Pazartesi 1 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 9 - 18 dakika)
Bunu okudun 0%

sadettin yildiz2

Bizde "vatan" kavramı çok eskidir. Tarihin derinliklerinden gelen  Kök  tengrige men ötedim / Senlerge biremen yurtum sözleri, en az Oğuz Kağan'dan beri, vatan kavramı ile tanışık olduğumuzu gösteriyor. Oğuz Kağan, Tanrı'ya borcunu ödediğini, ömrünü tamamladığını söylüyor ve yurdumu size bırakıyorum diyor. Bu, onda muayyen bir vatan fikrinin, hattâ esaslı bir vatan şuurunun bulunduğunu gösterir. Ondan sonra gelen devlet adamlarımızda da aynı tavrın  millî bir gelenek  karakterinde devam ettiğine dair çok sayıda örnek vardır. "Eski Türklerde, vatanî ahlâk çok kuvvetliydi. Hiç bir Türk, kendi "il"i yani milleti için, hayatını ve en sevgili şeylerini feda etmekten çekinmezdi. (...) "İl"in oturduğu memlekete "yurt" yahut "ülke"  denilirdi. Türk nereye gitse "asıl yurdu"nu unutmazdı. Çünkü, atalarının mezarı oradaydı. Çocukluk çağı, baba ocağı, ana kucağı hep orada bulunuyordu."[1]

Böyle olmasına rağmen, vatan edebiyatımız hayli geç başlar. Vatan edebiyatı  ile, "vatan sevgisini, kaygısını, onun güzelliğini, vazgeçilmezliğini tema olarak seçen; üzerinde yaşayan insanları ona bağlamayı hedefleyen ve bu amaçla onu yücelten edebî eserler"i kastediyoruz. Bizde vatan edebiyatı, vatan fikri kadar eski olsaydı, hiç şüphesiz, edebiyatımızın bu hanesi çok daha zengin ve renkli olurdu. Divan edebiyatımızdan[2] ve Halk edebiyatımızdan verilebilecek bazı örneklere rağmen, vatan edebiyatımızı on dokuzuncu asrın ikinci yarısından başlatmak doğru olur. Bunun anlamı şudur: Bizde vatan edebiyatı, en büyük vatan olan, birkaç kıtaya birden yayılmış Osmanlı coğrafyasının küçüldüğü ve en güçlü devletimiz olan Devlet-i Aliyye'nin zayıfladığı tarihlerde  başlıyor. Bu devre, aynı zamanda, Avrupa'da milliyetçi düşüncelerin iyice yaygınlaştığı bir devredir. Konu, bir yönüyle milletin ruh hâline, bir yönüyle de dünyanın siyasî yapılanmasına dayanmaktadır. Avrupa'da ve özellikle Fransa'da filiz veren "milletleşme", mâsumâne bazı kaygılarla gizlemeye çalışmış da olsak, bizi "kendimiz olmaya ve öyle kalmaya" zorlamaktaydı.  Türk,  tarihin her safhasında gerçekten ateşle imtihan edilmiş bir millettir. Bu imtihan son yüzyıl içinde akıllara durgunluk verecek kadar ağırlaşmış; edebiyatımız da bu ağırlığın taşınmasında kendine düşeni son yüzyılda ancak omuzlayabilmiştir.

Fikir tarihimizde vatan kavramı etrafında geliştirilen fikirler daha çeşitlidir ve bu çeşitlilik edebiyatımıza da yansımıştır. Ancak, bu yazının çerçevesi, bunlardan yalnızca ikisi üzerinde durulmasına izin veriyor.

"Vatan" kavramını hem bir fikir ve ideoloji meselesi olarak ele alan, hem de edebiyatın en önemli kurucu unsurlarından biri olarak kullanan ilk sanatçımız Namık Kemal'dir. Kemal,  Milletim nev'-i beşerdir; vatanım rûy-i zemîn  görüşüne karşı çıkarak şöyle diyor: "Dünyadan vatan fikrini kaldırmak insaniyete bir hizmet ve muktedir olanlara bir büyük meziyet olabilmek zannında olanlar da varmış. Biz öyle garip bir maksadı fiile çıkarmak teşebbüsünde pîşvâlığı ihtiyara cesaret edenlere tayyib-i hâtırla terk eyleriz. Biz, oturduğumuz yerin her taşı için bir cevher-i can verdik. Her avuç toprağı nazarımda o yola feda olmuş bir kahramanın yadigâr-ı vücududur. Ona binaen, bize göre vatanı Çin ile, Sibirya ile hem-kıymet tutmak ihtimalin haricinde görünür.

Vatan bize kılıcımızın ekmeğidir[3]. Daima kendimize mahsus, kendimize münhasır biliriz. Daima nefsimizden ziyade sever, nefsimizi uğruna feda ederiz."[4]

Bütün bunlara rağmen, Kemal'in vatana bakışı  "fikr-i mukaddes"  çerçevesini pek aşmaz. Vatan fikri, vatanın kendisinden daha ön plânda gibidir. Kemal'in bu bakış tarzı, vatan edebiyatımızda uzun zaman benimsenmiş; temeli hamiyyet ve şecaat duygusuna dayanan bu heyecanlı tutum, devrin havası gereği, Balkan, Birinci Dünya ve İstiklâl Savaşı boyunca da devam etmiştir. Onun vatan konusundaki heyecanı kendisinden sonraki nesilleri derinden etkilemiş; kendisine de -haklı olarak-  vatan şairi ünvanını kazandırmıştır.

Namık Kemal'le başlayan vatan edebiyatının hemen sonraki önemli temsilcileri arasında Hâmid'i, Fikret'i, Mehmed Emin'i, Süleyman Nazîf'i, Mehmed Âkif'i, Ziya Gökalp'i, Müftüoğlu Ahmed Hikmet'i sayabiliriz. Bu sanatçıların her biri, Türk milletinin üzerinde yaşadığı toprakları vatanlaştırma macerasını ve bu hususta verilen mücadeleleri çeşitli yönleriyle ele almak suretiyle, vatan edebiyatımıza önemli eserler kazandırmışlardır.

Vatan edebiyatı konusunda düşünen ve eser verenler arasında,  Cihan vatandan ibarettir itikadımca  diyecek kadar dikkat kesilen Yahya Kemal Beyatlı'nın ayrı bir yeri vardır. O, savaşların bittiği ve değerlerin yavaş yavaş yerine oturduğu bir dönemin ruhuna uygun bir düşünüş tarzını benimser: "Vatan hiçbir zaman bir nazariye değil, bir 'toprak'tır. Toprak, cedlerin mezarıdır. Câmîlerin kurulduğu yerdir. Sanâyi-i nefîse nâmına ne yapılmışsa, onun sergisidir. (...) Vatan ne bir feylesofun fikridir, ne bir şâirin duygusu... Vatan, gerçek ve hakîkî bir yerdir. (...) Vatanı, meselâ 'şîrhârlar beşiği' diye tanıtmak eksiktir. Vatanın adını söylemelidir: Vatan İstanbul'dur, Üsküp'tür, Trabzon'dur, Yozgat'tır, Ankara'dır ve bunların içinde sayılamayacak kadar hâtıralar vatandır. (...) Meselâ Yozgat, bir hudut için kaç şehid vermiştir? Vatan dâhilinde yetişenlerin şarkıları, birbirine benzemeyen kaç yerde okunmuştur? Birbirine uzak yerlerde kaç aile  evlenmiş, kaç kan karışmıştır? (...) Velhâsıl vatan mücessem bir mefhumdur."[5]

Bu görüşe göre vatan, üzerinde bir hayatın yaşandığı, o hayatın kültür hâline getirildiği ve o kültürün geleceği hazırladığı bir  topraktır, yerdir,  ülkedir. Ona sahip olmak yaşamak, kendisi olmak ve geleceğe hazırlanmak demektir. Bu görüşün, toprağın milleti yarattığı kabûlü ile yakından bağlantılı olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Yahya Kemal,  iklim ile milliyet arasında çok sıkı bir münasebet bulunduğunu düşünüyordu.

Toprak milleti şekillendirdiği gibi, onun üzerinde yaşayanlar, sevenler, sanat yapanlar ve onun üzerinde uzun sonbaharı tadanlar da toprağı şekillendirirler. Anadolu'nun kapısını açan Türk, o topraklara, daha önce üzerinde oturan kavimlerin hiçbirinin vermediği bir şekli vermiş, hususî bir çehre kazandırmıştır. "Anatolia", bu sayede "Anadolu" olmuştur. Toprağın vatanlaşması bundan başka nedir? Âkif'in, Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!  mısraı, bu vatanlaşmanın en önemli rüknünü ifade eder: Toprağı tanımak, onun uğrunda ölenleri daima hesaba katmak ve onların bir "devama feda olmuş kahramanlar" olduklarını unutmamak demektir.

Fransız şairi Henri de Régnier (1864-1936), Eyüp mezarlığına bakarak, İstanbul! Mü'minlerinin  o kadar sevdiği Eyüb servilerinin altında kendimi senin ölülerinle kardeş hissettim." demişYahya Kemâl, onun bu duygulanışının sebebini, Türk ırkından doğup bizimle beraber yaşayıp öldükten sonra, mezarına sarıklı bir taşın dikilmeyeceğine acımış olmasına bağlıyor. [6] Gerçek vatan manzarası,  kendisini çok sonra tanıyan yabancıları bile kendi ruhaniyetine hayran edecek kadar hususî bir havaya sahiptir. Régnier, bizim vatanımızın Eyüp sırtlarından görünen kısmına hayran olduğu kadar,  o manzaranın arkasında sezdiği kültür mimarîsine ve orada hissettiği manevî dokuya da meftun olmuştur. Yahya Kemal, Régnier'in bu tavrında,  milletle toprağın taazzuv içinde oluşuna hayranlık da sezmiş olmalıdır.

Vatan, asıl bu hâliyle, edebiyatın başlıca temalarından biridir. Çünkü, Régnier'nin Eyüp sırtlarından gördüğü manzara, hem hayranlık uyandırıcı bir dış çevre dekorunu bünyesinde taşıyor; hem de mistik bir heyecanı ve derunî bir imanı uyandırıyor. Bunların her biri, edebiyatı besleyen esaslı tematik unsurlardır.

***

           

Dünyada -neredeyse- vatan için yaşayanlar kadar da vatan için ölenler olmuş; böyle bir ölüm,  her zaman şerefli ölümler  arasında sayılmıştır. Türk milleti, askerliği vatan borcu sayar, çocuğu asker ocağında şehit düşen baba, "vatan sağ olsun" dedirten bir kültürle teselli bulur.

Vatan için yaşamanın bir çeşidi de, herhalde, "vatan için yazmak"tır. Özellikle 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde, karşılaştığımız musîbetlerin çokluğuna uygun olarak, vatan için yazma çabaları da yoğunlaşır. 1897 Osmanlı-Yunan savaşı, 1911 Trablusgarp, 1913 Balkan, 1914 Birinci Dünya ve 1922'ye kadar süren İstiklâl savaşları, vatan için yazmayı kaçınılmaz kılmıştır. Mehmed Âkif, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, Ömer Seyfeddin, Yahya Kemal, Halide Edip, Yakup Kadri, Aka Gündüz, Reşat Nuri, Yusuf Ziya ve daha birçok  sanatçı gibi,  Arif Nihat da vatan için yazmak ihtiyacını duymuştur.

Çatalca-İnceğiz’de doğan ve çocukluğu Bulgar ordularının yol üstü hâline getirdiği  bu topraklarda geçen Arif Nihat, vatan sevgisini ve tarih şuûrunu devrin yakılmış köylerinden, yıkılmış evlerinden, evi sırtında oradan oraya göçmek zorunda kalan köylülerinden öğrenmiş bir insandır.

Çanakkale cephesiyle ilgili hatıralarından küçük bir kesit sunduğu bir yazısında, o günlerin havasını şöyle anlatıyor: "İstanbul'da Yusufpaşa'da Gülşen-i Maarif Rüşdiyesi'nde, galiba beşinci sınıftaydım. (...) Hepimiz memlekette mühim şeyler olduğunu 'muharebe' lâfından, ekmek kıtlığından, 'rap rap' seslerinden, marşlardan, açılan ve harıl harıl işleyen imaretlerden; babaların, ağabeylerin, eniştelerin eksilmesinden; annelerin, ablaların, halaların, dedelerin, ninelerin eski sevinçlerini kaybetmesinden anlıyor; fakat her devrin çocukları gibi evde, sokakta, mektepte, sınıfta çocukluğumuzu -yaşayabildiğimiz kadar- yaşıyorduk..."[7] Bu sözler, onun okuyarak edindiklerinden daha fazlasını, yaşayarak, görerek, acısını tâ derinden duyarak edinmiş olduğunu gösteriyor.      Henüz dört-beş yaşlarındayken yanlarına sığındığı halasının kocası, Bulgar ordularını Nakkaş tabyalarında karşılayan birliklerimizin komutanlarındandı: Yüzbaşı Mehmed Fevzi Efendi... Düşmanın ne demek olduğunu, vatana sahâbetin mânâsını, yenilginin acısını, direnişin yürek atışlarını, düşmanın akıl almaz tedhişâtını.. çocukluğu boyunca sığınmak zorunda kaldığı akraba evlerinin içinde kavradı Arif Nihat. Hiç bir ders, ruh kökümüzü sarsan belâlar kadar ibret verici ve yetiştirici değildir. Çocukluğunda gördüğü bu hayat dersi, ondaki vatan sevgisinin kökünü, özünü meydana getirmiştir.

Bu sağlam kök dolayısıyladır ki, hiç bir süslemeye ihtiyaç duymaksızın, en sade ve samimî bir ifadeyle;

                        Senin tatlıdır her şeyin;

                        Katık istemez ekmeğin.[8]

diyerek, vatana olan bağlılığını ortaya koyar. Edebiyatımızda, vatan sevgisinin bu kadar gösterişsiz, fakat bu derece sıcak bir şekilde dile geldiği çok az örnek vardır.

            1971 Bingöl depremi ile ilgili olarak söylediği,                 

                        Gayri, nidem dünyayı,

                        Ki elim, kolum gitti;

                        Doğranan yüreğimden

                        En iri dilim gitti...

                                    Bingöl'e ölüm gitti...

                                    Gitti Bingöl'üm, gitti...[9]

mısraları da aynı sıcak, samimî, sade söyleyişin ve gösterişsiz vatan sevgisinin örneklerindendir. Şair, memleketin her hâlini görmek, onunla gururlanmak veya ona üzülmek hassasiyetini sürekli taşımıştır. Onun şiirlerinde İstanbul, Türk kültür ve medeniyetinin cazibe merkezi; Konya, Mevlânâ diyarı; Edirne, serhat şehri;  İzmir, Millî Mücadele'nin odağı; Adana, Çukurova'nın sembolü... olarak sık sık geçer. Şiirlerinde 600'den fazla yer adı -tekrarlar dahil- kullanmış olması, millî coğrafyamıza ve etrafına ne kadar bağlı olduğunun işaretidir.

***     

Arif Nihat'ta vatan fikri bir taraftan coğrafî temele, bir taraftan da tarihî perspektife oturur. Coğrafî temel onu "yurt" gerçeğine, tarihî perspektif ise "mâzî"ye götürmektedir. Yani vatanın dünü, bugünü ve yarını, belli bir kompozisyon hâlindedir. Bu kompozisyon, şüphesiz, bu tip düşünce tarzlarının en fazla muhtaç olduğu "devam fikri"nden kaynaklanıyor. Arif Nihat'ın bu tutumu, Yahya Kemal'in vatan anlayışına daha yakın görünmektedir. O, tarihin -kahramanlarıyla birlikte- kesintisiz aktığı kanaatindedir:

Öldü zannetmeyin: “Köroğlu” denen

                                                           Yiğit yaşar, hâlâ!

                        Yola çıkmış, sürüp beyaz atını...

                                                           O at, koşar, hâlâ![10]

Köroğlu -elbette- bir semboldür. Arif Nihat, tarihin kesintisiz akıp gittiği düşüncesine ilâveten, geleceğin de uzun ve sağlam bir geçmişle kurulabileceğini düşünür. Ayrıca, Türk tarihinin, bütün parlak devirleriyle sürüp gittiğini hayâl etmek, onun şair gönlünü ferahlatır.

Tarihte olup bitmiş bazı büyük olayları hâlâ devam ediyor saymak ve bu vehimle yaşamak, Arif Nihat’a zevk vermiştir. Yahya Kemal, zamanımızdan hicret edip İstanbul’u fethettiğimiz günlerde yaşamak istiyordu. Aynı arzu, Arif Nihat’ta da vardır. Fakat onda, geçmişi bugüne getirerek zamanı genişletme  ve bugünün aşınmışlıklarının üstünü bu sihirli perdeyle örtme  arzusu, mâzîye dönme arzusundan daha yoğundur.

                        Osmanlı’ya Barbaros, mülâkıî[11] olacak;

                        Her yerde zafer onlara sâkıî olacak...

                        Bir çağ ki bu, hâkaanı Süleyman Sultan,

                        Mi’mârı Sinan, şâiri Bâkıî olacak![12]

rubâîsindeki OLACAK fiili, sadece gelecek zamanı ifade etmediği gibi, vezin-kafiye hatırına kullanılmış da değildir. Bu fiilde hem olmalının gereklilik ifadesi, hem olurun kesinliği, hem de olaydının dilek-istek ifadesi mevcuttur. Ayrıca, bu fiilin, geleceğe dair ümit-inanç-temennî ifadesini taşıdığı da meydandadır.

Geçmişi bugüne getirmek, Arif Nihat için günün sıkıntılarından kurtuluş vesilesi olmakla beraber, zaman zaman, bunun da yeterli olmadığı görülür. Çok büyük bir ümit bağladığı gençlerin yurda lâyık evlâtlar gibi davranmayabilecekleri ihtimâli onu derin endişelere sevk eder.  O zaman,

                        Dün kutsal ellerle sürülmüş yurdum;

                        Onlardan sonra küstürülmüş yurdum...

                        Allah, sana lâyık etsin evlâtlarını

                        Ey kubbesi “âmin”le örülmüş yurdum![13]

mısralarında olduğu gibi,  sezgilere bırakılmış bir mâzî-hal mukayesesine girişir. Dün kutsal ellerle sürülmüş ve kubbesi âmin’le örülmüş olan yurt,  evlâtları ona lâyık olmazlarsa ne hâle düşecek? Bu, hem vatan sevgisi,  hem de  vatan endîşesidir. Arif Nihat ömrü boyunca, o sevgi ile o endîşeyi, iç içe girmiş duygular olarak, taşımıştır. Onun eserlerinde -ilk intibaın aksine- gizliden gizliye sezilen hüznün kaynaklarından birisi budur.

Böyle bir endîşe, Arif Nihat’ı  -geçici bir süre için de olsa- Yahya Kemal’le aynı çizgiye getirmiştir. Zaman zaman o da geçmişe doğru uzanmak ihtiyacını duyar ve mâzînin ihtişamı içinde yaşamak hülyâsına kapılır:

                        Tarihlere, destanlara yol bulabilsem

                        Hiç durmadan, düşünmeden geri giderim...

                        Buna şaşma, ki geçmişte yaşamayı ben

                        Gelecekte yaşamaya tercih ederim![14]

Millî romantik duyuş tarzını bir nevi  yaşama üslûbu  hâlinde idrâk eden Arif Nihat’ın romantizminde, Türk tarihinin destanî devirleri büyük bir yer tutar. O devir, şair için hem bir sığınak, hem de  geçmişi yeniden inşa etme hayâlinin ateşleyici unsurudur. Çünkü, hilâli gökyüzünden koparıp bayraklarına nakşeden ecdâd, o devirlerde yaşadı. Onların zaferler getiren atlarının nalları altındandı; gidişleri akına, gelişleri akındandı... Hep o atları görmek ve hep o zaferlerin müjdesiyle mest olmak.. Arif Nihat’ın hayal hânesini sürekli beslemiştir:

                        Kopardılar ayı gökten,           Yer yüzünün göbeğinde

                        Bir ipek dala astılar...            Kuruldu kurultayları...

                        Yurt dediler, gölgesine           Günleri sönmek bilmedi        

                        Ayaklarını bastılar.                Yere düşmedi ayları.[15]

Tarihin eski devirlerine dönüş, Arif Nihat’ta  millî romantik duyuş tarzının hem duygu, hem de fikir tarafıyla beslenen, esaslı bir şi’riyet kaynağı ve şairlik ilhâmının dikkatle değerlendirilmesi gereken zengin bir damarıdır. Bu bakımdan, şairin bu tutumunu -hem ideolojik hem de estetik yönüyle- şuurlu bir tavır alma olarak değerlendirmek gerekir.

Tabiî, bu geriye dönüşler, onda yeni vehimler  de uyandırır. Yahya Kemal'in  Süleymaniye'de Bayram Sabahı'nda duyduğu sesleri o da duyar, gördüğü manzarayı o da görür:

                        Sazlar, eğilin tellere: mehter geliyor;

                        Elpençe dur, ey çınar, ki erler geliyor..

                        Doldurdu davul sesleri er meydanını...

                        Kalkanla kılıç, gürz ile şeşper geliyor.[16]

mısraları, günün katı gerçeklerini kabullenemeyen  ve kendisini bir türlü tatmin edemeyen "bugün"e  hapsolmak istemeyen şair rûhunun  muhteşem mâzî vehmine sığınışıdır. Mâzîye sığınmak, aynı zamanda, tarihin derinliklerinde duran  geniş vatana (Turan'a)  sığınmak anlamına da gelir.

***

(Devam edecek)

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

[1] Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2116, İstanbul, 1990, s. 152

[2] Saltanat kavgası yüzünde gurbette perîşan olan Cem Sultan'ın , " Ey gönül, ben garip biçareye vatanın herhangi  bir deresi,âb-ı hayattan daha hoş gelir. Gönlüm,  vatanın saçlarına bağlanalı devamlı onu istiyorum"  anlamına gelen şu beyitlerini unutmamak gerekir:

Çeşme-i hayvandan ey dil hoşdürür

Ben garîb üftâdeye cûy-ı vatan

Gönlüm eyler dâimâ anı taleb

Bend olaldan bâna gîsû-yı vatan

[3] Bu ifade, daha önce, Hürriyet'in 29 Haziran 1868 (9 Rebîü'l-evvel 1285) tarihli ve 1 numaralı nüshasında yayınlanan "Hübbü'l-vatan mine'l-îman"  başlıklı baş yazıda da kullanılmıştır: "Vatan o mün'im-i kerîmdir ki hânedân-ı âtıfetine gelenler aç, üryân, âciz, nâtüvân gelir; sâyesinde beslenir, sâyesinde giyinir, hayâtından, hürriyetinden sâyesinde  müstefid olur. Şükrâniyetin akdem-i vezâif olduğunu bilenlere göre lâyık mıdır ki vatanını bedeninden aziz tutmasın.. Ya Osmanlılar bu  vazife-i mukaddeseyi nasıl herkesten  ziyâde ifâya çalışmasın ki  vatan denilen ni'met-i ilâhiyye onlara kılıçlarının ekmeğidir. Bu uğurda şehîd olan  ecdâdımızın kemikleri  topraktan çıkarılsa mülkün her sahrasında nice ehramlar ve belki hürriyetimizi düşman taarruzundan muhafaza edebilecek kadar istihkâmlar yapılabilir."

[4]  "Vatan", İbret, Nu. 121, 10 Mart 1289 (23 Mart 1873)

[5]  Nihad Sami Banarlı, "Altmışbeşinci Yılda", Yahya Kemal Yaşarken, İstanbul Fetih Cemiyeti Yahya Kemal Enstitüsü Neşriyatı:1, İstanbul, 1959, s.20-21

[6]  Yahya Kemal, "Rüyâda Gördüğümüz Eyüp", Aziz İstanbul, İstanbul Fetih Cemiyeti Neşriyatı:52, İstanbul, 1964, s.127

[7]  HARB MECLİSİ, Aramak ve Söyleyememek, Arif Nihat Asya Bütün Eserleri, Çekirdek:2, Ötüken Yayınevi, İstanbul,     1976, s.10

[8]  YURD, Kundaklar, Şiirler-2, s.159

[9]  BİNGÖL AĞITI, Ses ve Toprak, Şiirler-4, s.41

[10]  KÖROĞLU, Basamaklar, Şiirler-2, s.230

[11]  Alıntı ve örneklerdeki imlâ ve noktalama  olduğu gibi korunmuştur.

[12]  ALTIN DEVRİ, Yerden Gökten, Şiirler-7, s.297

[13]  YURT, Kova Burcu, Şiirler-7, s.40

[14]  GERİCİ, Emzikler, Şiirler-3, s.191

[15]  ONLAR, Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor, Şiirler-1, s.11

[16]  MEHTER, Rubâiyyât-ı Arif-I, Şiirler-6, s.66

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

KAHRAMAN TÜRK KADINLARI
Hayme Ana'nın -hem kan bağı hem de can bağı ile- torunlarından olan kızım Meryem Ülkü'ye ithaf ederim. -Ödül Töreni Konuşması- Kayı Boyu Derneği ve Dergisinin Değerli Mensupları, Kıymetli Hâzirûn, Hanımefendiler, Beyefendiler,  Bu akşam böylesine nezih ve anlamlı bir toplantıda...
BASAT'IN TEPEGÖZ'Ü ÖLDÜRMESİ
Meğer Hanım bir gün Oğuz otururken üstüne düşman geldi. Gece içinde ürktü göçtü. Kaçıp giderken Aruz Koca'nın oğlancığı düşmüş. Bir aslan bulup götürmüş, beslemiş. Oğuz yine zamanla gelip yurduna kondu. Oğuz Han’ın at çobanı gelip haber getirdi, der: Hanım sazdan bir aslan çıkıyor, at vuruyor,...
ZİYA GÖKALP - ÖTÜKEN ÜLKESİ (İNCELEME)
"Türk gençleri yalvardılar Hakan'a:Boru çaldır, ruhlarımız uyana...Cenk edelim, yayılalım cihana: -Yayılmaktır Türk soyunun turası!Böyle diyor Oğuz Han'ın yasası! Hakan dedi: "Anayurt'tan bıkılmaz,Boş bulunup eve düşman tıkılmazYabancılar çıkarılır, çıkılmaz." -Toplanınız: vatanınız...
 İSLÂM VE ŞİİR
Cahiliye döneminde Arap şiiri çok gelişmiş, belli bir yetkinliğe ulaşmıştı. Arap şairler güzel söz söylemek için birbirleriyle çeşitli ortamlarda yarışırlardı.  Övgü ve yergide sınır tanımayan şairlere gaipten haber veren kâhin gözüyle bakılıyordu. Uygun olandan uzaklaşma anlamına gelen ifrat...
İHANET - ZEYNEP ÖZKİŞİ
İçimdeki yenilmesi,engellenmesi imkansız öfke halimle alakam yokmuş gibi.... Vakur, gururlu olgun bir hanım duruşuyla sanki kızgın, kırgın değilmiş,dayanabiliyormuş, canım acımıyormuş, gibi, etkilenmemiş, defalarca ölmemiş gibi dimdik ayakta duruyorum.   Karşımda ki yeni yetme sayılan,...
HÜRRİYET
Hürriyet, havalı Hürriyet. Yürüdüğü zaman yeri göğü titreten, belediye reisinin karısı Hürriyet. Deniz kenarındaki muhteşem köyümüzün  belediyelik olduğu zamanlardı. Çok göç verdik. Kıymete bineceğini bilselerdi kimse göçmezdi. Sonraları muhtarlık oldu. İlçeye bağlandık. Haritadan da...
prev
next

Medya Sanatın Düşmanı

Edebiyat Dunyamız

Tarık Buğra,“ Gazetecilik sanatın düşmanıdır” derdi. Bugün yaşasa, yeni yaygınlaşan kavramı kullanacak ve “Medya sanatın düşmanıdır” diyecekti. Muazzam bir tesbittir. Çok keskin bulanlar olacaktır. Ancak, düşününce doğruluğuna şaşılacak bir vecizedir.Medya...

BABA, BU KİTAPLARIN HEPSİNİ OKUDUN MU?

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

 Herkes ekmeğini taştan, topraktan çıkarır biz kitaptan çıkarıyoruz. Önümüz arkamız, sağımız solumuz kitap. Oturduğumuz masa kitap dolu, yanımızdaki ve karşımızdaki raflar öyle, keza çantamız, bavulumuz, çıkınımız, paltomuzun iç cepleri de.      ...

TÜRKÇE'DEKİ VATAN - 5

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

Geçen yazımızda Prof.Dr.Nurullah Çetin beyin “Tek millet davası, tek dile bağlıdır” isimli makalesi çerçevesinde “Türkçe’deki Vatan” yazımıza devam edeceğimizi belirtmiştik. Türkiye bugünlerde tarihinin kritik noktalarından birinden geçmektedir. İmparatorluk dönemimizde bile yaşamadığımız hilkat...

KELE BACIM

Ayla Coşkun CEREN

“Kele bacım aklının dibini dökme. Otur oturduğun yerde. Abılan da duymasın bu dediklerini. Sen ne bakıyon kemçiğin dediklerine. O senin iyi olmanı istemiyo. Yarın gene acılıktan bacılık olursunuz. Alaguyruk o...

SİS (TAHLİL) - TEVFİK FİKRET

Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid, Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid. Tazyîkının...

OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ

“Volkan gibi lâv atmış, ne susmuş ne sönmüşüm Ben bir fikir...

NEFHA ŞEYH SADREDDİN KONEVİ ESİN…

13.yüzyıldan günümüze huzur, muhabbet nefesleri. Bir Hazine'ye Şeyh Sadreddin Konevî'ye yaklaşım...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985...

DEĞİŞİM

Son yıllarda değişimin üzerinde o kadar çok konuşuldu ki. Değişim, değişti...

KIRIM'A SEYAHAT - FATİH KERİMİ

İlk baskısı 2004 yılında hazırlanan Fatih Kerimî'nin Kırım'a Seyahat adlı bu...

PROF.DR. Saadettin Yıldız ile Tür…

Hocamız saygıdeğer Prof.Dr. Saadettin Yıldız ile "Dil" ve "Edebiyat" üzerine konuştuk. Sorularımıza öyle...

SAYI 2 - AH GÜZEL İSTANBUL!

Sayı: 2 Vapur sesi, martı sesi, denizin sesi, ardından Sadri Alışık’ın güzelim...

ÇOK SATILAN KİTAPLARIN ÖZELLİKLE…

Bestseller, yani çok satan popüler kitaplar üzerinde yapılan bir araştırma oldukça...

TÜRKÜDEKİ VATAN - 1

Bayram Bilge TOKEL diyor ki; “Türküler bizi söyler yüzlerce yıldır, biz...

ŞİİR HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER

Biz bu satırlarda, şiirde anlam ve açıklığın ne değerde şeyler olduğu...

DİVAN EDEBİYATINDAN SEÇMELER

Baki’den Kadrini sengi musallada bilüp ey Baki Durup el bağlayalar karşında yaran saf...

MEHMED ÂKİF’E DAİR-1: DÜNYA G…

Abdürreşid İbrahim'in fikir ve aksiyon çerçevesini Eşref Edip şöyle belirlemektedir:  "Takip ettiği...

KISKANÇLIK

Hikmet Münir Ebcioğlu(1927-1989)’nın sözleri, Teoman Alpay(1932-2005)’ın bestesi hüzzam makamındaki “Kıskanırım” şarkısını...

SUZAN ÇATALOLUK - AHENK

Parmağını uzattı, tam değecekti ki hemen vaz geçti. Derin bir hayranlıkla...

Şiir Hakkıında-2

Bundan birkaç sene evvel M. Bremond, saf siire dair Akademi'de söylediği bir nutukta...

FAZE BAYRAKTAR

Zengin folkloru ile, mimarisi ile, gelenek ve görenekleri ile hepsinin üstünde...

ALİ HASANOV’UN ‘’HOCALI SOYK…

Bülten ve ajansların geçtiği haber, Türk dünyası ile dünya kamuoyunda şok...

HALK HİKÂYELERİNDE MİTOLOJİK SA…

Mitolojinin zengin dünyası içinde yer bulan sayılar ve renklerin görünümleri halk...

SAĞIM SOLUM SOBE, SAKLANMAYAN EBE

Kim ebe kim sobe belli idi. Yağ satardık, bal satardık; ancak...

"NE İÇİNDEYİM ZAMANIN"

Şiirimizde, zor yazan ve kendi yazdıklarını zor beğenen şairler arasında Tanpınar'ın...

KUYUYA MEKTUPLAR

Kitapların dünyası farklıdır. Edebiyat çevresi diye bir yer vardır. Uzun kısa...

’ÇİFTE VAV’IN İZİNDE

Sosyolog şair A. Yılmaz Soyyer’in şiir kitabı Çifte Vav’ın İzinde Post...

Sinün yüzün güneşdür yoksa ayd…

SULTAN VELED'den Sinün yüzün güneşdür yoksa aydur Canum aldı gözün dakı ne eydür

DİL ÜZERİNE

Önce söz var. Eşyanın yaratılışı sonradan. Adem'e önce isimler öğretiliyor. İsmin...

TÜRKÇE'DEKİ VATAN - 3

Büyük Türk şâirlerinden biri olan Mehmed b. Süleyman Fuzûlî (ölümü 1556)...

MİTOSLAR RÜYA MIDIR YOKSA GERÇEKL…

Mitler, modern insanın akılcılığı nazarında, yani bizlerin kavrayışına göre, uyanıkken görülen...

Medya Sanatın Düşmanı

Tarık Buğra,“ Gazetecilik sanatın düşmanıdır” derdi. Bugün yaşasa, yeni yaygınlaşan kavramı...

SEGİYT REMİEV VE NESİMÎ

Araştırmamızın amacı XX. yüzyıl başında Tatar edebiyatının önemli isimlerinden olan şair...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEME…

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar...

BİRLİKTEN CUMHURİYET DOĞAR

Milletçe, coşku ile, Türkiye’de ve dış temsilciliklerimizde törenlerle kutluyoruz/kutladık Cumhuriyet Bayramımızı. Büyük...

HAYAT TECRÜBEMİZ ARAF MIDIR?

S. Ahmet Arvâsî Kendini Arayan İnsan başlıklı kitabında üçlü bir tasnif yapar: “İnsanlığın...

Çok okunan büyük yazarımız: RE…

Çok okunan büyük yazarımız, Anadolu’yu şehirleri ve insanlarıyla çok iyi tanıyordu...

CENGİZ DAĞCI'DA VATAN - 2

Cengiz Dağcı’nın eserleri ile tanıştığım lise yıllarında (1970'li ) okuduğum ikinci muhteşem romanı...

MİLLÎ EDEBİYATIN ÖNCÜSÜ: MEHME…

1921 yılında, Türkiye bir ölüm-kalım savaşı içindedir. Milletin tek umudu Mustafa...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Ben türküyüm. Sevgimi bile bile,Yol işledin mendile,"Merhaba" de aşk ile,Bana bir türkü...

AĞLATAN GÜL(E)MEZ

Siyasî, dinî ve/veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere; resmî, yerel ve...

“KOZA” ŞİİRLERİNE GÖRE HAR…

   2.2.”Koza” şiirlerinde  ses yapısı   Harid Fedai’nin şiirlerinde ses zaman zaman ön plana...

TÜRKÇE’NİN GÜCÜ

“ Bir Türk’le Türkçe’den başka bir dille konuşmak, bana adeta bir...

Edebice/5.sayı

Edebice dergimizin 5. sayısı çıktı. “Umut” temasının işlendiği 5. sayımızda yine...

DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI

Bugün yeryüzünde kaç dil konuşulduğunu kesin bir sayı vererek söylemek güçtür...

GÖNÜL ZİYARETLERİ

Eskişehir'den çıkarken radyoda bir türkü çalınıyordu; "Kaleden iniş m'olur, Ham demir gümüş m'olur, Evvelden...

SİSİ VE RÜZGÂRI MEŞHUR VİYANA…

Sevdiklerimizin yaşadıkları yerler zihnimizin bir yerinde hep canlılıklarını korurlar. Benim için...

YENİ BİR YILA GİRERKEN

İnsanî ve ahlakî erdemlerle düzenlenmiş hayata ömür diyoruz. Ömrümüz, inşallah, iyilik ve...

SABIR

Teknolojik gelişmelerle bağlı olarak insanın hırsı tahrik ediliyor. Hırs, zamanla tamaha...

Necmettin Halil ONAN

Necmettin Halil Onan (1902, Çatalca, Kocaeli - 17 Ağustos 1968, İstanbul)...

DR. SAİT BAŞER

Akademisyen, fikir adamı, araştırmacı, yazar.  Son yıllarda Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli ve...

RAUF DENKTAŞ'TA VATAN

Mustafa Necati Sepetçioğlu “Kıbrıs” la ilgili yayınladığı eserlere “Sabır Ağacı” ismini...

ANADOLU MECMUASI

Cumhuriyet'in ilk yıllarında yayımlanan fikrî, ilmî ve edebî muhtevalı aylık dergi Nisan...

NESEFÎ’DEN DOSTOYEVSKİ’YE KÖT…

Friedrich Schiller “Haydutlar” adlı piyesinin önsözünde kötülüğü yıkmayı hedef edinmiş bir...

ÖĞRETMEN

-Şehit öğretmenlerimizin aziz hatırasına- Ulular, bir harf öğretene kırk yıl kölelik yapmak...

TÜRK MİTOLOJİSİNDEKİ ANA TANRI…

Her toplumun mitolojisinde bir Ana Tanrıça muhakkak vardır. Ana Tanrıça kültü...

YÛNUS DİYARINDA BİR MEVLEVÎ: AR…

Cumhuriyet dönemi şiirimizin önemli temsilcilerinden biri olan Arif Nihat Asya, milletimizin...

REŞAT NURİ GÜNTEKİN ve YAPRAK D…

Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir...

İKİ KAVRAM: MİLLİ EGEMENLİK VE …

Her millet, bugününü kendi iradesi doğrultusunda yaşamak, geleceğini de aynı iradeyle...

ANLAMIN BAĞLAM AÇISINDAN İNCELENM…

Semantics ve pragmatics alanlarına bakış Anlam konusudilbilimde semantics (anlambilim) ve pragmatics (edimbilim) alt başlıkları ile ele...

TOPRAK VE GENÇ ADAM

İnsanın macerası toprakta başladı ve toprakta son bulacak. Bütün bir yaşanmışlığı...

TÜRK ROMANINDA MODERNIST ETKININ BO…

Modernist Romanın Altyapısı Bir edebi tür olarak roman, Türk edebiyatına Tanzimat dönemiyle...

ŞEHRİN SIRMALI, İPEKLİ TAŞLARI …

Tarih kitaplarına göre Bursa surlarının yapılışı tâ İ.Ö. I. yüzyıla dayanıyor...

MUSTAFA ŞEKİP TUNÇ

Çok yönlü bir aydın olarak pek çok eseri ve çevirisi bulunan...

GÖNÜLLER FETHETMEK

Ruhun derinlerinde yeşeren bin bir baharın adıdır gönül. İnsan, Allah’a gönül yoluyla...

SÂMİHA ANNE’Yİ ‘KENDİ SEMBOL…

Kelimelerin bir ümmet olduğu öğretilmedi bize. Bunu ilk defa Sâmiha Anne'yi...

BİR DIŞAVURUMCU ŞİİR TEMELLEND…

1 Felsefe ile resim arasında, görece özerk alanlar olsalar da. belirli...

ZİYA GÖKALP'İN TURAN ŞİİRİ TA…

Türklüğü Türkün Bedeninde Aramanın Şiiri: Turan Nabızlarımda vuran duygular ki, târihin Birer derin...

GÜZEL SÖYLENEN SÖZ : ŞİİR

  Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: “Sözü gönül alıcı bir biçimde...

YABANCILAŞMA OLGUSUNA YÖNELİK Bİ…

Yabancılaşmanın iki yönü Yabancılaşma olgusunu bizler çoğu zaman tek yönlü algılarız, tek...

Milli Kültür Mes'eleleri ve Maarif…

Samiha Ayverdi KUBBEALTI NEŞRİYAT Yazar, bu eserinde Türk gençliğinin, millî ve...

Reşat Nuri Güntekin: İlk Romanım…

Gizli El benim ilk romanımdır. Mütarekenin ilk yılında Dersaadet ismindebir gündelik...

ÇAĞDAŞ KÜRESEL MEDENİYET

Sayfa Sayısı:  248 sayfaKağıt Cinsi:  2. hamurKapak Cinsi: Karton kapakEbat:  16.5x23.5Basım Tarihi:  08-2006Baskı:  3ISBN:  978-975-7032-92-2"Tarihte topyekûn insanlığa...

Prof. Dr. Milay KÖKTÜRK İle Tür…

Sayın Prof.Dr. Milay Köktürk hocamızla, bugünlerde önemli bir tartışma zeminini oluşturan, bazı...

NAMIK KEMAL - MURABBA ŞİİR VE TAH…

Sıdk ile terk edelim her emeli her hevesi Kıralım hâil ise azmimize...

DUYARLILIK

“Ünlü piyanist sahneye çıktı ve konserine başladı. Daha ilk parçanın ortalarında...

İLHAN BERK’İN İCAT ETTİĞİ B…

Deneme, günlük, eleştiri, otobiyografi, hatıra, gezi yazısı gibi farklı türlerdeki kalem...

Vatanı Dilinde Cengiz Dağcı

Cengiz Dağcı 9 Mart 1919’da Kırım’ın Gurzuf kasabasında doğ- du; 22...

TÜRKÇE'DEKİ VATAN - 4

Prof. Dr. Nurullah ÇETİN beyin “Milli Doğruluş Yeniden” isimli eserinden “Milletleşme sürecimizin...

EDEB ve HAYÂ

‘İnsanın hataya düşüp utanılacak şeyler yapmasını önleyen, yerinde ve ölçülü davranmasını...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Dün bizim Metin Bilgesoy kardeşimizin yazısını koymuş, bugün de nasip olursa...

BALKON VE KADIN

Ev… Evler… Dört duvar, dışarıya açılan bir kapı ya da içeriye...

PRUSA'DA BİR BAYRAM SABAHI, MANGUEL…

Pınarbaşı’ndayım… Bursa’ya yüzyıllardır âbıhayat içirmiş en güzel köşeciğinin kuytusunda… Elimde uzun zamandır...

VATAN DİLİNDE CENGİZ DAĞCI

Vatanını kaybetmiş ve bir daha dönüp onu görememenin acısını derinden yaşamış...

ANADOLU’YA DOĞAN GÜNEŞ: EMİR S…

Ondördüncü yüzyılın sonlarına doğru, Bursa ufuklarında yeni bir bilim ve irfan...

DEĞİRMEN - 1

Doğduğunuz yer bir köyse, yaşadığınız coğrafyanın birçok güzelliğiyle birlikte zorluklarıyla da...

RAMAZAN DUYGULARI

Unutulmaya yüz tutan Ramazan Manilerinden birini hatırlatıp öyle başlayalım istedim. "Bu...

TANZİMAT EDEBİYATI (1860 - 1896)

Tanzimat Edebiyatı, bir kültür ve siyasi hareketin sonucu olarak ortaya çıkmış...

ANLA(ŞA)MIYORUZ

‘Aya giden insan ile iletişim kurabilecek sistemleri buluyoruz. Buna rağmen çoğu...

KENDİMİZLE KONUŞTUK MU HİÇ?

Kendinizle konuşur musunuz hiç? Kendi kendinizi dinlediğiniz olur mu hiç? Hoşlanmadığınız...

KINALI KUZULAR

Yüz yıl önce Türk vatanı paramparça edilerek sömürgeci devletler paylaşılırken nice...

Mahmut Topbaşlı (Günbeyli)

1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini...

BURSA'DA BİR AKTAB DÜKKANI

Arap Şükrü Sokağı, sabah akşam değiştirmediğim güzergâhımdır. Eskiden kışları yerler biraz...

ACIKAN KURT

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikâye...

AYNALI BABA’NIN ULAĞI

"Çiçekler âleminin suskun su gülleri onlar. Neden durgun sularda biterler? Hep...

SÜLEYMAN ULUÇAMGİL’İN ŞİİRL…

Erenköy şehidi Süleyman Uluçamgil (1944-1964), daha 20 yaşındayken hayata veda etmiş...

İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK DESTANLA…

Çağdaş fizikçilerden Michael Talbot Yeni Fizik ve Mistisizm adlı çalışmasında, sübjektif gerçeklik ile...

TOP-LUM!

Eski Türkçe ile söyleyecek olursak Cemaat...Cem olmak, birlik olmak, yekdiğerinin ezasını...

TÜRK BAHADIRLARININ ORTAK ADI: ALP

Göçebelik hareket ve canlılık ister. Göçebeliği hayat tarzı olarak seçen toplumlar...

EMİRDAĞ AĞZI - ÖZCAN TÜRKMEN

Birinci baskısı Emirdağlılar Vakfı’nca (2013), İkinci baskısı Emirdağ Belediyesi’nce (2017) yapılan...

KIZILELMA: TÜRK’ÜN YÜCE ÜLKÜS…

Gizli arzuların ifadesidir rüya. Şuuraltı isteklerin dışa vurumudur. Karışık hayâllerdir. Rüya...

TÜRKÇENİN SÖZVARLIĞI

SÖZVARLIĞI NEDİR ? Bir dilin sözvarlığı denince, yalnızca o dilin sözcüklerini değil;...

İSTANBUL MEKTEBİNDE OKUMAK

Yıllarca rüyalarımı ve hayallerimi süsleyen bir dosta kavuşmanın heyecanını duya duya...

ŞEHİRDEKİ VATAN

Şehrin ve onun ifade ettiği medeniyetin; Vatanımızın kimliğindeki önemini en güzel...

Dilaver Cebeci

15 Temmuz 1943'te Gümüşhane'ye bağlı Kelkit ilçesinin Dayısı köyünde doğdu. Ailesinin...

OSMANLI - TÜRK KLASİK ŞİİRİNİ…

Osmanlı Türk şiiri ile modern Türk şiiri arasındaki ilişkinin nasıl olması...

SANAT,EDEBİYAT VE SİYASET...

"Doğduğumuz memleket bütün taştı çakıldı;//Sert yoğrulmuş mayamız bizi dik başlı kıldı.//Yalana...

NEDİM - TAHLİL- Bir safa bahşedel…

ŞARKIBir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâdaGidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’aİşte...

CENGİZ DAĞCI'DA VATAN - 3

Cengiz Dağcı’nın “Onlar da İnsandı” ( Zaman: 1928-1932 ) ve “O...

ZEHRETME HAYATI BANA CÂNÂNIM...

İnsan, camdan bir fanus gibi çabucak kırılıyor en ince yerinden. Sahi...

BİR KADEHLE BİZİ SÂKİ GAMDAN Â…

Bir kadehle bizi sâki gamdan âzâd eylediŞâd olsun gönlü anın gönlümü...

DÜRÜSTLÜK

Değer, ‘sosyal hayatta bir varlık, bir nesne, bir faaliyet vb’ne tanınan...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Yunan ilerleyişi ve iç isyanlar sebebiyle Ankara Hükümeti bunalmıştı. Millî Kurtuluş...

KÜLTÜRÜ GÜNCELLEME ve YENİDEN M…

Kadim şehirler başlarını ulu dağlara, ovalara, denizlere ve nehirlere yasladıkları günden...

Kutsal İkona

250 yıl süren krizalit dönemi… Sır dolu hayatlar… Gizli kimliğin öne...

AHMET TUFAN ŞENTÜRK

Ahmet Tufan Şentürk’ü, ta 1950’li yıllarda tanıdığımdan beri, onu hep sanat...

MEHMET ÇAKIRTAŞ

“Aşık tarzı söyleyişe hakikî bir aşkla sarılarak, bu tarza yeni bir...

TÜRK’ÜN ATEŞLE İMTİHANI

Türk vatanının İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesinden Cumhuriyet’in ilanını kadar kendisi...

TARİHTE FÜTÜVVET VE AHİLİK - UM…

Ahilik, bir Ortaçağ esnaf teşkilâtıydı. Batı’daki lonca teşkilâtının, Türkleştirilmiş ve İslamlaştırılmış...

YAHYA KEMAL'DEN ANNELİ BİR HATIRA

Anı, deneme, şiir, öykü ve romanlarında babalarına yer/rol veren edebiyatçılar elbette...

OKUMA ENGELLERİ

Okumanın bittiği yerde şiddet başlar. Okumayı hiçbir şey engellememelidir. Okumayı engelleyen...

ÖMER SEYFETTİN VE TOS

(28.2.1884 - 6.3.1920) Doğ.: Gönen - Ölm.: İstanbul Cumhuriyetten önceki edebiyatımızın hikâye alanındaki...

ŞAİRLER SULTANI: NECİP FAZIL KISA…

Cumhuriyet dönemi Çağdaş Türk Edebiyatı’nın en dikkate değer şahsiyeti, şüphesiz Necip...

“GÖK”TEN DEĞİL, “KÖK’TEN…

-Ekrem Hakkı Ayverdi’ye- Nasıl da diz çökmüş asırların, fethin, fütûhat ruhunun o...

SANATIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ

 Sanat; ‘’bir duygunun, tasarımın, güzelliğin vb. dışa vurumunda, anlatımında kullanılan  yöntemlerin...

NURETTİN TOPÇU'NUN KÜLTÜR VE MED…

“Hareket ediyorum, düşünüyorum, birliği seviyorum, o halde varım” Nurettin Topçu Eski Türk destanlarından...

OYUNDAN FELSEFE ÇIKARMAK

   Her çağın kendine ait bir dili vardır. Bu dille konuşur...

REFİK HALİD KARAY - ZİNCİR

İşsiz, güçsüz kaldığım gurbet ellerinde köşe pencerem, kendimce Abdülhak Hâmid'in "Kürsü-i...

ARİF NİHAT ASYA

Son elli yılın, gerçek Türk şâirleri arasında, gönülleri fethederek, dalga dalga...

TÜRK ŞİİRİNDE NAZIM BİÇİMLER…

Nazım Birimi Şiirde iki temel unsur vardır.Bunlar “biçimsel(dış)” ve “içeriksel(iç)” olarak...

AŞIK VE SEVGİLİSİ - MEVLÂNA'DAN

Aşığın biri, günün birinde kendisini çok seven, onun sevgisiyle yanıp tutuşan...

TÜRK KÜLTÜRÜNÜN EDEBİ UNSURLAR…

Kültür, bir millet veya topluluğa özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütü-...

MANKURT

“Adını hatırla, kim olduğunu hatırla” bir annenin kimliğini, kişiliğini yitiren çocuğuna...

ÖĞRETMEN VAR ÖĞRETMENDEN İÇERU

 İnsan kendinden başlamalı sevmeye de, yermeye de, bilmeye de ama kendinde...

ÇAKIRCI HAMZA BEY KAZIKLI VOYVODA…

1461 Yılında Eflak tahtında Türklerin Kazıklı Voyvoda, Macarların Şeytan, Eflaklıların Cellat...

SERBEST ŞİİRİN YAZIMINA DAİR B…

Şiir kavramı ve şiire dâir tartışmalar-sanırım- hiç bitmeyecektir. Mânâ, biçim ve...

ÜÇ TARZ-I SİYASET'İN (OSMANLICIL…

18.srın son çeyreğiyle birlikte Osmanlı, yüzyıllardır Batı karşısında süren üstünlüğünü kaybetmiş...

DOĞU ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ

Okumuşumuz olsun, cahilimiz olsun, Doğu illeri hal­kına hemen “Kürt” der, çıkar...

MUSTAFA NECATİ KARAER

Yıl 1949... Yaz aylarından bir gün Kayseri’nin Hisarcık kasabasında gezerken, bir...

İSTEME

‘İsteme benden soğurum senden’ ifadesini duymuşsunuzdur.  Bu sözü her duyduğumda ‘İnsan, insandan...

Sürgünden Soykırıma Ermeni İddi…

Ermeni soykırımı iddiaları değerlendirilirken, söz konusu dönemde Osmanlı Devleti'yle savaş halinde...

ANNE BABA ÇOCUK İLİŞKİLERİNDE …

‘Aslında hiçbir şey, iyi veya kötü değildir. Her şey, bizim onlar...

BİR KURUCU AKIL OLARAK YAHYÂ KEMAL

Türkçedeki "yanmak" ve "uyanmak" kelimeleri arasındaki kök birliği, kavram planında anlama...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak...

POSTMODERN ROMAN VE HAZ

Yirmi birinci yüzyılın çetrefilli yaşam şartlarına ayak uydurma çabasındaki roman sanatı...

PROF. DR. FERRUH AĞCA’NIN UYGUR H…

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim üyesi Prof...

ALDANMA ALDATMA ÜZERİNE

İnsanız işte… Acı, bunalım, düşünce, gam, gerilim, hüzün, ıstırap, kaygı, keder, korku...

AZERBAYCAN EDEBİYATI - 2

Farsdilli Azerbaycan Edebiyatı Azerbaycan’da Arap baskısının zayıflaması sonucu olarak ülkenin güneyinde Revvadi’lerin...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

Necmettin Halil ONAN

Edebiyat Dunyamız

Necmettin Halil Onan (1902, Çatalca, Kocaeli - 17 Ağustos 1968, İstanbul), Türk  şair, öğretmen, akademisyen, edebiyat tarihçisi. Türk edebiyatının artık klasikleşmiş eseri olan ve Türk ordusunun Çanakkale Savaşı'ndaki savunmasını anan "Bir...

Füsun Menşure

Edebiyat Dunyamız

Füsun Menşure, Hamburg'ta doğdu. İnşaat mühendisliği eğitiminin ardından yurt dışında iç mimarlık mekan ve çevre tasarımı bölümünü bitirdi. Daha sonra işletme fakültesindeki eğitimini tamamlayarak yönetim ve organizasyon alanında yüksek lisans...

Erkin VAHİDOV

Edebiyat Dunyamız

Erkin VAHİDOV   Günümüz Özbek şairlerinden Abdulla Âripov’un Söz Sehri (Söz Sihri) adlı yazısında, “İşte birkaç on yıldan beridir müstesna bir şiir bahçesinin çiçek kokulu havasından nasibimizi alıyoruz. Bu Erkin Vâhidov’dur. Ana...

Enis Behiç KORYÜREK

Edebiyat Dunyamız

11 Mart 1891, İstanbul doğumludur.  Şairimiz Selanik ve Üsküp idadilerinde, İstanbul Lisesi'nde okudu, Yüksek öğrenemini Mülkiye’de (1910-1913) yaptıktan sonra, Hariciye (Dış İşleri Bakanlığı)’ye katıldı. Bükreş’te (1985), Budapeşte’de (1916-1921) konsolos katipliği...

Âşık Seyrâni

Edebiyat Dunyamız

 19. yüzyılın en önde gelenâşıklarından biri olan Seyrânî Develilidir (eski adı Everek). Develi’nin Oruza Mahallesi’nde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Mehmet olan Seyrânî’nin babası Oruza Cami- si’nde imamlık yapan Cafer Efendi, annesi ise Emine...

PEYAMİ SAFA-1

Edebiyat Dunyamız

Şair İsmail Safa'nın oğlu ve «Mahşer», «Bir Akşamdı», «Şimşek», «Fatih - Harbiye», «Dokuzuncu Hariciye Koğuşu». "Bir Tereddüdün Romanı», «Biz İnsanlar" romanlarının müellifi Peyami Safa'ya otuz dokuz senelik hayatından ve on...

TURGUT GÜLER

Edebiyat Dunyamız

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçesine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Lisesi’ne devâm ettikten...

PROF.DR. MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ

Edebiyat Dunyamız

Prof.Dr. Mehmet Fuat KÖPRÜLÜ Türk tarihi ve Türk Edebiyatı tarihi yanında Türkiye’de modern hukuk ve iktisat tarihinin kurucusu olan araştırmacı, bilim adamı ve siyasetçi Mehmet Fuat Köprülü, aynı zaman Türk Ocağı’nın...

NİHAD SÂMİ BANARLI

Edebiyat Dunyamız

Şeyma GÜNGÖR1 NÎHAD SÂMİ Banarlı Cumhuriyet devrinin yetiştirdiği en önemli edebiyat öğretmeni, edebiyat tarihçisi ve yazarlardandır. Şiir, tiyatro, hikâye, roman alanlarında da eserleri olan Nihad Sâmi Banarlı özellikle lise edebiyat ders...

ÖYKÜ / ROMAN

TANZİMAT ROMANI ZÜPPE TİPİNİN “AYLAK…

GİRİŞ Türk romanına Tanzimat Dönemi‟yle birlikte girmeye başlayan “alafranga züppe” tipi, Osmanlı İmparatorluğu‟nun zayıflaması sonucu ortaya çıkan bir tiptir. Tanpınar‟ın tespitiyle “alafranga ve alaturka, eski ve yeni tabirleriyle ifade edilen...

CAHİT ÖZTELLİ

Halk Edebiyatı tarihçisi ve değerli folklorcu Cahit Öztelli ile, şahsen tanışmadan yıllar öncesi mektuplaşmaya başlamıştık. 1962’de ilk baskısını yaptığım “Başlangıçtan Bugüne ka-dar-Kayseri Şairleri” isimli kitabımdan sitayişle bahseden bir mektubunu almıştım. Bu mektubunda, “Dadaloğlu”nu Kayseri...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş...

ÖMER SEYFETTİN - İLK CİNAYET

Ben hep acı içinde yaşayan bir adamım! Bu sıkıntı âdeta kendimi bildiğim anda başladı. Belki daha dört yaşında yoktum. Ondan sonra yaptığım değil, hattâ düşündüğüm kötülüklerin bile vicdanımda tutuşturduğu sonsuz...

ÖLÜMÜN KIYISINDA

Saatlerdir hiç kıpırdamadan uzandığım yataktan yavaş yavaş atıştırmaya başlayan kar’ı seyrediyorum. Rüzgârın uğultusu kulaklarıma kadar geliyor. Bir an bu saatte derste olmam gerektiğini hatırlıyorum. Gözlerim kararmaya, ellerim titremeye başlıyor. Göğsümün...

BATILILAŞMA MACERAMIZDA TÜRK ROMANINA YANSI…

GİRİŞ Tanzimat'ın ilânından sonra, Türk toplumunda siyasî olduğu kadar, toplumsal değişmelerin olduğunu da görmekteyiz. Batı medeniyetine gösterilen büyük rağbet ve hayranlık, bazen çok aşırı ve lüzumsuz bir seviyeye ulaşarak, Türk halkının...

TARIK BUĞRA - YARIN DİYE BİR ŞEY YOKTUR

Kendimi hafifçe heyecanlı hissediyordum: Bir sürü sıgara içmiştim; son olsun diye bir tane daha yaktım. Bu biter bitmez yatağa girmeliydim: Yarın vücudum dinlenmiş, zihnim açık olmalıydı. Sigarayı içerken Hâmid’den ve mesela...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Mustafa Kemal’in anlatacakları daha bitmemişti. Fakat tren yavaş yavaş, kavurucu sıcak içinde bozkırdaki Ankara’ya yaklaşmıştı. Ağustos ayında boncuk boncuk terleyen Paşalar ve genç subaylar Mustafa Kemal’in anlattıkları ile daha da...

SUZAN ÇATALOLUK - AHENK

Parmağını uzattı, tam değecekti ki hemen vaz geçti. Derin bir hayranlıkla seyre daldı. “Bu nasıl bir güzellik böyle,” diye düşündü elinde olmadan. “Bu nasıl bir ahenk? Şu renklere bak, şu derinliğe...

ŞAİR ve ŞİİR

ÖMER KAPLAN KOZANOĞLU

1973 yılında Adana Feke’de doğdu. Köy ilkokulundan sonraki eğitim hayatını parasız yatılı, Fen Lisesi, Tıp ve Tıp’ta uzmanlık olarak sürdürdü. Çocukluk yıllarından beri şiirle ilgilendi. Bir çok dergide şiirleri yer...

ŞARKI - ŞEYH GÂLİP

1. Ey Nihâl-i işve bir nevres fidânımsın benimGördüğüm günden beri hâtır-nişânımsın benimBen ne hacet kim diyem rûh-i Revânımsın benimGizlesem de âşıkâr etsem de cânımsın benim

SEZAİ KARAKOÇ

22 Ocak 1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğmuştur. Şair, yazar, düşünür, siyasetçi. Çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçen ve 1938 yılında Ergani’de 3 ay ilkokul öncesi ihtiyat sınıfına devam...

DİLAVER CEBECİ

15 Temmuz 1943'te Gümüşhane'ye bağlı Kelkit ilçesinin Dayısı köyünde doğdu. Ailesinin Kırıkkale'ye göçmesi üzerine ilkokulu orada tamamladı. Ortaokulu Merzifon ve Mersin askeri okullarında, Kınkkale'de başladığı lise öğrenimini Erzincan'da  tamamladı(1966). Ankara Üniversitesi İlahiyat...

NAMIK KEMAL'İN EDEBİ KİŞİLİĞİ

Namık Kemal’in edebiyat anlamında düşünsel gelişmesi üçlü bir etkinin sonucuna bağlanabilir. Fransızcayı öğrenmesi, Şinasi’yle tanışması, Avrupa’yı görmesi bunlardandır. Namık Kemal’in yenilik hareketlerine katılmasında düşünce ve edebiyat alanlarında eskiye karşı çıkmasında...

FUZÛLÎ VE BÂKÎ DİVÂNI’NDA BELÂ KAVRA…

Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan şiirinde de hayli fazla geçen kavramlardan biri olan belâ kavramı, divan şairleri tarafından farklı anlam ve mazmunlarla ifade edilmiştir. Belâ kavramı Türkçe sözlükte iki farklı anlam taşımaktadır.Bu çalışmada, 16...

ORHAN ŞAİK GÖKYAY

Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?" isimli şiiriyle tanınan Orhan Şaik Gökyay'ı 2 Aralık 1994 günü kaybettik. Edebiyatla ilgilenen herkesin kabul etmesi gerektir...

AHMET HAMDİ TANPINAR KİMDİR VE ŞİİR HAK…

Ahmet Hamdi TANPINAR (1901-1962) Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının şâir, hikâyeci, romancı, edebiyat tarihçisi ve denemecisidir. O, geniş yelpazede eserler vermiş bir sanatkârdır. Şüphesiz onun en bariz vasfı, kendisinin de kabûl ettiği...

AHMET YILMAZ SOYYER

Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz bebekken ayrıldıkları için annesinin yanında büyüdü ve dedesi 1924...

NELER GEÇMEDİ Kİ?

Özcan TÜRKMEN

Tercanlı İsmail Daimî(1932-1983)’nin  “Ne ağlarsın benim zülfü siyahım Bu da gelir bu da geçer ağlama Göklere erişti feryadı ahım Bu da gelir bu da geçer...

OKULLAR AÇILIRKEN (1)

Özcan TÜRKMEN

‘Aslında hiçbir şey, iyi veya kötü değildir. Her şey, bizim onlar hakkında neler düşündüğümüze bağlıdır.’ Öncelikle buna inanmalı; işe öyle başlamalıyız.İşe başlamalı ve kendimize...

NEFİSLE MÜCADELE(MİZ)

Özcan TÜRKMEN

Nefis mücadelesinde neredeyim,sorusunu kendinize sormuşsunuzdur eminim. Nefsinizle uğraşırken, çekişirken, didişirken siz de benim gibi şaşırıp...

NİYE TEBESSÜM

Özcan TÜRKMEN

İnsanımızın yüzü, maalesef, hep asık... Caddede sokakta gülen insanların sayısı gittikçe azalıyor. Gülmeyi unuttuk sanki.Bu konuya bağlı sebepleri...

ESERLERİYLE BİR ÜLKEYİ SÜSLEYEN DEH

Ali_Alper ÇETİN

 Bir Medeniyetin Mimarı Ölümsüz eserleri, sanatları ve sözleriyle Anadolu’yu aydınlatanlar, Anadolu’ya Türklüğün değişmez damgasını vurarak, onu ebediyyen...

SEZAİ KARAKOÇ’UN “EDEBİYAT YAZILA

Edebiyat Dunyamız

Sezai Karakoç, verdiği eserlerle Türk edebiyatının son 60 senesinde mühim bir yere oturur. Başta şiir olmak üzere hikâye, deneme, fıkra, piyes, inceleme – düşünce...

NASRETTİN HOCA’DAN BİR FIKRA

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Fıkraları sevmeyen var mıdır, sanmam. Çünkü fıkralarda her insana hitap eden bir taraf mutlaka bulunur. Kimini güldürür fıkralar, neşelendirir; kimini...

digertumyazilar