Perşembe 4 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 5 - 10 dakika)
Bunu okudun 0%

turklerde kurt totemTotem dediğimiz şey çoğuncası bir hayvandır. Nadiren bir bitkidir ve kimi zaman da yağmur veya ırmak gibi doğa olayıdır. Sigmund Freud totemin bütün sülâleyle özel bir ilişki içinde bulunduğunu söyler. Totem muayyen bir sülâlenin (klanın, boyun) atasıdır ve koruyucusudur. Pek çok muhitte, totem kendi türünün bütün bireylerine atfedilir. Diyelim ki A klanının totemi kaplandır. Fakat herhangi bir kaplan değildir. Doğadaki bütün kaplanlar totem kapsamındadırlar. Her klan kendi totemine tazimde bulunur ve törenlerde totem taklit edilir.

Herhangi bir kaplanın değil de bütün kaplanların totem kapsamında yer almasının nedeniyse hayvanların birey değil tür olmasıdır. Bunu Lévi-Strauss üzerinden açıklayalım: “Bir kişiyi fark etmek demek, onu diğer insanlardan ayırt etmek demektir. Bir hayvanı fark etmekse onun hangi türe ait olduğuna karar vermek anlamına gelir. Hayvan somutluktan ve tekillikten yoksundur. Özü itibarıyla hayvan bir sınıf olarak ortaya çıkar.”[1] Yani hayvanlarda biz insanlardaki gibi ferdiyet bulunmadığı için onlar türdürler. Bitkiler de böyledir. Doğa olayları da böyledir. Irmakların adlarının olması onlara ferdiyet kazandırmaz. Adı ne olursa olsun ırmak yine de herkesin bildiği ırmaktır. Biz kendi kimliğimizi biliyoruz fakat meselâ Kızılırmak kendi adının Kızılırmak olduğunu bilmiyor. Bilemez de.

Aslına bakılırsa bir klanın totem olarak kabul ettiği varlığın bizatihi kendisi totem değildir. Totemler birer göstergedir. Bunu da şöyle izah edelim: Yalnızca yabanıl insanların değil modern insanların da totemleri vardır. Çünkü dediğimiz gibi bunlar birer göstergedirler. Totemlerin tabu mahiyetinde bulundukları malumdur. Türk bayrağı bizim millî totemimizdir. Bizim için kutsaldır ve bayrağımızın çiğnenmesine şiddetle karşı çıkarız. Bunun sebebiyse Türk bayrağının bir gösterge olmasıdır. Türk bayrağı bizim millî varlığımızın ve millî ülkülerimizin sembolüdür. Bayrağımız çiğnendiğinde aslında Türk olarak bizler çiğnenmiş oluyoruz. İşte buradaki bayrağa yönelik saygı o bayrağın maddî malzemesi olan kumaşa ve kumaşın boyasına yönelik değildir. Yabanıl toplumlardaki totemler de böyledirler. A klanı kaplana değil de kaplanın temsil ettiği unsurlara bağımlıdır. Peki ya totemlere niçin ihtiyaç duyuyoruz? Duyuyoruz çünkü “Totemik semboller kişinin kendi güzergâhında ilerlemesini sağlayan ideolojik işaretlerdir.”[2] Buradaki kişiyi hem klan olarak hem de o klanın her bir üyesi olarak düşünmemiz gerekiyor. Yabanıl toplumlarda bireysellik bilinmediğinden ötürü bir klanın bütün üyeleri aynı konumdadır. Yani kabataslak söylersek, klanın bütünü ferttir. Her klan ayrı bir kimliğe sahiptir ve dolayısıyla da her bir klan bir fert gibidir. Buna bütüncül ferdiyet dersek herhalde yanlış olmaz. Muayyen bir klanın üyeleri (kendi totemlerinin çevresinde kenetlenerek) ortak duygu ve düşüncelere sahip olurlar ki buna aidiyet diyoruz. Gerçekte bugün de durum (bireyselleşmeye rağmen) bir bakımdan aynıdır ya da benzerdir. Şöyle ki: “Günümüz söz konusu olduğunda toplumsal davranışın her bir fert tarafından kendiliğinden üretilmediği açıktır. Bir grubun üyesi olarak insanlar, bir fert olarak hissettikleri şekilde davranmazlar. Her bir kişi kendisini, izin verilen veya icbar edilen şekilde eyleminin bir işlevi olarak hisseder.”[3] Yani bireyin özgürlüğüne mukabil aynı bireyin davranışları ve tercihleri büsbütün keyfi olamıyor. Toplumun kuralları (töreler ve yasalar) onu kısıtlıyor, yönlendiriyor, kontrol ediyor. Totemin yaptığı da budur zaten. Totem klanı yönlendirir. Totem klana sınırlar çizer. Totem klana topluluk hissi ve topluca yaşama gücü verir. Klanın üyeleri arasındaki bağlılığı korur ve pekiştirir. Ama haliyle totem, başka totemlere sahip klanların ötekileştirilmesine de yol açar. Buradaki ötekileştirme o kadar da bariz sayılamaz. A klanının üyeleri kendi aralarında evlenemiyorlar. A klanı B klanından kız almak zorundadır. C klanı da D klanına damat göndermek durumunda kalabiliyor.

İşte burada ilginç bir olguyu yakalıyoruz: Avustralya’daki bazı ailelerde totem değişkenlik gösteriyor. Bir kişi büyükbabasıyla ve kendi torunuyla aynı kategoride yer alırken o kişinin babasıyla oğlu karşıtı olan kategoride yer alıyor.[4] Bunu daha anlaşılır şekilde belirtelim: A kişisi kendi babasıyla ve kendi oğluyla aynı totemi paylaşamıyor. Bu neden böyledir? Pek çok entelektüel açıklama getirilebilirse de pratik hayata baktığımızda baba-oğul (nesil çatışması)nı buluyoruz. A kişisi kendi babasıyla çatışma halindedir. A kişisi kendi oğluyla da çatışma içindedir. Gelgelelim A kişisi kendi büyükbabasıyla ve kendi torunuyla çatışma halinde değildir. Hepimiz bilmekteyiz ki gerçek hayatta dedeler torunlarını daha çok severler, torunlarını şımartırlar ve torunlarını o torunun babası karşısında savunurlar. Demek ki hem totemizmde hem de mitlerde ve arketiplerde sadece hayal değil, gerçeklik payı da bulunmaktadır. Totemden ziyade totemin temsil ettiği unsurlar mukaddestir.

Genellikle hayvanların totem olarak benimsenmesinde de kâh hayatın birtakım gerçekleri kâh kimi hayaller etkili olmaktadır: “Örneğin kuşlar uçarlar ve böylece göklerde yaşayan üstün ruhla iletişim kurmamıza yardımcı olabilirler.”[5]Kuşların uçabildikleri için göklerde bulundukları farz edilen üstün güçlere; Tanrı’ya, tanrılara ve tanrıçalara, meleklere, kimi ruhlara ve benzerlerine ulaşabildiklerini tahayyül etmek makuldür. Bizim bugündeki teolojik ve bilimsel donanımlarımıza sahip bulunmayan eski çağların insanları kendilerindeki bu donanım eksikliğini doğayı gözlemleyip hayal kurarak gidermeye yönelmişlerdir. Tabii ki onların hayalleri de doğanın içindeki hayat gerçekliğini gözlemlemeleriyle ulaştıkları çıkarımlardır. Biz modern Türkler bugünümüzde aya ve güneşe tapınmıyoruz fakat Türk bayrağındaki hilal ile yıldızı mukaddes kabul ediyoruz. İşte buradan yola çıkarak şu soruyu kendimize sorabiliriz: İlkel insan da bazı yönlerden bizim gibi gerçekçi (akılcı) düşünüyor olamaz mıydı? İlkel insan nazarında güneş –bizim ilkel insanlara atfettiğimiz şekliyle– ilâh veya ilâhe miydi? Biz uzak geçmişe bugünümüzden bakarak, bugünümüzün ölçüleriyle ilkel insanı yargılıyor olamaz mıyız? Anakronik tavrımız nedeniyle ilkel insana yönelik yargılarımızda yanılma payımız hiç mi yoktur? İlkel insan nazarında meselâ Gök bir Tanrı mıydı yoksa Tanrı’yı temsil eden bir varlık alanı mıydı? Gerçek şudur ki kendimizdeki bütün o teolojik ve bilimsel donanıma karşın biz modern insanlar “Tanrı lâmekândır, Tanrı’nın mekânı yoktur!” dediğimiz halde Tanrı’yı gökte aramayı sürdürüyoruz. Oysaki yukarısı olarak gök, bize göre, dünyamızdaki duruşumuza kıyasla yukarıdadır. Tanrı’ya göreyse gök ne aşağıda ne yukarıdadır. Yönler ve boyutlar insan içindir. Yönler ve boyutlar Tanrı’yı bağlamıyor. Gök yukarıda olduğu için yücedir. Dağlar da yeryüzünden yükseldikleri için yücedirler. Şu halde bizim “yüce dağlar” dememizle “yüce gökler” dememiz arasında fark bulunmuyor. Yine şu halde “Gök Tanrı” dediğimizde atalarımız acaba Tanrı’ya mekân mı biçiyorlardı yoksa Tanrı’nın erişilmezlik sıfatını mı vurgulamak istiyorlardı? Korkut Ata’nın “Yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin!” söylemi hangi anlamı yüklenmiştir? İslamiyet öncesi Türklerdeki “Tengri Bir” sözünü şimdi burada tekrar hatırlamamız gerekiyor.

Şimdi de enteresan bir bilgiye bakalım… Kuzey Amerika yerlilerinin inançlarına göre her kabilenin bir atası vardır. Bu ataya onların dilinde Atua deniyormuş. Türkçedeki ata sözcüğü ile Kuzey Amerika dillerindeki atua sözcüğünün şaşırtıcı benzerliği bu yazımızın kapsamı dışında kalıyor. Her kabilenin Atua’sı doğadaki bir varlık tarafından temsil ediliyor ve genelde hayvan türlerinden yalnızca bir tek hayvan temsilci konumuna yerleşiyor. Ne var ki diyor Lévi-Strauss “Atua’nın hayvana dönüştüğüne değil, onun içine girdiğine inanılır.”[6]Bununla birlikte diğer bazı totemik inançlardan farklı olarak Kuzey Amerika yerlileri Atua olarak seçtikleri hayvanı o hayvan türüne genelleştirmiyor. Örneğin bir kabilenin Atua’sı yılanbalığı ise muayyen bir yılanbalığı Atua’dır. O muhitteki bütün yılanbalıkları Atua değildir. Fakat dünyanın pek çok yerindeyse genelleştirme (hayvan türüne yayma) görülüyor. Buradan yola çıkarak şu soruyu yöneltebiliriz: Türklerin ataları için efsanevi Bozkurt tek miydi yoksa boz renkli kurt türünün geneli mi efsanevi Bozkurt idi? Bu sorunun cevabını herhalde tam bilemiyoruz. Gökyüzü bir Tanrı mıydı yoksa Tanrı’nın yücelik sıfatı mıydı düşüncesine koşut olarak Kuzey Amerika yerlileri de muayyen bir hayvanı (veya bitkiyi) Atua saymıyor, diyorlar ki, bizim ata bildiğimiz hayvanın (veya bitkinin) içine atamızın ruhu girmiştir.

Bu düşünüşün bir benzerini Uygur Türklerinde buluyoruz: “Dokuz Oğuzların ceddi olan bir hakanın iki güzel kızı vardı. Bu kızlar ancak tanrılara lâyıktı. Babaları insanlardan ayrı bulundurmak için bu kızları, yaptırdığı bir kulenin içine koydurdu ve yalvararak tanrıyı çağırdı. Bunun üzerine tanrı bir bozkurt olarak geldi ve kızlarla evlendi.”[7]Kuzey Amerika yerlilerinde nasıl ki ata veya totem kabul edilen hayvan gerçekte ata değilse, bu totemin içine gerçek atanın ruhunun girdiğine inanılıyorsa, Uygurlarda da Bozkurt’un kendisi Tanrı değildir, Tanrı o güzel kızlara Bozkurt biçiminde görünmüştür, tecessüm etmiştir.

Meseleye bir de Hilmi Ziya Ülken üzerinden kuantum teorisi bağlamında bakarsak bazı durumları zihnimizde kısmen aydınlatabiliriz. Şöyle ki: “Varlığın birtakım manzaraları vardır. Enerji manzarası da vardır. Varlığın enerji halinde şekil değiştirmesi sonsuzca yeni imkânlar kazanmasıdır. Bu imkânları fizik inceler. Yeni fizik, quanta teorisi ile enerjinin dalga ve cisimcik diye iki manzarası olduğunu göstermektedir. Dalga manzarası sürekli, cisimcik manzarası süreksizdir. [Hilmi Ziya Ülken bununla maddenin hareketsizliğini yani sabit oluşunu kast ediyor ki sabitlik bahsine az ileride tekrar değineceğiz]. Öyleyse enerjinöbetleşe iki manzaradan ya biri, ya öteki ile açıklanır. Varlığın her iki manzarasına ait bilgimiz gerçeğe uygundur.”[8]

Bizim burada kısaca özetlediğimiz Ülken cümlelerinde enerjinin aynı anda hem dalga hem cisimcik olarak ortaya çıkamayacağı söyleniyorsa da kuantum teorisi artık günümüzde bunun tersini belirterek enerjinin (varlığın) aynı anda hem dalga hem madde özelliği gösterebildiğini söylüyor. Fakat biz asıl konumuzu dağıtmamak için bu bahislere giremeyiz. Bizi burada ilgilendiren husus enerji olarak varlığın “dalga ve cisimcik” şeklinde iki ayrı görünüm kazanabiliyor olmasıdır. Tabii ben bu olguyu fantastik hayal gücümle mitolojiye uyarlayabilirim ve Atua’nın hem ruh hem de totem hayvanı biçiminde kendisini torunlarına yansıttığını öne sürebilirim. Bu iddiam doğru olmasa bile yanlış da sayılamaz. Belki de quanta teorisi uyarınca benim bu iddiam hem doğru hem yanlıştır. Görüldüğü üzere mitik olguları ve tasavvurları biz modern insanlar kolayca çarpıtabiliriz ya da kendi aklımızca dönüştürebiliriz. Gelgelelim ilkel insan da böyle yapmıştır. İlkel insan doğadaki olayları ve varlıkları gözlemleyerek kendi aklının erdiğince bu olaylarla bu varlıklara anlam yüklemiştir. Kısacası ilkel insan da çarpıtmış ve dönüştürmüştür. Türk bayrağının madde olarak kendisinden ziyade bizim ona yüklediğimiz maddi ve manevi değerler kutsaldır. Gerçekte al diye bir renk yoktur, ışık oyunları nedeniyle biz al rengi görebiliyoruz. Bize yansıma yoluyla böyle görünüyor. Demek ki bizim için al renk vardır ve bizim için al renk bir gerçekliktir. Şu halde Al-bayrak inkâr edilemez. Sonuçta her şey göreceliğe varıyor.

Son olarak bir başka enteresan bilgiye bakalım: “Dakota’lı bir bilge Osage’den Güney Dakota’ya varana kadar bütün Siyular için ortak olan bir metafizik felsefeyi ortaya koyar. Şeyler ve varlıklar, yaratıcı sürekliliğin maddi biçimlerinden başka bir şey değildir. Özgün Amerikan kaynağında şöyle yazar: Şimdi ve sonra, burada veya orada hareket eden her şey durur. Uçmakta olan kuş yuvasını yapmak için durur. Yürümekte olan insan istediğinde durur. Tanrı da durmuştur. Parlak güneş Tanrı’nın durduğu yerdedir. Ağaçlar ve hayvanlar hepsi birden Tanrı’nın durduğu yerdedir. Yerliler bu varlıkların durdukları yerleri düşünerek dualarını oraya, Tanrı’nın da durduğu o yere gönderip yardım ve koruma kazanmaya çalışırlar.”[9]

Biz bu alıntıyı da özetledik ve orijinal cümleler biraz karmaşık olduğu için buraya düzenleyerek aktardık. Maddenin hareketsizliği aslında bizim anladığımız anlamda hareketsizlik değildir. Bir bina sabit dursa da benim maddeden ibaret olan bedenim hareketlidir. Kuşların bedensel yapıları ve şekilleri sabittir ama kuşlar uçarlar. Aslında her şey hareket halindeyse de varlıkların formları (biçimleri) sabittir. Ama tabii ben öldüğümde bedenimin şekli değişime uğrar, çürür, toprağa karışır. Kuş avlandığında ateşte pişirilirken artık değişerek bir yiyecek haline gelmiştir. Formlar da değişime uğruyor. Siyuların “yaratıcı süreklilik” düşüncesi Lévi-Strauss’un da belirttiği üzere Henri Bergson’un “yaratıcı tekâmül” felsefesiyle birebir aynıdır. Şeylerle varlıklar yaratıcı sürekliliğin maddi biçimlerinden başka bir şey değilse, yabanıl insanların kendi totemlerine birtakım manevî güçler atfetmelerini hurafeyle sınırlamayarak anlayışla karşılamamız gerekiyor. Maddi olan her şey duruyorsa (maddi olmayan fırtına bile esip gürledikten sonra duruyorsa) ve bütün bu duran varlıklar Siyuların düşüncesine göre Tanrı’nın durduğu yerde duruyorlarsa ve hatta Siyular varlıkların durdukları bu kutsal yeri düşünerek dua ediyorlarsa bu durumda binlerce yıldır aynı yerde sabit durmakta olan Kâbe de Müslümanlar için tabii ki kutsallık kazanacaktır.

Dipnotlar

[1]Claude Lévi-Strauss, Günümüzde Totemizm, sayfa 127, Nora Kitap, İstanbul 2018

[2]Lévi-Strauss, sayfa 101

[3]Lévi-Strauss, sayfa 95

[4]Lévi-Strauss, sayfa 115

[5]Lévi-Strauss, sayfa 107
[6]Lévi-Strauss, sayfa 42
[7]Murat Uraz, Türk Mitolojisi, sayfa 212, Hüsnütabiat Matbaası, İstanbul 1967
[8]Hilmi Ziya Ülken, Varlık ve Oluş, sayfa 343, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları 1968
[9]Lévi-Strauss, sayfa 132

About the Author

Metin SAVAŞ

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EBEDİYETE İRTİHALİNİN 12. SENESİNDE TÜRKİYEM'İN ŞAİRİ'NE
Kitabın ortasından girelim. Kelâmımızı eğip bükmeden gönlümüzden geldiği gibi aktaralım..  Şükür ki muvaffak olamayan, halkın sağlam irâdesine takılan 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 27 gün boyunca Demokrasi nöbetlerinin favori parçası olan "TÜRKİYEM" meydanları inletti ve heyecanına...
İNSANIN TAŞRASI-IX
Uzak çağlardan o güne kadar günler kum gibi akmış; yıllar, yüzyıllar, kervanlar gibi uzak ufuklarda kaybolup gitmişti. Dünya kurulalı beri mavi dalgaların koşuştuğu o yerlerde şimdi çorak topraklar belirmiş, derin vadiler oluşmuştu. Neresi miydi burası? Deveören Köyü, bizim köyden bahsediyorum....
ŞİİRDE İMGESEL GÖSTERGE
 İmgesiz sanat olamayacağı gibi imgesiz şiirin de ortaya konulamayacağı bir gerçektir. İmgesel anlatım en çok da şiirde kullanılmıştır. İm kelimesi; işaret, alâmet anlamına gelmektedir. Anlam yüklenen her şey, gösterge, iz, belirti… birer im’dir. Türkçe’de sık kullandığımız, ‘’imi, timi...
AYRILIK YOKUŞU
Babamdan kalan o eski evin önündeki somyanın üzerinde kollarımı bağladım oturuyorum. Değişik duygular içerisindeyim. Bir duygudan çıkmadan diğerine yatay geçiş yapıyorum. Halimden memnunluk derecem değişkenlik gösteriyor.  Buraları hayal meyal hatırlıyorum. Ayrılık yokuşu… Zamanında...
FİN(CAN)LA GELEN MEKTUP
“Değerli Hocam; Öncelikle selam eder ellerinizden öperim. Beni hatırlayamamış olabilirsiniz, ama ben sizi hatırlıyorum. Sizin yüzlerce öğrenciniz olmuştur, benimse bir tane Muharrem Hocam oldu. Ben hep arka sıralarda oturan sessiz bir öğrenci oldum ama söyledikleriniz ve yaptıklarınız kafamda mıh...
İNSANIN TAŞRASI-VIII
Bir gün Bilecik Vali Yardımcısı, Aziz Dost Abdurrahman Bey,-İlgen Hocam, sana bir şey danışacağım.-Hayhay, buyurun. Vilayet merkezinde kendi başkanlığında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı olarak toplanmışlar. Toplanma nedeni ihtiyaç sahibi öğrencilere burs vermek. Tabii, konuşmuşlar,...
prev
next

ŞEHSÜVÂR-I CİHÂNGÎR-FÂTİHNÂME - TURG…

Edebiyat Dunyamız

ŞEHSÜVÂR-I CİHÂNGÎR-FÂTİHNÂME Turgut GÜLER Ötüken Yayınları, 2015 Cihângîr Tûğlar -Selîmnâme- kitabıyla edebiyat ve târîh severlere büyük bir şölen sunan Turgut Güler, Şehsüvâr-ı Cihângîr -Fâtihnâme- kitabıyla da “Türk İstanbul”da yaşamanın Peygamber müjdeli lezzetini bize...

GÜZİDE TARANOĞLU

Abdullah SATOĞLU

Örnek bir Türk kadını, mutlu bir ana, velüt bir şair, vefakar ve hamiyyetli bir insan olan Güzide Taranoğlu; çok yönlü sosyal faaliyetleriyle, çevreye hizmet etmekten, son derece önem verdiği dostları için...

FÂTİHNÂME - TURGUT GÜLER

Edebiyat Dunyamız

Cihângîr Tûğlar -Selîmnâme- kitabıyla edebiyat ve târîh severlere büyük bir şölen sunan Turgut Güler, Şehsüvâr-ı Cihângîr -Fâtihnâme- kitabıyla da “Türk İstanbul”da yaşamanın Peygamber müjdeli lezzetini bize sunan Fâtih Sultan Mehmed...

HALİL SOYUER

Abdullah SATOĞLU

Benim şiir ve edebiyata karşı merak sarmamda, Behçet Kemal Çağlar’m 1949 yılında İstanbul’da haftalık olarak çıkardığı “Şadırvan” dergisiyle, Akın Karauğuz’un Zonguldak’ta çıkardığı “Doğu” dergisinin önemli etkisi olmuştur. Halil Soyuer imzasını ilk defa, Şadırvan...

KERİM AYDIN ERDEM

Vaktiyle “Hisar” dergisinin bir sayısında Sabahattin Teoman, kendisiyle yapılan bir konuşmada...

CÖMERTLİK

Kendine ait şeyleri kolaylıkla verebilen, ikram edebilen, vermekten kaçınmayan eli açık...

ŞİİR ÖLÜYOR MU? - AHMET HAMDİ …

Bir müddetten beri Ulus gazetesinde mühim bir anket devam ediyor. Anketin...

HÜSEYİN YURDABAK

Anadolu’nun saf ve temiz rüzgârlarıyla uyanıp filiz veren tohumlar gibi, daha...

Cemal SAFİ

Cemal Safi Cemal Safi, şaiɾ. 1938 yılında Samsun'da doğdu. Babası meɾhum...

ŞİİR(NAZIM) TÜRLERİ

Şiir: Duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene bağlı olarak, çekici bir...

İSTANBUL'UN ORTA YERİ YÜREĞİM

Bir şekilde yolu İstanbul’dan geçmeyen, şair, yazar, düşünür, eleştirmen, devlet adamı...

ÇOK SATILAN KİTAPLARIN ÖZELLİKLE…

Bestseller, yani çok satan popüler kitaplar üzerinde yapılan bir araştırma oldukça...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Matematik hocası Yüzbaşı Mustafa’nın nasihatleri ile Mustafa Kemâl’in annesine dargınlığı kalmamıştı...

CENAB ŞAHABEDDİN’İN “SENİ D…

İner şeb-i tabîatın       a         şeb: Farsça’da gece İner leb-i müzehhebi   b   ...

TÜRK DEVLET GELENEĞİ - Prof.Dr. A…

Türk Devlet GeleneğiProf.Dr. Aydın TaneriMerhum Prof. Dr.Aydın Taneri’nin birkaç defa yeniden...

NİYE TEBESSÜM

İnsanımızın yüzü, maalesef, hep asık... Caddede sokakta gülen insanların sayısı gittikçe...

TÜRKÇEMİZİN HAFIZASI

Her dilin bir hafızası vardır. Bu hafızayı bilerek veya farkında olmaksızın...

SÖZÜMÜZE NE(LER) OLUYOR (1)

Konuşamaz, anlaşamaz, tartışamaz insan(lar) olduk. Birbirimizle iki çift söz edemiyoruz. İki...

TÜRKMEN FERYADI: BOZLAK

Boz toprakta rızkını arayan insanın hüzünlü bir haykırışıdır bozlak. Bozlak, dayanılmaz...

ACIKAN KURT

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikâye...

KOCA BİR ALEM İÇİNDE YALNIZIM NA…

Her yazı bir mektuptur,zamana yenilmediği sürece sahibini arar. İç dünyasıyla örtüşen yüzlerle karşılaşıncayeniden canlanır, yeniden yazılırher...

Mahmut Topbaşlı (Günbeyli)

1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini...

AYLA COŞKUN CEREN'LE SOHBET

Ayla Hanım öykü ve denemeler yazıyorsunuz. Sizdeki yazma yeteneği nasıl gelişti?...

ANADOLU MASALLARINDAN DERLEMELER - N…

Kültürümüzün çok uzun bir geçmişi ve muazzam bir derinliği bulunmaktadır. Dolayısıyla...

EYVALLAH

“İnsanlar vardır ki dünyaları, böyle, hep kelimelerle örülmüştür. Onlar, kelimelerle duyar...

Y-KUŞAĞI DEĞERLENDİRMESİ

Diğer sosyal bilim dallarında olduğu gibi sosyolojide de araştırmaların belirli bir...

VATAN ENDİŞESİ VE CEHALET “MÜR…

Yaşar Nabi Nayır’ın bir anketine verdiği cevapta Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle...

ÜSLÛBUMUZ NEDEN SERTLEŞİYOR?

Üslûp; oluş, yapış/yapılış biçimi, tarz, tutulan yol ... demek. Bir sanatçının veya...

Abdurrahim KARAKOÇ

1932 yılının Nisan ayında Kahramanmaraş ili, Ekinözü ilçesinde dünyaya geldi. Dedesi, babası ve kardeşleri de...

BİR KADEHLE BİZİ SÂKİ GAMDAN Â…

Bir kadehle bizi sâki gamdan âzâd eylediŞâd olsun gönlü anın gönlümü...

BATILILAŞMA MACERAMIZDA TÜRK ROMAN…

GİRİŞ Yazar çağının aynasıdır. Eserleri aracılığıyla içinde yaşadığı toplumun sosyal, kültürel ve...

“KOZA” ŞİİRLERİNE GÖRE HAR…

   2.2.”Koza” şiirlerinde  ses yapısı   Harid Fedai’nin şiirlerinde ses zaman zaman ön plana...

SORULARA CEVAPLAR

Dâhilîdir sadme.. hâriçten değil.. aslâ değil! Sonra, olmaz ez-kazâ dünyâda bir şey...

"Uysal Bir Kız"'ı Nasıl…

Bu öykümü son derece gerçekçi saymama karşın,ona “fantastik bir öykü” diyorum...

ZİYA OSMAN SABA

Edebiyatımıza “ Yedi Meş’aleciler” grubu ile giren değerli şair Ziya Osman Sabayı...

ALMAN VE FRANSIZ YAPIMI BİR GEZİ Y…

Şehirler medeniyetlerin açık hava müzeleridir. Ne zaman yeni bir şehir görsem...

ARİF NİHAT ASYA - ONLAR ŞİİRİ …

ONLARNerde kaldı o anlar ki,Analar kurt doğururdu,Hilkat insan çamurunuDestanlarla yoğururdu.Nerde o...

NİHAL ATSIZ

Türkçülük ülküsünün büyük önderi, kudretli şâir ve tarihçi Nihal Atsız’ı 11...

POSTMODERN ÇAĞDA AHİLİK

Kitabın birinci kısmında Ahiliğin oluşumu, kapsamı ve etkileri, Ahiliğin kökeni, Bacıyan-ı Rum...

ACELEMİZ VAR

Hayat dediğimiz şey, güzel şeyleri beklerken arada geçen zamandır, değil mi? Hayatımız...

TÜRK MİTOLOJİSİNİN NÜVESİ URA…

”Gılgamış Destanı ve Dede Korkut Hikâyeleri” başlıklı bir başka yazımızda Sümerli...

FARAH YURDÖZÜ VE MADRİT'TE METAF…

1980 sonrası dönemde Farah Yurdözü’nün Madrit’te Metafizik Aşk, ve Yaşam Bir...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey o akşam Mustafa Kemâl’i de dostlar...

AŞKSIZLARA VERME ÖĞÜT!

Muhatabının bileğini bükmek derdindeki dinleyiciye bir şey anlatmak imkansızdır. Öğrenme iştiyakı...

TÜRK DÜNYASININ ORTAK KİMLİĞİN…

Turan adıyla ülküleştirdiğimiz (idealize ettiğimiz) Türk Birliği’nin kurulması durumunda Ortak Türk...

HATIRALAR IŞIĞINDA MEHMET AKIF ERS…

 Mehmet Akif, çok yönlü ve aktif kişiliği ile hiç kuşkusuz hem...

Yavuz Bülent Bakiler

Yavuz Bülent Bâkiler 23 Nisan 1936, Sivas’ta doğdu. Şair, yazar, gazeteci, yönetici, avukat. Aslen Azerbaycan...

Çok okunan büyük yazarımız: RE…

Çok okunan büyük yazarımız, Anadolu’yu şehirleri ve insanlarıyla çok iyi tanıyordu...

ORHAN ŞAİK GÖKYAY

Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok...

MANZUME VE ŞİİR

Bugün şiir için "kuvvetli heyecanlar ve yoğun duygularla örülü söz" veya...

İSTANBUL TÜRKÇESİ’NİN ÖNEMİ

Türkçe, Türk dili ya da Türkiye Türkçesi, batıda Balkanlar’dan başlayıp doğuda Hazar Denizi sahasına kadar konuşulan Altay...

ÖĞRETMEN OLABİLMEK

Öğretmen tarihsel süreç içinde; muallim, hoca ve ata kelimeleriyle de karşılanmıştır...

İSTİKLȂL MARŞI’NIN ANLAM DÜNY…

İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu...

SAYI - 16 OSMANLI DÖNEMİ’NDE ESK…

Yıl 1912… Temmuz sıcağında Eskişehir’deyiz. Elimizde -bu sefer- Nimet gazetesi var...

BİR HOŞGÖRÜ, GÜVEN, SEVGİ VE S…

Merhamet, insan ve insanlık için belki de en önemli duygu, en...

DİREKLERARASI

Geçen gün tramvayla Şehzadebaşından geçerken Direklerarasını aradım. Epey zamandır görmemiştim: Sağ...

İRFAN ORGA - BİR TÜRK AİLESİNİ…

Kitapta savaş öncesi, savaş dönemi ve savaş sonrasında bir Türk ailesinde...

Ahmet Mithat Efendi ve Ölüm Allah…

Şimdiye kadar pek çok hikâyeler okudum. Elbette siz de okumuşsunuzdur.Ben hem...

Arif Nihat Asya'da Vatan Sevgisi ve …

Bizde "vatan" kavramı çok eskidir. Tarihin derinliklerinden gelen  Kök  tengrige men ötedim...

TÜRK DİLİNE FERMAN: KARAMANOĞLU …

Anadolu’yu ileri fikirleri ve düşünceleriyle, eserleri ve sanatlarıyla aydınlatanlar arasında onüçüncü...

GÜNER AKMOLLA

(Romanya, 1941-) Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu.Şair. 1941, Romanya doğumlu. 1965’te Bükreş Üniversitesi’nden...

SAYI 1 - 1911’DE BEMBEYAZ DİŞLER…

SAYI 1: Eskişehir’de yayımlanan ancak haber ağı itibariyle bölgesel nitelikte olan “Hakikat...

Aceb nitdüm yâra virmez selâmı

ŞEYYAD HAMZA Aceb nitdüm yâra virmez selâmı Bu zâlim müddeî komaz ola mı

BARTIN'DAN BATUM’A GİDEN YOL RİZ…

Ne güzel demiş şair, “Seher yola giren âşık gece Leylâ’da akşamlar”...

ANA DİLE SAYGI

Ana diline saygı, önce onu bilerek sevmek, sonra da doğru ve...

SANATTAN HAFIZAYA TÜRKİSTANLILIK …

Fransız filozof Ernest Renan, “Bir devleti kurtaracak olan manevî uyanıştır, bunun...

NASRETTİN HOCA’DAN BİR FIKRA

Fıkraları sevmeyen var mıdır, sanmam. Çünkü fıkralarda her insana hitap eden...

USÛLÎ’NİN DİLİNDE AHENGİ SA…

Usûlî XVI. yüzyıl divan şairlerin en tanınmışlarından biridir. Her divan şairinin...

SAYI - 18 ŞİMDİ BÖYLE KALIP BATA…

Sürgünde muhalefet eden bir gazetenin adının “Hürriyet” olması çok manidar… Ama...

EMİRDAĞ AĞZI - ÖZCAN TÜRKMEN

Birinci baskısı Emirdağlılar Vakfı’nca (2013), İkinci baskısı Emirdağ Belediyesi’nce (2017) yapılan...

KANDİL KANDİL DÖKÜLEN NUR: HACI …

Ankara’ya yakın, Çubuk Çayı kenarında Solfasol derler bir köy vardır, kendi...

Hece Dergisi/Mart

Hece dergisi her ay güçlenerek yoluna devam ediyor. Rasim Özdenören’in önyazısının ardından Hece’nin...

YALNIZLIĞI BİZ Mİ SEÇTİK?

Söyleyişi kolay ama yaşanması çok zor olanların başında yalnızlık geliyor bana...

DÜRÜSTLÜK

Değer, ‘sosyal hayatta bir varlık, bir nesne, bir faaliyet vb’ne tanınan...

SÖYLEYİN!

Hangi sükûnet bu kadar yorar insanı, hangi suskun diller sağır eder...

OSMANLI DÖNEMİ TÜRKÇE MÜZİK YA…

Giriş Osmanlı döneminde müzik teorisi üzerine ilk Türkçe eserler XV. yüzyılda yazılmaya...

KLASİSİZM(KURALCILIK)

17.yy ortalarında Fransa’da ortaya çıkan edebiyat akımıdır. Boileau bu akımın kurucusu...

KAFA KONFORU

Dikkat ! Bu yazı ziyadesiyle öznellik içerir. Söze başlarken başlığın kaynağını...

MUHABBET

Muhabbet kuşu gördünüz mü hiç? Hiç muhabbet kuşunuz oldu mu? Muhabbet...

ŞAİRLER SULTANI: NECİP FAZIL KISA…

Cumhuriyet dönemi Çağdaş Türk Edebiyatı’nın en dikkate değer şahsiyeti, şüphesiz Necip...

AZ ZAMAN ÇOK EDİRNE

Edirne’deki bir yılım bir ömre mal oldu. Şimdi anlıyorum ki üniversite...

TÜRK DİLİ İÇİN - Halid Ziya U…

Ben Türkçenin ezelî bir âşıkıyım. Hepimiz öyle değil miyiz? Türkçeyi muhtelif...

TARIK BUĞRA - YARIN DİYE BİR ŞEY…

Kendimi hafifçe heyecanlı hissediyordum: Bir sürü sıgara içmiştim; son olsun diye...

ŞİNASİ'DEN BİR KASİDE TAHLİLİ

MUSTAFA REŞİD PAŞA İÇİN KASİDE1. Gelelim zât-ı Reşid'in şerefi mebhasineSöz mü...

GÖNÜL NEDİR BİLİR MİSİNİZ?

Eğer cevabınız “hayır” ise yazıyı okumayı bırakın. Bu gönül yolculuğu başlamadan...

UNUTULAN POZANTI KONGRESİ

Mustafa Kemal’in Erzurum ve Sivas Kongrelerini hepimiz biliriz. Fakat Pozantı Kongresi...

MEHMET EMİN ALPKAN

İstanbul’a ilk defa 1951 yılında gitmiştim... O zaman, Yıldız Teknik Okulu’nun...

AİLE

‘Aynı evde birlikte yaşayan; en küçüğü karıkocadan; daha genişi anne, baba...

ATİNA 1458

İstanbul’un Türkler tarafından fethinin ardından Bizans imparatorluğunun Yunanistan ve adalarda kalan...

PROF.DR. Hasan Onat İle Söyleşi: …

Sayın Prof.Dr. Hasan Onat ile “Din”in Anlam ve Önemi, İslam’ı Doğru...

TEORİ ZEMİNİNDE METİN ŞERHİ ME…

"Metin şerhi nedir ve nasıl yapılmalıdır? sorularının cevabı ilk bakışta çok...

KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE ‘AR VE …

Klasik Türk şiirinde birçok kavram, has kılındığı tiplere göre değerlendirilir ve...

MEHMET AKİF ERSOY’DA HÜZÜN

Tabut Eller Üstünde Dostu da düşmanı da onun çok yüksek bir...

TEFEKKÜR İLE TATBİKATIN MEZCETMES…

Hilmi Ziya Ülken (1901-1974), hayatı boyunca toplumsal bilimlerle münasebet içinde olan...

SANAT, SANAT İÇİN MİDİR? YOKSA …

Ne güzel der Faruk Nafiz, ilk defa gurbete çıkmanın heyecanıyla kaleme...

EDEBİYATIMIZDA BİR DEVİR: FARUK N…

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,Bir dakika araba yerinde durakladı.Neden sonra...

"NE İÇİNDEYİM ZAMANIN"

Şiirimizde, zor yazan ve kendi yazdıklarını zor beğenen şairler arasında Tanpınar'ın...

NESÎMİ'DEN GAZELLER

GAZEL 1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yoh Kim sevdi hûbı...

BİR DÜNDAR TAŞER YAZISI : ARADIĞ…

İşit beni, dinle beni, duy beni! Eğlendirmez düğün, dernek, toy beni...

SU GİBİ AZİZ OLMAK

‘’Su hayattır.’’ diye başlanır söze. Su hayrı yaptıranlar , ‘’Su gibi...

ZOR COĞRAFYA : BALKANLAR

 Balkanlar veya Balkan Yarımadası, Avrupa kıtasının güneydoğu kesiminde, İtalya Yarımadası’nın doğusu, Anadolu’nun batısı...

KELIME HAZINESI ÇALIŞMALARI AÇISI…

“Kelime” için bir çok tanımlama yapılmıştır. Ancak kelime tanımları ortak bir...

HAVUÇLU PİLAV MESELESİ - TARIK BU…

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey...

Kadir Yılmaz İle Kitaplar ve Yayı…

Kadir Yılmaz, Ötüken Yayıncılık Editörü, Sayın Kadir Yılmaz ile kitap yayıncılığını...

MUTFAKTAKİ VATAN - 1

MIHLAMA(MIKLAMA-MUHLAMA-MUĞLAMA-BIKLAMA-KUYMAK)DA VATAN Bu derleme, mıhlamanın lezzetini bizlere tattıran Muhterem Teyze Annem Pakize...

Sürgünden Soykırıma Ermeni İddi…

Ermeni soykırımı iddiaları değerlendirilirken, söz konusu dönemde Osmanlı Devleti'yle savaş halinde...

TANZİMAT ROMANI ZÜPPE TİPİNİN …

GİRİŞ Türk romanına Tanzimat Dönemi‟yle birlikte girmeye başlayan “alafranga züppe” tipi...

Osmanlı'dan 21. Yüzyıla Ekonomik…

Tesbih taneleri gibi birbirinden bağımsız görünen fakat ip ve imameyle birbirine...

OSMANLI AYDINI

Garip bir hâlleri var son dönem Osmanlı aydınının.En çok da Jön...

SÂMİHA ANNE’Yİ ‘KENDİ SEMBOL…

Kelimelerin bir ümmet olduğu öğretilmedi bize. Bunu ilk defa Sâmiha Anne'yi...

AÇIĞMA - KÜN

Hüseyin Nihal Atsız’ın kült romanı Ruh Adam’ın başlangıcında yer alan Uygur...

AZ ZAMAN ÇOK EDİRNE

Edirne’deki bir yılım bir ömre mal oldu. Şimdi anlıyorum ki üniversite...

YAZMAYA NERDEN BAŞLAMALIYIM?

Yazmaya başlamadan önce ne yaptığımızı ve ne amaçla yaptığımızı bilmek gerekir...

SOSYAL MEDYANIN KAYPAK ZEMİNİ

Twitter ve Facebook şeklinde muhtelif ortamları bulunan sosyal medya bir iletişim...

SAYI 7 - BİZDE “ADAM”LIK

Sayı: 7 Biri Avrupa’da, diğeri Kırım’da çıkan iki gazete... Biri Namık Kemal...

KAYBOLMUŞ BİR AİLENİN ROMANI: …

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tecrübesine vâkıf Osman Gazi Kandemir Paşa’nın “Karanfil -...

NİYAZİ YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU İ…

Soru : Eski şairlerden ve yaşayanlardan sevdikleriniz kimlerdir? Cevap : Bu soru...

GERÇEKTEN KİMSE SARAMAZ YARANI

Zaman bir bardak su boşalıveriyor zaman aynasından. Hayat nedir ki ölümü...

BALKAN TAŞRASININ GÖZBEBEĞİ …

2009 yılında Novi Pazar’la açılışı yaptıktan sonra, Balkanlarda en uzun süre...

MELİKŞÂH

Melikşâh döneminde Büyük Selçuklu Devleti en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Devletin sınırları...

TÜRKÇESİZ BİR HAYAT

2000’li yılların başı. Eskişehir’e geleli birkaç yıl olmuş. Haftada altmış saat derse...

CENGİZ DAĞCI'DA VATAN - 2

Cengiz Dağcı’nın eserleri ile tanıştığım lise yıllarında (1970'li ) okuduğum ikinci muhteşem romanı...

“ODUNBAZARIN” ÇEŞMELERİ: İK…

Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe...

MİNÂRE

Simya ilmi, Maktül Sühreverdi ile birlikte terk etti yeryüzünü belki de. Öyle...

FİN(CAN)LA GELEN MEKTUP

“Değerli Hocam; Öncelikle selam eder ellerinizden öperim. Beni hatırlayamamış olabilirsiniz, ama ben...

YAHYA KEMAL TAŞTAN - BALKAN SAVAŞL…

Yahya Kemal TAŞTANÖtüken Neşriyat, 2017 Âdeta Balkan İmparatorluğu addedilebilecek Osmanlı Devleti’nin son...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak...

BİZ İŞİMİZE BAKALIM

Deyimler, atasözlerimiz gibi milli değer taşıyan dil varlıklarımızdır. İnanış ve gelenekleri...

PROF.DR. ABDÜLKADİR İLGEN İLE …

Türk müslümanlığı, çok tartışılan, daha da çok tartışılacak olan konu. Ama...

GURBET İÇİMİZDE BİR SANCI

Türkülerimizde gurbet bir başka işleniyor. Çorumlu Âşık Şekip Şahadoğru “Bâd-ı sabahta benden...

YENİ DÜNYA DÜZENİNE ALTERNATİF …

Ergenekon Destanı anlatısındaki eli ayağı budanmış son Türk aynı zamanda, tek...

NİYE ÇABALAYALIM?

Yunus Emre’nin ‘Çeşmelerden bardağın / Doldurmadan kor isen / Kırk yıl...

“EDEBİYATTA GELENEK” ÜSTÜNE B…

Edebiyatta gelenek, ruh beraberliğinin, her türlü edebi verimde ortaya koyduğu bir alışkanlıklar bütünü ve değerler...

SAYI - 3 SOĞUK VAGONLAR, MÖSYÖ SU…

Sayı: 3 Miladi takvime göre 27 Şubat 1911 tarihine rastlayan haberin başlığı...

LALE ŞAİRİ VE YAZAR ABDULLAH SAT…

Aslında siz meçhul biri değilsiniz, fakat bu sohbet münasebetiyle, özgeçmişinizi, bir...

AYRILIK

“Üç derdim var birbirinden seçilmezBir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm” diyor...

GAZEL - KEÇECİZÂDE İZZET MOLLA

1. Meşhûrdur ki fısk ile olmaz cihan harâbEyler anı müdâhane-i âlimân...

KERKÜK'TEKİ VATAN - 4

Sabir Demirci (Kerkük, 1940) ‘nin  Güney Azerbaycan’dan Şehriyarın “Haydar Baba” şiirinin üslubunu hatırlatan dizeleri...

TÜRK EDEBİYATI TARİHİNDE MÜHİM…

(1922–1977) (...) Yusuf Ziya Ortaç, Bizim Yokuş adlı hâtırâtında Akbaba’nın çıkışı ile ilgili...

ZEHRETME HAYÂTI BANA CÂNÂNIM...

İnsan, camdan bir fanus gibi çabucak kırılıyor en ince yerinden. Sahi...

TÜRK MÜZİĞİNİN EŞSİZ USTASI:…

Klâsik Türk müziğinin büyük ismi, Mimar Sinan’la birlikte medeniyetimizin estetik boyutunu...

GÖNÜL DAĞI BELKİ BİR KAF DAĞID…

Gönül Dağı belki bir Kaf Dağıdır, aşk ise Anka Kuşu. Kimin...

kirmizilar.com

Mutlaka ziyaret etmeniz gereken zengin içerikli bir site. Kırmızı, Dilimizden hiç düşmeyen şiirce...

GURBET GARİPLİĞİ

Türk’ün tarih seyrinde göç, gurbet olagelmiştir hep. Türk’ün dinamik yapısı biraz...

SÜRÜ ADAMI

Bir adam vardır ki, hiçbir düşüncesinde, hiçbir hareketinde "kendi kendisi" olamaz...

TÜKKÇENİN TARİHÇESİ ve ZENGİN…

DİLLERDE ZENGİNLİK. — Bugün konuşulan dillerin sayısı binlere varır. XIX. yüzyılda dil...

EDEBÎ METİNLERLE ZENGİNLEŞEN TÜ…

Geçmişten günümüze değin insanoğlunun varoluşunda rol oynayan en önemli ögelerden biri...

TARSUSLU ÂŞIK NİHALİ - DR. HALİ…

Âşıkların Özü Sözü Közü… Bir gönül eri: “ Sevgi bir kitaptır gönül masasında/...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

Osman Olcay YAZICI

Edebiyat Dunyamız

Şair, Yazar ve Gazeteci. Gazeteci yazar Osman Olcay Yazıcı 1953 Trabzon Sürmene doğumluydu. Osman Olcay Yazıcı, 1953’te Trabzon’un Sürmene ilçesine bağlı Küçükdere Nahiyesinin Yukarıovalı köyünde, Molla Temel’in oğlu Ahmet ile Ali...

Erkin VAHİDOV

Edebiyat Dunyamız

Erkin VAHİDOV   Günümüz Özbek şairlerinden Abdulla Âripov’un Söz Sehri (Söz Sihri) adlı yazısında, “İşte birkaç on yıldan beridir müstesna bir şiir bahçesinin çiçek kokulu havasından nasibimizi alıyoruz. Bu Erkin Vâhidov’dur. Ana...

Bestami Yazgan

Edebiyat Dunyamız

1957 yılında Osmaniye’nin Toprakkale ilçesinde doğdu. İlköğrenimini Toprakkale’de, orta ve lise öğrenimini Osmaniye İmam Hatip Lisesinde tamamladı. 1978 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden mezun oldu. Osmaniye’de on yedi yıl yayınlanan...

DR. SAİT BAŞER

Edebiyat Dunyamız

Akademisyen, fikir adamı, araştırmacı, yazar.  Son yıllarda Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli ve verimli münevverlerden birisidir. 4 Aralık 1957 tarihinde Isparta-Yalvaç’ın İleği köyünde doğdu. İstanbul Sağmalcılar Lisesini bitirdi. Üç yıl Devlet Güzel Sanatlar...

Faruk Nafîz Çamlibel

Edebiyat Dunyamız

Şiiri, kristal bir menşurdan geçip binbir renge dönüşen sesli ışıklara benzeten Goethe: "Hayatın da, ölümün de sırrına erip, rûha gömülen bir hazine ve batmayan bir güneşle kucak kucağadır" diye devam...

NİHAD SÂMİ BANARLI

Edebiyat Dunyamız

Şeyma GÜNGÖR1 NÎHAD SÂMİ Banarlı Cumhuriyet devrinin yetiştirdiği en önemli edebiyat öğretmeni, edebiyat tarihçisi ve yazarlardandır. Şiir, tiyatro, hikâye, roman alanlarında da eserleri olan Nihad Sâmi Banarlı özellikle lise edebiyat ders...

Bahtiyar VAHAPZÂDE

Edebiyat Dunyamız

Türk dünyasının görkemli şairi 20. yy. Azerbaycan edebiyatının şiirinin muhteşem siması şanlı milletimizi büyük mütefekkiri Bahtiyar VAHAPZÂDE ister Azerbaycan Cumhuriyetinde isterse de onun sınırları dışında şiirleri ve eserleriyle tanınmış ve...

Şiirlerle Ziya Gökalp

Edebiyat Dunyamız

Turan Nabızlarımda vuran duygular ki tarihin  Birer derin sesidir, ben sahifelerde değil  Güzide, şanlı, necip ırkımın uzak ve yakın  Bütün zaferlerini kalbimin tanininde  Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil. 

Halit Fahri Ozansoy

Edebiyat Dunyamız

(12 Temmuz 1891, İstanbul - 23 Şubat 1971, İstanbul),Şair, gazeteci, oyun yazarıdır. Aynı zamanda 40 yıl edebiyat öğretmenliği yapan Halit Fahri hece ölçüsünün beş şairi arasında yer alır, Ozansoy, başta...

ÖYKÜ / ROMAN

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL …

Yüzbaşı Mustafa ve küçük Mustafa Kemál birlikte Selânik'e dönüyorlardı. Bu arada tren yolunun yanındaki ağaçları gözü yakalamaya çalışıyor, fakat mümkün olmuyordu. Aile büyüklerinden ve özellikle annesinden dinledikleri ile kendi yaşadıkları...

Ahmet Mithat Efendi ve Ölüm Allah’ın Emr…

Şimdiye kadar pek çok hikâyeler okudum. Elbette siz de okumuşsunuzdur.Ben hem birçok hikâyeler okudum hem birkaç tanesini yazdım. İhtimal ki siz de yazmışsınızdır.Sanki siz de hikâye okumuş yazmış, iseniz ben...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE CADI

Garâ’ib Faturası serisinin ikinci kitabı Cadı, tıpkı serinin ilk örneği Gulyabani gibi, doğaüstü unsurlardan kaynaklandığı varsayılan birtakım korkutucu olayları açıklığa kavuşturur. Romanın konusu kısaca şöyledir: Genç bir dul olan Fikriye Hanım eşinin ölümünden sonra çocuğu...

MECNUN 'UN KÖPEG İ ÖPMESİ - MEVLÂNA'DAN

Mecnun bir gün, Leyla'nın mahallesinde yaşayan bir köpeği görünce onu yakaladı. Öpüp koklamaya başladı. Bu davranışını görenler onu ayıpladılar ve uyardılar: A akılsız Mecnun! Sen iyice işi azıttın. Bu yaptığın dt!liliğin...

Cengiz Aytmatov ve Kızıl Elma

Aytmatov ,Cengiz (d. 12 Aralık 1928 , Şeker Kırgız ÖSSC) , yazar , çevirmen ve gazeteci.             Yazarlığa 1952’de başladı , 1959’da Kırgız’da Pravda muhabiri oldu. Povesti gor I stepey (...

ÖMER SEYFETTİN VE TOS

(28.2.1884 - 6.3.1920) Doğ.: Gönen - Ölm.: İstanbul Cumhuriyetten önceki edebiyatımızın hikâye alanındaki en büyük ünü ve değeri, şüphesiz, Ömer Seyfettin'dir. Ömer Seyfettin, Edirne Askerî İdadisi'nde ve Harbiye'de okudu. Subay çıktı. Yurdun çeşitli...

HALİDE EDİP ADIVAR - HİMMET ÇOCUK

Elvanlarda ihtiyar bir kılavuz aldık. Köy kısmen yanmış, perişan, herkes fersiz ve şaşkın gözlerle kamyon denilen canavarın bir lüzum görüntüsüne bakıyordu. Herkesin ruhunda sonu gelmeyen meşakkatin, açlığın, her günün gizli...

SUZAN ÇATALOLUK - AHENK

Parmağını uzattı, tam değecekti ki hemen vaz geçti. Derin bir hayranlıkla seyre daldı. “Bu nasıl bir güzellik böyle,” diye düşündü elinde olmadan. “Bu nasıl bir ahenk? Şu renklere bak, şu derinliğe...

SAİT FAİK ABASIYANIK VE KAŞIKADASINDA

23 Kasım 1906-11 Mayıs 1954 Sait Faik, Bursa Lisesi'ni bitirdikten (19.8) sonra bir süre İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Sonra Fransa'da Grenoble Üniversifesi'nde okudu. Burada üç yıl kaldıktan sonra yurda döndü, ilk...

ŞAİR ve ŞİİR

KUTADGU BİLİG-1 TANRI AZZE VE CELLENİN MED…

Teŋri Azze Ve Celle Ögdisin Ayur Bayat atı birle sözüg başladım,törütgen egidgen keçürgen idim Yaratan, yetiştiren ve göçüren rabbim olan Tanrının adı ile söze başladım.

ZİYA PAŞA - DİYAR-I KÜFRÜ GEZDİM

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm     Dolaştım mülk-i İslâmî bütün virâneler gördüm  Bulundum ben dahi darüş-şifâ-yı Bâb-ı Âli’de   Felatun’u beğenmez anda çok divaneler gördümHuzur-ı gûşe-yi meyhaneyi ben görmedim gitti Ne...

İSTİKLȂL MARŞI’NIN ANLAM DÜNYASI

İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu, özellikleri onun dış yapısını ifade ediyor. Bir edebi metinde esas olan ise iç yapı yani muhteva başka bir deyişle...

KÜFRÎ-İ BAHÂYÎ’NİN HAYATI ve EDEBÎ …

Küfrî-i Bahâyî’nin hayatı hakkında kaynaklardaki bilgiler, oldukça sınırlı olup birbirinin tekrarından öteye geçmemektedir.Asıl ismi Hasan Çelebi olan şair, İstanbul’da doğmuştur. Ne zaman doğduğu hakkında kayıt bulunmayan şairin doğum tarihi, divanında yer alan...

ŞARKI - ŞEYH GÂLİP

1. Ey Nihâl-i işve bir nevres fidânımsın benimGördüğüm günden beri hâtır-nişânımsın benimBen ne hacet kim diyem rûh-i Revânımsın benimGizlesem de âşıkâr etsem de cânımsın benim

TEVFİK FİKRET VE TÂRİH-İ KADÎM

Târih-i Kadîm Beşerin köhne sergüzeştinden  Bize efsâneler terennüm eden;Bizi, âbâ-i bî-vücûdumuzun  Cevf-i mâzîde bir siyah ve uzun  Gece teşkil eden hayâtından  Ninniler ihtira edip uyutan;

İSTANBUL’UN EDEBİYAT MAHFELLERİ

Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel olarak kullanılmış, mekân sahipleri de bu unvanla anılmaktan memnun, bir hay-huydur gitmiştir. Bunlardan birinde kümelenmiş olan şair takımı, çekişmeler, kıskançlıklar ve hazımsızlıklar ile...

BEHÇET NECATİGİL’İN ŞİİRLERİNDE ALL…

16 Nisan 1916’da İstanbul’da doğan, 13 Aralık 1979’da yine İstanbul’da ölen Behçet Necatigil, radyo oyunu, deneme, eleştiri, sadeleştirme ve çeviri alanlarında da emek vermiş olmakla birlikte, onun asıl önemi, Cumhuriyet...

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL - HAN DUVARLARI TAHLİ…

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, ...

BATILILAŞMA MACERAMIZDA TÜRK ROMANINA

Edebiyat Dunyamız

GİRİŞ Yazar çağının aynasıdır. Eserleri aracılığıyla içinde yaşadığı toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik özellikleri hakkında ipuçları verirler. Özellikle...

ATİNA 1458

Hasan ERDEM

İstanbul’un Türkler tarafından fethinin ardından Bizans imparatorluğunun Yunanistan ve adalarda kalan toprakları Cenevizliler, Sicilyalılar, Venedikliler ve...

TÜRK DİLİNE FERMAN: KARAMANOĞLU MEHM

Ali_Alper ÇETİN

Anadolu’yu ileri fikirleri ve düşünceleriyle, eserleri ve sanatlarıyla aydınlatanlar arasında onüçüncü yüzyılda Türkçe’yi resmî dil olarak ferman eden, Anadolu’da Türk...

GÜLDÜREN GERÇEK: NASREDDİN HOCA

Ali_Alper ÇETİN

Ali Alper ÇETİN (Türk edebiyatında mizah kültürümüzün dünyaca ünlü halk bilgesi)Türk esprisinin büyük zekâsı, tanınmış halk filozofomuzNasreddin Hoca’yı,...

ARAŞTIRMA RAPORUNUN BİÇİMİ VE KAYNA

Edebiyat Dunyamız

Bir araştırma raporunun içeriğinin zenginliği kadar sunuluş biçimi de önemlidir. Tüm bilimsel topluluk okuyucularına yönelik rapor biçimi için de ortak bir...

HASRET DAMLALARI

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

BEN, hep dostlarımla yaşadım. Uzakta olmaları da, uzaklara mah kum kalmam da önemli olmadı hiç. Dost mesafeleri aşarak gelir; attığı her adımda "dooost!" diye­ rek...

SÖĞÜT'TEKİ VATAN

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

Bir kaç aile çocuklarımızla birlikte Osmanlı Cihan Devletinin kurulduğu yerleri görmek ve taze gönüllere, körpe dimağlara Söğüt’teki Vatan havasını tattırmak istedik....

digertumyazilar