Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Saliha MALHUN">
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%
202208032103Bâb-ı Hümâyun…
Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme?
Asırlardır ebediyete akan bu sebil, hâfızasına sinen binlerce bakışla beni fark etti mi acaba? Ürperiyorum… İlk defa eşyânın beni fark etmiş olmasından korkuyorum. Ona baktığımda kalbime üşüşen yüzler, sesler ve görüntüler, kendinden çok benim varlığıma bir kanıt sanki. Ne tuhaf… İlk defâ bir çeşmenin varlığımda bir payı olduğunu hissediyorum… Vâr olmak biraz da hâfızaya dokunan suretler, sesler ve kokularmış demek.

 

Peki ya bundan ötesi?
Sultân Üçüncü Ahmed Hân’in ilk padişahlık günleri disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayreti içinde geçmiş. Ne tuhaf… Devlet-i Âli Osmâni, bir asitin demiri eritir gibi erimeye başladığı o sinsi ve menhus hastalığın sancısını ve solgun yüzünü örtmek için gül sîmâ pâdişah kalbinin hâllerini şehre yansıtmış.
Topkapı Sarayı ile Yeni Câmi’ye kelebek elleriyle kütüphaneler kondurmuş. Padişah, yaralı kalbini kütüphanelerin kocaman meşin ciltlerinde onarmış. Belki de Enderunlu kâtiplerin kamışlarından damlayan mürekkep, bu sebillerin kurnalarından dolduruluyormuş. Öyle olmasa dipsiz bir hokkaya batırılmış gibi bunca cümleler çeşmenin mermer hâfızasına nereden kazınmış? Ya bu gümüş kubbesine çarpan Şehnaz şarkılar, suyun tenine nerden karışmış?
Nerede hatırası kazınmış bir sebil görsem aklım yaralanır. Aynada yüzüm yanmış gibi telâşa kapılırım. Şehrin eriyip akan her bir uzvu ile ben de eksilirim.
Ne garip… Sultan Üçüncü Ahmet Hân sanki hep acıya susmuş. Sustukça rahmeti artmış gönlünün, gözyaşları bereketlenmiş. Belki de bu yüzden kör kuşları toplayıp câmi ve sebîl kubbelerine kondurmuş. O kör kuşlar ki, tahtanın etrafında dönüp, altını oymuş. Oysa o tahtını indirenlere öfke bile duymamış. Şehrin her yerine lâleler ekerek kin ve nefretin oyununu bozmuş. İhanetin mor duvarlarında oynaşan gölgeleri “deryayı sim” içinde eritmiş.
Bir gün Nevşehirli Damat İbrâhim Paşa bir düş görmüş. Zümrüt gerdanlık güzelliğinde bir çeşme cennet vâdilerinde akıyormuş. Bütün ulular ve hanlar, bu zümrüt kolyenin gerdanından âb-ı hayat içiyormuş. Ses mîmârı melekler zümrüt çeşmeyi getirip avucuna koymuşlar. Rüyanın en tatlı yerinde uyanmış. Kalbine bahşedilen bu çeşmeyi hemen Sultan Ahmet Hân efendimize arz etmiş. Çeşmenin planını bizzat Sultan Ahmet Hân çizmiş. Sebîl, hâl geometrisini iyi bilen saray mîmârı Kayserili Mehmet Ağa’ya yaptırılmış. Teni buz kesilmiş Bizans çeşmesi Perayton, nakkâşının elinde şehrin gerdanına zümrüt bir gerdanlık gibi asılmış. Üstelik Avrupa’da yara almış gibi gitgide batan Rokoko tarzı, Türk nâkkaşların elinde biraz aşk, biraz da rüzgârla kavrulmuş.
Karşıdan bakılınca, sekizgen prizma gövdeli su haznesinin köşeleri yumuşatılmış dikdörtgen içine alınmış. Fakat bu koku, iki basamakla çıkılan zümrüt köşkün neresinden geliyor? Çeşmenin dört bir yanını sarmış simetrik yıldız tozları belli ki o eski rüyadan gelirken üstünde kalmış.
Sebîlin çehresi bitkisel motifler, bezemeler, mukarnas, ve palmet gibi mîmâri işlemelerle bezenmiş. Bu çeşmeden içmek öldürebilir beni… Çünkü dört bir yanından akan kurnalar değil, şu üzerinde “Maşaâllah” yazan uzun vazolar resim tuvallerine hapsolmuş bütün çiçeklere her gün âh ü zâr etmekte…
Bakanın ruhunu, içindeki eğri büğrü çizgileri kim bilir ne kadar değiştirmiş bu nişler ve bordürler… Belki de sebîlden akan bu suyun tadı, sebîli güneş ve yağmurdan koruyan ahşap saçaklar sâyesinde bozulmuyordur. Çeşmenin tavan örtüsünü meydana getiren kurşun kaplamalı ahşap çatı, Türk aklının Osmanlı sebil mîmârisinde çeşmenin su ve ışığa nasıl da dönüştüğünü de anlatıyor.
Üstte mukarnaslı bir kuşak, onun üzerinde de çini bir kuşak yer alıyor. Tıpkı pâdişahın bahtı ve tahtı gibi iç içe, üst üste… Aslında yara almış bir gemiyi okyanus ortasında onarmak pek mümkün değildir. Onu kıyıya çekmek yenilemek gerekir. Belki de bu yüzden Tebrizli ustaların ruh haritasının içine klasik motiflerin yanında, hem lâle, hem de akantüs yaprakları gibi Avrupâi motiflerde ilâve edilmiş.
Bir türlü bitmek bilmeyen yeniçeri isyanları yüzünden göğsü daralmış, gül sîmâsı solmuş pâdişahın. Yine de ülkeyi geriletmeye çalışanlara inat Avrupa dünyâsına şekil veren her şeyi ülkesinde gerçek mânasına kavuşturmak için çalışmış. Sait Efendi ve İbrâhim Müteferrika’ya ilk matbaayı kurdurmuş. Elbette ülkeyi karanlıktan aydınlığa götürürken elindeki kandili söndürmemesi gerekiyordu. Vazo içindeki bu çiçek motifleri Avrupa’ya geçici olarak gönderdiği kültür ve medeniyyet akıncılarını mı temsil ediyordu?
Avrupa’nın abajurlu odalarında kalbinde kufi yazıyla dolaşan bu münevverler, kütüphanelerin serin meşîn kokularını, katedrallerin küf kokusuyla bulanık salonlarına bir ıtır gibi taşımışlardı. Dönerken getirdikleri motifler, nakkâşların varlıkları aslî mânâsına dönüştüren karanfil tırnaklarında san’at zevkine dönüştürülüyordu. Belki de pâdişah kütüphanesine yaptırdığı bu motiflere bakarken gönüllü yüklendiği bu yangında ülkenin yapısını, halkın gönlünü ve ruhunu muhafaza eden kapının anahtarını kaybetmemeye çalışıyordu.
“Aç besmeleyle iç suyu Hân Ahmet’e eyle dua”
Her şey besmele ile başlanmalıydı. Yangının içinde, suyun üzerinde buğulmadan kalabilmek için besmele… Sebillerin ve her kenarda bulunan çeşmelerin üzerine ta’lik hatla yazılmış on dört kıt'alık Kayseri ve Halep kadısı şair Seyyit Hüseyin Vehbî bin Ahmet’e ait kasidenin sonundaki beyt ise Sultân’a ait… Hatta çeşmeyi çepçevre saran kitâbeyi de bizzat kendi yazmış… Seyyid Vehbî’ye ait bu kasideyi nakşetmek sanki Sultân’ın “Patrona Halil” isyanıyla gönlüne darlık veren yükü atmak için bir vesile imiş..
Çünkü suyun yüzünde kalabilmek için fazlalıkları atmak gerekir denize. O fazlalıkların avuçlarda bıraktığı kesikleri yıkamak için de çeşme…
Çünkü su güzeldir, serindir… Bakmasını bilene sırrını gösterebilecek kadar berraktır. Fakat biz yüreğimizi görecek kadar cesur değiliz ki, artık unuttuk sebilleri, terk ettik, kırdık, kuruttuk… Bulanık kalplerle dolaştığımız şehirlerde çiçeklerimizi soldurduk. Düşlerimizi kemirir gibi eskiye ait ne varsa kalbura çevirdik…
Çeşmenin Ayasofya’ya bakan yüzündeki mısraya takılıyor gözüm:
“Aç Besmeleye iç suyu
Hân Ahmed’e eyle dua.”
Ben deminden beri bir masal mı uydurdum?
Bu griye boyanmış şehir…
Dev binalar…
Bakışları silinmiş şehzadeler, valide sultanlar bu eski zaman kaçağı sebillerden bize bakıp kim bilir neler söylemekteler…
Ne tuhaf…
İlk defa eşyânın beni fark etmiş olmasından korkuyorum. Ona baktığımda kalbime üşüşen yüzler, sesler ve görüntüler kendinden çok benim varlığıma bir kanıt sanki.
Ne tuhaf…
İlk defa bir çeşmenin varlığımda bir payı olduğunu hissediyorum…
Vâr olmak biraz da hâfızaya dokunan suretler, sesler ve kokularmış demek.
Peki ya bundan ötesi?
Saliha MALHUN

Comments powered by CComment

About the Author

Saliha MALHUN

More articles from this author

OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
SUYUN LİSANI
Suyun lisanı vardır. Hatta lehçelere de ayrılır su, zaman zaman…Büründüğü renge göre anlayabilirsiniz kullandığı dili. Dalgalarına da bakınca ruh dünyasını tahlil edebilirsiniz. Su…Hayatın çözülemeyen sırlarından birisi. Yerine başka bir varlığın asla tercih edilemeyeceği baş tacımız. Olmazsa...
İnstagram Hesabımıza Bekliyoruz
https://www.instagram.com/edebiyatdunyamizcom/
prev
next

Bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam(lar) çıkarırdık. Bir işin özelliklerini, işleyişini, en ince ayrıntılarına kadar iyice öğrenenlere, o işin ilmini alanlara saygımız sonsuzdu. Bir kimsenin ne düşündüğünü anlar, düşüncesini okur; ona göre davranışımızı ayarlardık. Kelime hazinemiz olması gerekenden(!) fazlaydı. Bir şeyi anlata anlata bitiremezdik, bizleri de birileri dinlerdi. Bir şeyin ilminden anlayan insanları çevremizde sık görürdük. Duyduğumuzdan gördüğümüzden anlam...

Ailesi ve Medrese tahsili Osmanlı Devleti’nin ilim ve devlet adamlarından olan Ahmet Cevdet Paşa; milâdî 26-27 Mart 1823 (Hicrî 13-14 Recep 1283) yılında şimdiki adı Loveç olan Bulgaristan’ın Lofça kasabasında kendi ifadesi ile “ruz-ı hızra kırk gün kalarak” doğdu. 54 Ebu’l-ulâ Mardin, Lofça’nın tabii özellikleri, suyu ve havasının letafeti sebebiyle orada doğup büyüyen çocukların kuvvetli ve zeki olduklarını, bunu Cevdet Paşa’da da görmenin mümkün olduğunu, bu güzel iklimin onun tabiatına...

Halk şairleri asırlar boyunca toplumlarının gözü, kulağı ve dili olmuşlar, ortaya koydukları ürünlerle kendi duygu ve düşüncelerinin yanı sıra içinde bulundukları toplumun zevklerini, beğenilerini, arzu ve isteklerini, tepkilerini, acılarını, sevinçlerini, hüzünlerini, hayata bakışlarını, dünya görüşlerini yansıtmışlardır. Aynı zamanda onlar, en önemli ürünleri olan türkü ve destanlarda, toplum üzerinde büyük tesirler yapmış önemli olayları işleyerek toplumun hissiyatını, bu olaylar...

Ahmet URFALI “Ben gelmedim dava için, Benim işim sevi için” Yunus Emre, bütün insanlığa sevgi diliyle seslenir. Bilgi, sevgi, kanaat ve imanın yoğurduğu; biyolojik, psikolojik ve sosyolojik bir varlık olan insan, davranış ve sosyal ilişkilerdeki tutumuyla değerlendirilir. İnsanın en temel vasfı, gönlündeki sevgidir. Gönlünde sevgi olmayanlar, insan olma özelliğini kaybederler. Sevgi, insanlara doğuştan verilen bir duygudur. Sevgi topluma huzur ve kardeşliği getiren birleştirici unsurdur. Kutlu...

Eskişehir’de doğdu. Eskişehir Ziya Gökalp ilkokulunu(1980), Eskişehir İmam-Hatip Orta ve lise kısmını (1987) bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinin İşletme bölümünü (1991) bitirdi. Milli Savunma bakanlığı ve özel bir şirkette görev yaptıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığına öğretmen olarak atandı. Bolu ve Düzce’den sonra halen Eskişehir’de Öğretmenliğe devam etmektedir. Makale ve şiirleri çeşitli dergilerde yayımlanan Burhan KADAH evli ve iki çocuk...

Benim çat kapı gidebileceğim, karnımı doyurabileceğim, çay içebileceğim, sohbet edebileceğim kişilerden biri de Zübeyde Abla'dır. Zübeyde Abla Sivrihisar'lıdır. Nasrettin Hoca, Aziz Mahmut Hüdai, Yunus Emre, Hızır Bey, Çandarlı Ailesi Eskişehir'lidir ama aslında Sivrihisar'lıdır. "Dağları Kaldırırsan Dünyanın düzü kalır.". ya. Sivrihisar'ı da başka bir ile bağlarsan Eskişehir öksüzleşir. Anadolu'nun en büyük ahşap direkli camilerinden Ulu Camii ile beraber onlarca Selçuklu Eseri vardır....

Selçukluların Moğol baskısı altında güç kaybetmeleri Anadolu halkını uzun yıllar sıkıntılar içinde bırakmıştır. Bu dönemde Mevlana, Sühreverdi, Ahi Evren, İbn Arabi ve Sadreddin Konevi gibi mutasavvıflar Anadolu’da tasavvufu yaygınlaştırmışlardır. Bunların yanında Horasan’dan gelen Yesevi dervişleri de tasavvufun yanı sıra ilahi aşkın huzuru ile halkı rahatlatmaya çalışmışlardır.

Cumhuriyet dönemi şiirimizin önemli temsilcilerinden biri olan Arif Nihat Asya, milletimizin büyük sıkıntılarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde dünyaya gelmiş, çocukluğu ve gençliği, bu genel tabloya eklenen şahsî sıkıntılar içinde geçmiştir. 1954-1955 eğitim-öğretim yılında Eskişehir Lisesi Edebiyat Öğretmeni olarak görev yapan şair, burada görev yaptığı sürede olsun, sonraki yıllarda olsun, bu şehrin muhtelif yönlerini dile getiren şiirler yazmıştır. Bu şiirlerin merkezinde Yûnus vardır....

Kavram zehirlenmesiyle zihni işgal edilmiş, kendi içinde dahî bin parçaya bölünen bu toplumun en sahîh sırrı "vatan ve mukaddesat" sevgisidir! Yesevî Maturudî-Hanefî ekolünün ezelî ve ebedî medeniyet tasavvurunun yüksek üslûbunu çözmüş kutlu ve zarif dervişleri... Târihin bir tecellîsi olarak bu ontik iklimden uzaklaştırılmış, kendi ontik iksirini tekfire ayarlı o zehrin içinde, yine de kendi ruh köküne mütemâdiyen panzehir üretmek için kelime ve izlere tutunmaya çalışan hâlis Anadolu...

“93 Harbi” diye bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus vuruşmasından geriye, kolu kanadı kırılmış bir Türk Devleti kalmıştı. Aynı savaşın öncesinde, Rus tahrîkiyle azdırılan Sırp, Bulgar, Yunan vs. çeteleri, kendi inisiyatifimizle ber-tarâf edilebilseydi, Yeşilköy’de Rus’dan aman dilemeyecektik. Şu ânda, Türk yurdunu kana bulamak isteyen dış güçlerin adresleriyle, 93 Harbi arefesinde Balkan coğrafyamızı karıştıran kepçeyi tutan eller, ortak özellikler taşıyor.

Mustafa Kemal’in Erzurum ve Sivas Kongrelerini hepimiz biliriz. Fakat Pozantı Kongresi ve Nutku bilinmez. Pozantı Kongresini bilmemek, Erzurum ve Sivas Kongrelerini dilsiz, zayıf bırakmaktır. Görülüyor ki, Pozantı Kongresini tarihe tescil edemeyenlerin omuzlarına çöken Milli vebal, affedilmeyecek derecede ağırdır. Unutmamak lazım ki; Mustafa Kemal’in Birinci Kongresi Erzurum, İkinci Kongresi Sivas, Üçüncü Kongresi de Pozantı Kongresidir. Kurtuluş Savaşına, Milli mücadeleye yön veren kongreleri...

19. yüzyıl Türk edebiyatının Batılı tesirlerle kendi yolunu bulma aşaması, 17. yüzyıl öncesine dayanmaktadır. Dönemler içersinde oluşan kültürel, sosyo - ekonomik gelişmeler edebiyat sahasını da etkilediğini hatırlatmak gereklidir. Dönem edebiyatçılarında siyasî kimlik de bulunmaktadır. Bu kimliğin mevcut olmasındaki asıl sebep, onların görevleri ve içindeki bulundukları durumu gözden geçirmeleriyle de alâkalıdır. Abdülhâk Hamit, Tanzimat fermanının ilânı sonrasında edebiyatın ve siyasetin iç...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Bu iddialı sözün altında “Nâşir ve Muharrir İsmail Gasprinski” imzası var. Yani Türk dünyasının “dilde, fikirde, işte” birliğine hayatını vakfetmiş Gaspıralı İsmail Bey’in imzası…
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech