Cumartesi 30 Mayıs 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 11 - 22 dakika)
Bunu okudun 0%
arifnihatasyaCumhuriyet dönemi şiirimizin önemli temsilcilerinden biri olan Arif Nihat Asya, milletimizin büyük sıkıntılarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde dünyaya gelmiş, çocukluğu ve gençliği, bu genel tabloya eklenen şahsî sıkıntılar içinde geçmiştir. 1954-1955 eğitim-öğretim yılında Eskişehir Lisesi Edebiyat Öğretmeni olarak görev yapan şair, burada görev yaptığı sürede olsun, sonraki yıllarda olsun, bu şehrin muhtelif yönlerini dile getiren şiirler yazmıştır.

Bu şiirlerin merkezinde Yûnus vardır. Kendisi de Mevlevî olan Arif Nihat, edebiyatımızın ve tasavvufî duyuş ve düşünüş tarihimizin önemli köşe taşların biri olan Yûnus’a özel bir ilgi duymuştur.

Eskişehir, sıcak sularıyla, şehri ortasından işaretleyerek akıp giden Porsuk’uyla ve güzelleriyle de ilgi odağıdır.

Bu çalışma, Arif Nihat’ın Eskişehir’le olan ilgisinin şiirine nasıl yansıdığı temelinde gelişmekte ve özellikle de şiirin ortamla olan bağlantısının vurgulanması amaçlanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Eskişehir, Arif Nihat Asya, Eskişehir Lisesi, Yûnus Emre, Eskişehir şiirleri.

1.Hayatından Çizgiler

Arif Nihat Asya (Mehmed Ârif), 7 Şubat 1904 / Hicrî: 20 Zilka’de 1321’de, Çatalca’ya bağlı İnceğiz köyünde doğmuştur. Baba tarafı, Kapusuzlar lâkabıyla şöhret bulmuştur. Bilinen en büyük dede Kapusuz Hacı Ahmet, Tokat’a bağlı Kapusuz köyünden İstanbul’a göçmüş ve orada debbağlıkla uğraşmış olan bir ahî ustasıdır.

Mehmed Ârif, Zîver Efendi ile Fatma Zehra Hanım’ın tek çocuğudur. Bazı kaynaklarda bir kardeşinin olduğu yazılmışsa da, Yürek’te yer alan (1321) adlı şiiri, bu durumu net bir şekilde ortaya koymaktadır:

Yaş dökerek der sana bir dul kadın:

“Ağla ey öksüz yuvamın kumrusu!”

Bir dede der, hıçkırıp:”Ârif’tir o…

Zîver’imin ilk ve son yavrusu!”

Babası Zîver Efendi, 14 Şubat 1904 tarihinde -muhtemelen askerdeyken yakalandığı- tâûn (veba) hastalığından vefat edince, henüz yedi günlükken dedesinin himayesine kalır. Annesi Fatma Zehra Hanım da üç yıl kadar kayınpederinin yanında kaldıktan sonra Filistinli bir subayla evlenmiş, bir yıl İstanbul’da kaldıktan sonra evlenince, Mehmet Arif hem yetim hem öksüz kalır. Çok geçmeden dedesi ve babaannesi de vefat eder. Artık, üvey halası Gülfem Hanım’ın himayesindedir. Halasının kızları Asiye, Nûriye ve Şâdiye ile çok iyi anlaşırlar. Onlarla beraber Örçünlü köy mektebine devam eder.

Ancak bölgede, harp öncesi karmaşıklığı yaşanmakta; halk, her geçen gün biraz daha sıkıntıya düşmektedir. Balkan Harbi öncesinde, İstanbul’a göçerler.

Mehmed Ârif, mahalle mektebinden sonra, Yusufpaşa’daki Gülşen-i Maarif Rüşdiyesi’ne kaydolunur. Burayı 1915-1916 öğretim yılında bitirir; Bolu Sultanisi’ne yatılı olarak girer. Lise kısmını okumak üzere Kastamonu’ya gönderilir. Kastamonu, Millî Mücadele’nin hem heyecan ve fikir, hem de hareket odaklarından biridir. “Büyük da’vâ” ya katılmak, vatan müdafaasında kendine düşeni yapmak gayesiyle Anadolu’ya geçen (veya kaçan) aydınlar, İnebolu yolunu kullanırlar; Kastamonu’ya da uğrarlar. Kastamonu’da yayın faaliyetleri de yoğun ve şuurludur.

Daha ilkokuldayken şiir yazmaya başlayan Mehmed Arif, Kastamonu’da çok iyi bir sanat çevresiyle karşılaşmıştır: Millî Mücadele’nin en kuvvetli ateşleyicilerinden biri olan Mehmed Akif, daha sonra Maarif Vekilliği yapacak olan Mustafa Necati Bey, Fecr-i Atî topluluğu şairlerinden Mehmed Behcet (Yazar)Bey, Gençlik mecmuasını yönetmekte olan hocası Enver Kemal Bey, Açıksöz gazetesi sahipleri Hüsnü ve Hamdi Beyler Kastamonu’dadır. Onlardan destek görür. Şiir denemelerini Açıksöz gazetesi ile hocası Enver Kemal Bey’in “Hey’et-i Tahrîriyye Müdîri” olduğu Gençlik adlı mecmuada yayımlar .

1922-1923 öğretim yılında lise öğrenimini tamamlayan Mehmed Arif, İstanbul’a döner ve o zamanki adı Dârü’l-Muallimîn-i Âliye olup sonradan adı değişen İstanbul Yüksek Muallim Mektebi’ne, önce misafir, sonra da yatılı talebe olarak kabul edilir.

1924’te,Yüksek Muallim Mektebi 2.sınıf talebesiyken, ilk eseri olan Heykeltraş’ı yayımlar. Bu eserinde “Arif Nihat” imzasını kullandığı bu kitabında yer alan şiirlerini, daha sonraki eserlerine almamış; onları acemilik dönemi şiir denemeleri olarak kabul etmiştir.

Yüksek Muallim Mektebi son sınıfındayken ilk eşi olan Hatice Semiha Hanım’la evlenir.

Mehmed Ârif, 6.12.1927 tarihinde, İstanbul Yüksek Muallim Mektebi Edebiyat Zümresi’nden mezun olur. Mart 1928’de Adana Erkek Lisesi Muallim Muavinliğine tayin edilir; fakat göreve başlamaz. 15 Eylül 1928’de Adana Erkek Muallim Mektebi Edebiyat Muallimliğine “naklen” tayin olunur.

1933’te, Adana’da Fransızca öğretmeni olan Hakkı Mahmut Soykal aracılığıyla, Mevlevî dedesi Ahmed Remzi Akyürek’le tanışır, ondan el alır ; dervişlik çilesinden geçer.

15 Mayıs 1934-31 Ekim 1935 tarihlerinde askerliğini yapar . Askerdeyken “Asya” soyadını alır. Bundan böyle tam adı Mehmed Arif Nihat Asya’dır.

Askerliğini bitirince (31 Ekim 1935), Adana Erkek Lisesi Edebiyat Muallimliğine döner.

1941 yılı sonlarına doğru, uzun zamandır anlaşamayıp ayrı yaşadıkları ilk eşi Hatice Semiha Hanım’la evliliğini bitirir. Boşanmaya kesin karar verdiği günlerden itibaren ilgi duyduğu Adana Erkek Lisesi Kimya öğretmeni Servet Akdoğan’la, 4 Aralık 1941 tarihinde evlenir. İlk eşinde bulamadığı mutluluğu Servet Hanım’da bulmuştur. Bu evlilikten, adlarını daha doğmadan koydukları Fırat ve Murat adlı, biri kız biri erkek, iki çocukları olmuştur.

On dört yıla yakın bir zamandır görev yaptığı Adana’dan, Malatya Lisesi müdürlüğüne atanmasıyla ayrılır. Müdürlük dönemi sıkıntılı geçmiştir: Maarif Vekili Hasan Âli Yücel’le aralarında sert bir tartışma geçer, 30 Nisan 1943’te müdürlük görevine son verilir; bir buçuk ay açıkta kaldıktan sonra, aynı okulda Edebiyat öğretmeni olarak bırakılır. Malatya’da (Diyarbakır’daki 2 aylık ikinci askerliği dahil) üç yıl kadar çalıştıktan sonra, Erkek Lisesi edebiyat öğretmeni olarak Adana’ya döner. Burada yoğun bir sanat dönemi geçirir.

Ne var ki, Malatya’da başlayan huzursuzluk Adana’ya da uzanır: Malatya’da bir müsamerede kendi şiirini okutarak şahsî propagandasını yaptırdığı gerekçesiyle -ki bu iddia asılsız ve maksatlıdır- soruşturma geçirmiştir. Aynı tutumun devamı olmak üzere, “Adana gazetelerinde siyasî mahiyette yazılar yazdığının müşahade edildiği, devam etmesi halinde kanunî muâmele yapılacağı…” Maarif Vekili Hasan Âli Yücel tarafından bizzat ve yazılı olarak ihtar edilir. Buna rağmen yazmakta kararlı ve ısrarlı olması yüzünden “antipatik görüntü”sü artar. “Bakan ihtarı” nın ardından, çeşitli vesilelerle açılan soruşturmalar çoğalır; Adana’daki ikinci görev devresi de sona erer: 4.10.1948’de Edirne Lisesi’ne sürgün edilir.

Edirne Lisesi Edebiyat öğretmenliğini sürdürürken, iki devrede on yedi yıl civarında görev yaptığı Çukurova, kendinden saydığı “Arif Hoca”yı Seyhan (Adana)’dan milletvekili adaylığına davet eder; DP listesinden Seyhan adayı olur. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde, milletvekili seçilir.

Meclis’e girmekle “mektep kürsüsünden Meclis kürsüsüne” geçen Arif Nihat, “kıvrak davranamadığı için”, o devrenin sonunda (14 Mayıs 1954), aktif politikayı bırakır ve öğretmenliğe döner; 27.5.1954’te Eskişehir Lisesi Edebiyat Öğretmenliği görevine atanır.Yunus Emre havasını teneffüs ettiği bu şehirde kısa bir müddet ( 1 yıl 3 ay 7 gün) görev yaptıktan sonra, 21.9.1955’te Ankara Gazi Lisesi Edebiyat öğretmenliğine nakledilir.

Ankara Gazi Lisesi Edebiyat öğretmeni iken, aralarında eşi Servet Asya’nın da bulunduğu 30 öğretmenle birlikte Kıbrıs’a gönderilir. Lefkoşe Erkek Lisesi (o zamanki adı: Celal Bayar Lisesi) Edebiyat öğretmenidir.

Şiir ırmağına çok verimli bir kol daha eklediği Kıbrıs’ta iki yıla yakın kalan şair, yurda dönerek, kadrosunun bulunduğu Gazi Lisesi’nde dört ay daha (16.10.1961-16.2.1962) öğretmenlik yapar ve 16 Şubat tarihi itibarıyle emekliye ayrılır. Böylece, toplam 1 yıl 6 ay 16 günlük iki devreli askerliği, 4 yıllık milletvekilliği ve değişik zamanlarda kullandığı mehil müddetleri dahil olmak üzere 33 yıl 3 ay 23 günlük resmî hizmetini tamamlamış olur.

Emekliye ayrıldığı tarihte 58 yaşını henüz doldurmuş bulunan Arif Nihat, çok yönlü tecrübeye sahiptir; hareketli bir meslek hayatı geçirmiştir; esaslı bir müşahade ve sezgi birikimine, tahlil gücüne ulaşmıştır… Çok sayıda eseri bu dönemin ürünüdür.

Bu çok yönlü ve yoğun sanat çalışmalarına devam ederken, 1973’ten itibaren sık sık rahatsızlanmaya başlayan şair, birkaç defa kalp krizi geçirip hastaneye yatar. 1974 Aralık ayının sonlarında yeniden hastalanarak Ankara Nümune Hastanesine kaldırılır. Yeni Özel Bölüm 318 numaralı odada -kendi tabiriyle- “Dünyanın öbür yanağından öptüğü gün” , tarih 5 Ocak 1975, günlerden Pazar, saat 21.10’dur.

Çok sevdiği Adana’nın düşman işgalinden kurtulduğu, kendisini çok sevdiren Bayrak şiirinin doğduğu gün: 5 Ocak…70 yıl 10 ay 28 gün süren ömrünün de bitişi… Doğduğu ve öldüğü gün de Pazar…

Arif Nihat Asya’nın Ankara Yenimahalle-Karşıyaka

Mezarlığındaki Kabri (Fotoğraf: S.Yıldız)

Uzun sanat ve meslek hayatında, değişik çevrelerden çok sayıda dost edinmiş bir sanatkâr ve hem sanat sahasında hem de eğitimde birçok talebe yetiştirmiş bir “Hoca” olan Arif Nihat, 8 Ocak 1975 Çarşamba günü, şöhretiyle mütenasip bir merasimle, Ankara-Yenimahalle Karşıyaka Mezarlığı L.4 P.286’daki kabrinde toprağa verilmiştir.

Ses ve Toprak adlı şiir kitabında yer alan ve öldüğü günün tarihini (5 Ocak 1975) taşıyan Şeb-Arus (Şeb-i Arûs) şiiri, ölümün hemen yakında olduğunu hisseden bir insanın ruh halini ifade ettiği gibi, şairin son âna kadar şiirle iç içe olduğunu; bir taraftan da, tıpkı Mevlânâ gibi, ölümü “Şeb-i Arûs” kabul ettiğini göstermektedir:

Yıkanıp süslenip tâbutlanmak;

Halka i’lândır cülûsumuzu…

Sonra – her yıl- bizim de kutlayacak

Çıkar -elbet- Şeb-i Arûs’umuzu.

2.Arif Nihat Eskişehir’de

Arif Nihat Asya, 14 Mayıs 1954 tarihinde Eskişehir Lisesi (Bugünkü Atatürk Lisesi)’ne edebiyat öğretmeni olarak atanmış; Milli Eğitim Bakanlığı ve Eskişehir Lisesi arşivlerindeki belgelere göre, 27 Mayıs 1954’te görevine başlamıştır.

Eskişehir’e tayini, çok da isteğe bağlı değildir. Ankara’daki okullardan herhangi birine atanması mümkün iken taşraya gönderilmesi, bir çeşit “örtülü sürgün” sayılabilir. Düşündüklerini her şart altında ve -bazan çok fazla sertleşen bir üslupla- ifade etmeyi ilke edinmiş bir aydın olan Arif Nihat, dört yıllık siyaset döneminde kendi partisine de zaman zaman muhalefet etmiş, doğru bildiklerini siyaset arkadaşlarıyla ve parti politikasıyla ters düşmek pahasına da olsa savunmuştur. Bizim demokrasimizde pek de meziyet sayılmayan bu tutum yüzünden, başının ağrıdığı zamanlar olmuştur. Bu durumu, kendine has nükteli bir söyleyişle, şu şekilde dile getirmiştir:

“Mi vuruyor, Fa duyuyorlar…

Do vuruyorlar lâ çıkıyor.

Bir daha anladım ki benim tellerim her el için değildir.

Yay’a alışkın tellerimde mızrap acısı var.

Yay öperdi, mızrap gagalıyor.”

Bu huzursuz ve sitemli başlangıcın, şairin sanatçı kişiliğinde yer edecek kadar uzun sürmediği ve “mızrabın gagalaması”nın kısa zamanda atlatıldığı anlaşılmaktadır:

Nazlarda dilek vardı, edâlarda sihir;

Sevdim seni her şeyinle ey Eskişehir..

Gül gül tüten akşamla ne şâhâneydi

Ufkunda duman dağları, koynunda nehir!

Arif Nihat, Eskişehir’in tarihî semtlerinden Odunpazarı’nda Paşa Mahallesi Beyler Sokağında oturmuştur. Şairin oturduğu Beyler Sokağındaki yirmi yedi ev, “Odunpazarı Evleri Yaşatma Projesi”nin en önemli ayağını Beyler Sokak Sağlıklaştırması kapsamında, ana karakteri muhafaza edilerek restore edilmiştir. Oturduğu evle ilgili olarak Odunpazarı Belediyesi web sitesinde şu bilgiler verilmektedir:

“Bugün beş ayrı sokakta devam eden çalışmaları da kapsayan ‘Odunpazarı Evleri Yaşatma Projesi’nin en önemli ayağını Beyler Sokak Sağlıklaştırması oluyor. Türkiye’nin en büyük restorasyon çalışmasının başlatıldığı Beyler Sokakta bulunan 27 ev adeta yeniden yapılmış. Buradaki birbirinden güzel tarihi evlerde ünlü konuklar ağırlanmaya başlamış bile. Tiryaki Hasan Paşa Sokağına bakan üç katlı bina Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunan komutanın karargahı ve cephaneliği olarak kullanılmış. Arif Nihat Asya “Bayrak” şiirini bu evde yazmış. Aynı sokaktaki bir başka eve bundan üç asır önce Evliya Çelebi misafir olmuş. “

Beyler Sokak’taki evde yazıldığı belirtilen Bayrak şiiri, Arif Nihat’ın Eskişehir’e gelişinden yaklaşık 15 yıl önce Adana’da yazılmıştır. Şiir, önce Görüşler dergisinin Birinci Kânun (Aralık) -İkinci Kânun (Ocak) 1940-1941tarihli 40-41.sayısında yayımlanmış; daha sonra da Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor adlı şiir kitabının 1946’da çıkan ilk baskısında yer almıştır. Şairin bu evde oturduğu günlerde üzerinde çalıştığı şiirler, Kubbe-i Hadrâ (ilk baskı: 1956) ve Rubâiyyât-ı Ârif I (ilk baskı: 1956) adlı kitaplarında yer alanlar olabilir.

Arif Nihat, bulunduğu çevreye kolaylıkla uyum sağlayabilen, insanlarla ilişkileri zengin, hiçbir zaman alçak gönüllülüğü elden bırakmayan, Adana’da kaldığı yıllarda tam bir Adanalı olabilmiş, Malatya Lisesi müdürüyken okulun hizmetlisiyle oturup rahatça yemek yiyebilmiş, Edirne’nin zengin tarihî dokusuna -âdeta- eklemlenmiştir. Hügo, “yeryüzünün ruhu insana geçer” demiş. Şair Edip Cansever’in “İnsan yaşadığı yere benzer / O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer / Suyunda yüzen balığa / Toprağını iten çiçeğe” mısraları da -Hügo ile fazlaca akraba olmak üzere- aynı şeyi söylüyor. Sanatçı, nefes aldığı, ağlayıp güldüğü, âşık olduğu mekânların bir parçası haline gelir. Ondan kopsa bile, zaman zaman dönüp orada geçen günlerini hatırlar. Arif Nihat’ın, çok uzun bir zaman kalmamış olmasına rağmen Eskişehir’i de benimsediği ve maddî-manevî güzelliklerini, sanatçı hassasiyeti içinde benimseyip şiirinin gözeneklerine yerleştirdiği söylenebilir.

Beyler Sokağından bir görünüş. Tiryaki Hasan Paşa Sokağı ile kesiştiği köşe. (Fotoğraf: Tuğçe Uçar)

Eskişehir de Arif Nihat’ı benimsemiştir, diyebiliriz. Edebiyat öğretmeni olarak görev yaptığı Atatürk Lisesi (o zaman Eskişehir Lisesi), “Arif Nihat Asya Bilişim Dersliği”ni kurmuş; Tepebaşı semtindeki Ali Rıza Efendi İlkokulu Arif Nihat Asya Ortaokulu (şimdi ilköğretim okulu) hâline getirilmiş; Çamlıca’da bir sokağa da Arif Nihat Asya Sokağı adı verilmiştir. Bu benimseme, Bayrak şiirinin Eskişehir’de yazıldığı bilgisi gibi, Arif Hoca’nın 10.dönem Eskişehir milletvekilliği yaptığı, Atatürk Lisesi’nden mezun olduğu gibi başka yanlışlıklara da yol açmıştır:

Birbirinden aktarılmak suretiyle, başta internet kaynakları olmak üzere, birçok kaynak , onun Eskişehir Milletvekilliği yaptığı bilgisini tekrarlamaktadır:

“Asya, 10. Dönem Eskişehir Milletvekilidir. Demokrat Parti’den 1954 yılında Hasan Polatkan, Kemal Zeytinoğlu ile birlikte meclise giren Arif Nihat Asya, Eskişehir’in o dönem 3 vekilinden biridir. 2013’te Türk Dünyası Kültür Başkenti olacağız. İşte Arif Nihat Asya gibi bir değer var. Hem de bu kentin vekilliğini yapmış. Türk’ün şah damarı bayrağını anlatmış. Ona bir vefa borcumuz yok mu?”

Arif Nihat, 1950 seçimlerinde Seyhan (Adana) 9.dönem milletvekili olarak TBMM’ye girmiş, dönem bittikten sonra aday olmamıştır. Kendi partisini ve parti arkadaşlarını bile eleştirmekten çekinmeyen bu mizaç, uzun süre siyaset yapmaya çok elverişli de değildi. Hüseyin Erdem’in TBMM tutanaklarından naklettiği 13 Temmuz 1953 tarihli şu sözler, eleştirilerini nereye kadar götürebildiğine iyi bir örnek teşkil etmektedir:

“Cezmi Türk arkadaşımız Başvekilin sözleri için ‘edebiyat yapıyorsun’ tevcihinde bulundular. Başvekil de kalktılar, Cezmi Türk’e hitaben, ‘edebiyat yapıyorsun’ demediler ama edebiyat yapmıyorum diyerek âdeta edebiyat yapmayı bir kusur olarak teşrih ettiler.

Arkadaşlar, edebiyat yapmak bir defa kusur değildir. Sonra edebiyat her cemiyette olduğu gibi bir cemiyeti cemiyet eden unsurlardan biridir. Edebiyatı kaldırdığımız zaman cemiyet kalmaz. Bu itibarla arkadaşlarımızın birbirlerini incitmemek için edebiyatı incitmeyi göze almalarını protesto ve şimdiden sonra olsun buna dikkat buyurmalarını rica ederim.”

Arif Nihat’ın buradaki ifadelerini, siyasetin kendine has davranış kalıplarını hatırdan çıkarmadan değerlendirmekte fayda vardır: Adnan Menderes, mensubu bulunduğu DP iktidarının başvekilidir; Cezmi Türk, Arif Nihat’la birlikte 1950 seçimlerinde Adana’dan seçilen DP milletvekilidir. Yakın arkadaştırlar.

2 Mayıs 1954’te yapılan 10.dönem milletvekili seçimlerinde Eskişehir’den seçilen vekiller şunlardır: Hasan Polatkan, Kemal Zeytinoğlu, Abidin Potuoğlu, Muhtar Başkurt, İsmail Sayın, Hicri Sezen, Salih Fuat Keçeci. Birçok bilgiye çok kolay ulaşmamızı sağlayan internet ortamının –bizim dikkatsizlik ve sorumsuzluklarımız yüzünden- ne kadar yanıltıcı bilgiler verebildiğini de unutmamak gerekir.

2.1.Şiirinde Eskişehir

Tanınmış bir edebiyat öğretmeni olan Arif Hoca, Eskişehir’e, Heykeltıraş (1924), Yastığımın Ruyası (1930), Ayetler (1936), Kanatlar ve Gagalar (1945) ve Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor (1946) kitaplarında imzası bulunan ve sanatta belli bir yer edinmiş bir şair ve yazar sıfatıyla gelmiştir.

Bazı şehirlerin kendi sanatçıları vardır ve bu sanatçılar o şehirleri yazarlar; o şehirlerle özdeşleşirler. Onları tanıtır, onlarla tanınırlar. Şehir, düşünen, tarihe giden, tarihten gelenek ve kültür getiren geçmişi bugüne taşıyabilen birleştirici / kaynaştırıcı (sentezci) sanatçılar eliyle gelişir, tamamlanır. İstanbul’u bir “dünya şehri” yapan, orada yaşamış sanat adamlarının zevki değil midir?

Meselâ, Yahya Kemal “İstanbul şairi”dir, İstanbul da onun şehri… İkisi birbirini tamamlar. Tanpınar “beş şehrin şairi” gibi görünse de, Bursa’ya sıra geldiğinde ne kadar coştuğunu herkes bilir. Arif Nihat’ın duygularını coşturan şehir, Adana’dır. Adana’nın kurtuluşu, Seyhan kıyılarındaki mesireler, sel sularına teslim olan mahalleler, Çukurova’nın bereketi… onun şiirinin tematik dokusunda önemli yer tutar.

Ancak Eskişehir’in de Arif Nihat’ın şiirinde önemli bir yer tuttuğu rahatça söylenebilir. Uzun zamandır uzak bulunduğumuz özel arşivimizdeki yayımlanmamış şiirleri arasında varsa onlar hariç, kitaplarına girmiş toplam 21 şiiri Eskişehir’le ilgilidir. Bu şiirlerin temalarını çevre güzellikleri, tarihî şahsiyetler, kadın güzelliği olmak üzere üç ana öbekte toplayabiliriz.

2.1.1.Çevreye Bakışı

Arif Nihat, -ortaokul öğrenciliğinden başlayıp sanat hayatı boyunca süren önce resim, sonra fotoğraf merakı da gösteriyor ki- çevresine çok dikkatli bakan, çevre güzelliklerini dikkat ve hayranlıkla izleyen, izlenimlerini eserlerine büyük bir başarıyla -ve kolayca- yerleştirebilen bir sanatçıdır. Çatalca’dan İstanbul, Bolu, Kastamonu, Ankara, Adana, Malatya, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir ve Kıbrıs’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada -askerliği dahil- görev yapan; özellikle emekliliğinden sonra yoğun olmak üzere yurt içi ve yurt dışı birçok seyahat gerçekleştiren şair, bu geniş coğrafyayı ve onun sayısız zenginliğini sanatına malzeme yapmıştır. Onun şiirinde çevre malzemesi -âdeta- ağırlığını aldıktan sonra kullanıldığı için, ayrıntı yorucu değildir. Çevre, günlük hayatın tabiî bir parçasıdır:

Yansın sular, akşamla, nehirde;

Arkamda kalan mutlu şehirde

Senden doğacak gün, bana dün var..

Porsuk’ta düğün var!

Yaz kış, gece gündüz, sabah akşam

Altın tüyü dillerde kanaryam,

Sandım ki batan günde tüyün var…

Porsuk’ta düğün var!

Eskişehir’in çevre güzellikleri ile kadın güzelliği -genelde- iç içe girmiş durumdadır. Her türlü güzelliği vatan güzelliğinin tamamlayıcısı sayan şair, burada da aynı tutumu sürdürmüştür. Meselâ, Eskişehir’in düşman işgalinden kurtuluş günü olan 2 Eylül’ü anlattığı şiirde çevre, tarih ve kadın -nükteli bir düzenleme ile- bir aradadır:

Erkenden başlayan büyük şenlikte,

Bayrakları seyretmek için birlikte,

Bekler iki kızdan biri Porsuk’ta beni,

Biri Bâdemlik’te.

İstanbullu için Boğaz ne ise Eskişehirli için Porsuk boyu da odur. Akşamları giyinip kuşanıp seyrana çıkmak halkın başlıca zevklerindendir. Arif Nihat, bir sonbahar seyranını -Eskişehir güzellerini öne çıkarmak şartıyla- şöyle anlatıyor:

Eylûlle bir örnek ol, menekşem, sarı giy!

Boşlukta savrulan şu yaprakları giy!

Çık, sevgilim, akşamları, Porsuk boyuna..

Elbîse deyip, etek bilip rüzgârı giy!

Eskişehir’in “sıcak suları” ünlüdür. Kadın olsun erkek olsun, her Eskişehirli, hamamlara gitmeyi hayatın bir parçası hâline getirmiştir. Başka şehirlerde suyu ısıtmak için bir sürü yakacak harcanırken, Eskişehir yerden kaynayıp duran suyu ılıştırarak kullanır. Şaire göre, bu kaynak sularının gövdelerde, göğüslerde hem berraklığı, hem de sıcaklığı kalır; bu sularda durulanan tenlerin yumuşaklığı da bir başkadır!

Şair, Eskişehir’in çevre güzelliklerini, buradan ayrıldıktan sonra da anmaya devam eder:

Gündüz durgun, kumral; gece esmer gibidir…

Özler beni.. tıpkı doğduğum yer gibidir…

Geçsem ne zaman -kucak açıp- Eskişehir,

Bana “Kal!” der gibidir.

Arif Nihat, yaşadığı yerin tarihî yerlerine, özellikle de dinî yapılarına özel bir ilgi duymuştur. Şiirlerini ve yazılarını okuyanlar, onun Edirne ve İstanbul camilerine, Konya’daki Kubbe-i Hadrâ’ya, ne kadar dikkatle baktığını, taşın arkasındaki mânayı ne kadar vukufla yakaladığını görmüşlerdir. Eskişehir II adlı şiiri, Eskişehir şiirlerinde de aynı bakış tarzının devam ettirildiğini gösteriyor:

Dallar, kıyılar ve şarkılar “gel!” dediler..

Hâtif dedi: “Ey yolcu, terâvîhi diler

(Kurşunlu)da kıl, diler (Alâeddin)de …

Yorgunsan eğer tutsun elinden (Yediler)

2.1.2.Üç Kahraman

Arif Nihat’ın Eskişehir şiirlerinde üç tarihî şahsiyete yer verilmiştir: Yûnus Emre, Seyyid Battal Gaazî ve Nasreddin Hoca.

Şaire göre, Türk çocukları uzun kış gecelerinde Battal Gaazî cenklerini dinleye dinleye büyümüştür ve insanımızın yüreğinde, vatanımızda yiğitliğin izi kalmışsa -bir îman ve destan adamı olarak- ana kaynağı odur:

Her kış, geceler boyunca, Battal Gaazî,

İmânı ve destânıyla beslerdi bizi…

Hâlâ bu yüreklerde, bu topraklarda

Ondandır, eğer yiğitliğin varsa izi.

Büyük halk filozofu Nasreddin Hoca ise iki şehri birleştiren, onları birbiri ile akraba kılan adamdır. Onun, Sivrihisar’da doğup Akşehir’de öldüğü bilgisini esaslı bir nükte-şiir kalıbına döktüğü “Nasrettin Hoca” şiiri, sanki Akşehir ile Sivrihisar arasındaki çekişmeyi bitirmek amacıyla yazılmış gibidir:

Kalmış senden orda beşik, burda mezar…

Tâlihliymiş ki Akşehir, Sivrihisar

Birbirlerinin ismini bilmezken

Sâyende yakından akrabâ olmuşlar.

Battal Gaazî ve Nasreddin Hoca’ya birkaç şiir tahsis eden şair, asıl dikkatini Yûnus’a yöneltmiş; onun manevî büyüklüğünü, sanattaki ustalığını ve rahat söyleyişini, gelenek içindeki yerini şiirleştirmiş; özellikle, “Yûnus Emre” ve “Molla Kaasım” başlıklı iki önemli yazısında ise, geniş ve çok kapsayıcı tasavvufî-edebî bir tahlil yapmıştır.

2.1.2.1.Yûnus’a Bağlanış

Aileden ahîlik geleneğine de bağlanan Arif Nihat, Eskişehir’e geldiği zaman, yirmi yıldan fazla bir zamandır Mevlevîlik yolunda yürümüş ve bu yolun âdâbını-erkânını hazmetmiş bir mutasavvıftı. Yûnus’la tanışması, bu yüzden, çok sağlam bir mistik kültür birikimi zeminine oturmuştur. 25 Mayıs 1958 tarihini taşıyan (ve aslında 1958 Mayıs’ındaki Yûnus Emre İhtifalinde yaptığı konuşmanın tam metni olan) “Yunus Emre” başlıklı yazısından aldığımız şu satırlar, onun Yûnus’a hem estetik seviye hem de düşünüş yönünden büyük bir yakınlık -ve hatta hayranlık- duyduğunu göstermektedir:

“Biz kendimizi senden el almışçasına sana yakın ve adımız Yunus Emre imişçesine seni biliyoruz. Senin dilini çözen çözmüş; bizim dilimizi sen çözdün. Yakın bir tarihtenberi senin gibi söylemeye gayret ediyoruz. Benim neslimin âmin alaylarında İlâhilerin okunurdu.. Bizi, elimizden tutup mektebe sen başlatırdın. Şimdi mektepte de, kitapta da bizimlesin, çocuklarımızlasın; seni okuyor, senden okutuyoruz. Menkabendeki iğri odun- doğru odun olayından çıkardığımız doğ¬ruluk dersini çocuklarımıza ve birbirimize tekrarlıyo¬ruz… Ve rüzgâr mazide estikçe yedi asır öteden bize selâmın geliyor…”

Kaynakların epeyce bir kısmı Yûnus’un okur-yazar olmadığını kaydetmektedir. Arif Nihat, bu görüşe zımnen itiraz olmak üzere, elli yıldan fazla tutan okur yazarlığını onun ümmîliği ile değişmeye elli kere razı olduğunu söylemiş ve dünyanın en büyük gerçeklerini bir çırpıda söyleyebilen bir insanın okur yazar olmasa bile bunun önemsiz kaldığını ifade etmiştir. “Hazmı güç fikirleri dörtlüklere, gazellere ve bir nevi musammatlara doldurup nesillere muattar bir şurup olarak uzatmıştır. Onları içtikçe içeceğimiz geliyor.” sözleri, onun şiirlerini, özellikle hikmetli ve sade söyleyiş yönüyle çok güçlü bulduğunu göstermektedir.

Arif Nihat, Eskişehir’deki görevi sona erdikten sonra da, her yıl yapılan anma törenlerine davet edilmiş; o da bunu “Yûnus’un çağrısı” kabul ederek, katılmaya özen göstermiştir. Aşağıdaki metni, iki mutasavvıfın hasbıhali olarak kabul edebiliriz:

“Yûnus’u özlediğim olur… o da beni özler mi? bil¬miyorum. Bu yıl özlemiş olacak ki çağırdı ve buna Sel¬çuklu Enstitüsü’nün başında olan muhterem dostları¬mı vesile etti. Kendilerine teşekkür ederim.

Eskişehir’de bu işe kolaylık gösteren âmire de, âmirlere de -şahsım nâmına- şükranlarımı sunarım.. kabul buyursunlar! Zâten Yûnus, kendini hatırlayan¬lara -devamlı- selâm yollar:

“Bizim içün hayır duâ kılanlara selâm olsun!” mısraındaki selâmdan -elbet- benim de payım vardır!

“Aleyküm selâm Yûnus!” dedikten sonra, selâm¬laşmamızı, -şöylece- kâğıda geçirmeye çalıştığımı söyliyebilirim:

Sık sıksa selâmın râhatız, memnûnuz!

Seyrekleştikçe içliyiz, mahzûnuz…

Biz sevdik, Asya Asya, ey gözde, seni!

Sen sev bizi Emre Emre, Yûnus Yûnus!”

Yûnus, Sarıköy’de -rahmetin ve ümidin ışığını tutuşturmuş olarak- yatmaktadır. Bazan insanlar, dünya telaşından olsa gerek, mısralarının bir yudumu gönüllere ferahlık veren ermiş Yûnus’u selamlamayı unutabilirler. Şair, bu ihtimale ve ihmale razı değildir ve onu bağrında taşıyan Sarıköy’ün ağzından şöyle seslenir:

Rahmettir, ümîddir karanlıkta mumu;

Mısra’larının, içler açar, bir yudumu…

“Ey yolcular, ey telâşlılar, der Sarıköy,

Bir ân durup selamlayın Yûnus’umu!

Eskişehirli olsun olmasın, halk, Yûnus etrafında gelişen menkıbelere inanır; onun manevî şahsiyetine büyük bir saygı gösterir. Eskilerin hatırladıklarına göre, trenler Sarıköy’de kısa bir süre durdurulup Yûnus’un ruhuna Fatiha okunmakta, yola öyle devam edilmekteydi. Çünkü Yûnus bu yolun pîri sayılıyordu. Arif Nihat, bu durumu hatırlattıktan sonra şunları söylüyor:

“Bilmem, bu güzel gelenek yeni nesilde devam edi¬yor mu?

Ben de yolumun, sık sık uğradığı Sarıköy’den ge¬çerken, eski trenciler gibi yaparım. Bir defasında, çev¬rem müsait olduğu için Yûnus’un ruhuna Yâsîn oku¬mak imkânını bulmuştum.

İnanır mısınız, inanmaz mısınız? bilemem ve karı¬şamam! Sadece – biraz önce söylediğim gibi- gülme¬menizi rica ederim: Yûnus, benim ithâfımı karşılıksız bırakmadı ve bana -adetâ- söyleyerek , şu şiiri yaz¬dırdı:

Akıt nûr hâlinde ni’metleri;

İçir “Hak!” diyen kalbe himmetleri

Elinden, dilinden kerâmetleri

Celî Yûnus’um!

Dilin vahye, ilhâma uygun beyân…

Yakından uzaktan duyar duymayan…

Ki şi’rinde yer yer Muhammed ayân

Ve yer yer Alî, Yûnusum!

Misâlince biz, gerçi, açtık cihâd;

Yaman çıktı, lâkin, inâd, i’tiyâd…

“Yenildin mi sen, yoksa!” dersen Nihâd,

“Belî Yûnus’um, der, belî Yûnus’um!”

Çilen var, hakîkatların hâlisi…

Meded, ey yolun, rehberin kendisi

Nebî Yûnus’un vârisi

Velî Yûnus’um!

Bu şiirde Yûnus -yer yer- benim dilimden kendi¬ne seslenerek, Yûnus Emre’nin ve öteki Yûnus’ların ortak felsefesi, ortak hilkat görüşü olan vahdet-i vücûd anlayışının bir küçük misâlini de vermektedir. “

Bu şiir, Arif Nihat’ın Yûnus için yazdığı şiirler içinde en kavrayıcı ve kapsayıcı olanıdır. Yûnus, bütün bir inanç sistemi ve bu inancı yaşama kültürü çerçevesinde ele alınmış, bu büyük mutasavvıfın tarikatler üstü mistik karakteri isabetle vurgulanmıştır. Eliyle bir tek eğri odun getirmeyen, dilinden eğri söz çıkmayan, asıl bu yönüyle de kerameti âşikâr olan; söyledikleri hem vahye hem ilhâma uyan; şiirinde Muhammed’in de Alî’nin de ayân olduğu; gerçek bir rehber ve Yûnus Nebî’nin vârisi olan Velî Yûnus… O karakterin özü budur.

Sonuç

Arif Nihat, yolu Eskişehir’e uğrayan önemli kişilerden biridir. Her gittiği yerde büyük bir ilgiyle karşılanan şair,

Bir yıldan biraz fazla kaldığı Eskişehir, onun için –öncelikle- “Yûnus diyarı”dır. O diyarda kır çiçekleri türbesine tütsü yakmak için açar; arılar Yûnus’a mevlid şekeri olsun diye bal yaparlar ve bulutlar onun kabrine melekler gülsuyu serpsin diye yağmur getirirler. Eskişehir, hem yiğitliğin timsali Seyyid Battal Gaazî’nin yattığı, hem de nüktenin büyük ustası Nasreddin Hoca’nın yaşadığı yerdir. Türk kültürünün bu üç büyük ismi, Eskişehir’in ilgi odağı olmasının başlıca sebebi sayılabilir. Bu bakış açısı, Arif Nihat’ın şiirinde Eskişehir’in önemli bir yer edinmesini sağlamıştır.

Bu şehrin çevre güzellikleri, tarihi, insanı ve bilhassa güzelleri, şairin Eskişehir şiirlerini besleyen ikinci ana damardır. Bu ana damar, akar suları gül, semtleri sümbül rengi bir coğrafyadan gıdalanır. Porsuk hülya doludur, akşamlar gül gül tütmektedir, dağlar dumanlanmış, Porsuk, şehrin koynuna sokulmuştur… Arif Nihat’ın “Sevdim seni her şeyinle ey Eskişehir..” demesinin temelinde bu tür güzelliklerin de payının bulunduğu muhakkaktır. Bu sevgi, şairin Eskişehir’de görev yaptığı süreyle de sınırlı kalmamıştır.

Eskişehir de Arif Nihat Asya’yı unutmayıp benimsemiş; değişik yerlere onun adını vermiş, yine onun adına sanat ve bilim faaliyetleri düzenlemiştir. Bu benimsemenin bazı bilgi yanlışlarına yol açtığı da olmuş; mesela, Eskişehir milletvekilliği yaptığı, “Bayrak” şiirini de burada yazdığı, Eskişehir Lisesi’nden mezun olduğu.. gibi yanlış bilgiler –birbirinden kopyalanmak suretiyle- yayılmıştır.

Şehir yazılarının ne kadar önemli olduğunu anlamak için, Beş Şehir kitabını okumak bile yeter. Tanpınar, bu kitabında, tarihin derinliklerinden zenginlikler getiren şehirlerimizden beşini, engin kültürünün süzgecinden geçirerek anlatmasaydı –mesela- Bursa’yı, Erzurum’u, Ankara’yı daha az tanıyacaktık. Eskişehir’in de tanıtılması gerekir. Buna değecek tabiî ve tarihî zenginlikleri, güzellikleri, kültür kaynakları da vardır.

Arif Nihat’ın Eskişehir şiirleri -bir Beş Şehir atmosferi yaratamasa bile- bu şehrin kitabını yazacaklar için önemli bir kaynak teşkil edecektir. Sanatkârlarına ve sanat eserlerine nüfuz etmeden, şehrin ana karakteri anlaşılamaz.

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

KAHRAMAN TÜRK KADINLARI
Hayme Ana'nın -hem kan bağı hem de can bağı ile- torunlarından olan kızım Meryem Ülkü'ye ithaf ederim. -Ödül Töreni Konuşması- Kayı Boyu Derneği ve Dergisinin Değerli Mensupları, Kıymetli Hâzirûn, Hanımefendiler, Beyefendiler,  Bu akşam böylesine nezih ve anlamlı bir toplantıda...
BASAT'IN TEPEGÖZ'Ü ÖLDÜRMESİ
Meğer Hanım bir gün Oğuz otururken üstüne düşman geldi. Gece içinde ürktü göçtü. Kaçıp giderken Aruz Koca'nın oğlancığı düşmüş. Bir aslan bulup götürmüş, beslemiş. Oğuz yine zamanla gelip yurduna kondu. Oğuz Han’ın at çobanı gelip haber getirdi, der: Hanım sazdan bir aslan çıkıyor, at vuruyor,...
ZİYA GÖKALP - ÖTÜKEN ÜLKESİ (İNCELEME)
"Türk gençleri yalvardılar Hakan'a:Boru çaldır, ruhlarımız uyana...Cenk edelim, yayılalım cihana: -Yayılmaktır Türk soyunun turası!Böyle diyor Oğuz Han'ın yasası! Hakan dedi: "Anayurt'tan bıkılmaz,Boş bulunup eve düşman tıkılmazYabancılar çıkarılır, çıkılmaz." -Toplanınız: vatanınız...
 İSLÂM VE ŞİİR
Cahiliye döneminde Arap şiiri çok gelişmiş, belli bir yetkinliğe ulaşmıştı. Arap şairler güzel söz söylemek için birbirleriyle çeşitli ortamlarda yarışırlardı.  Övgü ve yergide sınır tanımayan şairlere gaipten haber veren kâhin gözüyle bakılıyordu. Uygun olandan uzaklaşma anlamına gelen ifrat...
İHANET - ZEYNEP ÖZKİŞİ
İçimdeki yenilmesi,engellenmesi imkansız öfke halimle alakam yokmuş gibi.... Vakur, gururlu olgun bir hanım duruşuyla sanki kızgın, kırgın değilmiş,dayanabiliyormuş, canım acımıyormuş, gibi, etkilenmemiş, defalarca ölmemiş gibi dimdik ayakta duruyorum.   Karşımda ki yeni yetme sayılan,...
HÜRRİYET
Hürriyet, havalı Hürriyet. Yürüdüğü zaman yeri göğü titreten, belediye reisinin karısı Hürriyet. Deniz kenarındaki muhteşem köyümüzün  belediyelik olduğu zamanlardı. Çok göç verdik. Kıymete bineceğini bilselerdi kimse göçmezdi. Sonraları muhtarlık oldu. İlçeye bağlandık. Haritadan da...
prev
next

Mustafa İlhan GEÇER

Edebiyat Dunyamız

Mustafa İlhan Geçer  (d. 1917, Bakırköy, İstanbul - ö. 20 Ocak 2004, İstanbul), Türk yazar, şair, araştırmacı, eleştirmen, güfteci. Hisar dergisinin ve Hisarcılar akımın kurucularındandır. 1965 yılında bir şiir kitabı yayımlamış Askerî Doktor Nafiz Bey'in oğludur. Erdek İlkokulu'nu 1928'de bitirdikten sonra ortaöğrenimine Robert Koleji'nde devam etti...

MEKANİK HAYAT – MEKANİK ZAMAN

Metin SAVAŞ

Şu an yaşamakta olduğumuz modern veya postmodern çağı en belirgin şekilde eski zamanlardan farklı kılan şey nedir? Ahmet Haşim pek meşhur Müslüman Saati başlıklı yazısında şöyle diyor: “İstanbul’u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan...

İDEALİST BİR MUALLİM: NURETTİN TOPÇU

Edebiyat Dunyamız

Cumhuriyet devri fikir hayatımızın en önemli simalarından birisi de hiç şüphesiz ki Nurettin Topçu’dur. O, daha çok bir fikir adamı, felsefeci ve ahlakçı olarak tanınmakla beraber aynı zamanda bir hoca...

DOĞU ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ

Edebiyat Dunyamız

Okumuşumuz olsun, cahilimiz olsun, Doğu illeri hal­kına hemen “Kürt” der, çıkar. Hiç hatırına getirmez ve hattâ bilmez ki, Doğu illerinde yerli şehir Türkleri, Türk­menler, Karakalpaklar, Azeriler de yaşamaktadır. Kürt diye...

ROMANTİZM

*Fransa’da 1830 yıllarında klasizme tepki olarak gelişmiş bir edebiyat akımıdır. *Klasik edebiyatın...

ORYANTALİZMİN KARŞITINI KURMAK (D…

Oryantalizm (şarkiyatçılık), malum olduğu üzere, Doğulu toplumları çeşitli yönlerden inceleyen bilim...

ŞİİR ve ŞİİRDE DİL MESELESİ

Şiirin bir sanat dalı olarak kabul edilişinden bu yana gerek şairler...

SÖZ ÜZERİNE

Güzel söz, sadakadır. - Hz. Muhammed (SAV)- Kutadgu Bilig’te sözden ‘Ölüden...

HALİDE NUSRET ZORLUTUNA

Türk Edebiyatının en asil ve en zarif kadın şairlerinden biri olan...

GÖNLÜMDEN...

Mehmet Niyazi Ağabey...11 Mayıs 2020 Mehmet Niyazi Ağabey'in vefatının ikinci yılı...

YAZAR, AKADEMİSYEN, VATANSEVER BİR…

Kurtuluş Savaşımızın en sıkıntılı günlerinde sırtında bir asker kaputu (parkası) cepheden...

YABANCILAŞMA OLGUSUNA YÖNELİK Bİ…

Yabancılaşmanın iki yönü Yabancılaşma olgusunu bizler çoğu zaman tek yönlü algılarız, tek...

BİLGİ VE ZENGİNLİK

Doğu’nun büyük bilgesi Sadi Şirazi, Gülistan isimli eserinde bilgi bahsini anlatırken...

DOSTLUK, KARDEŞLİK VE SEVGİYE AÇ…

  Onüçüncü yüzyıl Anadolusu, tasavvuf ve düşünce tarihimizde önemli bir aşama, bir...

SANATTAN BİLİME, RUHTAN HÜCREYE P…

Ahmet Arvâsî Kendini Arayan İnsan adlı eserinde akıl-zekâ-vahiy konusunu işlerken şöyle der: “İnsan...

HALİL NİHAT’IN, MEHMET AKİF’…

Giriş veya tipleştirme furyası Kökleri Lale Devri’ne kadar inen ve daha çok...

EDEBİYATIMIZIN BESMELESİ

Türk dilinin ifâde gücünün târihin her döneminde zengin bir muhtevaya sahip...

HACI BEKTAŞ VELİ'NİN HAYATI VE ES…

Hacı Bektaş Veli, Ahmed Yesevi'nin halifesi Lokman Perende'nin bizzat talebesidir. Kendisi...

TANRI DAĞLARININ TÜRKÜSÜ: BOZKUR…

TANRI DAĞLARININ TÜRKÜSÜ BOZKURTLAR Hüseyin Nihal Atsız Ötüken Yayınlar Hazırlayan: Burcu SESLİ Tarih, edebiyat, mitoloji...

MEHMED AKİF'E DAİR-5: HESABA ÇEK…

(Geçen sayıdan devam)   c) Aile Bağlarının Zayıflaması, Maziye Saygısızlık, Ahlakî Zaaf:  Düşünce yapısı...

İSLÂM VE ŞİİR

Cahiliye döneminde Arap şiiri çok gelişmiş, belli bir yetkinliğe ulaşmıştı. Arap...

BEN BİR GÜRGEN DALIYIM - HASAN AL…

Hasan Ali Toptaş’ın 2003 yılında yazdığı “Ben bir Gürgen Dalıyım” romanı...

HECE ÖLÇÜSÜ TARİHİ VE ÖZELLİ…

Şiirde her dizedeki hece sayısının eşit olmasına göre düzenlenen ölçü [parmak...

DEMİRPERDE TOPLUMUNUN İRONİK VE T…

Azerbaycan’ın çağdaş yazarlarından Elçin Efendiyev’in (doğumu 1943) büyük romanı Ölüm Hükmü (1989)[1] yalnızca Azerbaycan’ın...

TANINMIŞ GEZGİN VE GÖZLEMCİ: EVL…

Bir insan ki, zamanımızdan üçyüzeksen yıl önce ulaştırma imkânlarının sınırlı ve...

DİVAN EDEBİYATINDAN SEÇMELER

Baki’den Kadrini sengi musallada bilüp ey Baki Durup el bağlayalar karşında yaran saf...

PROF.DR. Saadettin Yıldız ile Tür…

Hocamız saygıdeğer Prof.Dr. Saadettin Yıldız ile "Dil" ve "Edebiyat" üzerine konuştuk. Sorularımıza öyle...

“KOZA” ŞİİRLERİNE GÖRE HAR…

   2.2.”Koza” şiirlerinde  ses yapısı   Harid Fedai’nin şiirlerinde ses zaman zaman ön plana...

MANKURT

“Adını hatırla, kim olduğunu hatırla” bir annenin kimliğini, kişiliğini yitiren çocuğuna...

Ahmet Tevfik OZAN

Şairimiz Harput’ta dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimi’ni Elazığ’da yaptıktan sonra;...

ZİYA PAŞA - DİYAR-I KÜFRÜ GEZD…

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm     Dolaştım mülk-i İslâmî bütün...

Okullar açılırken (2)

Sorumluluğun önem ve değerini gündelik hayatımıza yansıtalım. Haklarımız ve görevlerimizin dengeli...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985...

NECİP FAZIL KISAKÜREK - SAKARYA T…

Şiir, yan anlamları çoğaldıkça, günlük dilden bambaşka bir mecraya geçtikçe, yeni...

ALIMLAMA ESTETİĞİ KURAMI ÇERÇEV…

Edebiyat, Platon ve Aristo’dan bu yana toplum üzerinden tesirler yaratan bir...

Bahtiyar VAHAPZÂDE

Türk dünyasının görkemli şairi 20. yy. Azerbaycan edebiyatının şiirinin muhteşem siması...

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

Tanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya...

SAYI -13 1909’DA ODESSA SEMALARI V…

1909 Eylül ayı… Odessa şehri… Sıcak havalar terk etmedi buraları daha...

TÜRK ROMANINDA MODERNIST ETKININ BO…

Modernist Romanın Altyapısı Bir edebi tür olarak roman, Türk edebiyatına Tanzimat dönemiyle...

TÜRKÇE'DEKİ VATAN - 5

Geçen yazımızda Prof.Dr.Nurullah Çetin beyin “Tek millet davası, tek dile bağlıdır” isimli makalesi...

EDEBİCE DERGİSİ

2016 senesinde yayın hayatına başlamış olan Edebice Fikir Sanat Edebiyat dergisi...

Mehmet Ali Kalkan

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor...

KARAMSARLIK (MI DEDİNİZ)

Hemen her güne yeni bir acı ve elemle uyanır olduk. Kaygılarımız...

CİVİLİZATİON KEŞİF Mİ MÜKÂ…

(ŞEHRİN SİVİLCELİ TENİ) Çok ilginç: " Şairler evrensel çevirmenlerdir, çünkü evrenin yıldızların...

AYLAK KELİMELER

Aylak KelimelerNilgün DağYayınevi Yayınları1. Baskı, 2019Ankara, 127 sayfaEser, kelimelerin peşinde koşan...

HASED/HASET

Kıskanmak, “Başkasında olan bir nimeti çekememe, kendisine faydası olmadığı halde kıskançlık...

ÇANAKKALE’DE MUSTAFA KEMAL

Dönmeyi düşün(e)emediler. Gidenlerin çoğu dön(e)medi, dönenlerin pek azı da geride bıraktığını...

GÖZLERİN

Yârelerim göz göz oldu gören yokNeden fersiz kaldı neden gözlerim?Sis çöktü...

SÜLEYMAN ULUÇAMGİL’İN ŞİİRL…

Erenköy şehidi Süleyman Uluçamgil (1944-1964), daha 20 yaşındayken hayata veda etmiş...

DİVAN EDEBİYATI VE KAVRAMLAR - 3

• Divan şiiri konu bakımından çok çeşitlidir. Genel tanımdan da anlaşılacağı...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Yolumuz gurbete düştü,Hazin hazin ağlar gönül,Araya hasretlik girdi,Hazin hazin ağlar gönül, Radyoda...

ALİ HASANOV’UN ‘’HOCALI SOYK…

Bülten ve ajansların geçtiği haber, Türk dünyası ile dünya kamuoyunda şok...

EDEBİYATIMIZDA ÇANAKKALE MUHAREBEL…

Çanakkale, Türk milletinin tâlihsiz bir şekilde dahil olduğu büyük harp içinde...

MEVLÂNA’NIN MESNEVİ’SİNDE TOP…

Giriş İslam kültür ve medeniyetinin yetiştirdiği büyük şahsiyetlerden biri olan Mevlâna...

BAHAEDDİN ÖZKİŞİ'NİN "SOK…

Uçtaki Adam ve Köse Kadı isimli, çok severek okuduğum tarihi romanları...

GÖNLÜMDEN...

Uzun yıllar önce bir türkü dolanırdı dilime; "Vay göresim geldi Berçenek seni,Dumanlı...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Bunu geçen sene yazmışım. Yağmur, üç yaşını geçti şimdi. Allah bütün...

ÜSLÛBUMUZ NEDEN SERTLEŞİYOR?

Üslûp; oluş, yapış/yapılış biçimi, tarz, tutulan yol ... demek. Bir sanatçının veya...

Ayşe YAZICI YAVUZ

Ayşe YAZICI YAVUZ 1980 Niksar doğumlu.  2003 yılı, Osmangazi Üniversitesi, Türk Dili ve...

NEYSE

Hani bunalırsınız ya bazen. Düğüm düğümdür özünüz, boğum boğumdur diliniz, ardı...

SULTAN I. KILIÇ ARSLAN’IN NEHİRD…

Sultan I. Kılıç Arslan’ın nehirde boğularak gelen hazin şahadeti (Sultan I. Kılıç...

YAŞAMAK

Hani diyorum, kendimizi şöyle sorularla / cevaplarla biraz(cık) meşgul etsek… Değerlendirsek...

POSTMODERN ROMAN VE HAZ

Yirmi birinci yüzyılın çetrefilli yaşam şartlarına ayak uydurma çabasındaki roman sanatı...

SAİT FAİK ABASIYANIK VE KAŞIKADAS…

23 Kasım 1906-11 Mayıs 1954 Sait Faik, Bursa Lisesi'ni bitirdikten (19.8) sonra...

NELER GEÇMEDİ Kİ?

Tercanlı İsmail Daimî(1932-1983)’nin  “Ne ağlarsın benim zülfü siyahım Bu da gelir bu da...

ÇOCUK EDEBIYATI VE EĞITIMI AÇISIN…

ÖZÇocuk edebiyatı ve çocuk eğitimiyle ilgili günümüzde dikkat çekici çalışmalar yapılmaktadır...

Muhakemetü'l Lügateyn Nedir?

Ali Şir Nevai’nin yazdığı, kelime anlamıyla “İki dilin kıyaslanması” anlamına gelen...

ŞAİR MEHMET ALİ KALKAN İLE BİR …

 MEHMET ALİ KALKAN ÖZGEÇMİŞ  1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Gazi İlk Okulu,Tunalı Orta...

"NE İÇİNDEYİM ZAMANIN"

Şiirimizde, zor yazan ve kendi yazdıklarını zor beğenen şairler arasında Tanpınar'ın...

BALKAN TAŞRASININ GÖZBEBEĞİ …

2009 yılında Novi Pazar’la açılışı yaptıktan sonra, Balkanlarda en uzun süre...

SÖĞÜT'TEKİ VATAN

Bir kaç aile çocuklarımızla birlikte Osmanlı Cihan Devletinin kurulduğu yerleri görmek...

SAADETTİN YILDIZ”LA MÜLAKAT - 2

1-Ne zaman, nerede doğdunuz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı...

HEDEFLERİMİZ VE BİZ

Her dağın boranı kendine göre olduğu gibi her insanın hedefi de...

SHAKESPEARE MÜSLÜMANDI NEYLEYİM…

İznik; asırların imbiğinden süzülen bir medeniyet tezgâhı. Tezgâhında insanı ve eşyâyı işlemiş...

KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE ‘AR VE …

Klasik Türk şiirinde birçok kavram, has kılındığı tiplere göre değerlendirilir ve...

EDEBİYATTA RETORİK

 Söz; bir duyguyu, bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan sözcük ya da...

KERKÜK'TE VATAN

“Bugünkü Irak devletinin sınırlarını oluşturan topraklar Osmanlı idarî bölünmesindeki Musul, Bağdat...

PRUSA'DA AŞK OKUMALARI

(’Ey oğul, beni şu şol gümüşlü kümbete koyasın.) Takvimden bir sayfa daha...

YAHYA KEMAL TAŞTAN - BALKAN SAVAŞL…

Yahya Kemal TAŞTANÖtüken Neşriyat, 2017 Âdeta Balkan İmparatorluğu addedilebilecek Osmanlı Devleti’nin son...

ZİYA GÖKALP’İN MİLLİYETÇİL…

1-ZİYA GÖKALP’İN HAYATI             Ziya Gökalp 23 Mart 1986 yılında Diyarbakır’da doğmuştur...

KARŞITLIK FELSEFESİ VE MİLLİ ENT…

Çin kültüründe Ying Yang olarak bilinen karşıtlık felsefesini genel hatlarıyla açıklamak...

SAYI - 11 LİSELERE Mİ, BAŞKA MEKT…

1910 yılına ait bu soruyu gündeme getirmemizin nedeni üzerinden bir asırdan...

ÖMER KAPLAN KOZANOĞLU

1973 yılında Adana Feke’de doğdu. Köy ilkokulundan sonraki eğitim hayatını parasız...

BURHAN TOPRAK

“Yunus Emre’yi bulmadan önce, Türk edebiyatının havasında bunalıyordum. Yunus Emre, Türk...

AHMET KABAKLI

Değerli Edebiyat Tarihçisi, gönül ve dâva adamı Ahmet Kabaklı’yı 8 Şubat...

KIZILELMA (Turan, Türklerin Kutlu …

Kızılelma, tarihin her döneminde Türklerin gerçekleri ile efsaneleri arasındaki o efsunlu...

OKUMADAN ÂLİM YAZMADAN MUALLİM

Bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam(lar) çıkarırdık. Bir...

Şerife Gündoğdu'nun Vuslatı

Vuslat; ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, beraber olma anlamlarına gelmektedir. Vuslatın zıt...

ATATÜRK İÇİN NE DEDİLER?

Bugün 19 Mayıs 2018. Atatürk’ü Anma günü. Gençlik Haftası da. Bu...

KİŞİSEL GELİŞİM SAÇMALIKLARI

Sürekli kişisel gelişim geyikleriyle konuşan, davranan insan tiplerinin ortaya çıkıp çoğalması...

KUYUYA MEKTUPLAR

Kitapların dünyası farklıdır. Edebiyat çevresi diye bir yer vardır. Uzun kısa...

DÜNYA BİR ALDANIŞTIR

Sadece insanların değil kelimelerin de kendilerine mahsus bir dünyaları vardır. Bu...

Mehmet Ali Kalkan

 Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor...

DOĞU ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ

Okumuşumuz olsun, cahilimiz olsun, Doğu illeri hal­kına hemen “Kürt” der, çıkar...

YAKUP'UN KANATLARI - MİSLİ BAYDOĞ…

Hû Diyen Karga- Selçuklu Hikâyeleri adlı kitabıyla, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Selçuklu...

YİNE TASAVVUF

Kelam, Allah tarafından kulu ve elçisi vasıtasıyla gönderilen kitabın, zamanlarının ihtiyaç...

VATAN

Vatan mefhumu bazı araştırmacılarımıza göre Fransız ihtilalinden sonra hudutlarımızdan girmiştir. Vatan...

Metin SAVAŞ

"Türkiye'de şeytan giderek güçleniyor Size Türkiye'nin en iyi romancılarından birinin lise mezunu...

XIX. ASIR ÂŞIKLARINDAN BEŞİKTAŞ…

Başlangıcı XVI. asra dayanan ve tarih sahnesinde kesintisiz süreklilik göstermek kaydı...

CENGİZ DAĞCI'DA VATAN - 3

Cengiz Dağcı’nın “Onlar da İnsandı” ( Zaman: 1928-1932 ) ve “O...

AYNEN

Kelimeler kadar onları konuşan ağız önemliydi. ‘Gönüle yumuşak sözle gir!’ prensibine...

TALÎBÎ COŞKUN

Halk Edebiyatımızda, nasıl ki “Kerem” denince hemen “Aslı”yı, “Mecnûn” denilince “Leylâ”yı...

MERHAMET

‘Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok Öyle büyük bir inci ki...

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYAT…

Türklerin İslamiyet'i kabul etmelerinden önceki dönem, tamamen bir sözlü edebiyat karakteri...

MEKANİK HAYAT – MEKANİK ZAMAN

Şu an yaşamakta olduğumuz modern veya postmodern çağı en belirgin şekilde...

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURULUŞ DÖ…

4. Muhafazakâr, Anadoluculuğun Türkçülük Eleştirisi Tutarlı mı?Bu müzakereleri anahatlarıyla hatırlamak, tarihsiz...

OSMANLI DÖNEMİ ŞİİRİNDE EDİRN…

Müberra Gürgendereli, Osmanlı Dönemi Şiirinde Edirne, Çantay Kitabevi, İstanbul 2016. Edirne’nin I...

KARAR / KARASIZLIK

Hayatın her anı, bir karar zamanıdır. Her yer, her şey biz...

İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK DESTANLA…

Çağdaş fizikçilerden Michael Talbot Yeni Fizik ve Mistisizm adlı çalışmasında, sübjektif gerçeklik ile...

BATILILAŞMA MACERAMIZDA TÜRK ROMAN…

GİRİŞ Tanzimat'ın ilânından sonra, Türk toplumunda siyasî olduğu kadar, toplumsal değişmelerin olduğunu...

ALLI TURNA

“Allı turnam bizim ele varırsan Şeker söyle kaymak söyle bal söyle Gülüm gülüm...

ŞİİR SOHBETİ

(Bu bir konuşma / sohbet metni. 10 Ağustos 2007 tarihinde GAÜ...

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURULUŞ DÖ…

Türkler, yüzyıllarca medeniyet mihveri olan İpek Yolu üzerinde devletler kurmuşlar ve...

Halide Edip Adıvar ve Sinekli Bakka…

Halide Edip Adıvar'ın Hayatı ve Edebi Kişiliği: Halide Edip (1884-1964) İstanbul'da doğmuştur...

KERKÜK'TEKİ VATAN - 3

Mehmed Sadık’ın ( 1891-1967) “EY KERKÜK” isimli şiiri “Kerkük’teki Vatan” yaramızın...

İSYAN AHLAKI - NURETTİN TOPÇU

İsyan Ahlakı, Nurettin Topçu'nun Sorbonne Üniversitesindeki felsefe tezidir. 1934 yılında Nurettin...

PARLAK LEVHALAR

Kadrinoserya'nın gündüzü gecesinden pek farklı değildir. Kadrinoserya.. Buraya, yani gözümün önünde -ve...

SEVGİLERLE YÜKLÜ GERÇEK BİR ŞA…

Bir dostuna yazdığı mektupta: “Elimde Türkçe gibi güzel bir silâhım var. Bu...

YAZI DİLİ ve KONUŞMA DİLİ - Zİ…

Türkiye’nin m i l l î l i s a n...

“KOZA” ŞİİRLERİNE GÖRE HAR…

1.Giriş Şiir, her şeyden önce “dil” sanatıdır. İnsanların hafızalarında roman-hikâye cümleleri yerine...

DİVAN EDEBİYATI VE KAVRAMLAR - 2 (…

Teşbih • Sözü daha etkili kılmak amacıyla ortak nitelikleri bulunan nesne...

Milli Kültür Mes'eleleri ve Maarif…

Samiha Ayverdi KUBBEALTI NEŞRİYAT Yazar, bu eserinde Türk gençliğinin, millî ve...

GRİ - (ÖYKÜ)

Hazırlıksız yakalanmışlardı. Şimşek, ansızın sessizliği delip geçiyor, tıpkı bir yabancının sofraya aniden...

İSMET ATLI'NIN ARDINDAN

İsmet Atlı Ağabey vefat etti, duydunuz mu? Benimki de lâf mı yani...

TREN-KAPI-MELEK

Cevabında kaybolduğum sorular, eşiğinde kalakaldığım hayaller içindeyim.Dışımda akan bir dünya, içimde...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Bir Daracık Pencere- Şanlıurfa Türküsü Bir daracık penceredir baktığımız yer.Gözümüz gördüğünden büyüktür...

GÖNÜL NEDİR BİLİR MİSİNİZ?

Eğer cevabınız “hayır” ise yazıyı okumayı bırakın. Bu gönül yolculuğu başlamadan...

Necmettin Halil ONAN

Necmettin Halil Onan (1902, Çatalca, Kocaeli - 17 Ağustos 1968, İstanbul)...

Bir Şiirin Hikayesi

Arif Nihat Asya Ağabey’e...Arif Nihat Asya Ağabey Adana’da öğretmenlik yaparken benim...

CENGİZ DAĞCI'DA VATAN - 4

“Bismillahirrahmanirrahim... Bizim Savaşçı'nın-İhtiyar Savaşçı-(1) öyküsü de burada başlıyor işte: Silahsızdı gayrı. Uzak savaşlardan...

Behçet Necatigil (GÖNÜL)

(d. 16 Nisan 1916, İstanbul - ö. 13 Aralık 1979, İstanbul)...

Türk Edebiyatı Karşılaştırmal…

Türk Edebiyatında dönemler, nazım şekilleri, nazım birimleri, kafiye şemaları, ölçü ve...

ALDANMA ALDATMA ÜZERİNE

İnsanız işte… Acı, bunalım, düşünce, gam, gerilim, hüzün, ıstırap, kaygı, keder, korku...

HOCAM HAKKI TARIK BEY

Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk...

Feridüddin-i Attar

Ferîdüddin Attâr veya tam adıyla Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu...

Prof. HİLMİ ZİYA ÜLKEN

Felsefeye dair seçkin eserleri, makaleleri ve konferanslarıyla fikir ve sanat hayatımıza...

“SUSMALAR”IN ŞAİRİ ÜÇLER G…

Üçler Güler, “zaman”la kavgası olan bir adamdı: Zamana daha çok şey...

ÂKİF'E DAİR-3: SAFAHÂT'TA İSTİ…

1.Edebî Hareketlerin Birbirine ve Sosyal Olaylara Bağlılığı:  Edebî hareketler, bir taraftan sosyal...

NAMIK KEMAL’İN BATI KARŞISINDA …

Osmanlı Devleti iktisadi, teknik, sanayileşme gibi konularda Batı’nın o dönemde ulaştığı...

DOYULMAZ SEVGİ-BURAM BURAM AŞK: YU…

Benim bunda kararım yok,Ben bunda gitmeğe geldim.Bezirgânım metaım çokAlana satmağa geldim. Ben...

Şiir Nedir?

Şiirin bir sanat dalı olarak kabul edilişinden bu yana gerek...

HÜSEYİN CAVİT: IŞIĞI SÖNMEYEN …

Şair O. Seyfi Orhon: ‘’Bu Vatan Kimin ?‘’ başlıklı şiirinde vatanın...

BİR BARDAK ÇAY

Canım çay istedi. “İyi demlenmiş bir çay olsa” dedim kendi kendime...

SERBEST VEZİN VE TOPLUMCU ŞİİR

Serbest Vezin Nedir?  Vezni ve kafiyesi serbest olan, önceden belirlenmiş bir kalıbı...

Kutsal İkona

250 yıl süren krizalit dönemi… Sır dolu hayatlar… Gizli kimliğin öne...

TÜRKİSTAN’DA BULUNAN VE TARİHİ…

Sanat insanların ve sosyal grupların fiziki-sosyal dünyayı algılama ve yorumlama tarzıdır...

Çukurova Lobisi Dergisinin Mayıs-H…

Çukurova Lobisi Dergimiz, İmtiyaz Sahibi Ali Alper Çetin’in önderliğinde, Mayıs-Haziran 2018 Sayı: 56 okuyucusuyla buluştu...

TEFEKKÜR İLE TATBİKATIN MEZCETMES…

Hilmi Ziya Ülken (1901-1974), hayatı boyunca toplumsal bilimlerle münasebet içinde olan...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

Abdurrahim KARAKOÇ

Edebiyat Dunyamız

1932 yılının Nisan ayında Kahramanmaraş ili, Ekinözü ilçesinde dünyaya geldi. Dedesi, babası ve kardeşleri de şair olduğu için küçük yaşlarda şiire merak sardı. Ayrıca kardeşleri de kendisi gibi küçük yaşlardan beri şiir yazmaktadır. İlk...

Aşık Pervani

Edebiyat Dunyamız

Aşık Pervani (İsmail ÇELİK)Mehmet Ali Kalkan'ın Gönlünden... Aşık Pervani (İsmail Çelik) ve Mehmet Ali Kalkan Aşık Pervani Ağabey yaşayan, geleneğin içinden gelen, en güçlü halk aşıklarımızdan birisi, Artvin Yusufeli'nden. Yıllar önce gelip...

Mehmet Âkif Ersoy

Edebiyat Dunyamız

Mehmed Akif, 1873 yılında İstanbul'da, sade ve geleneksel bir hayatın yaşandığı Fatih'in Sarıgüzel semtinin Nasuh mahallesinde 12 numaralı evde (Büyük bir yangında harap olan bu semtin ortasından bugün Vatan Caddesi...

Cengiz DAĞCI

Edebiyat Dunyamız

Cengiz DAĞCI Kırım'ın Gurzuf kasabasında 9 Mart 1919’da dünyaya geldi. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, deprem gibi tabii âfetler yanında Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçti. Babası Emir Hüseyin Dağcı...

Saadettin KAPLAN

Edebiyat Dunyamız

 Sadettin Kaplan, 1944 senesinde Ağrı‘nın Patnos ilçesinde dünyaya gelmiştir. İlkokulu Patnos’da okudu. Ortaokulu parasız yatılı olarak Erzurum Lisesi’nde okuduktan sonrasında 1964yılındana girdi. 1966 senesinde Zaptiye Astsubay olarak mezun oldu. Zaptiye Astsubay olarak 20 yıl yurdun çeşitli...

Füsun Menşure

Edebiyat Dunyamız

Füsun Menşure, Hamburg'ta doğdu. İnşaat mühendisliği eğitiminin ardından yurt dışında iç mimarlık mekan ve çevre tasarımı bölümünü bitirdi. Daha sonra işletme fakültesindeki eğitimini tamamlayarak yönetim ve organizasyon alanında yüksek lisans...

Ahmet Yılmaz SOYYER

Edebiyat Dunyamız

Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz bebekken ayrıldıkları için annesinin yanında...

ARİF NİHAT ASYA

Abdullah SATOĞLU

Son elli yılın, gerçek Türk şâirleri arasında, gönülleri fethederek, dalga dalga bayraklaşan Arif Nihat Asya, uzun yıllar görev yaparak, bir irfan ordusu yetiştirdiği Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunu belirten ( 5...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Abdullah SATOĞLU

Türk milletinin XX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli ve çok yönlü fikir adamı ve şairlerinden biri de hiç şüphe yok ki, üstad Necip Fazıl Kısakürek’tir. O, seksen yıllık ömrü içinde, kaleme aldığı nesir...

ÖYKÜ / ROMAN

TÜRK ROMANINDA MODERNIST ETKININ BOYUTLARI

Modernist Romanın Altyapısı Bir edebi tür olarak roman, Türk edebiyatına Tanzimat dönemiyle birlikte girmiştir. Her açıdan batılı değerlerin örnek alınmaya başladığı bu dönemde edebiyat da etki altında kalmıştır. Bu etki sonucunda...

ÖMER SEYFETTİN - ACABA NE İDİ?

Çıkardıkları gün hemen geri döndüğü Toptaşı Tımarhanesinden Cabi Efendiyi kabul etmemişlerdi. O vakit, bilincini yitirdiği geçen dört sene zarfında gidip gelen zekâsı, milyonlarca beygir kuvvetinde bir elektrik fıskiyesi gibi parladı...

AZERBAYCAN, İRAN VE TÜRKİYE TÜRK HALK Hİ…

Türk halk hikâyelerinde mekân unsuru olarak şehirlerin, bu cümleden olarak Erzurum şehrinin önemli bir yeri vardır. Bazı halk hikâyelerinde ad, sıfat olarak görev alan Erzurum, bazı halk hikâyelerinde ise birçok...

K KONAK ROMANINDA “GÜNDELİK HAYAT”IN İ…

İnsanlık tarihiyle var olan “gündelik hayat”, tekrar eden işlerin, alışkanlıkların oluşturduğu rutin ve sıradan bir düzendir. Sosyal bilimlerin dolaylı olarak işlediği kavram; moda, üslupsuzluk, bireysellik,yabancılaşma, kentleşme, sıradanlık, süreklilikle ilişkilidir. Bir...

İHANET - ZEYNEP ÖZKİŞİ

İçimdeki yenilmesi,engellenmesi imkansız öfke halimle alakam yokmuş gibi.... Vakur, gururlu olgun bir hanım duruşuyla sanki kızgın, kırgın değilmiş,dayanabiliyormuş, canım acımıyormuş, gibi, etkilenmemiş, defalarca ölmemiş gibi dimdik ayakta duruyorum.   Karşımda ki yeni...

DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN DESTANI

Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami5otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. Hanlar hanı Bayındır yılda bir kerre ziyafet verip Oğuz beylerini misafir...

REFİK HALİD KARAY - AYŞEGÜL

Çam ağaçlarının sesi nasıl tarif edilmelidir? Hem buna ses demek doğru mudur? Ne fısıltıya benzer, ne de bir din nağmesi veya sevda sözleşmesidir. Çamların sesi değil, nefesi vardır. Bana, kendi...

ACIKAN KURT

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikâye söylemesi sevapmış. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kurt yaşarmış. Köyün kıyısında kışları açlıktan kıvranıyormuş. Yine böyle bir...

TANZİMAT ROMANI ZÜPPE TİPİNİN “AYLAK…

GİRİŞ Türk romanına Tanzimat Dönemi‟yle birlikte girmeye başlayan “alafranga züppe” tipi, Osmanlı İmparatorluğu‟nun zayıflaması sonucu ortaya çıkan bir tiptir. Tanpınar‟ın tespitiyle “alafranga ve alaturka, eski ve yeni tabirleriyle ifade edilen...

ŞAİR ve ŞİİR

SAFÎ MUSTAFA EFENDİ’NİN “GÜLŞEN-İ P…

Öğüt verme, okuyucuyu bilinçlendirme amacını taşıyan ve birçok Divan edebiyatı şâirinde örneğine rastlanılan Nasihat-nâme (Pend-nâme), Divan edebiyatının en önemli nazım türlerinden biridir. Bu türde şiir yazan Divan edebiyatı şairleri, fikirleriyle kendi...

FUZÛLÎ VE BÂKÎ DİVÂNI’NDA BELÂ KAVRA…

Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan şiirinde de hayli fazla geçen kavramlardan biri olan belâ kavramı, divan şairleri tarafından farklı anlam ve mazmunlarla ifade edilmiştir. Belâ kavramı Türkçe sözlükte iki farklı anlam taşımaktadır.Bu çalışmada, 16...

KUTADGU BİLİG-1 TANRI AZZE VE CELLENİN MED…

Teŋri Azze Ve Celle Ögdisin Ayur Bayat atı birle sözüg başladım,törütgen egidgen keçürgen idim Yaratan, yetiştiren ve göçüren rabbim olan Tanrının adı ile söze başladım.

NEV’Î EFENDİ'NİN SADRAZAM SİNAN PAŞA'Y…

Özel mektup konusu bazı istisnalar dışında Eski Türk Edebiyatı alanında araştırılması ihmal edilmiş konulardandır. Öyle ki bu konuda, bildiğimiz kadarı ile herhangi bir akademik çalışma yapılmadığı gibi, derli toplu bilgi...

ZİYA GÖKALP'İN TURAN ŞİİRİ TAHLİLİ

Türklüğü Türkün Bedeninde Aramanın Şiiri: Turan Nabızlarımda vuran duygular ki, târihin Birer derin sesidir, ben sahîfelerde değil, Güzide, şanlı, necîb ırkımın uzak ve yakın Bütün zaferlerini kalbimin tanîninde, Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil. Sahîfelerde değil, çünki...

Ezelden şâh-i aşkın (Bâki)

GAZEL Ezelden şâh-i aşkın bende-i fermânıyüz cânâ Muhabbet mülkünün sultân-i âlî-şânıyüz cânâ  Sehâb-i lütfün âbm teşne-dillerden dirîğ^etme Bu deştin bağrı yanmış lâle-i Nu’mânıyüz cânâ

MERDİVEN - AHMET HAŞİM (TAHLİL)

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…    Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller, Durur...

TERCİ-İ BEND'LER - ŞEYH GALİP

Terci-i BendTâ be key arşa çıka âh-ı dil-î nâ şadımGökleri ağlata hasretle giden feryadımNice bir canı yaka nâle-i âteş-zâdımMüstaid kıl yoğısa lûtfuna isti´dâdımSana güçlük mü var ey şâh-ı kerem-mu´tâdımMûr isem...

Gazel - Nesîmi -Gerçek hadîs imiş bu ki h…

1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yohKim sevdi hûbı didi ki hûbun cefâsı yoh 2 Aşkun belâsı yoh deyüben aşka düşme varKim âşık oldı kim didi aşkun belâsı yoh

SÖZÜMÜZE NE(LER) OLUYOR (2)

Edebiyat Dunyamız

… İşimize geldiğinde sözü çeviriveriyoruz hemen. Sözümüz neden kesiyorlar, biz başkasının sözünü niçin kesiyoruz? Sözümüzü esirgememekle nereye varacağımızı...

REALİZM

Edebiyat Dunyamız

*19.yy’ın ikinci yarısında Fransa’da romantizme tepki olarak çıkan bir edebiyat akımıdır. *Konu gerçekten alınır. Olay ve kişiler yaşanan ve yaşayan kişilerin benzerleridir...

KUTADGU BİLİG

Saliha MALHUN

Kutadgu Bilig, hiç kuşku yok ki bir devlet felsefesi ve siyâsetnamesi olduğu kadar merkezine insanı ve onun kemâlini aldığı için de sadece Türk-İslâm...

BALKAN TAŞRASININ GÖZBEBEĞİ "ZENİCA

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Bir ülke veya bir şehir sizi önce terminalleriyle karşılar. Sonra ticari taksiler ve taksi şoförleriyle yüz yüze gelirsiniz. Onların güler yüzü/asık suratı...

NAMIK KEMAL’İN BATI KARŞISINDA İSLA

Edebiyat Dunyamız

Osmanlı Devleti iktisadi, teknik, sanayileşme gibi konularda Batı’nın o dönemde ulaştığı noktaya erişememiştir. Sürekli savaşlar ve iç isyanlar Osmanlı...

DOYULMAZ SEVGİ-BURAM BURAM AŞK: YUNUS

Ali_Alper ÇETİN

Benim bunda kararım yok,Ben bunda gitmeğe geldim.Bezirgânım metaım çokAlana satmağa geldim. Ben gelmedim dâvâ içinBenim işim sevi içinDostum evi...

HASED/HASET

Özcan TÜRKMEN

Kıskanmak, “Başkasında olan bir nimeti çekememe, kendisine faydası olmadığı halde kıskançlık sebebiyle karşısındakinin sahip olduğu nimetten mahrum kalmasını...

digertumyazilar