Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Prof.Dr. Saadettin YILDIZ">
(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)
Bunu okudun 0%
1.Giriş: 
Safahat’ı inceleyenler, onun bir “tesbitler kitabı” olduğunu kolaylıkla görmüşlerdir. Sosyal bünyeyi teşhir ederken etraflı bir “müşahede süzgeci” kullanan Mehmet Akif, Realist, hatta Natüralist romancılarda olduğu gibi, inceleyici, sebep-sonuç araştırıcı bir sanatkâr olarak karşımıza çıkar. 
Dış çevre tespitlerini böylesine dikkatle yapan ve onları nazma çeken bir sanatkâr, elbette, riskli bir yola girmiş olur; çünkü tespitler ne kadar ilgi çekici ve gerçekçi olursa olsun, şiir kılığına sokulamazsa, vezinli-kafiyeli bir “düsturlar manzumesi” ortaya çıkar; fakat şiir ölür. 
Safahat hiç şüphesiz, kuru bir düsturlar kitabı değildir. Onda, okuyucuyu derinden duygulandıran, tüylerini ürperten fevkalâde güzel ve etkileyici bölümler vardır. 
Bu yazı Safahat’ın ancak belli bir yönünü ele almamıza müsaade ettiği için, konumuzu, ‘Safahat’ta insanımızın hesaba çekilişi ve Asım’ olarak sınırlandıracağız. 
Şairler, hayaldan gerçeğe(objeye) ve objeden hayâle kolaylıkla geçebilen, bu suretle bizim iç dünyamıza ve çevremize bakışımızı şekillendiren sanatkârlardır. Onların model(iyi veya kötü yönüyle örnek) gösterdikleri kişiler, toplum tarafından kolay benimsenir. Bu, şiire düşkün olması bakımından, Türk milleti için daha da geçerlidir. 
Mehmet Akif’le aynı dönemde yaşayan şair Mehmed Emin Yurdakul; “Şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir” diyor. “Haykıran şair” tabiri, bir bakıma, başkalarının dertleri ile, umumî ıztırapla muztarip olan ve bu acıyla şiir söyleyen şair manasına gelir. Akif Türk milletinin sıkıntılarını, zaman zaman çok yükselen bir üslûpla haykırmış bir şairdir. O, aynı zamanda bir “aksiyoner”dir. Türk tarihinin en buhranlı bir dönemini görüp yaşamış, o hengâme içinde hem kuvvetli bir şair, hem de mücadele adamı olarak yer almıştır. 
Milletin topyekun yaşadığı sıkıntılar, bizi, geçmişin eksikliğini teşhise ve geleceğin ihtiyaçlarını tespite mecbur bırakan öğretici, fakat acı derslerdir. Akif hayatı boyunca içinde yaşadığı sırsıntılardan, felâketlerden esaslı dersler çıkaran, sezgisi kuvvetli bir şairdi. Onun tespitleri, onları yaşamış biri olması, yani sadece hayallerini söylemekle kalmaması sebebiyle daha mühimdir. 
Şairin ilgi sahası, umumî bir bakışla, iki ana daire teşkil ediyor: 1.Türk milleti(ve onun umumî hayatındaki sarsıntı), 2. İslâm dünyası(ve onun umumî durumundaki dağılma)
Akif, bu iki ilgi sahasını birbirinden kesin çizgilerle ayırmamakla beraber, Türk milletini bilhassa “insanın kalitesi” açısından, İslâm dünyasını ise “vahdet-birlik” açısından ele almıştır. Biz, burada, birinci madde üzerinde duracağız. 
2. Akif’in Tespit Ettiği Aksaklıklar ve Teklifleri 
Mehmet Akif, Türk milletinin bir kıskaç içine düştüğü ve karşı karşıya geldiği en büyük tehlikenin de “insanımızın aşınması” olduğu kanaatindedir. Ona göre, aşınmış insanımızda görülen eksiklikler, aksaklıklar, yani aşınmanın başlıca tezahürleri şunlardır: 
a) Tembellik, b) Cahillik ve ilme karşı kayıtsızlık, c) Genel manada sorumsuzluk, d) Tedbirsizlik, e) İnanç eksikliği, f) Gelenek ve göreneklere itaatsizlik, g) Ahlâkî zayıflık, h) Batıyı yanlış anlama/Taklitçilik, i) Birlik ve dayanışma şuuru eksikliği, k) Maziye itaatsizlik, l) Aydınların yabancılaşması, m) Aile bağlarının zayıflaması... 
Ana başlıklar hâlinde toplamaya çalıştığımız bu aksaklıklar, Safahat’ın çeşitli bölümlerinde ve çeşitli vesilelerle dile getirilmiştir. Bunların bir kısmını kısaca gözden geçirelim:
a) Tembellik: 
Akif’e göre, Türk milleti tembelleşmiştir. Yeni nesil, atalarının gayret ve çalışkanlığından uzaktır: 
O kahraman babalardan doğan bu nesl-i cebîn
Ne girûdâr-ı maîşet bilir, ne kedd-i yemîn.
Azâb içinde kalır sa’yi görse rüyada!
Niçin yorulmalı zaten “ölümlü dünya”da?[1]    
                                   
Demek ki, yeni nesil tembel ve korkaktır; geçim mücadelesi, kol emeği gibi gayret ve meziyetlerden nasiplenmemiştir; çalışmayı rüyasında görse azap duymaktadır; “nasıl olsa dünya ölümlü, niye çalışmalı” anlayışındadır. 
Rüyada bile çalışmaya tahammülü olmayan bir neslin yaşadığı bu memleketin umumî manzarası ise şudur: 
Kanalların izi yok, köprüler harap olmuş;
Sebillerin başı boş, çeşmeler serap oymuş;
                                                        (s. 119)
 
Tembelliği yüzünden memleketi kanalsız, köprüsüz bırakan, çeşmelerin harap olmasına seyirci kalan ve aile hayatını hemen tamamen unutan, adeta eve sığmaz hâle gelen yeni nesil, kendi zihniyetine uygun bir mekân da bulmuştur: Kahvehane... 
Kahvehane, “şarkın bakılmayan yarası” ve “yurda yüz karası”dır. Milletteki gayret ruhunu emen, frengi hastalığından daha fecî bir “karha”(ülser)dır. Damarlardan kan yerine şehâmet (akıllılara mahsus cesaret)in dolaştığı ecdâdın yaptıklarını yıkan yeni nesil, şunu yapmıştır:
 
Fakat biz onlara ait ne varsa elde, yazık,
Birer birer yıkarak kahvehaneler yaptık.
 
Şairin, tembel yuvası olarak düşündüğü kahvehaneler hakkındaki hükmü oldukça nettir. Kahvehane ahırdır, orada kaygısızca vakit öldürenler ise “ahırdakiler”den farksızdır: 
Şu gördüğün yer için her ne söylesen câiz;
Ahırla farkı: O, yemliklidir; bu yemliksiz!
 
Bu durum böyle devam edemez. Millet mutlaka uyanmalı, çalışmalı; zamanın ilerleme ve gelişme hızına ayak uydurmalıdır. Bunun çaresinin başında çalışmak gelir. Şair, milleti çalışmaya teşvik ederken oldukça sert bir ifade kullanıyor: 
Ey, bütün dünya ve mâfihâ ayaktayken yatan!
Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allah’tan utan.
                                                       (s. 31)
 
Fakat, geride kaldık, perişan olduk diye hayıflanmanın, ağlayıp sızlamanın faydası da, manası yoktur. Gözyaşı dökmek yerine alınteri dökmek ve geleceği kurtarmaya azmetmek lâzımdır. Ayrıca, bizim mâtem etmeye bile vaktimiz yoktur; âleme gülünç olan bir neslin tez elden harekete geçmesi, yeniden kuvvetlenmek için davranması şarttır: 
Gözyaşından ne çıkarmış? Niye ter dökmediniz?
Bâri müstakbeli kurtarmaya bir azmediniz!
                                                       (s. 181)
 
Zevke dalmak şöyle dursun, vaktimiz yok mâteme!
Davranın, zirâ gülünç olduk bütün bir âleme,
                                                        (s. 312)
Milletin içine düştüğü bu tembellik hastalığını azdıran cahillik, kayıtsızlık, taklitçilik mikrobudur. Onun öldürülmesi, yok edilmesi lâzımdır.
b) Cahillik, İlme Karşı Kayıtsızlık, Aydınlar ve Taklitçilik: 
Akif, Türk milletinin koyu bir cehalet içine düştüğü, ilme gereken önemi vermediğini düşünmektedir. İlim ve fen, memlekette yerleşmek için önce hürmet, sonra da rahat bir ortam arar; fakat biz de bu ortam da mevcut değildir. 
Dünya teknikte, medeniyette, sanatta başını almış giderken biz aldırış etmiyor, hatta uyuyoruz. Uyanmak lâzımdır, ayağa kalkmak ve etrafı saran karanlığı alt etmek lâzımdır: 
Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık,
Silkin de: muhitindeki zulmetleri yak, yık;
Bir baksana, gökler uyanık, yer uyanıktır;
Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır!
                                                (s. 218)
 
Pıhtı hâlinde yürekler, cevelânsız kanlar;
Çevirip yastığı tekrar uyuyor kalkanlar!
                                               (s. 410)
 
Yukarıdaki her iki örnek de gösteriyor ki, Mehmet Akif, Türk milletinin uykuda olduğu düşüncesinde ısrarlıdır. Ona göre bu uyku, çok uzun bir zamandan beri sürmektedir; yüreklerimiz aktiviteden ve heyecandan yoksundur. Fakat başkaları uyumuyor; yer-gök uyanık!... Yer-gök uyanıkken, yani dünya metodlu ve azimli... zalışıp dururken yatmak, uyumak ise “maskaralık”tır. Bunun arkasından pişmanlık gelir; amma iş işten geçmiş olur: 
Ey cemâat, uyanın! Yoksa, hemen gün batacak.
Uyanın, korkuyorum: Leyl-i nedâmet çatacak!
                                                             (s. 179)
 
Akif cehaletten kurtulmak için onunla doğrudan mücadele edilmesi gerektiğini de söyler: 
Ey hasm-ı hakikî, seni öldürmeli evvel:
Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el!
                                                    (s. 218)
 
Bütün bunların çaresi, aydınların uyanması ve geniş kitleleri uyandırmasıdır. Fakat aydınlarla halk arasında derin bir uçurum, uzun bir mesafe vardır. Çünkü aydınlar düşüncelerinde halkın özelliklerini, istek ve ihtiyaçlarını pek dikkate almamışlardır:
 
Mütefekkirlerimiz tuttuğu yanlış izde,
Öyle saplandı ki aldırmadı bir başkasına.
                                                    (s. 182)
Akif’in “bir başkası” dediği millettir, “kamu”dur. Aydın böylesine saplantı içine girerse, halk da tabiî olarak ondan soğuyacak, uzaklaşacaktır. Şair bu hususu şöyle dile getiriyor:
 
Öyle müdhiş ki husûmet; mütefekkir tabaka,
Her ne söylerse fenâ gelmede artık halka;
Hem onun zıddını yapmak ebedî mutâdı.
Bir felâket bu gidiş...
                                                      (s. 182)
 
Akif’in tespit ettiği bu durum, sıkıntıları günümüze kadar sürüp gelen, son derece önemli bir sosyal hastalığın umumî çerçevesidir. Aydınların halkı kulak ardı ettiği, halkın ise aydınların doğrularına bile şüphe ile batktığı bir memleketin, huzur ve refaha ulaşması elbette zordur; hatta mümkün değildir. Aydın kendi sorumluluğunu idrâk edemez ve tayin edici aktivitesini ifâda kayıtsız kalırsa “menzil-i maksûd”a erişilemez. 
Şair, “yollarda kalan, yarı yolda dermanı kesilen şahıs veya milletleri gözden geçirirseniz, uyanık olanların yolları aşıp geçtiğini, kalanların ise uyuyanlar olduğunu görürsünüz” diyor:
 
Menzil-i maksûda varmazsın uyanmazsan eğer...
Var mı bak, yollarda hiç bîdâr olanlardan eser?
                                                                   (s. 29)
 
mısralarının asıl muhatabı, muhakkak ki, görevi aydınlatmak, yol göstermek, çare teklif edip bu çareleri uygulamak olan aydın kesimdir. 
Aydınlar kendilerine düşeni yapmazlarsa karşılaşacağımız bunaltıcı sonuçlardan biri de “tefrika”dır. Milletin unsurları arasında irtibat kopukluğu, aynı noktaya vuramamak, küçük meseleleri de büyüterek düşmanlıklar yeşertmek demek olan tefrika, elbette, milleti zayıflatan, hatta çöküşe götüren amansız bir hastalıktır. Akif’in dillerde dolaşan bir beyti, bu fikri net bir şekilde ifade etmektedir: 
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.
                                                               (s. 178)
 
Aynı mealde şu mısraları da bir ata nasihati olarak ezberlemeye ihtiyacımız vardır:
Eğer yürekleriniz aynı hisle çarparsa;
Eğer o his gibi tek, bir de gayeniz varsa;
Düşer düşer yine kalkarsınız, emîn olunuz!
Demek ki birliği temin edince kurtuluruz.
                                                        (s. 284)
 
Mehmet Akif’e göre, aydınlarımızın en büyük yanlışlarından biri de “taklitçilik” tir; Batı’yı özde değil kabukta, sözde takip ediştir: 
Hayır, mehâsin-i Garb’ın birinde yok hevesi,
Rezâil oldu mu lâkin, şiârıdır hepsi!
                                                   (s. 288)
 
Şair, batılılaşma meselesinin tamamen yanlış anlaşıldığnı, batılı milletlerin günlük hayatındaki bazı köksüz, dejenere zevk ve davranışların taklit edildiğini; halbuki batıda ilim, fen, sanayi vb. “dünya kadar bedâyi” bulunduğunu, her gidenin bunlardan birer avuç getirmesi gerektiğini düşünmektedir: 
Giden birer avuç getirse memlekete;
Döner muhîtimiz elbet muhît-i marifete.
 
Fakat gidenler “bir avuç bedayi” getirmemekle; aksine, sathî taklit unsurlarını günlük hayata taşımaktadır. Üstelik, “Batının faziletleri yok mu?” diyenlere “müverrihlik etmedim!”, “gidenler biraz da maarif getirse...” diyenlere “hamallık etmedim!” diyerek... 
Batının müspet ilimde, teknite gösterdiği ilerlemeye itibar etmemek, fakat ondaki ahlakî çözülüşe, modaya ve şaşaaya düşkünlük... Halbuki, taklikçilik yerine ilme, bilhassa yarının ilmine sarılmak lâzımdır: 
Yârının ilmi nedir, halbuki? Gayit müdhiş:
“Maddenin kuvve-i zerriyyesi” uğraştığı iş.
O yaman kudrete hakim olabilsem diyerek,
Sarf edip durmada bir çok kafa, binlerce emek.
Onu bir buldu mu, artık, bu zemîn başka zemîn
Çünkü bir damla kömürden edecekler temîn
Öyle milyonla değil, nâmütenâhî kudret...
                                                       (s. 443)
 
Demek ki, yarının ilmi, atomu parçalayacak ve ondan nâmütenâhî bir enerji elde edecek olan ilimdir.
 
(Devamı var.)

 

Prof. Dr. Saadettin YILDIZ

 
 
[1] Mahalle Kahvesi, Safahât, 119 (Safahât'a ait sayfa numaraları, İnkılâp ve Aka Kitabevleri tarafından 1966'da yapılan 7. baskıya göredir.)

Comments powered by CComment

More articles from this author

OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
SUYUN LİSANI
Suyun lisanı vardır. Hatta lehçelere de ayrılır su, zaman zaman…Büründüğü renge göre anlayabilirsiniz kullandığı dili. Dalgalarına da bakınca ruh dünyasını tahlil edebilirsiniz. Su…Hayatın çözülemeyen sırlarından birisi. Yerine başka bir varlığın asla tercih edilemeyeceği baş tacımız. Olmazsa...
İnstagram Hesabımıza Bekliyoruz
https://www.instagram.com/edebiyatdunyamizcom/
prev
next

Servet-i Fünun, daha önce Ahmet İhsan tarafından çıkarılan bir fen dergisidir. Recaizade, 1895 sonlarında derginin başına Tevfik Fikret’i getirir. Tanzimat’la birlikte başlayan edebiyatı Avrupa ruhu ve tekniği içinde yenileştirme hareketi, 1896-1901 yılları arasında, Servet-i Fünun dergisi etrafında, Recaizade önderliğinde toplanan yeni nesille ikinci bir hamle yapmıştır. Edebiyat-ı Cedide, diğer bilinen ismiyle Servet-i Fünun Edebiyatı, II. Abdülhamit döneminde, Servet-i Fünun dergisi...

Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel olarak kullanılmış, mekân sahipleri de bu unvanla anılmaktan memnun, bir hay-huydur gitmiştir. Bunlardan birinde kümelenmiş olan şair takımı, çekişmeler, kıskançlıklar ve hazımsızlıklar ile bulundukları mekânı yaşanmaz hale getirmekteyken; Orhan Veli Kanık ile Celal Sahir Erozan arasında geçtiği rivayet olunan bir atışma dikkatleri çekerek dışarı sızmıştır. Edebi anlayışları farklı olduğu için...

Ozan Yusuf Polatoğlu Erzurum'lu. Köklerini bilen, unutmayan, değerlerini yaşayan bir güzel aşık. Hemşehrisi Aşık Reyhani'nin hayatını ve şiirlerini anlattığı bir kitabı var, Mızrabın Istırabı. 1960 lı yıllarda, daha çocukken köy odasında dinlediği Aşık Reyhani ile tanışmak, beraber sahnelere çıkmak ve kitap yazmak nasip oluyor. Ozan Yusuf Polatoğlu 13 Mart 2021'de Almanya'da rahmete kavuştu. Evinde Aşık Reyhani ile yaptığı bir atışmayı yazalım.

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl mezun olduğum Bölümün Eski Türk Dili Anabilim Dalında Yüksek Lisans öğrenimime başladı.Tez olarak Veterinerliğe ait ‘‘Baytaratü’l-Vazıh’’ adlı eserin Paris BibliotequeNationale’de bulunan Oğuzca (Türkmence) nüshasının transkripsiyonlu metni ile gramatikal indeksini hazırladı. 1988 Ekim’inde Eski Türk Dili Anabilim Dalının Doktora...

“Volkan gibi lâv atmış, ne susmuş ne sönmüşüm Ben bir fikir uğruna çılgınlara dönmüşüm!... ” Hacmi küçük olmasına rağmen, gerçekten büyük bir dâvayı, mazisini kaybeden bir milletin gözyaşlarını dile getiren (Türklüğün Perişan Hali) isimli kitabında böyle diyordu Osman Yüksel... 1917’de Akseki’de dünyaya gelen, Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde öğrenci iken, 1944 Hâdiseleri sırasında kendi tâbiriyle “ Türküz, Türkçüyüz’ dediği için zindanlara atılan, zincirlere vurulan ve tabutluklarda...

Ulan Ümit Oğuzcan Ulan hergele Ulan ekşimiş ayran Ulan düdüklü tencere Edebiyat senin neyine Behey mantar kafalı Behey çengelli iğne Behey çamaşır mandalı

Biz güzellersiz olmazız Ahmed Bülbülüz gülsitânsız olamasız Ahmet Paşa Dede Efendi’nin güfte yazarını bilmediğim hicâz yörük semâisinin sözlerinin bir bölümü şöyle:

Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet sırasında söz musikiden ve Alaeddin Yavaşça'dan açılmış. Celal Bayar da "Ben kendisini çok severim, bana hürmeti vardır, çağırdığımı söylerseniz gelir" demiş.

Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin zenginliği pek çok bilimsel araştırmaya fırsat vermiştir. Eserin çeşitli yönlerini ele alan, ortaya koyan binlerce değerli çalışma mevcuttur. Az sözle çok şey anlatmanın en güzel örneklerinden olan Dede Korkut hikâyelerinde sözlü dönemin yoğun anlatım gereksinimini karşılayan bir yapı görülür. Bu yapı, katmanlardan...

Görsel dil sözel dilden önce gelişir. İmge görsel dilin abecesidir. Çocuk sözel dili henüz konuşamadığı dönemlerde imgeler dünyasındadır; görsel dile dayalı mesajları belleğinde depolar; kodlar ve çözer. Bu noktada esas olan çocuğun kavramsal ve imgesel düşünme biçimlerinin oluşumudur. Bellekte depolananlar çocuğun yaşadığı çevreye ilişkin imgeleridir. Bebek, ebeveyninin önce kokusunu, kucaklamasını hisseder, sesini duyar, yüzünü görür ve biriktirdiği bu imgeleri anlamlandırır; anne, baba,...

Çağımızdaki hızlı gelişmeler ve bilimsel ilerlemeler, düşünme, anlama, sorgulama, sorun çözme gibi becerileri üst düzeyde geliştirmeyi ve hayat boyu öğrenmeyi zorunlu kılmaktadır. Hayat boyu öğrenme ise bireylerin yeni bilgilere ulaşmalarını, kullanmalarını ve kendilerini sürekli güncellemelerini gerektirmektedir. Bilgiye ulaşmanın çeşitli yol ve yöntemleri bulunmaktadır. Bunların içinde en üstün olanı ’okuma’ olmaktadır. Okuma, bireyin dil, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimine doğrudan...

Nefer şehîd ordu gazi olacak Vatan bugün bizden razı olacak Giriş Yıktılar kal’amızı Sürdüler balamızı Daha can boğazdayken Çektiler salamızı. (Bir Kerkük Türküsünden) Çanakkale içinde vurdular beni Ölmeden mezara koydular beni Of gençliğim eyvah. (Çanakkale Türküsünden)

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech