Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)
Bunu okudun 0%

-Bayram Kök Bey’e ithafen-

mustafakutlu

mustafakutlu
Çok değil şöyle elli altmış sene geçmişe gidildiğinde Anadolu çocuklarının en büyük hayallerinden birinin “bisiklet” olduğu görülür. Sizinki gerçekleşti mi bilmiyorum ama -tevellüdüm bu kadar geçmişe gitmese de- benim bu çocukluk hayalim gerçekleşmedi. Biraz da bu yoksunluk nedeniyle çocukluğumuzda; renkli boya kalemi, bisikleti, lastik-plastik topu, oyuncak arabası olanlarla hep iyi geçinmeye çalışmadık mı?

Kısa bir süreliğine geçmişe yolculuğa çıkalım ve bisikleti ilk defa ilkokul yıllarında gören bir çocuk hayal edelim. Bu çocuğun yaşadığı mahalleye bir gün lisede okuyan bir abi gelsin ve onun bir bisikleti olsun. Bisikletiyle yanınızdan her geçişte içiniz cız etsin, ona yetişmeye çalışın, ama ondan ‘bir tur için’ bile bisikleti istemeye bir türlü yüzünüz tutmasın.

İyi geçinmek dedik ya işte onun değişik yolları var. Bisiklet sahibi Fenerbahçeliyse siz de hemen Fenerbahçeli oluverirsiniz. Hatta çok zaman geçmeden mahallenin bütün çocukları Fenerbahçeli oluverir. Çünkü, Fenerbahçeli olmak bisiklete binebilme ihtimaline doğru pedal çevirmektir.

Hayat bu, herkesi bir yere savururken bisikletli abi hangi mesleği seçiyor bilmiyoruz ama bisiklete binme hayaliyle yanıp tutuşan taşralı çocuk büyük bir yazar oluyor. Gerçi kendisi “büyük yazar” nitelemesini doğru bulmuyor, kabul etmiyor ama nasıl anlatılır kırka yakın kitap yazan insanın kalemle olan muaşakası?

Sırayla okullarını okuyor bu çocuk, taşralardan İstanbullara yol düşürüyor; ülkenin saygın yayınevlerinde editörlük, makbul dergilerinde genel yayın yönetmenliği, önde gelen gazetelerinde köşe yazarlığı yapıyor…

Bir gün bir şiirle karşılaşıyor bu yazar. “Bisikletin yanında koşan çocuk” adlı bu şiir allak bullak ediyor onu, altmış yıl geriye götürüyor. Sarsıyor anlayacağınız. Bu sarsıntıyı her fakir Anadolu çocuğu gibi ben de çok iyi bilirim. Bisikleti olan bisiklete biner, olmayan onunla birlikte, kendisi de bisiklete biniyormuş vehmiyle koşar durur bu iki tekerlekli rüyanın peşinden. Koşan yorulmaz da süren yorulur. Bir kenara bırakılır bisiklet. Yorulan çocukla göz göze gelmeye çalışır koşan çocuk, ama kıymetlidir bisiklet herkese emanet edilemez. “Bir tur…” der sonuna getiremez koşan çocuk. Somutlaştırarak anlatmak, bugüne uyarlamak gerekirse şöyle gelişir hadise tam olarak:

Furkan Çalışkan,…, Dergâh’ta yazardı daha gençken, şimdi İtibar’da. ‘Bisikletin yanında koşan çocuk’ başlıklı bir şiiri var. Bana çok dokunan bir söz bu. Çünkü benim çocukluğumda bizim mahallede bisiklet yoktu. Sonra bir ağabey taşındı mahalleye, Yılmaz. Lisede okuyor ve Yale marka yeşil bir bisikleti var. Sokaklarımıza ne asfalt ne parke taşı döşenmemişti. Toz toprak yol. Bisiklet gider biz gideriz. İyicene koşar ona yetişiriz. Bir kısa süre onunla yarışırız. Yalın ayak başı kabak çocuklarız. Yılmaz abi bize bisiklete binmeyi öğretti. Kim Fenerbahçeli olursa onu bir tur bindiriyordu.” (Yeni Şafak, 7 Mayıs 2014)



Başlıktan da anlayacağınız üzere 6 Mart 1947’de Erzincan’ın İliç ilçesinin Kuruçay nahiyesinde doğan Mustafa Kutlu’dan bahsediyoruz. Anadolu coğrafyasının daha çok depremlerle anılan bu bölgesi seksen sonrası Türk öykücülüğünün -ki yetmişli yıllara kadar iner- avangard hikâyecilerinden birine ev sahipliği yapmış. Erzincan’daki bu mayalanma döneminden sonra onun kök salıp meyve vermesini sağlayan ikinci mekân Erzurum olmuş. Erzurum’daki üniversite yıllarında kendisinden feyz aldığı hocalardan biri olan Orhan Okay ile yine bu hoca sayesinde tanıştığı Ezel Erverdi onun geleceğine yön vermişler. Bu iki şahsiyete “Hareket Ekolü” ve Hareket Dergisi ile bütün bu oluşumların mimarı olarak kabul edilebilecek Nurettin Topçu’yu da eklersek sacayağı tamamlanmış olur.

Orhan Hoca daha çok resme meyilli olan Kutlu’yu yavaş yavaş edebiyata ısındırır. İlk karşılaştıklarındaHareket Dergisi’ne eleştiriler getiren bu gence, o zaman senden katkı bekliyoruz, mealinde sözler söyleyerek ona hem İstanbul’un hem de yayımcılığın kapısını Ezel Erverdi açar. Ya Nurettin Topçu? Bu bilge insan, Kutlu’yu Anadoluculuk düşüncesine taşıyan köprü olmakla kalmaz yazarın iç dünyasını da besler. Kutlu, Topçu’yu tanıdıktan sonra yazacağı eserlerde bütün incelikleriyle tabiata (Anadolu Coğrafyası) yönelecek, köy realitesine veya başka bir ifadeyle sosyal gerçekliğe eğilecek, ticaret ve siyasete mesafeli duracak, toplumun köklerinden koparılması çabalarına ciddi eleştiriler getirecektir. Analoji yaparak söylemek gerekirse Sezai Karakoç’un şiirde yaptığını Mustafa Kutlu hikâyede yapmayı deneyecek ve bunda da hatırı sayılır bir başarı elde edecektir. Kutlu’nun hikâyelerini, geleneği/tasavvufu ve bu kadim unsurların imkânlarını asla göz ardı etmemek şartıyla, “hikmet” ve “ahenk” kavramlarıyla hülasa etmek mümkündür. Burada, “hikmet”i konu, “ahenk”i dil ve üslup olarak düşünmek yerinde olur. (Necip Tosun,Türk Öykücülüğünde Mustafa Kutlu)



Ya hikâyeci olarak Kutlu’nun öncesi ve sonrası?

Mustafa Kutlu hikâye yazmaya Ömer Seyfettin, Sait Faik ve Sabahattin Ali gibi yazarlardan etkilenerek başlamıştır. Bu üç şahsiyete Refik Halit’i de eklemek yanlış olmaz. Fakat bu etki, yazarın kendi sesini bulma, yeni bir dil oluşturma çabası içinde olduğu yılları kapsar daha çok. Kutlu, dilini ve yolunu olgunlaştırdıktan sonra bu tesir yavaş yavaş silinir ve ortaya Mustafa Kutlu öykücülüğü diyebileceğimiz özgün bir yapı çıkmaya başlar.

Kutlu, sadece etkilenen değil etkileyen bir yazardır da. “Mustafa Kutlu’nun Paltosu” kavramlaştırması bunun açık bir göstergesidir. Onun paltosundan çıkan yazarların başlıcaları, Nazan Bekiroğlu, Sibel Eraslan, Abdullah Harmancı, Mustafa Başpınar, Mustafa Çiftçi, Mukadder Gemici, Nermin Tenekeci şeklinde sıralanabilir. Kutlu, bir duruşun ve duyarlılığın insanıdır da. Onunla aynı duygu dünyasını paylaşan öykücüleri de burada anmakta yarar var. Bunların ilk akla gelenleri Mustafa Miyasoğlu, Cemal Şakar, Vahap Akbaş, Sadık Yalsızuçanlar’dır.



Kutlu, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Batılı/romantik bir yaklaşımla yazarların (sanatçıların) toplumun üstünde varlıklar olarak görülmelerini doğru bulmaz. Onun bu konudaki görüşleri kendi ifadesiyle; “Benim yazı ile münasebetim öyle ‘Yazmasam ölecektim.’ gibi ciddi bir yerde durmuyor. Yazarı veya daha genel bir deyişle ‘sanatçıyı’ yücelten anlayışa katılmıyorum. Ben işi ‘zenaat’ çerçevesinde almaya yatkınım. Yani bir taşçı ustası da sanatçıdır işte.” şeklinde özetlenebilir. (Mustafa Kutlu Kitabı)

Bir örnek verelim. Kutlu değişik nedenlerle yapılan kültürel, bilimsel faaliyetlere katılmayı sevmez. Çok az katıldığı toplantılardan biri “Hayat Sağlık Vakfı”ndaki “Huzursuz Bacak ve Kanaat Ekonomisi” konulu söyleşidir. Burada Kutlu, bir Müslümanın yirmi beş gömleğinin olamayacağını, edebiyatçının da, sanatçının da normal bir insandan farkı bulunmadığını söyler. Bu söz üzerine bir dinleyici Kutlu ile hoş olmayan bir diyaloğa girer ve “Siz bir sanatçı olarak sanatçıların çok önemli kişiler olduğunu düşünmüyorsanız değersizsiniz.” diyecek kadar da ileri gider. Söyleşideki bu ve buna benzer gereksiz ve niteliksiz sorular Kutlu’nun bu tür toplantılara niçin katılmak istemediğini göstermeleri bakımından önemlidir. (http://www.dunyabizim.com)

Kutlu’nun bu tavrı her şeyden önce onun tevazuunu gösterir. Kibre kapılarını kapatmış bir ruh halidir bu. Aynı zamanda toplumdan, toplumun değerlerinden kopmamış olmanın da işareti. Hikâyelerinde kullandığı dilin halkın konuşma diline olan yakınlığının nedeni/kaynağı burada aranabilir. Bir yazar olarak Kutlu, sınıfsal bağlamda halktan bir basamak yukarıda olmayı nasıl doğru bulmazsa, yazdıklarında konuşma dilinden ayrı bir üst dil kullanmayı da kendine mahsus duruşu ve yaşam tarzıyla mütenasip görmez.



Ne gariptir ki taşranın da taşralının da kaderi aynı. Karaşın Anadolu çocukları ne kadar da benziyorlar birbirlerine. (Bu konuda geçen ay Tahsin Yücel’i tanıttığımız “Zeynep’in Dedesi” başlıklı yazıya bakılabilir.) Mustafa Kutlu ile Mehmet Kaplan arasında çocukluk/gençlik yılları ile sonraki hayatlarında ortaya çıkan benzerlikler bu kader ortaklığının bir örneği olarak düşünülebilir. Şöyle ki;

-Bu iki insan, bölgeleri farklı olmakla birlikte taşrada doğarlar; Kaplan, Sivrihisar’da; Kutlu, Erzincan’ın İliç ilçesinin Kuruçay nahiyesinde.

-Aileleri fakirdir. Kaplan, çocukluğunda su, simit, ekmek, köpük taşı vb. satarak ailesine katkı sağlamaya çalışır. Kutlu, Kaplan’ın satıcılık yaptığı yaşlarda -yaz mevsimlerinde- sebze halinde çalışır, karpuz indirir, domates dizer.

-Babasız büyürler. Kaplan babası askerdeyken doğar ve çocukluğunun önemli bir kısmını onsuz geçirir. Askerden her anlamda bitkin dönen baba bir ömür kendini toparlayamaz. Kutlu, ortaokul ikinci sınıftayken babasız kalır.

-Başlangıçta farklı alanlarda kariyer yapmayı düşünürler. Kaplan “felsefe”ye, Kutlu “güzel sanatlar”a meraklıdır. Zorunluluklar onları “edebiyat” ortak paydasında bir kere daha buluşturur.

-Erzurum’a yollarının düşmesi bir kenara bırakılırsa Kaplan da, Kutlu da hayatlarının belli bir yaştan sonraki dönemlerini İstanbul’da geçirirler.

Dergâh’taki birlikteliği de hesaba katarak diyebiliriz ki bu iki şahsiyet, aralarındaki nesil farkına rağmen, birbirlerine benzer yollardan geleceğe yürümüşlerdir.



Toparlayalım.

Mustafa Kutlu’nun futbol ve resim sevgisiyle başlayan dış dünyayı keşfi daha sonra bir daha bırakmamak üzere hikâyeye, yani iç âleme doğru yol alır. O, kendisini hikâyeye adayan neslinin çok az sanatçısından biridir.

Meraklı kişiliği onu sinema denen çağın büyülü dünyasının kapısına kadar getirir ve Kutlu, belki de hiç tasarlamadığı halde kendisini senaryo yazarken bulur.

Dergâh yayınlarının çıkardığı Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nin ikinci cildinden sonraki bütün yükünü o üstlenir. Bu, onun bilim insanı yönüne ayna tutar. Ansiklopedinin imzasız yazılarının hemen hepsi onun kaleminden çıkar.

Gazetecidir, dolayısıyla köşe yazarıdır.

Dergicidir, Hareket’te ve bilhassa Dergâh’ta desen çizip yazı yazmanın dışında önemli görevler üstlenir. Bunlar, editörlük ve genel yayın yönetmenliğidir.

Bir de bunlara öğretmenlik, televizyonculuk gibi meslekleri eklerseniz aslına yakın bir Mustafa Kutlu portresi karşınızda duruyor demektir.



Mustafa Kutlu hikâyesiyle güne başlamak daha munis bir dünyaya adım atmak anlamına gelir. Daha içli ve daha merhamet yüklü. Çünkü bu ses bizim sesimiz, bu toprakların sesi. Kutlu’nun bisikleti hep iki teker üzerinde durmalı dostlar, hepimizin ve bilhassa Türkçe’nin buna ihtiyacı var.

O halde Kutlu’nun “Tarihin Çöp Sepeti” adlı hikâyesinin ilk paragrafı benden, gerisini siz getirirsiniz artık:

Eğer bir gün bu ülkede hakikatin üzerine çekilen kara perde yırtılıp, gerçekler ortaya çıkabilirse, söylenecek ilk cümle şu olacaktır:

Prof.Dr. Muharrem DAYANÇ

Comments powered by CComment

More articles from this author

KUTADGU BİLİG'DE MİTOLOJİK UNSURLAR
Yusuf Has Hacib tarafından XI. yüzyılda yazılan Kutadgu Bilig, İslami dönem Türk kültürü ve dilinin bilinen ilk eserlerinden biridir. “Kutlu bilgi” anlamına gelen eser, siyasetname ve nasihatname niteliğine sahiptir. Öte yandan eser, geçiş döneminin ilk eserlerinden olması sebebiyle hem...
GÖNÜL YARASI OLUNCA
Kendimizle baş başa kalınca, kendimizi şöyle bir yoklayınca; yaşanan günleri geçmişle mukayese edip geleceğe şöyle bir bakınca içimizde neler var neler.  Söylesek de söylenmesek de, saklasak da saklamasak da, belli etmeye çekinsek de çekinmesek de içimizi yer ha yer bunlar. Neler mi bunlar,...
HADDEDEN GEÇMİŞ NEZÂKET VE TALEBE AĞZI
Eski İstanbul’da, “Seyr-i Sefâin” ve “Şirket-i Hayriyye” isimli şehir içi vapur taşımacılığı yapan şirketler varmış. Bilhassa Osmanlı’nın son dönemleri ile Cumhûriyet’in ilk yıllarına rastlayan zaman diliminde, bahsedilen vapurlarla ilgili pek çok hoş hikâye ve anekdot...
GÖNLÜMDEN...(GÜN SAZAK)
Dün Himmet Kayhan Ağabey'den bahisle bugün devam edeceğimizi yazmışım. Himmet Ağabey Gün Sazak Ağabey'in Gümrük Bakanı olduğu dönemdeki yanında bulunan efsane kadrodan, adları dokuza çıkmış kişilerden biriydi. Bakanlık görevi için Ankara Atatürk Orman Çiftliği'nde bir fabrikada kurs...
“BİRAZ DAHA BİRAZ DAHA” DİYEN SES
Cumhuriyet dönemi şiirinin avangard nitelikler taşıyan ilk edebiyat hareketi Garip’e mensup şairlerden Oktay Rifat devrinin tanınmış sanatçılarından birine “Yeni Sanatı Nasıl Buluyorsunuz?” sorusunu sorar. Tanzimat sonrasına damgasını vurmuş anahtar ifadelerden biri olan “yeni” kelimesinin...
YAZARLIK DERSLERİ – 3 GERİLİM UNSURU
Kurmaca anlatılarda gerçekçilik algısını pekiştiren en önemli unsurlardan biridir gerilim. Korku üzerinden verilen gerilim işin kolayına kaçmaktır. İç dünyalarımıza sızabilen gerilim atmosferine en başarılı örnekler arasında Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler ile Suç ve Ceza romanlarını...
prev
next
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası
Öykü/Roman Seçkileri

M. S E P E T Ç İ O Ğ L U

Milli Türk Destanlarının eri önemlilerinden ve en ünlülerinden biri olan Oğuz Kağan Destanı, eski kaynaklarda, Oğuznâme adı verilen bir eserde kayıtlı olarak gösterilmektedir. Fakat Oğuznâme’yi...

Edebiyat (Teorik)

Prof. Dr. Mübeccel GÖNEN/Mehmet KUMRU/Tuğçe AKYO/Zeynep TOPÇU

Yaşamın ilk yılları olan okulöncesi dönem, çocuğun tüm gelişim alanları açısından kritik bir önem taşımaktadır. Bu kritik dönemde çocuğa verilen eğitim, çocuğun geçirdiği deneyimler ve çocuğa...

Edebiyat (Teorik)

Doç. Dr. Reyhan YÜKSEL GEMALMAYAN

Görsel dil sözel dilden önce gelişir. İmge görsel dilin abecesidir. Çocuk sözel dili henüz konuşamadığı dönemlerde imgeler dünyasındadır; görsel dile dayalı mesajları belleğinde depolar; kodlar ve...

Edebiyat (Teorik)

Pınar ÇINAR

Çocuk edebiyatı; “dil gelişimlerine ve anlama düzeylerine uygun, gereksinmelerini de önceleyen bir yaklaşımla, çocuklara yaşam ve insan gerçekliğini sanatsal nitelikli görsel ve dilsel iletilerle...

Edebiyat (Teorik)

Doç. Dr. Ebru DERETARLA GÜL

Okulöncesi eğitim, çocuğun doğumundan ilköğretime başlayıncaya kadar tüm yaşantılarını içeren bir eğitim süreci olmakla birlikte bu dönemdeki eğitimde en etkili kurum, ailedir. Ancak yakın çevre,...

Edebiyat (Teorik)

Vedat YAZICI Bilkent Üniversitesi

Ankara’da, okullara yönelik çalışmalar yapan bir yayınevinin önerisi üzerine bu bildiriyi hazırlayan Vedat Yazıcı’ya, bir yazar arkadaşıyla birlikte çocuk yazınına bir dizi öykü, roman yayınının...

Edebiyat (Teorik)

Samiye ÖZ

1. Bölüm - Kuruluş Can Çocuk Yayınları’nın tarihsel gelişimi, 1975 yılında Erdal Öz’ün Arkadaş Kitaplar dizisini yayınlamasıyla başlar. Bu aynı zamanda Can Yayınları’nın kuruluşudur. Erdal Öz bu...

Makaleler

EROL GÖKA

“Dost dost diye nicesine sarıldımBenim sadık yârim kara topraktırBeyhude dolandım boşa yoruldumBenim sadık yârim kara topraktır Nice güzellere bağlandım kaldımNe bir vefa gördüm ne fayda buldumHer...

Yazarlarımızdan

Turgut GÜLER

“Korku”nun en yücesi, elbette “Allâh korkusu”dur. Bu yüzden, dilimizde pek yaygın şekilde kullanılan “kork, Allâh’dan korkmayandan” sözü, asır-dîde vasıflar kazanmıştır. İnsan ömrünün...

İşitin Ey Yârenler

Ahmet URFALI

Yunus Emre, düşünceleri ve kendisinden sonra gelen takipçileri itibarıyla Türk tefekkür ve edebiyat dünyasında yeni bir çığır açmıştır. Bu çığır; Yunus Tarzı, Yunus Ekolü, Yunus Okulu gibi aynı...

Yazarlarımızdan

Özcan TÜRKMEN

‘Yarım elma gönül alma’ atasözümüzü duymuşsunuzdur. Gönül kazanmayı, gönül almayı, gönüle girmeyi bu kadar az kelimeyle bu kadar öz anlatan başka ifade var mıdır bilemiyorum.  Bilemiyorum ve...

Edebiyat Sohbetleri

Ahmet URFALI

  Kültür; bir toplumun tarihi süreç içerisinde oluşturduğu değer, norm, yasa, inanç, ahlak, gelenek, görenek gibi manevi öğeler ile üretim, teknik, beceri, araç-gereç gibi maddi unsurların...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesinin beş ay öncesiydi. Askerî Tıbbiye-i Şâhâne talebelerinden birkaçı geceleyin üst kattaki yatakhanelerinden usulca, uyku halindeki diğer talebelere sezdirmeksizin çıktılar. Son sınıftan Esat, İbrahim Mazlum, Dıramalı Yusuf ve birkaç kafa dengi arkadaş, hep...
Adını Azîz İstanbul’un şâiri Yahya Kemâl Beyatlı’nın “İstanbul’u Fetheden Yeniçeri’ye Gazel” şiirindeki satırların mânâ süzgecinden süzülerek alan “Şehsüvâr-ı...
Son yüz yılda en çok dile getirilen yakınmalardan biri, Türkiye’nin milli burjuvazisini geliştiremediği, sermaye birikimini yapamadığı, sanayi devrimine...
Türk edebiyatının önemli isimlerinden Metin Savaş'ın şanına yakışır bir eser olduğu kanaatini taşıdığımız "Vatandaşlık Ofisi" adlı yeni romanı Ötüken...
İbrahim Kalınİnsan Yayınları2020 Bu kitap bize, “akıl” nimetinin mânâsını, kalp ile olan bütünlüğünü, akıl-kalp bütünlüğünün ahlâk, erdem, hikmet ve...
“BİZİ ‘BİZ YAPAN’ HAYALLERİMİZ VARDI”Kenan EROĞLU (Berikan Yayınevi, Ankara 2020, )(1968-1980 yılları arası Yozgat’da Milliyetçi Hareket içerisinde...

Biyografi

XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve idareci. Mehmed Nâmık Kemal 26 Şevval 1256’da (21 Aralık 1840) Tekirdağ’da doğdu. Meclis-i Mâliye âzası, esham müdürü, II....
(1873 - 1936)1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi....
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme...

Şiir

Çocuk ve Çocuk Edebiyatı Çocuk, kaynaklarda küçük yaştaki oğlan veya kız (TDK, 2005: 444), gereğince olgunlaşmamış insan (Okay, 1998: 24), doğum ve ergenlik çağı arasındaki dönemi yaşayan küçük insan (Şimşek, 2002: 13) olarak tanımlanırken, Türkiye’nin de taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi...
Gece karanlığını örtüyor hüznün üstüne birden bire Korkulu bir rüzgâr uğulduyor bozkır ağaçlarının dallarında Söz bitiyor gözyaşları sızdıkça solgun...
İstanbul doğumlu olan Hülya Sümer, gazeteci, şair, eleştirmen, yazar, sunucu, medya iletişim danışmanı,Medyanın değişik birimlerinde gazetecilik, dergi...
Yine doğuyor mehtap Bilmem ki bu kaçıncı akşam Yüreğimin sellerini dindirmedi zaman Gönül tellerim hazin hazin sızlıyor Sensizliğe yanıyor ağlıyor...
Hoca Ahmed Yesevî, Türkistan coğrafyasında dünyaya gelmiş, eserleri ve yetiştirdiği öğrencileri ile Türk dünyasını asırlardır aydınlatan büyük bir Allah dostu...
kaçmazdım yağmurdanbir yandan ıslanırbir yandanadem’le havva  yapardımçamurdanbaşı boş köpeklerkuytuda uyuyorsöyleyin ekmek almaya gidenlergeçmesin...

Öykü Roman Masal

Milli Türk Destanlarının eri önemlilerinden ve en ünlülerinden biri olan Oğuz Kağan Destanı, eski kaynaklarda, Oğuznâme adı verilen bir eserde kayıtlı olarak gösterilmektedir. Fakat Oğuznâme’yi bugüne kadar gören olmamıştır. Oğuz Kağan Destanının bugün bilinen söylenişi iki ayn ve değişik şekilde...
I. Giriş Sanatsal yaratılardan biri de edebiyattır. Çocuk edebiyatı (yazını) ise, erken çocukluk döneminden başlayıp ergenlik dönemini de kapsayan bir yaşam...
Ülkemizde Türkçe öğretiminde, çoğunlukla eğitim - öğretim materyali olarak metinler kullanılmaktadır. İlköğretim 1.-8. sınıflar için kullanılan metinlerse...
Derin bir uykunun ardından zar zor gözlerimi açtım. Adeta bir kış uykusundan kalkar gibi aheste aheste kalktım yattığım yerden. Sırtım tutulmuş, göğsüm...
Orta Asya'dan gelen aşıklık geleneğimizin yolcularından biri de Aşık Sefil Selimi Ağabey.Şöyle dünyaya bakmış, üzülmüş, şunu söylemiş; "Gösteriş...
1. SİYASİ KAVRAMLARIN İNCELENMESİ a.1. SİYASAL KAVRAMLAR 1.1.1. İhtilal ‘ - Siz bu kadar eğleniyorsunuz ya, sonu gelecek bunların öyle diyorlar, öyle mi...

Mülâkat/Söyleşi

Merhabalar Sevgili hocam. Öncelikle Ali Nihat Tarlan hoca için hazırladığımız bu özel sayıda, bize eşlik ettiğiniz için teşekkür ederiz. Hocam, sizin nazarınızda o dönemler, Ali Nihat hocanın görünümü nasıldı? O zamanlar hocanın yaşlarında başka hocalar da vardı. Bunlar fötr şapkalıydı, kruvaze...
(Öykücü Abdullah Harmancı ile Söyleşi: ) Sorular: Ahmet Melih Karauğuz Hocam Yalova'dayız... Gençlere hitap ediyoruz. Edebiyatçı gençlere... Onlara...
ŞEKER ŞEYMA: Hocam öncelikle mülakat yapma teklifimi kabul edip bana kıymetli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim. CEMAL SAFİ: Rica ederim. ŞEKER...
Hangimiz okumadı, Öğretmen Duyşen’i, Cemile’yi, Kopar Zincirlerini Gülsarı’yı, Toprak Ana’yı, Beyaz Gemi’yi, Selvi Boylum Al Yazmalım’ı, Gün Uzar Yüzyıl...
    Sekizinci romanı “Baykuşlar Gece Öter” adlı eseriyle yine dikkatleri üzerine çeken, romanlarındaki konuları ve kurguları haricinde,...
Yetmişli yıllardan beri bir neslin yetişmesine sohbetleriyle öncülük eden, mütevazı kişiliği ile alçak gönüllüğün zirvesi Mehmet Niyazi ÖZDEMİR Özdemir...

digertumyazilar

Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...
Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...
Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...