Perşembe 4 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 10 - 19 dakika)
Bunu okudun 0%

buyuk kafkas surgunuRus çarlığı, asırlarca coğrafî konumu gereği, önce Karadeniz'in kuzeyini ele geçirmek sonra da batıda Türk boğazlarına ve Balkanlara, doğuda Kafkas­ya'ya hakim olarak güneye inme siyasetini takip etmiştir. Ancak, Kafkasya, Rusya'nın Anadolu, İran ve Suriye'ye inişini engelleyen doğal bir settir. Kafkasların bu özellikleri ile Ruslar için askerî ve ticarî bir önemi vardır. Bu nedenle Rus çarlarının çoğu bu geniş ve verimli sahayı Ruslaştırmayı ve ahalisini kendine bağlamayı ilke edinmişti. 


Rusya, 1552’de Kazan’ı ve 1556’da Astrahan'ı hakimiyeti altına aldıktan sonra Kuzey Kafkasya'ya doğru ilerlemeye başladı. Bu iki hanlığın zabtın­dan sonra Ruslar, Kabartaylar üzerine yoğun taarruz hareketine başladılar. Bu taarruzlar neticesinde bölge işgal edildi. Osmanlı Devleti, 1774 Küçük Kay­narca Antlaşması'yla Kırım'ın bağımsız olması yanı sıra Kabartayların Rusya'ya terk edilmesini de kabul etmek zorunda kaldı. Böylece Rusya Kuzey Kafkasya'ya sokulmaya başlayınca 1777’de Rus-Çerkes çatışması patlak verdi. Ruslar, Kırım ve Kuzey Kafkasya'da askerî harekâtın yanı sıra kolonileştirme faaliyetine de giriştiler. Rus kolonileştirme metodu: Askerî harekât sonrası işgal edilen sahalara kaleler inşa etmek ve çevresine Kozakları (Rus Kazakları) ve Rusya'nın içerilerinden getirtilen Rus göçmenlerini iskân etmekti. İlhak
sonrası Kuban bölgesindeki Müslümanlar genel bir kıyıma maruz kaldılar.
1832 yılında Kuzey Kafkasya'da tüm bölgeyi boydan boya birbirine kaleler ve çiftçi Hı-
ristiyan topluluklarla bağlayan ünlü Kozak Hattı tamamlanacaktır. Öte yandan, Ortodoks kilisesi vasıtasıyla bölge halkının bir kısmı Hıristiyanlaştırılacak ve özellikle Osetlere karşı misyonerlik faaliyetleri yürütülecekti. (2,3)
Kuzey Kafkasyalıların ilk örgütlü direnişi, 18. yüzyılın sonlarına doğru Dağıstanlı Şeyh Mansur tarafından gerçekleştirildi. Şeyh Şamil döneminde Dağıstan ve Çeçenistan'ın bütününü etkisi altına alacak olan Müridizm (Gazavat) hareketini de başlatmış oldu. Asıl adı Uçerma (Ruslar Uçurma der) olan Şeyh Mansur, Ruslara karşı beş yıl savaştıktan sonra 1791 yılın­da tutsak edilerek Petersburg'a götürüldü ve 13 Nisan 1791'de de idam edildi. 1790'a kadar İmam Mansur'un yönetiminde Çerkes kuv­vetleri ve Rus orduları savaştılar. 16 Şubat 1801'e gelindiğinde Rusya, Gürcistan'ı ve Abhazya'yı ilhak ettiğini açıkladı. Bu tarih­ten sonra Rusların Kafkasya'da hâkimiyeti daha da artmaya başladı. (1)
Kafkasya Dağlılarının İstiklâl Mücadelesinde Müslüman din adamları önemli rol oynadılar. Özellikle, Çerkesya'daki halkın özgürlüklerine düşkünlüklerinde İslamî duruş önemli bir mevzi sağladı, 19. yüzyılda Rusya'nın Kafkasları işgal etmesini yıllarca geciktirdi ve Kafkasya halkları arasında birlik ve dayanışma oluşturulmasına vesile oluşturup, Ruslara karşı ortak kimlik özelliği vererek Kafkas halklarının “Birleşik Kaf­kasya” ideali etrafında toplaşmasını sağlamada alternatif mey­dana getirdi. (1)
1829 tarihi, Kuzeydoğu Kafkasya'da başlayan aynı zamanda Kafkasya'nın özgürlük mücadelesinde önemli dönüm noktalarından biri olan “Gazavat” savaşlarının da başladığı tarihtir. Aynı zamanda Çarlık Rusya'sının ordularına karşı dire­niş, zamanla birkaç kabilenin direnişi olmaktan çıkıp tüm Kuzey Kafkasya'nın özgürlük savaşına dönüşecek yeni bir dönemin adıdır. İmamların öncülüğünde yavaş yavaş bütün Kafkasya'ya yayılan özgürlük savaşı, cesareti, halkları harekete geçirmedeki ustalığı, politik ve taktik yeteneği ile Şeyh Şamil bu hareketin en kıdemli ve en karizmatik önderi oldu. (1)
İmam Gazi Muhammed, 1829’da Kafkasya özgürlük Mücadelesinden en etkili Gazavat (Ruslara karşı cihad) hareketini, arkadaşı Şamil’le Dağıstan'da  başlattı. 1832’de Gazi Muhammed, Ruslar tarafından Gimri’de şehid edildi. Şamil son anda kurtuldu, aylarca yaralı yattı. İmam Hamzat, Gazi Muhammed’in yerine geçti. O’nunda 1834’de Hunzah’da Cuma namazı kılarken şehit edilmesinden sonra, İmamlığa Şamil seçildi. Ruslara karşı yaklaşık 25 yıl mücadele verdi. 1834 tarihinden itibaren Dağıstan'da, Çeçenistan'da, Osetya'da, Karaçay ile Kabardey'de ve Batı Çerkesya'da ortaya çıkan kurtuluş mücadeleleri ortak ulusal karakter kazandı. (5)
1848'de Şamil'in naibi Muhammed Emin, Kuzeybatı Kafkasya'da faaliyet gösterdi. Muhammed Emin, Şamil'e bağlı ama gerçekte tamamen adige geleneklere göre yönetilen bir yönetim biçimi kurarak önemli bir başarı sağladı. Onun sayesinde, halk, sömürgeciliğe ve baskılara karşı olduğu için “Gazavat” bayrağı altında Ruslarla mücadele etti. (1)
Kafkasya'da bütün bunlar olurken. Batılı devletler ve Osmanlı da olayları yakından takip ediyordu. Artık Avrupa, Kaf­kas-Rus Savaşı'nın acımasız ve haksız olduğu kadar, kanlı ve dengesiz olduğunu iyice anlamıştı. Fakat İngiltere kendisinin Uzak doğuda menfaatleri için kuzey Kafkasya ile ilgilenmekte, Rusya ile arasının açılmasını istememekte idi. Osmanlı ise mağlubiyetler sonucu; Türk-İslâm coğrafyasının dört bir yanından gelen göçler karşısında elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Fakat bu gaileler ile baş edecek gücü yoktu.
Rusya, Kırım Savaşı (1853-1856) sonrasında kendisini Kafkasya'da tamamen serbest hissetti. Kafkas topluluklarına karşı uzun yıllar sürecek olan taarruzlarını artırdı. Şeyh Şamil’in 1859 yılında teslim olma­sıyla Müslümanların Ruslara karşı yaptıkları savunma harekâtı kuvvetinden çok şey kaybetti. Bu tarihten sonra mücadele bir süre daha devam ettiyse de genel direniş 1863-1864 yıllarında sona erdi. Osmanlı ülkesine Çerkes göçü esasında 1829 Edime Antlaşması'ndan sonra başlamış ve 1860'larda ivme kazanmıştı. Fakat sayıları yüz binlerle ifade edilen Çerkes kafilelerinin toplu göçünün başlaması 1864 yılına denk düşmektedir. Bu tarihten itibaren Kafkas­ya'dan Anadolu'ya ve Rumeli'ye yönelik kitle göçleri yeniden başladı. (2,3)
1860'a kadar Rus memurları Kafkas toplumlarının göçlerini memnuniyetle karşılı­yorlardı. Baskı, tahsil edilen ağır vergiler ve Sibirya'ya yapılan sürgünler göç hareketlerini hızlandırmıştı. Osmanlı Devleti kendisine sığınan Kafkas göçmenlerini Anadolu ve Rumeli'ye yerleştiriyordu. Oysa Rusya ileriki yıl­larda Tuna'dan Ege denizine kadar uzanan sahada kendine bağımlı bir Bul­garistan kurmayı plânlamıştı. Bu nedenle, Kafkas göçmenlerinin bir kısmı­nın Tuna'nın güneyine yerleştirildiğini gören Rusya, derhal Kafkas politika­sını değiştirdi. Yeni plâna göre, yerli ahali zorla Kafkasya'da tutulacak ve hıristiyanlaştırılacaktı. Yahut hıristiyan olmayanlar Osmanlı topraklarına gitmeye mecbur bırakılacaktı. (2,3)
Ruslar Çerkeslerin vatanlarından sürülmelerini düzenle­mek amacıyla 10 Mayıs 1862'de bir komisyon oluşturdular. Resmi olarak Kafkasya'dan yerli halkların Osmanlı topraklarına sürülmesi, 1862 yılında işte bu Kafkas Komisyonu'nun konuyla ilgili kararı onayladıktan sonra, askeri ve siyasi bir önlem olarak uygulandı. Bu dönemden sonra da artık Çerkesler için ölüm ka­lım savaşları başladı. Çar döneminin şoven tarihçisi R. A. Fadayev bu döneme ilişkin olarak 1865'te şöyle yazdı: “Çerkes toprakları devlete lazımdı, onların kendilerine ise hiç gerek yoktu.”
Bu karardan sonra Çarın orduları işgal edilen top­raklardaki halkları planlı bir şekilde ve bir daha toparlanamayacak şekilde toptan yok etmeye, imha etmeye başladılar ve yerlerine Rusları veya Rus Kazakları yerleştirmeyi yoğunlaştırdılar.

Çerkeslerin nasıl topyekûn imha ve sürgün edildikleri bir başka rus askeri hatırasında şu şekilde kayda geçilmişti: Savaş son de­rece amansızsa cereyan ediyordu. Biz geri dönülmesi imkansız bir tarzda ve askerin bastığı her toprak parçasını son ferde kadar Çerkeslerden temizlenerek adım adım ilerliyorduk. Kar erir erimez ve ağaçlar yeşermeden önce yüzlerce köyleri ateşe veriyorduk. Ekinler atlara yediriliyor veya çiğnetiliyordu. Köy nüfusu gafil avlandığı takdirde, derhal asker korumasında en yakın Kazak köyüne götürülüyor ve daha sonra Türkiye'ye sevk ediliyordu. Bizim yaklaşımımız sırasında boşalan kulübelerde çoğu zaman masanın üzerinde içinde kaşığı ile beraber henüz soğumamış lapaya, üstünde iğne takılı tamiri yarıda kalmış elbiselere, döşemeye yayılmış bir şekilde bırakılan çeşitli çocuk oyuncaklarına rastlıyordu. Fakat bezen askerlerimizce canavar­lığa kadar varan hunharca hareketler de yapılıyordu. (1)
Amerikalı bilim adamı Justin McCarthy Ölüm ve Sürgün isimli eserinde şu acı hatıraları nakleder: “Kendisi de Kafkasyadaki kıyıma tanık olmuş bulunan [ünlü yazar] Kont Lev Tolstoy, Kafkasyadaki müslüman köylerinin Ruslarca işgalini şöyle anlatıyor: “Avul'lara (köylere) gece karanlığında dalıvermek âdet edinilmişti; böylece, tam baskına uğramış olan kadınlar ve çocuklar kaçacak zaman bulamıyordu ve gece karanlığının örtüsü altında Rus askerlerin, ikişer üçer, evlere girmesini izleyen dehşet sahneleri öylesineydi ki bunları hiçbir resmî rapor görevlisi [raporunda] aktarmağa cesaret edemezdi”.
“Ruslar, Çerkesler için kendi köylerinde yaşam sürdürmeyi imkansız kılacak bir saldırı ve zulüm dizisine başvurdular. Köyler önce talan ediliyor, arkasından yakılıp yıkılıyordu. Sürü hayvanları ve yaşam sürdürebilmek için gerekli başka her şey, halkın elinden alınıyordu. Rusların benimsediği yöntem, daha sonra Kafkasyada ve Balkanlarda tekrar tekrar uygulanacak olan, göçe zorlamanın klâsik yöntemi idi: evleri, tarlaları yak, yık; kaçmaktan ya da aç kalıp ölmekten başka seçenek bırakma.” (4) 

1862-1864 Çerkesya'nın çaresiz kaldığı yıllardı. Çerkeslerin önlerinde üç seçenek buluyordu: Hıristiyan olmak, Kuban'ın sol kıyısına yerleşmek ya da Osmanlı'ya gitmek. Çerkesler, Osmanlı Devletine gitmeyi seçtiler. Osmanlı Devleti, Rus zulmü karşısında yüzyıllarca kahramanca mücadele etmelerine rağmen, çaresiz kalan soydaşlarına, dindaşlarına, kucak açtılar. O yıllarda Osmanlının kendisi, girdiği savaşlardan sürekli yenik çıkmakta , borç batağında yüzmekte idi. Tamamen kardeşlik ve  insanlık duyguları ile hareket ve yardım ediyordu.
Bazı yazarların zaman zaman iddia ettiği gibi, Osmanlı bu göçü teşvik etmemişti. Hıristiyan unsurlara karşı kullanma gibi bir düşüncesi de yoktu. Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bununla ilgili onlarca belge bulunmaktadır.* (*BAO, İrade, Dahiliye. 30579, lef-2) Üstelik Balkanlara ve Anadolu topraklarına yerleştirilen göçmenler uzun bir süre vergiden ve  askerlikten muaf olacaklardı. Osmanlı devleti, muhacirleri bir an evvel verimli arazilere yerleştirmek ve üretken hâle getirmek istiyordu. (4) Fakat kader, ne Osmanlıyı, ne de Kafkas göçmenlerini rahat bıraktı. Sırp, Bulgar isyanları, çarlık ordularının baskısı neticesinde Osmanlı Türkleri ile omuz omuza düşmanlara karşı savaşmışlar birlikte İkinci bir göç dalgası ile Balkanlardan Anadolu’ya gelmişlerdir.
Üstelik Ruslar, Osmanlı makamlarının Kafkasya göçmen­lerini Kafkasya sınırından uzak yerlere iskân edebileceklerini belirtti ve uygulattı. Avrupalılar da Osmanlı içindeki Hıristiyan azınlıkları korumak maksadı ile Kafkasya göçmenlerini Hıristiyanlardan uzak yerlerde iskan edilmelerini istiyorlardı. Onlarda isteklerini Osmanlı’ya kabul ettirdiler.

1864 yılı Mayıs ayının 20'sine gelindiğinde Çarlığın 4 ayrı ordusu Ubıh bölgesinin Soçi yakınlarındaki kıyıdan 50-60 km içeride, Mzımta nehrinin sağ kıyısında bulunan Kbaada Vadisi'nde buluştular. Bir gün sonra 21 Mayıs 1864'te bu dört ordu birleşerek Kafkasya'yı boşaltmanın şenliğini yaptılar, sava­şın sonunu ilan edip Çarlık döneminin zaferi olarak andılar. Fa­kat aynı tarih bugün Çerkeslerin sürgünün yıldönümü olarak andıkları tarihtir. (1)
İşte bütün bu yaşanan olaylar neticesinde Kafkasya, Kaf­kasya'nın gerçek sahipleri olan Çerkeslerden arındırılmıştır. 1864 sürgününden önceki dönemlerde Adıgelerin nüfusu 1 milyondan fazla idi. Ama 1864 sürgününden sonra toplam 50 binden azdı. Bu nüfusun 418 bini sadece 1863-1864 yılları arasında yerlerinden edildiler. 1858-1864 yılları arasında sade­ce Kuzeybatı Kafkasya'dan 398.955 kişi Osmanlı topraklarına göç ettirilmiştir. Bir tek yıl içerisinde, 1864'te 342.748 Adige yerlerinden olmuştur. 1865'te ise 106.795 Adige sürülmüştür. Kısacası Çerkeslerin %10'luk bir kısmı hariç tamamı yerlerinden yurtlarından sürüldüler.
Bazı Çerkesler zor koşullar karşısında her şeyi göze alıp anavatanları Çerkesya'ya dönmek istedi. Fakat İstanbul'daki Rus konsolosluğuna başvuran göçmenlere verilen cevap “Dağlı­ların geri dönüşü söz konusu bile olamaz” şeklinde oldu.
Kısa bir süre içerisinde Kafkas sıra dağlarını aşan on bin­lerce dağlı, bütün mallarını ve mülklerini bırakarak Anapa, Novorossiysk, Tuapse, Soçi ve diğer limanlara birikti. Karade­niz'in Kafkasya kıyısına yüzlerce gemi doldu.

1864'de Kafkasya'yı tamamen işgal eden Rus­ya, Abazaların meskûn olduğu yerleri istilâ edince kendi­lerine emniyet duymadığı gerekçesiyle Abazaları Kuban bölge­sine yerleştirmek istedi. Kabile mensuplarının bir kısmı bu uygulamaya ria­yet ederken, yaklaşık 50.000 kişi Türk topraklarına göç etmek istedi. Hatta 5.000 kadarı Babıâli'nin kararını beklemeksizin Trabzon'a geldi. Bu tarih­ten sonra Kafkas toplulukları hür olmak, can, mal ve ırz güvenlik­lerini teminat altına alabilmek amacıyla göç kararı aldılar.
Göç etmeye karar verenler, taşınabilir veya taşınamaz mal varlıklarını hiçbir tazminat almaksızın Ruslara terk ederek köylerinden ayrıldılar. Kadın, çocuk, ihtiyar binlerce kişi, kitleler halinde dağlardan inerek Karadeniz sa­hillerinde birikti. Buralarda kış ortamında korunmasız ve giyeceksiz uzun bir süre beklemek zorunda kaldılar. Ekserisi perişan ve telef oldu .
Samsun ve Trabzon ana çıkış limanlarıydı, bu limanlara gelenler hastalığa tutuldu. Açlık, soğuk ve salgınlardan binlerce insan ölüyor ve adeta bir can pazarı yaşanıyordu. O döneme ta­nık olan ve Çar yönetiminin askeri sömürgeci işgaline hak veren A. P. Berje bile şöyle yazdı: 17 bin dağlının toplandığı Novorossiysk koyunda gördüklerimi unutmayacağım. Hıristiyan olsun, Müslüman olsun, ateist olsun onların durumlarını gö­renler mutlaka çöker ve perişan olurdu. Ruslar, Çerkeslere hay­vanlara bile yapılmayacak şeyler yaptılar. Şu gördüğüm olayları kâğıda gözyaşım damlamadan nasıl yazacağım ? Kışın sağunda, kar, yağmur altında, evsiz, yiyeceksiz ve elbisesiz bu insanları tifo ve çiçek hastalığı da durumlarını iyice kötüleştiriyordu. Anasız kalmış bebekler ağlaşıyor, aç bebekler ölmüş anne­lerinin göğüslerinden anne sütü arıyorlardı; genç bir Çerkes kadını paçavralar içinde, açık havada, ıslak toprağın üzerinde iki yavrusu ile birlikte uzanmış, biri ölüm öncesi çırpınışlarla yaşamla mücadele veriyor, diğeri ise soğuktan kaskatı kesilmiş annenin göğsünden açlığını gidermeye çalıyor. Binlerce insan göz önünde ölüp tükeniyordu ve böyle manzaralara sık sık rastlanıyordu.”
Öylesine korkunç dramlar yaşanmakta idi ki, bugün ancak sinemalarda izleyebileceğimiz olaylar yaşandı. Örneğin, “ölü ço­cuğu günlerce saklayıp ninnilerle uyutur gibi yapan, ama kokan çocuk kucağından sökülüp denize atılınca, bir an bile düşün­meden kendini onun ardından azgın dalgalara fırlatan Kafkas­yalı anne. Bunun gibi nice örnekler anlatılır. Bu yüzden o yolcu­lukta sağ kurtulup yüz yaşına kadar Anadolu'nun bir dağ kö­yünde yaşayan bir Çerkes ninenin hayatı boyunca bir kez bile olsun balık yemediği söylenmektedir.” Benzer acı hatıralar Kırım Türkleri tarafından da yaşanmıştır.

Göç hareketi 1865'ten sonra her ne kadar kitlesel boyutunu kaybettiyse de yine de devam etti. 1856-1876 seneleri arasında göç edenlerin miktarını kesin olarak ortaya koymak müm­kün görünmemektedir. Bu hususta verilen rakamlar 600.000 ile 2.000.000 arasında değişmektedir. 1877-1878 Savaşı'nı müteakip göç yine kitlesel, boyuta ulaştı ve 1877-1900 yıllan arasında Doğu Anadolu ve Kafkasya'dan en az 300.000 kişi göç etti. Osmanlı Hükümeti (Babıâli), Saltanat-ı seniyyenin tebaası(nüfusu) yeterli olmakla birlikte, iltica emeliyle vatanlarını terk edenleri reddederek Rusya'nın kahır ve şiddetine bırakmayı hilâfetin şanına muvafık bulmadığı için göçmenlerin kabul edil­mesini kararlaştırdı. Kafkasya'nın Karadeniz sahillerinde biriken göçmenler, ilk olarak bu­labildikleri sandal, kayık, vapur ve benzeri vasıtalarla Trabzon'a geliyorlar­dı. Buradan Osmanlı Devleti'nin kendilerine tahsis ettiği deniz vasıtaları ile Varna, Köstence, Bergos ve Lom gibi Rumeli limanlarına taşındılar. Bu limanlarda birikenler ise Tuna nehir yolu, demiryolu ve karayolu vasıtalarıy­la Rumeli'nin iç kesimlerine sevk edildiler. Göçmenlerin taşınmasında Fevaid-i Osmaniye, Tersane-i Amire, Tuna, Bursa ve Rus kumpanyaları ile tüccarlara ait gemilerin kiralanması yoluna gidildi.
Anadolu'ya yerleştirilecek olan göçmenler ise iskân bölgesine en ya­kın Karadeniz limanına taşınıyordu. Bu limanlar, başta Trabzon olmak üzere Samsun, Sinop ve İnebolu idi. Göçmenler, Bursa Şirketi veya sair şirketlere ait vapurlarla Trabzon, Samsun ve Sinop'tan İstanbul'a oradan da İzmir'e sevk edildiler. Bazı göçmen grupları ise karayolu ile Türk topraklarına giriş yaptı.
Kayıt altında olan sürgün veya göçe zorlanmış Çerkeslerin miktarı hakkında hiçbir zaman gerçek sayı tespit edilememiştir. Çünkü birçok nüfus hareketi kayıt dışı gerçekleştiği gibi ölüm oranı da tespit edilememiştir. Sayısı 10'dan fazla olan çıkış limanlarında düzenli bir kayıt tutulmaması ve bu limanlarda hiçbir bağlantının bulunmaması; yüksek oranlara varan ölümün kesin olarak bilinememesi, tutulan kayıtların ise belli bir yer ve zamanla sınırlı tutulması ve kesin olan rakamların da kamuya duyurulmasının engellenmesi gibi nedenlerden ötürü 'Büyük Çerkes Sürgünü'nde Kuzey Kafkasya'dan çıkarılanların kesin sayısını gösteren tam güvenilir istatistikler yoktur. Fakat buna rağmen bazı araştırmacılar yaklaşık belli bir sayı vermektedir. Bunların en azı 600 bin ve en çoğu ise 2 milyon arasında değişmektedir. (1) Fakat, sürgün sırasında bu insanların neredeyse yarısı hayatlarını kaybetmiştir. Batan gemiler, kıyılara vuran binlerce cesetler, varılan liman veya şehirlerde çeşitli hastalıklardan ölenlerin bilinen sayıları bile korkunç boyutlardadır. Sadece Trabzon’da 1865’e kadar 53.000 Kafkasyalı vefat etmiştir.(3)
Kafkasya'da ne kadar nüfusun yerlerinde edildiği konu­sunda oldukça farklı rakamlar telaffuz edilmektedir. Rus verile­rini dikkate alan veriler bu sayının 500 bin ile 1 milyon arasında olduğunu belirtirken, Türkiye kaynaklı çalışmalarda 1 ile 2 mil­yon civarında olduğu iddia edilmektedir. Örneğin, Habiçoğlu ve Polatkan için bu rakam 1,5 milyon civarındadır. Polatkan'a gö­re. Büyük sürgün sürecinde yerlerinden edilen Çerkeslerin 200 ile 400 bini Balkanlara, 1 milyonu Anadolu'ya, 25 bini Suriye ve Ürdün'e ve 10 bin kadarı ise Kıbrıs'a yerleştirilmişlerdir. Yine, Rus kaynaklarını referans gösteren Avagyan'a göre ise bu ra­kam 398 bin kişi ile sınırlı idi. Aynı belgelere dayanan Ceridei Hava­dis gazetesi(8 R 1278/Ağustos 1861) 1855'ten 1861'e kadar 350 bin göçmenin Osmanlı topraklarına geldiğini yazarken, Sadrazam Ali Paşa 1864'te padişaha verdiği raporda 1855-1864 arası dönemde 311.333 kişi olduğunu belirtiyordu. Fakat 1861'den sonra da çok yoğun bir şekilde Kafkasya'dan ayrılmalar/sürü­lmeler olmuştur. Bu döneme ait sürgün ancak 1865'te tamam­lanabilmiştir. Yine McCarthy'e göre 1856-1864 arası toprak­larından çıkartılan Çerkes sayısı takriben 1.200.000 kişidir. Bunlardan 400 bin kişi yollarda yaşamını yitirmiş ve 800 bin kişi de yerleşim yerlerine ulaşabilmiştir. Avagyan'ın kendisine göre 1857-1866 arasında 1 ile 1,5 milyon arasında nüfus Osmanlı İmparatorluğuna yerleştirilmiştir. Berzeg'e göre, 1857-1876 yılları arasında 1.400.000; Akarlı'ya göre, 1860-1878 arası 400.000; Karpat'a göre, 1859-1879 arası 2 milyon; Kafkasya Genel Valisi'ne göre 1858-1864 arası 398.000; Ali Meram Ke­mal'e göre, 1 milyon (ve bu nüfusun 300 bini Balkanlara ger­çekleştirilmiştir); Dündar'a göre 1859-1979 arası 2 milyon; Erkan'a göre 1860-1876 arası 700.000; Bice'e göre, 1859-1879 arası 2 milyon; Journal de Costantinople'nın 11 Ocak 1865 ta­rihli haberine göre, 520.000; Bianconi'e göre, 1876 tarihi itibariyle 600.000; Fadeyev'in 1864 tarihi itibariyle 1 milyon; D. E. Eremeev 1875 tarihi itibariyle 1.800.000; genel olarak Ayde-mir'e göre, 1,5 milyon (300 bini Balkanlara); İpek'e göre, 1.508.000 (yine 300 bini Balkanlara); Tuna'ya göre, 800 bin; R. G. Landa'a göre, 1-3 milyon arası; Kaflı'ya göre, 1.616.000; İstanbul'da ilk defa Çerkesce basılan Guaze dergisine göre, 1.760.000 kişi Kafkasya'dan sürülmüştür. 1864 tarihi itibariyle yine bu sürgünlerden F. Ph. Kanitz'a göre 250.000'i ve Pinson'a göre, 420.000'i Balkanlara doğru gerçekleşmiştir. Bilindiği üze­re, bu sürgün mağdurları kısa bir süre sonra bu yerlerinden de sürülerek, Anadolu'ya, Suriye ve Ürdün'e yerleştirilmişlerdir. (1)
Sürgün edilen toplam nüfus hakkında iddia edilen farklı rakamlara rağmen şurası açıktır ki, gerçekler belgelenen rakamların çok üstündedir: Tüm Kuzey Kafkasya'da kalan ve yer değiştirmeyen bütün Çerkeslerin sayısı 150 ile 200 bin dolayındadır. 19. yüzyılın ilk yarısında yalnızca Kuzeybatı Adıge­lerinin bir milyona yakın nüfusa sahip olduğu düşünülürse Kaf­kasya'daki soy kırımın ne kadar bir nüfusu yok ettiği anlaşılacaktır.
Özellikle 1864 ve daha sonraki tarih­lerde Kafkas-Rus Savaşları neticesinde Kafkasya'dan 2 milyon 200 bin kişi yerlerinden edilmiştir; bunların 1 milyonu savaş ve göç esnasında uğradıkları şiddet karşısında hayatını kaybet­miştir. (1)
Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminden itibaren, bulundukları memleketlerde dinî, siyasî ve ekonomik baskılarla bunalan toplulukların sığınağı olduğu bilinmektedir. Kafkasyalılar ise hem akrabaları hem dindaşları idiler. Çoğu Osmanlı padişahının annesi de, Kafkasyalı idi.

Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen İslâm  ahlâkı’da muhacire kol kanat germeyi kardeş olmayı öğütlüyordu:
İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnuddurlar. Allah onlara, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur.”( 9/100)
"Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır." (51/19)

"Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler. «Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.» derler." (76/8-9)
O yaptığı iyiliği birinden karşılık görmek için yapmaz." (92/19)  "Ancak yüce Rabbinin hoşnutluğunu gözeterek yapar." (92/20)

Osmanlı hükümeti, muhacirlerin tahminlerin çok üstünde gelmesi karşısında, Belediyelerin yürüttüğü işleri, 1 Ocak 1860 tarihinde Muhâcirîn Komisyonu'nu kurarak, ona devretti. Komisyon, büyük kitleler halinde Osmanlı Devleti'ne göç edenlerin düzenli bir şekilde yerleştirilmesi için önemli hizmetler gören, hatta muhacir­lerden kimsesiz olanları durumlarına göre sanayii, idadî, askerî okullara gönderme, yetişkin kızları evlendirme, manevî evlâtlık verme, hür oldukları halde zorla esir tutulanların durumunu araştırıyordu. Bu bilgileri Şeyhülislâmlığa gönderiyor, bilgilendiriyordu. 
Düşmanlar, Osmanlı Devletini ve Kafkasyalıları rahat bırakmamıştır. Birlikte omuz omuza, düşmana karşı mücadele verildi. Kafkasyalı, elinden silahını hiç bırakmadı. O’nu her zaman Allah yolunda cihad için kullandı.
Sonuçları ve süreç itibarıyla bakıldığında Kafkas-Rus Sa­vaşları, zalimce, gayri insani koşullarda gerçekleşmiştir. Yaşa­nan süreç ve sonuçların kendisi ise, çağın değerleri ile söyle­necek olursa 'İnsan Hakları'na aykırıdır ve bir soykırımdır. Çün­kü Çerkesler, Rusların önünden kaçmış halk değildir. Çerkesler tarihte örneği olmayan vatan savunması vermiş ve kaybettiği için de ülkelerinden zorla çıkartılmış bir halktır. Yaşanılan olay­ları izah etmeye, değil göç hatta sürgün kavramı bile zayıf kalır. Ancak katliam hatta soykırım bu olayın karşılığı olabilir. Kaldı ki. Resmi Rus tarihinde, "Dağlıların Göçü" olarak tanımlanan, 19. yüzyılın bu büyük nüfus hareketinin bir sürgün olduğu artık kabul ediliyor olmasına ve tarihin en önemli sürgünleri arasın­da olmasına rağmen, Kafkasya halklarının uğradığı bu dramatik facialar ne yazık ki uluslararası düzeyde dikkate değer bir ilgi görmemiştir. Oysa sürgün, Çerkeslerin tarihi gelişiminde olum­suz rol oynamıştır. Bu yaşananlar sosyoekonomik, politik ve kültürel gelişmeler açısından Kafkasya sınırları içinde dahi onlarca yıl onları geri bıraktı. Rus Çarının politikası sonucunda Çerkes halkı darmadağın oldu. Şimdi ortada sürgün öyküsün­den başka bir sorun daha var: Çerkeslerin Çarlığın uyguladığı soykırım sonucunda yitirdiği büyük, telafi edilemez maddi, kültürel, insani ve toprak kayıplarını kim nasıl tazmin edecek? Çarlık dönemindeki Rusya'nın, yani Rus Çarlığının katliam/soykırım bir yana Çerkesleri sürgün ettiğine dair bir karar almış veya aldırılmış bile değildir..! (1)
“Birleşik Kafkasya” ülküsü, Şeyh Şamil’in öncülüğünde gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Aynı ülkü, Bolşevik ihtilalinden sonra 11. Mayıs 1918’de “Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti”nin istiklâli ile ilan edilmiştir. Osmanlı “Gönüllü Kafkas İslâm ordusu” Kafkasya’da kurulan Cumhuriyetlere yardımcı olmuştur. Fakat Osmanlı Ordusunun Mondros Mütarekesi sonucu geri çekilmesi sonucu; bu Cumhuriyetler (Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya), Bolşevikler  tarafından Rus çarlarından miras aldıkları şekilde tarihe hapsedilmek istenmiştir. 1921 yılının haziran ayında Kuzey Kafkasya’yı Bolşevikler tamamen işgal etmiştir.  Bugün, siyasi coğrafya açısından Ku­zey Kafkasya; Karaçay-Çerkes, Kabardin-Balkar, Adıgey, Kuzey -Güney Osetya, Abhazya, Çeçen-İnguşetya ve Dağıstan gibi bölgelere ayrılmıştır. Kuzey Kafkasyalı hemşehrilerimizin “Birleşik Kafkasya” ülküsünü gönüllerinde daima canlı tutmalarını dileriz.

Yüce Allah, Ay yıldızlı bayrağımızı, devletimizi başımızdan eksik etmesin. Cenâb-ı Allah, Anavatan Türkiye’de, Kafkasyalıları Osmanlı Türkleri ile Kafkasya boylarını birbirleri ile süt kardeşi, kan kardeşi ve ahret kardeşi kıldı, akraba kıldı. Bu, birliğin, bu dirliğin Ata vatan “Birleşik Kafkasya”ya da nasip olacağına inancımız tamdır. Birlik için gayret edenlere ne mutlu. Dirlik için gayret edenlere ne mutlu. Allah’ın selamı ve nuru, bugünleri bize miras bırakanlara ve gelecekte “Birleşik Kafkasya”yı kuracak olanların üzerine olsun.
Sözlerimi “1965”yılında “Kuzey Kafkasya Türk Kültür ve Yardım Derneği”nin hazırladığı “Şimali Kafkasya İstiklâli”ni anma gününe Ötüken Dergisi yazı işleri müdürü Mustafa KAYABEK’in gönderdiği mesajla bitirmek istiyorum:
“Anadolumuz’un yüksek dağlarından Kafkasya’mızın doruklarına selâm. TANRI TÜRKÜ KORUSUN.” (6)

Kaynaklar:

  1. Aslan Cahit.: 1864 Trajedisi. Sürgün Circassian Exile. 21 Mayıs 1864. Büyük Çerkes Sürgünü 147.yıl. Kafkas araştırma kültür ve Dayanışma Vakfı. 2011.s.89-115.

  2. İpek Nedim.: İmparatorluktan Ulus Devlete Göçler. Serander Yayınları. 1. Baskı. 2006.

  3. Saydam Abdullah. Kırım ve Kafkas Göçleri (1856-1876). Türk Tarih Kurumu. 1997.

  4. McCarty Justin.: Ölüm ve Sürgün. İnkılâp yayınevi.1995.

  5. Bice Hayati.: Kafkasyadan Anadoluya Göçler. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.1991.

  6. Kayabek Mustafa.: Kuzey Kafkasya Türk Kültür ve Yardım Derneği Yönetim Kuruluna. 11 mayıs 1918 Şimâlî Kafkasya’nın İstiklâli. Kuzey Kafkasya Türk Kültür ve Yardım Derneği Yayınları. İstanbul 1965.

About the Author

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EBEDİYETE İRTİHALİNİN 12. SENESİNDE TÜRKİYEM'İN ŞAİRİ'NE
Kitabın ortasından girelim. Kelâmımızı eğip bükmeden gönlümüzden geldiği gibi aktaralım..  Şükür ki muvaffak olamayan, halkın sağlam irâdesine takılan 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 27 gün boyunca Demokrasi nöbetlerinin favori parçası olan "TÜRKİYEM" meydanları inletti ve heyecanına...
İNSANIN TAŞRASI-IX
Uzak çağlardan o güne kadar günler kum gibi akmış; yıllar, yüzyıllar, kervanlar gibi uzak ufuklarda kaybolup gitmişti. Dünya kurulalı beri mavi dalgaların koşuştuğu o yerlerde şimdi çorak topraklar belirmiş, derin vadiler oluşmuştu. Neresi miydi burası? Deveören Köyü, bizim köyden bahsediyorum....
ŞİİRDE İMGESEL GÖSTERGE
 İmgesiz sanat olamayacağı gibi imgesiz şiirin de ortaya konulamayacağı bir gerçektir. İmgesel anlatım en çok da şiirde kullanılmıştır. İm kelimesi; işaret, alâmet anlamına gelmektedir. Anlam yüklenen her şey, gösterge, iz, belirti… birer im’dir. Türkçe’de sık kullandığımız, ‘’imi, timi...
AYRILIK YOKUŞU
Babamdan kalan o eski evin önündeki somyanın üzerinde kollarımı bağladım oturuyorum. Değişik duygular içerisindeyim. Bir duygudan çıkmadan diğerine yatay geçiş yapıyorum. Halimden memnunluk derecem değişkenlik gösteriyor.  Buraları hayal meyal hatırlıyorum. Ayrılık yokuşu… Zamanında...
FİN(CAN)LA GELEN MEKTUP
“Değerli Hocam; Öncelikle selam eder ellerinizden öperim. Beni hatırlayamamış olabilirsiniz, ama ben sizi hatırlıyorum. Sizin yüzlerce öğrenciniz olmuştur, benimse bir tane Muharrem Hocam oldu. Ben hep arka sıralarda oturan sessiz bir öğrenci oldum ama söyledikleriniz ve yaptıklarınız kafamda mıh...
İNSANIN TAŞRASI-VIII
Bir gün Bilecik Vali Yardımcısı, Aziz Dost Abdurrahman Bey,-İlgen Hocam, sana bir şey danışacağım.-Hayhay, buyurun. Vilayet merkezinde kendi başkanlığında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı olarak toplanmışlar. Toplanma nedeni ihtiyaç sahibi öğrencilere burs vermek. Tabii, konuşmuşlar,...
prev
next

Aşık Pervani

Edebiyat Dunyamız

Aşık Pervani (İsmail ÇELİK)Mehmet Ali Kalkan'ın Gönlünden... Aşık Pervani (İsmail Çelik) ve Mehmet Ali Kalkan Aşık Pervani Ağabey yaşayan, geleneğin içinden gelen, en güçlü halk aşıklarımızdan birisi, Artvin Yusufeli'nden. Yıllar önce gelip...

EDEBÎ METİNLERLE ZENGİNLEŞEN TÜRKÇE

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

Geçmişten günümüze değin insanoğlunun varoluşunda rol oynayan en önemli ögelerden biri şüphesiz dildir. Dillerin zenginliği hakkında pek çok ölçüt bulunmasına rağmen, bunlardan en dikkat çekeni onların kelime dağarcığıdır. Ancak kelime...

TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR ORTAK PAYDASININ TESP…

Edebiyat Dunyamız

Asırlar süren Türk göçleri ve bunların siyasî birlikteliklere, devletlere dönüşmesi sebebiyle Türk toplulukları, kendi içinde yeni şartlara, iklimlere ve çevrelere bağlı olarak birbirinden müstakil birer tarih ve kültür yaratmışlardır. Öyle...

Namık Kemal'in Şiirleri Hakkında

Edebiyat Dunyamız

Cemiyete yön veren ve tesir eden şahsiyetler, mısralarıyla hafızalarda yaşarlar ve ölümsüzleşirler. Onları canlı kılan şey, faaliyet ve fikirlerini manzum ve veciz bir şekilde ifade etmeleridir. Ziya Gökalp şiirin rolü...

İSTANBUL’UN EDEBİYAT MAHFELLERİ

Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel...

NESEFÎ’DEN DOSTOYEVSKİ’YE KÖT…

Friedrich Schiller “Haydutlar” adlı piyesinin önsözünde kötülüğü yıkmayı hedef edinmiş bir...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Türkler Batı Cephesinde Yunanlılarla, Güney Cephesinde Fransızlar ve Ermenilerle, Doğu Cephesinde...

ZEHRETME HAYÂTI BANA CÂNÂNIM...

İnsan, camdan bir fanus gibi çabucak kırılıyor en ince yerinden. Sahi...

RAMAZAN DUYGULARI

Unutulmaya yüz tutan Ramazan Manilerinden birini hatırlatıp öyle başlayalım istedim. "Bu...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE GÜLYA…

Gulyabani, romancıya yaşlı bir hanım okuyucusu tarafından cinlerle, perilerle ilgili giz...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985...

YİĞİTLERİN ÖZ KARDEŞİ: AT

“Yemin olsun, o harıl harıl koşular koşanlara,Ateşler çakıp saçanlara,Sabahleyin baskın basanlara,Derken...

MEHMET EMİN ALPKAN

İstanbul’a ilk defa 1951 yılında gitmiştim... O zaman, Yıldız Teknik Okulu’nun...

AHMET HAMDİ TANPINAR VE YAZ GECESİ

(23.6.1901 - 24.1.1962) Doğ. ve Ölm.: İstanbul Çeşitli ortaokul ve liselerde okuduktan...

DİVAN EDEBİYATI VE KAVRAMLAR - 4 (…

a. Biçimlerine göre • Divan şiiri, nazım biçimleri bakımından zengindir...

Mehmet Ali KALKAN

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir   Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor...

PARÇA PARÇA DÜŞÜNCELER

Terkip İhtiyacı: Düşünmek ve Duymak Bizim medeniyetimizi yapan iki temel kavram var:...

BİR HOŞGÖRÜ, GÜVEN, SEVGİ VE S…

Merhamet, insan ve insanlık için belki de en önemli duygu, en...

Bilim Adamlarımız Sözlüğü Bil…

Ali Kuzu PAROLA YAYINLARI Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek...

BATILILAŞMA MACERAMIZDA TÜRK ROMAN…

GİRİŞ Yazar çağının aynasıdır. Eserleri aracılığıyla içinde yaşadığı toplumun sosyal, kültürel ve...

SİMERANYA

İsmet Özel bir denemesinde şöyle der: “Hayal, tıpkı bir bataklık gibi...

DR. Alî RIDVAN UNAR

Yeni Sabah Gazetesinin 2 Ocak 1946 tarihli nüshasından kestiğim ve çok...

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

Tanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya...

TÜRK DÜNYASININ ORTAK KİMLİĞİN…

Turan adıyla ülküleştirdiğimiz (idealize ettiğimiz) Türk Birliği’nin kurulması durumunda Ortak Türk...

Yahya Kemal'de Türk Müslümanlığ…

Kendisini iyi tarif etmiş, kimlik konusunda tereddütlerini aşmış, kimlik unsurlarını berrak...

KADINLAR GÜNÜ YİNE GEÇTİ

Her gün gibi, her zamanki gibi geldi geçti yine kadınlar günü...

SERBEST ŞİİRİN YAZIMINA DAİR B…

Şiir kavramı ve şiire dâir tartışmalar-sanırım- hiç bitmeyecektir. Mânâ, biçim ve...

BAĞLAMAM VAR ÜÇ TELLİ

Bağlama, Türk’ün gönül dünyasının aynasıdır. Telli tezeneli bağlamanın sesiyle önce titrer...

KENDİNİ ARAYAN İNSAN

Tasavvufi bir terim olan ‘’zübde-i âlem’’ kâinatın özü anlamında kullanılmakta ve...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

"Ankara’nın taşına bak Gözlerimin yaşına bak Düşman bizi esir etmiş Şu feleğin işine bak" Mustafa...

OKUMA ENGELLERİ

Okumanın bittiği yerde şiddet başlar. Okumayı hiçbir şey engellememelidir. Okumayı engelleyen...

İKİ KAVRAM: MİLLİ EGEMENLİK VE …

Her millet, bugününü kendi iradesi doğrultusunda yaşamak, geleceğini de aynı iradeyle...

Hakan İlhan KURT

1976 yılında Tarsus’ta doğdu.2002 yılında Niğde Üniversitesi’nden mezûn oldu.Töre, Kurgan Edebiyat...

ŞAİRLER SULTANI: NECİP FAZIL KISA…

Cumhuriyet dönemi Çağdaş Türk Edebiyatı’nın en dikkate değer şahsiyeti, şüphesiz Necip...

EY NAZLI HİLAL

Türk kozmogenisinde güneş, hilal ve yıldızın önemli bir yeri vardır.Bu yüzden...

TÜRK DİASPORASI

Diaspora kavramı ermeni diasporası ifadesinden dolayı zihnimizde hoş bir imge yaratmamaktadır. ...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAF…

Yüzbaşı Mustafa ve küçük Mustafa Kemál birlikte Selânik'e dönüyorlardı. Bu arada...

EDEBİCE DERGİSİ

2016 senesinde yayın hayatına başlamış olan Edebice Fikir Sanat Edebiyat dergisi...

İDİL ÇELİKER İLE SOHBET (AHMET …

       İdil Hanım, sizce müzik nedir? Müziği ne olarak...

3000 Türk Motifi

Gürbüz Azak BOĞAZİÇİ YAYINLARI Alemler, İşleme, Çini, Taş İşçiliği, Damgalar, Cilt­Kitap...

GÖK ÇEKİMİDİR ŞİİR

Karanlığın içindeki ışık, insanın içindeki can neyse, kelimenin içindeki şiir de...

KONUŞURKEN BAŞARI İÇİN

Ağzının içine baktıklarımız gibi, ağzından bal akanlar gibi konuşamadık bir türlü…...

ZAMANIN DEĞERİ

Değişik kaynaklarda zamanın değişik tanımlarına rastlamak mümkündür. ‘Bugün, nakit; yarın, bono;...

SEVGİLERLE YÜKLÜ GERÇEK BİR ŞA…

Bir dostuna yazdığı mektupta: “Elimde Türkçe gibi güzel bir silâhım var. Bu...

OSMANLI DÖNEMİ ŞİİRİNDE EDİRN…

Müberra Gürgendereli, Osmanlı Dönemi Şiirinde Edirne, Çantay Kitabevi, İstanbul 2016. Edirne’nin I...

SELİM PUSAT VE CARL GUSTAV JUNG

Hüseyin Nihal Atsız’ın eserlerine dair yapmakta olduğumuz çözümleme çalışmalarımızın bu bölümünde...

TEFEKKÜR İLE TATBİKATIN MEZCETMES…

Hilmi Ziya Ülken (1901-1974), hayatı boyunca toplumsal bilimlerle münasebet içinde olan...

ANADOLU’NUN SESİ: KARACAOĞLAN

Üçyüz yıl önce Karacaoğlan derler bir ozan, ses olmuş telden, söz...

ŞİİRDE ÖZ VE BİÇİM TARTIŞMAL…

Öz ve biçim (içerik ve form), şiir tarihinin hemen hemen her...

PİŞMANLIK(LARIMIZ)

Ne yaparsan yap pişman öleceksin,Belki yaptıklarından , belki yapmadıklarından...DostoyevskiMüslüm Gürses’i ‘Son...

KELE BACIM

“Kele bacım aklının dibini dökme. Otur oturduğun yerde. Abılan da duymasın...

NE OLUR BENDEN ÖNCE ÖLME ANNE!

Yıllar önceydi. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde çıkardığımız Üniversite Gazetesi’ndeki köşem için babaannem...

YUNUS’UN İZİNDE BİR TEKKE ŞAİ…

Ondördüncü yüzyılın başlarında Yunus; coşan, köpüren bir aşk çağlayanıdır. Sebil sebil...

İZ BIRAKANLAR

Milli Eğitim Bakanlığı ile TRT'nin işbirliğinde hazırlanmış iz bırakan öğretmenler serlevhalı...

METİN SAVAŞ’IN ERLİK ROMANI HAK…

Eskiler çok yazan, çok üreten verimli yazarlara doğurgan anlamına gelen ‘’velut’’...

ÇOCUK EDEBİYATI VE EĞİTİMİ ÜZ…

Çocuk eğitimi, çocuğun bir “özne” olarak ele alınıp önemsendiği çağlardan beri...

YALNIZLIK

Divan şairimiz Fuzûlî(1480-1556)’nin aşağıdaki beyitini ilk defa lise yıllarımda duymuş, epey...

İSYAN AHLAKI - NURETTİN TOPÇU

İsyan Ahlakı, Nurettin Topçu'nun Sorbonne Üniversitesindeki felsefe tezidir. 1934 yılında Nurettin...

DİŞİ KURT OLARAK EV

Ahmet Hamdi Tanpınar “Huzur” romanında şöyle der: “İnsanın sevdiği bir ev...

SEMAH AŞKA DOĞRUDUR - A.YILMAZ SOY…

Semah Aşka DoğrudurA.Yılmaz SOYYERPost Yayıncılık Bu roman kendilerine Alevî de denilen Kızılbaşların...

İK(İNCİ) KÖY İLİMBEY

Bir insanın kendi köyü dışında ikinci köyü olsaydı benim ikinci köyüm...

Gönlümden...

Prof.Dr. Muzaffer Metintaş Muzaffer Bey Türkiye'nin en iyi "Göğüs Hastalıkları" uzmanlarından birisi. ODTÜ'de...

MİLLİ EDEBİYAT (1911 - 1923)

1911 yılında Selanik’te çıkan “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan”...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

  Meclis kürsüsünün siyah örtüsü TBMM’in deki her konuşmasında Mustafa Kemâl Paşanın...

TARİH GEZGİNİ - 19 MEMLEKET NE H…

Yıl 1918… Memleket yangın yeri! Düşman kapıda… İstanbul, işgal edildi edilecek...

SAYI 2 - AH GÜZEL İSTANBUL!

Sayı: 2 Vapur sesi, martı sesi, denizin sesi, ardından Sadri Alışık’ın güzelim...

ŞEHİRDEKİ VATAN

Şehrin ve onun ifade ettiği medeniyetin; Vatanımızın kimliğindeki önemini en güzel...

POSTMODERN ROMAN ANLAYIŞI

Her çağ kendi anlatısını üretir. Bizler şimdi postmodern zamanlarda yaşıyoruz ve...

İNSANIN TAŞRASI - VI

Ramazan bereketinin ayrı bir yeri vardı hayatımızda. Bilhassa İftar ve sahur...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Yunan ilerleyişi ve iç isyanlar sebebiyle Ankara Hükümeti bunalmıştı. Millî Kurtuluş...

GAZEL - ZİYA PAŞA

GAZEL Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm Dolaştım mülk-i İslâm bütün...

GÖZLERİN

Yârelerim göz göz oldu gören yokNeden fersiz kaldı neden gözlerim?Sis çöktü...

FARKINDA MIYIZ?

“Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden,  Senin de destanını okuyalım ezberden Haberin yok...

ÖĞRETMENİN VE ÖĞRETMENE ETKİYE…

Eğitim öğretim sürecinin yürütülmesinde maddi ve insani değişkenlerin başında kuşkusuz öğretmen...

BİRLİK / BİRLİKTE YAŞAMA

‘Diyanet İşleri Başkanlığımız, birlikte yaşamanın olmazsa olmaz ilkelerine dikkat çekmek ve...

ÇAYIMDA YAR DEMLENİR

“Hatay'daki yiğitler” dediğimde yüreğim başka bir hazla çarpıyor. Hasbi duruşlarıyla, Anadolu...

NEDEN "SERİN" SERVİ?

Edebiyat sanatının vazgeçilmez temel taşlarından biri eser, diğeri de yazardır. Eser kendi kendine var...

YETİK OZAN (TURGUT GÜNAY)

Yetik Ozan’ın asıl adı Turgut Günay’dır. Ancak o, şiirlerinde kullandığı Yetik...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak...

“BİRAZ DAHA BİRAZ DAHA” DİYEN…

Cumhuriyet dönemi şiirinin avangard nitelikler taşıyan ilk edebiyat hareketi Garip’e mensup şairlerden...

SÖĞÜT'TEKİ VATAN

Bir kaç aile çocuklarımızla birlikte Osmanlı Cihan Devletinin kurulduğu yerleri görmek...

ALLI TURNA

“Allı turnam bizim ele varırsan Şeker söyle kaymak söyle bal söyle Gülüm gülüm...

SOSYAL SERMAYE

İnsanlar güce tabi olmak isterler. Bu, içinde bulunulan toplumun ahlaki normlarına ters...

POSTMODERN TOPLUM VE TÜKETİM ÇILG…

Anglosakson dünyasının çağdaş sosyologlarından Anthony Giddens Modernliğin Sonuçları adlı çalışmasında modernizmi şöyle tanımlar:...

HÜSEYİN CAVİT: IŞIĞI SÖNMEYEN …

Şair O. Seyfi Orhon: ‘’Bu Vatan Kimin ?‘’ başlıklı şiirinde vatanın...

GÖNLÜMDEN...

Mehmet Niyazi Ağabey...11 Mayıs 2020 Mehmet Niyazi Ağabey'in vefatının ikinci yılı...

BURSA’NIN ROMANTİK SULTANI CEM SU…

1499 Yılından beri Muradiye türbelerinin en büyük ve en görkemlisinde kardeşi...

ZİYA PAŞA - DİYAR-I KÜFRÜ GEZD…

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm     Dolaştım mülk-i İslâmî bütün...

Edebice/5.sayı

Edebice dergimizin 5. sayısı çıktı. “Umut” temasının işlendiği 5. sayımızda yine...

KENDİMİZLE KONUŞTUK MU HİÇ ?

Kendinizle konuşur musunuz hiç? Kendi kendinizi dinlediğiniz olur mu hiç? Hoşlanmadığınız...

TÜRKİYE’DE GENÇLİĞİN TOPLUMS…

Bu makalede özellikle medya tarafından oluşturulan popüler kitle kültürünün gençlik açısından...

ÂKİF'E DAİR-3: SAFAHÂT'TA İSTİ…

1.Edebî Hareketlerin Birbirine ve Sosyal Olaylara Bağlılığı:  Edebî hareketler, bir taraftan sosyal...

ÖĞRETMEN OLABİLMEK

Öğretmen tarihsel süreç içinde; muallim, hoca ve ata kelimeleriyle de karşılanmıştır...

Kamuran ÖZMEN

Kamuran Özmen 1946 Çanakkale-Lapseki doğumlu ve İlkokul mezunu. Biri Piyade Albay, diğeri Tabip...

ÖĞRETMEN VAR ÖĞRETMENDEN İÇERU

 İnsan kendinden başlamalı sevmeye de, yermeye de, bilmeye de ama kendinde...

ÖZER RAVANOĞLU

Dün (23.10.2019) bir telefon geldi baktım arayan Özer Ravanoğlu Ağabey. "Eskişehir'e...

TARSUSLU ÂŞIK NİHALİ - DR. HALİ…

Âşıkların Özü Sözü Közü… Bir gönül eri: “ Sevgi bir kitaptır gönül masasında/...

MEHMED ÂKİF'E DAİR-4: HESABA ÇEK…

1.Giriş:  Safahat’ı inceleyenler, onun bir “tesbitler kitabı” olduğunu kolaylıkla görmüşlerdir. Sosyal bünyeyi...

KANAAT

Kanaat, TDK Türkçe Sözlük’te aşağıdaki anlamlarda kullanılıyor: 1. Elindekinden hoşnut olma...

SANATTAN HAFIZAYA TÜRKİSTANLILIK …

Fransız filozof Ernest Renan, “Bir devleti kurtaracak olan manevî uyanıştır, bunun...

EMPERYALİZMİN VE KAPİTALİZMİN T…

Ortaçağ sonrası Batı uygarlığının teolojik ve düşünsel temellerini atan iki önemli...

OKUMAK

Kültürü çok geniş değerli bir dostum geçen gün bana diyordu ki; ...

KÜLTÜR DEĞİŞMESİ VE MİLLİYET…

Kitap, cemiyetler hayatının eski problemini ülkemize tatbik eden, yaşadığı dönemi gözlemleyen...

BİR BOZGUNUN ROMANI: “SELANİK İ…

Şevket Adnan Şenel’in Mostar Tarih Romanı Yarışmasında birincilik ödülünü alan “Selanik...

Arif Nihat Asya'da Vatan Sevgisi ve …

Vatan sevgisinin ideolojik boyutuna bakıldığı zaman, Arif Nihat'ın samimi bir Turancı...

KARAMSARLIK (MI DEDİNİZ)

Hemen her güne yeni bir acı ve elemle uyanır olduk. Kaygılarımız...

Halide Edip Adıvar ve Sinekli Bakka…

Halide Edip Adıvar'ın Hayatı ve Edebi Kişiliği: Halide Edip (1884-1964) İstanbul'da doğmuştur...

SUZAN ÇATALOLUK - AHENK

Parmağını uzattı, tam değecekti ki hemen vaz geçti. Derin bir hayranlıkla...

KUTADGU BİLİG

Kutadgu Bilig, hiç kuşku yok ki bir devlet felsefesi ve siyâsetnamesi...

ANLAŞILMAK NE GÜZEL ŞEY

‘Ne olduğu bilinmek, kavranılmak; belli olmak, ortaya çıkmak; kıymeti takdir edilmek;...

TEDBİR

‘Düşüne düşüne görmeli işi / Sonradan pişman olmamalı kişi’, ‘Eşeğini sağlam...

SU GİBİ AZİZ OLMAK

‘’Su hayattır.’’ diye başlanır söze. Su hayrı yaptıranlar , ‘’Su gibi...

KIZILELMA (Turan, Türklerin Kutlu …

Kızılelma, tarihin her döneminde Türklerin gerçekleri ile efsaneleri arasındaki o efsunlu...

ÇAM KOZALAĞININ İSYANI - ÖYKÜ

Çam ağacı mutluluk içinde yemyeşil ormanda, sarı yıldızların altında huzurlu yaşıyordu...

MİLLİ EGEMENLİK

Egemenlik, TDK sözlüğünde; ‘’Milletin ve onun tüzel kişiliği olan devletin yetkilerinin...

ÂŞIK SEYRANİ

Develi'li (Everek'li) Seyrani'nin doğum tarihi kesin değildir. 1800 veya 1807 yılında...

DİVAN EDEBİYATI VE KAVRAMLAR - 2 (…

Teşbih • Sözü daha etkili kılmak amacıyla ortak nitelikleri bulunan nesne...

ANADOLU MECMUASI

Cumhuriyet'in ilk yıllarında yayımlanan fikrî, ilmî ve edebî muhtevalı aylık dergi Nisan...

3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK BAYRAMINDA VAT…

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Şükrü Saraçoğlu 5 Ağustos 1942 tarihli TBMM konuşmasında...

DEĞERLERİMİZ VE BİZ

Zekâ, hızlı anlama, zihin berraklığı, kolay öğrenme, güzel akletme, hafızada tutma...

İÇİMDEKİ GÖÇ

Geçmişinde imparatorluk tecrübesi olan milletlerin ortak kaderidir göç. İnsan, kendi isteğiyle...

AZLIK MESELESİ

Size, bir azlıktan bahsetmek istiyorum. Pek zavallı, pek yoksul, pek masul...

NASIL DA HÜZÜNLE BAKIYOR SÜHEYL H…

Nasıl da hüzünle bakıyor Süheyl Hoca. Sanki “emâneti yüklenemeyen dağlara mukabil...

SOYLU ÇEHRELER : ŞERİF AYDEMİR

HAVA GİBİ ELZEM, SU GİBİ AZİZ ve BERRAK BİR SOYLU ÇEHRE... Günlük...

SAYI - 10 HALİDE EDİB’İN 1916 Y…

Mükemmel eğitim modeli arayışından önce memlekette eğitime dair bir durum tespiti...

YAHYA KEMAL'DEN ANNELİ BİR HATIRA

Anı, deneme, şiir, öykü ve romanlarında babalarına yer/rol veren edebiyatçılar elbette...

MODERN DÜNYANIN KENDİ KLÂSİKLER…

Yazılarınızda Eski Türk Edebiyatı sahasındaki çalışmalarda metot eksikliğine ve teori sahasındaki...

SÖZÜMÜZ BİZİ SÖYLÜYOR

Deyimler, atasözleri gibi milli değer taşıyan dil varlıklarımızdır. Kelimenin tamamen kendi...

MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOĞLU - MEN…

Kar uyuşuk, isteksiz ve zevksiz yağıyordu. Hava, gökyüzü ile yeryüzünün arasını...

MUTFAKTAKİ VATAN - 1

MIHLAMA(MIKLAMA-MUHLAMA-MUĞLAMA-BIKLAMA-KUYMAK)DA VATAN Bu derleme, mıhlamanın lezzetini bizlere tattıran Muhterem Teyze Annem Pakize...

ARİF NİHAT ASYA - ONLAR ŞİİRİ …

ONLARNerde kaldı o anlar ki,Analar kurt doğururdu,Hilkat insan çamurunuDestanlarla yoğururdu.Nerde o...

SHAKESPEARE MÜSLÜMANDI NEYLEYİM…

İznik; asırların imbiğinden süzülen bir medeniyet tezgâhı. Tezgâhında insanı ve eşyâyı işlemiş...

DEĞİŞİM

Son yıllarda değişimin üzerinde o kadar çok konuşuldu ki. Değişim, değişti...

Osmanlı Cadısı-Barış Müstecapl…

Barış Müstecaplıoğlu Barış Müstecaplıoğlu Osmanlı Cadısı’nda uçan arabalarla leventleri, robotlarla semazenleri sıradışı bir...

ABDURRAHİM KARAKOÇ AĞABEY İÇİN

Liseye giderken sevdiğimiz şairlerin başında geliyordu Abdurrahim Karakoç Ağabey. Özü bizdendi...

FETHEDİLECEK YENİ UFUKLAR

İstanbul'un fethi bu sene her zamankinden başka bir alay-ı vâlâ ile...

PROF. DR. TAMİLLA ABBASHANLI ALİYE…

Sizdeki edebiyat ve kültür merakı nasıl başladı? Nasıl bir kültür ortamında...

SAİT FAİK ABASIYANIK VE KAŞIKADAS…

23 Kasım 1906-11 Mayıs 1954 Sait Faik, Bursa Lisesi'ni bitirdikten (19.8) sonra...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı...

KİM KİME/NEYE EMANET

Sözlüklerde ‘emanet’ kavramına “Güvenilir birine saklanması veya birine teslim etmesi için...

DEDEM KORKUD’CA SÖYLENMİŞ BİR …

“Kayı” denince söylenmesi gereken ilk söz; Dedem Korkud’un millî hafızamıza silinmez...

Enis Behiç KORYÜREK

11 Mart 1891, İstanbul doğumludur.  Şairimiz Selanik ve Üsküp idadilerinde, İstanbul...

İnsanlığın Dirilişi

Sezai Karakoç'un hayatı boyunca ideal bir uygarlık şekli olarak sunduğu ve...

Yazmanın Hazzı

Eğer şevk, zevk, sevgi, eğlence olmadan yazıyorsan yarım bir yazarsındır. Yani...

AZ ZAMAN ÇOK EDİRNE

Edirne’deki bir yılım bir ömre mal oldu. Şimdi anlıyorum ki üniversite...

KERKÜK'TE VATAN

“Bugünkü Irak devletinin sınırlarını oluşturan topraklar Osmanlı idarî bölünmesindeki Musul, Bağdat...

ABDURRAHİM KARAKOÇ’DA VATAN

“Dağ ile Sohbet Beyaz karlı, kara çamlı iri dağHeybet nedir, ne değildir?...

Aşık Sefil Selimi

Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

HOCAM HALÎL LÜTFÎ DÖRDÜNCÜ

Abdullah SATOĞLU

Halil Lütfî Dördüncü... İstanbul "Bab-ı âli'sinin ve Türk basının en renkli simalarından biri... 1953-54 yıllarında, İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulunda, Basın Tekniği ve İncelemeleri dersimize gelirdi. O dönemde, diğer hocalarımız Burhan Toprak...

Behçet Necatigil (GÖNÜL)

Edebiyat Dunyamız

(d. 16 Nisan 1916, İstanbul - ö. 13 Aralık 1979, İstanbul), Türk şair, öğretmen, çevirmen. Modern Türk şiirinin önde gelen şairlerindendir. Herhangi bir edebi akıma katılmamış; bağımsız bir şair ve fikir...

50. Yıl Marşı Şairi: Bekir Sıtkı Erdo…

Edebiyat Dunyamız

 Cumhuriyet devri Türk edebiyatının önemli şairlerinden Bekir Sıtkı Erdoğan 24 Ağustos 2014 tarihinde vefat etti. Erdoğan “Kışlada Bahar” ve “Hancı” şiirleriyle tanınıyor. Hatta denilebilir ki bu şiirlerin şöhreti şairini de...

Dr. Halil ATILGAN

Edebiyat Dunyamız

1946 yılında Adana'nın Karaisalı ilçesinin İncirgediği köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra Düziçi İlk öğretmen Okuluna girdi. 1964–1965 öğretim yılında Düziçi İlk öğretmen Okulundan mezun oldu. Çeşitli illerde öğretmenlik, Halk...

Yavuz Bülent Bakiler

Edebiyat Dunyamız

Yavuz Bülent Bâkiler 23 Nisan 1936, Sivas’ta doğdu. Şair, yazar, gazeteci, yönetici, avukat. Aslen Azerbaycan göçmeni ailenin çocuğu olan Yavuz Bülent Bâkiler ilk ve orta öğrenimini Sivas, Gaziantep ve Malatya'da tamamladı. 1960 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olduktan sonra...

NİHAD SÂMİ BANARLI

Edebiyat Dunyamız

Şeyma GÜNGÖR1 NÎHAD SÂMİ Banarlı Cumhuriyet devrinin yetiştirdiği en önemli edebiyat öğretmeni, edebiyat tarihçisi ve yazarlardandır. Şiir, tiyatro, hikâye, roman alanlarında da eserleri olan Nihad Sâmi Banarlı özellikle lise edebiyat ders...

PEYAMİ SAFA-2

Edebiyat Dunyamız

Bir Dante'nin La Divinc Comedie'sini hakkiie anlamak ve tatmak istiyen bir kari. Dante'nin içinde yaşadığı muhit ve İtalya’nın o zamanki iktisadı, siyasi ve İçtimaî ve dinî havası kadar. Beatrice'e olan...

Muharrem KUBAT

Edebiyat Dunyamız

Muharrem KUBAT 9 Ocak 1933'te, Emirdağ ilçesine bağlı Karacalar köyünde doğdu.Evli ve 2 çocuk babasıdır.1942 yılında Göveççi köyündeki ilkokula başladı ve 1949 yılında bu okulu bitirdi. Aynı yıl Çifteler Köy Enistitüsü...

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

Edebiyat Dunyamız

12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz güverte binbaşısı Mehmed Nail bey, Annesi deniz yarbayı Osman Fevzi...

ÖYKÜ / ROMAN

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş...

Cengiz Aytmatov ve Kızıl Elma

Aytmatov ,Cengiz (d. 12 Aralık 1928 , Şeker Kırgız ÖSSC) , yazar , çevirmen ve gazeteci.             Yazarlığa 1952’de başladı , 1959’da Kırgız’da Pravda muhabiri oldu. Povesti gor I stepey (...

DEDE KORKUT KİTABINDA ALKIŞLAR VE KARGIŞLA…

Türkiye Türkçesinde "bir şeyin beğenildiğini, onaylandığını anlatmak için el çırpmak"2 anlamında kullanılan alkış kelimesi, ulaşabildiği en eski Türkçe metinlerde "dua etme, övme, birinin iyiliklerini sayma" manaları ile karşımıza çıkmaktadır. Divanü...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi; çünkü bu okullar öğrencilerine sadece askeri konularda değil;...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE MEZARINDAN KALK…

Roman, kendini her türden inancı sorgulayan ve tuhaflıklara tapan bir genç olarak tanımlayan Şevki Bey’in eski dostlarından Kadri Bey’le karşılaşması ile başlar. Ayaküstü yaptıkları sohbette Kadri Bey, şehir hayatından sıkıldığını...

ÜCRETSİZ AİLE MEZARLIĞI

Mustafa Helvacıoğlu altmışdokuz yaşındaydı. Hiç evlenmemişti. Akrabası yoktu. Babası, kendisi doğmadan evvel ölmüştü. Annesini kaybettiğinde ondokuz yaşındaydı. Yirmibir yıl önce nüfus müdürlüğünden emekli olmuştu. Emeklilik ikramiyesinin üzerine daha önceki yıllardan kalan...

HALK HİKÂYELERİNDE MİTOLOJİK SAYILAR VE …

Mitolojinin zengin dünyası içinde yer bulan sayılar ve renklerin görünümleri halk hikâyelerine de yansımıstır. Böylece hikâyelerde islenen sayılar ve renkler, mitolojik kökenli olmalarından dolayı, hikâyelere zenginlik katmıstır. Sayılar ve renkler...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE CADI

Garâ’ib Faturası serisinin ikinci kitabı Cadı, tıpkı serinin ilk örneği Gulyabani gibi, doğaüstü unsurlardan kaynaklandığı varsayılan birtakım korkutucu olayları açıklığa kavuşturur. Romanın konusu kısaca şöyledir: Genç bir dul olan Fikriye Hanım eşinin ölümünden sonra çocuğu...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL …

Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde Yunan ilerleyişine karşı alınacak tedbirleri düşünüyordu. Yanına tek atlı tahta...

ŞAİR ve ŞİİR

NAMIK KEMAL'İN EDEBİ KİŞİLİĞİ

Namık Kemal’in edebiyat anlamında düşünsel gelişmesi üçlü bir etkinin sonucuna bağlanabilir. Fransızcayı öğrenmesi, Şinasi’yle tanışması, Avrupa’yı görmesi bunlardandır. Namık Kemal’in yenilik hareketlerine katılmasında düşünce ve edebiyat alanlarında eskiye karşı çıkmasında...

KUTADGU BİLİG-1 TANRI AZZE VE CELLENİN MED…

Teŋri Azze Ve Celle Ögdisin Ayur Bayat atı birle sözüg başladım,törütgen egidgen keçürgen idim Yaratan, yetiştiren ve göçüren rabbim olan Tanrının adı ile söze başladım.

NEYZEN TEVFİK

Öyle bir insan tasavvur ediniz ki, hayatında şöhretten, şehvetten, kinden, alayıştan, mevkiden ve paradan hoşlanmamış; hiçbirşeye sadakada sarılmamış, istediği gibi, bildiği gibi yaşamış olsun. İşte Neyzen Tevfik budur... 1879'da Bodrum'da dünyaya...

Mehmet Ali Kalkan

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde çalıştı. Sonra...

MEHMET AKİF ERSOY’DA HÜZÜN

Tabut Eller Üstünde Dostu da düşmanı da onun çok yüksek bir karaktere sahip olduğuna inanıyor. Bir ahlâk nümunesi, bir fazilet âbidesi.... İnancını sonuna kadar yaşayan, ilkelerini ardına kadar savunan, doğru...

ZİYA GÖKALP - ÖTÜKEN ÜLKESİ (İNCELEME)

"Türk gençleri yalvardılar Hakan'a:Boru çaldır, ruhlarımız uyana...Cenk edelim, yayılalım cihana: -Yayılmaktır Türk soyunun turası!Böyle diyor Oğuz Han'ın yasası! Hakan dedi: "Anayurt'tan bıkılmaz,Boş bulunup eve düşman tıkılmazYabancılar çıkarılır, çıkılmaz." -Toplanınız: vatanınız burası!Böyle diyor Oğuz...

Gülce

Uçurumun kenarındayım Hızır Ulu dilber kalesinin burcunda Muhteşem belaya nazır Topuklarım boşluğun avcunda Derin yar adımı çağırır Dikildim parmaklarımın ucunda Bir gamzelik rüzgâr yetecek Ha itti beni, ha itecek Uçurumun...

NECİP FAZIL KISAKÜREK - SAKARYA TÜRKÜSÜ …

Şiir, yan anlamları çoğaldıkça, günlük dilden bambaşka bir mecraya geçtikçe, yeni söyleyişler buldukça değer kazanır. Aksi takdirde man­zume olmaktan ileri gidemez. "Şiirde önemli olan düz anlam değil, yan anlamdır. Şiir...

Aceb nitdüm yâra virmez selâmı

ŞEYYAD HAMZA Aceb nitdüm yâra virmez selâmı Bu zâlim müddeî komaz ola mı

İŞ

Özcan TÜRKMEN

“Yapılması gereken önemli bir iş vardı ve herkes birisinin bu işi yapacağından emindi. İşi herhangi biri yapabilirdi ama hiç kimse yapmadı. Birisi buna çok...

TÜRK’ÜN KİTAPLA İMTİHANI

Özcan TÜRKMEN

İhtiyaç listenizde kitap kaçıncı sırada, hiç düşündünüz mü? Günümüzde gelişen teknolojiyle birlikte gençlerde kitap okuma alışkanlığının yerini evlerde...

YAHYA KEMAL'DEN ANNELİ BİR HATIRA

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Anı, deneme, şiir, öykü ve romanlarında babalarına yer/rol veren edebiyatçılar elbette çoktur, fakat bu insanların edebî metinlerinden hareketle gençlik ve...

NEFİSLE MÜCADELE(MİZ)

Özcan TÜRKMEN

Nefis mücadelesinde neredeyim,sorusunu kendinize sormuşsunuzdur eminim. Nefsinizle uğraşırken, çekişirken, didişirken siz de benim gibi şaşırıp...

ERENKÖY ŞEHİDİ SÜLEYMAN ULUÇAMGİL

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1.Giriş1.1.Hayatı ve SanatıSüleyman Ali Uluçamgil, 28 Mart 1944 tarihinde Dağyolu (Eski adı: Fota) köyünde doğdu. Babası Mehmet Ali Salih, annesi ilkokul öğretmeni...

ANLA(ŞA)MIYORUZ

Özcan TÜRKMEN

‘Aya giden insan ile iletişim kurabilecek sistemleri buluyoruz. Buna rağmen çoğu kez anne kızıyla, baba oğluyla; zenci beyazla, işçi işverenle konuşamıyor.’ diyor....

DİVAN EDEBİYATI VE KAVRAMLAR - 2 (SANA

Edebiyat Dunyamız

Teşbih• Sözü daha etkili kılmak amacıyla ortak nitelikleri bulunan nesne ya da kavramlar arasında benzerlik kurma sanatıdır. Örneğin, "Tilki gibi kurnaz...

digertumyazilar