Perşembe 4 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 13 - 26 dakika)
Bunu okudun 0%

sadettin yildiz21.GİRİŞ

 1.1.Harp edebiyatı ve harp edebiyatı ürünleri

Türk tarihinin kurucu unsurları içinde -hiç şüphesiz- harp en başta gelen unsurlardan biridir. Çünkü bilinen en eski dönemlerden bu yana, farklı coğrafyalarda, farklı inanç sistemleriyle tanışan, farklı milletlerin menfaatlerini zedeleyecek bir “fetih rûhu”na sahip olarak yaşayan bu milletin tarihi, çok geniş bir edebiyatı kolaylıkla besleyebilecek zenginliğe ve çeşitliliğe sahiptir. Ancak, bu zenginliğin edebiyata yeteri kadar aktarılamadığına dair ciddi görüşler de vardır. Kaynaklar iyi taranırsa –özellikle halk edebiyatı alanında- çeşitli harplere dair metinlerin hiç de az olmadığı görülecektir. Bunların çoğunun manzum metinler olması, duygu ve heyecanları bir an önce kitlelere ulaştırma ihtiyacına bağlanabilir. Roman, tiyatro, hikâye gibi uzun soluklu metinler -daha çok- harp sonrası dönemlerde yazılabilir. Ayrıca, Türk halkı -hem yazmak hem de okumak bakımından- şiire daha yatkındır. Dolayısıyla, şiir tarihimiz ile harp tarihimiz, eskiden beri, karşılıklı bir ilişki içindedir. Harp, edebiyatı beslediği gibi, edebiyat da hem kitlelerin psikolojisini ifade eder, hem de akıp giden tarihin bir kenarda kalacak ayrıntılarını hayatta tutar.

Türk edebiyatı araştırmacıları, harp edebiyatını teorik bir mesele olarak yeni yeni ele almaktadır. Edebiyat ile harp arasındaki ilişkiye dair yazılmış değerli yazılar bulunmakla birlikte, kavramlaştırma konusundaki çalışmalar hayli yenidir. Konunun teorisiyle ilgilenen araştırmacılar çoğaldıkça kavram yerine oturacaktır. Bu çalışmalara katkısı olabilir düşüncesiyle, daha önce yapmış olduğumuz harp edebiyatı tanımını tekrarda fayda vardır:

“Konu ve temalarını harpten ve “harp hâli”nden alan; harp psikolojisini hem millî hem ferdî boyutta- etkileyen ve ondan aldığı etkiyle kendisi de şekillenen; mâzî şuûru, kahramanlık duygusu, gelecek kaygısı, vatanseverlik gibi üstün değerleri çeşitli bağlantılar içinde işleyen; cepheye ve cephe gerisine dair sıcak gözlemlerle ve günü gününe gelişen olaylarla beslenen; millet hayatında harp dolayısıyla meydana gelen  değişiklikleri -çoğu zaman ilginç yorumlarla- gözler önüne seren edebiyat, ‘harp edebiyatı’dır.” (Yıldız, 1998:39)

Harp, kazanılsa da kaybedilse de milletlerin psikolojik, sosyal, siyasî ve ekonomik hayatında derin ve yıpratıcı izler bırakır; tedavisi yıllarca sürecek yaralar açar. Tarihteki büyük zaferlerin bile ağır bedelleri olmuştur: İstiklâl Harbimiz, benzeri az görülür bir zaferle taçlanmıştır ama, başından sonuna kadar kaç çocuğun babasız kaldığını, kaç hayatın daha başlamadan bittiğini, kaç ailenin evsiz-barksız kaldığını da düşünmek gerekir. “Bir harbin yıllar sonrasına sadece kan dökülen yanı kalırken hikâye bir sesi, bir kokuyu, bir tadı, bir eşyayı, bir ruh atmosferini, bir çocuğu, bir kadını, bir ihtiyarı hâsılı bir harbin dağdağasında unutulacak her şeyi kayda alır.” (Akça, 2012:16) Bunlar tarih sayfalarına  -çoğu zaman- sayısal değerleriyle girdiği halde, sanatkârın sayıları çok da dikkate almayan, fakat aynı konuyu farklı boyutlarıyla gözler önüne seren bir bakışı vardır. Harp edebiyatı metinleri, bu türden bir bakışla ortaya çıkar. Bunlar, şartların zorladığı, millet adına konuşmak zaruret ve ihtiyacındaki sanatçının “öyle söylemek zorunda kaldığı”, çoğu zaman çatışan duygular üzerine oturmuş metinlerdir. Zaferin mutluluğu da, yenilginin acısı da eser ibdâında yönlendiricidir. Harp atmosferinde sanatçı, etrafında çalkalanan hayatı görmezlikten gelme şansına –neredeyse hiç- sahip değildir. Harp havasının hissedilmeye başlamasından itibaren, ölüm düşüncesi ile hayatta kalma kaygısı, cesaret ile korku, öfke ile merhamet, ümit ile hüsran… birbirine karışır. Birbiriyle çelişen bu duygular, sanatkâr için ana malzemedir. Harbin edebiyatı bunlara istinad eder.

1.2.Şiirler, harp edebiyatı ürünü mü?

 

Yarışmaya katılıp finale kalan altı şiir de, sonradan sürece dahil edilen “İstiklâl Marşı” da, devrin havasını yansıtmak ve bir devrin psikolojisine şahitlik etmek bakımından, tartışmasız, birer harp edebiyatı ürünüdür. Her birine, 1920’lerin harp havası -acılarıyla, mücadele azmiyle, güven duygusuyla- sinmiş durumdadır. Yine her biri, insanımızın endişelerini, milletin azmini, düşmanın zulmünü  ifade etmektedir. Edebiyatımızın içli şairlerinden Kemalettin Kâmî’nin yarışmaya katılıp sonra yarışmadan çektiği[1] “İstiklâl Marşı”ndaki Yurt yolunda kan olur /Dünyalara taşarız, / Ya şerefle vurulur, / Ya efendi yaşarız; Mehmed Muhsin’in Garbin zalâm-ı zulmüne yüz yıl kılıç salan / Âtî bizim… bizim artık vatan, zafer; felâh.ve Âkif’in Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl / Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet, bu celâl? Mısraları, bu metinlerin kendi devirlerine ne kadar bağlanabileceğine iyi birer örnektir.

Âkif’in, İstiklâl Marşı hakkında söylediği: “O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Bin bir fecâyi’ karşısında bunalan ruhların ıztırablar  içinde halâs  dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz… Onu kimse yazamaz… Onu ben de yazamam… Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım.” (Eşref Edib, 1938:164) sözleri, bu şiirin de bir harp edebiyatı ürünü olduğunun kabulü için yeterli bir dayanak olarak gösterilebilir.

1.3.İstiklâl Marşı’nın kabulü ve tartışmalar

 

Yarışma sonuçları, özellikle finale kalan şiirlerin estetik kalitesi ve millî heyecanı ifade kabiliyeti yönünden hoşnutsuzluk yaratmış ve tartışmalara sebep olmuştur. Bu yüzden, medeniyet meselelerimizi, Osmanlının son dönemlerindeki var olma mücadelemizi Safahât’ında çok güçlü bir şekilde ifade eden ve bu sebeple herkesi tatmin edecek nitelikte bir marşı yazacağına inanılan Mehmed Âkif’in yarışmaya katılması istenmiş, bu istek, devrin Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin ısrarı sonucu şairin Hasan Basri Çantay tarafından ikna edilmesiyle gerçekleşmiştir.  Hamdullah Suphi Bey’in Âkif’i ikna etmek üzere kaleme aldığı ve Hasan Basri Bey aracılığıyla kendisine gönderdiği tezkire şudur:

“Pek aziz ve muhterem efendim,

İstiklâl marşı için açılan müsabakaya iştirâk buyurmamalarındaki sebebin izâlesi için pek çok tedbirler vardır. Zât-ı üstâdânelerininmatlub şiiri vücuda getirmeleri maksadın husûlü için son çâre olarak kalmışdır. Asîl endişenizin îcâb ettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyiç vâsıtasından mahrum bırakmamanızı recâ ve bu vesîle ile en derin hürmet ve mahabbetimi arz ve tekrar eylerim efendim.

5 Şubat 1337

Umûr-ı Maârif Vekili

Hamdullah Subhi” (Çantay,1966:62)

 

Hasan Basri Bey’in marşı yazması yolundaki ısrarına “Ben ne müsabakaya girerim, ne de ‘câize’ alırım! Bırak yazsınlar. Ben bu yaştan sonra yarışa mı çıkacağım, ayıp değil mi?” sözleriyle direnen şair, onun, “Ben söz verdim; marşı biz yazacağız.” sözleri üzerine, maarif vekilinin ısrarını da dikkate alarak, endişelerinden sıyrılmış ve şiiri yazmaya başlamıştır. (Çantay,1966:62)

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ayakta alkışlanan bu şiir, ciddi bir muhalefete de maruz kalır: İtirazlar, esasen, şiirin ısmarlama olduğu ve dolayısıyla milletin duygularını yansıtmadığı merkezindedir. Mesela Kütahya mebusu Besim Atalay şunları söylemiştir:

“Efendim, şiirler iki türlüdür. Ya hislerin mâkesidir, yahut derin veyahut ağlatıcı bir ruhun, ağlatıcı bir galeyanın aksidir. Şiir bu iki şekil üzerine doğarsa makbul ve muteberdir. Dünyada o şiirlerdir ki halk arasında yaşar. Ya yüksek bir bediî histen doğar, ya muhrik bir helecandan doğar. Böyle olmayıp da ısmarlama tarikiyle yazılırsa bu şiirler yaşamaz. Efendiler, bizim Cezayir marşımız vardır. Bu; halk arasında yaşıyor. Bu, müsabaka ile yazılmamıştır. Bu; ağlıyan bir ruhun, eline silâhını alarak düşmana koşan, vatanına koşan bir ruhun hissiyatını terennüm eder.

Marseyyez’in nasıl söylendiğini bilirsiniz. İnkılâb-ı Kebir esnasında –silâhını almış- koşan bir gencin söylediği şiir birden bire taammüm etmiştir. Evvelâ bu gibi şiirlerin memleketin mâruz kaldığı felâketlere –ağlıyarak, titreyerek- evvelâ güftesi değil, bestesi söylenir. Ismarlama şiirlere memleketin verilecek parası yoktur.” (T.B.M.M.Zabıt Ceridesi, 1337:85)

Aynı oturumda, Bolu mebusu Tunalı Hilmi Bey de “… bir kere bu marş milletin ruhundan doğma bir marş değildir. Besim Atalay Bey’in hakkı vardır. Milletin ruhuna tercüman olan bir marş olmalı.” (T.B.M.M.Zabıt Ceridesi, 1337:87)

diyerek, konunun bir komisyon marifetiyle halledilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Bu itirazlara rağmen,  milletvekillerinin  büyük bir çoğunluğu Âkif’in şiirini beğenmiş, Hamdullah Suphi Bey’in  “Anadolu mücadelesi uzun müddetlerden beri devam ediyor, bunu ifade etmek, bunun ruhunu söyletmek üzere yazılmış olan bu şiirler ne kadar evvel bir karara iktiran ederse şüphesiz ki daha fazla müstefid oluruz” (T.B.M.M.Zabıt Ceridesi, 1337:85) şeklindeki ikazının da etkisiyle, oylama yapılmış ve net bir çoğunluk elde edilmiştir.

2.Şiirlerin karşılaştırılması

 

            2.1. Ses ve Şekil

 

Söz konusu yedi adet şiirin tamamı, gerek nazım şekli ve gerekse nazım birimi bakımından, yeni Türk şiirinde görülen şekil özelliklerini taşımaktadır. Alışageldiğimiz geleneksel nazım şekillerinden (koşma, kaside, sone vb.) herhangi biri kullanılmamıştır. Nazım birimi bakımından, genel olarak dörtlük esas alınmış, Hüseyin Suad, A.S., Muhiddin Bahâ ve Mehmed Muhsin’in şiirlerinde Türk halk şiirindeki ayaklı şekilleri hatırlatan bir uygulama  tercih edilmiştir. Âkif’in kafiye dizilişindeki tercihi ise, bir yandan batıdaki “dörtlü”yü, halk edebiyatımızdaki “dörtleme”yi hatırlatmaktadır.

Şiirlerin yedisinde de kafiye önemsenmiş; genelde kuvvetli kafiyeler kullanılmak suretiyle, tok bir ses elde etme amacı güdülmüş; kafiye dizilişinde herhangi bir geleneksel şemaya tümüyle bağlanma gereği duyulmamıştır. Şiirlerin ilk kıtalarına göre kafiye dizilişleri şöyledir[2]:

H.Suad’ın şiiri

A.S.’nin şiiri

K.Kâmî’nin şiiri

İ.Hâkî’nin şiiri

M.Baha’nın şiiri

M.Muhsin’in şiiri

M.Âkif’in şiiri

a

a

a

a

 

a

a

 

a

a

a

 

B

C

B

C

 

a

b

a

b

 

a

a

x

a

 

a

a

x

a

 

B

B

 

a

a

x

a

 

B

B

 

a

a

a

a

 

 

Tablo-1: Şiirlerin kafiye dizilişi

Şiirlerin ritmik dokusuna bakıldığı zaman, hepsinde ya Hece’nin ya da Aruz’un ritm imkânlarından yararlanıldığı görülmektedir. Şiirlerin dördü aruz, üçü hece vezniyle yazılmıştır:

1.Hüseyin Suad’ın şiiri

Aruz          Feilâtün Feilâtün Feilün

2.A.S.’nin şiiri

Hece          7+7= 14’lü ve 7’li

3.Kemaleddin Kâmî’nin şiiri

Hece          7’li

4.İskender Hâkî’nin şiiri

Hece          4+4=8’li

5.Muhiddin Bahâ’nın şiiri

Aruz          Feilâtün Mefâilün Feilün

6.Mehmed Muhsin’in şiiri

Aruz          Mef’ûlü Fâilâtü Mefâîlü Fâilün

7.Mehmed Âkif’in şiiri

Aruz          Feilâtün Feilâtün Feilâtün Feilün

 

Tablo-2:Şiirlerin vezinleri

Temelde geniş kitleleri coşturmak, onlardaki yiğitlik duygularını harekete geçirmek ve mücadeleye teşvik amacını güden bu şiirlerde, kelime, ibare, mısra tekrarları ve özellikle hitap edatları vasıtasıyla heyecan uyandırma çabası gösterilmiştir. “atıl”, “ez”, “vur”, “ileri”, “yürü”, “koş”, “demir giy”, “silah kuşan” gibi birer ikişer kelimelik cümleler de hem heyecanı yükseltmekte, hem de şiirlere belirgin bir hareketlilik kazandırmaktadır. İstiklâl Marşı’ndaki “korkma”, “ey nazlı hilâl”,  “ilâhî”, “ulusun!”, “ey şanlı hilâl”  gibi hitap edatlarının fonksiyonu da aynıdır.

2.2.Muhteva

 

            2.2.1.Temel duygular

 Türk İstiklâl Harbi’nin, başka bir deyişle, varlık-yokluk kavgamızın genel havasında yazılan bu şiirlerde dile getirilmiş olmasının kaçınılmaz olduğunu düşündüğümüz temel duyguların sıklık derecesini tesbite yönelik olan aşağıdaki tablo, devrin havasının şairler üzerinde ne kadar etkili olduğunu açıkça göstermektedir.  Yedi şiirde de mevcut olan duygular, kendine güven duygusu, milliyet duygusu, mücadele azmi ve vatan sevgisidir. Toprakları işgal edilmiş, bağımsızlığı ve dolayısıyla geleceği tehlikeye düşmüş bir milletin ortak duyguları, kaçınılmaz olarak şairlerin de ortak duyuş ve düşünüşünü hazırlamıştır. Tabii, bizim asıl konumuz bu duyguların şairler tarafından nasıl işlendiğidir.

 

Temel Duygular

 

H.

Suad

 

 

A.S.

 

K.

Kâmî

 

İ.

Hâkî

 

M.

Bahâ

 

M.

Muhsin

 

M.

Âkif

 

Sıklık

1.Batı’ya tepki

X

X

X

3

2.Bayrağa bağlılık

X

 

 

X

X

 

X

4

3.Din duygusu / İman

X

X

X

X

X

5

4.Gelecek ümidi

X

X

X

3

5.Hürriyet ve istiklâl

X

X

X

X

X

5

6.Kahramanlık

X

X

X

X

X

5

7.Kendine güven

X

X

X

X

X

X

X

7

8.Mâzî fikri

X

X

X

X

4

9.Millî birlik-beraberlik

X

X

X

3

10.Milliyet / Türklük

X

X

X

X

X

X

X

7

11.Mücadele Azmi / Gücü

X

X

X

X

X

X

X

7

12.Namus ve şeref

X

X

X

X

4

13.Şehitlik

X

X

X

3

14.Vatan sevgisi

X

X

X

X

X

X

X

7

15.Zulüm ve eziyet

X

X

X

3

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sıklık

11

8

9

10

8

9

15

70

 

Tablo-3: Şiirlerde ortak duygular

Dikkat edilirse, Âkif, bu temel duyguların tamamını şiirinde işlemiş, ona en yakın olan Hüseyin Suad bu duyguların11’ine, İskender Hâkî de 10’una yer vermiştir. Burada sıklık ortalaması 10’dur. H.Suad ve İ.Hâkî ortalamayı tuttururken,  Âkif, hayli üstüne çıkmıştır.

Bu temel duyguların şairlerce nasıl işlendiğini daha yakından görebilmek için, iki ayrı örneklendirmeye ihtiyaç vardır:

a)Şiirlerin tümünde gördüğümüz temel duygular ve işleniş tarzı,

b)Tesbit edilen temel duyguların kavram daireleri

Yedi şairin de dile getirdiği kendine güven duygusu, milliyet fikri, mücadele azmi ve vatan sevgisinin nasıl işlendiğini örneklerle göstermek, genel bir kanaat edinmemizi sağlayacaktır:

7-GÜVEN DUYGUSU

Hüseyin Suad

Veremez kimseye bir Çamlıbeli

Bağlanır mı acaba Türk’ün eli

A.S.

Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını

Kemaleddin Kâmî

Hak yolunda kan olur

Dünyalara taşarız

Ya şerefle vurulur

Ya efendi yaşarız.

İskender Hâkî

Çek sancağı Türk ordusu

Olmaz Türk’ün can korkusu

Esarete dayanır mı

Türk vatanı, Türk namusu?

Muhittin Bahâ

Düşmanın bir cihansa dostun Hak

Hakkın elbette müstakil yaşamak

Atıl, ez, vur, senindir istiklâl

Mehmet Muhsin

Destinde seyf-i Hak gibi pek şanlı bir silah

Açtın sema-yı millete pür-nûr bir sabah.

Âtî bizim… bizim artık vatan, zafer, felâh.

 

MehmedÂkif

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

11.MÜCADELE AZMİ VE GÜCÜ

Hüseyin Suad

Kanımızla boyadık bahr ü berri

Böyle aldık bu güzel ülkeleri

İleri, arş ileri, arş ileri

Geri kalsın vatanın kahpeleri

Seni ihya için ey nâmı büyük

Vatanın uğruna öldük öldük

A.S.

Yurdumuza göz dikenler al kanlara boyansın

Ya ben ya onlar diyen silâhına dayansın

Kemaleddin Kâmî

Cenk ederiz genç, koca

Bugün değil, yarın da

Hak yolunda kan olur,

Dünyalara taşarız;

Ya şerefle vurulur,

Ya efendi yaşarız.

İskender Hâkî

Bu son savaş bize farzdır,

Fırsatımız gayet azdır,

Muzaffer ol da ey millet

Altın ile tarih yazdır.

Muhittin Bahâ

Ey benim şanlı milletim ileri;

Ele çiğnetme koş bu ülkeleri!

Mehmet Muhsin

Garbın zalâm-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan

Âtî bizim… bizim artık vatan, zafer, felah.

Mehmed Âkif

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?

10-MİLLİYET DUYGUSU / TÜRKLÜK

Hüseyin Suad

Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük

Siper oldu sana dağlar gibi Türk

Yürü ey milletin efrâdı yürü

Ak süt emmiş vatan evlâdı yürü

A.S.

Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın

Türk oğludur bu millet

Türk’ündür bu memleket

Bize Türk oğlu derler

Hep bizimdir bu yerler.

Kemaleddin Kâmî

Hakkını korur elbet

Türk’ün bükülmez kolu

 

 

İskender Hâkî

Ey Müslüman, ey Türk oğlu

Muhittin Bahâ

Ey benim şanlı milletim ileri;

Ey büyük ünlü milletim

Bir ateşten siperdin İslam’a

Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın.

Mehmet Muhsin

Ey mazi-i havâriki bin destan olan;

MehmedÂkif

Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet, bu celâl?

 

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:(10), (8),

 

14-VATAN SEVGİSİ

Hüseyin Suad

Seni ihya için ey nâmı büyük

Vatanın uğruna öldük öldük

Veremez kimseye bir Çamlıbeli

A.S.

Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın

Türk oğludur bu millet

Türk’ündür bu memleket

Bağrımızda saklarız vatanın her taşını

Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını

Hep bizimdir bu yerler

Kemalettin Kâmî

Yeter, ey Kâbemizi

Elimizden alanlar

Alıkoyamaz bizi

Yolumuzdan yalanlar.

İskender Hâkî

Benim bu son günlerimdir,

Diyor bize Anadolu.

Muhittin Bahâ

Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri!

Mehmet Muhsin

Âtîbizim… bizim artık vatan, zafer, felah.

Mehmed Âkif

Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.

Şiirlerden aldığımız örnekler, şairlerin hemen hepsinin ortak duygularla hareket ettiklerini ve  dokuz  ana kavram etrafında yoğunlaştıklarını göstermektedir (bk.Tablo-4). Bu kavramlar, güven duygusunun, inancın, gelecek endişesinin ve benzeri temel değerlerin her zamankinden daha canlı olduğu harp dönemlerinde edebî eserleri besleyen  temel duygu ve düşünceleri ifade eden millî ve manevî kavramlardır.

Tablo-3’te gösterilen ortak temel duygularla Tablo-4’teki kavramların sıklığı ve şiirlere dağılımının çok dengeli ve uyumlu olduğu görülmektedir. Bu da şairlerin aynı ruh hâli içinde şiir söyledikleri anlamına gelir ki harp havasının böyle bir duyuş ve düşünüş ortaklığı yaratması normal bir durumdur. Meselâ, vatanın karşı karşıya bulunduğu tehlikeye karşı koyma, bunun için her türlü fedakârlığın yapılması gerektiği/ yapılacağı fikri, Mehmed Âkif’in “Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın./Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.” mısralarıyla ifade ettiği vatan

savunması fikri, Muhittin Bahâ Bey’in “Ey benim şanlı milletim ileri; / Ele çiğnetme koş bu ülkeleri! mısralarında olduğu gibi, diğer altı şiirde de aynen mevcuttur. Harp hâlinin yarattığı psikoloji, bu şiirlerin tematik dokusunu belirlemiştir.

 

ŞİİR

KAVRAM

Allah

(Allah,  Hak, Rab, İlah, Hüdâ; ezan, mabed, secde vb.)

 

Bayrak(bayrak, sancak, al sancak, hilâl vb.)

Düşman(düşman, hasım, Yunan,  kahpe, alçak, canavar, Garp, mağrip vb.)

Hürriyet ve istiklâl

(hürriyet, istiklâl, hür, müstakil)

Kahramanlık / Zafer(kahraman, arslan, mücahit, muzaffer, zafer vb.)

Kan-can

Millet

(millet, ırk, Türk, Türkoğlu vb.)

Şehitlik (şehit, şüheda, gazi vb.)

Vatan(vatan, Anadolu, yurt, ocak, memleket vb.)

Dağılım ve Sıklık

 

 

 

 

H. Suad’ın şiiri

 

x

x

x (3)

x (5)

x (4)

5-14

A.S.’nin şiiri

x

x

x

x

x (14)

x

x (8)

7-27

K.Kâmî’nin şiiri

x (2)

x (2)

x

x (2)

x

x (2)

6-10

İ.Hâkî’nin şiiri

x

x

x

x

x (6)

x (3)

6-13

M.Bahâ’nın şiiri

x

x

x (2)

x (2)

x

x (3)

6-12

M.Muhsin’in şiiri

x

x

x (5)

X

(4)

x

x (2)

 –

x

7-15

M.Âkif’in şiiri

x (6)

x (4)

x (3)

x (3)

x

x (4)

x (6)

x (4)

x (7)

9-38

Sıklık

10

9

14

7

7

11

38

6

25

 

Tablo-4:Temel duyguların kavram daireleri

Tablo-3’te olduğu gibi Tablo-4’te de Âkif’in şiirinin daha kapsayıcı olduğu görülüyor: Belirlediğimiz dokuz kavram, onun şiirinde 38 defa ve her maddede birbirine yakın sayıda kullanılırken, ona en yakın yoğunluk A.S.’nin şiirindedir. Ancak A.S.’nin şiirindeki bu yakınlık, nakaratlar dolayısıyla 14 kez tekrarlanan “millet” ve 8 kez tekrarlanan “vatan” kavramlarından kaynaklanmaktadır. Şiirlerde en fazla kullanılan kavram “millet” (38), aynı zamanda her şiirde yoğun kullanılan kavram olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Âkif bu dokuz kavramın tümünü kullanırken, A.S. ve M.Muhsin 7’sini, K.Kâmî, İ.Hâkî ve M.Baha 6’sını, H.Suad ise 5’ini kullanmıştır ki bu da Âkif’in şiirinin kapsayıcılığını gösteren diğer bir husustur.

 

2.3.Estetik seviye

 

Harp edebiyatı metinleri, olağanüstü şartların telkin ettiği ve olağanüstü şartlarda teşekkül eden eserlerdir. Bunlarda  fiilî durum  ön plâna çıkar. Harple -gerek içinde bulunarak, gerek değişik ilgiler yoluyla- karşı karşıya gelen sanatçılar, duygu ve düşüncelerini bu fiilî durumun uyandırdığı ilhamlarla dile getirirler. Bunlar arasında kendini isbat etmiş sanatkârlar yanında, ilk kalem tecrübelerini bu vesileyle yapanlar da yer alır. Bazı büyük sanatkârlar, mevcut olağanüstü durumun zorlamasıyla, eserlerini her zamanki titizlikleriyle estetik süzgecinden geçiremeyebilirler. Bu sebeple, harp edebiyatı metinlerinde -istisnalar hariç- kuvvetli bir estetik seviyeye ulaşmak kolay değildir. Bu tür metinlerin ana karakteri, üzerinde uzun uzadıya uğraşma fırsatı bulunamamış olması; bir an önce millete, cephedeki askere, cephe gerisinin mağdurlarına “acil mesajlar” ulaştırılmasını hedeflemesi;  faydaya, teşvîke, tenvîre yönelik olmasıdır. Birçok büyük sanatkârın kaleminden çıkmış eserlerin bile estetik seviye bakımından yeterli olmadığı düşünülürse, harp hâlinin estetik seviye kaygısına pek de müsaade etmediği daha rahat söylenilebilir.(Yıldız,1998:39) Buna rağmen, 724 şiirin içinden seçilen şiirlerin şi’riyet yönünden güçlü olması beklenir. Bu yarışmaya kimlerin katıldığı konusunda yeterli bilgimiz bulunmamakla beraber, finale kalan sanatçılar içinde Hüseyin Suad ve Kemalettin Kâmî  dışında, tanınmış bir şaire ait şiirin bulunmaması, Mehmed Âkif’in yarışmaya katılma konusunda yaşadığı tereddütleri diğer tanınmış şairlerin de yaşamış olduklarını, onların da  “yarışma” ve “ısmarlama şiir” kavramları etrafında çıkabilecek tartışmalardan uzak durduklarını düşündürmektedir.

Tabiî, böyle bir durum, yarışmaya katılıp finale kalan şiirlerde bir şi’riyet problemini davet etmiştir. Millî heyecanın, güven duygusunun, işgalcilere karşı duyulan öfkenin, birlik beraberlik duygusunun estetik kaygıyı gölgelediği bir zamanda -Ziya Gökalp’in “şuur devrinde şiir susar” sözünü doğrularcasına- ateşi söndürme sorumluluğunun öne çıktığını kabul etmek gerekir. Dolayısıyla, finale kalan şiirlerin fonksiyonel değeri bir yana, estetik değer bakımından sıkıntılı olması için yeterli sebepler mevcuttur.

“İleri, arş ileri, arş ileri / Geri kalsın vatanın kahpeleri” (H.Suad); “Veremez kimseye bir Çamlıbeli / Bağlanır mı acaba Türk’ün eli” (H.Suad); “Bağrımızda saklarız vatanın her taşını / Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını” (A.S); Cenk ederiz genç, koca / Bugün değil, yarın da (K.Kâmî); “Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri!” (M.Bahâ); “Birleşelim özümüzden, / Dönmeyelim sözümüzden, / Hem silelim bu lekeyi, / Tarihteki yüzümüzden.” (İ.Hâkî) gibi örnekler, bu şiirlerdeki estetik seviye ve söyleyiş sıkıntılarını göstermektedir.

3.Genel Değerlendirme/ Sonuç

Kısa bir değerlendirmesini yaptığımız yedi adet şiir, birer harp edebiyatı ürünüdür. Harp edebiyatı ürünleri harbin yarattığı psikoloji üzerine oturur.Vatan topraklarının önemli bir kısmı işgal altında bulunan, tehdidin gittikçe artmas ıüzerine mücadele merkezinin naklinin bile düşünüldüğü, yıkılışın sancıları ile diriliş umutlarının birbirine karıştığı bir devrin olağanüstü şartları, bu şiirlerin arka plânındaki psikolojinin ana kaynağıdır. Bu ortak arka plân, Tablo-3 ve Tablo-4’te gösterdiğimiz ortak duygu ve  kavramların, şiirlerden seçilen değişik örneklerin açıkça gösterdiği gibi, şiirleri muhteva bakımından birbirine çok yaklaştırmıştır.

Hâl böyle olduğuna göre, yarışma sonuçlarından tatmin olunmayıp Mehmed Âkif’in sürece dahil olması arzusunun sebepleri neler olabilir? Bunları birkaç maddede toplayıp izah edebiliriz:

1.Âkif’in Safahât’ı dikkatle incelenir de kronolojik bir seyir içinde tesbit edilirse, İstiklâl Marşı’nın köklerinin bu büyük eserdeki bazı şiirlerden beslendiği kolaylıkla anlaşılır. Şiir, hemen hemen Safahât’ın millî damarının bir özeti olmak hasebiyle, bir tecrübenin süzgecinden geçerek gelmiş olmaktan dolayı çok “kapsayıcı”dır. İstiklâl Marşı’nın büyük avantajı, arkasında bütün bir Safahât’ın bulunmasıdır. Âkif bu marşı böyle yazmaya hazırdı: Şiiri yazmaya -bir bakıma mecbur kalarak- karar verdiği zaman, söyleyeceklerinin çoğu, ortaya çıkmayı bekliyordu.

2.Âkif, hayat tecrübesi, dinî bilgisi, tabiî bilimler üzerine aldığı tahsil ve yabancı dil (Arapça, Fransızca, Farsça) konusundaki yetkinliğiyle, milletimizin içinde bulunduğu sıkıntılı durumu değişik boyutlarıyla değerlendirebilecek donanıma sahipti. Trablus, Balkan ve Birinci Cihan harplerinin yarattığı hengâmeden aldığı ihsaslar, şiirlerinde kademe kademe filizlenmiş ve İstiklâl Marşı’nda gerçek mecrâına oturmuştur. İstiklâl Marşı, bir “final şiiri”dir ve tabiî, köklerinin o zamanın sosyal olayları ve şairdeki edebî birikimin kaynaşması sayesinde şekillenmiştir.

3.İstiklâl Marşı’nın diğer şiirlerden bir üstünlüğü de duygu ve heyecanın düşünce ile ustaca tahkim edilmiş olmasıdır. Şiirin millî heyecandan ibaret sanılmış olması, diğer şairlerin zayıf yönlerinden biridir. Bu şiirler, daha çok, o günün duygularını, öfkeyi, endişeyi, yiğitlenmeyi öne çıkarmaktadır. Verilmek istenilen düşünce pek net değildir. İstiklâl Marşı ise berrak bir şiirdir: Heyecan kaynağı olarak, ne için mücadele edildiğini izah bakımından ve Türk milletinin nihâî hedefini tesbit açısından karanlıkta kalan bir nokta yoktur.

4.Âkif, Türk milletinin yaşama felsefesini, mâzî fikrini, tarih şuurunu, harp edebiyatı ürünlerinde görmeye pek alışık olmadığımız bir vukufla, metnin arka planına yerleştirmiştir. Bu felsefe ve şuur, vatanın sadece “toprak” olarak görülmesini engelleyen, hürriyet düşüncesini “ezelî bir tutku”, vücudun ise “en dayanıklı sınır tahkimatı ve siper” kabul edilmesini sağlayan “iç dinamiğimiz”dir. Diğer şiirlerde de bu hususlar derece derece yer almakla beraber, şiirin estetik bir yapı olarak işlenişindeki ustalık  burada da kendini belli etmektedir.

5.İstiklâl Marşı’nda, Türk milletinin yaşama üslûbuna dair fikirlerinin yanına kısa bir “medeniyet analizi” de yerleştirilmiştir: Batı, medenilik iddiasında olmakla beraber, aklını, “yok etme”, “yakıp yıkma” yoluyla güçlü kalmaya hasretmiş; medeniyetin asıl sorumluluğunun “yapmak”, “yüksek değerler üretmek” ve “eskimiş olanın yerine yeni ve geçerli değerler ikame etmek” olduğunu unutmuştur. Biz ise, Batı’nın elindeki tekniği, yani maddî kuvveti -ki  teknik,  bu hâliyle bir canavarın ağzındaki tek diş hükmündedir- etkisiz kılma mücadelesi vermekteyiz. Bu mücadelede bizim asıl gücümüz, maddî-manevî bütün varlığımızı ortaya koyabilecek iman ve güven duygusuna sahip olmamızdır. Âkif’in şiirin bütününe başarıyla yerleştirdiği bu yorum, diğer şiirlerin hiçbirinde yoktur.

6.İstiklâl Marşı, insanda yarattığı psikoloji bakımından çok başarılıdır. Milletin maneviyatını yükseltmek, ondaki mücadele azmini körüklemek maksadıyla yazılan / yazdırılan bu marş: “Yurt toprağının üstünde tüten en son ocak sönmedikçe bayrağın Türk ülkesinin şafaklarında dalgalanışının da devam edeceği” inancı ile başlar: “Türk milleti, Hakk’a tapan bir millet olarak istiklâli hakketmiştir”; “Batı en gelişmiş savaş vasıtalarına sahipse, Türk milletinin de sarsılmaz bir imanı vardır”; “Altında sayısız şehidin yattığı vatan toprağı sıradan bir toprak değildir”; “Sıkılsa şehitler fışkıracak kadar kanla yıkanan bu topraklar için kendini feda etmeyecek bir tek Türk yoktur”; “Bir mâbed kadar mukaddes olan Türk yurduna, ona bir Türk gibi bakmayacak olanlar dokunamamalıdır”; “Allah’ın varlığına ve birliğine şahadet eden ezanlar bu yurdun üstünde ebediyen yankılanmalıdır”… gibi temel duygu ve fikirler üzerine oturtulmuş olarak, “Bayrağa da, Türk milletine de ebediyete kadar izmihlâl yoktur” düşüncesiyle sona erer.“Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım!” ve “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl” mısralarıyla zirveye çıkmış olan  bu güven duygusu, şiirin her mısraına sinmiş durumdadır.

7.İstiklâl Marşı’nın kelime kadrosu, diğer şiirler içinde en uzun olanının bile iki katından fazladır. Âkif, böylelikle daha fazla kavramı ifade etme imkânlarını arttırmıştır. H.Suad 88, A.S. 88, K.Kâmî 108, İ.Hâkî 56, M.Bahâ 59, M.Muhsin 111 kelime kullanırken, Âkif’in kullandığı kelime sayısı 254’tür. Sayılar her zaman çok şey ifade etmeyebilir. Kelimelerin  kavram değerleri (metin içi değerleri)nin de dikkate alınmasına ihtiyaç vardır. Tablo-4’te gösterdiğimiz kavramların şairlerce kullanılış sayılarına yeniden bakarsak, Âkif’in şiirinin güç kaynaklarından biri daha aydınlanmış olur: H.Suad, 5 kavram 14 defa;  A.S., 7 kavram 27 defa; K.Kâmî, 6 kavram 10 defa, İ.Hâkî 6 kavram 13 defa; M.Bahâ, 6 kavram 12 defa; M.Muhsin, 7 kavram 15 defa; M.Âkif, 9 kavram 38 defa.

  1. Âkif’inkullandığı şiir dili, hem ses yönünden hem de hayaller yönünden zengin ve sağlamdır. “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,”“Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühed┓Değmesin mâbedimin göğsüne nâmahrem eli.”gibi mısralardaki sağlam söyleyiş, bu şiirin önemli üstünlüklerinden biridir. Bayrağın dalgalanışının, yaşanan endişeyi ifade ederken akşam şafağına, şairdeki ümit ve güven yükseldiği zaman sabah şafağına benzetilmesi; zor günlerde bayrağımızın -tıpkı durumdan memnun olmayan bir insan gibi- kaşlarını çatması; vatan savunması için yürüyen Türk’ün “kükremiş sel”e benzetilmesi; garbın canavar, elindeki teknolojinin o canavarın ağzında kalan “tek diş” olarak değerlendirilmesi, şairin günlük dili şiir dili seviyesine yükseltmede usta olduğunu göstermektedir. “Birleşelim özümüzden, / Dönmeyelim sözümüzden, / Hem silelim bu lekeyi, / Tarihteki yüzümüzden.” (İ.Hâkî) veya “Hangi alçak el alır, / El zinciri boynuna? / Kim Yunanı bırakır / Türk kızının koynuna?” (K.Kâmî) gibi mısraların, meselâ “Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: / Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı” mısralarıyla kıyaslanması aradaki farkı açıkça gösterecektir.

9.Şiirlerinde, çoğu zaman, insanı tenkid eden, onu hatalarını yüzüne vurarak eğitmeye çalışan, tenkidi bazan“Damarlarımızdaki kan âdetâ irinleşmiş, / O çıkmak istemeyen can da bir yığın leşmiş!”(Mehmed Âkif,2000:335) mısralarındaki kadar ileriye de götüren şair, İstiklâl Marşı’nda bu tür sertliklere başvurmamış, vatan, din, hürriyet, istiklâl ve bayrak uğrunda mücadeleyi telkin ve tenbihte bulunmuştur. Şiirin verdiği mesaj çok kuvvetlidir. Diğer altı şiirde bu telkin gücünü göremiyoruz.

Bu değerlendirmeler sonucunda diyebiliriz ki: İstiklâl Marşı yarışmasına katılıp finale kalan altı adet şiir, son derece iyi niyetlerle kaleme alınmış, devrin genel duygularını, yine, genel ifadelerle dile getiren, vatan sevgisi, millî birlik ve beraberlik, Türklük, mâzî fikri, mücadele azmi gibi o gün için çok zarurî olan duygu ve fikirleri telkin etmeye çalışan metinlerdir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Âkif’in söyledikleri ile H.Suad, A.S.,İ.Hâkî, K.Kâmî, M.Bahâ ve M.Muhsin’in söyledikleri arasında niyet, duygu ve fikir olarak hemen hemen hiçbir fark yoktur. Ancak bu niyeti, duygu ve fikri “âbidevî bir şiir”le ortaya koymak da önemliydi. Başta devrin Maarif Vekili Hamdullah Suphi olmak üzere, ilgililerin -belki de müsabakanın normal şartlarını da ihlâl ederek- Âkif’in sürece dahil olmasını istemeleri, böyle bir şiiri aramalarından kaynaklanmıştır.

İstiklâl Marşı’nın -estetik seviyesi çok yüksek bir eser olarak-klâsik bir harp edebiyatı ürünü sayılamayacağını düşünüyoruz. Çoğu anlık duyguları işleyen, harbin ve harp hâlinin akışına tâbî olan harp edebiyatı ürünlerinin yüksek bir estetik seviyeyi tutturabildiğine dair örnekler pek fazla değildir. Harp zamanlarında “gür sesli ama derinliği olmayan geçici bir hamasî edebiyat canlanmakta, sonra unutulmaktadır.” (Enginün, 1986:111-129) İstiklâl Marşı ise istisnalar arasındadır. Savaşın bütün şenaatlerini gören, milletin çektiği sıkıntılara yakından şahit olan şair, Çanakkale Şehitleri ve Bülbül gibi iki büyük harp şiirinde olduğu gibi, İstiklâl Marşı’nda da  bütün kadrosuyla harp havasının ve  zaman darlığının üstesinden gelebilmiş; alışılagelen durumun aksine, estetik seviyesi yüksek bir harp şiiri yazabilmiştir.

 http://saadettinyildiz.com

KAYNAKÇA:

Akça, N.C. (2012). “Kaydı Hikâyeye Düşüldü: Balkan Savaşı”, Türk Edebiyatı, S.468, , ss.16-21

Çantay, H.B. (1966), Âkif-nâme (MehmedÂkif), Ahmet Sait Matbaası, İstanbul, s.62

Eşref Edib, (1938). Mehmet  Âkif-Hayatı ve Eserleri, 2. Baskı, İstanbul, s.164.

Enginün, İ. (1986) “Çanakkale Zaferinin Edebiyata Aksi”, Türklük Araştırmaları Dergisi, S.2, ss.111-129,

Mehmed Âkif, (Neşre Haz.M.Ertuğrul Düzdağ,2000).”Fatih Kürsüsünde”, Safahât, s.335

T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, (1337). Devre: I Cilt: 9 İçtima: 2, Altıncı İçtima, 12.III.1337 Cumartesi, s.85, 87

Yıldız, S. (1998). “Harp Edebiyatı Kavramı ve Edebiyatımızda Çanakkale Muharebeleri”, OGÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Çanakkale Zaferi’nin 83 Yıl Dönümü Paneli, Eskişehir, s.39

[1]Bu konuda Bursa Mebusu Muhittin Baha Bey,  Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 12 Mart 1337 tarihli toplantısında söz alarak şu açıklamayı yapmıştır: “Muhterem efendiler, söyleyeceğim sözlerin yanlış anlaşılmamasını,  bir maksad-ı mahsusa hamledilmemesini temineniptidaen bir hakikatten bahsedeceğim; bu Milli Marş müsabakası ilan edildiği zaman ben de iştirak etmek istedim. Fakat bu mesele öyle bir cereyan almıştır ki bendeniz bu müsabaka işinden sarfınazar ediyorum. (M) imzalı şiir bendenizindir. Bunu ithal buyurmayınız.

Gene Kemalettin Kâmî namında biri vardır ki aynı sebepten dolayı gazetemizde kendi şiirini geriye almıştır. Bunun üzerine mütalaanızı beyan buyurursunuz.” (T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, Devre: I Cilt: 9 İçtima: 2, Altıncı İçtima, 12.III.1337 Cumartesi, s.85)

[2]Şiirler, Hasan Basri Çantay’ın Âkif-nâme’sindeki sıraya göre sıralanmıştır.

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EBEDİYETE İRTİHALİNİN 12. SENESİNDE TÜRKİYEM'İN ŞAİRİ'NE
Kitabın ortasından girelim. Kelâmımızı eğip bükmeden gönlümüzden geldiği gibi aktaralım..  Şükür ki muvaffak olamayan, halkın sağlam irâdesine takılan 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 27 gün boyunca Demokrasi nöbetlerinin favori parçası olan "TÜRKİYEM" meydanları inletti ve heyecanına...
İNSANIN TAŞRASI-IX
Uzak çağlardan o güne kadar günler kum gibi akmış; yıllar, yüzyıllar, kervanlar gibi uzak ufuklarda kaybolup gitmişti. Dünya kurulalı beri mavi dalgaların koşuştuğu o yerlerde şimdi çorak topraklar belirmiş, derin vadiler oluşmuştu. Neresi miydi burası? Deveören Köyü, bizim köyden bahsediyorum....
ŞİİRDE İMGESEL GÖSTERGE
 İmgesiz sanat olamayacağı gibi imgesiz şiirin de ortaya konulamayacağı bir gerçektir. İmgesel anlatım en çok da şiirde kullanılmıştır. İm kelimesi; işaret, alâmet anlamına gelmektedir. Anlam yüklenen her şey, gösterge, iz, belirti… birer im’dir. Türkçe’de sık kullandığımız, ‘’imi, timi...
AYRILIK YOKUŞU
Babamdan kalan o eski evin önündeki somyanın üzerinde kollarımı bağladım oturuyorum. Değişik duygular içerisindeyim. Bir duygudan çıkmadan diğerine yatay geçiş yapıyorum. Halimden memnunluk derecem değişkenlik gösteriyor.  Buraları hayal meyal hatırlıyorum. Ayrılık yokuşu… Zamanında...
FİN(CAN)LA GELEN MEKTUP
“Değerli Hocam; Öncelikle selam eder ellerinizden öperim. Beni hatırlayamamış olabilirsiniz, ama ben sizi hatırlıyorum. Sizin yüzlerce öğrenciniz olmuştur, benimse bir tane Muharrem Hocam oldu. Ben hep arka sıralarda oturan sessiz bir öğrenci oldum ama söyledikleriniz ve yaptıklarınız kafamda mıh...
İNSANIN TAŞRASI-VIII
Bir gün Bilecik Vali Yardımcısı, Aziz Dost Abdurrahman Bey,-İlgen Hocam, sana bir şey danışacağım.-Hayhay, buyurun. Vilayet merkezinde kendi başkanlığında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı olarak toplanmışlar. Toplanma nedeni ihtiyaç sahibi öğrencilere burs vermek. Tabii, konuşmuşlar,...
prev
next

TÜRKÇESİZ BİR HAYAT

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

2000’li yılların başı. Eskişehir’e geleli birkaç yıl olmuş. Haftada altmış saat derse giriyorum. Hem de gıkım çıkmadan. Hiçbir maddi beklentiye girmeden. “Mecburuz.” diyor Saadettin Yıldız hocam, “Yeterli elemanımız yok!” Böyle hasbî...

ŞAİR MEHMET ALİ KALKAN İLE BİR SOHBET : …

Ahmet URFALI

 MEHMET ALİ KALKAN ÖZGEÇMİŞ  1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Gazi İlk Okulu,Tunalı Orta Okulu ve Motor Sanat Enstitüsünü bitirdi.Üniversiteyi Adana’da okudu. 1980 yılında Adana Mühendislik Bilimleri Fakültesinden İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu...

SOYLU ÇEHRELER - DOKTOR HALİL SERT

Mahmut TOPBAŞLI

"İyi insanlar güzel atlara binip önden gittiler..." Teselli babında gönül hoşlayan, gidenin ardından gönlümüzü ferahlatan bu sözün tam sırası diye düşünüyorum. Dünden beri kim bilir kaç dost meclisinde, Çınaraltının kaç köşesinde...

DAĞDAKİ VATAN - 1

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

Türk’ün  mührü; Tanrı dağlarından, Kafkas dağlarına, Kafkaslardan  Allahuekber dağına, Süphan dağına kısaca ; Sarı denizden Akdenize Tuna boylarına Alplerin Tepelerine kadar ilmek ilmek, nakış nakış işlenmiştir. Her dağın Türklerde bir kutsallığı, hatırası ve...

GÖNLÜMDE AÇAN LALELER

Arif Nihat Asya "Lâle" için diyor ki; "Eskiler lâleyi mukaddes sayarlardı. Gerçekten...

ÖLÜMÜN KIYISINDA

Saatlerdir hiç kıpırdamadan uzandığım yataktan yavaş yavaş atıştırmaya başlayan kar’ı seyrediyorum...

GÜLDÜREN GERÇEK: NASREDDİN HOCA

Ali Alper ÇETİN (Türk edebiyatında mizah kültürümüzün dünyaca ünlü halk bilgesi)Türk esprisinin...

HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER’İN HA…

Hamdullah Suphi Tanrıöver, Devletine, Türk Ocaklarına ve Türk Milliyetçiliği fikrine ömrünün...

Gazel - Nesîmi -Gerçek hadîs imi…

1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yohKim sevdi hûbı...

SAYI - 15 GÜZELLİĞİN KAYNAĞINA …

Güzellik ve gençlik; ilkçağlardan beri insanoğlunun özellikle kadınların tutkusudur. Derler ki...

KARASİ YÖRÜKLERİ

Kitap, Karasi Beyliği topraklarına karşılık gelen alanda, yerleşik hayata geçirilen Yörüklerin...

KÖPRÜ

Kapılar ardı sıra kapandı. Arabaya en son binen şoför, aceleci tavrı...

BURHAN TOPRAK

“Yunus Emre’yi bulmadan önce, Türk edebiyatının havasında bunalıyordum. Yunus Emre, Türk...

Saadettin KAPLAN

 Sadettin Kaplan, 1944 senesinde Ağrı‘nın Patnos ilçesinde dünyaya gelmiştir. İlkokulu Patnos’da okudu...

Yeşil Çeşme

Beni o büyük çocuklar karşında koruyan diyemem ama hiç olmazsa teselli...

NECİP FAZIL KISAKÜREK - SAKARYA T…

Şiir, yan anlamları çoğaldıkça, günlük dilden bambaşka bir mecraya geçtikçe, yeni...

DEĞERLERİMİZ VE BİZ

Zekâ, hızlı anlama, zihin berraklığı, kolay öğrenme, güzel akletme, hafızada tutma...

SAYI - 4 BİR OSMANLI GAZETESİNDE K…

Daha ilk sayısında “Yanık bağırlardan kopup gelen acı acı Anadolu seslerine”...

SAYI - 3 SOĞUK VAGONLAR, MÖSYÖ SU…

Sayı: 3 Miladi takvime göre 27 Şubat 1911 tarihine rastlayan haberin başlığı...

Bir Darbenin Anatomisi

Türk tarihçiliğinin en verimli kalemlerinden Yılmaz Öztuna, artık bir klasik sayılan...

TÜRK EDEBİYATINDA GOTİK TÜRÜNÜ…

Gotik edebiyat cadılar, cinler, periler, hortlaklar, vampirler gibi doğaüstü yaratıklardan ve...

GÖNÜL DAĞI BELKİ BİR KAF DAĞID…

Gönül Dağı belki bir Kaf Dağıdır, aşk ise Anka Kuşu. Kimin...

MERAK

Her bir dörtlüğünde bin bir anlam yüklü Emirdağ Türkülerini derleme çalışmalarımda...

AÇIĞMA - KÜN

Hüseyin Nihal Atsız’ın kült romanı Ruh Adam’ın başlangıcında yer alan Uygur...

YÛNUS”TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI v…

"İmaj oluşturma tarzı"ndan kastımız -mecaz, istiare, sembol, mit vb. kavramların hepsini...

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM

Beni tanıdığını, beni anladığını biliyorum. Sana güvenerek içimden geleni seslendirmek istedim: Hayat...

Türk Yurdu Dergisi

2017 senesi itibarıyla 106 yıllık bir geçmişe ulaşmış bulunan Türk Yurdu...

İÇİMİZDEKİ CANAVAR: TEPEGÖZ

Dede Korkut hikâyeleri evreninde Aruz Koca adında bir bey vardır. Aruz...

SAYI - 5 PARİS’TE BİR CENAZE TÖ…

Sayı: 5Paris, Paris olalı böyle kalabalık görmedi. Caddeler insan seliyle dolup...

ARAŞTIRMA RAPORUNUN BİÇİMİ VE K…

Bir araştırma raporunun içeriğinin zenginliği kadar sunuluş biçimi de önemlidir. Tüm...

İnsanlığın Dirilişi

Sezai Karakoç'un hayatı boyunca ideal bir uygarlık şekli olarak sunduğu ve...

KOÇYİĞİT - ÜNLÜ OZAN: KÖROĞL…

Bolu dağlarından kükreyen bir ses dökülür gümbür gümbür Anadolu’ya… Bu yiğitçe...

SÖZÜMÜZ BİZİ SÖYLÜYOR

Deyimler, atasözleri gibi milli değer taşıyan dil varlıklarımızdır. Kelimenin tamamen kendi...

Aşık Pervani

Aşık Pervani (İsmail ÇELİK)Mehmet Ali Kalkan'ın Gönlünden... Aşık Pervani (İsmail Çelik) ve Mehmet...

MİLLİYETÇİLİĞİN İKİ İTİC…

Kamuoyunun daha ziyade kültür ve siyaset felsefesine yönelik çalışmalarıyla tanıdığı Milay...

ÂKİF'E DAİR-3: SAFAHÂT'TA İSTİ…

1.Edebî Hareketlerin Birbirine ve Sosyal Olaylara Bağlılığı:  Edebî hareketler, bir taraftan sosyal...

BEŞİR GÜNER’İN BOZGUNU

Mustafa Miyasoğlu’nun ilk romanı olan Kaybolmuş Günler’deki Beşir Güner herhalde Türk edebiyatının...

TÜRK DİLİNE FERMAN: KARAMANOĞLU …

Anadolu’yu ileri fikirleri ve düşünceleriyle, eserleri ve sanatlarıyla aydınlatanlar arasında onüçüncü...

TALÎBÎ COŞKUN

Halk Edebiyatımızda, nasıl ki “Kerem” denince hemen “Aslı”yı, “Mecnûn” denilince “Leylâ”yı...

SELİM PUSAT VE CARL GUSTAV JUNG

Hüseyin Nihal Atsız’ın eserlerine dair yapmakta olduğumuz çözümleme çalışmalarımızın bu bölümünde...

ROMAN SANATININ MİLLETLEŞME SÜREC…

Mitolojik çağlara kadar inen anlatı sanatlarının en yeni üyesi olan roman...

YOLLAR TÜRKÜYDÜ

Yolumuz Mudanya üzerinden Balıkesir'e idi. Metin Savaş Bey'i aradım oradaymış. Yollar kıvrıla...

ANLA(ŞA)MIYORUZ

‘Aya giden insan ile iletişim kurabilecek sistemleri buluyoruz. Buna rağmen çoğu...

YUNUS EMRE’Yİ ANLAMAK

13.yüzyıl Anadolu’nun gerçek bir aydınlanma dönemidir . Hacı Bektaş Veli, Mevlana...

MEHMED ÂKİF'E DAİR-4: HESABA ÇEK…

1.Giriş:  Safahat’ı inceleyenler, onun bir “tesbitler kitabı” olduğunu kolaylıkla görmüşlerdir. Sosyal bünyeyi...

“AKADEMİK BİLGİYİ EKONOMİK B…

Doç. Dr. Figen Çalışkan ile bir sohbet gerçekleştirdik       Figen Hanım, ...

BÜYÜK TÜRK DENİZCİSİ - HARİTA…

Osmanlı Devletinin, Anadolu sınırlarından taşarak Batı’ya yöneldiği, Akdeniz’i bir Türk gölü...

İSTANBUL MEKTEBİNDE OKUMAK

Yıllarca rüyalarımı ve hayallerimi süsleyen bir dosta kavuşmanın heyecanını duya duya...

YUNUS’UN İZİNDE BİR TEKKE ŞAİ…

Ondördüncü yüzyılın başlarında Yunus; coşan, köpüren bir aşk çağlayanıdır. Sebil sebil...

NASIL DA HÜZÜNLE BAKIYOR SÜHEYL H…

Nasıl da hüzünle bakıyor Süheyl Hoca. Sanki “emâneti yüklenemeyen dağlara mukabil...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

  Meclis kürsüsünün siyah örtüsü TBMM’in deki her konuşmasında Mustafa Kemâl Paşanın...

Füsun Menşure

Füsun Menşure, Hamburg'ta doğdu. İnşaat mühendisliği eğitiminin ardından yurt dışında iç...

MERHAMET

‘Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok Öyle büyük bir inci ki...

GÖÇMENLER SIĞINAĞI ANADOLU

Kanadı kırık güvercinler gelir sana sığınmaya. Özgür yaylalarında tedavi olmaya koşar yaralı...

POSTMODERN ÇAĞDA AHİLİK

Kitabın birinci kısmında Ahiliğin oluşumu, kapsamı ve etkileri, Ahiliğin kökeni, Bacıyan-ı Rum...

TÜRK’ÜN ATEŞLE İMTİHANI

Türk vatanının İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesinden Cumhuriyet’in ilanını kadar kendisi...

HALK ŞİİRİNDE UYAK VE REDİF

Halk şiirinde uyak, uyak ya da ayak terimleriyle anılır. Divan şiirinde...

ÖĞRETMEN

-Şehit öğretmenlerimizin aziz hatırasına- Ulular, bir harf öğretene kırk yıl kölelik yapmak...

FARAH YURDÖZÜ VE MADRİT'TE METAF…

1980 sonrası dönemde Farah Yurdözü’nün Madrit’te Metafizik Aşk, ve Yaşam Bir...

MEKANİK HAYAT – MEKANİK ZAMAN

Şu an yaşamakta olduğumuz modern veya postmodern çağı en belirgin şekilde...

OKUMA ÇALIŞMALARI

Allah’ın ilk emri: ‘Oku!’ Hafızanızdaki kelime sayısını merak ediyor musunuz? Hafızanızın kelimelerle...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Benim çat kapı gidebileceğim, karnımı doyurabileceğim, çay içebileceğim, sohbet edebileceğim kişilerden...

TUVALDE AKIŞAN SULAR

Ahmet Yakupoğlu’nu ziyaretten mülhem M. Ali Kalkan ve Selahattin Turan’a ithafen Duvardaki bir...

Çocuğum 1.Sınıf Olmaya Hazır m…

İlkokul 1.sınıf öğretmeni, öğrencisi ve velisi olmak çok farklı bir heyecandır...

TÜRKÜLER SATICISI

Geçmiş günlerin birinde, hareketli Aydın Pazarı’nda dolaşırken, saz nağmeleri ile kucaklaşan...

ALİ HASANOV’UN ‘’HOCALI SOYK…

Bülten ve ajansların geçtiği haber, Türk dünyası ile dünya kamuoyunda şok...

SAĞIM SOLUM SOBE, SAKLANMAYAN EBE

Kim ebe kim sobe belli idi. Yağ satardık, bal satardık; ancak...

ANADOLU’YA GÖNÜL VERMİŞ BİR B…

Remzi Oğuz Arık, bir ömür boyu Anadolu’yu karış karış gezerek, kültür...

SAYI 6 - HOCANIZI SIKI TUTUNUZ

Bazı insanların sizi sevmemesi nimettendir. Hatta gıyabınızda kötü konuşmaları, hakkınızda olumlu...

DEDE KORKUT'U TANIYALIM

Tüm Türk topluluklarının, milletlerinin ortak kültürüdür. Dede Korkut; Dedem Korkut, Korkut...

ÖN YARGI

Kime ya da neye karşı olursa olsun, ön yargılar bizi yanlış...

YALNIZLIĞI BİZ Mİ SEÇTİK?

Söyleyişi kolay ama yaşanması çok zor olanların başında yalnızlık geliyor bana...

SANMA ŞAHIM HERKESİ SEN SÂDIKANE …

“Aşk ikliminde Selim kimdir, dedin. Kim olacak! Bir biçare, bir hakîr...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Köyümden... Gönlümden... Annem seksen beş yaşında, evde işini zar zor görüyor ama...

MUHABBET

Muhabbet kuşu gördünüz mü hiç? Hiç muhabbet kuşunuz oldu mu? Muhabbet...

SANAT,EDEBİYAT VE SİYASET...

"Doğduğumuz memleket bütün taştı çakıldı;//Sert yoğrulmuş mayamız bizi dik başlı kıldı.//Yalana...

BİLİNMEYENLERİYLE EDEBİYATÇILAR…

– Cahit Sıtkı, küçükken yaramazlık yaptığı için babası tarafından pencereden aşağı...

AZ ZAMAN ÇOK EDİRNE

Edirne’deki bir yılım bir ömre mal oldu. Şimdi anlıyorum ki üniversite...

Tasavvufun Edebiyâtı Hikmetin Gün…

Türk kültüründe İslâmiyetin kabulünden beri Vahdet-i Vücut esaslı bir tasavvûfî anlayış...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı...

DİLİMİZDEKİ GÖNÜL GÖNLÜMÜZD…

‘Gönül’, Kubbealtı Lügatı’nda şöyle kullanılıyor: 1. İman, sevgi ve nefretin; iyi...

DİL ÜZERİNE

Önce söz var. Eşyanın yaratılışı sonradan. Adem'e önce isimler öğretiliyor. İsmin...

KAOSTAN KOZMOSA

 ‘’Evvel ahir dünya Türk'ün olacak.’’Zelimhan Yakup Kaos ve kozmos kelimeleri daha çok...

BEN BİR GÜRGEN DALIYIM - HASAN AL…

Hasan Ali Toptaş’ın 2003 yılında yazdığı “Ben bir Gürgen Dalıyım” romanı...

GÖÇERLERİN SIRRI

Göçerlik bir hayat tarzı, yaşama biçimi ise, yılkı ve sürü için...

LAKAPLARIYLA EDEBİYATÇILAR

ADALET CİMCOZ: Fitne Fücur. · ATTİLA İLHAN: Abbas Yolcu, Beteroğlu, Ali Kaptanoğlu...

Sinün yüzün güneşdür yoksa ayd…

SULTAN VELED'den Sinün yüzün güneşdür yoksa aydur Canum aldı gözün dakı ne eydür

TARİHİMİZDEKİ MUHTEŞEM MEKTUPLA…

 Necdet Bayraktaroğlu HAYAT YAYINLARI Kültür hâzinelerini koruyan ve tarih birikimine sahip olan milletler...

TOP-LUM!

Eski Türkçe ile söyleyecek olursak Cemaat...Cem olmak, birlik olmak, yekdiğerinin ezasını...

BENİM TRENLERİM

Küçük dünyamın en gizemli aracıdır tren. Bazen oyuncağım olur oynadığım, bazen...

DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN DESTANI

Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami5otağını yer yüzüne diktirmişti...

PROF.DR. AHMET KARTAL’IN TÜRK-FAR…

Osmangazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof...

Emperyalizm Hegemonya İmparatorluk

Emperyalizm, Hegemonya, İmparatorluk, uluslararası politik ekonomi literatürünün en önemli başlıklarını, Irak'ın...

TÜRKÇESİZ BİR HAYAT

2000’li yılların başı. Eskişehir’e geleli birkaç yıl olmuş. Haftada altmış saat derse...

Hafıza Yanılmaları ve İki Ayrı …

Hafıza adlı kitabında, hatırlama süreciyle ilgili temel deneysel bilgileri veren Prof...

3000 Türk Motifi

Gürbüz Azak BOĞAZİÇİ YAYINLARI Alemler, İşleme, Çini, Taş İşçiliği, Damgalar, Cilt­Kitap...

GÖZLERİN

Yârelerim göz göz oldu gören yokNeden fersiz kaldı neden gözlerim?Sis çöktü...

DİLAVER CEBECİ KALBİME DÜŞÜNCE

Dilaver Cebeci Ağabey, bir şiiri ve aklıma gelenler        ...

GÜVENELİM AMA TAKİP EDELİM

Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, güven(itimat). Güvenmek;...

EDEBİYAT SANATI

   ‘’Dil; insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendine mahsus kanunları...

YERLİLİK, DEĞİŞİM VE KÜRESELL…

Yerlilik, Değişim ve Küreselleşme BağlamındaSaatleri Ayarlama Enstitüsü            Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama...

ŞİİR HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER

Biz bu satırlarda, şiirde anlam ve açıklığın ne değerde şeyler olduğu...

Vatanı Dilinde Cengiz Dağcı

Cengiz Dağcı 9 Mart 1919’da Kırım’ın Gurzuf kasabasında doğ- du; 22...

TÜRK ŞİİRİNDE NAZIM BİÇİMLER…

Nazım Birimi Şiirde iki temel unsur vardır.Bunlar “biçimsel(dış)” ve “içeriksel(iç)” olarak...

ERLİK - METİN SAVAŞ

ErlikMetin SavaşÖtüken Neşriyat Edebi çalışmalarını rahat bir ortamda sürdürebilmek amacıyla İstanbul'u terk...

HER DEM YENİDEN DOĞARIZ

Ulu şair Yunus Emre bir şiirinde “Her dem yeniden doğarız/Bizden kim...

KISACA ZİYA GÖKALP VE GÖRÜŞLER…

(Doğum 23 Mart 1876 – Ölüm 25 Ekim 1924), Yapıtları ve...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Yolumuz gurbete düştü,Hazin hazin ağlar gönül,Araya hasretlik girdi,Hazin hazin ağlar gönül, Radyoda...

NAMIK KEMAL’İN BATI KARŞISINDA …

Osmanlı Devleti iktisadi, teknik, sanayileşme gibi konularda Batı’nın o dönemde ulaştığı...

GAZETECİ-YAZAR EMİNE TAŞTEPE İLE…

Emine Hanım, sohbetimize editörlüğünü yaptığınız edebiyat ve sanat sayfası BEYAZ FIRTINA’dan...

KİM KİME/NEYE EMANET

Sözlüklerde ‘emanet’ kavramına “Güvenilir birine saklanması veya birine teslim etmesi için...

PARNASİZM

*Romantik şiir anlayışına tepki ile Fransa’da ortaya çıkmıştır. *Doğal güzelliğe ve...

OKUMAK

Kültürü çok geniş değerli bir dostum geçen gün bana diyordu ki; ...

PRUSA'DA AŞK OKUMALARI

(’Ey oğul, beni şu şol gümüşlü kümbete koyasın.) Takvimden bir sayfa daha...

Bir Ses Mimarı: Yahya Kemal Beyatl…

Kostantiniyye... Estefanya... Gulgule-i Rûm... Dersaadet... İslâmbol... yâni İstanbul...Ne vakit Rumeli Hisârına...

SEGİYT REMİEV VE NESİMÎ

Araştırmamızın amacı XX. yüzyıl başında Tatar edebiyatının önemli isimlerinden olan şair...

HİKÂYECİDE SEÇME VE AYIKLAMA KÜ…

-Hikâye Üzerine Gençlerle Sohbet- Hangi işi yaparsak yapalım, onunla ilgili temel alan...

BİTTİĞİ YERDE BAŞLAR - A.YAĞMU…

Bittiği Yerde BaşlarA.Yağmur TUNALIBilge Kültür Sanat Yayınları Bu isimler, 1900 ile 1911...

İNSANIN TAŞRASI - V

O sene yaylaya çıkamadılar. Yayla Vakti köy hep ıssız olur. Yine...

TANZİMAT’IN İZZET-İ NEFSİNE YO…

Tanzimat’ın İzzet-İ Nefsine Yolculuk-Sezai Ve Musurus Paşa’dan Hareketle Tanzimat döneminin doğum tarihi...

GÜNER AKMOLLA

(Romanya, 1941-) Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu.Şair. 1941, Romanya doğumlu. 1965’te Bükreş Üniversitesi’nden...

HASRET DAMLALARI

BEN, hep dostlarımla yaşadım. Uzakta olmaları da, uzaklara mah kum kalmam da önemli olmadı hiç. Dost...

RUKİYE ÖZDEMİR İLE SOHBET : “T…

Rukiye Özdemir öyküleri ‘’Kırmızı Ruj’’ adıyla kitap hâlinde yayımlanarak okuyucusunun beğenisine...

MEHMET EMİN ALPKAN

İstanbul’a ilk defa 1951 yılında gitmiştim... O zaman, Yıldız Teknik Okulu’nun...

HAK SÛRETİDİR İNSÂN!

İnsân!Gündüz yürürken diri, uykuda ölü...İnsan!Nefsiyle ölü, gönlüyle diri...İnsan!Bir elinde aklı, diğerinde...

“EDEBİYATTA GELENEK” ÜSTÜNE B…

Edebiyatta gelenek, ruh beraberliğinin, her türlü edebi verimde ortaya koyduğu bir alışkanlıklar bütünü ve değerler...

ANADOLU ESNAF TEŞKİLÂTININ PİR…

Ali Alper ÇETİN Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu’da güçlü bir devlet, ileri bir...

ÖMER SEYFETTİN - ACABA NE İDİ?

Çıkardıkları gün hemen geri döndüğü Toptaşı Tımarhanesinden Cabi Efendiyi kabul etmemişlerdi...

SAYI - 14 TARİHÎ MEZAR TAŞLARINDA…

Edward Norton’un başrolde olduğu Sihirbaz (The Illusionist) filminde, seyircilerine sahneden şöyle...

GÖNÜL ZİYARETLERİ

Eskişehir'den çıkarken radyoda bir türkü çalınıyordu; "Kaleden iniş m'olur, Ham demir gümüş m'olur, Evvelden...

SÖZ VERELİM Mİ?

Bize verilen sözün tutulmadığındaki ruh hâlimizi düşünelim bir. ‘Şöyle de…’, ‘Böyle de…’...

TÜRK ROMANININ UÇBEYLERİ

Avrupa kaynaklı bir edebiyat dalı olan roman sanatının başlangıcının 1605 tarihli...

MECNUN 'UN KÖPEG İ ÖPMESİ - MEVL…

Mecnun bir gün, Leyla'nın mahallesinde yaşayan bir köpeği görünce onu yakaladı...

ORYANTALİZMİN KARŞITINI KURMAK (D…

Oryantalizm (şarkiyatçılık), malum olduğu üzere, Doğulu toplumları çeşitli yönlerden inceleyen bilim...

TOPRAK VE GENÇ ADAM

İnsanın macerası toprakta başladı ve toprakta son bulacak. Bütün bir yaşanmışlığı...

DİVAN EDEBİYATI ÖZELLİKLERİ VE …

Divan Edebiyatının Genel Özellikleri: *Şiirde aruz ölçüsü kullanılmıştır. *Mazmunlar (klişeleşmiş, kalıplaşmış sözler) sıkça...

NEYZEN TEVFİK

Öyle bir insan tasavvur ediniz ki, hayatında şöhretten, şehvetten, kinden, alayıştan...

TÜRKLÜK KAVRAMI VE SÖZLÜĞE BAKM…

Herhangi bir sözün anlamını öğrenmek istediğimiz veya sözün ne anlama geldiği...

NAMIK KEMAL - MURABBA ŞİİR VE TAH…

Sıdk ile terk edelim her emeli her hevesi Kıralım hâil ise azmimize...

BİRLİKTEN CUMHURİYET DOĞAR

Milletçe, coşku ile, Türkiye’de ve dış temsilciliklerimizde törenlerle kutluyoruz/kutladık Cumhuriyet Bayramımızı. Büyük...

BABA OCAĞI

Dışarıda ince ince kar yağıyor. Kar, yağmur gibi olmuyor. Temizlendiğini hissediyor...

Şiir Nedir?

Şiirin bir sanat dalı olarak kabul edilişinden bu yana gerek...

Abdurrahim KARAKOÇ

1932 yılının Nisan ayında Kahramanmaraş ili, Ekinözü ilçesinde dünyaya geldi. Dedesi, babası ve kardeşleri de...

YUNUS EMRE VE DANTE NIN LA VITA NUOV…

Bu çalışmanın amacı 13. yüzyılda yaşamış biri Türk diğeri İtalyan iki...

PROF. DR. FERRUH AĞCA’NIN UYGUR H…

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim üyesi Prof...

ÇAĞDAŞ KÜRESEL MEDENİYET

Sayfa Sayısı:  248 sayfaKağıt Cinsi:  2. hamurKapak Cinsi: Karton kapakEbat:  16.5x23.5Basım Tarihi:  08-2006Baskı:  3ISBN:  978-975-7032-92-2"Tarihte topyekûn insanlığa...

KADÎM BİR TÜRK SAN’ATİ EDİRNE…

Bir rivâyete göre, bir zamanlar Edirne’den ağaca çıkan bir sincap İstanbul’da...

TOTEMLERE BİR BAKIŞ DENEMESİ

Totem dediğimiz şey çoğuncası bir hayvandır. Nadiren bir bitkidir ve kimi...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

Aşık Sefil Selimi

Edebiyat Dunyamız

Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten sonra geçim sıkıntısı...

Mehmet Ali KALKAN

Edebiyat Dunyamız

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir   Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde çalıştı. Sonra...

BİR MİSTİK EDA ŞAİRİ OLARAK AHMET MUHİ…

Edebiyat Dunyamız

Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri edebiyatımızda bu üç şairle zirveye ulaşmış ve de...

Yetik Ozan

Edebiyat Dunyamız

YETİK OZAN (TURGUT GÜNAY) Yetik Ozan’ın asıl adı Turgut Günay’dır. Ancak o, şiirlerinde kullandığı Yetik Ozan takma adı ile meşhur olmuştur. Prof. Dr. Saim Sakaoğlu Yetik Ozan’ın vefatından sonra hakkında bir...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

Edebiyat Dunyamız

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl mezun olduğum Bölümün Eski Türk Dili Anabilim...

Mehmet Ali Kalkan

Edebiyat Dunyamız

 Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde çalıştı. Sonra...

ARİF NİHAT ASYA

Abdullah SATOĞLU

Son elli yılın, gerçek Türk şâirleri arasında, gönülleri fethederek, dalga dalga bayraklaşan Arif Nihat Asya, uzun yıllar görev yaparak, bir irfan ordusu yetiştirdiği Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunu belirten ( 5...

BASRÎ GOCUL

Abdullah SATOĞLU

Balkan Harbi sırasında, Çorlu'nun Muhittin mahallesinde, bozguna uğratılmış istilâcı düşmanın geri çekilirken çevresinde-kilerle beraber, yıkılıp külleştireceği önü bahçeli, tek katlı bir ev vardır. İçerisinde "Uzun" lâkaplı Arif Ağanın reislik ettiği 7...

Dr. Halil ATILGAN

Edebiyat Dunyamız

1946 yılında Adana'nın Karaisalı ilçesinin İncirgediği köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra Düziçi İlk öğretmen Okuluna girdi. 1964–1965 öğretim yılında Düziçi İlk öğretmen Okulundan mezun oldu. Çeşitli illerde öğretmenlik, Halk...

ÖYKÜ / ROMAN

REFİK HALİD KARAY - ZİNCİR

İşsiz, güçsüz kaldığım gurbet ellerinde köşe pencerem, kendimce Abdülhak Hâmid'in "Kürsü-i temaşa *"sı yerine geçerdi. Yabancı memleketlerde bir kasabaya sokulup uzun süre yaşamaktaki ezginliğin ne olduğunu bilir misiniz? Beş, on gün...

ZAMAN YÖNETİMİ

Zamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz. İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli kullanılabilmesi için, öncelikle ‘zaman yönetimi’nin öğrenilmesi gerekiyor. Başarılı bir zaman...

HALK HİKÂYELERİNDE MİTOLOJİK SAYILAR VE …

Mitolojinin zengin dünyası içinde yer bulan sayılar ve renklerin görünümleri halk hikâyelerine de yansımıstır. Böylece hikâyelerde islenen sayılar ve renkler, mitolojik kökenli olmalarından dolayı, hikâyelere zenginlik katmıstır. Sayılar ve renkler...

ALİ RIZA SEYFİ VE DRAKULA İSTANBUL'DA

1997 yılında Giovanni Scognamillo tarafından gözden geçirilerek yayına hazırlanan Drakula İstanbul’da, okurla ilk buluşmasını 1930’lu yılların başında yaşar. Bu ilk baskıda eserin adı Kazıklı Voyvoda’dır. Eseri yayına hazırlayan Scognamillo, yeni baskıda Drakula İstanbul’da adını...

TARIK BUĞRA - YARIN DİYE BİR ŞEY YOKTUR

Kendimi hafifçe heyecanlı hissediyordum: Bir sürü sıgara içmiştim; son olsun diye bir tane daha yaktım. Bu biter bitmez yatağa girmeliydim: Yarın vücudum dinlenmiş, zihnim açık olmalıydı. Sigarayı içerken Hâmid’den ve mesela...

KÖPRÜ

Kapılar ardı sıra kapandı. Arabaya en son binen şoför, aceleci tavrı nedeniyle biraz geç de olsa kontağı bulup marşa bastı ve hızlı bir manevrayla makam aracını hükümet konağının avlusundan çıkardı...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Yüzbaşı Nakiyüddin Bey öğrencilerinin Fransızcasının ilerlemesi için elinden geleni yapıyordu. Onlara edebiyat eserlerini sevdirerek bu işi çözebileceğini biliyordu. Fransız yazarları tanıtıyor ve eserlerini okutuyordu. O gün romantizm akımından bahsedecekti: “Çocuklar”...

HALİDE EDİP ADIVAR - HİMMET ÇOCUK

Elvanlarda ihtiyar bir kılavuz aldık. Köy kısmen yanmış, perişan, herkes fersiz ve şaşkın gözlerle kamyon denilen canavarın bir lüzum görüntüsüne bakıyordu. Herkesin ruhunda sonu gelmeyen meşakkatin, açlığın, her günün gizli...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Mustafa Kemal’in anlatacakları daha bitmemişti. Fakat tren yavaş yavaş, kavurucu sıcak içinde bozkırdaki Ankara’ya yaklaşmıştı. Ağustos ayında boncuk boncuk terleyen Paşalar ve genç subaylar Mustafa Kemal’in anlattıkları ile daha da...

ŞAİR ve ŞİİR

ZİYA GÖKALP ve ALAGEYİK ŞİİRİ

Bir düşünce adamı, ancak okundukça, konuşuldukça, üzerinde tartışmalar yapıldıkça yaşar. Hâlâ canlı olan ve Türk milletine yön veren tarafları varsa bulunur. Düşüncesinin tarihi sebepleri araştırılır. Eskiyen ve yanlış olan yanları...

A. YAĞMUR TUNALI

Yağmur Tunalı,1955 yılında, Kayseri Yahyalı’da doğdu. Orta öğrenimini, Niğde, Kayseri ve Samsun’da; Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde başladığı yüksek öğrenimini, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Fransız Filolojisi’nde tamamladı.  Yazı ve sanat hayatına...

İBRAHİM SAĞIR

   Rahmetli Rasim Köroğlu sık sık şöyle derdi; ‘’Bir küçük salon kiralayacağım, dernekteki arkadaşları, eşlerini, dostlarını arkadaşlarını çağıracağım. Herkesi tek tek anlatacağım, bakalım nasıl olacak?’’           Eskişehir Şairler Derneği’nde her kişi...

GENÇ ŞAİRDEN BEKLENEN (ORHAN VELİ /PİŞM…

Yirmi yaşımızı dolduralı bir iki seneden fazla olmamıştı; beylik kalıplar, beylik oyunlar, beylik dünyâlar içinde bunalmış kalmış olan şiire yeni imkânlar arayalım dedik. Şiire yeni dünyâlar, yeni insanlar sokarak, yeni söyleyişler...

Aceb nitdüm yâra virmez selâmı

ŞEYYAD HAMZA Aceb nitdüm yâra virmez selâmı Bu zâlim müddeî komaz ola mı

GAZEL - KEÇECİZÂDE İZZET MOLLA

1. Meşhûrdur ki fısk ile olmaz cihan harâbEyler anı müdâhane-i âlimân harâb2. Bilmez ki iki kat yıkılur kendi halkdanİster cihân yıkıldığını hânüman-harâb3. A’mâl-i hayr süllemidir kasr-ı CennetinMümkin mi çıkma olsa...

NÎGÂRIM DİLBERİM YÂRİM NEDÎMİM MÛNİ…

(XIV. YÜZYIL) Nîgârım dilberim yârim nedîmim mûnisim cânım Refîkim hem-demim ömrüm revânım derde dermânım Sevgilim, dilberim, yârim, alışığım, canım; Yoldaşım, ayrılmazım, ömrüm, ruhum, derde dermanım

YETİK OZAN (TURGUT GÜNAY)

Yetik Ozan’ın asıl adı Turgut Günay’dır. Ancak o, şiirlerinde kullandığı Yetik Ozan takma adı ile meşhur olmuştur. Prof. Dr. Saim Sakaoğlu Yetik Ozan’ın vefatından sonra hakkında bir makale yazmış ve...

NECİP FAZIL KISAKÜREK - SAKARYA TÜRKÜSÜ …

Şiir, yan anlamları çoğaldıkça, günlük dilden bambaşka bir mecraya geçtikçe, yeni söyleyişler buldukça değer kazanır. Aksi takdirde man­zume olmaktan ileri gidemez. "Şiirde önemli olan düz anlam değil, yan anlamdır. Şiir...

KAHRAMAN TÜRK KADINLARI

Feride Turan

Hayme Ana'nın -hem kan bağı hem de can bağı ile- torunlarından olan kızım Meryem Ülkü'ye ithaf ederim. -Ödül Töreni Konuşması- Kayı Boyu Derneği ve Dergisinin Değerli...

UNUTULAN POZANTI KONGRESİ

Ali_Alper ÇETİN

Mustafa Kemal’in Erzurum ve Sivas Kongrelerini hepimiz biliriz. Fakat Pozantı Kongresi ve Nutku bilinmez. Pozantı Kongresini bilmemek, Erzurum ve Sivas...

BURSA’NIN ROMANTİK SULTANI CEM SULTAN

Edebiyat Dunyamız

1499 Yılından beri Muradiye türbelerinin en büyük ve en görkemlisinde kardeşi Şehzade Mustafa ile birlikte yan yana yatan Cem Sultan, şair sultanlar içinde...

GÜVENİLİR OLMAK

Özcan TÜRKMEN

‘Güvenme dostuna saman doldurur postuna,’, ‘Güvenme varlığa düşersin darlığa’ sözlerini günlük hayatta sık duymuşsunuzdur. Bu mevzudan bahisle güven ve...

Error in function loadImage: The image could not be loaded.

Error in function redimToSize: The original image has not been loaded.

Error in function saveImage: There is no processed image to save.

Destanlar içinde: DEDE KORKUT

Ali_Alper ÇETİN

Anadolu’yu aydınlatanlar… Destanlar içinde: DEDE KORKUT (… Dirse Han kalkıp evine geldi. Çağırıp hatununa söyler, görelim han’ım ne söyler: Beri gel başımın bahtı,...

BU BİR DUVAR YAZISIDIR

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Nasrettin Hoca bir yolculuk sırasında havanın aniden kötüleşmesi yüzünden, köhne bir handa konaklamak zorunda kalır. Gece büyük bir fırtına çıkar ve Hocanın kaldığı...

EDEBÎ METİNLERLE ZENGİNLEŞEN TÜRKÇ

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

Geçmişten günümüze değin insanoğlunun varoluşunda rol oynayan en önemli ögelerden biri şüphesiz dildir. Dillerin zenginliği hakkında pek çok ölçüt bulunmasına rağmen,...

digertumyazilar