Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Metin SAVAŞ">
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%

eskievAhmet Hamdi Tanpınar “Huzur” romanında şöyle der: “İnsanın sevdiği bir ev olunca kendisine mahsus bir hayatı da olur.”[1]Biz insanlar için “ev” bir kâinattır. Her birimizin muayyen ve şahsî evrenidir ev. Evimizdeki yaşayan veya ölmüş bütün kişiler ve bütün eşyalar, hâtıralarla beraber, kendimize özgü evrenin birer unsurları olmanın da ötesine geçerek, varoluşumuzu neredeyse mümkün kılan kodlar gibidir. Ev daima yuvarlaktır. Mitolojideki ebedî döngüye yaslanırcasına yuvarlaktır. Bozkırlı Türk kavimlerinin yurtları da toparlaktır ki Anadolu Türkçesinde bunlara “topak ev” denmektedir. Evin yuvarlaklığının kolektif şuur altımızdaki biçimlenmişliği olarak biz bugün hâlen daha “apartman dairesi” diyoruz. Eski zaman evlerimiz de, sefertası şeklindeki apartman konutlarımız da dört köşe olduğu hâlde daima dairedir. Algımız bu yöndedir. Henri Bosco bir yapıtında ev mefhumunu fevkalâde idealize eder: “Ev, dişi bir kurt gibi üstüme kapandı, kokusunun zaman zaman anaçlıkla kalbime kadar indiğini hissediyordum. O gece, ev hakikaten benim annem oldu.”[2]

Ev dişidir. Hayat ağacının iyesi olan Umay Ana kendi çocuklarının beşiklerini o ağacın dallarına kuruyor. Çünkü yuva beşiktir. Türklük evreni bağlamında ev bizim minyatür Ergenekon’umuzdur. Ev tabiatıyla anne rahmidir. Her evin kendine has kokusu olduğunu hep biliriz. Bu özgün koku evin has kadınından neşet eder. Evsizlik yurtsuzluktur. Şu hâlde evsizlik hem gurbete düşmektir hem de vatansızlıktır. Ev mikro vatandır. Baba-yurt demiyoruz da anayurt veya anavatan diyoruz. Nişan sözcüğü “işaret ve hedef” anlamlarını barındırıyor. Kız ile oğlanın nişanlanması demek müstakil bir evi hedeflemek ve o müstakil eve işaret etmek demektir. Nişanlanmanın mutlu sonuysa evlenmektir, ev sahibi olmaktır.

Cengiz Aytmatov’un anlatıcı karakterlerinden biri der ki: “Kendimize ev yaptık, sağılacak koyunlarımız oldu, kısacası biz de insan gibi yaşamaya başladık.”[3]Apaçık görüyoruz ki “mekân” insanlaşmanın şartlarından biridir. Hayvanlar doğal barınaklarında barınırken biz insanlar ise çatılmış yani inşa edilmiş mekânlarımızda yaşarız. İnşa etmek medeniyet göstergesidir. Bu nedenle insanız. Her ne kadar “baba ocağı” desek de “ev” dişildir. Baba ocağı söylemi dışında eve ilişkin başka bir eril ifade yakalamak güçtür; bütün metaforik söylemler evin dişiliğine göndermede bulunmaktadır. Çocuklar “evli evine, köylü köyüne, evi olmayan sıçan deliğine” diyorlar çünkü evsizlikle insanlıktan kopmayı bir tutuyorlar. Hayvanların evi yoktur ve hayvanlar inlerinde, deliklerinde, kuytularda barınırlar. Kuşların yuvaları ise inşa edilmiştir. Yuvayı daima dişi kuş yapar. Herhalde bu nedenle Umay Ana kendi çocuklarının beşiklerini mağaraya değil de hayat ağacının dallarına (kuş yuvalarına) kurmaktadır.

Dişi kurt olarak ev doğduğumuz ve emzirildiğimiz mekândır. Şimdi söyleyeceğim şey fantastik veya atmasyon kaçabilir ama gebe kadınları doğurtan kişilere “ebe” dememizin “ev” kavramıyla bağıntısı var mıdır diye kendime sormaktayım. Malum olduğu üzere “ev” kelimesi eski Türkçede “eb” şeklinde idi.

Nihad Sâmi Banarlı bakınız “Beton Yığınları” başlıklı yazısında ne diyor: “Biz evlerimizi; biz oturma yerlerimizi yeniden hür havalı, geniş ufuklu; rûha anne tabiatın iyiliğini ve olgunluğunu duyuracak yerlere nakledersek, çocuklarımızın rûhunda da pekâlâ öteden beri böyle yerlerde yaşayan insanlara mahsus duygular, ahlâklar gelişecektir. Aksi takdirde bu beton yığınlarının, bu birbirinin mahremiyetinde yaşayan insan topluluklarının ruh ve vücut sıhhatlerini aynı yerlerde sağlamak gittikçe daha zorlaşacak, belki de mümkün olmayacaktır.”[4]Banarlı burada, inşa edilmişliğine rağmen tabiat ananın bağrından büsbütün kopmamış, şehirlerde inşa edilmişliğine mukabil beşer psikolojisini zedelemeyecek olan bağlı bahçeli evlerden dem vurmaktadır. Beton yığınlarındaki meskenlerimiz ismen hâlâ dairedir ama ufuksuzdurlar. Apartman daireleri dişi bir kurt gibi üstümüze kapanmıyor, kapanamıyor. Dindarların cennet algısında apartman mefhumuna yer yoktur. Köşkler, konaklar, bağlar, bahçeler ve ırmaklar şeklinde tahayyül ediyoruz cenneti. Dişi kurdumuzun bizi götürdüğü Ergenekon olarak tasavvur etmekteyizdir cennet bahçelerini. Çünkü bizler iç dünyalarımızda cennet ağacındaki birer yaprağız. Ağaçtan düşen her yaprak bir kişinin ölümüdür. Fakat o düşen yaprak toprakta çürüyor, bizi geldiğimiz esas yere geri götürmüş oluyor. Bir eski zaman evi yıkıldığında ise hâtıralarla beraber bir aile ölüyor. Diyebiliriz ki “apartman” insan rûhuna ters düşmektedir.

Sâmiha Ayverdi “esef olunur ki memleket, inkılâpçılığın da muhafazakârlığın da felsefesini yapabilecek ilmî ehliyeti hâiz, üstün insanlardan mahrumdu,”[5]demektedir. Onun bu sözünde ne muhafazakârlığı kutsamak vardır ne de inkılâpçılığı körü körüne reddetmek vardır. Sistematik düşünüş kabilinden tefekkür ile insanlığımıza ters düşmeyecek yeni bir yaşayış arayışının gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Çocuklarımızın rûhuna sinecek tabiat ananın olgunluğuna lâyık yeni bir ahlâk arayışını Banarlı’da da görüyoruz. Ayverdi, “eğer temeller kaymamış, kökler kurumamış olsaydı, gene aynı topraklarda daha nice İbrahim Efendi konakları yeşerir, boy atar, çiçeklenir ve içinde doğup büyüdüğü medeniyet dünyasına rengini kokusunu, ihtişamını salmakta devam ederdi,”[6]diyor. Banarlı’daki tabiat ana Ayverdi’de kökler ve toprak metaforuyla karşımıza çıkmaktadır. Değişerek devam etmenin kaçınılmazlığı karşısında tarihsel akışın içindeki sağlam duruşumuz ancak dişi kurdun öğretisine kulak vermekle mümkün olacaktır.

“Ev” bir efsanedir, bir masal ülkesidir. Mikro vatandır, şahsî kâinatımızdır demiştik zaten. Evin tavan arası da bodrumu da karanlıktır ama o iki karanlığın arasındaki birkaç odalı mekân aydınlıktır. Kaosun orta yerindeki kozmostur ev. Yaşadığımız yerdir. Ev hayattır. Bize can veren, bizi emzirip büyüten dişi kurt ile ev özdeştir. “Ev,” diyor Gaston Bachelard, “bizim dünyadaki köşemizdir. Çok kez söylendiği gibi, ilk evrenimizdir. Ev, gerçek bir kozmostur. Kendi içselliği içinde ele alındığında, en mütevazı ev bile güzel değil midir?”[7]

Bizim insanımız şöyle demeyi sever: “Evim evim, güzel evim.” Ve bizim insanımız şunu da hep söyler: “İnsanın evi gibisi yok.”

Çünkü ev hürriyettir. Bir gazeteci Londra varoşlarındaki işçilerin sefil konutlarını ziyaret ediyor, burada nasıl yaşayabiliyorsunuz diye soruyor, evin babası şu karşılığı veriyor: “Evet, evimizin çatısı akıyor, camlar kırık, içeriye rüzgâr giriyor ama evimize kral giremiyor.” Çünkü ev mahremiyettir ve orada padişahın hükmü geçersizdir. En azından böyle olması umulur. Adalet buradan başlar. Her şeyin başlangıcıdır ev. Yaşantılarımızın başladığı yerdir.

Dipnotlar

[1]Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur, sayfa 34, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul, tarihsiz

[2]Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası, sayfa 76, İthaki Yayınları, İstanbul 2013

[3]Cengiz Aytmatov, Toprak Ana, sayfa 16, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2015

[4]Nihad Sâmi Banarlı, İstanbul’a Dâir, sayfa 88, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 1986

[5]Sâmiha Ayverdi, İbrahim Efendi Konağı, sayfa 21, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 1999

[6]İbrahim Efendi Konağı, sayfa 430

[7]Mekânın Poetikası, sayfa 34

Comments powered by CComment

About the Author

Metin SAVAŞ

More articles from this author

OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
SUYUN LİSANI
Suyun lisanı vardır. Hatta lehçelere de ayrılır su, zaman zaman…Büründüğü renge göre anlayabilirsiniz kullandığı dili. Dalgalarına da bakınca ruh dünyasını tahlil edebilirsiniz. Su…Hayatın çözülemeyen sırlarından birisi. Yerine başka bir varlığın asla tercih edilemeyeceği baş tacımız. Olmazsa...
İnstagram Hesabımıza Bekliyoruz
https://www.instagram.com/edebiyatdunyamizcom/
prev
next

Oryantalizm (şarkiyatçılık), malum olduğu üzere, Doğulu toplumları çeşitli yönlerden inceleyen bilim dalıdır. Bu kavramın TDK Türkçe Sözlük’teki karşılığı Doğu Bilimi şeklindedir. Pragmatist ve benmerkezci Batı aklının kurup geliştirdiği Oryantalizm, gerçekçi bir ifadeyle söylersek, masum bir bilim dalı değildir. Oryantalizm’in hedefi Doğulu toplumları çözümlemek ve çözmekten ibarettir. Çözmek fiilinin Türkçe Sözlük’teki anlamlarından biri şöyledir: “Bir problemde aranan sonucu, belli öğeler...

K apılar ardı sıra kapandı. Arabaya en son binen şoför, aceleci tavrı nedeniyle biraz geç de olsa kontağı bulup marşa bastı ve hızlı bir manevrayla makam aracını hükümet konağının avlusundan çıkardı. Arkada oturan taze kaymakam Cavit Bey yaverine bir işaret çaktı.-Kaymakam pek konuşmaz, genellikle işaret diliyle emir verirdi.- Bu sabah ellerine “Acil” koduyla ulaşan valinin emrini istiyordu. Parmaklarını yeni tıraşlanmış olan küçük çenesinde dolaştırarak yazıyı tekrar okudu. Çare yoktu. Vali,...

“Ah o 20. asır yok mu!” diyordu Mehmet Akif. “Ne kadar gözdesi varsa hakkıyla sefil” diyordu. 21. asrı görseydi acaba kim bilir daha neler neler derdi! Kesinlikle çok daha ağır ve muhakkak doğru konuşurdu. 21. asırda insanlığın durumu; hayra ve barışa giden yolları tıkayan, güzellikleri yıkan, ar damarı çatlamış, azgın bir selin içinde akıntının tersine yüzen damlanın durumu gibidir. İnsana, insanlığa dair bütün değerleri boğan bu sele sorsanız akıntının tersine yüzen damlalar uyumsuz,...

Avrupa kaynaklı bir edebiyat dalı olan roman sanatının başlangıcının 1605 tarihli Don Kişot anlatısı olarak kabul edildiği malumdur. Roman türünün kadim bir hikâye anlatma geleneğine sahip Şark dünyasından değil de Batı coğrafyasından çıkmış olmasının birtakım sebepleri vardır. Fakat şu an okumakta bulunduğunuz yazının konusu bu olmadığı için roman sanatının doğuşuna dair bahsi es geçeceğim ve doğrudan doğruya asıl konuya gireceğim. İnziva Dergisi’nin editörü Muhammed Büyükköroğlu’nun talebi...

Yıldırım GÜRSES Saygı ve rahmetle anıyoruz. Yıldırım Gürses, 21 Ocak 1938 tarihinde Bursa’da doğmuştur. Babası Ziraat Bankası memurlarından Nasuhi Bey ve annesi Müeyyet Cevriye hanımdır. Ablasının adı Cahide’dir. Babası ud çalar ablası söylerdi. Bu da küçük Yıldırım’ın ilk müzik eğitimi oluyordu. Bu arada şarkı söylemeyi, usul ve uslubü öğreniyor ve biraz da kanun çalıyordu. İlk okula babasının tayin olduğu Bursa Yenişehir’de başladı, sonra yine Bursaya gidince orada devam edip Çelebi Mehmet...

“Bildik gelenler geçmiş, Konanlar geri göçmüş” Yunus Emre Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Hayat da böyle değil mi? İster yaşanan an, isterse yaşanmış ve hatırımızda kalan kısmı; ikisi de, hayatın kendisi değil mi? Zaten hayat da farkında olunandır, olunmayan değil. Hatta hatıra olarak yaşanan hayat; çoğu kez, farkında olunmadan yaşanan hayattan daha sahici, daha gerçek olabilir.

Sanata bakışını “demek istemek” şeklinde özetleyen Mungan’ın sanat aracılığıyla varmayı umduğu menzil anlaşılmaktır. Bir şeyler anlatabilme telaşı yanında nitelikli bir dilin izini takip etmekten kendini alamamış Mungan herkesin anlayabileceği bir üslubun peşinde de değildir. Anlamı çarpıtmadan iletmeyi yeğlemiş Mungan, şiirin müzik disiplinine yakın bir çerçevede yorumlandığı anlayıştan uzak bir tutumu tercih ettiğinden şarkı sözlerini herhangi bir şiir kitabına almamıştır. Bu durumu türler...

Cengiz Dağcı’nın eserleri ile tanıştığım lise yıllarında (1970'li ) okuduğum ikinci muhteşem romanı “Yurdunu Kaybeden Adam” dı (1). Yurdunu, vatanını kaybetmek, dertlerin, kederlerin en büyüğüdür. Hayatında aileleri veya kendileri “ muhacir” olmuş insanlar vatan kaybını iyi bilirler. Hürriyetin kıymetini, esaret altında başka devletler için çalışan, asker olan, çarpışanlar anlar. Türkiye, Kırım Türklerinin gözünde daima “Ak Topraklar” olmuştur. Fakat, aziz vatanımızı bekleyen tehlikeleri...

“TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR” ÜZERİNE Mustafa AKSOY ile Söyleşi Söyleşi: Ahmet VURGUN Kültür tarihimizde pek çok boşluk söz konusudur. Özellikle söz konusu etnografya eserleri olduğunda bu daha açık bir şekilde kendini gösterir. Bazen halılarda, resimlerde gördüğümüz, bazen evlerin dış cephelerinde karşılaştığımız maddi kültür unsurları olan işaretler, damgalar, motifler yani kısacası Türk kültür tarihinin etnografik eserleri hakkında, sosyolog Mustafa Aksoy tarafından kapsamlı bir çalışma...

Egemen Çağrı Mızrak Kimdir? 1978 yılında doğumdu. Orta ve Lise öğrenimini Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi’nde (İstanbul/Üsküdar) tamamladı. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek Lisansını, 2002-2005 tarihleri arasında Marmara Üniversitesi Türkiyat Araş- tırmaları Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Genel Türk Tarihi Bilim Dalı programında yaptı. Prof. Dr. Hüseyin Salman danışmanlığında savunduğu, “Peter B. Golden’ın...

Sâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç, gereç ve âdetlerini, içkiyle uzaktan yakından ilgili pek çok düşünce, duygu ve kavramı bazan tasavvufî, bazan dünyevî olarak bir bütün hâlinde ele alıp işleyen şiirlere Nizâmî’den bu yana sâkînâme 1 2 denilmeye başlandığı görülmektedir. Arap şiirinde olsun, İran şiirinde olsun İslam öncesi, içki ve içki meclisleri şiire sık sık konu olmuşlardır. Câhiliye dönemi şâirlerinin hemen hepsi şarabı terennüm etmişlerdi 3....

Ben, Türk romanının, Türk eserlerinin sinemaya yansımasını kısaca anlatacağım. Daha çok da TRT’de yaptığımız tarih belgesellerindeki canlandırmalar ve bunlardaki tecrübelerden bahsedeceğim. Biliyorsunuz Türk sinemasında ne yazık ki çok nitelikli uyarlamalar çok fazla değil. Elbette çok uyarlama yapıldı.

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech