Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Ali Alper ÇETİN">
(Okuma süresi: 6 - 11 dakika)
Bunu okudun 0%

C:\Users\alialpercetin\Desktop\BESTEKÂR  ITRÎ\2.Buhurizade Mustafa Itri-2.jpgKlâsik Türk müziğinin büyük ismi, Mimar Sinan’la birlikte medeniyetimizin estetik boyutunu zirveye taşıyan, musikinin büyük mimarı BuhûrîzâdeMustafa Itrî;

Klâsik Türk müziğini kubbe kubbe coşturan, yücelten, ilâhî bir ses, bir nefes olup gönülleri büyüleyen büyük Türk bestekârı ITRÎ’yi saygıyla anmak gerek…

Bayram Tekbîr’i ile ilâhî bir vecd olup göğe ağan, (Salât-ı Ummiye) siyle minarelerden kandil kandil yere yağan, Naat-ı Mevlânâ’sıyla Mevlânâ misali aşk olan, aşkla dolan büyük müzisyen ITRÎ, yarattığı şaheserle, daha çok kitaplarda değil, Türk Milletinin gönlünde ve dilinde yaşamıştır.



Itrî,İstanbul’da Mevlânâkapı civarındaki Yayla (eski adıyla Yaylak) semtinde doğduğu, asıl adının Mustafa olduğu ve 1630-40 tarihleri arasında doğduğu tahmin ediliyor. Şiirlerinde kullandığı Itrî mahlası ve Buhûrîzâde lakabıyla tanındı. Bu lakabın kendisine mi ailesine mi ait olduğu bilinmiyor. İstanbul surları dışında oturduğu, çiçek ve meyve meraklısı olduğu, bahçe işleriyle uğraşmaktan zevk duyduğu için kendisine Itrî mahlası verildi. “Mustâbey” armudunun da onun tarafından yetiştirildiği kabul edilir. Asıl adı Mustafa olup “Itrî” mahlâsını şiirlerinde kullanmış, genç yaşındayken iyi bir öğrenim görerek, zamanın konservatuarları sayılan mevlevîhanelere devamla “Mevlevî” olmuş, devrin müzik ustalarından ders almıştır. Bu ustaların başında, büyük bestekâr, Tanburî Hafız Post da vardır. Buhurizade Mustafa Efendi’nin musikişinas olarak ele alındığında en önemli özelliği bestekâr yanıdır. Döneminin önemli musikişinaslarından olan Nasrullah Efendi, Derviş Küçük İmam Mehmed Efendi, Kasımpaşalı Koca Osman gibi üstatlardan faydalanmıştır.

Itrî’nin ney üflediğine ve Galata Mevlevîhanesi’nde bir süre neyzenbaşlılık ettiğine dair bir hikâye vardır, anlatırlar: Sultan IV Mehmed  (Avcı Mehmed) zamanında, İstanbul Galata Mevlevîhanesi’ne Derviş Çelebi, Şeyh olarak tayin edilir. Geleneklere uyarak Şeyh’in posta oturacağı gün, “mukabele” denen büyük bir âyin düzenlenir. Âyinden önce, Dergâh şeyhini tebrik için gelenler, değerli hediyeler de getirirler. Âyinin yapılacağı “ Semâhane” bu hediyelerle dolup taşar. Âyin başlamak üzeredir, derken kapıdan soluk soluğa, saz gibi sarmış, boynu bükük, fakirliğine fakir bir genç derviş girer. Herkesin gözü bu dervişe takılır. ( Bu da kim?...) diye birbirine bakışırlar. Derviş, ince bir tevazu ve edeple Şeyh’in elini öper. Sonra da koynunda bir ney çıkararak:C:\Users\alialpercetin\Desktop\BESTEKÂR  ITRÎ\1.Itri-1.jpg

--Bu neyden başka dünyalığım yok. Bu niyâzımı bir hediye olarak kabul buyurunuz efendim.

Der ve Şeyh’e uzatır. Şeyh, ney’i alır, öper, dervişe sorar:

--Adınız nedir senin?

--Derviş Mustafa kulunuz. Itrîde derler.

--Bu ney senin mi?

--Eyvallah!

--Üfler misin?

--Eyvalalah!..

İtrî ney’ini üflemeye başlar. Birden bire sesler susar, tüm davetliler kulak kesilir ney’e… Bu bir ses, bir nefes değil, yürekten dökülen aşk nağmeleri… Itrî üfledikçe coşar, coşturur, ney inledikçe hıçkırıklar artar, gönüller düğüm düğüm çözülür, koca salondan çıt çıkmaz. Neden sonra Itrî’nin artık nefesi tükenmiştir. Başı Şeyh’in dizlerine düşer. Şeyh, onu alnından öperek, ayağa kaldırır.

--Biz postun bahtında, sen dostun gönül tahtında oturuyorsun. Tanrı aşk derdini arttırsın. Aferin Itrî…

Diye iltifatlar eder, o günden sonra, bir süre Derhâh’ın Neyzebaşı’sı olarak, Naat -ı Mevlânâ’yı burada besteler.

Itrî, aynı zamanda üstad bir şairdir. Şiirlerini bir arada toplayan Divân ele geçmemiş ise de; dağınık şiirlerinden bir konuda bir hayli ileri olduğu anlaşılmaktadır. Devrin Padişahı Sultan IV Mehmed (Avcı Mehmed), Kırım Hanı Gazi Selim Giray, Itrî’yi takdir eden, onu sarayına alan devlet büyükleri arasında gelir. Osmanlı Sarayı’ndaki fasıllara katılan Itrî’nin binden fazla eseri olduğu söylenirse de, bugün bunların ne yazık ki, çok azı elimizdedir. Dinî eserleri arasında Bayram Tekbiri gerçek bir şaheser Türkiye sınırlarından taşmış, İslâm memleketlerinde de okunmuştur. Her mevlevî âyininin başında okunan rast makamındaki Naat-ı Mevlânâ ise ölümsüz eserlerinden biri olmuş, üçyüz yıldan beri okunagelmiştir. Dindışı eserleri arasında çeşitli besteleri fasıllarda baştacı edilmiş, “ Türk müziğinin çiçekli bahçesi” olarak tanımlanmıştır. Güftesi Nef’î’nin olan:

“Tûtî-i mû’cize-gûyem, ne desem lâf değil..” Segâh yürük semâîsi,

Güftesi Nâbi’nin olan:

“Gel ey nesîm-i sabâ, hatt-ı yârdan ne haber…” İsfahan zencir bestesi ve otuzdan fazla bestesi ile Itrî, sözde ve sazda, Klâsik Türk Müziği’nin zirvesine çıkmış, adını anıtlaştırmıştır.

Itrî’nin doğum tarihi kesin olarak bilinmiyorsa da, ölüm tarihi kesindir. Yetmiş yaşına doğru, 1712 yılı Ocak ayında İstanbul’da ölmüş, Mezarının yeri de kesin olarak bilinmemektedir. Vefat tarihi İsmâil Belîğ, Şeyhî ve Sâlim gibi dönemine daha yakın kaynaklarda 1711, Esad Efendi ve Müstakimzâde gibi diğer bazı kaynaklarda 1712 olarak verilir. Itrî Efendi’nin Yenikapı Mevlevîhânesi civarına veya Edirnekapı dışındaki Mustafapaşa Dergâhı karşısına defnedildiği rivayet edilmekteyse de bu konuda kesin bilgi bulunmamaktadır.

Itrî besteleriyle ün yapmış, ölümsüz eserler meydana getirmişse, büyük şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’da Itrî’yi mısra mısra dile getirerek Itrî’den bir şaheser örmüş, şiirden Itrî’ye bir anıt dikmiştir. Bu uzun şiir şöyle başlar:

Büyük Itrî’ye eskiler derler

Bizim öz mûsıkimizin pîri;

O kadar halkı sevkedip yeryer,


O şafak vaktinin cihangiri,

Nice bayramların sabâh erken,

Göğü, top sesleriyle gülerken

Söylemiş saltanatlı Tekbîr’î.


Tâ Budin’den Irak’a, Mısr’a kadar,

Fethedilmiş uzak diyarlardan,

Vatan üstünde hür esen rüzgâr,

Ses götürmüş bütün baharlardan.

O dehâ öyle toplamış ki bizi,

Yedi yüz yıl süren hikâyemizi.

Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.


Mûsikisinde bir tarafta din

Bir taraftan bütün hayât akmış;

Her taraftan, Boğaz, o şehrâyîn,

Mavi Tunca’yla gür Fırat akmış.

Nice seslerle gök ve yerlerimiz,

Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz,

Bize benzer o kâinat akmış.

Itrî’nin büyük şaheseri ( Naat-ı Mevlânâ), her yıl Konya’da yapılan Mevlânâ ihtifallerinde okunur. Böylece derviş Itrî, çok sevdiği Mevlânâ’sıyla aşk ve müzik olarak konuşur, görüşür.

Hükümdarın huzurunda icra edilen küme fasıllarına hânende olarak katılan Buhûrîzâde Mustafa Itrî, bu dönemde kendi isteği üzerine esirciler kethüdâlığı ile görevlendirildi. Onun bu görevi, esirler arasındaki kabiliyetli ve güzel sesli gençleri bulup yetiştirmek ve geldikleri ülkelerin mûsikisi hakkında bilgi edinmek amacıyla istediği rivayet edilir. Şeyhî, Sâlim, Safâyî gibi tezkire müelliflerine göre bu görevde iken, bazı kaynaklara göre ise ayrıldıktan bir süre sonra vefat etti.

Mustafa Itrî Söz sahibi hattattır

Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi aynı zamanda ta‘lik hattında söz sahibi bir hattattır. Bu sahadaki hocası, ta‘lik üstadı Tophâneli Mahmud Nûri Efendi’nin talebelerinden Siyâhî Ahmed Efendi’dir. Sadettin Nüzhet Ergun, Halil Edhem Arda’nın özel kütüphanesinde bulunan Hâfız Post Mecmuası hakkında bilgi verirken bu mecmuaya Itrî’nin ta‘lik hattıyla yapmış olduğu bazı ilâvelerden bahseder.

Itrî’nin bir mûsikişinas olarak asıl önemli yönü bestekârlığıdır. Türk mûsikisinin cami, tekke ve klasik mûsiki alanlarında peşrev, saz semâisi, kâr, beste, semâi, âyin, na‘t, durak, tevşîh, tekbir, salâ ve ilâhi olmak üzere hemen her formunda eser vermiş nâdir sanatkârlarından olan Itrî’nin eserleri alışılmışın dışında bir melodi örgüsüne sahiptir. Çoğunlukla Fuzûlî, Nev‘î, Şehrî, Nâbî gibi şairlerin ve arkadaşı Nazîm’in manzumelerini, nâdir olarak da kendi güftelerini besteledi.

Günümüze ulaşan yapıtlarının çoğunda mistik bir hava vardır. Bu yönü bir ölçüde, Mevlevi olmasına bağlanabilir. Seçtiği formlar için en uygun anlatımı bulan Itrî, cami müziği olarak bestelediklerinde, derin bir dindarlık duygusunu, Mevlevi müziği yapıtlarında, tasavvufi bir içe dönüş heyecanını dile getirmiş, din dışı yapıtlarında ise, yoğun müzik cümleleri arasında beliren düşünceli ve düşündürücü bir tavrı benimsemiştir.

C:\Users\alialpercetin\Desktop\BESTEKÂR  ITRÎ\3.Itri.jpg

Sanatı değerlendirilirken, üslubunun niteliği ile yapıtlarındaki teknik özellikler birbirine bağlı iki düzey olarak ortaya çıkar. Itrî’nin müziği 17. yy’da henüz oluşum aşamaları içindeki bir müzik üslubunda “klasik” diye nitelendirilebilecek özellikler taşır. Kişisel duygu ve düşüncelerini dile getirmediği, bütünüyle kendine özgü, kişilikli bir anlatım yaratabilmiştir. Müziğinin dengeli, oturmuş bir yapısı vardır; yapıtlarının en dokunaklı bölümlerinde bile, duygusallıktan, abartamadan, gereksiz süslemelerden kaçınmıştır, cümleleri açık seçik ve berraktır.

Itri musikiyle ilgilendiği dönemde Divan Edebiyatı geleneğine uygun şiirler yazdı. Naili ve Nabi’nin etkilendiği şiirlerini besteledi. Gazeller, Naatlar, Nazireler, tarih düşürülen beyitler ve şarkıların yanı sıra hece vezniyle türküler de besteledi. Itri dini ve din dışı konularla ilgili binden fazla eser bestelemiştir. Fakat şiirlerden oluşan divanı kayıptır.

Itrî bir dönem Siyahi Ahmet Efendi’den hat dersi görmüştür. Yazdığı tâlik yazı örnekleri, üstadı Hâfız Post’un eklediği güftelerde yer alır. Itri en büyük başarıyı bestecilikte yakalamıştır. Meydana getirdiği eserler Klasik Türk Musikisini vücuda getirmiştir. Osmanlı döneminde Türk üslubunu oturtmuş, Abdülkadir Merâgi ve Dede Efendi’yle birlikte, Türk müziğinin gelişiminde öncü isimlerden biri olmuştur.

Itrî çalışmalarını büyük bir özenle ve titizlikle devam ettirmiş her fırsatta yapıtlarını zenginleştirme çabasına girmiştir. Din dışı eserlerinin büyük bölümü kayıptır. Dini yapıtları müziğin rengini değiştirmiştir. Müziğini tekke ve cami müziği şeklinde ikiye ayırmıştır. Müezzinlerin ezanda yakaladıkları ahenk, Bayram namazı sırasında okunan Segâh Kurban Bayramı Tekbiri, kutsal emanetlerin ziyaretinde okunan Segâh Sal-ât-ı Ümmiye, Mâye Cuma Salâtı, Gece Salâtı, Segah Mevlevi Ayini, Rast Naat’ı Itri, canlılıklarından hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar gelen en önemli eserleridir.

Bestelerine güfteye göre ahenk veren Itri, ustalığını bütün eserlerinde göstermiştir. Nühüft makamında ki naatından:

“Şöhretim isyan benim, sen af ile meşhursun

Padişah-ı evvelin u kıblegah-ı aharın,

Evvel u ahir, imamül enbiya, mezkursun

Ya Resulullah umarım, diyesin ruz-i ceza

Gerçi cürmüm çoktur amma Itri’ya mağfursun.”

Mehmed Esad Efendi Atrabü’l-âsâr’da onun binin üzerinde murabba, nakış ve kâr bestelediğini söyler. Müberka‘, necd, rekb, selmek gibi bugün tamamen unutulmuş makamlardan çok kullanılan meşhur makamlara kadar bestelediği eserlerine çeşitli el yazması güfte mecmualarında rastlanmaktaysa da günümüze bunlardan çok azı ulaşabildi. 

Cami Musikisine dair eserleri:

  • Segâh Tekbir
  • Segâh Salat-ı Ümmiye
  • Dilkeşhaveran Sala
  • Maye Cuma Salatı
  • Pençgâh Tevşih, “No’la tacım gibi başımda götürsem daim”
  • Rast Tevşih, “Çün doğup tuttu cihan”
  • Nühüft Tevşih, “Sayesi düşmez yere bir böyle nahl-i tursun”
  • Rehavi-Rast Tevşih/Fahte, “İlahî Mefâtihü’l Hûdâ oldu hilâlin ya Resulallah”

Tekke Musikisine dair eserleri:

  • Rast Na’t-i Şerif (Na’t-i Mevlana)
  • Segah Âyin-i Şerif

Klasik Türk musikisindeki kâr formunun örnekleri arasında yer alan ve ünlü İranlı şair Hafız’ın “Gülbün-i iyş mîdemed sâkî-i Gülizar kû?” mısraıyla başlayan gazeline yaptığı neva makamındaki beste onun bestekâr yanının kuvvetini gözler önüne sermektedir. Neva makamındaki bu beste Nevakâr olarak da bilinmektedir.

Klasik musikide küçük formlarda yaptığı besteler maalesef günümüze ulaşmamıştır. Şeyhülislam Esad Efendi’nin belirttiğine göre bini aşkın beste yapmıştır. Ancak birçoğu günümüze ulaşmamıştır.

“Her müslüman gibi şair Itrîde Peygamber’e karşı olan sevgi ve saygısını şu manzume ile dile getirmiştir:”



Sayesi düşmez yere bir böyle nahl-i Tursûn

Mihr-i âlemgîrsin baştan ayağa nûrsun

Târik-i gülzâr-ı âlem, mâlik-i milk-i âdem

Münkirine mahz-ı matem, mü’minine sûrsun

Sensin ol Şeh kim Süleymanlar kapında mûrdur

On sekiz bin âleme hükmetmeğe me’mûrsun

El benim dâmen senin ey Rahmeten lilâlemin

Şöhretim isyan benim, sen afvile meşhursun

Padisah-ı evvelin ü kıblegâh-ı âhirin



Evvel ü âhır imam ül-enbiyâ mezkûrsun

Ya Resulallah umarım diyesin jtiz-i ceza

Gerçi cûrmüm çoktur amma Itrîye mağfursun



“Sofiyane bir nesve ile söylediği bir gazeli. Bu gazele Mevlevî Fasih ile Enis’in nazireleri vardır:”



Bakmazsa rûh-i dilbere a’-da safa nazar

Sen sun’-i Hak’kı eyle temâşâ safa nazar

Mihr u mehe bakar mı cemâlin gören dedim

Baktı dedi ol âyine-sima safa nazar

Tûtî-i âyine-dili ol sine şöyledir

Olsun hezâr bağda guyâ safa nazar

Dil nâzır-ı gubâr-ı derindir dedim, dedi

Caizse kühl-i dide-i bîna safa nazar

Dildar hal ü hatt-ı lebin göterip dedi

Hubb u gubar u bade müheyya safa nazar

Yoktur nazir hüsnüne birdir iki değil

Mislin görürse nerkis-i şehlâ safa nazar

Geh vasi ü gâh hicr ü gehi nuş u gâh nîş

Hal-i cihan böyle azizâ safa nazar

Bu nev zuhur sahid-i nazmın görüp eğer

Itrî nazire derse ehibbâ safa nazar



“Halk geleneğine göre şiir söylemek zevkinin Itrî’de, hattâ Nedim’den bile daha sade, daha samimî bir ifadesi vardır:”



Aşık oldum bin can ile,

Gözlerim doldu kan ile,

Geçti ömrüm hicran ile,

Terk eyledin âhir beni.

Kerem eyle dostum bana,

Dil ü canım verdim sana,

Bakmaz oldun benden yana.

Terk eyledin âhir beni.

Niçin yanıma gelmezsin.

Hatırım ele almazsın,

Semt-i vefayı bilmezsin.

Terk eyledin âhir beni.

Canıma kâr etti elem,

Cürmüm nedir, suçum bilmem,

Ben senin kurbanın olam,

Terk eyledin âhır beni.

Itrî’ye rahm eyle canım,

Nice demdir ki giryânım,

Nedir cürmüm a sultanım,

Terk eyledin âhır beni.



Türk musikisinin en büyük üstadlarından biri olan Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi; Salim tezkiresinde Itri için “musiki ilminin hocası, musiki ilminin şeyhi, şiirin Nizami’si ve Hakkani’si” diye övmüştür.

Klâsik Türk müziğini kubbe kubbe coşturan, yücelten, ilâhî bir ses, bir nefes olup gönülleri büyüleyen büyük Türk bestekârı Itrî, Anadolu’yu aydınlatan Kültürümüzün Yıldızları arasındadır.



Ali Alper ÇETİN

Araştırmacı

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Kaynakça:

https://www.ilimvemedeniyet.com

http://www.osmanli.site  

http://www.mutriban.com

Mehmet Önder: Anadolu’yu Aydınlatanlar, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, 1998 Ankara

Comments powered by CComment

About the Author

Ali Alper ÇETİN

More articles from this author

OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
SUYUN LİSANI
Suyun lisanı vardır. Hatta lehçelere de ayrılır su, zaman zaman…Büründüğü renge göre anlayabilirsiniz kullandığı dili. Dalgalarına da bakınca ruh dünyasını tahlil edebilirsiniz. Su…Hayatın çözülemeyen sırlarından birisi. Yerine başka bir varlığın asla tercih edilemeyeceği baş tacımız. Olmazsa...
İnstagram Hesabımıza Bekliyoruz
https://www.instagram.com/edebiyatdunyamizcom/
prev
next

“ Bir Türk’le Türkçe’den başka bir dille konuşmak, bana adeta bir günah gibi geliyor.” Johan Vandewalle ( Belçikalı Dil Bilimci ) Bozkır göçerlerinin dilidir Türkçe, bozkır kadar saf, sade ve gerçek. Türkçe, bülbül sesidir duyulduğunda kalbi yeni heveslerle kanatlandıran. Bir sabah esintisidir, atlı yiğitlerin bozkır ikliminde seslendirdiği. Türkçe, Orhun nehrinin soğuk sularını yüzünden öpen salkım söğüt yapraklarının mutluluk türküsüdür. Türk ruhunun güzelliğine açılan kapısıdır Türkçe.

Şair ve yazarlar vücuda getirdikleri eserlerle yaşadıkları döneme ayna tutarken, sonraki nesillerin de hafızası olurlar. Klasik Türk şiirinde de şairler beş duyuyla algıladığı her şeyi, yaşadığı çağın insan, mekân ve zaman tasavvuru, fiziki ve sosyal çevre, dinî hayat, tarihî hadiseler, tababet vb. alanlardaki gözlem ve birikimini mecazlar dünyasında belâgât ve ahenk unsurlarıyla besleyerek sayısız eser kaleme almışlardır.

Melendiç nedir? Gölgesinde neler olmaktadır? Metin Savaş "Zemheri Kuyusu etrafında kurduğu gizemli dünyanın insanlarına bu kez dokuz dallı Melengicin altından sesleniyor; taptaze bir nefes ve yepyeni sözlerle. Mahalli ile evrensel, kadimle aktüel, tarihle an buluşuyor. Perde aralanıyor; birbirine kayıtsız kaldığı zannedilen alemler birleşiyor. Köhne bir konak... Konağı sarıp sarmalayan bir mahalle... Mahalleyi sarıp sarmalayan bir yatır...

Başlangıcı XVI. asra dayanan ve tarih sahnesinde kesintisiz süreklilik göstermek kaydı ile günümüze kadar ulaşan âşık edebiyatı ve geleneği Türk edebiyatı ve kültürünün en verimli alanlarından biridir. İçinden geçtiği her asırda asrın ruhuna ve yapısına, sosyo-kültürel yaşam döngüsüne bağlı olarak çeşitli kültür ortamlarına adapte olan gelenek XVI. asırda başlayıp, XVII. asırda oluşumunu tamamlamak sureti ile zirveyi yakalamış; günümüze kadar çeşitli tesirler altında, bazen parlayarak bazen...

Sıdk ile terk edelim her emeli her hevesi Kıralım hâil ise azmimize ten kafesi İnledikçe eleminden vatanın her nefesi Gelin imdâda diyor bak budur Allah sesi Bize gayret yakışır merhamet Allah'ındır Hükm-i âti ne fakirin ne şehinşâhındır Dinle feryâdım kim terceme-yi âhındır. İnledikçe ne diyor bak vatamn her nefesi

Öğretmen ; öğrencisinin sevincine tebessüm,hüznüne gözyaşı olur.Öğretmen çorak topraklarda gül bahçeleri kurar.Öğrencilerini vatan coğrafyasında bahar çiçekleri gibi elvan elvan açtırır. Öğretmen,al bayrağın dalgalanışındaki nazlı edayı öğrencilerine öğretirken; ‘’Ne harabatız ne harabatiyiz Kökü mazide olan atiyiz’’ diyerek geçmişten geleceğe görkemli köprüler kurar. Öğretmen bilir ki; "mazisi yıkık milletin atisi olamaz.’’ O,mensubu olmakla gurur duyduğu Türk milletinin tarihi, kültürü ve...

"Orada bir köy var uzakta,o köy bizim köyümüzdür"ü çocukluk çağlarında duymayan kişi yok gibidir.Peki bu cümle bize neyi anlatır?Gitmediğimiz,görmediğimiz yerler bizi neden ilgilendir-mektedir?Bu sorunun cevabı aziz milletimizin şanlı tarihinde yatmaktadır.Milletimiz tarihsel süreç boyunca kendi öz damgasını Dünya’nın dört bir tarafına nakış nakış işlemiştir.Bu eserler sadece birer mimarlık eseri değil bulundukları coğrafyada milli kimliğimizin apaçık kanıtıdır. Konuya bir de bugünün gözünden...

Ey sonsuzluğun sahibi, Sana Ulaşmak istiyorum Güneşimi kapatmayın Beton çok soğuk, üşüyorum ( M.Y. ) Bir eylül soğuğunda almışlardı O’nu, tıpkı diğer serviler gibi. Çile doldururken buz gibi zeminde, o yiğit alın eğilmemişti. Yukarıdaki mısralar o vakit dökülmüştü dudaklarından. Bizim neslin abide şahsiyetlerinden biriydi O! Hep mahallenin “güzel kızı” olmuştu. Kırgındı belki, ama ayağında demir çarık, elinde demir asa memleket yollarında tüketti ömrünü.

Gönül Dağı belki bir Kaf Dağıdır, aşk ise Anka Kuşu. Kimin başına devlettir bilinmez. Mühür gözlümüzü esen yelden kıskanırız, rüzgârı yabana değmesin diye. Gözleri kuyu kuyu Yusuf'lar eşilidir onun, hele bir düşmeye gör. Zülüfleri yüzüne dökülür ama kement olur yanımızı, yöremizi bağlar. "Açma zülüflerin ellere karşı" deriz kıskançlığımızdan. Şu garip halimi bilenler bilir, bilmeyenler zaten öte dursun. Dünya yalandır, kaş çatsan da gelir geçer. Suçumuz varsa da sevdiğimizedir bizim. Gün olur...

Çağların ötesinden billur billur süzülüp gelen bir sanat müziğimiz var. Türk sanatının, Türk zevkinin incelikleriyle bezeli bu müziğin tarihi gelişimi içinde, ölümsüz eserler yaratan nice ustalar var. Büyük Şairimiz Yahya Kemal “Eski Musiki” adlı güzel şiirine şöyle başlar: Çok insan anlayamaz eski musikimizden, Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden. Açar bir altın anahtarla ruh ufuklarını Hemen yayılmaya başlar sadâ ve nûr akımı… Yahya Kemal bu şiiriyle Türk sanat müziğinin enginliklerine...

Sevda için, yürekte bulunan siyah bir lekedir, derler. Peki, türlü türlü sevdadan hangisine aittir bu renk? Ateşten gömlek ise sevda, giyilen, Yûsuf’un mudur, Züleyha’nın mıdır? Bu yol ayrımında; aşk yolunun seyyahı, bağrında sevdanın siyahı ile yürür ve daima “havf ü recâ” (korku ve ümit) arasında çarpar yüreği. Çünkü budur sevdanın gereği. Farklı ırmakların bir ummana dökülmesi gibi, aşk menziline varan türlü türlü yollar keşfetmiştir aziz milletimiz. Kendi içinde gidecek yer bulamayan...

"Türkiye'de şeytan giderek güçleniyor Size Türkiye'nin en iyi romancılarından birinin lise mezunu bile olmadığını söylesem... İstanbul, Ankara ya da İzmir'de değil, Anadolu'nun küçük bir şehrinde yaşadığını... Yazdığı hemen her roman ödül aldığı halde iş arkadaşlarının, komşularının, hatta bazı akrabalarının onun yazar olduğunu bilmediğini... Evet! Böyle biri var. Adı Metin Savaş. Balıkesir'de yaşıyor. Yıllarca Zağnos Paşa Camisi'nin karşısındaki küçük bir büfeyi işletti. Hiç evlenmedi....

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

×

Hata

There was a problem loading image bt04QHvHoiV-vz4oc1F8nYvvuibl04zQuwSzUuSenAnh9d3SmJv5iulrCYslW13t-DndEaQ2QYkJp20RqlpxEIEAwkxTpwqAW9IMCBRDzhYN8mH6aE5_X2tlslcKI5QiWj_frAnlQiyC6QexB83lbHk.

There was a problem loading image saliha%20malhun.jpg

There was a problem loading image Glehri.png

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech