Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Saliha MALHUN">
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%
ekrem ayverdiyeGünlerdir hep bu fotoğrafa bakıyorum.
Bulunduğum zaman ve mekândan, fotoğraftaki zaman ve mekâna akmak istiyorum.
İlk defa sûfilerin yakaza dedikleri o gündüz düşünün anladıkça "yaratılan" bir mânâ sarmalı, ân'ın içindeki o zamansızlıkta bir keşf olduğunu fark ediyorum. Nur tünellerini fark etmek ve oralardan tayy-i mekân etmek insanın hâlince mümkün. Çünkü insan ne görürse, ne görüyorsa yahut ne görebiliyorsa içinde bulunduğu hâl içinden görebiliyor.

 

Âdeta ne hâli varsa onu görüyor insan!
Şimdi benim bulunduğum noktadan ne hâlde olduğumu keşfetmem zor! Dahası içinde bulunduğum hâlin dili, dîni, târihi ve anlayışından, fotoğraf(takinin) içinde olduğu hâlin dili, dîni, târihi ve anlayışına ulaşmam şimdilik muhal görünüyor.
Kendimi bilmekle başlayan zorlu bir seyr. Fakat bu seyrde kendimi görmemi sağlayacak bir âyine aynı zamanda bu fotoğraf(taki).
Âh bu fotoğrafların dili!
Nasıl konuşmalı onlarla?
Hangi lisan, hangi b/ilgiyle?
Her karşılaştığı hâdise yahut resme bakarken en ulvî mânâlandırmalar ile en süfli maksatlandırmalar arasında bir cinnet toplumunda Tûr'da parlayan o kıvılcımı nasıl fark etmeli?
Asil duruşundan anlaşılıyor ki Gök'ten değil, Kök'ten bakıyor bu fotoğraf(taki). Çünkü cılkı çıkmış bir târih ve vatan-millet- sakarya edebiyâtı ve hatipliğinin ucuz kahramanı değil bu fotoğraf(taki) mimar. Çağın irfandan mahrum, pozitivist, genellemeci ve simge bilgisinden yoksun mimarlık târihçileri gibi de değil o. Mîmar Sinan'dan, Tebrizli Ustalardan hatta zaman nehrinden akan Nuh'tan ve İdris Nebî'ye giden bu yolda neyi bilmediğini bilmenin derin tefekkürü içinde bir bilge.
Çağın arenalarında sohbet, hikmet ve yârenlik geleneğini unutmuş bir toplumun bulunduğu hâl ve anlayış(sızlık) içinde gördüğü her kırmızı objeye boynuz geçirici bir iştihayla anlamak zor bu fotoğraf ve fotoğraftakinin izini sürdüğü ervâhın âsârını!
Bulunduğumuz hâlden çıkmanın bir yolu olmalı bu fotoğraf(takini) anlamak için. Anlamın, anlamanın dilini keşfetmemiz lâzım.
ekrem ayverdi0322Yâni kendi dilimizi!
Türkçemizi!
Türkçemizi!
Hançeremizi!
İçinde bulunduğumuz hâlden, içinde bulunulan hâllere, fotoğraflara, târihlere, devirlere akmanın yolu bu dili yeniden keşif ile mümkün. Çünkü Türk intelijansiyasının en büyük imkânı maalesef henüz farkına varamadığı kendi miftâhı yâni dili! Mantığın ve ahlâkın en büyük ve kadîm lisânı; TÜRKÇE.
Sırf harflerden ve kelimelerden müteşekkil bir dil değil, harflerin ve kelimelerin bir ümmet ve ruh kabul edildiği, toplumun bütün kurumlarınca hep aynı varlık anlayışından neşet ettiği bir anlayışın dili. Şaman gibi ilkel bir kabilenin değil, ilkeli ve töreli bir milletin dili. Dilin dîni değil gerçek dînin dili.
Bu dil ile bütün dilleri bilmek ve anlamak mümkün. Çünkü rakamından Fârâbî'nin sînesinden çıkan notalarına kadar âhengin, ahlâkın, geometri ve matematiğin dili bu dil. Topluluğun değil, toplumun, sınıfın değil, nizâm-ı âlemin, soyun değil, soyluluğun dili. Nev'in değil, "Nevâ'nın Esrârı"na dalmış dilin.
Fotoğraf(takini) anlamak için öyle çok fazla fıkıh bilmeye ihtiyâcımız yok bizim. Ruhunu kaybetmiş ibadetlerin sadece bir vaaz ve münakaşa hatta bir maskeden başka kıymeti kalmadığını görmek gerek. Ne ki görmenin yolu işbu anlamaktan yâni ONTİK KÖPRÜ'müzden geçtiğini fark etmek lâzım. Gerçek SIRAT'ımız bu köprüdür bizim. Bu ONTİK KÖPRÜ'den selâmetle geçebilmek SIR ATI'na binmemizle mümkün. Sır atı; yâni bâtın.
Mü'min ve muhavvid olanın azığı da, bineği de kelimelerden başka bir şey değildir çünkü. Tespih taneleriyle kelime biriktirmekle açılmıyor kapılar, atlanmıyor eşikler evvelâ bunu kavramak lâzım. Çünkü kuş dilini bilmek değil aslolan bu dillerin de kendince bir ibadet olduğunu bilmek gerek.
İşte târihin, mekânların ve taşların dilini çözmeye ve anlamaya çalışan bir ârifin gönle daldığı ânın şâhiti bu fotoğraf. Ermişliğin tablosu! Ermişliğin yâni erimişliğin. O varlıkta yok olmuşluğun, hiçlikteki o kocaman VARLIĞIN!
Artık anlıyorum bu fotoğraf(takini) anlamanın yolu ne şeriat ne de bedavadan dîni vaaz, meal ve tefsir uzmanlığı! Fotoğrafı ve evreni kaplayan bütün fotoğrafları okumanın ve anlamanın tek yolu o ONTİK dili bilmekten geçiyor. Âdeme eşyânın bâtınını, içini, özünü gösteren o dil. Gök'ten değil, Kök'ten gelen, Gök Türk'lerin değil, Kök Türk'lerin, dışa değil, hem dışa hem içe bakan daima eşikte duran, daima uyanık ve diri olanların dili!
Bu dil satırlarda değil, sadırlarda yazıyor. Hâlle varılan bir yol... İnsan hâlini değiştirmedikçe bulunduğu yerde kalmaya devam ettikçe görmesi muhal. Farklı bir boyuta sıçramadıkça geçmesi zor adına kuantum denilen o nur deliklerinden. Çünkü mü'minin bütün derdi görmekle âlâkalı. Bu yüzden ilim Çin'de dahi olsa, yerinde durma o tarafa yolculuk et diyor Yüce Peygamber. Çünkü hâkikat ancak gördüğün, baktığın noktayı değiştirmenle mümkün. İçinde bulunduğun zaman, mekân ve anlayışın dili değişmeden manzara değişmez hep kör bir noktada kalır bakışların.
Her basamakta ahlâkın yükseldiği bir dînin diline sâhip bu fotoğraf(taki). Dîni sadece emir ve yasaklardan, ritüellerden mürekkep sayan bir zihniyetin anlaması şimdilik muhal bu dili keşfedip tekrar kökenindeki o irfan önünde secde etmemişlerin. Öyle ya bütün tedris hayatı okumak fakat okuduğundan zerre bir şey anlamamakla, ezberle geçmişti zaten. Cübbenin, sakalın değil belki fakat basiret ve firaset ehli mutasavvıfların hâli ve dili...
Nasıl da diz çökmüş asırların o derin mânası önünde.
Tûr'da bir ışık ve iz görüp de koşan Musa gibi bir âhir zaman garibi.
Kutsal perdeden geçmek için henüz ayakkabılarını çıkarmadan kalmış öylece...
Perdenin ardını görmek için perdenin önünde çökmüş bekleyen bir ârif!
Ruhumuz için belki de son târif bu fotoğraf(taki).
Zîrâ ben ritüel ve yasaları ümmetine teslim edilip döndüğünde altına ve buzağıya tapan bir ümmetin değil, o yasaları daima anlayacak ve diri tutacak ahlâkta, bu ahlâkı tamamlayacak bir peygamber olarak gönderildim diyen bir Nebi'nin mirasçısı bu fotoğraf(taki).
Güzel ahlâktan ötesi...
Bilmem ki var mı ki?
Varlığın, dilin, dînin, devletin ve törenin, adaletin, sevginin dili, hâli ve alfabesi...
Bu fotoğraf Gök'ten değil, Kök'ten gelenin hâli ve niyâzı...
O kemâlin… kâmilliğin... o kemâl içindeki mükemmelliğin... hâlin.. ahvâlin... özümüzden... kendimizden... kendiliğimizden olanın sesini duymuş ârifin... o sesi duymuş ve hakîkat atlasında murakabeye dalmış kimsesiz ve yalnız dervişin.
Hülâsa; Gök'ten değil, Kök'ten gelen o sesi duymadan bu fotoğraf(takini) anlamak muhal! Gördüğümüz bütün bu fotoğraflar ve temelde kâinat kitabını okumak, bunlar hakkında konuşmak, yorumda bulunmak için evvelâ Hakk demek ve hak etmek lâzım.
Öyle değil mi dostlar?
ANTİK dilleri değil kendi ONTİK dilimizi yeniden keşfedebilmek niyâzıyla efendim.
Saliha MALHUN

Comments powered by CComment

About the Author

Saliha MALHUN

More articles from this author

OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
SUYUN LİSANI
Suyun lisanı vardır. Hatta lehçelere de ayrılır su, zaman zaman…Büründüğü renge göre anlayabilirsiniz kullandığı dili. Dalgalarına da bakınca ruh dünyasını tahlil edebilirsiniz. Su…Hayatın çözülemeyen sırlarından birisi. Yerine başka bir varlığın asla tercih edilemeyeceği baş tacımız. Olmazsa...
İnstagram Hesabımıza Bekliyoruz
https://www.instagram.com/edebiyatdunyamizcom/
prev
next

Söyleyişi kolay ama yaşanması çok zor olanların başında yalnızlık geliyor bana göre. Yalnızlığın Allah’a mahsus olduğunu biliyoruz. İnsanın dayanamadığı şeylerin başında yalnızlık geldiğinin hepimiz farkındayız. Ne dersiniz Cahit Sıtkı Tarancı hesabı çoğumuz içten içe şöyle mi söylüyoruz: ‘Hayata beraber başladığımız / Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir / Gittikçe artıyor yalnızlığımız. ’ Yalnız yaşamaya alıştırıldık mı ne? Gitmeye gitmeye dosta giden yolların diken olduğunun farkına...

Aşık Pervani (İsmail ÇELİK) Mehmet Ali Kalkan'ın Gönlünden... Aşık Pervani (İsmail Çelik) ve Mehmet Ali Kalkan Aşık Pervani Ağabey yaşayan, geleneğin içinden gelen, en güçlü halk aşıklarımızdan birisi, Artvin Yusufeli'nden. Yıllar önce gelip Eskişehir'e yerleşmiş. Aşıklık geleneği ile ilgili hangi kitabı açsanız Aşık Pervani ile karşılaşırsınız. Yaşı seksen beş, ezberinde yüzlerce şiir var, yanına otursanız size hikâyeleriyle beraber kendi şiirleri...nden, ustalarından günlerce şiir okuyabilir.

Atatürk'ten sonra ülkenin üzerine çöken Masonizma vebasını saymazsak Cumhuriyeti var eden Ankâ'nın toprağını o milletin "sesinde"; yâni şiirinde, "hâfızasında"; yâni şairin fikir toprağında ve coğrafyasında aramak gerekir. Yahya Kemâl Beyatlı ne yazık ki bizim gibi nesillerin ufkunda sadece bir kaç şiiri ile belirip kaybolmuş hatta kasten kaybettirtilmiş ontik bir hâfıza coğrafyasıdır.

Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?" isimli şiiriyle tanınan Orhan Şaik Gökyay'ı 2 Aralık 1994 günü kaybettik. Edebiyatla ilgilenen herkesin kabul etmesi gerektir ki, Orhan Şaik Gökyay'ın: Bu vatan toprağın kara bağrında Sıra dağlar gibi duranlarındır Bir tarih boyunca onun uğrunda Kendini tarihe verenlerindir. Ardına bakmadan yollara düşen Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan Huduttan hududa yol bulup koşan Cepheden cepheyi soranlarındır....

Sadece insanların değil kelimelerin de kendilerine mahsus bir dünyaları vardır. Bu dünyayı keşfetmenin yolu, ele alınan kelimenin geçmişine inmekten geçer. Öyleyse bugünkü yazıyı “dünya” kelimesinin kökenine doğru yapacağımız kısa bir yolculuğa ayıralım. Bu yolculukta dikkatimizi çeken ilk nokta “dünya” kelimesinin kökünde barındırdığı olumsuz anlam kümecikleri olmalı. (“Dünüvv”, “dünâ”, “denî”, “denaet”, “değersiz”, “basit”, “hile”, “dünya-yı dûn”, “alçak dünya”, “yalan dünya”… “ Baş eğmeziz...

Eski Türk devletlerinde "ordu-millet" geleneği vardır. Hakan aynı zamanda ordunun komutanıdır. Askerlik özel bir meslek sayılmaz ve paralı askerler bulunmazdı. Hayat tarzları o zamanın şartlarında Türklerin asker bir millet olmasını sağlamıştır. Savaş zamanında kadın-erkek, eli silah tutan herkes askerdir. Türk ordu teşkilatının temeli olan "Onluk Sistem" Mete Han tarafından kurulmuştur. Bu sistem Türk devlet teşkilatına da etki etmiş ve idarede kolaylık sağlamıştır. Türk orduları çağın...

Sezai Karakoç'un hayatı boyunca ideal bir uygarlık şekli olarak sunduğu ve savunduğu "Diriliş Uygarlığı"nın en önemli ayağını oluşturan "insan" ögesini temele alarak işlediği harika bir eser. Batı'nın özellikle Rönesansla birlikte yükselişe geçen medeniyetini oluşturan değerleri bir bir ele alarak temel dayanaklarını tahlile tabi tutup, Batı medeniyetinin çöküşten kurtulamayacağını, bunun kaçınılmaz bir son olarak önünde durduğunu ve vaktin yaklaştığını günümüzden yaklaşık 40 yıl önce deklare...

Özel mektup konusu bazı istisnalar dışında Eski Türk Edebiyatı alanında araştırılması ihmal edilmiş konulardandır. Öyle ki bu konuda, bildiğimiz kadarı ile herhangi bir akademik çalışma yapılmadığı gibi, derli toplu bilgi veren bir kaynak da mevcut değildir ve bugün hâlâ özel mektupların bilhassa edebiyat tarihi, tarih ve kültür tarihi alanlarına sunduğu zengin malzeme araştırıcıları beklemektedir 1 . NEV'İ KİMDİR Şâir, müderris, mutasavvıf, şehzâde hocası Yahyâ Nev'î Efendi'nin 1 2 3 Sadrazam...

İnsanın yaradılış destanlarında ve kutsal metinlerde daima toprak ve insanın birlikteliğine vurgu yapılmıştır. Bu birliktelik insanların hafızasına“TOPRAK ANA” figürünü yerleştirmiştir. “ANA VATAN” ve “TOPRAK ANA” daima birbirini çağrıştırmış iki ebedi kavramdır. İnsanlık özellikle de Türk Milleti bu iki değeri daima yüreklerinde taşımışlardır. Günümüzde ağaçlarımızı kese kese ormanlarımızı yaka yaka erozyonla kaybettiğimiz vatan toprağına sözde nice vatansever(!) ilgisiz ve bilgisiz...

Şathiye, Türk tasavvuf edebiyatında bir tür olarak esrarlı, ciddi, derinlikli bir duygu ve düşünceyi latife biçiminde, mizahi bir ifade ile iğneleyici ve alaycı bir şekilde anlatan şiirlerdir. Şath kelimesi alaylı söz anlamına gelmektedir. Şathiye türü şiirler, mutasavvıflar arasında yoğun ilgi görmüştür. Yüzünden okunan bir şathiye, ilk bakışta dini kurallara aykırı gibi gözükse de şerk edildiklerinde insan, mana incilerinin hazinelerine kavuşur. Farklı yorumlar, pek çok gizli gibi gözüken...

Carolyne Spurgeon, ‘Shakespeare’s Imagery’ adlı yapıtında, Shakespeare’in ,‘Macbeth’de ‘eğreti elbiseler giymekle ilgili benzetmelere sık sık başvurduğunu’ belirtir ve bir örnek verir;- Angus’ın, Macbeth’i suçlarken söylediği şu dizeler: Kırallığı bol geliyor sırtına Bir cücenin bir devden çaldığı kaftan gibi...

Vefatının 50. Yılında çeşitli etkinliklerle anılan Orhan Kemal’in, kitapları için “Bir okurun hayatta rastlayabileceği, o çok nadir hazineler arasında yer alır” gibi ifadeler kullanılmıştır. Onun biyografik ögeler de taşıyan Baba Evi romanında, makine ve insan münasebeti ile ilgili ilginç bir anlatım vardır. İş yerine gelen, roman başkişisinin duygu ve düşünceleri şöyledir:

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Bu iddialı sözün altında “Nâşir ve Muharrir İsmail Gasprinski” imzası var. Yani Türk dünyasının “dilde, fikirde, işte” birliğine hayatını vakfetmiş Gaspıralı İsmail Bey’in imzası…
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech