Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 6 - 11 dakika)
Bunu okudun 0%

memluklar

memluklar
XIII. yüzyıl başlarından itibaren dağınıklıkları ve gittikçe daralan imkanları nedeniyle hayat şartları zorlaşan Kıpçaklar, özellikle kıtlık ve hayvan hastalıklarının baş gösterdiği yıllarda, Deşt-i Kıpçak’ta İslavların da etkisiyle eski tarihlerden beri devam ede gelen bir geleneğe uyarak sıhhatli ve gürbüz çocuklarını para karşılığında başka müreffeh ülkelere göndermeye başlamışlardır. 

Mısır’da Eyyubi devleti askeri gücünü yabancılardan sağlamak durumunda kaldığı zaman, Deşt-i Kıpçak’tan ve Kafkaslardan getirilen Kıpçak, Oğuz, Çerkez gençlerini özel kışlalarda eğitmişlerdir. İşte bu dönemden başlayarak Suriye ve Mısır’a önemli ölçüdeki Kıpçak delikanlısının girerek orduda görev aldığı anlaşılmaktadır. Nihayet bu bölgeye bu şekildeki Kıpçak akını 1250 yılında Mısır’da kurulan Memlük Türk Sultanlığı döneminde doruğa ulaşmış ve bu Türk Sultanlığında idare Kıpçakların eline geçmiştir. 

XII. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak özellikle XIII. yüzyılın başlarında tıpkı Suriye ve Mısır’a gelen Kıpçaklar gibi Hindistan’a da köle tüccarları vasıtasıyla “Memluk” olarak Kıpçak menşeli önemli ölçüde nüfus girmiştir. (Gökbel 2000: 134-135)

İslam devletleri içerisinde Abbasi halifeleri Memun (813-833) ve Mütasım (833-842) ilk defa olarak Türkleri getirip askeri birlikler oluşturdular. Onların Acemlerle evlenip bozulmamaları için Samarra şehrini kurup geniş mal ve mülk verdiler ve Türk kızlarını da getirterek onlarla evlendirdiler. Hatta bu birlikleri oluşturan kimselere maaş bile bağladılar. (Yavuz 2002:19) 

Mısır ve Suriye’de devlet kuran Eyyubiler de Kıpçak Türklerinden satın alıp getirdikleri çocukları sıkı bir eğitim ve terbiyeye tabi tuttuktan sonra devletin idari kademelerinde görevlendirdiler. Memlükler Haçlılara karşı Eyyubi ordusunda büyük görevler aldılar. 1250 yılında Eyyubilerle Memlüklerin arası açıldı. Aybek komutasındaki Memlükler 30 Nisan 1250 tarihinde devletlerini kurdular. Mısırda kurulan bu devlet iki dönemde incelenir. a) Bahri Memlükler (1250-1382), b) Burci Memlükler (1382-1517). (Yavuz 2002: 20) Memlükler, 1250-1517 yılları arasında Mısır, Hicaz, Suriye, Filistin ve Güney Anadolu’nun bir kısmında hüküm sürmüş bir İslam devletidir. Kaynaklarda hükümdarları daima “Mülük’üt-Türk” (Türk Hükümdarları) diye anılan bu devletin sahiplerine çok sonraları “Türk Memlükleri” adı takılmış, zamanımızda da “Türk Kölemenleri” (Mısır Kölemen Devleti) denilmiştir. Halbuki başlangıçta para karşılığı hizmete alındıkları için “Memlük” olarak gösterilen fakat büyük idareci, kumandan ve nihayet hükümdar olan bu insanların gerçek kölelikle ilgileri yoktur. Esasen Arapça Memlük kelimesine bu mana sonradan yakıştırılmıştır. Bu dilde köle’nin tam karşılığı “abd”dır. Bu itibarla “Kölemen Devleti”, “Memlük Sultanları” gibi deyimler yanlıştır. Üstelik Devletin adı da Ed-Devlet’üt-Türkiya veya Devlet’ül-Etrak (Türk Devleti)dir. (Kafesoğlu 1988: 182,383)

Osmanlı döneminde ise Kafkaslardan Osmanlı sarayına getirilen gençler sadece ailelerin teşviki ile değil Rusların, Cenevizlerin, Venediklerin eliyle de getirilmiştir. XIII-XV. yüzyıllar arasında Abhazya sahilleri Ceneviz kolonileri haline geldi. Cenevizliler Abhazya kıyılarında büyük ticaret yapıyorlar, atölyeler kuruyorlardı. Cenevizliler müthiş birer tacirdi. Ellerinden hiçbir şey kaçmıyordu. Hatta insan ticareti (köle ticareti) de onların en iyi bildiği işti. Bazen, bu köleleri satın alıyorlar ama çoğunlukla kaçırıyor, denizin ötesine götürüp satıyorlardı. En çok da genç, güçlü delikanlılar ile güzel kızlar kaçırılıyor yüksek fiyatlarla satılıyordu. Abhaz halkı defalarca Ceneviz kolonilerine karşı kılıç sallamıştı. Bu köle ticaretinin kendilerini yok ettiğini, bitirdiğini anlıyorlardı. XV. yüzyıl sonlarına doğru bir avuç Abhaz şu güzelim ülkelerini soyup soğana çeviren sömürgecileri ülkelerinden kovmayı başardılar (Beygua 2000:43).  Özellikle Ruslarla yapılan savaşlarda sürekli nüfus kaybeden Kafkasyalıların kendi aleyhlerine olan köle ticaretini desteklemeleri mümkün değildi. Onların en küçük eli silah tutan çocuktan genç kızlara kadar her ferdine Ruslara karşı savaşta ihtiyaçları vardı. 

Mısır Çerkes Memlükleri Üzerine Faruk Sümer’in Görüşleri:

1382 yılında Seyfeddin Berkuk Memluk sultanı oldu. Berkuk Çerkes asıllı idi(ölümü 1399). Kendisinden sonra da bir iki istisna ile, Çerkes asıllı emirler sultan oldular. Fakat Türk kültürü bakımından değişen hiçbir şey yoktu. Çerkes Sultanları da Türk Kültürüne bütün güçleri ile sarıldılar ve devletleri sona erinceye kadar, Türk kültürünü korudular. Kendilerine Türk diyorlar ve Türk denilmesini de istiyorlardı. Çerkes Memlükleri de Türkçeye, Türk edebiyatına çok değer vermişlerdir. Mesela Çerkes Memlüklerinin ilk hükümdarı olan Meliküz-Zahir Berkuk’un rakipleri ile mücadele ettiği esnada dünyaya gelen oğluna Bolgak yani “Karışıklık” adını koymuştu. Bolgak da eski bir kelime olup Orkun kitabelerinde görülür. Erzurumlu Darir’in Siyerün – Nebi (Hazret-i Peygamber’in Hayatı) adlı eserini Sultan Berkuk’a takdim ettiğini biliyoruz. 

Türk asıllı tarihçi el-Ayni Berkuk’tan sonra sultan olan el-Müeyyed Şeyh ile Bars Bay’a geceleri tarih kitabı okuyor ve okuduklarını sultanlara Türkçe açıklıyordu. Çünkü hükümdarlar öyle arzu ediyorlardı. 1421 yılında sultan olan Çerkes asıllı Tatarın Türkçe kitaplardan oluşan bir kütüphanesi vardı. Çünkü Sultan Seyfeddin Tatar Türkçe kitap okumaktan büyük zevk duyuyordu. 

Yavuz Sultan Selim’in “Koca Çerkes” dediği Sultan Kanı Sav da (ölümü: 1516) Türk edebiyatını çok seven bir hükümdardı. Bu sultanın adı bugüne kadar her yerde “Kansu” veya “Kansuh” şeklinde okunmuştur. Bunlar Türkçe kanı sav’ı yanlış okumaktan ortaya çıkmış isimlerdir. Kanı sav, kanı temiz, kanı halis demektir. Sav g-v değişmesi ile “sag” kelimesinin aldığı şekildir. 

Sağ kelimesi sağdan başka iyi, temiz, halis sağlam ve daha bazı manalara geliyordu (Divanu Lugati’t-Türk’ün dizinine bk. S.480). Alp Arslan ve Melik Şah devrinin büyük kumandanlarından Sav Tigin’in isminin de böyle izah edilmesi gerekir. Sav Tigin, özden prens, halis prens şeklinde bir mana taşımaktadır. (Sümer 1990: 5)

Kanı Sav’ın İranlı büyük şair Firdevsi’nin Şahnamesini Türkçe’ye çevirdiğini biliyoruz. Kendisinden önce ve sonra hiçbir Türk hükümdarı bu eseri Türkçe’ye döndürtmemiştir. O, katına gelen Türkiyeli ve Orta Asyalı şair, edip ve ilim adamlarına da yakın bir ilgi gösterip onları himaye ve hizmetine alıyordu. Kendisi de Türkçe şiirler söylüyordu. Halbuki, Selim’in Türkçe hususunda Kansuh gibi himmet gösterdiğini bilmiyoruz… Müverrih Hammer 24’lü Oğuz boy teşkilatının Mısır Memlüklerinde 24 bey olarak devam ettiğini söylüyorsa da böyle bir keyfiyet ancak XVI. Yüzyıl başlarında görülmektedir. Filhakika Kansuh-ul Gavri devrinde mukaddem beğlerin sayısı 24 idi. (Sümer 1972: 170, 210)

Faruk Sümer, Memlükler ve Türk Tarihi isimli araştırmasını şu sözlerle noktalar: “Çerkes Memlükleri de Türk kültürüne bağlı kaldıkları gibi onun gelişmesine de hizmet etmişlerdir. Bu sebeple onlara karşı saygı ve sevgi duymamak mümkün değildir. Esasen eski zamanlardan beri Türk toplulukları ile birlikte yaşamış olan Çerkesleri Türk ağacının bir dalı kabul etmek yerindedir.” (Sümer 1990: 6)

Mısır’da Türkçenin evreleri incelendiğinde: 

  1. Asıl Memluk Kıpçakçası
  2. Kıpçakça-Oğuzca karışık bir diyalekt
  3. Anadolu Türkçesi, 

Memluk Kıpçakçası, XV. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren tamamen Oğuzcalaşmış; Sultan Kayıtbay, Muhammed bin Kayıtbay, Kansu Gavri, Yaş Bek ve Nasır… Şiirlerini hep Anadolu Türkçesi ile yazmışlardır. Bunlardan başka Arapça ve Farsçadan da bir çok eser Anadolu Türkçesine tercüme edilmiştir. 

Sultan Kayıtbay’a (1468-1495) ait dini bir şiir: 

            Ben bir derviş idüm, ehl-i münacat: Allah Allah!

            Dilüm tesbih okur, işüm ibadet: Allah Allah!

            

            

Seccadem çignümde, aşam elümde: Allah, Allah!

            Yani had yürürem sahib-i keramet: Allah Allah!

            

            Bir ay yüzlü beni yoldan apardı: Allah Allah!

            Ne din kodı bize ne had ibadet: Allah Allah!

            

            Dilüm tefsir okur medreselerde: Allah Allah! 

            Kolum kadeh tutar, işüm harabat: Allah Allah!

            

            Bıraguram hırkamı çagıruram: Allah Allah!

            Kem gördi bu dünyada aşık selamet: Allah Allah!

            

            Ya KAYITBAY tevbe kıl gönehlerinden: Allah Allah!

            Meger Hak gele bize inayet: Allah Allah!

                                                           (Yavuz 2002: 23)

 Faruk Sümer Hoca “Türkçe konusunda Selim’in himmet gösterdiğini bilmiyoruz” dese de

Yavuz’un meşhur

“Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzan,

Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek”

dizelerini bilmeyen yoktur. 

Gavri’nin Anadolu Türkçesi’yle yazdığı şu şiirle okuyucuları baş başa bırakıp Tarihdeki devlerin şimdi Uçmak’da birbirleriyle sohbet ettiklerine iştirak etmek gerekir, diye düşünüyorum: 

            “Hakayık madenine kan Muhammed

            Dekayık dürrine umman Muhammed

            

            Yazuklu ümmetin şem’u çerağı 

            Delil ü hüccet ü burhan Muhammed

                        

            Günehkar ümmetün baht-ı sa’idi

            Şefa’at tahtına sultan Muhammded

 

            Senün hakkındadur levlake levlak

            Sen oldun saye-i Sübhan Muhammed

            

            Senünle tutdı revnak din ü dünya

            Sen oldun şule-i iman Muhammed

            

            Sen ol şehsin ki senün mu’cizatun 

            İdüpdür şak meh-i kaban Muhammed

            

            Sahabiler kiramü’n-nas olupdur

            Ebübekr-ü Ömer Osman Muhammed 

 

            Ali’dür birisi ol ibn-i ammun

            Bular yoluna virür can Muhammed

            

            Bularun ruhına yüz bin tahiyyat

            Çalab’dan rahmet ü gufran Muhammed

                        

            Şeha GAVRİ’ye sen kıl şefaat

            Ki sensin derdine derman Muhammed

            

            Senün fazluna tutmışdur ümidi

            Çün oldun rahmet-i Rahman Muhammed.”       

(Yavuz 2002: 79-80)

 

 

KAYNAKLAR:

Beygua, V. (2000). Abhazya Tarihi (Çeviri: P. M. Tuna) as yayın, İstanbul.

Gökbel, A. (2000). Kıpçak Türkleri, Ötüken Yayınevi, İstanbul. 

Kafesoğlu, İ. (1988).Türk Milli Kültürü, Boğaziçi Yayınları 5, Baskı. İstanbul. 

Sümer, F. (1972). Oğuzlar (Türkmenler), 2. Baskı, DTCF Yayınları, Ankara. 

Sümer, F. (1990). Memlükler ve Türk Tarihi. Türk Dünyası Tarih Dergisi, Ekim’90, s.5-6. 

Yavuz, O. (2002). Kansu Gavri’nin Türkçe Divanı. Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yayınları: 2, Konya.

Comments powered by CComment

HALİDE EDİP ADIVAR'LA SOHBET : "edebiyatımız krizalit halinde"
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni Türkiye'nin en güzel fikir ve sanat örneklerini de vermekte devam ediyor. Her şeyden evvel bir sanat ve fikir mecmuası olan Yücel, onun yeni...
GÖNLÜMDEN...(AHMET OCAK)
Ahmet Doğru Edebiyat Öğretmeni. 1975 de Kahraman Maraş'ın Pazarcık ilçesinde doğmuş. Şimdi doktora yapıyor ve Osmaniye'de de öğretmenlik. Aynı zamanda Güneysu Dergisi'nin editörü. Sevdiğinin "Burcu burcu vatan kokan gözleri"ne aşık. Zaten "Dertlerin bütünü vatandan yana." "Gül gölgeleri"...
AZALMALI İNSAN
Bu ağacı tanıyorum ben… Belki de hatırlıyorum… Tıpkı kitâbesiz şehirlerin toprağın katmanlarına sırlanmış hâtıraları gibi hatırlıyorum bu mekânı, bu ağacı ve ağaç altında bir elif misâli duran mürşid-i kâmili…Sokrates’in Eflâtun taşında, Eflâtun’un mağarasında, Üveys’in gönlündeki o tenhadan...
N’OLDU BİZE
Maddî ve manevî anlamda temizliğe çok önem verirdik. Zihinlerimiz ve gönüllerimiz, kötülük ve çirkinliklerin esiri oluyor. N’oldu bize?! Görev ve sorumluluğumuzun bilincinde olur; bunu birbirimize telkin ederdik. Görevden de sorumluluktan da kaçar olduk. N’oldu bize?! Haddi aşmaz, taşkınlık...
DİRENİŞ VE DİRİLİŞ’İN ŞİİRE DÜŞEN AKS’İ: ARİF AY’IN ŞİİRİNDE KUDÜS VE BOSNA
Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde ‘direniş’ sözcüğünün anlamı olarak ‘direnme’ verilmiştir. Direnme(k) ise herhangi bir düşüncede, bir istekte veya bir durumda ayak diremek, inat etmek, ısrar etmek, taannüt etmek anlamına gelir. Direnişçi, direnme işini yapan kimsedir. Direnmek söz konusu...
ABDÜLHÂK HAMİT’TE PİERRE CORNEİLLE ETKİSİ VE “HORACE”
19. yüzyıl Türk edebiyatının Batılı tesirlerle kendi yolunu bulma aşaması, 17. yüzyıl öncesine dayanmaktadır. Dönemler içersinde oluşan kültürel, sosyo - ekonomik gelişmeler edebiyat sahasını da etkilediğini hatırlatmak gereklidir. Dönem edebiyatçılarında siyasî kimlik de bulunmaktadır. Bu...
prev
next
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası
Yazarlar ve Eserleri

Doç.Dr. Mustafa AYDEMİR

Drina’da Son Gün’de İkinci Dünya Savaşı yıllarında Balkanlar’da yaşanan insanlık dramına dikkat çekilir. Romanda, Almanların ve Sırpların baskılarına dayanamayıp eski Yugoslavya’dan anayurtları...

Bilgi Dağarcığı

Murat ÖZTÜR

Gazel kelimesi Arapçada “kadınlarla sevgi üzerine konuşmak, söyleşmek” anlamına gelmektedir. Asıl konusu aşk ve sevgilidir. Sevgili ile ilgili olarak şarap ve tabiattan da söz edilir (İpekten...

Şairler ve Şiirleri

Murat ERTEN

Tasavvûf; zühd ve takvâda Hz. Peygamber‘e uyan, sahâbe ve onların ardından gelenleri tâkib eden, nefeslerini Allâh‘ı anmakla tüketen, kalp temizliğini her şeyin üstünde tutan ve kalbini gafletten...

Bilgi Dağarcığı

Münir CERRAHOĞLU

İkinci dünya savaşından sonra Avrupa’nın en büyük talihsiz olaylarından ve trajedilerinden biri de zulümlerin ve soykırımlarının yaşandığı Bosna Hersek olaylarıdır. “Üç yıldan fazla süren bu savaş...

Yazarlarımızdan

Özcan TÜRKMEN

Filozof Miletli Thales (MÖ 624 - 526)’e ‘Dünyada en zor olan nedir?’ diye sorduklarında ‘Kendini bilmek.’ der. ‘Peki, dünyada en kolay olan şey, nedir’ diye sorulunca ‘Başkasına nasihat vermek’...

Şairler ve Şiirleri

Müberra GÜRGENDERELİ

16. yüzyılda yaşamış olan Mostarlı Hasan Ziyâî, Boşnakların en eski divan şairlerinden biridir. Balkanlarda, özellikle de Bosna’da önemli bir şöhrete sahip olmasına rağmen, hayatı hakkındaki...

Edebiyat (Teorik)

Edebiyat Dunyamız

Okuma-yazma öğretiminin ardından, öğrencilerin okuma-yazma becerilerini geliştirilerek belirli bir düzeye ulaştırılması gerekmektedir.Bu amaçla öğrencilere bazı çalışmalar...

Edebiyat (Teorik)

Prof.Dr.Firdevs GÜNEŞ

Çağımızdaki hızlı gelişmeler ve bilimsel ilerlemeler, düşünme, anlama, sorgulama, sorun çözme gibi becerileri üst düzeyde geliştirmeyi ve hayat boyu öğrenmeyi zorunlu kılmaktadır. Hayat boyu öğrenme...

Yazarlarımızdan

Edebiyat Dunyamız

Geçen gün iş yerinde oturuyorum, zamanında Türk Dünyası'ndan gelip Eskişehir'de okuyan gençlerden biri aradı memleketinden. Dedikleri aşağı yukarı şöyle; "Ağabey, Eskişehir'de üniversitede...

Yazarlarımızdan

Turgut GÜLER

Görüşten görüşe farklılık gösteren mefhûmlar arasında, “ahlâk”ın çok özel bir yeri var. Senin, ahlâk âbidesi olarak değme yerlere sığdıramadığın nice âdemoğlu ve havvakızı, skandal kelimesini...

Şairler ve Şiirleri

Murat AK

İstiklal mücadelesinin önemli aktörü ve İstiklal marşının müellifi Mehmet Akif Ersoy (v.1936) şahsiyetiyle Türk insanının zihninde ve gönlünde ne kadar iz bırakmışsa şâirlik vasfıyla da şüphesiz...

Yazarlarımızdan

Prof.Dr. Abdulkadir İLGEN

“En özel gizli demlerde Dağlarda ve denizlerde Birden kendi ulusumun sırrına erdim Halkım yalnız iki duyguyu tanıdı Ya birini yaşadı ya öbürünü yaşadı Fetih veya bozgunu; İşte sırrı...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesinin beş ay öncesiydi. Askerî Tıbbiye-i Şâhâne talebelerinden birkaçı geceleyin üst kattaki yatakhanelerinden usulca, uyku halindeki diğer talebelere sezdirmeksizin çıktılar. Son sınıftan Esat, İbrahim Mazlum, Dıramalı Yusuf ve birkaç kafa dengi arkadaş, hep...
Adını Azîz İstanbul’un şâiri Yahya Kemâl Beyatlı’nın “İstanbul’u Fetheden Yeniçeri’ye Gazel” şiirindeki satırların mânâ süzgecinden süzülerek alan “Şehsüvâr-ı...
Son yüz yılda en çok dile getirilen yakınmalardan biri, Türkiye’nin milli burjuvazisini geliştiremediği, sermaye birikimini yapamadığı, sanayi devrimine...
Türk edebiyatının önemli isimlerinden Metin Savaş'ın şanına yakışır bir eser olduğu kanaatini taşıdığımız "Vatandaşlık Ofisi" adlı yeni romanı Ötüken...
İbrahim Kalınİnsan Yayınları2020 Bu kitap bize, “akıl” nimetinin mânâsını, kalp ile olan bütünlüğünü, akıl-kalp bütünlüğünün ahlâk, erdem, hikmet ve...
“BİZİ ‘BİZ YAPAN’ HAYALLERİMİZ VARDI”Kenan EROĞLU (Berikan Yayınevi, Ankara 2020, )(1968-1980 yılları arası Yozgat’da Milliyetçi Hareket içerisinde...

Biyografi

Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişlarinda Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler kurmuşlardır. Bugün kabul edilen görüşe göre Türklerin anayurdu Orta Asya’da Altay-Ural dağları arasındaki bozkırlarda olup ve...
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar,...
(1873 - 1936)1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi....
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak...

Şiir

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde ‘direniş’ sözcüğünün anlamı olarak ‘direnme’ verilmiştir. Direnme(k) ise herhangi bir düşüncede, bir istekte veya bir durumda ayak diremek, inat etmek, ısrar etmek, taannüt etmek anlamına gelir. Direnişçi, direnme işini yapan kimsedir. Direnmek söz konusu...
Nâ’ilî, 17. yüzyıl divan şiirinin ve sebk-i Hindî üslûbunun önemli isimlerinden biridir. Hayatı hakkında bilinenler azdır. İstanbullu olup asıl adı...
Gazel kelimesi Arapçada “kadınlarla sevgi üzerine konuşmak, söyleşmek” anlamına gelmektedir. Asıl konusu aşk ve sevgilidir. Sevgili ile ilgili olarak şarap ve...
Tasavvûf; zühd ve takvâda Hz. Peygamber‘e uyan, sahâbe ve onların ardından gelenleri tâkib eden, nefeslerini Allâh‘ı anmakla tüketen, kalp temizliğini her...
İkinci dünya savaşından sonra Avrupa’nın en büyük talihsiz olaylarından ve trajedilerinden biri de zulümlerin ve soykırımlarının yaşandığı Bosna Hersek...
16. yüzyılda yaşamış olan Mostarlı Hasan Ziyâî, Boşnakların en eski divan şairlerinden biridir. Balkanlarda, özellikle de Bosna’da önemli bir şöhrete sahip...

Öykü Roman Masal

19. yüzyıl Türk edebiyatının Batılı tesirlerle kendi yolunu bulma aşaması, 17. yüzyıl öncesine dayanmaktadır. Dönemler içersinde oluşan kültürel, sosyo - ekonomik gelişmeler edebiyat sahasını da etkilediğini hatırlatmak gereklidir. Dönem edebiyatçılarında siyasî kimlik de bulunmaktadır. Bu...
Drina’da Son Gün’de İkinci Dünya Savaşı yıllarında Balkanlar’da yaşanan insanlık dramına dikkat çekilir. Romanda, Almanların ve Sırpların baskılarına...
Bütün hikâye ve roman yazarlarının yaptığı iş esasında bir “öykü/hikâye” anlatmaktır. Bir anlatıcı, yazar, “anlatıcı, öykü, yer, zaman, kişiler” vb. unsurlar...
Edebî metinler milletlerin hayatındaki değişim ve dönüşümleri en geniş şekilde yansıtan eserler olduğu kadar, yazarın hayat coğrafyasına ışık tutan, ondan...
Bu sabah, her zaman çıktığım gibi çıkmamıştım evden. Sokak yabancı geliyordu. Etrafıma sanki suçlu gözlerle bakıyordum. Oysaki her zaman yaptığım gibi yemek...
Milli Türk Destanlarının eri önemlilerinden ve en ünlülerinden biri olan Oğuz Kağan Destanı, eski kaynaklarda, Oğuznâme adı verilen bir eserde kayıtlı olarak...

Mülâkat/Söyleşi

Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni Türkiye'nin en güzel fikir ve sanat örneklerini de vermekte devam ediyor. Her şeyden evvel bir sanat ve fikir mecmuası olan Yücel, onun yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
Merhabalar Sevgili hocam. Öncelikle Ali Nihat Tarlan hoca için hazırladığımız bu özel sayıda, bize eşlik ettiğiniz için teşekkür ederiz. Hocam, sizin...
(Öykücü Abdullah Harmancı ile Söyleşi: ) Sorular: Ahmet Melih Karauğuz Hocam Yalova'dayız... Gençlere hitap ediyoruz. Edebiyatçı gençlere... Onlara...
ŞEKER ŞEYMA: Hocam öncelikle mülakat yapma teklifimi kabul edip bana kıymetli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim. CEMAL SAFİ: Rica ederim. ŞEKER...

digertumyazilar

Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Toplum hayatında vazgeçilmez olan din, aynı zamanda medeniyet kurmakta da etkin bir rol oynar. Din, bazen toplumun geneline hitap eder, bazen de bireysel anlamda dinden güç...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Oxford Üniversitesi’nin XX. yüzyılda en büyük dil felsefesi uzmanlarından (ölm.1960) Prof. J.L.Austin, ‘A Plea for Excuses’ adlı makalesinde bir edimin ‘yanlışlıkla’ (‘by...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...