ALİ…

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı Yavaş yavaş araladı perdeyi Gönlüm...

XIX. ASIR ÂŞIKLARINDAN BEŞİKTAŞLI (TOKAT…

Başlangıcı XVI. asra dayanan ve tarih sahnesinde kesintisiz süreklilik göstermek kaydı ile günümüze kadar ulaşan âşık edebiyatı ve geleneği Türk edebiyatı ve kültürünün en verimli alanlarından biridir. İçinden geçtiği her...

MERDİVEN - AHMET HAŞİM (TAHLİL)

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…    Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller, Durur...

ZİYA GÖKALP ve ALAGEYİK ŞİİRİ

Bir düşünce adamı, ancak okundukça, konuşuldukça, üzerinde tartışmalar yapıldıkça yaşar. Hâlâ canlı olan ve Türk milletine yön veren tarafları varsa bulunur. Düşüncesinin tarihi sebepleri araştırılır. Eskiyen ve yanlış olan yanları...

ÂŞIK GUFRÂNÎ’NİN CİHÂD-I EKBER DESTA…

Halk şairleri asırlar boyunca toplumlarının gözü, kulağı ve dili olmuşlar, ortaya koydukları ürünlerle kendi duygu ve düşüncelerinin yanı sıra içinde bulundukları toplumun zevklerini, beğenilerini, arzu ve isteklerini, tepkilerini, acılarını, sevinçlerini...

MEHMED ÂKİF'E DAİR- 2: MİLLÎ MÜCAD

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

   2.2. Gazeteci Âkif ve Millî Mücadele          27 Ağustos 1908’de, Ebülûlâ Mardin ve Eşref Edip Fergan’ın sahibi bulundukları Sırât-ı Müstakîm  dergisi yayına...

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Ahmet URFALI

Atalarımızın milletleşme süreciyle başlayan Türk milliyetçiliği düşüncesi, kültür ve tarih hayatımızda her zaman gündemde ve revaçta olmuştur. Türk...

SÜRGÜN MEKTUPLARINDAKİ ZİYA GÖKALP

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

          GİRİŞ: Tutuklanma ve Sürgün 13 Kasım 1918'de İstanbul işgal edildi. Bu, vatansever aydınların, askerlerin, yöneticilerin rahat bırakılmayacakları anlamına da...

OKULLAR AÇILIRKEN (1)

Özcan TÜRKMEN

‘Aslında hiçbir şey, iyi veya kötü değildir. Her şey, bizim onlar hakkında neler düşündüğümüze bağlıdır.’ Öncelikle buna inanmalı; işe öyle başlamalıyız.İşe başlamalı ve kendimize...

NEYİ BEKLEYELİM?

Özcan TÜRKMEN

Faruk Nafız Çamlıbel’in Yolcu ile Arabacı şirinin bestelenmişini, ‘Bekleyenim olsun da razıyım kavuşmasam’ şarkısını, ‘Düştüğüm yollar gibi sonsuzdur benim...

NİÇİN OKUMUYORUZ

Özcan TÜRKMEN

Bu soruyu kendi kendine soran ve de cevap ver(ebil)en insan sayısı ne kadar artarsa okuma oranımızın o kadar artacağına inanıyorum. Kitaplardan önce kendimizi okumaya...

NATÜRALİZM

Edebiyat Dunyamız

Determinizm anlayışını romana getiren bu akım 19. asrın ikinci yarısında Fransa’da ortaya çıkmıştır. Determinizme göre tabiat olaylarında aynı sebepler aynı...

ZİYA PAŞA - DİYAR-I KÜFRÜ GEZDİM

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm     Dolaştım mülk-i İslâmî bütün virâneler gördüm  Bulundum ben dahi darüş-şifâ-yı Bâb-ı Âli’de   Felatun’u beğenmez...

Şiir Nedir?

Şiirin bir sanat dalı olarak kabul edilişinden bu yana gerek şairler gerek eleştirmenler tarafından şiir tanımlanmaya çalışılmıştır. Zamana ve mekâna göre...

ÖMER KAPLAN KOZANOĞLU

1973 yılında Adana Feke’de doğdu. Köy ilkokulundan sonraki eğitim hayatını parasız yatılı, Fen Lisesi, Tıp ve Tıp’ta uzmanlık olarak sürdürdü. Çocukluk yıllarından...

ÖMER SEYFETTİN VE TOS

(28.2.1884 - 6.3.1920) Doğ.: Gönen - Ölm.: İstanbul Cumhuriyetten önceki edebiyatımızın hikâye alanındaki en büyük ünü ve değeri, şüphesiz, Ömer...

HOCAM HAKKI TARIK BEY

Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk yarıcı, gayet ciddi, temkinli herşeyden evvel lisan âlimi ve hastalık derecesinde mantık düşkünü, yalçın...

digertumyazilar