Cumartesi 30 Mayıs 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 6 - 12 dakika)
Bunu okudun 0%

oryantalizmOryantalizm (şarkiyatçılık), malum olduğu üzere, Doğulu toplumları çeşitli yönlerden inceleyen bilim dalıdır. Bu kavramın TDK Türkçe Sözlük’teki karşılığı Doğu Bilimi şeklindedir. Pragmatist ve benmerkezci Batı aklının kurup geliştirdiği Oryantalizm, gerçekçi bir ifadeyle söylersek, masum bir bilim dalı değildir. Oryantalizm’in hedefi Doğulu toplumları çözümlemek ve çözmekten ibarettir. Çözmek fiilinin Türkçe Sözlük’teki anlamlarından biri şöyledir: “Bir problemde aranan sonucu, belli öğeler yardımıyla ortaya çıkarmak.” Matematik bilimi için verilmiş olan bu anlamı siyasi ve sosyolojik boyuta taşıdığımızda Oryantalizm’in Batılı olmayanları kendi çıkarları doğrultusunda kıskaca alması olarak yorumlayabiliriz. Nitekim Türkçe Sözlük’te “çözülme” sözcüğünün anlamlarından biri de şudur: “Kişilik veya karakter gibi bir bütünde birliğin bozulması durumu.”

Bir problemde aranan sonuç nedir? Oryantalizm açısından Doğu bir problemdir. Şark Meselesi söylemi zaten beyhude bir söylem değildir.

Oryantalistler nasıl bir sonuç arıyorlar? Tabii ki Doğu’yu Batı karşısında bir tehdit ve Batı karşısında bir alternatif olmaktan çıkarmak hedefini güdüyorlar. Bunlar bilinen şeyler. Karakter gibi bir bütünde birliğin bozulması nedir? Elbette ki yıkımdır. Oryantalizm açısından ise Doğuluların hem insicamdan arındırılması hem de karaktersizleştirilerek mankurtlaştırılması demektir. Ahmet Mithat Efendi’nin Felâtun Bey ile Râkım Efendi karakterleri işte böyledirler. Bu iki kurmaca şahıs aslında Ahmet Mithat Efendi’nin iç çatışması veya kişilik bölünmesidir. Her ikisi de bütünlükten (insicamdan) yoksundur. Her ikisi de mensubu bulundukları topluma tatmin edici reçete sunamıyorlar. Felâtun Bey ile Râkım Efendi birer temsildir. Doğulu toplumların içerisine yuvarlandıkları çıkmazın temsilcileridirler. Şark Meselesi sadece Batılıların meselesi değildir. Doğuluların da meselesidir. Şark Meselesini reddettiğimiz için kendi lehimize çeviremedik diyebiliriz. Biz Türkler kendimizi Avrasyalı kabul etsek bile Batılılar nazarında Orta Asya’ya sürülmesi gereken barbarlarızdır. Gerçek şu ki Türkler filli olarak Sibirya’dan Avrupa’nın içlerine kadar uzanan geniş bir coğrafyanın kavmidir. Kendimizi salt Asyalı ya da salt Avrupalı addetmemiz yine kendi gerçekliğimizi görmezden gelmek olacaktır. Türkler insanlık âleminin en belirgin medeniyet taşıyıcı kavmidir; evrenselliğe en yakın toplum Türkler olması gerekirken kendimizi kısıtlamaktan vazgeçemiyoruz. Baş edemediğimiz sorunlar karşısında ise topu emperyalistlere atarak bütün suçu kestirmeden günah keçimize yüklemiş oluyoruz. Oryantalistler kötü amaçlıdır ama biz Türkler acaba mükemmel miyiz? Bu soruyu kendimize zaten sorup durmaktayız fakat iş sonuç alıcı eylemlere geçmeye gelince yan çizmekteyiz.

Halil İnalcık, Suat Sinanoğlu’nun görüşlerini özetlerken şöyle diyor: “Batılı olmayan dünyada, Doğu’da, ‘ideal değerlerini’ ortaya koyacak sistemli bir araştırma olmamıştır. Evvela, onun (Doğu’nun) özgür bir dünyası bulunmuyor. Batı-dışı toplumların tarihini, edebiyatını, sanatını, kuruluşlarını ve toplumsal yapısını kavrayan sistemli, özgür bir değerlendirme yoktur.”[1]

Doğulu toplumlar hakikaten yeterince özgür olamamaktadırlar. Yalnızca siyasi ve ekonomik bağlamda değil, zihin itibarıyla da yeterince hür değiliz. Her türlü dayatmalardan önce birey olarak kendimizi yine bizzat kendimiz kısıtlıyoruz. Eleştiriden ve özeleştiriden korktuğumuzu inkâr edemeyiz ve etmemeliyiz. Gerçeklerden kaçmak hüner değildir. Tekâmülün önündeki en büyük engel hürriyetin güdüklüğüdür. Dinî ve millî gurur nedeniyle Müslüman’ın Müslümanlığı, Türk’ün Türklüğü sorgulamaktan kaçınması kendi dinine ve kendi milliyetine güvenmediği anlamını taşıyabilir. Kendimize hem fert hem toplum olarak güvenebilmemiz için ‘ideal değerlerimizi’ keskin biçimde saptayıp kıskançlık derecesinde muhafaza etmemiz gerkiyor. Muhafazadan kasıt ise ideal değerlerimizi gündelik hayatımıza olduğu şekliyle değil, güncelleştirerek yansıtmamızdır. Türkçülük olsun diye kımız içmek bize hiçbir şey kazandırmaz. Batılı gibi hür, Batılı gibi akılcı olabilmek için viski içmek gerekmediği gibi.

Zygmunt Bauman “Özgürlük bir ilişkidir,” diyor ve devam ediyor: “Bir güç ilişkisidir. Ben, ancak ve sadece isteğim doğrultusunda hareket edebildiğim ve ulaşmak istediğim sonuçlara ulaşabildiğimde özgürüm. Ancak tabii benim hareketlerimden dolayı başka bazı insanların tercihleri kaçınılmaz olarak sınırlanacaktır ve bunlar istedikleri sonuçlara ulaşamayacaklardır.”[2] Ulaşmak istediğimiz sonuçlara ulaşabildiğimizde özgürleşmeyi Türklük açısından değerlendirdiğimizde karşımızı Kızılelma ülküsü çıkıyor. Ülkülerimize ulaşmanın yanı sıra, ülkülerimize ulaşma yolundaki çabalarımız da özgürlük demektir. Biz adam olmayız veya bize yedirmezler önyargısını takıntı edindiğimizde ise zaten kendimizi yine kendimiz atalete sürüklüyoruz demektir. Tabii ki yüksek ülkülerimizi hayalperestliğe kapadığımızda bu hayalcilik yüzünden ezilebiliriz. Akılcı yöntemlerle, gerekiyorsa uzun vadede kendi ülkülerimize ulaşma gayreti ise bizi ezilmekten alıkoyacaktır. Şüphesiz ki her idealimizi gerçekleştirmemiz mümkün olmayacaktır ama hiçbirini gerçekleştiremeyiz saplantısına da kapılmamalıyız. Benim hareketlerimden dolayı başka bazı insanların tercihleri kaçınılmaz olarak sınırlanacaktır ve bunlar istedikleri sonuçlara ulaşamayacaklardır tespiti bizim için özgürlüğün meşalesi gibidir. Oryantalizmin imkânlarıyla Batı’nın Batılı olmayanlara yönelik tahakkümüne set çekmenin meşalesidir bu. Ben (biz) bilimsel yöntemlerle gerekli hareketleri sergilediğimizde aynı bilimsel yöntemlerle harekete geçmiş olan Batı’yı sınırlamış olacağız. Buradaki sınırlama Batı’yı çökertmek, Batı’yı kesinkes alt etmek, emperyalist Batı’yı felce uğratmak hayalciliği değildir. Hasmımız olan Oryantalistleri mümkün mertebe engellemeyi kastediyoruz. Oryantalist çalışmaları imkânlar dâhilinde tökezletmenin yolu düşmanı aynı silahla vurmaktan geçmektedir. Safçasına insancıl yaklaşım sergileyip de Oryantalistleri düşman olarak görmemek gerektiği yargısına vardığımızda zaten gerçek-dışı bir tavır sergilemiş olacağız. Oryantalist çalışmalar açıktan açığa husumet yüklü çalışmalardır. Çünkü Batılı olmayan her toplum Batı indinde bir tehdittir. Şu hâlde yapmamız gereken şey de bellidir: Oryantalizm’in karşısına kendi sistematiğimizi koymak!

Bizler kendimizi Batılı görsek de görmesek de, Batılılar bizi kendilerinden kabul etmediklerine (ötekileştirdiklerine) göre Oryantalizm karşıtı bir bilim dalını tesis etmemiz kaçınılmaz görünmektedir. Fakat karşıt hamle tepkisine dayalı bu bilim dalı savunmacı bir anlayışa bürünürse arzu edilen neticeyi veremez. Oryantalizm’in karşıtı bu bilim dalı (tıpkı Oryantalizm gibi) bilimsellik maskesi takınarak saldırgan olmalıdır. Bilim, sanat, medya, propaganda, toplum mühendisliği ve istihbarat birlikte çalışmalıdır. Zihin kontrolü, algı oluşturma operasyonları ve benzeri unsurlar kullanılmalıdır. Malumdur ki Batı’nın medenî ve vahşî iki yüzü vardır. Türk medeniyetindeki bariz merhamet damarı gölgede bırakılmamak şartıyla Oryantalizm’in karşısına aynı silahı koymamız elzemdir. Savaş hiledir. Cumhuriyet’imizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’ta şöyle demektedir: “Efendiler, bilirsiniz ki, hayat demek, mücadele demektir. Hayatta muvaffakıyet, mutlaka mücadelede muvaffakıyetle mümkündür.” Türk kavmi sadece Batılı toplumlara kıyasla değil, Doğulu toplumlara kıyasla dahi çok daha merhamet yüklüdür. Tabii ki bu keyfiyet Türklerin kusursuz olduğuna yorulmamalıdır. Buradan şuraya gelmek istiyoruz: Batılı olmayan veya Batılı kabul edilmeyen toplumlar içerisinde Oryantalizm’in karşıtını oluşturma potansiyeline en fazla Türk toplumu sahiptir. Çin ve Japonya gibi Uzakdoğuluların karşıt hamleleri muhtemelen yalnızca Uzakdoğu’nun çıkarlarıyla mahdut kalacaktır. Türkiye’nin aklı ise merhamet damarının tesiriyle bütün insanlığın yararına bir karşıt hamle üretebilecektir. Çünkü hiçbir millet Avrasya coğrafyasına biz Türkler kadar aşina ve yaygın değildir. Uzakdoğu ile Ortadoğu’nun Batı karşısındaki farklı konumlarını idrak etmiş olan Hilmi Ziya Ülken Japonya’nın ilerleme yolunda Batı kültürü önünde daha radikal bir tavır takınabildiğini, ama bu tavrın Batı ve Uzakdoğu dünyaları arasında derin bir ideolojik gerginlik olmamasından dolayı kolayca sonuca ulaşabildiğini belirtiyor.[3]

Carl Gustav Jung bir makalesinde “Batının malum ikiyüzlülüğü” ifadesine yer veriyor. Bizler savunma psikolojisiyle malumu biteviye tekrarlayarak, çocuksu bir şekilde sürekli yakınarak kendimizi koruyamayız. Şu hâlde karşı hamle şarttır. Söz konusu karşı hamlenin kapsamında, yerine göre, merhametsizlik elbette bulunacaktır. Yaşamın acı gerçeklerine zırlayarak yanıt veremeyiz. Batılının ötekileştirdiği toplumlar çocuksudur, yeterince olgunlaşmış değildirler ve yetersizdirler. Böyle oldukları için Batı’nın Oryantalist aklı karşısında daima mağlûp düşmektedirler. Türklüğü kendi içimizde yüceltmemizin (kendi kendimize propaganda yapmamızın) motivasyon dışında pek bir faydası yoktur. Işık Doğu’dan yükselir avuntusu kendi kendimize gelin güvey olmakla sınırlıdır. Doğu’nun insanlık âlemine büyük katkılarının bilincinde olan (üstelik Doğululardan çok daha fazla şuurunda olan) Batı aklı “ötekileştirdiği bizleri” yüce kabul etmiyor. Elbette onların ön-kabulleri bizi bağlamaz; bağlamamalıdır da. Biz onları bağlayabiliyor muyuz? Gerçekler meydandadır. Oryantalist aklın karşısına Oryantalizm karşıtı bir aklı koymadığımız müddetçe şer güçlerden anlamsızca yakınmaya devam edeceğiz demektir. Masonik gizli teşkilatlara, Siyonizm’e, Evanjelizm’e, küresel entrikalara oturduğumuz yerden veryansın etmemizin radikal karşılığı bulunmamaktadır. Oryantalist çalışmalar sayesinde Batı’nın ötekisi olan bütün toplumların kültürel, genetik ve psikolojik kodları çözülmüştür. Zaaflarımız ve kudretlerimiz belirlenmiştir. Vaziyet böyle olunca da Batı aklı karşısındaki direncimiz kâh zayıflatılmış kâh etkisiz kılınmıştır. Sözün kısası, iletişimden toplum mühendisliğine, istihbarattan algı oluşturma operasyonlarına varıncaya dek her alanda savunmacı değil saldırgan bir tavır takınarak Oryantalizm’in karşıtı mahiyetindeki bilim dalını kurmamız bir zarurettir.

Şarkiyatçılığın karşıtı gibi görünen Oksidentalizm (Garbiyatçılık) kavram olarak mevcuttur fakat içeriği neredeyse boştur. Yaptırım gücü bulunmadığı için, karşı tarafa yönelik caydırıcılığı ciddi anlamda söz konusu bile olamadığı için boştur. Öylesine boştur ki bilgisayar yazılımları Oryantalizm ve Şarkiyatçılık kelimelerini doğru kabul ederken Oksidentalizm ile Garbiyatçılık sözcüklerini yanlış bularak altını kırmızıyla çizmektedir. Oksidentalizm bir bilim dalı hüviyetine erişebilmiş değildir. Batı aklına tepkiyle sınırlıdır. Garbiyatçılık neredeyse sadece söylemden ibaret bir yanılsamadır. Belki de Oksidentalizm’i Oryantalistler tasarlayıp Batılı olmayan zekâlara kurnazca servis etmişlerdir. Motivasyon ve avuntuya dayalıdır. Oryantalist akılla hesaplaşabilecek ve başa çıkabilecek donanıma sahip değildir. Bir bilim dalı olarak Oryantalizm’e ciddi anlamda karşılık verebilecek akademik çalışmaların bütününe Garbiyatçılık ismi uygun düşse de içerik itibarıyla bir tehdit unsuruna dönüşebilmesi için güçlü bir sistematiğe kavuşturulması gerekmektedir.

Garbiyatçılığın kısır, cılız, verimsiz bir tepki hareketi olmanın ötesine geçememesi gerçeğini kargo kültümefhumundan yola çıkarak izah edebiliriz. Kargo kültü (cargo cult) yalın anlamıyla, sömürgeci ve işgalci Avrupa kökenlilerin günün birinde bertaraf edileceği ve Avrupalı efendilere ait zenginliklerin (kargoların) yerli halkların tasarrufuna geçeceği inancına dayanıyor. Ne var ki, bu külte göre, Batılı zorbalar kendiliklerinden çekip gitmeyecekler, Batılı olmayan mazlumların radikal direnişleriyle de mağlup düşmeyeceklerdir. Kargo kültleri esas itibarıyla bir kurtarıcının gelmesi beklentisine yaslanmaktadır. Kurtarıcı beklentisi her çağda ve her kültürde karşımıza çıkmakla birlikte Avrupalı sömürgecilerin İsevî itikatlarındaki Mesih inancı sömürülen yerli halklardaki beklenti mitlerini daha da pekiştirmiştir. Oksidentalizm’i olabildiğince kof bir harekete dönüştüren de işte bu kurtarıcı beklentisinin pasifize ediciliğidir. Batılılar handiyse şeytanî bir akılla ortalığı kasıp kavurarak malı götürürken Sömürgeci Avrupa kökenlilerin ötekileştirdiği yerli halklar miskincesine kurtarıcı beklentisiyle avunmaktan başka bir şey yapamaz duruma sürüklenmişlerdir. Yerli halklar, Batılıların beklenmedik bir anda kendi yurtlarına gelmelerinin (ve geleneksel yaşam tarzlarının ansızın bozulmasının) yarattığı travma nedeniyle geçmiş zamanları Altın Çağ gibi görmeye başlamışlardır. Altın Çağ yerliler indinde artık kutsal bir başlangıçtır. Kaybedilen hürriyete ve sömürgecilere kaptırılan dünya nimetlerine tekrar kavuşmanın yoluysa Altın Çağ olarak tahayyül edilen mükemmel başlangıca geri dönmektir. Ama bu başlangıcı geri getirebilecek kudret ise İlk Ata’yı temsil eden kurtarıcı kişidir. Mircea Eliade işbu psikolojiyi şöyle tanımlıyor: “Dünyanın yeniden yaratılış (mükemmel başlangıca dönüş) fikri, hareketin temel öğesini oluşturur. Peygamber ya da kültün kurucusu pek yakında gerçekleşecek olan kökene dönüşü, dolayısıyla da başlangıçtaki cennete özgü duruma yeniden kavuşulacağını ilan eder. Kuşkusuz, pek çok durumda ‘başlangıçtaki’ bu cennete özgü durum, Beyazların gelmesinden önceki kültür ve iktisat durumunun idealleştirilmiş bir imgesini temsil eder.”[4]

Açıkça görüldüğü üzere ‘kargo kültü’ Oryantalist zekânın ürettiği bir komplo olmasa bile, sömürgeciler karşısındaki mağdur halkların savunma mekanizmasının doğal ama sakat bir sonucu olsa dahi, Batılıların ekmeğine yağ sürmektedir. Beklenen kurtarıcının gelmesinin garantisi varmışçasına atalete meyletmek, Batı aklına tepki olarak her şeyi yalnızca ve yalnızca beklentiye bırakmak mevcut yıkımı meşrulaştırmaya sebebiyet vermektedir. Kurtarıcı gelene kadar acı kadere boyun eğmenin insan haysiyetiyle bağdaşıp bağdaşmadığını sorgulamak gerekiyor. Toplumbilimci Jack Goody, Charles Dickens’tan “Hayat düş kırıklığı yarattığında fantezi devreye girebilir.” alıntısını yaptıktan sonra şu izahta bulunuyor: “Kurgu, hayal gücü ile farklı bir çeşit gerçeklik sunmaya çalışıyor olsa da, en düz anlamıyla ele alındığında yalandan başka bir şey değildir. Gerçeğe ulaşmayı amaçlasa da başaracağı kesin değildir.”[5] Kargo kültleri mitik evrenin yansımalarıdır. Dünyaya ilişkindirler ama seküler olmaktan uzaktırlar. Mitik evrenin zamanı ile dünyevî zaman farklıdır. İçerisinde bulunduğumuz zaman içerisinde bulunduğumuz müddetçe gerçektir. Mitik zamana göreyse bir arazdır. Tasavvufî açıdan ise sanal zamandır. Muhayyeldir. Gerçekliği yoktur. Oysaki sömürgeci Batılılar kendi teolojik dogmaları uyarınca cennetten evvel dünyayı kendi ebedî yurtları olarak görmektedirler. Binyılcılık inancının ürünüdür bu saplantı. Batılıların ön-kabullerini oluşturan Hıristiyan teolojisi dünya hâkimiyetine yöneliktir. Hıristiyan olmayanlar ya ıslah edilmelidirler yahut da yok edilmelidirler. Hıristiyan olmayanlar birinci sınıf insan değildirler. Onlar hayvanlıkla insanlık arasındaki geçiş toplumudurlar. Islah edilseler bile gerçek anlamda medenileşmeleri mümkün görülmediği için yetkin-insan olamayacaklardır. Onların görevi itaat etmektir. Yahudilikte ise İsrail kavminden olmayan herkes ikinci sınıf insandır, köledir ve cariyedir. Hıristiyanlıktaki insan anlayışı daha genişken, Yahudilikteki insan algısı kavim asabiyetiyle sınırlıdır. İşte bütün bu sebeplerle Garbiyatçılığın çalışma sahaları antropolojiden teolojiye, gizemcilik kültlerinden sanata, iktisattan tasavvufa, mitolojiden siyaset bilimine dek disiplinler arası yöntemle geniş bir yelpazeye yayılmak mecburiyetindedir.

Carl Gustav Jung meşhur Ulysses romanını çözümlerken “hümanizmin ikiyüzlülüğü malumdur” dedikten sonra Nietzsche’nin “ahlakî köle ayaklanması” söylemini dile getirerek şöyle yazıyor: “Sistemin tutsağı olan kişiyi özgürleştirecek olan şey, kendi dünyasını, kendi doğasını nesnel olarak tanımasıdır.”[6]Oryantalist aklın karşıtı olarak ikame edilecek Garbiyatçı akıl, havanda su dövmek beyhudeliğinden arınmak istiyorsa, gerçeğe varmak amacıyla, kişisel görüşünden sıyrılma becerisiyle hüküm verebilmeli ve özeleştiriden ürkmeyerek kendi dünyasının müspet ve menfi yönlerini kavrayabilmelidir. Böylesi bir tavır, aynı zamanda, Oryantalist aklın “Batılı olmayanlara yönelik idrakine” sızmak demektir. Kendi düşünüşümüzle birlikte Batılının düşünüşünü yakalamak bir güçtür. Biz buna zihin ajanlığı da diyebiliriz. Malumdur ki Oryantalist kişi her halükârda kendi tarafına çalışan bir casustur. Kendi dünyasını çözmekten aciz bir Garbiyatçının karşıt tarafı çözmesi zaten beklenemez. Özeleştiriyi ihanet gibi gördüğümüzde örtük ama telâfisi zor ihanete zemin hazırlamış oluyoruz demektir. Jean Paul Sartre’ın eserlerini çözümleyen Iris Murdoch “karşılıklı anlaşabilme olmadığı zaman, öteki insan tehlikeli bir yaratık haline dönüşmektedir,”[7]saptamasında bulunuyor. Ötekiyle karşılıklı anlaşabilmenin yanı sıra, kendimizle kendimizin anlaşabilmesi de lüzumludur. Kendimizle anlaşamadığımızda, kendimizi tanımaktan kaçındığımızda farkında olmaksızın yine kendimizi tehlikeli bir mahlûka dönüştürme girdabına savrulma ihtimali doğacaktır. Kendimizi içten içe ötekileştirmek, Batı karşısında kendimizi hakir görmek, motivasyon eksikliği yüzünden bocalamak veya kendimize yabancılaşarak Oryantalist akla mağlûp düşmek.

Metin Savaş                                          

[1] Halil İnalcık, Rönesans Avrupası – Türkiye’nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci, sayfa 278, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2014

[2] Zygmunt Bauman, Postmodernizm ve Hoşnutsuzlukları, sayfa 44, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2013

[3] Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, sayfa 21, Ülken Yayınları, İstanbul 1999

[4] Mircea Eliade, Mitlerin Özellikleri, sayfa 101, Alfa Mitoloji, İstanbul 2016

[5] Jack Goody, Mit Ritüel ve Söz, sayfa 182, Küre Yayınları, İstanbul 2017 

[6] Carl Gustav Jung, RUH (İnsan-Sanat-Edebiyat), sayfa 159, Pinhan Psikoloji Dizisi, İstanbul 2017

[7] Iris Murdoch, Sartre’ın Yazarlığı ve Felsefesi, sayfa 40, YAZKO, İstanbul 1981

About the Author

Metin SAVAŞ

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

KAHRAMAN TÜRK KADINLARI
Hayme Ana'nın -hem kan bağı hem de can bağı ile- torunlarından olan kızım Meryem Ülkü'ye ithaf ederim. -Ödül Töreni Konuşması- Kayı Boyu Derneği ve Dergisinin Değerli Mensupları, Kıymetli Hâzirûn, Hanımefendiler, Beyefendiler,  Bu akşam böylesine nezih ve anlamlı bir toplantıda...
BASAT'IN TEPEGÖZ'Ü ÖLDÜRMESİ
Meğer Hanım bir gün Oğuz otururken üstüne düşman geldi. Gece içinde ürktü göçtü. Kaçıp giderken Aruz Koca'nın oğlancığı düşmüş. Bir aslan bulup götürmüş, beslemiş. Oğuz yine zamanla gelip yurduna kondu. Oğuz Han’ın at çobanı gelip haber getirdi, der: Hanım sazdan bir aslan çıkıyor, at vuruyor,...
ZİYA GÖKALP - ÖTÜKEN ÜLKESİ (İNCELEME)
"Türk gençleri yalvardılar Hakan'a:Boru çaldır, ruhlarımız uyana...Cenk edelim, yayılalım cihana: -Yayılmaktır Türk soyunun turası!Böyle diyor Oğuz Han'ın yasası! Hakan dedi: "Anayurt'tan bıkılmaz,Boş bulunup eve düşman tıkılmazYabancılar çıkarılır, çıkılmaz." -Toplanınız: vatanınız...
 İSLÂM VE ŞİİR
Cahiliye döneminde Arap şiiri çok gelişmiş, belli bir yetkinliğe ulaşmıştı. Arap şairler güzel söz söylemek için birbirleriyle çeşitli ortamlarda yarışırlardı.  Övgü ve yergide sınır tanımayan şairlere gaipten haber veren kâhin gözüyle bakılıyordu. Uygun olandan uzaklaşma anlamına gelen ifrat...
İHANET - ZEYNEP ÖZKİŞİ
İçimdeki yenilmesi,engellenmesi imkansız öfke halimle alakam yokmuş gibi.... Vakur, gururlu olgun bir hanım duruşuyla sanki kızgın, kırgın değilmiş,dayanabiliyormuş, canım acımıyormuş, gibi, etkilenmemiş, defalarca ölmemiş gibi dimdik ayakta duruyorum.   Karşımda ki yeni yetme sayılan,...
HÜRRİYET
Hürriyet, havalı Hürriyet. Yürüdüğü zaman yeri göğü titreten, belediye reisinin karısı Hürriyet. Deniz kenarındaki muhteşem köyümüzün  belediyelik olduğu zamanlardı. Çok göç verdik. Kıymete bineceğini bilselerdi kimse göçmezdi. Sonraları muhtarlık oldu. İlçeye bağlandık. Haritadan da...
prev
next

Mustafa İlhan GEÇER

Edebiyat Dunyamız

Mustafa İlhan Geçer  (d. 1917, Bakırköy, İstanbul - ö. 20 Ocak 2004, İstanbul), Türk yazar, şair, araştırmacı, eleştirmen, güfteci. Hisar dergisinin ve Hisarcılar akımın kurucularındandır. 1965 yılında bir şiir kitabı yayımlamış Askerî Doktor Nafiz Bey'in oğludur. Erdek İlkokulu'nu 1928'de bitirdikten sonra ortaöğrenimine Robert Koleji'nde devam etti...

MEKANİK HAYAT – MEKANİK ZAMAN

Metin SAVAŞ

Şu an yaşamakta olduğumuz modern veya postmodern çağı en belirgin şekilde eski zamanlardan farklı kılan şey nedir? Ahmet Haşim pek meşhur Müslüman Saati başlıklı yazısında şöyle diyor: “İstanbul’u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan...

İDEALİST BİR MUALLİM: NURETTİN TOPÇU

Edebiyat Dunyamız

Cumhuriyet devri fikir hayatımızın en önemli simalarından birisi de hiç şüphesiz ki Nurettin Topçu’dur. O, daha çok bir fikir adamı, felsefeci ve ahlakçı olarak tanınmakla beraber aynı zamanda bir hoca...

DOĞU ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ

Edebiyat Dunyamız

Okumuşumuz olsun, cahilimiz olsun, Doğu illeri hal­kına hemen “Kürt” der, çıkar. Hiç hatırına getirmez ve hattâ bilmez ki, Doğu illerinde yerli şehir Türkleri, Türk­menler, Karakalpaklar, Azeriler de yaşamaktadır. Kürt diye...

ROMANTİZM

*Fransa’da 1830 yıllarında klasizme tepki olarak gelişmiş bir edebiyat akımıdır. *Klasik edebiyatın...

ORYANTALİZMİN KARŞITINI KURMAK (D…

Oryantalizm (şarkiyatçılık), malum olduğu üzere, Doğulu toplumları çeşitli yönlerden inceleyen bilim...

ŞİİR ve ŞİİRDE DİL MESELESİ

Şiirin bir sanat dalı olarak kabul edilişinden bu yana gerek şairler...

SÖZ ÜZERİNE

Güzel söz, sadakadır. - Hz. Muhammed (SAV)- Kutadgu Bilig’te sözden ‘Ölüden...

HALİDE NUSRET ZORLUTUNA

Türk Edebiyatının en asil ve en zarif kadın şairlerinden biri olan...

GÖNLÜMDEN...

Mehmet Niyazi Ağabey...11 Mayıs 2020 Mehmet Niyazi Ağabey'in vefatının ikinci yılı...

YAZAR, AKADEMİSYEN, VATANSEVER BİR…

Kurtuluş Savaşımızın en sıkıntılı günlerinde sırtında bir asker kaputu (parkası) cepheden...

YABANCILAŞMA OLGUSUNA YÖNELİK Bİ…

Yabancılaşmanın iki yönü Yabancılaşma olgusunu bizler çoğu zaman tek yönlü algılarız, tek...

BİLGİ VE ZENGİNLİK

Doğu’nun büyük bilgesi Sadi Şirazi, Gülistan isimli eserinde bilgi bahsini anlatırken...

DOSTLUK, KARDEŞLİK VE SEVGİYE AÇ…

  Onüçüncü yüzyıl Anadolusu, tasavvuf ve düşünce tarihimizde önemli bir aşama, bir...

SANATTAN BİLİME, RUHTAN HÜCREYE P…

Ahmet Arvâsî Kendini Arayan İnsan adlı eserinde akıl-zekâ-vahiy konusunu işlerken şöyle der: “İnsan...

HALİL NİHAT’IN, MEHMET AKİF’…

Giriş veya tipleştirme furyası Kökleri Lale Devri’ne kadar inen ve daha çok...

EDEBİYATIMIZIN BESMELESİ

Türk dilinin ifâde gücünün târihin her döneminde zengin bir muhtevaya sahip...

HACI BEKTAŞ VELİ'NİN HAYATI VE ES…

Hacı Bektaş Veli, Ahmed Yesevi'nin halifesi Lokman Perende'nin bizzat talebesidir. Kendisi...

TANRI DAĞLARININ TÜRKÜSÜ: BOZKUR…

TANRI DAĞLARININ TÜRKÜSÜ BOZKURTLAR Hüseyin Nihal Atsız Ötüken Yayınlar Hazırlayan: Burcu SESLİ Tarih, edebiyat, mitoloji...

MEHMED AKİF'E DAİR-5: HESABA ÇEK…

(Geçen sayıdan devam)   c) Aile Bağlarının Zayıflaması, Maziye Saygısızlık, Ahlakî Zaaf:  Düşünce yapısı...

İSLÂM VE ŞİİR

Cahiliye döneminde Arap şiiri çok gelişmiş, belli bir yetkinliğe ulaşmıştı. Arap...

BEN BİR GÜRGEN DALIYIM - HASAN AL…

Hasan Ali Toptaş’ın 2003 yılında yazdığı “Ben bir Gürgen Dalıyım” romanı...

HECE ÖLÇÜSÜ TARİHİ VE ÖZELLİ…

Şiirde her dizedeki hece sayısının eşit olmasına göre düzenlenen ölçü [parmak...

DEMİRPERDE TOPLUMUNUN İRONİK VE T…

Azerbaycan’ın çağdaş yazarlarından Elçin Efendiyev’in (doğumu 1943) büyük romanı Ölüm Hükmü (1989)[1] yalnızca Azerbaycan’ın...

TANINMIŞ GEZGİN VE GÖZLEMCİ: EVL…

Bir insan ki, zamanımızdan üçyüzeksen yıl önce ulaştırma imkânlarının sınırlı ve...

DİVAN EDEBİYATINDAN SEÇMELER

Baki’den Kadrini sengi musallada bilüp ey Baki Durup el bağlayalar karşında yaran saf...

PROF.DR. Saadettin Yıldız ile Tür…

Hocamız saygıdeğer Prof.Dr. Saadettin Yıldız ile "Dil" ve "Edebiyat" üzerine konuştuk. Sorularımıza öyle...

“KOZA” ŞİİRLERİNE GÖRE HAR…

   2.2.”Koza” şiirlerinde  ses yapısı   Harid Fedai’nin şiirlerinde ses zaman zaman ön plana...

MANKURT

“Adını hatırla, kim olduğunu hatırla” bir annenin kimliğini, kişiliğini yitiren çocuğuna...

Ahmet Tevfik OZAN

Şairimiz Harput’ta dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimi’ni Elazığ’da yaptıktan sonra;...

ZİYA PAŞA - DİYAR-I KÜFRÜ GEZD…

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm     Dolaştım mülk-i İslâmî bütün...

Okullar açılırken (2)

Sorumluluğun önem ve değerini gündelik hayatımıza yansıtalım. Haklarımız ve görevlerimizin dengeli...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985...

NECİP FAZIL KISAKÜREK - SAKARYA T…

Şiir, yan anlamları çoğaldıkça, günlük dilden bambaşka bir mecraya geçtikçe, yeni...

ALIMLAMA ESTETİĞİ KURAMI ÇERÇEV…

Edebiyat, Platon ve Aristo’dan bu yana toplum üzerinden tesirler yaratan bir...

Bahtiyar VAHAPZÂDE

Türk dünyasının görkemli şairi 20. yy. Azerbaycan edebiyatının şiirinin muhteşem siması...

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

Tanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya...

SAYI -13 1909’DA ODESSA SEMALARI V…

1909 Eylül ayı… Odessa şehri… Sıcak havalar terk etmedi buraları daha...

TÜRK ROMANINDA MODERNIST ETKININ BO…

Modernist Romanın Altyapısı Bir edebi tür olarak roman, Türk edebiyatına Tanzimat dönemiyle...

TÜRKÇE'DEKİ VATAN - 5

Geçen yazımızda Prof.Dr.Nurullah Çetin beyin “Tek millet davası, tek dile bağlıdır” isimli makalesi...

EDEBİCE DERGİSİ

2016 senesinde yayın hayatına başlamış olan Edebice Fikir Sanat Edebiyat dergisi...

Mehmet Ali Kalkan

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor...

KARAMSARLIK (MI DEDİNİZ)

Hemen her güne yeni bir acı ve elemle uyanır olduk. Kaygılarımız...

CİVİLİZATİON KEŞİF Mİ MÜKÂ…

(ŞEHRİN SİVİLCELİ TENİ) Çok ilginç: " Şairler evrensel çevirmenlerdir, çünkü evrenin yıldızların...

AYLAK KELİMELER

Aylak KelimelerNilgün DağYayınevi Yayınları1. Baskı, 2019Ankara, 127 sayfaEser, kelimelerin peşinde koşan...

HASED/HASET

Kıskanmak, “Başkasında olan bir nimeti çekememe, kendisine faydası olmadığı halde kıskançlık...

ÇANAKKALE’DE MUSTAFA KEMAL

Dönmeyi düşün(e)emediler. Gidenlerin çoğu dön(e)medi, dönenlerin pek azı da geride bıraktığını...

GÖZLERİN

Yârelerim göz göz oldu gören yokNeden fersiz kaldı neden gözlerim?Sis çöktü...

SÜLEYMAN ULUÇAMGİL’İN ŞİİRL…

Erenköy şehidi Süleyman Uluçamgil (1944-1964), daha 20 yaşındayken hayata veda etmiş...

DİVAN EDEBİYATI VE KAVRAMLAR - 3

• Divan şiiri konu bakımından çok çeşitlidir. Genel tanımdan da anlaşılacağı...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Yolumuz gurbete düştü,Hazin hazin ağlar gönül,Araya hasretlik girdi,Hazin hazin ağlar gönül, Radyoda...

ALİ HASANOV’UN ‘’HOCALI SOYK…

Bülten ve ajansların geçtiği haber, Türk dünyası ile dünya kamuoyunda şok...

EDEBİYATIMIZDA ÇANAKKALE MUHAREBEL…

Çanakkale, Türk milletinin tâlihsiz bir şekilde dahil olduğu büyük harp içinde...

MEVLÂNA’NIN MESNEVİ’SİNDE TOP…

Giriş İslam kültür ve medeniyetinin yetiştirdiği büyük şahsiyetlerden biri olan Mevlâna...

BAHAEDDİN ÖZKİŞİ'NİN "SOK…

Uçtaki Adam ve Köse Kadı isimli, çok severek okuduğum tarihi romanları...

GÖNLÜMDEN...

Uzun yıllar önce bir türkü dolanırdı dilime; "Vay göresim geldi Berçenek seni,Dumanlı...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Bunu geçen sene yazmışım. Yağmur, üç yaşını geçti şimdi. Allah bütün...

ÜSLÛBUMUZ NEDEN SERTLEŞİYOR?

Üslûp; oluş, yapış/yapılış biçimi, tarz, tutulan yol ... demek. Bir sanatçının veya...

Ayşe YAZICI YAVUZ

Ayşe YAZICI YAVUZ 1980 Niksar doğumlu.  2003 yılı, Osmangazi Üniversitesi, Türk Dili ve...

NEYSE

Hani bunalırsınız ya bazen. Düğüm düğümdür özünüz, boğum boğumdur diliniz, ardı...

SULTAN I. KILIÇ ARSLAN’IN NEHİRD…

Sultan I. Kılıç Arslan’ın nehirde boğularak gelen hazin şahadeti (Sultan I. Kılıç...

YAŞAMAK

Hani diyorum, kendimizi şöyle sorularla / cevaplarla biraz(cık) meşgul etsek… Değerlendirsek...

POSTMODERN ROMAN VE HAZ

Yirmi birinci yüzyılın çetrefilli yaşam şartlarına ayak uydurma çabasındaki roman sanatı...

SAİT FAİK ABASIYANIK VE KAŞIKADAS…

23 Kasım 1906-11 Mayıs 1954 Sait Faik, Bursa Lisesi'ni bitirdikten (19.8) sonra...

NELER GEÇMEDİ Kİ?

Tercanlı İsmail Daimî(1932-1983)’nin  “Ne ağlarsın benim zülfü siyahım Bu da gelir bu da...

ÇOCUK EDEBIYATI VE EĞITIMI AÇISIN…

ÖZÇocuk edebiyatı ve çocuk eğitimiyle ilgili günümüzde dikkat çekici çalışmalar yapılmaktadır...

Muhakemetü'l Lügateyn Nedir?

Ali Şir Nevai’nin yazdığı, kelime anlamıyla “İki dilin kıyaslanması” anlamına gelen...

ŞAİR MEHMET ALİ KALKAN İLE BİR …

 MEHMET ALİ KALKAN ÖZGEÇMİŞ  1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Gazi İlk Okulu,Tunalı Orta...

"NE İÇİNDEYİM ZAMANIN"

Şiirimizde, zor yazan ve kendi yazdıklarını zor beğenen şairler arasında Tanpınar'ın...

BALKAN TAŞRASININ GÖZBEBEĞİ …

2009 yılında Novi Pazar’la açılışı yaptıktan sonra, Balkanlarda en uzun süre...

SÖĞÜT'TEKİ VATAN

Bir kaç aile çocuklarımızla birlikte Osmanlı Cihan Devletinin kurulduğu yerleri görmek...

SAADETTİN YILDIZ”LA MÜLAKAT - 2

1-Ne zaman, nerede doğdunuz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı...

HEDEFLERİMİZ VE BİZ

Her dağın boranı kendine göre olduğu gibi her insanın hedefi de...

SHAKESPEARE MÜSLÜMANDI NEYLEYİM…

İznik; asırların imbiğinden süzülen bir medeniyet tezgâhı. Tezgâhında insanı ve eşyâyı işlemiş...

KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE ‘AR VE …

Klasik Türk şiirinde birçok kavram, has kılındığı tiplere göre değerlendirilir ve...

EDEBİYATTA RETORİK

 Söz; bir duyguyu, bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan sözcük ya da...

KERKÜK'TE VATAN

“Bugünkü Irak devletinin sınırlarını oluşturan topraklar Osmanlı idarî bölünmesindeki Musul, Bağdat...

PRUSA'DA AŞK OKUMALARI

(’Ey oğul, beni şu şol gümüşlü kümbete koyasın.) Takvimden bir sayfa daha...

YAHYA KEMAL TAŞTAN - BALKAN SAVAŞL…

Yahya Kemal TAŞTANÖtüken Neşriyat, 2017 Âdeta Balkan İmparatorluğu addedilebilecek Osmanlı Devleti’nin son...

ZİYA GÖKALP’İN MİLLİYETÇİL…

1-ZİYA GÖKALP’İN HAYATI             Ziya Gökalp 23 Mart 1986 yılında Diyarbakır’da doğmuştur...

KARŞITLIK FELSEFESİ VE MİLLİ ENT…

Çin kültüründe Ying Yang olarak bilinen karşıtlık felsefesini genel hatlarıyla açıklamak...

SAYI - 11 LİSELERE Mİ, BAŞKA MEKT…

1910 yılına ait bu soruyu gündeme getirmemizin nedeni üzerinden bir asırdan...

ÖMER KAPLAN KOZANOĞLU

1973 yılında Adana Feke’de doğdu. Köy ilkokulundan sonraki eğitim hayatını parasız...

BURHAN TOPRAK

“Yunus Emre’yi bulmadan önce, Türk edebiyatının havasında bunalıyordum. Yunus Emre, Türk...

AHMET KABAKLI

Değerli Edebiyat Tarihçisi, gönül ve dâva adamı Ahmet Kabaklı’yı 8 Şubat...

KIZILELMA (Turan, Türklerin Kutlu …

Kızılelma, tarihin her döneminde Türklerin gerçekleri ile efsaneleri arasındaki o efsunlu...

OKUMADAN ÂLİM YAZMADAN MUALLİM

Bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam(lar) çıkarırdık. Bir...

Şerife Gündoğdu'nun Vuslatı

Vuslat; ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, beraber olma anlamlarına gelmektedir. Vuslatın zıt...

ATATÜRK İÇİN NE DEDİLER?

Bugün 19 Mayıs 2018. Atatürk’ü Anma günü. Gençlik Haftası da. Bu...

KİŞİSEL GELİŞİM SAÇMALIKLARI

Sürekli kişisel gelişim geyikleriyle konuşan, davranan insan tiplerinin ortaya çıkıp çoğalması...

KUYUYA MEKTUPLAR

Kitapların dünyası farklıdır. Edebiyat çevresi diye bir yer vardır. Uzun kısa...

DÜNYA BİR ALDANIŞTIR

Sadece insanların değil kelimelerin de kendilerine mahsus bir dünyaları vardır. Bu...

Mehmet Ali Kalkan

 Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor...

DOĞU ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ

Okumuşumuz olsun, cahilimiz olsun, Doğu illeri hal­kına hemen “Kürt” der, çıkar...

YAKUP'UN KANATLARI - MİSLİ BAYDOĞ…

Hû Diyen Karga- Selçuklu Hikâyeleri adlı kitabıyla, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Selçuklu...

YİNE TASAVVUF

Kelam, Allah tarafından kulu ve elçisi vasıtasıyla gönderilen kitabın, zamanlarının ihtiyaç...

VATAN

Vatan mefhumu bazı araştırmacılarımıza göre Fransız ihtilalinden sonra hudutlarımızdan girmiştir. Vatan...

Metin SAVAŞ

"Türkiye'de şeytan giderek güçleniyor Size Türkiye'nin en iyi romancılarından birinin lise mezunu...

XIX. ASIR ÂŞIKLARINDAN BEŞİKTAŞ…

Başlangıcı XVI. asra dayanan ve tarih sahnesinde kesintisiz süreklilik göstermek kaydı...

CENGİZ DAĞCI'DA VATAN - 3

Cengiz Dağcı’nın “Onlar da İnsandı” ( Zaman: 1928-1932 ) ve “O...

AYNEN

Kelimeler kadar onları konuşan ağız önemliydi. ‘Gönüle yumuşak sözle gir!’ prensibine...

TALÎBÎ COŞKUN

Halk Edebiyatımızda, nasıl ki “Kerem” denince hemen “Aslı”yı, “Mecnûn” denilince “Leylâ”yı...

MERHAMET

‘Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok Öyle büyük bir inci ki...

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYAT…

Türklerin İslamiyet'i kabul etmelerinden önceki dönem, tamamen bir sözlü edebiyat karakteri...

MEKANİK HAYAT – MEKANİK ZAMAN

Şu an yaşamakta olduğumuz modern veya postmodern çağı en belirgin şekilde...

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURULUŞ DÖ…

4. Muhafazakâr, Anadoluculuğun Türkçülük Eleştirisi Tutarlı mı?Bu müzakereleri anahatlarıyla hatırlamak, tarihsiz...

OSMANLI DÖNEMİ ŞİİRİNDE EDİRN…

Müberra Gürgendereli, Osmanlı Dönemi Şiirinde Edirne, Çantay Kitabevi, İstanbul 2016. Edirne’nin I...

KARAR / KARASIZLIK

Hayatın her anı, bir karar zamanıdır. Her yer, her şey biz...

İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK DESTANLA…

Çağdaş fizikçilerden Michael Talbot Yeni Fizik ve Mistisizm adlı çalışmasında, sübjektif gerçeklik ile...

BATILILAŞMA MACERAMIZDA TÜRK ROMAN…

GİRİŞ Tanzimat'ın ilânından sonra, Türk toplumunda siyasî olduğu kadar, toplumsal değişmelerin olduğunu...

ALLI TURNA

“Allı turnam bizim ele varırsan Şeker söyle kaymak söyle bal söyle Gülüm gülüm...

ŞİİR SOHBETİ

(Bu bir konuşma / sohbet metni. 10 Ağustos 2007 tarihinde GAÜ...

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURULUŞ DÖ…

Türkler, yüzyıllarca medeniyet mihveri olan İpek Yolu üzerinde devletler kurmuşlar ve...

Halide Edip Adıvar ve Sinekli Bakka…

Halide Edip Adıvar'ın Hayatı ve Edebi Kişiliği: Halide Edip (1884-1964) İstanbul'da doğmuştur...

KERKÜK'TEKİ VATAN - 3

Mehmed Sadık’ın ( 1891-1967) “EY KERKÜK” isimli şiiri “Kerkük’teki Vatan” yaramızın...

İSYAN AHLAKI - NURETTİN TOPÇU

İsyan Ahlakı, Nurettin Topçu'nun Sorbonne Üniversitesindeki felsefe tezidir. 1934 yılında Nurettin...

PARLAK LEVHALAR

Kadrinoserya'nın gündüzü gecesinden pek farklı değildir. Kadrinoserya.. Buraya, yani gözümün önünde -ve...

SEVGİLERLE YÜKLÜ GERÇEK BİR ŞA…

Bir dostuna yazdığı mektupta: “Elimde Türkçe gibi güzel bir silâhım var. Bu...

YAZI DİLİ ve KONUŞMA DİLİ - Zİ…

Türkiye’nin m i l l î l i s a n...

“KOZA” ŞİİRLERİNE GÖRE HAR…

1.Giriş Şiir, her şeyden önce “dil” sanatıdır. İnsanların hafızalarında roman-hikâye cümleleri yerine...

DİVAN EDEBİYATI VE KAVRAMLAR - 2 (…

Teşbih • Sözü daha etkili kılmak amacıyla ortak nitelikleri bulunan nesne...

Milli Kültür Mes'eleleri ve Maarif…

Samiha Ayverdi KUBBEALTI NEŞRİYAT Yazar, bu eserinde Türk gençliğinin, millî ve...

GRİ - (ÖYKÜ)

Hazırlıksız yakalanmışlardı. Şimşek, ansızın sessizliği delip geçiyor, tıpkı bir yabancının sofraya aniden...

İSMET ATLI'NIN ARDINDAN

İsmet Atlı Ağabey vefat etti, duydunuz mu? Benimki de lâf mı yani...

TREN-KAPI-MELEK

Cevabında kaybolduğum sorular, eşiğinde kalakaldığım hayaller içindeyim.Dışımda akan bir dünya, içimde...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Bir Daracık Pencere- Şanlıurfa Türküsü Bir daracık penceredir baktığımız yer.Gözümüz gördüğünden büyüktür...

GÖNÜL NEDİR BİLİR MİSİNİZ?

Eğer cevabınız “hayır” ise yazıyı okumayı bırakın. Bu gönül yolculuğu başlamadan...

Necmettin Halil ONAN

Necmettin Halil Onan (1902, Çatalca, Kocaeli - 17 Ağustos 1968, İstanbul)...

Bir Şiirin Hikayesi

Arif Nihat Asya Ağabey’e...Arif Nihat Asya Ağabey Adana’da öğretmenlik yaparken benim...

CENGİZ DAĞCI'DA VATAN - 4

“Bismillahirrahmanirrahim... Bizim Savaşçı'nın-İhtiyar Savaşçı-(1) öyküsü de burada başlıyor işte: Silahsızdı gayrı. Uzak savaşlardan...

Behçet Necatigil (GÖNÜL)

(d. 16 Nisan 1916, İstanbul - ö. 13 Aralık 1979, İstanbul)...

Türk Edebiyatı Karşılaştırmal…

Türk Edebiyatında dönemler, nazım şekilleri, nazım birimleri, kafiye şemaları, ölçü ve...

ALDANMA ALDATMA ÜZERİNE

İnsanız işte… Acı, bunalım, düşünce, gam, gerilim, hüzün, ıstırap, kaygı, keder, korku...

HOCAM HAKKI TARIK BEY

Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk...

Feridüddin-i Attar

Ferîdüddin Attâr veya tam adıyla Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu...

Prof. HİLMİ ZİYA ÜLKEN

Felsefeye dair seçkin eserleri, makaleleri ve konferanslarıyla fikir ve sanat hayatımıza...

“SUSMALAR”IN ŞAİRİ ÜÇLER G…

Üçler Güler, “zaman”la kavgası olan bir adamdı: Zamana daha çok şey...

ÂKİF'E DAİR-3: SAFAHÂT'TA İSTİ…

1.Edebî Hareketlerin Birbirine ve Sosyal Olaylara Bağlılığı:  Edebî hareketler, bir taraftan sosyal...

NAMIK KEMAL’İN BATI KARŞISINDA …

Osmanlı Devleti iktisadi, teknik, sanayileşme gibi konularda Batı’nın o dönemde ulaştığı...

DOYULMAZ SEVGİ-BURAM BURAM AŞK: YU…

Benim bunda kararım yok,Ben bunda gitmeğe geldim.Bezirgânım metaım çokAlana satmağa geldim. Ben...

Şiir Nedir?

Şiirin bir sanat dalı olarak kabul edilişinden bu yana gerek...

HÜSEYİN CAVİT: IŞIĞI SÖNMEYEN …

Şair O. Seyfi Orhon: ‘’Bu Vatan Kimin ?‘’ başlıklı şiirinde vatanın...

BİR BARDAK ÇAY

Canım çay istedi. “İyi demlenmiş bir çay olsa” dedim kendi kendime...

SERBEST VEZİN VE TOPLUMCU ŞİİR

Serbest Vezin Nedir?  Vezni ve kafiyesi serbest olan, önceden belirlenmiş bir kalıbı...

Kutsal İkona

250 yıl süren krizalit dönemi… Sır dolu hayatlar… Gizli kimliğin öne...

TÜRKİSTAN’DA BULUNAN VE TARİHİ…

Sanat insanların ve sosyal grupların fiziki-sosyal dünyayı algılama ve yorumlama tarzıdır...

Çukurova Lobisi Dergisinin Mayıs-H…

Çukurova Lobisi Dergimiz, İmtiyaz Sahibi Ali Alper Çetin’in önderliğinde, Mayıs-Haziran 2018 Sayı: 56 okuyucusuyla buluştu...

TEFEKKÜR İLE TATBİKATIN MEZCETMES…

Hilmi Ziya Ülken (1901-1974), hayatı boyunca toplumsal bilimlerle münasebet içinde olan...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

Abdurrahim KARAKOÇ

Edebiyat Dunyamız

1932 yılının Nisan ayında Kahramanmaraş ili, Ekinözü ilçesinde dünyaya geldi. Dedesi, babası ve kardeşleri de şair olduğu için küçük yaşlarda şiire merak sardı. Ayrıca kardeşleri de kendisi gibi küçük yaşlardan beri şiir yazmaktadır. İlk...

Aşık Pervani

Edebiyat Dunyamız

Aşık Pervani (İsmail ÇELİK)Mehmet Ali Kalkan'ın Gönlünden... Aşık Pervani (İsmail Çelik) ve Mehmet Ali Kalkan Aşık Pervani Ağabey yaşayan, geleneğin içinden gelen, en güçlü halk aşıklarımızdan birisi, Artvin Yusufeli'nden. Yıllar önce gelip...

Mehmet Âkif Ersoy

Edebiyat Dunyamız

Mehmed Akif, 1873 yılında İstanbul'da, sade ve geleneksel bir hayatın yaşandığı Fatih'in Sarıgüzel semtinin Nasuh mahallesinde 12 numaralı evde (Büyük bir yangında harap olan bu semtin ortasından bugün Vatan Caddesi...

Cengiz DAĞCI

Edebiyat Dunyamız

Cengiz DAĞCI Kırım'ın Gurzuf kasabasında 9 Mart 1919’da dünyaya geldi. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, deprem gibi tabii âfetler yanında Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçti. Babası Emir Hüseyin Dağcı...

Saadettin KAPLAN

Edebiyat Dunyamız

 Sadettin Kaplan, 1944 senesinde Ağrı‘nın Patnos ilçesinde dünyaya gelmiştir. İlkokulu Patnos’da okudu. Ortaokulu parasız yatılı olarak Erzurum Lisesi’nde okuduktan sonrasında 1964yılındana girdi. 1966 senesinde Zaptiye Astsubay olarak mezun oldu. Zaptiye Astsubay olarak 20 yıl yurdun çeşitli...

Füsun Menşure

Edebiyat Dunyamız

Füsun Menşure, Hamburg'ta doğdu. İnşaat mühendisliği eğitiminin ardından yurt dışında iç mimarlık mekan ve çevre tasarımı bölümünü bitirdi. Daha sonra işletme fakültesindeki eğitimini tamamlayarak yönetim ve organizasyon alanında yüksek lisans...

Ahmet Yılmaz SOYYER

Edebiyat Dunyamız

Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz bebekken ayrıldıkları için annesinin yanında...

ARİF NİHAT ASYA

Abdullah SATOĞLU

Son elli yılın, gerçek Türk şâirleri arasında, gönülleri fethederek, dalga dalga bayraklaşan Arif Nihat Asya, uzun yıllar görev yaparak, bir irfan ordusu yetiştirdiği Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunu belirten ( 5...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Abdullah SATOĞLU

Türk milletinin XX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli ve çok yönlü fikir adamı ve şairlerinden biri de hiç şüphe yok ki, üstad Necip Fazıl Kısakürek’tir. O, seksen yıllık ömrü içinde, kaleme aldığı nesir...

ÖYKÜ / ROMAN

TÜRK ROMANINDA MODERNIST ETKININ BOYUTLARI

Modernist Romanın Altyapısı Bir edebi tür olarak roman, Türk edebiyatına Tanzimat dönemiyle birlikte girmiştir. Her açıdan batılı değerlerin örnek alınmaya başladığı bu dönemde edebiyat da etki altında kalmıştır. Bu etki sonucunda...

ÖMER SEYFETTİN - ACABA NE İDİ?

Çıkardıkları gün hemen geri döndüğü Toptaşı Tımarhanesinden Cabi Efendiyi kabul etmemişlerdi. O vakit, bilincini yitirdiği geçen dört sene zarfında gidip gelen zekâsı, milyonlarca beygir kuvvetinde bir elektrik fıskiyesi gibi parladı...

AZERBAYCAN, İRAN VE TÜRKİYE TÜRK HALK Hİ…

Türk halk hikâyelerinde mekân unsuru olarak şehirlerin, bu cümleden olarak Erzurum şehrinin önemli bir yeri vardır. Bazı halk hikâyelerinde ad, sıfat olarak görev alan Erzurum, bazı halk hikâyelerinde ise birçok...

K KONAK ROMANINDA “GÜNDELİK HAYAT”IN İ…

İnsanlık tarihiyle var olan “gündelik hayat”, tekrar eden işlerin, alışkanlıkların oluşturduğu rutin ve sıradan bir düzendir. Sosyal bilimlerin dolaylı olarak işlediği kavram; moda, üslupsuzluk, bireysellik,yabancılaşma, kentleşme, sıradanlık, süreklilikle ilişkilidir. Bir...

İHANET - ZEYNEP ÖZKİŞİ

İçimdeki yenilmesi,engellenmesi imkansız öfke halimle alakam yokmuş gibi.... Vakur, gururlu olgun bir hanım duruşuyla sanki kızgın, kırgın değilmiş,dayanabiliyormuş, canım acımıyormuş, gibi, etkilenmemiş, defalarca ölmemiş gibi dimdik ayakta duruyorum.   Karşımda ki yeni...

DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN DESTANI

Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami5otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. Hanlar hanı Bayındır yılda bir kerre ziyafet verip Oğuz beylerini misafir...

REFİK HALİD KARAY - AYŞEGÜL

Çam ağaçlarının sesi nasıl tarif edilmelidir? Hem buna ses demek doğru mudur? Ne fısıltıya benzer, ne de bir din nağmesi veya sevda sözleşmesidir. Çamların sesi değil, nefesi vardır. Bana, kendi...

ACIKAN KURT

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikâye söylemesi sevapmış. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kurt yaşarmış. Köyün kıyısında kışları açlıktan kıvranıyormuş. Yine böyle bir...

TANZİMAT ROMANI ZÜPPE TİPİNİN “AYLAK…

GİRİŞ Türk romanına Tanzimat Dönemi‟yle birlikte girmeye başlayan “alafranga züppe” tipi, Osmanlı İmparatorluğu‟nun zayıflaması sonucu ortaya çıkan bir tiptir. Tanpınar‟ın tespitiyle “alafranga ve alaturka, eski ve yeni tabirleriyle ifade edilen...

ŞAİR ve ŞİİR

SAFÎ MUSTAFA EFENDİ’NİN “GÜLŞEN-İ P…

Öğüt verme, okuyucuyu bilinçlendirme amacını taşıyan ve birçok Divan edebiyatı şâirinde örneğine rastlanılan Nasihat-nâme (Pend-nâme), Divan edebiyatının en önemli nazım türlerinden biridir. Bu türde şiir yazan Divan edebiyatı şairleri, fikirleriyle kendi...

FUZÛLÎ VE BÂKÎ DİVÂNI’NDA BELÂ KAVRA…

Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan şiirinde de hayli fazla geçen kavramlardan biri olan belâ kavramı, divan şairleri tarafından farklı anlam ve mazmunlarla ifade edilmiştir. Belâ kavramı Türkçe sözlükte iki farklı anlam taşımaktadır.Bu çalışmada, 16...

KUTADGU BİLİG-1 TANRI AZZE VE CELLENİN MED…

Teŋri Azze Ve Celle Ögdisin Ayur Bayat atı birle sözüg başladım,törütgen egidgen keçürgen idim Yaratan, yetiştiren ve göçüren rabbim olan Tanrının adı ile söze başladım.

NEV’Î EFENDİ'NİN SADRAZAM SİNAN PAŞA'Y…

Özel mektup konusu bazı istisnalar dışında Eski Türk Edebiyatı alanında araştırılması ihmal edilmiş konulardandır. Öyle ki bu konuda, bildiğimiz kadarı ile herhangi bir akademik çalışma yapılmadığı gibi, derli toplu bilgi...

ZİYA GÖKALP'İN TURAN ŞİİRİ TAHLİLİ

Türklüğü Türkün Bedeninde Aramanın Şiiri: Turan Nabızlarımda vuran duygular ki, târihin Birer derin sesidir, ben sahîfelerde değil, Güzide, şanlı, necîb ırkımın uzak ve yakın Bütün zaferlerini kalbimin tanîninde, Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil. Sahîfelerde değil, çünki...

Ezelden şâh-i aşkın (Bâki)

GAZEL Ezelden şâh-i aşkın bende-i fermânıyüz cânâ Muhabbet mülkünün sultân-i âlî-şânıyüz cânâ  Sehâb-i lütfün âbm teşne-dillerden dirîğ^etme Bu deştin bağrı yanmış lâle-i Nu’mânıyüz cânâ

MERDİVEN - AHMET HAŞİM (TAHLİL)

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…    Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller, Durur...

TERCİ-İ BEND'LER - ŞEYH GALİP

Terci-i BendTâ be key arşa çıka âh-ı dil-î nâ şadımGökleri ağlata hasretle giden feryadımNice bir canı yaka nâle-i âteş-zâdımMüstaid kıl yoğısa lûtfuna isti´dâdımSana güçlük mü var ey şâh-ı kerem-mu´tâdımMûr isem...

Gazel - Nesîmi -Gerçek hadîs imiş bu ki h…

1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yohKim sevdi hûbı didi ki hûbun cefâsı yoh 2 Aşkun belâsı yoh deyüben aşka düşme varKim âşık oldı kim didi aşkun belâsı yoh

SÖZÜMÜZE NE(LER) OLUYOR (2)

Edebiyat Dunyamız

… İşimize geldiğinde sözü çeviriveriyoruz hemen. Sözümüz neden kesiyorlar, biz başkasının sözünü niçin kesiyoruz? Sözümüzü esirgememekle nereye varacağımızı...

REALİZM

Edebiyat Dunyamız

*19.yy’ın ikinci yarısında Fransa’da romantizme tepki olarak çıkan bir edebiyat akımıdır. *Konu gerçekten alınır. Olay ve kişiler yaşanan ve yaşayan kişilerin benzerleridir...

KUTADGU BİLİG

Saliha MALHUN

Kutadgu Bilig, hiç kuşku yok ki bir devlet felsefesi ve siyâsetnamesi olduğu kadar merkezine insanı ve onun kemâlini aldığı için de sadece Türk-İslâm...

BALKAN TAŞRASININ GÖZBEBEĞİ "ZENİCA

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Bir ülke veya bir şehir sizi önce terminalleriyle karşılar. Sonra ticari taksiler ve taksi şoförleriyle yüz yüze gelirsiniz. Onların güler yüzü/asık suratı...

NAMIK KEMAL’İN BATI KARŞISINDA İSLA

Edebiyat Dunyamız

Osmanlı Devleti iktisadi, teknik, sanayileşme gibi konularda Batı’nın o dönemde ulaştığı noktaya erişememiştir. Sürekli savaşlar ve iç isyanlar Osmanlı...

DOYULMAZ SEVGİ-BURAM BURAM AŞK: YUNUS

Ali_Alper ÇETİN

Benim bunda kararım yok,Ben bunda gitmeğe geldim.Bezirgânım metaım çokAlana satmağa geldim. Ben gelmedim dâvâ içinBenim işim sevi içinDostum evi...

HASED/HASET

Özcan TÜRKMEN

Kıskanmak, “Başkasında olan bir nimeti çekememe, kendisine faydası olmadığı halde kıskançlık sebebiyle karşısındakinin sahip olduğu nimetten mahrum kalmasını...

digertumyazilar